21 Ocak 2019 Pazartesi


Trabzon Vilayeti Salnamesi 1904

Özet, not vs.
---

Sancak merkezleri liva olarak kayıtlı,

Kadimen Pontus Dağları idi ismi güneydeki dağların (s. 78/175)

Başlıca ağaçları meşe, karaağaç, dişbudak, çam ve kavaktır.

Fatsa ve Atina kaplıcaları meşhur (s. 81/181)

Hamsi bu havalide o kadar bol olurdu ki, sahile serilen hamsiyi tarlalara gübre olarak dahi sererler
Sanayi: kuyumculuk, bakırcılık, marangozluk ve çilingirlik ileridir.
İki sabun fabrikası ve debbağhanesi var
Bu havalide pek zarif sandal ve kayık yapılır, Sürmene ve Ünye’de gemi inşa edilir,
Her tarafta kiremit imal edilir (s. 81/181)

Polathane/Akçaabat başlıca mahsulü tütündür.
Kazada Salı günleri kurulan pazarda tarla bitkileri, tereyağı, peynir, hayvan derisi, mısır, fasulye, kereste vb eşya satılır.

Büyüklimanın batısından itibaren fındık meşhur,
Şarlı ve Görelenin siyah üzümü meşhur, buna keçi memesi de diyorlar (83/185)

Bundan şarap, nardek ve pekmez yapılır.

Tirebolu: ziraatı üzüm, ceviz, fındık vs. taze meyvedir,

Giresun: Tombul ve sivri diye tabir edilen iki tür fındığı var, bunlardan başka pirinç, mısır ve iç taraflarda arpa, buğday, fasulye, nohut ve bakla yetişir
Kulakkaya civarında epeyi kereste imal edilir,
Maden yatakları mevcut olup faal değildirler (s. 85/189),

Ordu: Şehrin rutubetinde dolayı ahalisi yazları Çambaşına çıkar,
Mısır, kendir, pirinç, zeytin, fasulye, fındık, ceviz yetişir (s. 86/191)

Fatsa: buğday, arpa, çavdar, mısır, fasulye, kenevir, keten vs. Bunlardan başka ceviz ve fındık yetişir, kaplıcası ve dağsuları meşhur (s. 86/191)

Ünye: keten, kendir, sebze, meyve yetişir. Mermer madeni ve değerli taşları var (s. 86/191)

Demir madeni de külliyetli,

Canik: Mahsulü arpa, buğday, çavdar, mısır, fasulye ve çok çeşitli sebze-meyvedir,
Manda ve kara sığırı kesretli, güzel at ve kısraklar yetiştirilir, kaza dahilindeki ormanlardan külliyetli miktarda kereste imal edilir,
Göllerinde kefal ve morina balığı bulunur, morina balığından yumurta/havyar imal edilir (s. 87/193)

Samsun ve Bafra: Başlıca mahsulatı tütündür.

Sürmene: ahalisi gemicilik, kayıkçılık, balıkçılık, katırcılık eder,
Balıktan külliyetli yağ elde ederler.
Arazisinde fındık ve fasulye yetişir (s. 89/197).

Of: Mısır ve fasulye yetişir fakat halkın ihtiyacına kafi değildir. Of sözcüğü yılan gibi kıvrımlı yol manasındaki ofis sözcüğünden gelir.
Kazanın doğusundaki Kalapotamos deresi Lazistan sancağı hudududur.

Rize kazasında limon, portakal yetişir.
Mahsulü mısır, fasulye ve böğrülcedir.
Gemicilik ve kayıkçılık sanatı ileridir.
Salarha’da kömür var fakat işletilmiyor,
Mapavri’de madencilik ileridir.
Kemer burnu açıklarında petrol gaz damarı var, açıktan denize akıyor ve bu bölgedeki balıkları kokutuyor.
Rize’nin gayet ince keten ipliğinden imal edilen mensucatı çok meşhur,
Kurayıseba’da kaplıca ve beş ayrı yerde madeni suları var (s. 90/199),


Hemşin, kaplıcaları pek meşhur,

Geneli itibariyle vilayetin mahsulatı mısır, tütün ve fasulyedir. Arpa ve buğday bunlardan sonra gelir (s. 101/221).

Giresun, Tirebolu ve Ordu’da fındık bol,

Gümüşhane köyleri halkı kış gelir gelmez sahil şeritlerine ve bilhassa Trabzon’da toplanıp hamallık, rençberlik, katırcılık yaparlar.
Lazistan ve Trabzon ahalisinin sürat-ı meşyi ve reftarlarına cüret ve cesaretlerine zekayı fıtrilerine karşı Gümüşhane sancağı halkının bataet-i hal ve hareketleri pek büyük bir tezat teşkil eder.

Çerkesler Canik sancağının Bafra, Terme ve Çarşamba taraflarında iskan etmişlerdir.
Bunlar tarımdan ziyade hayvancılık ve ayak işleriyle meşguldürler (s. 103/225).

Yayla hayatı Trabzon ahalisinde nesilden nesile bir itiyad-ı örfi halini almıştır. Köylüler yaz sıcağından kaçmak ve geniş otlaklar nedeniyle yaylaya çıkar, sahile yakın yerlerde ikamet eden ve çoğunluğu ticaretle meşgul olanlar ise göçebe kültüre mensup oldukları için işlerini bırakıp yaz aylarında yaylaya çıkarlar (s. 104/227).

Bazı kimseler rutubetten dolayı bölge ahalisinin sesinin güzel olmadığını söylüyor,
Trabzon şehrinde güzel sesli adama tesadüf edilememesi neticesinde sada musikisi mevcut olmamış ve dolayısıyla da saz musikisi de görülmemiştir (s. 113/243).

Lazut ekmeği, fasulye, karalahana ve hamsi yerler.

Maçka (Merkezi Cevizlik): Elbiseleri ekseriyetle yünden yaptıkları ve şal tabir ettikleri bir nevi kaba şayaktan zıpka ve mintan ve kısmen dahi karavana şalvardır.
Bölge ahalisi gurbette kazandığı parayla bu havalide her yere kilise yapar. Maçka’ya tabi köylerde beş-altı yüz kilise bulunduğunu söylemek abartı olmaz (s. 122/259).

Yomra (Merkezi Dirona): Ahalisi çiftçi, pek çoğu gurbetçi, gurbetçiler Rusya tarafına gider, yörenin zenginleri çuha şalvar giyer,
Mahsulatı fındık ve mısırdır. Bunlardan gayrısı da yetişir fakat ehemmiyetsizdir. Yörede yetişen elma pazarlarda satılır.
Bu nahiye odun ve kömür ihraç eder (s. 126/265). 

Şarlı: Kendir yetişir bu civarda. Tüfek, bıçak yapan zanaatkârı vardır. Fındık, fasulye, tereyağı, bal, balmumu, deri, yün ve yumurta ihraç ederler (s. 128/269).

Tonya: Dasdar dokumaları meşhur,
Giresun: Belediye Reisi İzzetlu Kapudan Yorgi Paşa’nın 18 senelik idaresi müddetinde şehir inkişaf etmiş, Karadeniz’in en güzel ve latif bir şehri halini almıştır (s. 129-130/271-273).

Fındıktan başka mısır ve fasulye yetişir. Dülgerlik, marangozluk, kayıkçılık, balıkçılık, bakırcılık, demircilik ve taşçılık bu havalide geçerli mesleklerdir. Köylülerin ekserisi gurbetçilik yapar. Çakşır, zıpka ve mintan giyerler.
O tarihte şehirde 12 gazino, 3 hotel ve 24 meyhane mevcut.
Bulancak şarabı Karadeniz sahilinde pek meşhurdur (s. 131/275).

Ordu: Ticaret, marangozluk, bakırcılık, kuyumculuk, çilingirlik, terzilik, kunduracılık, haffaflık, balıkçılık, saraçlık, kayıkçılık, kalaycılık geçerli meslekler. Gurbetçi de çoktur bu havalide.
Fındık ve mısır bolca, arpa, buğday, çavdar, yulaf, fasulye yeterince yetişir.
Çokça yumurta ihraç ederler.
İplik ve pamuktan dokunan peşkir ve peştamal dahilde kullanılır (s. 133/279).

Kazada 143 cami, 9 kilise, 1 hastane, 2 hamam, 431 değirmen, 50 gazino, 2 de hotel mevcut (s. 135/283).

Tirebolu: Ahalisi ticaret ve ziraatla meşgul, marangoz, kayıkçı ve balıkçısı da mevcut.
Arazisi olmayanlar amelelik yapar yahut gurbete gider (s. 135/283).

Of’un fasulye ve kestane kabağı pek meşhur.

Sürmene: Burada denizcilik epey inkişaf etmiştir. Kayıkçılık, marangozluk, dülgerlik, katırcılık, demircilik, bakırcılık geçerli mesleklerdir.
Çimşir ağacından kaşık, çatal ve bıçak işlemek sanatı yalnız buraya mahsustur (s. 144/301).

Fındık, mısır ve fasulye bu havalinin başlıca mahsulatıdır.
Kendirden gömlek bezi, peşkir, döşek çarşafı imal edilir.
Cicim, çorap ve zıpka için şal dokunur.
Yunus balığından külliyetli miktarda yağ imal edilir (s. 145/303).

Samsun: Şehrin rutubeti fazla, dolayısıyla soğuk alma, romatizma, göz-boğaz ağrıları, nezle, boğmaca gibi hastalıklar burada çok görülür (s. 151/315).

Samsun ahalisi Trabzon, Kayseri, Sivas, Ankara ahalisinden olup içlerinde çokça Çerkes ve Gürcü de vardır.
Tütün ziraatı şehirde yaygın (s. 152/317).

Alaçam: …Sinop sancağıyla hudut olduğundan burada pek çoktan beri frengi hastalığı görülüyor.
Kasabada 2 cami 3 kilise mevcut  (s. 164/339).

Rize Hakkında Malumat (s. 171/353)

 ---
Hazırlayan: Kudret Emiroğlu 

Trabzon İli ve İlçeleri Eğitim Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Vakfı

Trabzon Vilayeti Salnamesi 1903 - Özet, not vs


Trabzon Vilayeti Salnamesi 1903/1321

Ankara, 2008

---
Vülat-ı Azam: Reşad Bey

Elkab-ı Resmiyye (s. 42-43-44 / 85-87-89)

Malumat-ı Coğrafiyye (s. 115/231)

Trabzon’un Ahval-i Tarihiyesi (s. 128/257)

Vilayetin Ahval-i Sıhhiyesi (s. 139/279)

Vilayetin Ahval-i Ziraiyyesi… (s. 146/293)
Tarlayı işlemek için kullanılan saban, pulluk ve çapa gibi aletler ve bunlardan farklı gelişmiş makineler hakkında malumat mevcut.

Umur-ı Nafia (s. 202/405)

Malumat-ı Umumiyye (s. 216-431)
Karadeniz’in hiddet ve şiddeti tamamıyla Lazlarda tecelli eylemiştir…
Bilhassa derelerin ve nehirlerin denize döküldüğü yerlerin civarında sıtma gibi hastalıklar eksik değildir.

…ahalinin adet ve ahlakına göre vilayeti üç kısma ayırmak mümkündür. İlkin Lazistan sancağıyla Trabzon’un Vakfıkebir kazasına kadar olan kısmıdır. Ülkenin geneli vilayetin tamamını Laz namıyla yad ediyorsa da bunun doğru olmadığını söylemek lazımdır. Çünkü Lazlar lisanlarıyla ve adetleriyle, tarz-ı maişet ve evsaf-ı hayatiyyeleriyle ayrılırlar. Sekene-i vilayetin kısmı azamı Türk neslindendir.
İkinci olarak Canik sancağı ahalisini göstermek gerekir. Üçüncü kısım ise Gümüşhane Sancağı ahalisidir. Bunlardan başka Rusya’dan hicret eden Gürcü ve Çerkesler gelir (s. 222/443).
Gürcüler en ziyade Ordu, Terme, Fatsa ve Ünye kazalarında tavattun etmişlerdir. Bunlar silaha ve silah kullanmaya hevesli olduklarından ilk başlarda bazı uygunsuzluklarda bulunmuşlarsa da zamanla kanun ve nizama uymuşlardır.
Gürcülerin bir kısmı tarımda bir kısmı da ağırlıkla zabıta olarak kamu hizmetinde çalışır. Geneli itibariyle cesur, kuvvetli ve yorulmak bilmezdirler. Bu bakımdan Lazlara benzerler.

Lazlar: ufacık tekneleriyle Karadeniz’de martı gibi yol alırlar. Şiddetli fırtınalarda bile kayıklarıyla balıkçılık yaparlar. Kartal kuşlarının bile yuva yapmaktan ürkeceği yerlerde evler yaparlar. Çevrelerinde bulabildikleriyle basit ve iptidai bir hayat sürerler. Lazların pek çoğu gurbetçidir (s. 223/445).

Mahsulatın başlıcası mısır ve fasulyedir. Sel ve yağmur sularının taşıdığı toprak sürekli olarak verimsizleştiği için ziraat yetersizdir.

Giresun’dan Ordu’ya kadar olan bölgede fındık ziraatı önem arz eder.
Gümüşhane ve civarının toprak yapısı ziraata elverişli olduğundan bu yerlerde arpa ve buğday ekilir. Halt diye de tabir olunan Gümüşhane ahalisinden arazisi yetersiz olanları gurbetçilik yapar, ekserisi kış aylarında Trabzon vilayetinin sahil kesimlerinde hamallık, katırcılık gibi çeşitli işlerde çalışırlar (s. 226/451).

Çerkesler Canik sancağının Çarşamba, Terme ve Bafra kazalarını iskân etmişlerdir. Ziraat ve hayvancılık başlıca meşgaleleridir.

Vilayet dahilinde sakin olan Rumlar ticaretle, köylerde yaşayanları ziraatla meşguldürler. Birçokları Karadeniz sahilindeki yabancı memleketlere gider ve ticaretle meşgul olurlar.

Ermeni köylüleri ziraatla, şehir ve kasabalarda yaşayanları sanayi ile meşgul olurlar.

İran ticareti dolayısıyla bilhassa sahil kesimlerinde İranlılar da vardır. Bazısı hancılık yapar. Bunların çoğu ticaret ve bir kısmı da sanayi ile ilgilenir (s. 227/453).

Yaylacılık…

Huysuzlukları, titizlikleri şarkılarında ve harekat-i raksiyelerinde bile tecelli eder. Köylülerin şarkılarını besteledikleri usul ve şarkılarının vezin ahengi de maişetlerindeki sürat-i harekete, ahlaklarındaki tezliğe tevafuk eder (s. 235/469).

Tütün ziraatı: Pek geç sürülüp bellendiği için daima tezekli kalan toprakları kırıp inceltmek, türün fidanlarını dikmek ve sonra çapalamak, yaprakları toplayıp sırıklara dizmek için birçok ameleye ihtiyaç vardır (s. 240/479). 

Tonya: Silah istimalinde ve bilhassa kurşun atmakta ve cesarette ve çeviklikte şöhretleri darbı mesel hükmünü almıştır (s. 246/491).

Vilayet dahilindeki sancak ve kazaların umum halleri…

Lazistan (s. 416/829)
Reis Mutasarrıf: Abdullah Lütfi Paşa
Naib: Mehmed Rıza Efendi,
Tahrirat müdürü: Mehmed Fuad Bey

Meclisin 5 tabii 4 de seçilmiş üyesi var
Seçilmiş üyeler: Hurşid Efendi, Hacı Ali Efendi salise, Todos Efendi, Pandeli Efendi (s. 416/829)

Belediye Dairesi Reisi: Hacı Refet Efendi (Doğrusu Hacı Rauf Efendi)
***
Hazırlayan: Kudret Emiroğlu, Trabzon İli ve İlçeleri Eğitim Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Vakfı

31 Aralık 2018 Pazartesi

Çepni Kültüründe Ağasar (Şalpazarı) Gelinliği ve Gelin Giydirme


Çepni Kültüründe Ağasar (Şalpazarı) Gelinliği ve Gelin Giydirme

…batı kültüründen dünyaya yayılan beyaz gelinlik, ülkemizde de yaygın olarak kullanılmaktadır.
Trabzon'un Ağasar (Şalpazarı) ilçesinde, gelinlik ve gelin giydirme seremonisi hala geleneksel olarak devam etmektedir (s. 293).

Çepnilerin kültür mirasını en iyi korudukları bölge Doğu Karadeniz Bölgesi, bu bölgede de Asar/Ağasar/Akhısar yöresi olmuştur.

Şal dokumaları ile ünlü Şalpazarı’nda halk uzun müddet giysi kumaşlarını el tezgahlarında dokumuştur.

Ağasar yöresi denize yakınlığına rağmen kırsal yaşama bağlı bir bölgedir, bölgenin en önemli geçim kaynakları tarım ve hayvancıktır,

Yayla yolunda gecelemeler yünden yapılmış keçe çadırlarda olur. Bu çadırlara tulluk denir.

Ağasar yöresi el dokumalarından olan beşik dastarının atkısı ve çözgüsü yün ipliği olup kök boya ile boyanmıştır (s. 297).

...gelin kıyafeti;
1- Başa giyilenler,
2- Ayağa giyilenler,
3- Bedene giy ilenler,
4- Bele bağlananlar,
5- Giysi takıları olarak beş gruptan oluşmaktadır.

Başa Giyilenler
Tabla: Baş çevresinde alın kısmına dolayarak bağlanan, beyaz çiçekli, siyah çomberdir. Çomber deseni yörede "‘pişik çavunu'’ olarak isimlendirilir (s. 298).

Bu çomber yörede tablalık olarak isimlendirilmektedir.

Duvak: Tablanın üzerine yerleştirilen iki ayrı beyaz tülbentten oluşmaktadır.

Baş Gümüşü (Cıngılı): Beyaz tülbent üstüne, alın kısmındaki tablayı saracak şekilde takılır.

Ayağa giyilenler
Çorap: Diz altı boyda olup, beyaz renk iplikle, nakışsız, düz örülmüştür.

Lastik: Gelin ayakkabısı olarak geçmişte renkli, lastik olarak isimlendirilen ayakkabı kullanılmaktadır.

Bedene Giyilenler

Don: En alta giyilir. Diz altı boydadır. Oldukça bol kesimli olup, bel ve paçası yuvarlak beyaz lastik ile toplanmıştır.

Etek: Günümüzde gelinliğin altından, gelinliğin kabarık durması için kullanılan tarlatan yerine kullanılmıştır. Ağasar gelin giysisinde fistan eteğinin kabarık durması için fistan altına, üst üste üç kat etek giyilmektedir.

Fistan: Gelin ağırlığında alınıp, mahalli terzide diktirilir. Maddi durumu iyi olanlar genlikle kadife kumaştan fistanlık, gücü kadife kumaş almaya yetmeyenler saten veya jarse kumaştan gelinlik biçtirirler.

Yelek: Fistan üzerine giyilir, kolsuz, yakasız, boyu bel hizasındadır. Çift taraflı olarak dikilir. Bir yüzü pazen, diğer yüzü ise iki farklı renkte jarse kumaştan yapılmış olup, renkler fistan ile uyumludur. Pazen kısmı günlük yaşamda, iki renkli kısmı özel günlerde kullanılır.

Bele Bağlananlar
Yün Kuşak: Ortalama 115x115 boyutlarında kare formunda olup, çözgü iplikleri yönündeki iki kenarı yaklaşık 20 cm uzunluğunda püsküllüdür.
Yün kuşak belde, fistan üstünde kullanılır. Üçgen katlanır,

İpek peştamal: Günlük yaşamda kullanılan pamuklu peştamal yerine gelinlere ipek peştamal bağlanır. Gelin ağırlığında alınır.

Direm Kuşağı: 80 x 80 boyutunda yünlü bir kuşak olup dört kenarı püsküllüdür. Eşarp görüntüsündedir. Gelin ağırlığında alınır.

Giysi Takıları
Bel gümüşü: Bel cıngılı olarak isimlendirilir.
Bele bağlanan cıngıllar eskiden bir zincire takılı gümüş paralardan oluşmakta iken, pahalı oluşu ve bulanamayışı nedeniyle günümüzde gümüş yerine imitasyon olanlar kullanılmaktadır.

Yaka gümüşü (cıngıl): Birkaç parçanın bir araya getirilmesiyle oluşturulmaktadır.

Ağasar kıyafetleri günlük hayatın içinde yer alırken, aynı zamanda yörenin giysi kültürünü de oluşturmaktadır.

---
Aydın, Nazmiye ve Saral, Nermin. (2017), Çepni Kültüründe Ağasar (Şalpazarı) Gelinliği ve Gelin Giydirme, Yörük Yaşamı Kültürü ve Uluslararası Geleneksel Türk Sanatları Sempozyumu, 9-11 Kasım 2017 Antalya, Bildiri Kitabı (s. 293-306), Kırıkkale Üniversitesi Yayınları, 2017

Ağasar Vadisi ve Çevresindeki Arkeolojik Kalıntılar


Ağasar Vadisi ve Çevresindeki Arkeolojik Kalıntılar
Sinan Kılıç
Bölgenin yapısal karakterini, konik bir dağ olan Sis Dağı’nın (2182 m) doğusundan ve güneydoğusundan başlayarak kuzey yönde akan derelerin vadileri belirler. Bu derelerden en güçlüsü olan Ağasar deresinin yukarı havzası Şalpazarı ilçesinin sınırları içindedir (s. 335).

Doğu Karadeniz Dağları genel olarak 65 milyon yıl öncesine ait (Üst Kretase) andezit ve bazaltik lavlar ile tüf ve aglomera yığınlarından oluşan kalın bir örtü halinde uzanmaktadır. Akçaabat ve Trabzon çevresinde bu örtünün üzerinde 55-35 milyon yıl öncesine ait (Eosen) volkanik seriler gözlemlenmiştir.
Giresun ve Doğu Karadeniz dağlarının zirvelerini oluşturan Paleozoik Zaman’ın Permo-Karbonifer dönemine ait 250-300 milyon yıllık granit tabakaları bütün bölgenin en eski kayaçlarıdır (s. 339).

Arkeolojik Kalıntılar
Kaya Sığınakları
İngiliz arkeolog P. M. Dolukanov tarafından 12-23 Ağustos 1997 günleri arasında Trabzon ili sınırları içinde yapılan bir araştırmada Ağasar vadisi, Tonya çevresi ve Araklı’da çeşitli arkeolojik kalıntılar saptanmıştır. Ağasar vadisinde, kıyıdan 6,6 km kadar içeride, deniz seviyesinden 78m yükseklikte, nehir tabanından ise 20 m yukarıda, küçük bir vadi terasında iki kaya sığınağı incelenmiştir
Çakılların arasında ele geçen taş aletler bölge prehistoryası için yeni veriler ortaya koymaktadır (s. 340).

Araştırmacı Düzköy ilçesi sınırları içinde yer alan Çayırbağı köyünün üst kesiminde, kireçtaşı kayalığı içindeki bir kaya sığınağında da inceleme yapmıştır.
Araştırmacının haberdar olmadığı bir kaya sığınağını biz Eynesil ilçe sınırları içindeki Gizgine mevkiinde saptamış bulunmaktayız. Burası Eynesil ilçe merkezinden kuş uçumu 12 km güneyde, Melikşah Kalesi ile Armutalan Tepesi (950 m) arasında, İnbaşı adlı tepenin (933 m) doğu altında yer alan ve İnkayası diye anılan büyük bir kayanın dibindedir.

Liviopolis - Çeşmeönü Kalesi
Beşikdüzü ilçe merkezinin batısında, Ağasar deresinin çıkışındaki limanın mendirek başlangıcında, denize doğru uzanan alçak burnun ucunda büyük ölçüde tahrip olmuş bir kale kalıntısı yer almaktadır.
…halk arasında Çeşmeönü Kalesi diye adlandırılır.
İlçenin bu kesimi günümüzde halk ağzında Yobol, Yobul, Yobullu, Yavebol ya da Yuvabol diye adlandırılmaktadır. 39 Liviopolis adı “l-y-v-y-o-p-o-l-y-s” sesleriyle okunur ve buradan yvyopoli - yopoli - yobolu dönüşümü mantıklı görünür.
Beşikdüzü sahilinde ilk yerleşim merkezinin bu kale çevresinde şekillenmiş olduğu kesindir.

Ağasar (Kalecik) Kalesi
“Ağ (ak, beyaz) hisar” diye anlamlandırılan dere adının bu kale ile ilişkisi kurulabilir.
Büyük ölçüde tahrip olmuş kale yapısından günümüze üst kısımdaki (doğu) duvarının kalıntıları kalmıştır.

Şahmelik Kalesi (Kalegüney Kalesi)
Beşikdüzü’ne bağlı Kalegüney ile Ardıçatak köyleri arasındaki sırt üzerinde yer alan kale kalıntısı kuzeydeki köyün adına göre “Şahmelik Kalesi” olarak da bilinir.

Kuş Kalesi
Ağasar deresi vadisinin doğu kesiminde, Akçiriş ile Çıtlaklı köyleri arasındaki yan vadi üzerinde yer almaktadır.

Beşikdağı Tepesi
Beşikdüzü ilçe merkezinin güneyindeki yüksek zirve (538 m) hem ilçeye ve hem de Büyük Liman adıyla bilinen doğal koya hâkim konumdadır.

Bayırköy Kaya Kiliseleri
Beşikdüzü ilçe merkezinin güneyinde, Beşikdağı Tepesi’nin (538 m) doğu yamacında, Bayırköy’de biri XIV.-XV. yüzyıl arasına tarihlenen iki kaya kilisesi yer almaktadır.
---
Kılıç, Sinan. (2017), Ağasar Vadisi ve Çevresindeki Arkeolojik Kalıntılar, İçinde, (s. 335-360), Şalpazarı Tarih Kültür İnsan, Hazırlayan: Veysel Usta, Serander Yayınları, Trabzon, Aralık 2017

Salnâmeler ve Vakıf Kayıtları Işığında Ağasar Vadisi'nde Dinî Kurumlar ve Din Görevlileri

Eyüp Öztürk - Salnâmeler ve Vakıf Kayıtları Işığında Ağasar Vadisi'nde Dinî Kurumlar ve Din Görevlileri

Şarlı nahiyesinin müstakil olarak resmen kuruluş tarihi 1874 olarak tespit edilmiştir.
Şarlı nahiyesindeki medreseler dair toplu bir kayıta ilk defa 1888 tarihli salnâmede rastlanmaktadır. Bu salnâmede Şarlı Nahiyesi genelinde toplamda 5 medrese yer aldığı kaydedilmiştir.

1902 yılına ait salnâmede Şarlı’da 41 cami, 8 medrese, 1 tekke ve 61 köy mektebi olduğu kaydedilmiştir.

---
Öztürk, Eyüp. (2017), Salnâmeler ve Vakıf Kayıtları Işığında Ağasar Vadisi'nde Dinî Kurumlar ve Din Görevlileri, İçinde, (s. 269-280), Şalpazarı Tarih Kültür İnsan, Hazırlayan: Veysel Usta, Serander Yayınları, Trabzon, Aralık 2017