Emine
Gürsoy Naskali - Alay Kitabı -
Notlar
Editör: Emine Gürsoy Naskali, Kitabevi Yayınları, 2019
Alay kitabında mizah dergilerinin tarihi ve mahiye ti,
mizahı tanımlama şekli; hiciv, aşık edebiyatında, klasik şiirde, atasözlerinde,
dil dağarcığında alay ifadeleri ve yöntemleri incelenmiştir.
TANIMLAR
Sosyal Normların Cezalandırma Yaptırımı Boyutunda 'Sosyal Ceza Olarak Gülme
ve Alay' - Gülin Öğüt Eker
Gelotoloji / Gülme Bilimi
Gülme eylemi, hormonal sistemin aktifleşmesiyle adrenalin ve
endorfin salgılanmasını sağlar; kan dolaşımını hızlandırır, kas gerginliğini
azaltır ve solunumu düzenler.
Tıpta bir destek tedavi aracı olarak kullanılan pozitif
mizah, hastaların (özellikle çocukların) stres, kaygı ve acıyla baş etmelerine
yardımcı olur.
Plato, Aristo ve Bergson gibi düşünürler gülmeyi
uyumsuzluğa, cehalete veya ahlaki eksikliğe verilen bir tepki olarak
tanımlamıştır. Buna karşın başkasının acısından haz alma (katarsis) ve
acımasızlık içeren "negatif gülüş" varlığını sürdürmüştür.
Toplumsal düzen, örf, adet ve normlarla korunur. İnsanın
toplum içindeki en büyük korkularından biri itibar kaybı, rezil olma, dışlanma
ve alay konusu olmaktır.
Gülme, toplumsal kurallara uymayan, beceriksizlik veya
ilgisizlik gösteren bireyleri uyarmanın ve utandırmanın sert bir yoludur. Henri
Bergson'un belirttiği gibi, gülme eylemi "sosyal bir düzeltme"
aracıdır. Gülünen kişi alay objesi olarak teşhir edilir; bu da toplumsal
kurallara uyumu zorunlu kılar.
Taverna kültüründeki içki fıkraları, Çinlilerin veya
göçmenlerin (Appalachia halkı) uyumsuzluklarıyla dalga geçilmesi,
homoseksüeller ve AIDS hastaları hakkında yapılan radikal espriler,
"biz" ve "öteki" ayrımını pekiştirerek karşı tarafı
kimliksizleştirme ve toplumsal statüsünü düşürme amacı taşır.
Pozitif Mizah: Bireyi rahatlatan, stresi azaltan,
iletişim kuran ve iyileştiren yapısıyla iyiliği temsil eder.
Negatif Mizah: Üstünlük kuramına dayanan, insanı
utandıran, alay eden, dışlayan ve benlik algısını zedeleyen yönüyle, toplumsal
düzeni sağlamak için kullanılan bir "şeytanın cezası / sosyal ceza"
yöntemidir.
…
Tanzimat Dönemi Türkçe Mizah Dergilerinin "Mizah"ı Tanımlama
Biçimleri (1870-1877) - Gökhan Demirkol
Gülme, gündelik hayatın sıradan akışını, statüleri, iktidarı
ve gerçekliği geçici olarak askıya alarak onları "müzakere
edilebilir" kılan bozguncu bir niteliğe sahiptir.
Bilinçli bir kurgu sonucu ortaya çıkan ve gülmeyle
noktalanan eylemler bütünü "mizah" olarak adlandırılır.
Terakki gazetesinin eki
olarak çıkan yayın, Türkçe yayımlanan ilk mizah dergisidir (1870). Amacını
halka okuma alışkanlığı kazandırmak ve marife hizmet etmek olarak açıklar.
Tebessüm, Kahkaha, Dah: Gülmenin şiddetini ve bireydeki
karşılığını ifade eder. (Dah, gözünden yaş gelene kadar yoğun bir şekilde
gülmeyi niteler).
Mudhik (güldüren/komedyen) ve Mudhike (güldürücü durum)
kavramlarından beslenir. Udhûke ise halk edebiyatındaki "latife" ve
"fıkra" gibi sözlü mizah ürünlerini tanımlar.
Asır (1870): Mehmet Tevfik tarafından yayımlanan gazetenin
mizah ekidir.
Diyojen (1870)
İlk Müstakil Mizah Dergisi: Teodor Kasab tarafından
çıkarılmıştır.
Dergi, eylemini toplumsal bir görev (kamuoyuna ve hükümete
tercüman olma, ahlak ve terbiyeyi koruma) olarak kurgular.
Ta’riz: Hakaret amacı gütmeden, üstü kapalı bir şekilde
sözle dokundurma, taşlama.
İstihza: Eğlenme, alay etme. Sözün yanında resim, karikatür
ve taklit gibi görsel/fiziksel unsurları da kapsar.
Terzebanlık: Hazırcevaplılık ve nükteye dayalı espri yapma
yeteneği.
Terakki Eğlence (1870): Terakki dergisinin devamı
niteliğindedir. Serlevhasında görsel unsurlara/resimlere ağırlık vermiş, tanım
olarak "eğlence ve udhûkeye dair gazete" ifadesini korumuştur.
Letaif-i Âsâr (1871): Mehmet Tevfik'in çıkardığı dergi, Türk
basın tarihinde kendisini doğrudan "Mizah Gazetesi" olarak tanımlayan
ilk yayındır. İçeriğini "latifeler" (fıkra ve espriler) ve
"udhûke" üzerine inşa etmiştir.
Çıngıraklı Tatar (1873): Diyojen kapatıldıktan sonra Teodor
Kasab tarafından yayımlanmıştır. Türk mizah basınının en uzun mukaddimelerinden
birine sahiptir. Mukaddimede gülmeyi, "insanı hayvandan ayıran en temel
fark" olarak felsefi bir zemine oturtmuştur.
Osmanlı’da haberleşmeyi sağlayan ulaklara "tatar"
denirdi. Dergi bu ismi seçerek kendisini dönemin "halkı
bilgilendirme" misyonuna sahip gazetecilik anlayışına oturtmuştur.
Hayal (1873): Teodor Kasab'ın çıkardığı derginin
mukaddimesi, doğrudan bir Karagöz oyunu kurgusuna sahiptir. Mukaddime; Padişaha
dua, "Hay hak!" nidası, Semai, Perde Gazeli ve Hacivat'ın "Yar
bana bir eğlence!" feryadıyla devam eden bir Karagöz muhaveresi
şeklindedir.
Karagöz oyunlarında dua en sonda yer alırken dergide ilk
sıraya konmuştur.
Tiyatro (1874): Agop Baronyan'ın dergisi, mukaddimesini bir
tiyatro oyunu senaryosu şeklinde sunar. "Sevap" ve "Hata"
karakterlerinin tartışmasında dergi kendisini "Sevap" karakteriyle
özdeşleştirir.
Latife (1874): Sloganını "Meram bir latifedir"
olarak belirleyen dergi, diğer gazeteleri "yalan ve çıkar peşinde
koşmakla" eleştirir ve kendisinin sadece terbiye sınırları dahilinde
(daire-i edeb) doğruyu ve fıkrayı söyleyeceğini belirtir.
Mizahı; latife, udhûke ve eğlence kavramlarıyla açıklar.
Ancak bu eyleme "ıslah-ı efkâr" (fikirlerin düzeltilmesi) ve
"tentîr-i ahlak" (ahlakın aydınlatılması) gibi eğitici ve terbiye
edici toplumsal bir misyon ekler.
Meddah (1875): Kendisini doğrudan "mizah gazetesi"
olarak tanımlayan dergi, mizahı "Cidd / Ciddiyet" kavramının zıddı
(hezl / mezh) üzerinden açıklar.
Amacını geleneksel meddahlar gibi hikayeler anlatıp
okuyucuyu eğlendirmek ve güldürmek olarak ifade eder.
Kahkaha (1875): Basiretçi Ali Efendi'nin çıkardığı dergi,
gülmeyi "insanı diğer canlılardan/hayvanlardan ayıran temel bir
nitelik" (dahhâk-ı bi't-tabi') olarak ele alır. İnsanın doğası gereği
gülmeye ihtiyaç duyduğunu savunur.
Derginin mukaddimesindeki "Ağlayan" ve
"Gülen" karakterleri, tiyatro masklarına ve derginin serlevhasına
gönderme yapar.
Kara Sinan (1875 - İzmir): Mizahı tanımlamak için ilk kez
"mutayebe" (şakalaşma, karşılıklı latife etme) kavramını
kullanmıştır. Mizahın tek taraflı değil, karşılıklı bir etkileşim/muhavere
olduğuna vurgu yapar.
Geveze (1875): Gazeteleri "politik" ve
"şarivari yolunda" olarak ikiye ayırır.
Fransız mizah dergisi Le Charivari’nin adından mülhem olarak
Osmanlıcaya giren bu kelime, Osmanlı mizah basınında doğrudan "mizah /
mizah gazetesi" anlamında bir türe dönüşmüştür.
Çaylak (1876): Mehmet Tevfik'in çıkardığı dergi, adını
aldığı "çaylak" kuşunun avını hızlıca kapıp götürme özelliğinden
hareketle, haberleri okuyucuya en hızlı şekilde ulaştıran bir "eğlence
gazetesi" imajı çizmiştir.
1876'da yayımlanan resmi ilanlarla mizah dergilerindeki
karikatür ve alt yazılara (lejand) sansür/ön denetim getirilmiştir.
Resmi metinlerde mizah dergileri "mizah
gazeteleri", "hezelliyyat ve mizaha dair evrakpare" veya
"mudhikata mahsus gazeteler" olarak adlandırılmıştır.
Aşık Edebiyatı Atışma Geleneğinde Alay Etme Olgusu - Abdullah Topcu
Aşık fasılları genel olarak Hoşlama, Hatırlatma, Tekellüm ve
Uğurlama bölümlerinden oluşur. Atışma (müşaare/deyişme), Tekellüm bölümünün bir
alt kategorisidir.
Atışma; en az iki aşığın irticalen (doğaçlama) birbiriyle
yarışmasıdır. Öncelikli amacı dinleyenleri eğlendirmektir.
Atışma geleneğindeki alay etme, arkadaşça şakalaşma /
takılma niteliğindedir; alay edilen kişinin benlik saygısını zedelemez.
Atışmanın seyri, üslubun sertliği veya mizahın düzeyi;
açılan ayak (kafiye) ve dinleyici/seyirci tepkileri doğrultusunda şekillenir.
Hem alay eden hem de alay edilen konumundaki aşıklar
ortamdan keyif alır. Bu olgu, seyirciyi eğlendirmenin yanı sıra zaman zaman
toplumsal aksaklıkları ve insan kusurlarını eleştirme (sosyal tenkit) işlevi de
görür.
METİN ÖRNEKLERİ
Giresun Yöresinde Alay İçeren Sözcük, Deyim ve Atasözleri - Mevlüt Kaya
Alay, yazılı, sözlü veya mimiklerle, hareketlerle yapılan;
toplumda ayıplanan ve istenmeyen bir davranış biçimidir. Bazen dalga geçmek,
küçük düşürmek, bazense zaman geçirmek için başvurulan alay, haksız bir biçimde
başkalarının kusurlarını ortaya çıkarmak amaçlı da kullanılmaktadır.
Alay, uygarlık yarışında başvurulan bir aşağılama eylemi
olmuştur. Batı ve Doğu uygarlıkları arasındaki ayrışmanın temeli dinsellikten
daha eskilere uzanan 'yabancı düşmanlığı'dır.
Giresun yöresinin sözlü kültüründe, yüzyıllar öncesinden
gelen ve bugünkü yöre kültürü açısından 'yabancı' kabul edilen imgeler
bulunmaktadır. Müslüman halk tarafından ötekileştirme ve alay amaçlı kullanılan
bu imgeler, 20. yüzyıl başlarına dek yörede yaşamış olan Ermeni ve Rum
toplumunun, dolayısıyla Hristiyan kültürünün yöredeki yansımalarından
ibarettir.
Yörede Alay Etme Biçimleri ve Eylemleri
Öykenmek / örkenmek / zeklenmek: Yörede hareketleriyle yahut
sözleriyle birinin taklidini yaparak alay etmek.
Eğes etmek / tınas etmek: Bir kimseyi övüyormuş gibi sözler
ederek onunla alay etmek. Bunu yapan kimseye yörede 'tınasçı' denilmektedir.
Mugallitlik etmek: Taklit yapmak suretiyle bir kişiyi,
hayvanı, nesneyi veya olayı alaya almak veya alaysı bir üslupla komik öyküler
anlatarak insanları güldürmeye çalışmak.
Kiçemek / kınamak: Karakter ve davranışlarından ötürü bir
insanı, tadından veya görüntüsünden ötürü bir yiyeceği, şeklinden, yapısından
veya huyundan ötürü bir hayvanı hor görmek...
…
Abusdul (Apostol): Eskiden Giresun yöresinde yaşayan Ermeni
halkının kullandığı bir isim. Müslümanlar arasında ise alay ve ötekileştirme
amaçlı kullanılmıştır: 'Seni Ermeni Abusdul'un hizanı (çocuğu)!'
Cıfıt: Yörede eskiden 'Yahudi' anlamında kullanılan alay ve
aşağılama sözcüğüdür. Hileci, düzenbaz ve uyanık geçinen kimselerle alay etmek
için kullanılmaktadır...
Basuk: Ölü mezara götürülürken tabutun yanında dolanan
çocukların çarpılacağına... 'sal (tabut) basuğu' olacağına inanılmaktadır...
vücutça zayıf olan kişilerle alay etmek için onlara 'sal basuğu' ya da 'basuk'
denilmektedir...
Akınduruklu: Kronik burun akıntısı olan kişilerle alay etmek
için 'sümüklü' yerine 'akınduruklu' denilerek alay edilir...
