10 Mayıs 2022 Salı

Emine Gürsoy Naskali - Alay Kitabı - Notlar

Emine Gürsoy Naskali - Alay Kitabı - Notlar

Editör: Emine Gürsoy Naskali, Kitabevi Yayınları, 2019

 


Alay kitabında mizah dergilerinin tarihi ve mahiye­ ti, mizahı tanımlama şekli; hiciv, aşık edebiyatında, klasik şiirde, atasözlerinde, dil dağarcığında alay ifadeleri ve yöntemleri incelenmiştir.

 

TANIMLAR

Sosyal Normların Cezalandırma Yaptırımı Boyutunda 'Sosyal Ceza Olarak Gülme ve Alay' - Gülin Öğüt Eker

 

Gelotoloji / Gülme Bilimi

Gülme eylemi, hormonal sistemin aktifleşmesiyle adrenalin ve endorfin salgılanmasını sağlar; kan dolaşımını hızlandırır, kas gerginliğini azaltır ve solunumu düzenler.

 

Tıpta bir destek tedavi aracı olarak kullanılan pozitif mizah, hastaların (özellikle çocukların) stres, kaygı ve acıyla baş etmelerine yardımcı olur.

 

Plato, Aristo ve Bergson gibi düşünürler gülmeyi uyumsuzluğa, cehalete veya ahlaki eksikliğe verilen bir tepki olarak tanımlamıştır. Buna karşın başkasının acısından haz alma (katarsis) ve acımasızlık içeren "negatif gülüş" varlığını sürdürmüştür.

 

Toplumsal düzen, örf, adet ve normlarla korunur. İnsanın toplum içindeki en büyük korkularından biri itibar kaybı, rezil olma, dışlanma ve alay konusu olmaktır.

Gülme, toplumsal kurallara uymayan, beceriksizlik veya ilgisizlik gösteren bireyleri uyarmanın ve utandırmanın sert bir yoludur. Henri Bergson'un belirttiği gibi, gülme eylemi "sosyal bir düzeltme" aracıdır. Gülünen kişi alay objesi olarak teşhir edilir; bu da toplumsal kurallara uyumu zorunlu kılar.

 

Taverna kültüründeki içki fıkraları, Çinlilerin veya göçmenlerin (Appalachia halkı) uyumsuzluklarıyla dalga geçilmesi, homoseksüeller ve AIDS hastaları hakkında yapılan radikal espriler, "biz" ve "öteki" ayrımını pekiştirerek karşı tarafı kimliksizleştirme ve toplumsal statüsünü düşürme amacı taşır.

 

Pozitif Mizah: Bireyi rahatlatan, stresi azaltan, iletişim kuran ve iyileştiren yapısıyla iyiliği temsil eder.

 

Negatif Mizah: Üstünlük kuramına dayanan, insanı utandıran, alay eden, dışlayan ve benlik algısını zedeleyen yönüyle, toplumsal düzeni sağlamak için kullanılan bir "şeytanın cezası / sosyal ceza" yöntemidir.

 

Tanzimat Dönemi Türkçe Mizah Dergilerinin "Mizah"ı Tanımlama Biçimleri (1870-1877) - Gökhan Demirkol

Gülme, gündelik hayatın sıradan akışını, statüleri, iktidarı ve gerçekliği geçici olarak askıya alarak onları "müzakere edilebilir" kılan bozguncu bir niteliğe sahiptir.

 

Bilinçli bir kurgu sonucu ortaya çıkan ve gülmeyle noktalanan eylemler bütünü "mizah" olarak adlandırılır.

 

Terakki gazetesinin eki olarak çıkan yayın, Türkçe yayımlanan ilk mizah dergisidir (1870). Amacını halka okuma alışkanlığı kazandırmak ve marife hizmet etmek olarak açıklar.

 

Tebessüm, Kahkaha, Dah: Gülmenin şiddetini ve bireydeki karşılığını ifade eder. (Dah, gözünden yaş gelene kadar yoğun bir şekilde gülmeyi niteler).

 

Mudhik (güldüren/komedyen) ve Mudhike (güldürücü durum) kavramlarından beslenir. Udhûke ise halk edebiyatındaki "latife" ve "fıkra" gibi sözlü mizah ürünlerini tanımlar.

 

Asır (1870): Mehmet Tevfik tarafından yayımlanan gazetenin mizah ekidir.

 

Diyojen (1870)

İlk Müstakil Mizah Dergisi: Teodor Kasab tarafından çıkarılmıştır.

Dergi, eylemini toplumsal bir görev (kamuoyuna ve hükümete tercüman olma, ahlak ve terbiyeyi koruma) olarak kurgular.

 

Ta’riz: Hakaret amacı gütmeden, üstü kapalı bir şekilde sözle dokundurma, taşlama.

 

İstihza: Eğlenme, alay etme. Sözün yanında resim, karikatür ve taklit gibi görsel/fiziksel unsurları da kapsar.

 

Terzebanlık: Hazırcevaplılık ve nükteye dayalı espri yapma yeteneği.

 

Terakki Eğlence (1870): Terakki dergisinin devamı niteliğindedir. Serlevhasında görsel unsurlara/resimlere ağırlık vermiş, tanım olarak "eğlence ve udhûkeye dair gazete" ifadesini korumuştur.

 

Letaif-i Âsâr (1871): Mehmet Tevfik'in çıkardığı dergi, Türk basın tarihinde kendisini doğrudan "Mizah Gazetesi" olarak tanımlayan ilk yayındır. İçeriğini "latifeler" (fıkra ve espriler) ve "udhûke" üzerine inşa etmiştir.

 

Çıngıraklı Tatar (1873): Diyojen kapatıldıktan sonra Teodor Kasab tarafından yayımlanmıştır. Türk mizah basınının en uzun mukaddimelerinden birine sahiptir. Mukaddimede gülmeyi, "insanı hayvandan ayıran en temel fark" olarak felsefi bir zemine oturtmuştur.

Osmanlı’da haberleşmeyi sağlayan ulaklara "tatar" denirdi. Dergi bu ismi seçerek kendisini dönemin "halkı bilgilendirme" misyonuna sahip gazetecilik anlayışına oturtmuştur.

 

Hayal (1873): Teodor Kasab'ın çıkardığı derginin mukaddimesi, doğrudan bir Karagöz oyunu kurgusuna sahiptir. Mukaddime; Padişaha dua, "Hay hak!" nidası, Semai, Perde Gazeli ve Hacivat'ın "Yar bana bir eğlence!" feryadıyla devam eden bir Karagöz muhaveresi şeklindedir.

Karagöz oyunlarında dua en sonda yer alırken dergide ilk sıraya konmuştur.

 

Tiyatro (1874): Agop Baronyan'ın dergisi, mukaddimesini bir tiyatro oyunu senaryosu şeklinde sunar. "Sevap" ve "Hata" karakterlerinin tartışmasında dergi kendisini "Sevap" karakteriyle özdeşleştirir.

 

Latife (1874): Sloganını "Meram bir latifedir" olarak belirleyen dergi, diğer gazeteleri "yalan ve çıkar peşinde koşmakla" eleştirir ve kendisinin sadece terbiye sınırları dahilinde (daire-i edeb) doğruyu ve fıkrayı söyleyeceğini belirtir.

Mizahı; latife, udhûke ve eğlence kavramlarıyla açıklar. Ancak bu eyleme "ıslah-ı efkâr" (fikirlerin düzeltilmesi) ve "tentîr-i ahlak" (ahlakın aydınlatılması) gibi eğitici ve terbiye edici toplumsal bir misyon ekler.

 

Meddah (1875): Kendisini doğrudan "mizah gazetesi" olarak tanımlayan dergi, mizahı "Cidd / Ciddiyet" kavramının zıddı (hezl / mezh) üzerinden açıklar.

Amacını geleneksel meddahlar gibi hikayeler anlatıp okuyucuyu eğlendirmek ve güldürmek olarak ifade eder.

 

Kahkaha (1875): Basiretçi Ali Efendi'nin çıkardığı dergi, gülmeyi "insanı diğer canlılardan/hayvanlardan ayıran temel bir nitelik" (dahhâk-ı bi't-tabi') olarak ele alır. İnsanın doğası gereği gülmeye ihtiyaç duyduğunu savunur.

Derginin mukaddimesindeki "Ağlayan" ve "Gülen" karakterleri, tiyatro masklarına ve derginin serlevhasına gönderme yapar.

 

Kara Sinan (1875 - İzmir): Mizahı tanımlamak için ilk kez "mutayebe" (şakalaşma, karşılıklı latife etme) kavramını kullanmıştır. Mizahın tek taraflı değil, karşılıklı bir etkileşim/muhavere olduğuna vurgu yapar.

 

Geveze (1875): Gazeteleri "politik" ve "şarivari yolunda" olarak ikiye ayırır.

Fransız mizah dergisi Le Charivari’nin adından mülhem olarak Osmanlıcaya giren bu kelime, Osmanlı mizah basınında doğrudan "mizah / mizah gazetesi" anlamında bir türe dönüşmüştür.

 

Çaylak (1876): Mehmet Tevfik'in çıkardığı dergi, adını aldığı "çaylak" kuşunun avını hızlıca kapıp götürme özelliğinden hareketle, haberleri okuyucuya en hızlı şekilde ulaştıran bir "eğlence gazetesi" imajı çizmiştir.

 

1876'da yayımlanan resmi ilanlarla mizah dergilerindeki karikatür ve alt yazılara (lejand) sansür/ön denetim getirilmiştir.

Resmi metinlerde mizah dergileri "mizah gazeteleri", "hezelliyyat ve mizaha dair evrakpare" veya "mudhikata mahsus gazeteler" olarak adlandırılmıştır.

 

Aşık Edebiyatı Atışma Geleneğinde Alay Etme Olgusu - Abdullah Topcu

Aşık fasılları genel olarak Hoşlama, Hatırlatma, Tekellüm ve Uğurlama bölümlerinden oluşur. Atışma (müşaare/deyişme), Tekellüm bölümünün bir alt kategorisidir.

 

Atışma; en az iki aşığın irticalen (doğaçlama) birbiriyle yarışmasıdır. Öncelikli amacı dinleyenleri eğlendirmektir.

Atışma geleneğindeki alay etme, arkadaşça şakalaşma / takılma niteliğindedir; alay edilen kişinin benlik saygısını zedelemez.

 

Atışmanın seyri, üslubun sertliği veya mizahın düzeyi; açılan ayak (kafiye) ve dinleyici/seyirci tepkileri doğrultusunda şekillenir.

 

Hem alay eden hem de alay edilen konumundaki aşıklar ortamdan keyif alır. Bu olgu, seyirciyi eğlendirmenin yanı sıra zaman zaman toplumsal aksaklıkları ve insan kusurlarını eleştirme (sosyal tenkit) işlevi de görür.

 

METİN ÖRNEKLERİ

Giresun Yöresinde Alay İçeren Sözcük, Deyim ve Atasözleri - Mevlüt Kaya

Alay, yazılı, sözlü veya mimiklerle, hareketlerle yapılan; toplumda ayıplanan ve istenmeyen bir davranış biçimidir. Bazen dalga geçmek, küçük düşürmek, bazense zaman geçirmek için başvurulan alay, haksız bir biçimde başkalarının kusurlarını ortaya çıkarmak amaçlı da kullanılmaktadır.

 

Alay, uygarlık yarışında başvurulan bir aşağılama eylemi olmuştur. Batı ve Doğu uygarlıkları arasındaki ayrışmanın temeli dinsellikten daha eskilere uzanan 'yabancı düşmanlığı'dır.

Giresun yöresinin sözlü kültüründe, yüzyıllar öncesinden gelen ve bugünkü yöre kültürü açısından 'yabancı' kabul edilen imgeler bulunmaktadır. Müslüman halk tarafından ötekileştirme ve alay amaçlı kullanılan bu imgeler, 20. yüzyıl başlarına dek yörede yaşamış olan Ermeni ve Rum toplumunun, dolayısıyla Hristiyan kültürünün yöredeki yansımalarından ibarettir.

 

Yörede Alay Etme Biçimleri ve Eylemleri

Öykenmek / örkenmek / zeklenmek: Yörede hareketleriyle yahut sözleriyle birinin taklidini yaparak alay etmek.

 

Eğes etmek / tınas etmek: Bir kimseyi övüyormuş gibi sözler ederek onunla alay etmek. Bunu yapan kimseye yörede 'tınasçı' denilmektedir.

 

Mugallitlik etmek: Taklit yapmak suretiyle bir kişiyi, hayvanı, nesneyi veya olayı alaya almak veya alaysı bir üslupla komik öyküler anlatarak insanları güldürmeye çalışmak.

 

Kiçemek / kınamak: Karakter ve davranışlarından ötürü bir insanı, tadından veya görüntüsünden ötürü bir yiyeceği, şeklinden, yapısından veya huyundan ötürü bir hayvanı hor görmek...

Abusdul (Apostol): Eskiden Giresun yöresinde yaşayan Ermeni halkının kullandığı bir isim. Müslümanlar arasında ise alay ve ötekileştirme amaçlı kullanılmıştır: 'Seni Ermeni Abusdul'un hizanı (çocuğu)!'

 

Cıfıt: Yörede eskiden 'Yahudi' anlamında kullanılan alay ve aşağılama sözcüğüdür. Hileci, düzenbaz ve uyanık geçinen kimselerle alay etmek için kullanılmaktadır...

 

Basuk: Ölü mezara götürülürken tabutun yanında dolanan çocukların çarpılacağına... 'sal (tabut) basuğu' olacağına inanılmaktadır... vücutça zayıf olan kişilerle alay etmek için onlara 'sal basuğu' ya da 'basuk' denilmektedir...

 

Akınduruklu: Kronik burun akıntısı olan kişilerle alay etmek için 'sümüklü' yerine 'akınduruklu' denilerek alay edilir...

 

Davunlanmak: Söz konusu dönemlerde karantina altına alınan taun [veba] hastaları, yemeklerini yalnız başına yemek zorunda kalmışlardır. Bugünse tek başına yemek yiyen birine rastlanıldığında alay amaçlı olarak 'davunlanıyor musun?' diye sorulmaktadır.

 

Alatakaç: Yörede ağaçkakana alatakaç adı verilmektedir. Bir kimsenin kafasının şekli ile alay etmek için ona 'takaç başlı' veya 'alatakaç gibi' denilmektedir...

 

Gumbul: İçi boş ve tek parça halindeki kalıba yörede 'gumbul' denilmektedir. Kafası çalışmayan, algısı düşük olan kimseyi aşağılamak, onunla alay etmek için kafası kast edilerek 'gumbul' denilmektedir: 'Gumbul çalışmadı herhalde!'.

 

Fortik (domuz yavrusu): Sert mizaçlı ve kavgacı kadınlarla alay etmek için söylenir.

 

Yahudilerde ve Hıristiyan toplumunda kullanılan bazı kişi adları (Yorgo, İlya vs.), yörede Müslümanlar arasında alay ve ötekileştirme amacıyla kullanılmıştır.

 

Hımbıl: Yaratılış itibarıyla çok yavaş hareket eden, 'uyuşuk' kimseler için söylenir.

 

Deyimler

Aklı Horasan'da kalmak: Sürekli eski yaşantısından bahseden fakat yakın zamanı hatırlamayan kimseler için kullanılır.

 

Fındık kadar aklın vardı, o da goruk çıktı: Akıl derecesini küçümsemek için söylenir. (Goruk: Fındığın içinin boş çıkması).

 

Besi malı: Gün boyunca yatan, hiç bir işle uğraşmayan, çalışmaya hevesi olmayan tembel kişilere söylenir.

 

Celep malı / Güdü malı: Başkaları tarafından kolayca kandırılan, yönlendirilen ve sürü psikolojisiyle hareket eden insanlara söylenir.

 

Çit çakalı / Çise çakalı: Sinsi, fırsatçı, güvensiz, menfaatçi ve kendi çıkarı uğruna etrafa zarar veren kişiler için kullanılır.

 

Erimez'den / Sisdağı'ndan kar bağışlamak: Yaptığı ufacık bir işi büyük bir lütufmuş gibi sunan kimselerle dalga geçmek için kullanılır.

 

Çepni çakal / İnden bakar / Kırk yumurtayı / Birden kapar: Çepnilerin kurnazlığına ve uyanıklığına gönderme yapan alaycı bir taşlamadır.

 

Bakmayla öğrenilseydi köpekler kasap olurdu / Uygulama yapmadan sadece izleyerek iş öğrendiğini iddia edenlerle alay etmek için söylenir.

 

Uyumsuzluk Teorisi Bağlamında Yusufelili Aşık Huzuri'nin "Tezatlar Destanı" Üzerine Bir Tahlil Denemesi - Cansu Daşdemir

 

İcap etse kendi adım yazamam / Kâtiplikte gayet iştiham var: Huzûri, kendi kâtiplik (tapu memurluğu) geçmişine ve dönemin memuriyet anlayışına ironik bir gönderme yapar.

 

İbadet eylerim namaz kılmam / Temizlik severim lekesini silmem: Huzûri'nin imamlık yaptığı dönemde karşılaştığı samimiyetsiz tutumlara bir eleştirisidir.

 

Doktorlukta büyük iftiharım var (Yüz hastaya baktım biri kalkmadı)

 

Müşaare: Şairlerin karşılıklı olarak şiir söyleşmesi, şiirle atışması.

 

Klasik Türk Şiirinde Hicvin Hicvi - Murat Öztürk

Klasik Türk edebiyatında hiciv; hafif gülmeceden ağır sövgüye, alaya, küçümsemeye ve tenkide kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Tür/tarz olarak sınırları kesin çizgilerle ayrılamamış; hezl, tehzil, küfür, tariz, mutayebe, mizah, şathiye, şikâyet, istihza, mezemmet gibi kavramlar birbiri yerine ve iç içe kullanılmıştır.

 

Nâbî (Hayriye): Hazmı zor mizahın dostlukları bitireceğini ve endişeye düşüreceğini savunarak hicve daha mesafeli durur.

 

İslam'da insanları alaya almak, kusurlarını yaymak, lakap takmak (Hucurât/11) ve kaş-göz işaretleriyle alay etmek (Hümeze/1) yasaklanmıştır. Ayrıca "çok gülmenin kalbi öldüreceği" ve celadeti gidereceği Hadis-i Şeriflerle sabittir.

Hiciv ancak dinî/toplumsal savunma şartıyla meşru sayılmıştır.

 

Âşık Çelebi & Latifî: Hicvi "çirkin şiir" sınıfında değerlendirirler; ancak küffara/müşriklere cevap verme durumunda cevaz verirler.

 

Tokatlı İshak (Nazmü'l-Ulûm): Hicvin doğuracağı kul hakkının hesabının kıyamet günü verilemeyeceğini söyler.

 

Şairler Allah'ın "Settâr" (ayıpları örten) sıfatını hatırlatarak başkalarının kusurlarını gece gibi örtmek gerektiğini savunurlar (Edirneli Nazmî, Kemal Ümmî, Âgâh, Âsâf).

 

Figânî, Nef'î, Hayatî, Mantıkî, Meâlî, Gazâlî, Taşlıcalı Yahya, Fehim, Osmanzâde Tâib, Beylikçi İzzet, Haşmet ve Keçecizade İzzet Molla gibi isimler hicivleri sebebiyle ya sürgün edilmiş ya da idam edilmişlerdir.

 

Bazı şairler başlarına belâ gelmemesi için ağır hicivlerini divanlarına almamış, bu şiirler çoğunlukla gizli mecmualarda saklanmıştır (Örn: Taşlıcalı Yahya’nın Şehzade Mustafa Mersiyesi, Veysî ve Nev'îzâde Atâyî’nin kişileri hedef alan hicivleri).

 

Unutulmuş Bir Heccav: Niyazi Hicran Damla (1913-1953) - Alpay Tırıl

İzmir'in Kemalpaşa (Nif) ilçesi doğumlu görünmektedir (Manisa'nın Turgutlu ilçesinde doğduğuna dair iddialar da mevcuttur). Ailesi, 19. yüzyıldaki Kafkas göçleriyle gelmiş Çerkes kökenli bir ailedir ("Çerkes Niyazi" olarak da bilinir).

Turgutlu ve daha sonra nakledildiği İzmir/Karşıyaka belediyelerinde küçük memuriyet yapmıştır.

Gençliğinde futbol oynamış (Turgutlu İdman Yurdu ve Manisa İdman Yurdu), Türk Ocağı ve Halkevi çalışmalarına aktif katılmıştır.

26 Nisan 1953 tarihinde, henüz 40 yaşındayken geçirdiği beyin kanaması (bazı kaynaklarda kalp krizi) sonucu ani bir şekilde vefat etmiş ve Soğukkuyu Mezarlığı'na defnedilmiştir.

 

Şiirlerinde çoğunlukla "Yanıkoğlan" mahlasını kullanmıştır. Yakasından sarı çiçeği (ve mevsiminde amber çiçeğini) hiç eksik etmediği için, ölümünden sonra derlenen şiir kitabına dostları tarafından "Sarı Çiçek" adı verilmiştir.

 

Hece ölçüsüyle kaleme aldığı romantik sevda şiirlerinin yanı sıra toplumsal eleştiriler ve dönemin siyasi atmosferini (özellikle Tek Parti dönemi ve çok partili hayata geçiş sancılarını) yansıtan sosyal/siyasal taşlamalar (hicivler) yazmıştır.

 

Ünlü Türkolog ve halk edebiyatı duayeni Prof. Dr. Şükrü Elçin (o dönemki adıyla Şükrü Murat), Niyazi Damla'nın ilkokul ve gençlik arkadaşıdır.

 

Münir Nurettin Selçuk tarafından iki şiiri bestelenmiştir: Hasret Şarkısı (1944 yapımı Hasret filmi için Nihavend makamında) ve Unutulur (1953'te Hicaz makamında). Münir Nurettin, şairin vefatından sonra ailesine yardım amacıyla Karşıyaka'da bir yardım konseri de vermiştir.

 

Kader isimli şiiri ise vefatından 60 yıl sonra Turgutlulu bestekâr Fuat Şirvan tarafından bestelenmiştir.

 

Niyazi Damla; 1940'ların sonu ve 1950'lerin başında Türkiye'nin yaşadığı siyasi çalkantıları, ekonomik sıkıntıları, devalüasyonu, iktidar değişiminin getirdiği hayal kırıklığını ve toplumsal yozlaşmayı sade bir dille metinlerine yansıtan, halkın sesi olmuş yerel bir hiciv ustasıdır.

 

Popüler Televizyon Dizilerinde Mizah Anlayışı, İmtiyaz ve Ayrımcılık - Leyla Şimşek-Rathke

Mizah bir yandan toplumsal eleştiri ve direniş aracı olabilirken, diğer yandan var olan güç ilişkilerini, imtiyazları ve eşitsizlikleri pekiştiren bir baskı ve kontrol aracı olarak işlev görebilir.

 

Statükocu Mizah (Çocuklar Duymasın / Arka Sokaklar)

Bu diziler geleneksel aile ideolojisini, yaş/cinsiyet/statü hiyerarşilerini ve muhafazakâr dünya görüşünü onaylar.

Tekrarlanan kalıpyargılar ve temalar üzerinden toplumsal rıza inşa edilir. Şiddet uygulayan veya ayrımcı söylemlerde bulunan erkek karakterler sempatikleştirilerek temize çıkarılır.

 

Kadınlar kıskanç, saf, sürekli yanlış yapan veya "aklı ermeyen" karikatürler olarak sunulur. Bu durum, ataerkil zihniyete sahip izleyicide "erkek olduğu için keyiflenme/haz duyma" duygusu yaratır.

 

Eşine yardım eden, hamilelik kitapları okuyan veya eşitlikçi ilişki kuran erkekler "light erkek" denilerek alay konusu yapılır ve kadınsılaşma tehdidi olarak algılanır.

 

Kültürel geçmişi, şivesi, kırsal aidiyeti, fiziksel engeli veya sosyo-ekonomik durumu farklı olan bireyler normatif olanın (orta sınıf, kentli, güç sahibi) gözünden eğlence malzemesi yapılır.

 

Doğu Bloku ülkelerinden gelen kadınların nesneleştirilmesi, yabancı kadınların kolay av olarak gösterilmesi veya parodik milliyetçi söylemlerle kadın bedeni üzerinden "intikam alma" kurguları ayrımcı kalıpyargıları besler.

 

Kadınların kendi toplumundaki erkekler tarafından alaya alınması kriz yaratmazken, başka bir ulus tarafından küçümsenmesi "milli onur" meselesi yapılır.

 

 

 

Alternatif Mizah (Yalan Dünya)

Aile ideolojisine, yerleşik hiyerarşilere ve statükoya mesafeli durur.

Alışıldık rolleri ve güç konumlarını sürekli altüst ederek gülünç kılma esasına dayanır. Çeşitli bakış açılarına yer vererek dönüşümcü bir mizah örneği sunar.

 

Türkiye'de kentleşme süreci halen devam ettiği için mizah, esas olarak kırsal-kentsel değerlerin ve farklı toplumsal sınıfların (habitus) karşılaşmasından beslenir.

 

Hobbes, Platon ve Aristoteles'in "Üstünlük Kuramı"na atıfla; izleyici, artık geride bıraktığı veya aşmış olduğu geçmişteki hallerine (veya alt sınıflara) yukarıdan bakarak ve kendini "güvenli alanda" hissederek güler (burjuva histerisi).

 

John Morreall: Şakayı yaptığımız kişinin de bu şakaya gülebilecek olması mizahın etik ölçüsüdür.

Statükocu mizah sadece "kendine benzemeyeni" ve zayıfı hedef alırken; kapsayıcı ve dönüştürücü mizah, güçlü olanı ve normatif kabul edileni de gülünç kılar.

 

Dizide geleneksel kalıplar ve cinsiyetçi durumlar parodi edilerek veya rolleri tersyüz edilerek sunulur. Örneğin; aldatılan bir kadının rakibinin 85 yaşında bir kadın çıkmasıyla erkeğin "paylaşılamayan adam" gururu alaşağı edilir ve erkek izleyicinin bu durumdan eril bir haz alması engellenir.

 

Medyadaki mizahi materyallerin özensizce, ucuz yollardan ve etik/siyasal sonuçları düşünülmeden üretilmesi toplumsal ayrımcılığı yeniden üretir ve pekiştirir.

 

TİPLER

Hayatı "Alay"a Alan Bir Fıkra Tipi: Bekri Mustafa Fıkralarında Toplumsal Eleştiri - Sezai Demirtaş

Fıkralar, oluştukları toplumun sosyal, ekonomik ve siyasi değişimlerini yansıtan realist halk anlatılarıdır. Nasreddin Hoca - Timur karşılaşmasında olduğu gibi, Bekri Mustafa fıkraları da halkın dönemin otoritesine ve toplumsal bozulmalara karşı geliştirdiği bir refleks ve "protesto" mekanizmasıdır.

 

IV. Murad'ın iktidarı devraldığı dönemdeki yeniçeri isyanları, asayiş sorunları, rüşvet, liyakatsizlik ve 1633 Büyük İstanbul Yangını sonrası getirilen tütün, kahvehane ve içki yasakları Bekri Mustafa fıkralarının tarihsel/toplumsal arka planını oluşturur.

İçkiye düşkünlüğü, hazırcevaplılığı, cesareti ve kıvrak zekasıyla tanınan Bekri Mustafa; yasaklara doğrudan dine değil, siyasi güce ve idari yetersizliklere karşı çıkar.

 

"Yaver Olur" fıkrasında saraya sadece boy uzunluğuna göre yaver seçilmesi (leylek benzetmesi) liyakatsizliği; "O Ferman Ondayken" fıkrasında kadının altın dolu kağıdı alıp davalıyı haklı bulması ise adalet sistemindeki rüşvet çarkını eleştirir.

"Allah Gani Gani Rahmet Eylesin" fıkrasında ise Bekri'ye düşman olan imamın para (vasiyet) lafını duyunca tavır değiştirip övmeye başlaması, din adamlarının liyakatsizliğini ve riyakarlığını gözler önüne serer.

 

MİZAH DERGİLERİ

Alay Adlı Mizah Gazetesinin Sistematik İndeksi ve Gülmeceyi Sağlama Yöntemleri - Aydan Ener Su

Alay gazetesi, Aka Gündüz (Enis Avni) ve Ercüment Ekrem Talu (Evliya-ı Cedid / Aşık) tarafından kuruldu.

İlk sayısı 10 Ocak 1920 (10 Kânûn-ı Sânî 1336) tarihinde yayımlanmış, toplam 12 sayı çıkmıştır. Aka Gündüz’ün İstanbul'un işgalinin ardından Malta'ya sürülmesi gazetenin ömrünü sınırlayan temel etkendir.

Gazetenin amacı Milli Mücadele'nin haklılığını halka anlatmak, bağımsızlık hareketine muhalif olanları mizah yoluyla itibarsızlaştırmak ve Mustafa Kemal önderliğindeki bağımsızlık mücadelesinde halkı birleştirmektir.

 

"Sövseler nefy etseler, hat nihayet assalar / Fariğ olma bir dakika fikrini izhardan" beytiyle baskılara rağmen düşünceyi açıklama cesareti ve bağımsızlık yanlısı kararlılık vurgulanmıştır.

 

Cumartesi günleri yayımlanan 8 sayfalık bir gazetedir.

 

Gazetedeki yazılar çoğunlukla imzasızdır. Kullanılan başlıca mahlaslar şunlardır:

Ercüment Ekrem: Aşık (Gazetenin 9. sayısındaki "Mecburi İzah" başlıklı yazıda bu mahlasın Ercüment Ekrem'e ait olduğu açıklanmıştır).

Aka Gündüz: Serkenkebin, Enis Avni.

Diğer Yazarlar: Hüseyin Rıfat, Osman Cemal, Deccal, Eşref Sani/Safi, Ahmet Rasim, Şehsüvar, Avni Fuad vb.

 

Gazetede en çok yayımlanan tür karikatür (104) ve şiirdir (98). Bunların dışında reklam yazıları (92), haberler (46), muhavereler (26), ilanlar (18), anı/hatıralar (16) ve hikayeler (11) ön plandadır.

 

Gülmeceyi Sağlama Yöntemleri

Karagöz-Hacivat geleneğindeki ses benzerliğine dayalı yanlış anlamalar Ercüment Ekrem’in Cin Ahmet karakteri üzerinden sürdürülür. "Alaaddin Selçuki" ifadesinin Cin Ahmet tarafından "Alay ettimse çok iyi" şeklinde algılanması saflık ve kelime oyunu üzerinden komiği doğurur.

 

Konuşanların bildiği örtük anlamlar kullanılır. Örneğin seçim sonuçları sorulduğunda verilen "Kirli çamaşırlar çıktı" cevabı, seçilen kişilerin olumsuz niteliklerini ve kirli ilişkilerini hedef alır.

 

Düz anlamın zıddı kastedilir. "Sandık" kelimesi hem eşya hem seçim sandığı; içinden çıkan "çamaşır" ise yolsuzluk/olumsuzluk olarak zıt anlamıyla işlenir.

 

Toplumsal ve belediye hizmetlerindeki aksaklıkları halkın gözüne sokmak amacıyla trajikomik durumlar abartılır. Tünel’e binen kişinin helallik istemesi, "derdi varsa Marko Paşa'ya anlatması" istenerek abartılı bir dille hicvedilir.

 

II. Meşrutiyet sonrası gelişen mizah basını; ilk zamanlar Karagöz/Ortaoyunu tarzı dil oyunları ve söz sanatlarını kullanırken, zamanla Batı tarzı felsefi kuramlar ve görsel karikatür teknikleriyle zenginleşmiştir.

 

Alay gazetesi sadece eğlence değil; İstanbul'un ulaşım, pahalılık ve belediye sorunlarını, mebusların/idarecilerin yetersizliğini, sefahat ve saflığı eleştiren sosyo-politik bir aynadır.

 

Gazete, mandacılığı savunan veya Millî Mücadele’ye muhalif olan isimleri mizah yoluyla karalayarak saygınlıklarını zedelemiş; Anadolu Hareketi’ne olan halk desteğini ve zafer inancını pekiştirmeyi amaçlamıştır.

 

DİL ÖRNEKLERİ

Klasik Türk Edebiyatında Bir Alay İfadesi: Mezelenmek -Ozan Yılmaz

Klasik Türk şiirinde kelimeler rastgele seçilmez; Türkçe, Arapça ve Farsçanın imkânlarıyla zengin bir mecaz dünyası sunar.

 

"Meze" Kelimesi

Köken: Farsça "meze / mezze" kelimesinden gelir ve temelde "tat" anlamına dayanır.

Meze: Tat, lezzet, çerez, çeşni, ikindi yiyeceği vb.

Meze almak: Yemlenmek, dadanmak, mezelenmek.

Meze etmek: Maskaralık etmek.

Mezelemek: Cezbetmek, yemlemek, dadandırmak; nükte atmak, dillemek, ta'n etmek, şetm etmek (sövmek), mezeye almak, istihza etmek.

Mezelenici: Maskaralığa alıcı.

Mezelenmek: İkindi yiyeceği yemek, meze almak, dadanmak.

 

Zâtî'nin yemek terimleriyle dolu bir gazelini alan Hayâlî'nin "Zâtî şiiri yenir sanırmış" diyerek onunla "mezelenip çiğnediği" (alay edip kınadığı) anlatılır. Bu kullanım, kelimenin 16. yüzyıldan itibaren "alay etmek" anlamını kazandığını belgeler.

 

Söz Edimi Olarak Alay Etme - Yusuf Polat

Alay etme, yaşamın her alanında karşılaşılan, mizah veya eğlence amaçlı yapılsa da bireylerin yaşam seyrini etkileyebilecek sonuçlar doğuran insana özgü bir davranıştır.

Alay; psikoloji (zorbalık, öfke/mizah/belirsizlik iletişimi), sosyoloji (Cohen’in alt-kültür kuramı ve sapma davranışları), hukuk (TCK m. 175 - dini inançlarla alay etme suçu) ve dilbilimin ortak inceleme alanına girer.

 

Edim: Türkçede "yapılmış iş, fiil", felsefede "insan davranışı", dilbilimde ise "dilin kullanım biçimi" olarak tanımlanır.

 

Aristoteles’in "Madde ve Form" Kuramı: Edimin gerçekleşme süreci üç aşamada (olanaklılık, gerçekleşme ve tamamlanmışlık) ve dört nedene dayalı olarak açıklanır:

Maddesel (Madde) Neden: Ses ve anlam üretme aracı olarak dil.

Formel (Biçimsel) Neden: Sesin ve anlamın girdiği biçim.

Fail (Hareket Ettirici) Neden: Konuşan kişi.

Ereksel (Final) Neden: Konuşanın niyeti.

 

Austin’in Söz Edimleri Kuramı

"Söylemek yapmaktır" esasına dayanır. Bir söz ediminde üç alt edim aynı anda gerçekleşir:

Düzsöz Edimi (Locutionary act): Belli ses ve dil kurallarıyla sözceyi dillendirme eylemi.

Edimsöz Edimi (Illocutionary act): Sözceyle bir eylemi (rica etme, isteme, reddetme vb.) yerine getirme niyeti ve gücü.

Etkisöz Edimi (Perlocutionary act): Sözcenin dinleyici üzerinde yarattığı etki ve tepki.

 

Google üzerinden "alay konusu oldu", "alay etti", "dalga geçti" anahtar kelimeleriyle taranan basında ve sosyal medyada geniş yankı uyandırmış 76 sözce çözümlenmiştir.

Toplam 15 iletişim durumu incelenmiş; hedefteki (mağdur/kurban) 13 kişinin kamuoyuna mal olmuş kişiler (şarkıcı, oyuncu, siyasetçi, futbolcu) olduğu, alay edenlerin ise internet kullanıcıları/takipçiler olduğu saptanmıştır.

 

Alay etme, alay edilen kişinin toplumsal imgesini, saygınlığını ve kabul görme isteğini hedef aldığı için olumlu yüzü doğrudan tehdit eden bir saldırı edimidir.

 

Alay, iletişim bağlamından, sözcük seçimlerinden ve sezdirimlerden ortaya çıkan bir sonuçtur.

Saldırganlık küfür/hakarette belirleyici iken, nitelikli ironinin kullanıldığı alayda mizahi/yazınsal bir boyut kazanabilir.

Alay etme edimi evrensel olmakla birlikte, yorumlanması ve anlaşılması tamamen dilsel/dil dışı bağlama, toplumsal ve kültürel artalan bilgisine (gündeme) bağımlıdır.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder