24 Kasım 2018 Cumartesi

1317 (1899-1900) Maarif Salnamesi’ne Göre Trabzon Vilayeti’nde Eğitim Kurumları


Ümit Taşkın - 1317 (1899-1900) Maarif Salnamesi’ne Göre Trabzon Vilayeti’nde Eğitim Kurumları

...ilerleyen dönemlerde, devlet kademelerinde aksamaların oluşması sosyal, ekonomik ve askerî alanlarda bozulmalara sebep olmuştur.

...sadece okulların açılmasıyla yetinilmemiş, eğitim; çeviri kitaplarla desteklenmiş, kütüphaneler oluşturulmuştur.

Sıbyan mektepleri düzenlenerek yeni usulde eğitim verir hale getirilmiş, orta eğitim diyebileceğimiz rüştiye ve idadiler kurulmaya başlanmıştır. Diğer yandan yabancı devletlerin kurdukları misyon istasyonları, gayrimüslim Osmanlı vatandaşlarının hamiliği kisvesi altında eğitim faaliyetlerine girişmişlerdir.

1857’de kurulan Maarif Nezareti zaman içerisinde her vilayete birer maarif müdürü atamıştır.

Modern eğitim kurumları ortaya çıkmadan evvel, halkın bu ihtiyacını her yerde medrese olmadığından, genelde cami ve kiliseler karşılamaktadır.

Abbasiler devrinde “küttab” adıyla anılan mektebe, Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı Türkleri sıbyan mektebi diyorlardı.

...hemen her mahallede açılmasından bunlara mahalle mektebi denmiştir. Mektepler, medreselerin bir alt kademesini teşkil eden eğitim kurumlarıydı.

Sıbyan mektepleri çocuklara Kur’an okutmak, namaz kılma usullerini, namazda okunacak ayetleri, duaları öğretmek ve yazı yazdırmak gibi üç önemli amaçla kurulmuştu.

...kız çocukları da erkeklerle birlikte mekteplere devam ederlerdi. Bununla beraber sadece erkek veya kız çocuklarına ait sıbyan mektepleri de vardı. Kızların devam ettiği okullar inas mektebi adı altında faaliyetlerine devam etmekteydiler.

Tanzimat’tan önce çocuklara, bir sanat öğrenmeden önce Kur’an ve ilmihal öğretilmesi emredildiği halde, 1846’da yayımlanan bir talimatla dört beş yaşındaki çocukların ebeveynlerinin rızası ile okula gönderileceği, altı yaşını bitiren çocuklarını sıbyan mektebine göndermeyenlerin ise cezalandırılacağı, 1868 tarihli tebliğde herkesin altı yaşındaki çocuğunu okula göndermeye mecbur edildiği (...) ifade edilmektedir

Mektebe kaydolup başlamak, çocukların hayatında önemli bir olaydı. “Bed’-i besmele cemiyeti” ya da “amin alayı” da denilen bu merasim, genellikle Kandil, Pazartesi veya Perşembe günleri düzenlenirdi. Ailenin varlıklı veya yoksul olmasına bağlı olarak bu merasim şekillenmekteydi.

Tanzimatta dokunulmayan sıbyan mektebleri, 1279/1862’de mekteplere dönüştürüldü ve mevcut 360 sıbyan mektebinden 36’sı ibtidai mektep haline getirilerek yeni usulde eğitim ve öğretime başladı.

1892-1893 istatistiklerine göre Trabzon’da eski usulle eğitim veren 2390, yeni usulle eğitim veren 229 mektep bulunmakta idi (s. 248).

Rüştiyeler, sıbyan mekteplerinin programının takviyesiyle meydana gelen orta seviyedeki okullardır.
İlk açılan rüştiyeler (Mekteb-i Maarif-i Adli ve Ulum-ı Edebiye), memur yetiştirmek ve mevcut memurların bilgilerini arttırmak üzere kurulmuşlardır.
Rüştiyeler; erkek, kız, karışık, askeri ve özel rüştiyeler şeklinde açılmış ve bütün Osmanlı ülkesine yayılmıştır.
1846 talimatnamesine göre, buralarda Kur’an-ı Kerim, Akaid, Arapça, Hesap ve yazı öğretilmekteydi. 1848’de bu programa Farsça, Coğrafya ve Hendese ilave edilmiştir.

İdadiler
1869’da orta öğretimin II. kademesi olarak açılan bu okullar, daha öncesinde 1845’te Harbiye’ye girecek gençleri yetiştirmek amacıyla oluşturulmuş hazırlık sınıflarına ad olarak verilmiştir.

Sadrazam Sait Paşa, 1300 malî yılından itibaren birtakım vergilerin eğitim için alınmasını sağlayarak, idadilerle birlikte diğer eğitim kurumları için de bir kaynak oluşturmuştur. Bu şekilde sağlanan malî kaynak sayesinde idadilerin açılmasına girişilmiştir.

Medreseler
Fatih’in kanunnamesinde Sahn-ı Seman olarak bilinen bu medreselere eski vakfiyesinde Medaris-i Semaniye denilmektedir. Fetihten sonra şehirdeki 8 kilise medreseye çevrilmişti.
Fatih’ten sonra ikinci büyük örgütlenme Kanûnî zamanında gerçekleştirildi. Bu dönemde medreseler küçükten büyük sınıflara doğru yükselen on iki kademeli bir sistemde örgütlenmiş ve bu sistem aşağı yukarı imparatorluğun sonuna kadar sürmüştür (s. 256).

Kütüphaneler bir yandan halkın okuma ihtiyacını karşılarlarken diğer yandan da buralara tayin edilen hafız-ı kütübler vasıtasıyla eğitim öğretim faaliyetlerini yürütüyorlardı. O dönemlerde camilerin, mescitlerin ve medreselerin en azından birer kitaplıklarının bulunduğu vakıadır. Bazen köy camilerinin bile kendine ait kütüphaneleri olduğuna tesadüf edilir.

Gayrimüslimler, Tanzimat Fermanı’nın kendilerine verdiği müsaade ile mekteplerini modern hale getirmişlerdir. Okullarında hayata dönük bilgiler vererek meslek edindirmişlerdir. Müslüman halkın bir kısmı da çocuklarını gayrimüslimlerin açtığı okullara vermekteydiler.

1856 Islahat Fermanı’nın ilanı ile gayrimüslimlere eğitim-öğretim konusunda birçok haklar tanınmıştır.
Bu mektepler hükümetlerin kontrolünden uzak oldukları için serbestçe  çoğalıyorlardı.
Rüştiyelere ise 1867’de ilk kez gayrimüslimler alınmaya başlanmıştır. 93 Harbi’nden sonra -ihanet ederek- kötüye kullandıkları için askeri okullar gayrimüslimlere kapatılmıştır.

Osmanlı ülkesinde XVIII. yüzyıldan önce yabancı okul olarak sadece Katolik okulları vardı. Bunlar Papa ve Fransa’nın destek ve himayesiyle açılmışlardır. İlk defa 1536 yılında Fransa’ya kapitülasyonlar adıyla verilen imtiyazların ürünü olan bu okullar, devletin zayıflamasına paralel olarak diğer batı ülkelerine de verilen imtiyazlar sayesinde sayı ve çeşit bakımından hızla artmışlardır.

---
Taşkın, Ümit. (2009), 1317 (1899-1900) Maarif Salnamesi’ne Göre Trabzon Vilayeti’nde Eğitim Kurumları, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt:, Sayı: 7, (s. 244-262)

931 Numaralı Trabzon Ayniyât Defteri'ne Göre 1867-1872 Arasında Trabzon'da İdari, Sosyal ve Ekonomik Hayat


Ayşe Seyhan - 931 Numaralı Trabzon Ayniyât Defteri'ne Göre 1867-1872 Arasında Trabzon'da İdari, Sosyal ve Ekonomik Hayat

Tanzimat döneminden itibaren tutulmaya başlanan Ayniyât Defterleri sadaret makamından nezaretlere ve bazı resmi daireler ile vilâyetlere gönderilen yazışmaların aynen suretlerini içermektedir.

931 Numaralı Trabzon Ayniyât Defteri, merkezle Trabzon Eyaleti‟nin 1867-1872 yılları arasındaki yazışmalarını içermektedir.
Trabzon Eyaleti ve ona bağlı sancak, kaza, nahiye ve köylerin idari, siyasi, sosyal, ekonomik değerlendirmelerinden oluşmaktadır.

Defterde kayıtlı belgelerden, halkın talep ve şikayetlerini arzuhal yazarak bizzat padişaha, sadrazama ya da devlet kurumlarına iletebildikleri anlaşılmaktadır. Devletin de bu talepleri karşılamak ve sorunları çözmek için çaba sarf ettiği görülmektedir.

Giriş
Birinci bölümde kısaca Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nin kuruluşu ve gelişmesi özetlenmiştir. Osmanlı Devleti’nin defter tutma geleneği ve defter türleri incelenmiş, ardından genel Ayniyât defterlerine değinilmiştir. Yine bu bölümde, 931 Numaralı Trabzon Ayniyât Defteri’nin teknik özellikleri incelenmiştir. İkinci bölümde, defter kayıtları konularına göre tasnif edilerek, metinler ışığında 1867-1872 yılları arasında Trabzon Vilâyeti’nin idari, sosyal, kültürel ve ekonomik durumu hakkında bilgiler verilmiştir.

Birinci Bölüm
AYNİYÂT DEFTERLERİ
Ayniyât defterlerindeki kayıtlar, Sadaret'ten giden yazıların kayıtlarıdır.
Ayniyât Defterlerinde Şukka, Arzuhal, Tezkere, Mazbata, Tahrirat gibi belge türleri vardır.

Şukka: Merkezle taşra veya taşradaki iki yer arasında yapılan yazışmalarda kullanılan belge türüdür. “Üstten alta yazılan tahrirattır”

Tezkire: Osmanlı belgelerinde aynı yerdeki resmi daireler ve şahıslar arasındaki yazışmaları içeren belge türüdür.

Tahrîrât: Osmanlı diplomatiğindeki anlamı İstanbul‟daki merkez daireleriyle başlangıçta kalemler sonra nezaret ve diğer daireler ve dış temsilcilikler ve bunların arasındaki yazışmalara denir.

931 Numaralı Trabzon Ayniyât Defteri 595 numaralı BEO Ayniyât Defterleri Kataloğu'nda 1-1.869 numaralarda kayıtlı, muhtelif mevzuları içeren Ayniyât Defterleri serisi içerisindedir (s. 16).

İkinci Bölüm
931 NUMARALI TRABZON AYNİYÂT DEFTERİNE GÖRE 1866-1872 TARİHLERİ ARASINDA TRABZON VİLÂYETİ’NİN İDARİ, SOSYAL VE EKONOMİK HAYATINDAN KESİTLER
Defterde, alacak-verecek, borç meseleleri, miras ve verese problemleri, muhacir, köle ve cariye sorunları, meni müdahale olayları, nafaka talepleri, tayin, istihdam ve azil konuları, idari ve sosyal yapıların tamiri, idari yapıların değişmesi; gasp, hırsızlık, cinayet, tecavüz konularıyla ilgili sorunlar dikkat çekmektedir (s. 19).

1840 –1852 yılları arasında taşra yönetiminde kalıcı düzenlemeler yapıldı. Örneğin iltizâm kaldırıldı, sancak yönetimi Mütesellimlerden alınarak Muhassıllara verildi.
Bu uygulama başarısız olunca Mart 1842’de birkaç köyün bağlandığı, köyle sancak arasında yeni bir idari yapılanma  “kaza” oluşturuldu. Kazalara yönetici olarak müdür atandı. Müdürler yörenin ileri gelenleri arasından, halk tarafından seçiliyordu (s. 20).

Müdürlerin yolsuzluk yapmalarını önlemek için güvenilir bir kefil göstermeleri usulüne başvurulmuştu.

Sancak idaresinde muhassıl yerine merkezden atanan yöneticiye “Kaymakam” dendi. Eyalet ise valiler tarafından yönetilecekti.
Mali işler doğrudan merkezden atanan defterdara verildi. Vali başkanlığında toplanan defterdar, kadı, müftü, Müslüman halkın seçtiği temsilcilerle, Müslüman olmayanların dini liderleri ve temsilcilerin katılımlarıyla toplanan “Büyük Meclis” oluşturuldu (s. 21).

Trabzon’un İdari Yapısı
Trabzon’un 1461 yılında fethinden sonra 1520 yılına kadar idari olarak bir “Uç Sancağı” şeklinde düzenlenmiştir.

Trabzon eyalet statüsüne 1650’lerden sonra dönüştürüldü.

1841 yılında Trabzon Eyaleti‟nde Tanzimat uygulamalarını gerçekleştirmek amacıyla (...) kişiler gönderilmişti. Ancak bölgedeki nüfuslu kişilerin vergi vermekte isteksiz olması ve dönemin Trabzon valisi Hazinedarzade Osman Paşa’nın yeniliklere taraftar olmaması gibi sebeplerle yazım işleri aksamıştı (S. 22).

1847 yılında yapılan idari değişikliğe göre Trabzon Eyaleti; Merkez (Trabzon), Karahisar-ı Şarki, Canik, Gönye, Batum Sancakları’ndan oluşuyordu.

Canik Sancağı 1872’de Trabzon Vilâyeti’nden alınarak müstakil livaya dönüştürüldü. Ancak beş yıl sonra tekrar Trabzon’a bağlandı.

...görevini layıkıyla yapmayanların haklarında şikayet olması sebebiyle görevden alındıkları ve yerlerine başkalarının atandığı (...) anlaşılmaktadır (s. 25).

Klasik dönemde memura maaş tahsisi çok azdı. Maaş yerine belirli bir mali kaynağın gelirinin tahsis edilmesi vardı.

Tanzimat reformcuları rüşvet suçlarının en önemli sebebini kamu hizmetlerinin devlet hazinesinden maaş verilmeden gördürülmüş olmasına bağlıyorlardı. Onlara göre, memurlara hazineden doğrudan maaş verilirse onların tahsildarlıkla ilişkisi kalmayacak ve zimmetlerine para geçirmeleri söz konusu olmayacaktı (s. 27).

(Kırım Harbi’nden itibaren) Osmanlı Devleti Kafkasya’dan gelen göçmenleri yerleştirmeye ve onların toplumsal uyumlarını sağlamaya çalışıyordu. Devlet, göçmenlere arazi ve arsa gibi toprak vermekten ziyade onlara ev yapma sorumluluğunu da duyuyordu. Ancak, bunun finansmanı devlete ağır geldiği için sorun yerel idarecilerin teşvikiyle halkın nakdi ve bedensel çalışmaları sonucu bir ölçüde çözülebiliyordu (s. 31).

Osmanlı vatandaşlarının ülke içerisinde yer değiştirmeleri Men-i Mürûr Nizâmnâmesi‟ne göre düzenliyordu. Men-i Mürûr Tezkeresi ilk zamanlar kadılar tarafından verilirdi.
Kişi bu tezkerenin yanında vaktinde döneceğine dair kuvvetli bir kefil göstermesi istenirdi. Göç edecek kişiler gitmek istedikleri yeri ve gitme sebeplerini belirterek izin taleplerinde bulunurlardı (s. 32).

Osmanlı Devleti 19. yüzyıla gelinceye kadar köle ticaretine pek fazla müdahale etmemiş, Tanzimat Fermanı’nın ilanından sonra bu konuda önlemler almıştır.
1847’de yayınlanan fermanla köle ticaretini yasaklayan hukuki düzenleme yapıldı. Yine bu tarihte İstanbul esir pazarı kaldırıldı.
1880’de köle ticaretinin kaldırılması için Osmanlı İngiliz antlaşması ile Osmanlı Devleti de uluslararası köle ticareti yasağına taraf olmuştur.

Karadeniz Bölgesi’ne getirilen kölelerin çoğunlukla Kafkaslardan satın alınmış olduklarına tanık oluyoruz. Köle ticareti yapanların genelde göçmenler olduğu görülmektedir. Yine belgelerden hür asıllı insanların köle ve cariye olarak satılması gibi meşru olmayan bir uygulama görülmektedir.
Hangi dinde olursa olsun
Osmanlı vatandaşlarının ülke içinde bulunan yabancıların dahi köle edinilmesi yasaktı.
Hür insan ticareti Kırım Savaşı’ndan sonra çok sayıda Kırım ve Kafkasyalıların Osmanlı topraklarına göç etmesiyle beraber artmıştır. Bazı Kafkas kavimlerinin de kendi çocuklarını satma geleneği yüzünden sık sık hür insanların esir edilmesi durumu ortaya çıkmıştı (s. 35).

Yapıların Tamiratı
Vakıf sistemi Osmanlı toplumunun ekonomik sosyal ve kültürel alanlarında etkilidir. Osmanlı Devleti’nde vakıflar, yoksulların ihtiyacını gidermek, yol, köprü, çeşme, su bendleri, okul, cami, kervansaray, hamam, çarşı, dükkan ve bedesten gibi yapıları oluşturarak halkın ihtiyaçlarını gideren çok sayıda vakıf bulunmaktaydı.
Devlet; eğitim, sağlık, sosyal yardım, belediye ve bayındırlık hizmetleri gibi kamu hizmetlerini vakıflara gördürmüştü (s. 37).

Cami ve çeşmelerinin onarımı yanı sıra halkın, ekonomik gücü yetmediği noktalarda kendi evlerinin inşaatı veya tamiri içinde devletten yardım istedikleri anlaşılmaktadır.

Borç Meseleleri
Alacak borç ilişkileri ve ticaret, borç alma, veresiye mal satma ve kiralama gibi işlemlerde kefalet sisteminin sıkça kullanıldığı görülmektedir. Borç veren taraf alacağını borçlunun kendisinden tahsil edemezse bu defa kefiline başvuruyordu (s. 39).

Miras ve Varis Sorunları
İslam miras hukuku ile ilgili düzenlemeler kaynağını Kur’an-ı Kerim’den almaktadır. Muhtelif ayetlerde miras payları düzenlenirken kalan boşluklarda sünnet ve icma tarafından doldurulmuştur. İslam Miras Hukuku “Feraiz” başlığı altında düzenlenmiştir. Bu düzenlemede kadına da miras hakkı tanınmıştır.

Kur’an kadına miras hakkını tanımakla beraber bazı durumlarda kadın erkeğin yarısına kadar miras payına sahiptir. Bunlardan birisi karı-kocanın durumudur. Çocukları yoksa erkek toplam terekenin payı ½’sini alırken, aynı durumda kadının payı ¼’tür.

Osmanlı Devleti’nin miras hukuku alanında hem Şer’î hem de örfi hukuk etkili olmuştur. Tüm mülk ve gayrimenkul mallar İslam miras hukukuna göre paylaştırılmıştır. Mülkiyeti devlete ait olan miri arazinin tasarruf hakkı ile icareteynli ve mukataalı vakıflarda intikal örfi hukuk tarafından düzenlenmiştir (s. 43).

İslam Hukuku‟na göre koca eşinin ve çocuklarının geçimini kendi mal varlığından sağlamak zorundadır. Kadının sahip olduğu mal varlığı miktarı ne olursa olsun kadın ailenin geçimi için bir şey harcamak zorunda değildir.

Osmanlı Devleti’nde 19. yüzyıla gelindiğinde sosyal yardım alanında önemli bir yeri olan vakıflar ve imaretler işlevini büyük ölçüde kaybetmişti. Merkezi devletin güçlenmesi sürecinde vakıfların mali kaynakları devlet hazinesi içerisinde eritilmişti.
Vakıfların merkezi sistemin içerisinde yer alması sebebiyle bunları kontrol eden sosyal kesimler zamanla özerkliklerini yitirerek devletin maaşlı memurları konumlarına gelmiştir (s. 46).

Avrupalılar, Amerika kıtasını keşiflerinin ardından buradan bolca altın ve gümüşü Avrupa pazarlarına aktardılar. Oradan da kaçak yollarla Osmanlı piyasalarına bolca gümüşün getirilmesi ile Osmanlıda mal fiyatlarını artırdı. Üretimde artış olmadı. Böylece 1586’da Osmanlıda ilk büyük devalüasyon gerçekleşti. 17. yüzyıl boyunca akçenin ayarı düşürüldü. Bu akçeler için “Kızıl Akçe”, “Kırpık Akçe”, “Çil Akçe”, “Zilyuf Akçe” gibi ifadeler kullanıldı. 1688 yılında para arzındaki yetersizlikler sebebiyle Mangır tekrar bastırıldı. Ancak artan kalpazanlık faliyetleri ve ülkeye çok fazla bakırın girmesi ile piyasalar alt üst oldu (s. 52).

Tanzimat döneminde 1839’da “Kaime-i Nakdiyye-i Mutebere” denen para yerine geçen kağıt çıkarılmıştır. Bundan sonra Osmanlı piyasalarına borç senetleri ve hazine bonoları girmiştir (s. 53).

Tanzimat sonrası dönemde iç güvenliğin sağlanması açısından eyaletlere Müşir sıfatıyla valiler atandı. Özellikle yaz mevsiminde artış gösteren eşkiyalık faaliyetleri halkın güvenliğin tehdit etmekteydi. Eşkiyalık olaylarından başka halk arasında özel meselelerden doğan çatışmalar da mevcuttu. Bunlar bazen yaralama bazen de ölümle sonuçlanıyordu. İki taraf arasında mal mülk anlaşmazlığı, nâmus meseleleri, kız kaçırma veya kan davası problemlerinden doğan çatışmalar görülmektedir.

Şahsın haklarına karşı işlenen suçların cezası kısas ve diyetti.

Had cezasını gerektiren hırsızlık, zina, şarap içmek veya sarhoş olmak, birine zina iftirası atmak, yol kesmek, dininden dönmek değişik görüşler olmakla birlikte devlete isyan suçları şikayet olmaksızın soruşturulur. Bu suçların müeyyideleri ağır olduğundan suçların hakim huzurunda ispatlanması gerekir (s. 57-58).

Zina iftirası (kazif) ve hırsızlık (sirkat) suçlarında ceza için şikayet şarttır.
İçki içme cezasına “Haddi Şirb” veya “Haddi Sekir” adı verilir. Bu ceza kuranda yoktur. Sonradan icma ile kabul edilmiştir. Bu suçun cezası seksen sopadır. Suçun ispatı için iki erkek şahidin şahadetleri, suçlunun itirafı ve sarhoşluk halinin ispatı gereklidir.

Yol kesme (Kat'ü't-tarik) büyük hırsızlık kapsamına girer. Dağ başında kırlarda dolaşan, rastladıkları yolcuları tutup soyma olaylarına eşkıyalık faaliyetleri denmektedir. Yol kesen sadece mal alırsa sağ eli ve sol ayağı kesilir, hem soygunculuk yapar hem de öldürürse bunun cezası ağır olur.

1839 Tanzimat Fermanı öncesi Osmanlı Devleti‟nde mahkemeler Şer’îye Mahkemeleri olarak tek tipte, Kazaskerlik bir çeşit askeri mahkeme, Divan-ı Hümâyûn da yüksek mahkeme görevini yerine getiriyordu. Tanzimat Fermanı sonrası Şer’îye Mahkemeleri‟nin yanı sıra Nizâmiye Mahkemeleri’nin kurulması fikri ortaya çıkmış ve Ahmet Cevdet Paşa’nın bu mahkemelerin şer-i şerife aykırı olmayacağı düşüncesi kabul görünce 1864 (1284) tarihinde Nizâmiye Mahkemeleri kurulmuştur (s. 59).

Aile içi şiddet sorunu Osmanlı Devleti‟nden beri bir sosyal sorun olarak varlığını
sürdürmektedir.

---
Seyhan, Ayşe. (2013), 931 Numaralı Trabzon Ayniyât Defteri'ne Göre 1867-1872 Arasında Trabzon'da İdari, Sosyal ve Ekonomik Hayat, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Trabzon

19. Yüzyılda Trabzon Limanı, Seferler, Tüccarlar, Mallar


Yasemin Nemlioğlu Koca - 19. Yüzyılda Trabzon Limanı, Seferler, Tüccarlar, Mallar

Dünyanın en önemli iç denizlerinden biri olan Karadeniz, İstanbul ve Çanakkale Boğazları’yla Akdeniz’e; Tuna, Dinyeper-Dinyester Nehirleri’yle Avrupa’nın içlerine, Kafkaslar yoluyla ise Asya’ya ulaşır. Stratejik ve coğrafî konumuyla Asya ve Avrupa arasındaki deniz-kara ticâaretini en kısa mesâfede birbirine bağlar.

Trabzon, 18. yüzyıl itibâriyle Karadeniz’in uluslararası deniz ticâretine açılması ve yabancı tüccarların bölgeye girişiyle Doğu’yla ticâretin merkezi hâline geldi.

19. yüzyıl itibâriyle ise limanın ticâret hacminin artmasıyla, Trabzon çok kısa sürede açılan konsolosluklar, seferler düzenleyen gemi acenteleri ve tüccarlarıyla Karadeniz’in en işlek limanı hâline geldi (s. 442).

Trabzon, 15 Ağustos 1461 tarihinde Fatih Sultan Mehmed tarafından alındı ve sancak haline getirildi.
Trabzon merkez nüfusuna bakıldığında fetih öncesinde 5.000; sonrasında ise 1486 yılında 7.574; 1583 yılında 10.984; 17-18. yüzyıllarda 15.000; “ilk nüfus sayımının yapıldığı 1831 yılında 31.500; 1844 yılında 55.000; 1856 yılında 70.000; 1860 yılında 55.800; 1870 yılında 47.925; 1871 yılında 49.010; 1881 yılında 51.915; 1891 yılında 45.315 kişi olduğu bilinmektedir (s. 445).

“Gavur Meydanı” Trabzon-Tebriz yolunun başlangıcı ve bitişi olması nedeniyle ticaretin merkezi konumundaydı.

Trabzon’un merkez limanının rüzgara açık ve deniz dibinin kumlu olması nedeniyle gemiler demirleyememekte bu nedenle batıda Pulathane(Akçaabat), doğuda ise Sürmene limanının kullanıldığı görülmektedir (s. 446).

Trabzon limanı için 2 dönem söz konusudur: 1800-1860 yılları arası “altın çağ” ve 1860-1900 yılları arası “gerileme çağı”. Bununla birlikte Trabzon limanındaki ticaret, ithalat ağırlıklıdır (s. 451).

1869-1870 Yılı Arasında Trabzon Gümrüğünden Çıkan Mallar:
Müskirat, tuz, tütün (s. 468)

Trabzon, Avrupa’yla Orta Asya arasındaki ticaret yolları üzerinde önemli bir geçiş noktası olup, İstanbul, Rumeli ve Karadeniz limanlarına tütün, fındık, mısır, keten, kenevir, balmumu, fasulye, balık, şap (tuz), gümüş, bakır, kereste ve gemi direkleri gibi bölgesel ürünlerin yanı sıra, İran malları ve Rus demirini gönderirken; İstanbul, Kırım limanları, Eflak ve Boğdan’dan pamuklu kumaş, madeni eşya, kağıt, tahıl, işlenmiş madde ve gıda maddeleri Trabzon’a getiriliyordu.

Sürmene’de silah ve gemilerin kalafatlanmasında kullanılmak üzere balıkyağı üretildiği, İstanbul ve Rumeli’ye gönderildiği; Ordu kazasında gürgen ağacından kürek üretildiği ve Rusya’ya ihraç edildiği... (s. 472 / Trabzon Vilayet Salnamesi 1870:19-231-243)

Trabzon’da önemli bir tüccar kesim (...) çoğunlukla Rum kökenli gayrimüslüm denizcilerdi.

1830-1850 yılları arasında İran ticareti Trabzon’un toplam ticaret hacminin çoğunluğunu oluşturuyordu. 1850-1860 yılları arasında ise savaşlar ve Tiflis-Batum demiryolunun kullanılması nedeniyle gerilemeye başlayan Karadeniz ticaretinde Trabzon limanının önemini de azaltmıştır.

---
Nemlioğlu Koca, Yasemin. (2015), 19. Yüzyılda Trabzon Limanı, Seferler, Tüccarlar, Mallar, Ordu Üniversitesi Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, Cilt: 5, Sayı: 12 (s. 442-481)