Davunlanmak: Söz konusu dönemlerde karantina altına alınan
taun [veba] hastaları, yemeklerini yalnız başına yemek zorunda kalmışlardır.
Bugünse tek başına yemek yiyen birine rastlanıldığında alay amaçlı olarak
'davunlanıyor musun?' diye sorulmaktadır.
Alatakaç: Yörede ağaçkakana alatakaç adı verilmektedir. Bir
kimsenin kafasının şekli ile alay etmek için ona 'takaç başlı' veya 'alatakaç
gibi' denilmektedir...
Gumbul: İçi boş ve tek parça halindeki kalıba yörede
'gumbul' denilmektedir. Kafası çalışmayan, algısı düşük olan kimseyi
aşağılamak, onunla alay etmek için kafası kast edilerek 'gumbul' denilmektedir:
'Gumbul çalışmadı herhalde!'.
Fortik (domuz yavrusu): Sert mizaçlı ve kavgacı kadınlarla
alay etmek için söylenir.
Yahudilerde ve Hıristiyan toplumunda kullanılan bazı kişi adları
(Yorgo, İlya vs.), yörede Müslümanlar arasında alay ve ötekileştirme amacıyla kullanılmıştır.
Hımbıl: Yaratılış itibarıyla çok yavaş hareket eden,
'uyuşuk' kimseler için söylenir.
Deyimler
Aklı Horasan'da kalmak: Sürekli eski yaşantısından bahseden
fakat yakın zamanı hatırlamayan kimseler için kullanılır.
Fındık kadar aklın vardı, o da goruk çıktı: Akıl derecesini
küçümsemek için söylenir. (Goruk: Fındığın içinin boş çıkması).
Besi malı: Gün boyunca yatan, hiç bir işle uğraşmayan,
çalışmaya hevesi olmayan tembel kişilere söylenir.
Celep malı / Güdü malı: Başkaları tarafından kolayca
kandırılan, yönlendirilen ve sürü psikolojisiyle hareket eden insanlara
söylenir.
Çit çakalı / Çise çakalı: Sinsi, fırsatçı, güvensiz,
menfaatçi ve kendi çıkarı uğruna etrafa zarar veren kişiler için kullanılır.
Erimez'den / Sisdağı'ndan kar bağışlamak: Yaptığı ufacık bir
işi büyük bir lütufmuş gibi sunan kimselerle dalga geçmek için kullanılır.
Çepni çakal / İnden bakar / Kırk yumurtayı / Birden kapar:
Çepnilerin kurnazlığına ve uyanıklığına gönderme yapan alaycı bir taşlamadır.
Bakmayla öğrenilseydi köpekler kasap olurdu / Uygulama
yapmadan sadece izleyerek iş öğrendiğini iddia edenlerle alay etmek için
söylenir.
Uyumsuzluk Teorisi Bağlamında Yusufelili Aşık Huzuri'nin "Tezatlar
Destanı" Üzerine Bir Tahlil Denemesi - Cansu Daşdemir
İcap etse kendi adım yazamam / Kâtiplikte gayet iştiham var:
Huzûri, kendi kâtiplik (tapu memurluğu) geçmişine ve dönemin memuriyet
anlayışına ironik bir gönderme yapar.
İbadet eylerim namaz kılmam / Temizlik severim lekesini
silmem: Huzûri'nin imamlık yaptığı dönemde karşılaştığı samimiyetsiz tutumlara
bir eleştirisidir.
Doktorlukta büyük iftiharım var (Yüz hastaya baktım biri
kalkmadı)
Müşaare: Şairlerin karşılıklı olarak şiir söyleşmesi, şiirle
atışması.
Klasik Türk Şiirinde Hicvin Hicvi - Murat Öztürk
Klasik Türk edebiyatında hiciv; hafif gülmeceden ağır
sövgüye, alaya, küçümsemeye ve tenkide kadar geniş bir yelpazeyi kapsar.
Tür/tarz olarak sınırları kesin çizgilerle ayrılamamış; hezl, tehzil, küfür,
tariz, mutayebe, mizah, şathiye, şikâyet, istihza, mezemmet gibi kavramlar
birbiri yerine ve iç içe kullanılmıştır.
Nâbî (Hayriye): Hazmı zor mizahın dostlukları bitireceğini
ve endişeye düşüreceğini savunarak hicve daha mesafeli durur.
İslam'da insanları alaya almak, kusurlarını yaymak, lakap
takmak (Hucurât/11) ve kaş-göz işaretleriyle alay etmek (Hümeze/1)
yasaklanmıştır. Ayrıca "çok gülmenin kalbi öldüreceği" ve celadeti
gidereceği Hadis-i Şeriflerle sabittir.
Hiciv ancak dinî/toplumsal savunma şartıyla meşru
sayılmıştır.
Âşık Çelebi & Latifî: Hicvi "çirkin şiir"
sınıfında değerlendirirler; ancak küffara/müşriklere cevap verme durumunda
cevaz verirler.
Tokatlı İshak (Nazmü'l-Ulûm): Hicvin doğuracağı kul hakkının
hesabının kıyamet günü verilemeyeceğini söyler.
Şairler Allah'ın "Settâr" (ayıpları örten)
sıfatını hatırlatarak başkalarının kusurlarını gece gibi örtmek gerektiğini
savunurlar (Edirneli Nazmî, Kemal Ümmî, Âgâh, Âsâf).
Figânî, Nef'î, Hayatî, Mantıkî, Meâlî, Gazâlî, Taşlıcalı
Yahya, Fehim, Osmanzâde Tâib, Beylikçi İzzet, Haşmet ve Keçecizade İzzet Molla
gibi isimler hicivleri sebebiyle ya sürgün edilmiş ya da idam edilmişlerdir.
Bazı şairler başlarına belâ gelmemesi için ağır hicivlerini
divanlarına almamış, bu şiirler çoğunlukla gizli mecmualarda saklanmıştır (Örn:
Taşlıcalı Yahya’nın Şehzade Mustafa Mersiyesi, Veysî ve Nev'îzâde Atâyî’nin
kişileri hedef alan hicivleri).
Unutulmuş Bir Heccav: Niyazi Hicran Damla (1913-1953) - Alpay Tırıl
İzmir'in Kemalpaşa (Nif) ilçesi doğumlu görünmektedir
(Manisa'nın Turgutlu ilçesinde doğduğuna dair iddialar da mevcuttur). Ailesi,
19. yüzyıldaki Kafkas göçleriyle gelmiş Çerkes kökenli bir ailedir
("Çerkes Niyazi" olarak da bilinir).
Turgutlu ve daha sonra nakledildiği İzmir/Karşıyaka
belediyelerinde küçük memuriyet yapmıştır.
Gençliğinde futbol oynamış (Turgutlu İdman Yurdu ve Manisa
İdman Yurdu), Türk Ocağı ve Halkevi çalışmalarına aktif katılmıştır.
26 Nisan 1953 tarihinde, henüz 40 yaşındayken geçirdiği
beyin kanaması (bazı kaynaklarda kalp krizi) sonucu ani bir şekilde vefat etmiş
ve Soğukkuyu Mezarlığı'na defnedilmiştir.
Şiirlerinde çoğunlukla "Yanıkoğlan" mahlasını
kullanmıştır. Yakasından sarı çiçeği (ve mevsiminde amber çiçeğini) hiç eksik
etmediği için, ölümünden sonra derlenen şiir kitabına dostları tarafından
"Sarı Çiçek" adı verilmiştir.
Hece ölçüsüyle kaleme aldığı romantik sevda şiirlerinin yanı
sıra toplumsal eleştiriler ve dönemin siyasi atmosferini (özellikle Tek Parti
dönemi ve çok partili hayata geçiş sancılarını) yansıtan sosyal/siyasal
taşlamalar (hicivler) yazmıştır.
Ünlü Türkolog ve halk edebiyatı duayeni Prof. Dr. Şükrü
Elçin (o dönemki adıyla Şükrü Murat), Niyazi Damla'nın ilkokul ve gençlik
arkadaşıdır.
Münir Nurettin Selçuk tarafından iki şiiri bestelenmiştir:
Hasret Şarkısı (1944 yapımı Hasret filmi için Nihavend makamında) ve Unutulur
(1953'te Hicaz makamında). Münir Nurettin, şairin vefatından sonra ailesine
yardım amacıyla Karşıyaka'da bir yardım konseri de vermiştir.
Kader isimli şiiri ise vefatından 60 yıl sonra Turgutlulu
bestekâr Fuat Şirvan tarafından bestelenmiştir.
Niyazi Damla; 1940'ların sonu ve 1950'lerin başında
Türkiye'nin yaşadığı siyasi çalkantıları, ekonomik sıkıntıları, devalüasyonu,
iktidar değişiminin getirdiği hayal kırıklığını ve toplumsal yozlaşmayı sade
bir dille metinlerine yansıtan, halkın sesi olmuş yerel bir hiciv ustasıdır.
Popüler Televizyon Dizilerinde Mizah Anlayışı, İmtiyaz ve Ayrımcılık -
Leyla Şimşek-Rathke
Mizah bir yandan toplumsal eleştiri ve direniş aracı
olabilirken, diğer yandan var olan güç ilişkilerini, imtiyazları ve
eşitsizlikleri pekiştiren bir baskı ve kontrol aracı olarak işlev görebilir.
Statükocu Mizah (Çocuklar Duymasın / Arka Sokaklar)
Bu diziler geleneksel aile ideolojisini, yaş/cinsiyet/statü
hiyerarşilerini ve muhafazakâr dünya görüşünü onaylar.
Tekrarlanan kalıpyargılar ve temalar üzerinden toplumsal
rıza inşa edilir. Şiddet uygulayan veya ayrımcı söylemlerde bulunan erkek
karakterler sempatikleştirilerek temize çıkarılır.
Kadınlar kıskanç, saf, sürekli yanlış yapan veya "aklı
ermeyen" karikatürler olarak sunulur. Bu durum, ataerkil zihniyete sahip
izleyicide "erkek olduğu için keyiflenme/haz duyma" duygusu yaratır.
Eşine yardım eden, hamilelik kitapları okuyan veya eşitlikçi
ilişki kuran erkekler "light erkek" denilerek alay konusu yapılır ve
kadınsılaşma tehdidi olarak algılanır.
Kültürel geçmişi, şivesi, kırsal aidiyeti, fiziksel engeli
veya sosyo-ekonomik durumu farklı olan bireyler normatif olanın (orta sınıf,
kentli, güç sahibi) gözünden eğlence malzemesi yapılır.
Doğu Bloku ülkelerinden gelen kadınların nesneleştirilmesi,
yabancı kadınların kolay av olarak gösterilmesi veya parodik milliyetçi
söylemlerle kadın bedeni üzerinden "intikam alma" kurguları ayrımcı
kalıpyargıları besler.
Kadınların kendi toplumundaki erkekler tarafından alaya
alınması kriz yaratmazken, başka bir ulus tarafından küçümsenmesi "milli
onur" meselesi yapılır.
Alternatif Mizah (Yalan Dünya)
Aile ideolojisine, yerleşik hiyerarşilere ve statükoya
mesafeli durur.
Alışıldık rolleri ve güç konumlarını sürekli altüst ederek
gülünç kılma esasına dayanır. Çeşitli bakış açılarına yer vererek dönüşümcü bir
mizah örneği sunar.
Türkiye'de kentleşme süreci halen devam ettiği için mizah,
esas olarak kırsal-kentsel değerlerin ve farklı toplumsal sınıfların (habitus)
karşılaşmasından beslenir.
Hobbes, Platon ve Aristoteles'in "Üstünlük
Kuramı"na atıfla; izleyici, artık geride bıraktığı veya aşmış olduğu
geçmişteki hallerine (veya alt sınıflara) yukarıdan bakarak ve kendini
"güvenli alanda" hissederek güler (burjuva histerisi).
John Morreall: Şakayı yaptığımız kişinin de bu şakaya
gülebilecek olması mizahın etik ölçüsüdür.
Statükocu mizah sadece "kendine benzemeyeni" ve
zayıfı hedef alırken; kapsayıcı ve dönüştürücü mizah, güçlü olanı ve normatif
kabul edileni de gülünç kılar.
Dizide geleneksel kalıplar ve cinsiyetçi durumlar parodi
edilerek veya rolleri tersyüz edilerek sunulur. Örneğin; aldatılan bir kadının
rakibinin 85 yaşında bir kadın çıkmasıyla erkeğin "paylaşılamayan
adam" gururu alaşağı edilir ve erkek izleyicinin bu durumdan eril bir haz
alması engellenir.
Medyadaki mizahi materyallerin özensizce, ucuz yollardan ve
etik/siyasal sonuçları düşünülmeden üretilmesi toplumsal ayrımcılığı yeniden
üretir ve pekiştirir.
…
TİPLER
Hayatı "Alay"a Alan Bir Fıkra Tipi: Bekri Mustafa Fıkralarında
Toplumsal Eleştiri - Sezai Demirtaş
Fıkralar, oluştukları toplumun sosyal, ekonomik ve siyasi
değişimlerini yansıtan realist halk anlatılarıdır. Nasreddin Hoca - Timur
karşılaşmasında olduğu gibi, Bekri Mustafa fıkraları da halkın dönemin
otoritesine ve toplumsal bozulmalara karşı geliştirdiği bir refleks ve
"protesto" mekanizmasıdır.
IV. Murad'ın iktidarı devraldığı dönemdeki yeniçeri
isyanları, asayiş sorunları, rüşvet, liyakatsizlik ve 1633 Büyük İstanbul
Yangını sonrası getirilen tütün, kahvehane ve içki yasakları Bekri Mustafa
fıkralarının tarihsel/toplumsal arka planını oluşturur.
İçkiye düşkünlüğü, hazırcevaplılığı, cesareti ve kıvrak
zekasıyla tanınan Bekri Mustafa; yasaklara doğrudan dine değil, siyasi güce ve
idari yetersizliklere karşı çıkar.
"Yaver Olur" fıkrasında saraya sadece boy
uzunluğuna göre yaver seçilmesi (leylek benzetmesi) liyakatsizliği; "O
Ferman Ondayken" fıkrasında kadının altın dolu kağıdı alıp davalıyı haklı
bulması ise adalet sistemindeki rüşvet çarkını eleştirir.
"Allah Gani Gani Rahmet Eylesin" fıkrasında ise
Bekri'ye düşman olan imamın para (vasiyet) lafını duyunca tavır değiştirip
övmeye başlaması, din adamlarının liyakatsizliğini ve riyakarlığını gözler
önüne serer.
…
MİZAH DERGİLERİ
Alay Adlı Mizah Gazetesinin Sistematik İndeksi ve Gülmeceyi Sağlama
Yöntemleri - Aydan Ener Su
Alay gazetesi, Aka Gündüz (Enis Avni) ve Ercüment Ekrem Talu
(Evliya-ı Cedid / Aşık) tarafından kuruldu.
İlk sayısı 10 Ocak 1920 (10 Kânûn-ı Sânî 1336) tarihinde
yayımlanmış, toplam 12 sayı çıkmıştır. Aka Gündüz’ün İstanbul'un işgalinin
ardından Malta'ya sürülmesi gazetenin ömrünü sınırlayan temel etkendir.
Gazetenin amacı Milli Mücadele'nin haklılığını halka
anlatmak, bağımsızlık hareketine muhalif olanları mizah yoluyla
itibarsızlaştırmak ve Mustafa Kemal önderliğindeki bağımsızlık mücadelesinde
halkı birleştirmektir.
"Sövseler nefy etseler, hat nihayet assalar / Fariğ
olma bir dakika fikrini izhardan" beytiyle baskılara rağmen düşünceyi
açıklama cesareti ve bağımsızlık yanlısı kararlılık vurgulanmıştır.
Cumartesi günleri yayımlanan 8 sayfalık bir gazetedir.
Gazetedeki yazılar çoğunlukla imzasızdır. Kullanılan başlıca
mahlaslar şunlardır:
Ercüment Ekrem: Aşık (Gazetenin 9. sayısındaki "Mecburi
İzah" başlıklı yazıda bu mahlasın Ercüment Ekrem'e ait olduğu
açıklanmıştır).
Aka Gündüz: Serkenkebin, Enis Avni.
Diğer Yazarlar: Hüseyin Rıfat, Osman Cemal, Deccal, Eşref
Sani/Safi, Ahmet Rasim, Şehsüvar, Avni Fuad vb.
Gazetede en çok yayımlanan tür karikatür (104) ve şiirdir (98).
Bunların dışında reklam yazıları (92), haberler (46), muhavereler (26), ilanlar
(18), anı/hatıralar (16) ve hikayeler (11) ön plandadır.
Gülmeceyi Sağlama Yöntemleri
Karagöz-Hacivat geleneğindeki ses benzerliğine dayalı yanlış
anlamalar Ercüment Ekrem’in Cin Ahmet karakteri üzerinden sürdürülür.
"Alaaddin Selçuki" ifadesinin Cin Ahmet tarafından "Alay ettimse
çok iyi" şeklinde algılanması saflık ve kelime oyunu üzerinden komiği
doğurur.
Konuşanların bildiği örtük anlamlar kullanılır. Örneğin
seçim sonuçları sorulduğunda verilen "Kirli çamaşırlar çıktı" cevabı,
seçilen kişilerin olumsuz niteliklerini ve kirli ilişkilerini hedef alır.
Düz anlamın zıddı kastedilir. "Sandık" kelimesi
hem eşya hem seçim sandığı; içinden çıkan "çamaşır" ise
yolsuzluk/olumsuzluk olarak zıt anlamıyla işlenir.
Toplumsal ve belediye hizmetlerindeki aksaklıkları halkın
gözüne sokmak amacıyla trajikomik durumlar abartılır. Tünel’e binen kişinin
helallik istemesi, "derdi varsa Marko Paşa'ya anlatması" istenerek
abartılı bir dille hicvedilir.
II. Meşrutiyet sonrası gelişen mizah basını; ilk zamanlar
Karagöz/Ortaoyunu tarzı dil oyunları ve söz sanatlarını kullanırken, zamanla
Batı tarzı felsefi kuramlar ve görsel karikatür teknikleriyle zenginleşmiştir.
Alay gazetesi sadece eğlence değil; İstanbul'un ulaşım,
pahalılık ve belediye sorunlarını, mebusların/idarecilerin yetersizliğini,
sefahat ve saflığı eleştiren sosyo-politik bir aynadır.
Gazete, mandacılığı savunan veya Millî Mücadele’ye muhalif
olan isimleri mizah yoluyla karalayarak saygınlıklarını zedelemiş; Anadolu
Hareketi’ne olan halk desteğini ve zafer inancını pekiştirmeyi amaçlamıştır.
DİL ÖRNEKLERİ
Klasik Türk Edebiyatında Bir Alay İfadesi: Mezelenmek -Ozan Yılmaz
Klasik Türk şiirinde kelimeler rastgele seçilmez; Türkçe,
Arapça ve Farsçanın imkânlarıyla zengin bir mecaz dünyası sunar.
"Meze" Kelimesi
Köken: Farsça "meze / mezze" kelimesinden gelir ve
temelde "tat" anlamına dayanır.
Meze: Tat, lezzet, çerez, çeşni, ikindi yiyeceği vb.
Meze almak: Yemlenmek, dadanmak, mezelenmek.
Meze etmek: Maskaralık etmek.
Mezelemek: Cezbetmek, yemlemek, dadandırmak; nükte atmak,
dillemek, ta'n etmek, şetm etmek (sövmek), mezeye almak, istihza etmek.
Mezelenici: Maskaralığa alıcı.
Mezelenmek: İkindi yiyeceği yemek, meze almak, dadanmak.
Zâtî'nin yemek terimleriyle dolu bir gazelini alan
Hayâlî'nin "Zâtî şiiri yenir sanırmış" diyerek onunla "mezelenip
çiğnediği" (alay edip kınadığı) anlatılır. Bu kullanım, kelimenin 16.
yüzyıldan itibaren "alay etmek" anlamını kazandığını belgeler.
Söz Edimi Olarak Alay Etme - Yusuf Polat
Alay etme, yaşamın her alanında karşılaşılan, mizah veya
eğlence amaçlı yapılsa da bireylerin yaşam seyrini etkileyebilecek sonuçlar
doğuran insana özgü bir davranıştır.
Alay; psikoloji (zorbalık, öfke/mizah/belirsizlik
iletişimi), sosyoloji (Cohen’in alt-kültür kuramı ve sapma davranışları), hukuk
(TCK m. 175 - dini inançlarla alay etme suçu) ve dilbilimin ortak inceleme
alanına girer.
Edim: Türkçede "yapılmış iş, fiil",
felsefede "insan davranışı", dilbilimde ise "dilin kullanım
biçimi" olarak tanımlanır.
Aristoteles’in "Madde ve Form" Kuramı: Edimin
gerçekleşme süreci üç aşamada (olanaklılık, gerçekleşme ve tamamlanmışlık) ve
dört nedene dayalı olarak açıklanır:
Maddesel (Madde) Neden: Ses ve anlam üretme aracı olarak
dil.
Formel (Biçimsel) Neden: Sesin ve anlamın girdiği biçim.
Fail (Hareket Ettirici) Neden: Konuşan kişi.
Ereksel (Final) Neden: Konuşanın niyeti.
Austin’in Söz Edimleri Kuramı
"Söylemek yapmaktır" esasına dayanır. Bir söz
ediminde üç alt edim aynı anda gerçekleşir:
Düzsöz Edimi (Locutionary act): Belli ses ve dil
kurallarıyla sözceyi dillendirme eylemi.
Edimsöz Edimi (Illocutionary act): Sözceyle bir eylemi (rica
etme, isteme, reddetme vb.) yerine getirme niyeti ve gücü.
Etkisöz Edimi (Perlocutionary act): Sözcenin dinleyici
üzerinde yarattığı etki ve tepki.
…
Google üzerinden "alay konusu oldu", "alay
etti", "dalga geçti" anahtar kelimeleriyle taranan basında ve
sosyal medyada geniş yankı uyandırmış 76 sözce çözümlenmiştir.
Toplam 15 iletişim durumu incelenmiş; hedefteki
(mağdur/kurban) 13 kişinin kamuoyuna mal olmuş kişiler (şarkıcı, oyuncu,
siyasetçi, futbolcu) olduğu, alay edenlerin ise internet
kullanıcıları/takipçiler olduğu saptanmıştır.
Alay etme, alay edilen kişinin toplumsal imgesini,
saygınlığını ve kabul görme isteğini hedef aldığı için olumlu yüzü doğrudan
tehdit eden bir saldırı edimidir.
Alay, iletişim bağlamından, sözcük seçimlerinden ve
sezdirimlerden ortaya çıkan bir sonuçtur.
Saldırganlık küfür/hakarette belirleyici iken, nitelikli
ironinin kullanıldığı alayda mizahi/yazınsal bir boyut kazanabilir.
Alay etme edimi evrensel olmakla birlikte, yorumlanması ve
anlaşılması tamamen dilsel/dil dışı bağlama, toplumsal ve kültürel artalan
bilgisine (gündeme) bağımlıdır.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder