21 Temmuz 2022 Perşembe

A. S. Tritton - İslâm Kelâmı - Notlar

A. S. Tritton - İslâm Kelâmı - Notlar

Mütercim, Mehmet Dağ, Ankara Okulu Yayınları, Ankara, 2018

 


Editörden (Mehmet Azimli)

İslam dünyasında oryantalistler genelde "kötü niyetli" ve İslam'ı kötülemeyi amaçlayan araştırmacılar olarak görülmüştür. Bu algıyı haklı çıkaracak örnekler bulunsa da tümevarımsal bir önyargıyla hepsini kötü niyetli saymak ilmi gerçeklerle bağdaşmaz.

 

Oryantalistlerin sağladığı katkılar

Concordance (Hadis İndeksi)

İbn Hişam'ın Sîret’i (Wüstenfeld, 1860)

İbn Sa'd'ın Tabakât’ı (Sachau, 1904)

Taberî'nin Târîḫ’i (Geoje, 1900)

İbnü'n-Nedîm'in el-Fihrist’i (Gustave Fluel, 1872)

Yâkût el-Hamevî'nin Mu'cemü'l-Büldân’ı (Wüstenfeld, 1873)

İbnü'l-Esîr'in el-Kâmil’i (Tornberg)

Makdisî'nin Kitâbü'l-Bed' ve't-Târîḫ’i (Claman)

 

Philip Hitti, Henry Laoust, Adam Mez, Marshall Hodgson ve Thomas Carlyle gibi isimlerin eserleri incelendiğinde, bu çalışmaların büyük oranda ön yargısız, ilmi gerçekleri tespit amacı taşıyan ve adeta "Müslüman bir yazarın kaleminden çıkmışçasına" objektif olduğu görülür.

 

Çevirenin Önsözü (Mehmet Dağ)

A. S. Tritton'ın Muslim Theology adlı eseri, 1947 yılında Luzac Yayınevi tarafından Kraliyet Asya Cemiyeti (The Royal Asiatic Society) adına yayımlanmıştır.

Eser, Kelâm düşüncesinin başlangıcından itibaren düşünsel canlılığın ve yeniliklerin en yoğun yaşandığı H. VI / M. XII. yüzyıla kadar olan evreyi ele almaktadır.

 

BÖLÜM I: GİRİŞ

Kur'an

Kur'an kelamın temelidir. İslâm kelamı hakkındaki her bilginin Kur'an'la başlaması gerekir.

“Allah sizi ve yaptıklarınızı yarattı” (Saffat, 37/95).

Kur'an'da hem insanın seçimlerinde hür olduğu hem de Allah'ın mutlak iradesi birlikte yer alır: “Rabbinizden af dilemek için yarışın ... O, bunu dilediğine verir” (Hadid, 57/21).

 

İman, ilahi tebliğin doğru olarak kabul edilmesi, yani tasdikidir; hayatın ilkesi değildir.

Kur'an'da katı bir ferdiyetçilik yatar: “Herkes kendi yükünü taşır.”

 

Bazı kelamcılar (örneğin Cüveynî) Tanrı-insan ilişkisini son derece aşkınlaştırarak "Allah ne sever ne de sevilir" anlayışını benimsemişlerdir.

 

Ortam

Fetihler başladığında henüz sistemli bir kelam ilmi veya hukuk yoktu; herkes geniş sınırlar dahilinde kendi anlayışına göre doğru olanı yapıyordu.

 

Devlet, memurlarını dindarlıklarına göre değil, yeteneklerine göre seçmiştir.

Abdülmelik hakkında şöyle denir: Halife olduğu haberi geldiğinde, Kur'an onun dizleri üzerindeydi. O, şu sözleri söyleyerek Kur'an'ı bir tarafa bıraktı: “Bu, benimle senin ayrılman demektir.”

Haccac gibi isimler dindar olmamakla birlikte, insanların Allah'tan çok kendine itaat etmesini istemiştir. Araplar kendilerini İslâm'ın aristokrat sınıfı haline getirmiş, mevaliyi (Arap olmayanları) hakir görmüşlerdir.

Devlete muhalif olanlar, devlet katında görev almayı yanlış bulmuşlardır.

 

Allah korkusu ve ebedi ateşte yanma ihtimali zahidler üzerinde büyük bir ağırlık oluşturuyordu.

“Çok kahkaha kalbi öldürür” sözü bu çevreden gelmiştir. Ebu Zerr, kendisini yükseltecek değil, alçaltacak bir eş istediği için zenci bir kadınla evlenmiştir.

 

Dini meselelerin akılla tetkiki muhalefetle karşılanmıştır; bilgi, işitilenlerin tekrarı değil, Allah korkusu olmalıdır. Akla dayanarak konuşanların sözleri sert dille eleştirilmiştir.

 

Netice

Hz. Osman'ın öldürülmesi ve iç savaş "imamet" meselesini doğurmuştur. Sünneti izleyenler "Sünni", Hz. Ali'yi imam kabul edenler "Şii" adını almıştır. Sıffin Savaşı'ndan sonra zaferi bırakanlar "Haricileri" oluşturmuş, buna tepki olarak da kararı kıyamette Allah'a bırakan "Mürcie" doğmuştur.

 

BÖLÜM II: İLK FIRKALAR

Şia

Sünni yazarlar çoğunlukla bunları "Rafızi" olarak adlandırır.

İlk dini-siyasi fikirler Abdullah b. Sebe etrafında döner. İbn Sebe'ye göre Hz. Ali öldürülmemiştir, bulutlardadır; “sesi gök gürültüsü ve yıldırım da kırbacıdır”, asasıyla geri dönecektir. İmamın tabiatüstü niteliği, ölülerin geri döneceği ve mehdi fikri bu fırkaya aittir.

 

Hüseyin'in şehadeti Şiaya büyük bir heyecan gücü kazandırmış, Muhtar'ın "Hüseyin'in intikamı" narası taraftar bulmuştur.

 

Beyan b. Sim'an et-Temimi (ö. 119/737), Allah'ın insan şeklinde olduğunu ve Kur'an'ın yaratılmış olduğunu söyleyenlerin ilkiydi. Cenahiyye fırkası, Allah'ın ruhunun peygamberlerden sonra Abdullah b. Muaviye'ye hulul ettiğini savunmuştur.

Kamiliyye ise Ali'ye, hakkını ilk üç halifeye bıraktığı için kafir demiştir.

 

Hattabiyye (Meymuniyye): Ebü'l-Hattab (ö. 138/755) imama itaat edenler için şeriatın zahiri hükümlerinin kalktığını savunmuş ve düşmanlara karşı yalan tanıklığa izin vermiştir.

Zeydiyye: Hz. Ali'nin torunu Zeyd'e (ö. 122/740) bağlı olanlardır. Daha az faziletli birinin de imam olabileceğini kabul etmişlerdir.

 

Süleymaniyye: İlk iki halifeyi kabul edip Osman'a kafir derler.

 

İmamiye: İmamların keramet gösterebileceğine, peygamber ve meleklerden üstün olduğuna, Musa'nın asasına ve Süleyman'ın mührüne sahip olduğuna inanırlar. İmamilere göre Kur'an tahrif edilmiştir.

 

Havaric

Başlangıçta namaz ve oruç ehli iken sonraları zorbalığa yönelmişlerdir. Kendilerini yegane Müslüman, muhaliflerini ise kafir kabul etmişlerdir.

Ali'yi, halifelik kararını insanlara bıraktığı için terk etmişlerdir; zira hüküm sadece Allah'a aittir.

Amelsiz iman olmayacağını savunurlar; bu yüzden büyük günahlar açıkça küfürdür ve bunları işleyenler ebediyen cehennemde kalır.

Ezarika: Nafi b. Ezrak'a bağlıdırlar. Kendileriyle aynı fikirde olmayan erkekleri ve çocukları öldürmüş, İslâm ülkesini küfür yurdu saymışlardır.

 

Necedat: Necde'nin taraftarlarıdır. Zina ve hırsızlığın şirk olmadığını, ancak küçük günahta ısrar etmenin şirk olduğunu savunurlar.

 

İbadiyye: Abdullah b. İbad'a bağlıdırlar. Muhalif Müslümanları kafir görseler de müşrik saymazlar; onlarla evlenmeyi caiz görürler.

 

Sufriyye: Ziyad b. el-Asfar'a bağlıdırlar. Amelde değil, sadece sözde takiyyeyi caiz görürler.

 

Mürcie

Haricilerin katı tutumuna karşı bir tepki olarak doğmuş ve herkes için ümit olduğunu savunmuştur. İman varsa günahların insana zarar vermeyeceğini ileri sürerler.

Fırkanın düşünürlerinden Yunus'a göre iman; Allah'ı bilmek, sevmek ve teslim olmaktır.

 

Ebu Hanife: İman sadece kalptedir, bölünemez ve ameller imanın bir parçası değildir.

 

Mücessime

Allah'ın insana benzediğini ve bir cismi olduğunu savunurlar. Davud el-Cevaribi Allah'ın uzuvlarının ayrıntılı bir listesini vermiştir. Hişam b. Salim el-Cevaliki'ye göre Allah, beş duyusu ve uzuvları olan insan suretinde bir nurdur.

 

Fırkalar Arasındaki İlişkiler

Dini ihtilaflar aileleri bölmüş ve şiddetli düşmanlıklara yol açmıştır. Sünnilerle Şiiler ve Hariciler arasında derin bir nefret oluşmuştur.

 

BÖLÜM III: KELAMIN BAŞLAMASI

Birinci Evre

İlk olarak kader, Kur'an'ın yaratılmış olması ve ilahi sıfatlar meselesi ön plana çıkmıştır. Hür iradeyi tutanlara "Kaderiyye" denmiştir.

 

Hasan el-Basri (ö. 110/728): Yoğun dindarlığıyla bilinir. İnsanın hürriyetini ve sorumluluğunu savunmuştur; "Günah dışında her şey Allah'ın takdiri ve emriyle" demiştir.

Hasan el-Basri'nin meclisinden ayrılan Wasil b. Ata, büyük günah işleyene "fasık" diyerek intermediate bir konum (el-menzile beyne'l-menzileteyn) önermiş ve Mu'tazile akımını başlatmıştır.

 

Cehm b. Safvan (ö. 128/746): Katı kadercidir; insanın hiçbir kudreti, iradesi ve ameli olmadığını, her şeyi Allah'ın yarattığını savunmuştur.

 

İkinci Evre

Bu evrede kelami kavramlar daha felsefi tanımlara kavuşmuştur. Zaman, mekân, sükun, hareket, ikincil eserler (tevellüd) ve insanın kazanma gücü (kesb) gibi kavramlar tanımlanmıştır.

 

Dırar b. Amr: Sıfatların olumsuzluk yoluyla tanımlanmasını önermiş; insanın fiillerini hem Allah'ın yarattığını hem de insanın kazandığını (kesb) savunmuştur.

 

Hüseyn b. Neccar: Allah'ın zatıyla her yerde olduğunu ve insanın fiillerinin Allah ve insanın ortak gücüyle meydana geldiğini savunmuştur.

 

Bişr el-Merisi (ö. 218/833): Cehm'in görüşlerini ve Mürcie inancını benimsemiş; kabir azabını reddetmiştir.

 

BÖLÜM IV: MU'TEZİLE

Mu'tezile kendilerine "ehlu'l-adl ve't-tevhîd" (adalet ve tevhid ehli) adını vermiştir. Allah'ın birliğini savunmak için sıfatların zatından ayrı varlığını reddetmişler; bu yüzden onlara sıfatları yok sayanlar anlamında "Mu'atılla" denmiştir.

Beş ilke (usûl-i hamse) benimsemişlerdir.

a) Allah; birdir,

b) Adildir,

c) İyiliği mükafatlandırır, kötülüğü cezalandırır,

d) Günahkâr Müslümanlar fasıktır,

e) İnananlar iyiliği destekleyip kötülüğe karşı koymalıdır.

 

Basra Ekolü

Ebü'l-Hüzeyl el-Allaf (ö. 226/235): Sıfatların zatın kendisi olduğunu savunmuştur.

İnsanın yapabileceği şeylerin bir sınırı olduğunu, ahirette ise bütün fiillerin yok olup bir sükun halinin geleceğini iddia etmiştir.

Bölünemeyen cüzü (atomu) kabul etmiştir.

 

Nazzam (ö. 231/845): Atom teorisini reddederek cisimlerin sonsuz bölünebilirliğini savunmuştur. Cisimlerin bir anda yaratıldığını ve sırayla ortaya çıktığını (kumun) iddia etmiştir. Ruhun latif bir cisim olup bedene nüfuz ettiğini savunmuştur. İnsanın tek fiilinin irade olduğunu öne sürmüştür.

 

Bağdat Ekolü

Bişr b. el-Mu'temir (ö. 210/825): İnsanın doğrudan fiilinden doğan ikincil eserlerin de insana ait olduğunu savunan tevellüd teorisini geliştirmiştir.

 

Sümame el-Basri (ö. 213/828): Allah'ın alemi Kendi tabiatıyla yarattığını savunmuştur.

 

Ma'mer b. Abbad (ö. 215/830): Allah'ın sıfatlarını sonsuz manalar zinciriyle açıklamıştır. Allah'ın sadece cevherleri yarattığını, arazları ise cisimlerin meydana getirdiğini iddia etmiştir. İnsanın sadece irade ettiğini, diğer dolaylı fiillerin bedenin tabiatıyla ortaya çıktığını savunmuştur.

 

Muhalefet

Mu'tazile'nin rasyonalizmine karşı duran ve Allah'ı cisim olarak gören Hadisçilere muhalifleri "Haşeviyye" adını vermiştir. Davud ez-Zahiri ve Ahmed b. Hanbel bu çevrenin en önemli isimleridir.

Haris b. Esed el-Muhasibi (ö. 243/857) ise kelam yöntemlerini kullanarak Sünniliğin felsefi öncülüğünü yapmıştır.

 

BÖLÜM V: TEPKİ

İbn Küllab (ö. 240 sonrası) Sıfatların ezelde Allah'ın zatında yer aldığını, ne O'nun kendisi ne de başkası olduğunu savunmuştur.

Kur'an'ın lafzi okunması ile Allah'ın zatındaki kelamı (nefsi kelam) arasında ayırım yapmış; kelamın kadim, Arapça Kur'an'ın ise yaratılmış olduğunu ileri sürmüştür.

 

Muhammed b. Kerram (ö. 255/869): Allah'ın ağırlığı olan, yukarı yönden arşa dokunan bir cevher olduğunu ileri sürmüştür. İmanı kalple değil, sadece dille tasdik olarak tanımlamıştır.

 

Bölüm VI: ARA DEVRE

Bu devirde kelamcılar dilsel ve mantıksal formülasyonlarla yeni teoriler aramışlardır. Fuvati, cismin sükunetini yeryüzünün altından yukarıya doğru bir gerilme (itimad) yaratılmasıyla açıklamıştır.

 

Saymeri, Allah'ın bilgi ile alim olmadığını savunmuştur.

 

Ebu Musa el-Murdar, dindarlığıyla "Mu'tezile'nin rahibi" adını almıştır.

 

Cahız (ö. 255/869), hocası Nazzam'ın öğrencisidir. Akıl ile dinin kardeş olduğunu, aklın tabii gelişimle Allah'ı bulabileceğini savunmuştur. Günahkarların cehennem ateşinin tabiatına dönüşerek orada kalacağını ileri sürmüştür.

 

Ahmed b. Hait ve Fazl el-Hadesi ise tenasühü (ruh göçünü) ve biri kadim Allah, diğeri yaratılmış İsa olmak üzere iki rabbi (düalizm) savunarak İslâm'dan sapmışlardır.

 

Şelmegani, uluhiyetin insan bedeninde hulul ettiğini iddia etmiştir.

 

BÖLÜM VII: İKİNCİ MERHALE

Şahham

Ebû Ya'kûb Yûsuf eş-Şahhâm

Yokluğun (ma'dum) da bir şey olduğunu, ferdiyeti ve sıfatları bulunduğunu savunan ilk kişidir.

Bir nesne yaratılmadan önce de yoklukta ferdiyeti ve nitelikleri mevcuttur; Allah var olmayan ve asla yaratılmayacak olan nesneleri ve arazları da bilir. Yaratma eylemi, bu var olmayan sıfatlara varlık verilmesinden ibarettir.

 

Allah'ın sıfatlarını Zatî, Fiilî ve Müşterek (her iki sınıfa girenler) olarak üçe ayırır. Örneğin Kerîm kelimesi Tanrı'nın karakterini nitelerken zatî, "yüce bir verici/bağışlayıcı" anlamına geldiğinde fiilî bir sıfat olur. Fiilî sıfatlar kadim (ezeli) değildir.

 

Cübbai

Ebû Ali el-Cübbâî

Allah'ın rızası ile iradesini ayırmış; insanın kendi fiillerini yarattığını (kesb kavramının reddiyle) savunmuştur.

Tabiatta zorunlu bir sebep-sonuç düzeni yoktur (örneğin ateş pamukta bulunsa da onu yakmayabilir; yakma Allah'ın fiilidir).

Okunan Kur'an'ın yaratılmış bir araz olduğunu, ancak Allah kelamının baki olduğunu kabul etmiştir.

 

Ebû Hâşim el-Cübbâî

Ebû Ali el-Cübbâî’nin oğlu olan Ebû Hâşim, babasıyla birlikte Mu'tezile'nin en etkili kollarından Behşemiyye ekolünün kurucusudur.

Sıfatları rasyonelleştirmek amacıyla "haller" (ahvâl) teorisini geliştirmiştir. Haller; ne var ne de yok olan, ne kadim ne de hadis olan niteliklerdir.

Sebepli (Muallel) Haller: Bilgi, kudret ve hayat gibi bir sebebe/mahale bağlı olanlar.

Sebepsiz (Mücerret) Haller: Doğrudan zattan çıkanlar (cevherin yer işgal etmesi gibi).

Günah işleme gücü yitirildiğinde tövbe geçersizdir.

 

Ebü'l-Hüseyn el-Hayyât

Kitâbü'l-İntisâr adlı eseriyle tanınır.

Allah "mevcud" anlamında bir şeydir ancak mahiyeti yoktur. Her şeyi Zat'ı ile bilir; kudreti bilgisiyle aynı ölçüdedir.

 

Ebü'l-Kāsım el-Ka'bî

Allah'ın iradesini müstakil bir sıfat olarak kabul etmemiş; onu Allah'ın yaratıcı enerjisiyle bir tutmuştur.

Atomların miktarının olmadığını, farklı cinslerde olduğunu ve asla arazlardan soyutlanamayacağını söyler. Atom birleşmelerini geometrik olarak açıklar (2 atom çizgi, 3 atom düzlem, 4 atom piramit/prizma oluşturur). Boşluğun (vakum) varlığını reddeder.

 

İnsanın iki eceli olduğunu ileri sürer: Tabii ölüm ve saldırı sonucu ölüm (katl). Öldürülen maktulü "ölü" saymaz, çünkü öldürme katilden, ölüm ise Allah'tandır.

 

Ebû Bekir el-İhşîd

İhşîd, fiillere ahlaki değerini veren şeyin "amaç/niyet" olduğunu savunmuştur. Günahı tamamen terk etme niyeti olmasa bile, sonuçlarından pişmanlık duyan kişinin tövbesinin geçerli sayılacağını belirtir.

 

Netice

Bilgi, tutarlı ve gerçeğe uygun inanç olarak tanımlanmıştır. Zan bilgi sayılmaz. İnsanın Allah'ı bilmesi akla dayandığında zaruri (zorunlu) değil, kazanılmış (kesbî) bir bilgidir.

 

Mu'tezile ve İslam felsefesi fikirleri Endülüs'e taşınarak Yeni-Eflatuncu unsurlarla harmanlanmıştır.

 

İbn Meserre

Mu'tezilî düşünceyi Empedokles'e atfedilen Yeni-Eflatuncu felsefeyle birleştirmiştir. Allah'ın Arş'ının alemi yönettiğini savunur.

İlahî sıfatlar tek bir varlığın farklı isimlerinden ibarettir.

 

İsmail b. Abdullah er-Ru'aynî

İbn Meserre ekolünden kopan radikal bir figürdür. Bedenin dirilişini (ba's) reddetmiş, sadece ruhun/nefsin devamlılığına ve hükmün ölümden hemen sonra başlayacağına inanmıştır.

Özel mülkiyeti reddetmiş, komünizan/paylaşımcı bir anlayışla sadece yiyecek kadar mülkiyeti meşru saymıştır. Mut'a nikahına izin vermiş ve kendi cemaati dışındakileri Müslüman kabul etmemiştir.

 

BÖLÜM VIII: SÜNNİLİK

Eş'ari (ö. 324/935)

Mu'tazile meclisinden ayrılarak rasyonel kelam metotlarıyla geleneksel inancı (Hadis ehlinin akidesini) savunmuştur.

 

Sıfatlar konusunda, Allah'ın zatında yer alan yedi ezeli sıfatı (ilim, irade, kudret, hayat, kelam, sem, basar) kabul etmiştir.

Fiillerin yaratılmasında, tek yaratıcı kudretin Allah olduğunu, insanın ise bu fiili kendi kudretiyle kazandığını (kesb) savunmuştur.

 

Allah’ın iradesi tek ve evrenseldir; var olan her şey O'nun iradesiyle gerçekleşir. Kötülük de Allah’ın iradesiyle yaratılır ancak O'nun rızası dışındadır. (Bu nokta Maturidîlikten ayrıldığı ana hususlardandır).

 

Kelamın nefste yer alan ezeli bir mana (nefsi kelam) olduğunu iddia etmiştir.

Allah evreni her an yeniden yaratmaktadır.

 

Maturidi

Eş'arî'den farklı olarak, fiili sıfatların (yaratma vb.) da kadim olduğunu, imanın artıp eksilmeyeceğini, akılla Allah'ın bilinebileceğini ve gücün yetmeyeceği tekliflerin insana yüklenemeyeceğini savunmuştur.

 

Ebu Bekir el-Bâkıllânî (ö. 403/1013)

Eş'arî kelâmını metodolojik ve felsefî açıdan sistemleştiren isimdir.

Âlemin sürekli yeniden yaratıldığını, nesnelerin kendi kendine devamlılık (bekā) niteliği olmadığını savunur.

 

Ebu'l-Abbâs el-Kalânisî

İbn Küllâb'ın çizgisine yakın bir Eş'arî kelâmcısıdır.

Allah'ın zâtı, sıfatları ve nefsi kelâmı üzerine özgün yorumlar getirmiş; yokluğu (fenâ) Allah'ın yarattığı bir araz olarak açıklamıştır.

 

İbn Fûrek (ö. 406/1015): Kelâmda bilgi teorisi ve dil analizleri (isim-müsemmâ-tesmiye ayrımı) üzerinde durmuştur.

 

Ebû İshak el-İsfereyînî (ö. 419/1027): Mutezile ile (özellikle Kadı Abdülcebbâr ile) yaptığı tartışmalarla tanınır.

Allah'ın adalet anlayışı, fiillerdeki hikmeti ve peygamberlerin ısmeti hususunda sert ve net Eş'arî tavrı sergilemiştir.

 

İmamü'l-Haremeyn el-Cüveynî

Nizamülmülk tarafından Nişabur'daki Nizamiye Medresesi'ne başmüderris olarak atanmıştır.

Madde ve suret teorisinin cevher ve araz anlayışının farklı bir ifadesi olduğunu savunmuştur.

el-İrşâd en önemli kelâmî eserlerindendir.

 

Sıfatların Sınıflandırılması:

Nefsî Sıfatlar: Zatla kaim olan, bir illete dayanmayan olumlu (sübûtî) sıfatlar.

Manevî Sıfatlar: Allah'taki bir illete/manaya bağlı sıfatlar.

Haberi/Sabit Sıfatlar: Yed (el), ayn (göz) ve vech (yüz) gibi nasslarda geçen sıfatlardır. Vech, O'nun varlığı (zâtı) anlamına gelir.

 

BÖLÜM IX: SON MERHALE

Abdülcebbar b. Ahmed el-Hamedani (415/1024)

Sahib Abbad, onu himayesine alarak Rey kadısı tayin etmiştir (367/977). Sahib ölünce Abdülcebbar, onun tövbe etmeden öldüğünü ilan etti; bu, çirkin bir nankörlük gösterisi olarak kabul edildi. Abdülcebbar önceleri Eş'ari'ye tabiyken, daha sonra Mu'tezili oldu; Şiiler arasında belli bir üne ulaştı.

 

Ebü'l-Hüseyn Muhammed b. Ali el-Basri (436/1044)

Mu'tezileyi şiddetle eleştirdi. Abdülcebbar'ın öğrencisiydi.

 

Ali b. Muhammed el-Maverdi (450/1058)

Dinin temeli ve alemin desteği olan akla övgüsü, Edebü'd-Dünya ve'd-Din adlı eserinin ilk bölümünde görülür. İbadetler iki sınıfta toplanır:

Aklın yüklediği ve vahyin tasvip ettiği;

Vahyin yüklediği, akla da aykırı olmayan ibadetler.

 

Ebu Muhammed Ali b. Ahmed b. Hazm (456/1064)

Kelamda hakim olan eğilimlere karşı mücadele etti; bu mücadelede yenik düştü ve halefleri olmadı. Zahiri fıkıh ekolüne bağlandı ve bu ekolde öğrendiği ilkeleri dine tatbik etti. Dinin tamamı Kur'an ve hadiste yer alır; bu kaynakların ötesinde yer alan her şey kötü bir bid'attir

 

Allah cisim değildir; çünkü zorunlu olarak bilinir ki cismi meydana getiren cisim değildir.

Allah, hiçbir şekilde aleme benzemez, dolayısıyla O'nun bilgisi ve diğer sıfatları insanınki gibi değildir.

Allah'a sadece Kur'an'ın tasvip ettiği isimler verilebilir.

 

İman; inanmak, söz ve fiildir. İmanın sadece inanmak olması saçmadır; çünkü hiç kimse sürekli olarak inandığı şeyin zıddını söylemez. Bir insan, iyilikte geliştiğinde imanda da gelişir; çünkü iyi ameller imanın parçasıdır, onların bulunmaması imanın da yok olması demektir.

 

Gazali

Hüccetü'l-İslâm olarak anılan Gazâli, felsefe ve tasavvufu kelâm meselelerine yansıtmış, hem eski geleneklere bağlı kalmış hem de yenilikçi adımlar atmıştır.

Allah'ın sıfatları ve fiillerinin sadece vahiyle kavranabileceğini, felsefenin Allah'ın varlığını kanıtlayamayacağını savunur.

 

İnsanın iki ruhu olduğunu; bunlardan birinin bedenle öldüğünü, diğerinin ise cismani olmayan, Allah tarafından üflenen ve bedenden sonra da baki kalan cevher niteliğindeki ruh olduğunu belirtir.

 

İbn Teymiyye (ö. 728/1328)

Gazâli'den etkilenmiş; sıfatların inkarı, Eş'ari kelâmı ve Şii imâmet görüşünü bir araya getirmeye çalışmıştır.

Sünniliği Hariciler, Mu'tezile, Mürcie ve Cehmilik arasında "orta yol" olarak tanımlar.

 

Muhammed Abduh

Modern kelâmcılardan biri olarak hür düşüncede Mu'tezile'ye yaklaşmıştır. Aklın ve dinin kardeş olduğunu, bir çatışma anında aklın karar vermesi gerektiğini ve insanın vahyî beklemeden aklıyla iyiyi kötüden ayırabileceğini ileri sürer.

 

BÖLÜM X: (EK)

Şecere

Şii Fırkaları

Harici Fırkaları

…

 

1 Temmuz 2022 Cuma

Ahmed Bican - Envârü'l Âşıkîn - Notlar

Ahmed Bican - Envâru'l Âşıkîn - Notlar

Aşıkların Nurları

Tercüman, 1001 Temel Eser

Hazırlayan: Ahmet Kahraman

 

Çalışmada İstanbul Devlet Matbaası'nın 1267 baskısı esas alınmıştır. Ayet mealleri eksiksiz nakledilmiş, gerekli açıklamalar dipnotlarla desteklenmiştir.

…

Ahmed Bican

Salih (Salahuddin) el-Kâtip adlı bir katibin oğludur. Babasının mesleğinden dolayı ağabeyi Mehmed Efendi ile birlikte "Yazıcıoğlu" olarak tanınmıştır.

Gelibolu’da doğmuş ve yine Gelibolu’da (1454 veya 1455 tarihlerinde) vefat etmiştir. İstanbul’un fethi sırasında (1453) sağ olduğu ve kabrinin Gelibolu’da kardeşinin yanında bulunduğu bilinmektedir.

 

Ahmed Bican, Muhammediyye adlı manzum eseriyle tanınan Yazıcıoğlu Mehmed’in (ö. 855/1451) küçük kardeşidir.

Bayramiyye erkânından olan riyâzet sebebiyle devamlı oruç tutup çile çıkarmasından veya yine Bayramiyye esaslarından olan aşk ve muhabbetinin, âşıklığının çokluğundan yiyip içmekten kesilmek ve bedenen de çok zayıflamakla “Bîcan” (cansız) sıfatıyla meşhur olduğu söylenmektedir.

 

Envârü’l-âşıkīn

Ağabeyi Yazıcıoğlu Mehmed’in Meġāribü’z-zamân li-ġurûbi’l-eşyâʾ fi’l-ʿayn ve’l-ʿıyân adlı Arapça eserinin Türkçe serbest bir tercümesidir.

 

Envârü’l-âşıkīn, her biri belli bir konu etrafında gelişen beş ana babdan oluşmaktadır. Bablar fasıllara, bazı fasıllar da “meb‘as” adı verilen alt bölümlere ayrılmaktadır.

Birinci babda mevcûdatın nizamı, yerdeki ve gökteki varlıklar, bunların yaratılışındaki ilâhî hikmet ve sırlar anlatılmıştır.

Eserin en uzun bölümü olan ikinci babda Hz. Âdem’den başlayarak hemen bütün peygamberlerden, mûcizelerinden, vahiy ve vahyin sırlarından, peygamberlerin karşılaştıkları zorluklardan bahsedilmiş, her peygamberin hayatında önemli yeri olan olaylar ayrıca ele alınmıştır. Müstakil bir kısas-ı enbiyâ hüviyeti gösteren bu bölüm oldukça ayrıntılı bir şekilde kaleme alınmıştır.

Üçüncü babda Cebrâil, Mîkâil, İsrâfil, Azrâil, kirâmen kâtibîn ve diğer melekler, bunların vazifeleri, ruhlar, ruhların makamları ve görünmeyen varlıklar anlatılmıştır.

Dördüncü bab kıyamet günü hakkında verilen bilgilerle başlamaktadır. Bu babda itikadî ve amelî hükümler, namaz, oruç, zekât, hac gibi çeşitli ibadetler, ilim ve cehalet, emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker, cihad, mübarek gün ve geceler, İslâm’ın şartları, sabır, sadaka vermenin fazileti, dua, zikir, tesbih, tövbe ve istiğfar gibi konular üzerinde durulmuştur.

Eserin beşinci babında cennet, a‘râf, Allah’ın görülmesi, cennet nimetleri ve cennet ehlinin durumu, şehidlerin cennetteki mertebeleri, cehennem ve günahkârların hali gibi konular ele alınmıştır.

“Hâtime” başlığını taşıyan bölümde 850’de (1446) Gelibolu’da yazmaya başladığı eserini 855 Muharreminde (Şubat 1451) tamamladığını söyleyen yazar, gerek bu kitabın gerekse kardeşinin Muhammediyye’sinin önemli eserler olduğunu belirttikten sonra mensur bir münâcâtla kitabını bitirmektedir (İslam Ansiklopedisi).

…

 

1. Cilt

 

BU, ENVARU'L AŞIKIN KİTABIDIR

Bismillahirrahmanirrahim

 

Allah ilk olarak Hz. Muhammed’in ruhunu ve nurunu yaratmış, ardından diğer ruhlar yaratılmıştır.

 

Kitabın Yazılış Sebebi

Ağabeyi Mehmed Efendi 12 ilmin özetini içeren Arapça Megâribü’z-Zamân adlı eseri yazmıştır.

Daha sonra Mehmed Efendi, bölge halkının (Anadolu insanının) bu manevi ilimlerden istifade edebilmesi için eseri Türkçeye çevirmesini Ahmed Bican’dan rica etmiş; o da Gelibolu’da Envârü’l-Âşıkîn’i tamamlamıştır.

 

Eser, beş vakit namaza işaret etmek üzere beş ana bölüm (bab) halinde kurgulanmıştır:

1. Bölüm: Mevcudatın (varlıkların) tertibi ve nizamı.

2. Bölüm: Allah Teâlâ’nın yüce peygamberlere olan ilahi hitapları.

3. Bölüm: Melekler (Melâike-i Kirâm).

4. Bölüm: Kıyamet günündeki ilahi hitaplar, ahiret halleri.

5. Bölüm: Yüce makamda Allah Teâlâ’nın kelimeleri ve cennet/cemal tecellileri.

 

1. Bölüm: Mevcudatın (varlıkların) tertibi ve nizamı

Allah’ın on sekiz bin âlemi vardır. Dünya bunlardan biridir.

 

Allah evveldir (başlangıcı yoktur) ve âhirdir (sonu yoktur).

Yaratılmışlar kendi kendilerine bir hiçtir (yok hükmündedir); ancak Allah’ın yaratması, lütfu ve ihsanı ile vardırlar.

 

İbadetlerin en büyüğü zikirdir.

 

İlk Yaratılanlar

Akıl

Yaratılan ilk şeydir. Gizli bir nurdan yaratılmış; ilim, anlayış, zühd, haya, hikmet ve sabırla süslenmiştir.

 

Kalem

İlk olarak cevherden yaratılmış, kıyamete kadar olacak her şeyi Levh-i Mahfûz'a yazması emredilmiştir. Kalem Besmele’yi yazarken harflerinden (Bâ, Sîn, Nûn) nurlar saçılmış ve bu nurlar ümmet-i Muhammed'in kısımlarına (hayra koşanlar, ortada olanlar, nefsine zulmedenler) ve Hz. Peygamber'in nuruna işaret etmiştir.

 

Levh-i Mahfûz

İncidendir, etrafı kızıl yakuttandır. Olmuş ve olacak her şey onda sabittir.

 

Arş

Yeşil cevherden yaratılmıştır. Allah’ın heybetle bakması üzerine suya dönüşmüş, ardından rüzgar/yel yaratılarak Arş onun üzerine kurulmuştur. Arş'ı kuşatan devasa bir yılan ve Arş'ı taşıyan dört büyük melek (kıyamette sekiz olacaktır) vardır.

 

Ruh

…

 

İlliyyûn ve Kürsî

İlliyyûn, Arş'ın altında amellerin yazıldığı zebercedden bir levhadır. Kürsî ise Arş'ın yanında asılı bir kandil gibidir; yedi kat gök ve yer, Kürsî'nin yanında bir çölde bırakılmış halka kadar küçük kalır.

 

Kaf Dağı

Yeşil zebercetten yaratıldı ve o tüm dünyayı kuşatır.

Gökyüzünün yeşilliği Kaf Dağı’nın yeşilliğindendir.

 

Allah yedi kat yer yaratmıştır. Bunlar sırasıyla Dermekül, Hulded, Guraf, Arba, Mülsa, Siccîn ve Ajba’dır.

Dördüncü yerin adı Arba’dır. Orada yılanlar vardır. Bir de kavim vardır ki adı Celhan’dır; kanatları vardır, uçarlar, fakat gözleri yoktur.

 

Bütün yer bir meleğin üzerindedir. Melek taş üzerindedir. Taş öküzün üstündedir. Öküz de bir başka taş üzerindedir. O taş bir balığın üzerindedir (balığın adı Behemût / Yehmûd). Balık suyun üzerindedir. Su hava üzerindedir. Hava da zulmet (karanlık) üzerindedir.

 

Cennet sudan yaratıldı, Arş onun tavanıdır.

Cehennem yedi kapılıdır.

 

Nâr-ı Semûm’dan Cânn kavmi yaratıldı, İblis de bu gruptandır.

 

Melekler yelden, cinler ateşten, Âdem ise sudan yaratılan topraktan türetildi.

 

2. Bölüm: Allah Teâlâ’nın yüce peygamberlere olan ilahi hitapları

Hz. Âdem

Meleklerin 10 Kusuru

Âdem’i kınadılar.

Âdem’i görmeden iftirada bulundular.

Âdem’i görmeden tanıklık ettiler.

Salih bir kişiye fasık dediler.

Arkadan hüküm verdiler.

Âdem’i şehvete ve gazaba hamlettiler.

Âdem’in faziletine haset ettiler.

Âdem’in hilafetine haris oldular.

Nefislerine kibir ettiler ve amellerini gördüler.

Rablerine itiraz ettiler.

 

Allah cinleri yeryüzünde, melekleri ise göklerde sakin kılmıştı. Cinler yeryüzünde fesat çıkarıp kan dökünce, Allah İblis (Azâzîl/Haris) reisliğindeki melek askerlerini göndererek cinleri dağlara ve adalara sürdü.

 

Azrail (a.s.) yeryüzünün dört tarafından toprak topladı (insanların farklı renk ve surette olmalarının sebebi buna bağlanır). Cebrail (a.s.) ve yakın melekler ise yerin kalbinden, Hz. Peygamber’in kabrinin bulunduğu yerden toprak alıp Cennet sularıyla (Tasnîm, Rahîk, Selsebîl) karıştırdılar.

 

Ruh, Âdem’in bedenine girmesi emredildiğinde orayı dar ve karanlık buldu. Allah’ın "Güçlükle gir ve güçlükle çık" buyruğu üzerine cesede girdi.

Ruh önce dimağda dolaştı, ardından gözlerine geldi; böylece Âdem aslının toprak olduğunu görerek kibirlenmekten korundu. Ruh genzine ulaştığında Âdem aksırdı ve "Elhamdülillah" dedi.

 

Cebrail (a.s.) Âdem’e Akıl, İman ve Haya getirdi; Âdem aklı seçince iman ve haya da akılla birlikte kaldı.

 

Allah meleklere Âdem’e secde etmelerini emretti. İsrafil (a.s.) Âdem’in alnında Kur’an nurunu görüp ilk secde eden melek oldu. İblis ise kibirlenerek secde etmedi.

 

Âdem Cennette yalnızlık hissedince, Allah uykudayken onun sol eğe kemiğinden Hz. Havva’yı yarattı. Meleklerin soruları üzerine Âdem, onun diri yaratıldığı için "Havva" adını aldığını ve "Onda huzur bulmak için" yaratıldığını ifade etti.

 

İblis yılanın içine gizlenerek Cennet kapısına geldi ve ağlayarak hile yaptı. Hz. Havva’yı kandırdı; Havva da Âdem’i ikna etti.

Yasak meyveden yedikleri anda elbiseleri düştü ve çıplak kaldılar.

 

Yılan: Ayakları kesildi, yüzü üzerinde sürünmeye ve toprak yemeye mahkûm edildi.

İblis: Lanetlendi, huzurdan kovuldu; kendisine ve uyanlara Cehennem vaat edildi.

Hz. Havva: Cidde’ye indirildi.

Hz. Âdem: Serendib (Hindistan) dağına indirildi. Yeryüzünde uzun yıllar (300 yıl veya 40 yıl ağlayıp) günahına ağladı.

 

Cebrail (a.s.) Âdem’e buğday getirip ekmeyi, biçmeyi, öğütmeyi ve ekmek yapmayı öğretti; ardından su çıkarmayı gösterdi.

Allah emaneti göklere, yere ve dağlara teklif etti; onlar sorumluluğundan korkarak yüklenmekten kaçındılar. Âdem ise bu emaneti (dört köşeli bir taş ile sembolize edilen sorumluluğu) yüklendi.

 

Hz. Havva’nın Hz. Âdem’e duyduğu özlemle döktüğü gözyaşları inci ve mercana; Hz. Âdem’in Cennetten ayrıldığı için döktüğü gözyaşları ise zencefil ve sıcak otlara dönüştü.

 

Allah Teâlâ, Cebrail (a.s.) vasıtasıyla ona dualar/kelimeler öğretti ve duası kabul edildi.

 

Allah, Cennetten kırmızı bir yakut göndererek Kâbe’nin yerine koydurdu. Meleklerin Arş’ı tavaf ettiği gibi Hz. Âdem’e de bu evi tavaf etmesi emredildi.

 

Hz. Âdem ile Hz. Havva, Hac şartlarını yerine getirmek üzere yürüyerek Arafat’a geldiler ve burada buluştular.

Ardından mağfiret diledikleri yere Mina adı verildi.

 

Allah Teâlâ, Hz. Âdem’in zürriyetini sırtından çıkardı.

Hz. Âdem, zürriyeti arasında Hz. Davud’u görüp onun 60 yıllık ömrünü az bularak kendi ömründen 40 yılını ona bağışladı. Melekler buna şahit tutuldu.

 

İnsanların "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna verdikleri söz (akid) bir deriye yazılıp şahitlik etmesi için Hacer'ul-Esved’e emanet edilmiştir.

 

Hz. Âdem Cennetten ayrılırken yanında Asa (Hz. Musa'ya kaldı), İncir Yaprağı, Yüzük (Hz. Süleyman'a kaldı) ve Gözyaşı (asi kullara rahmet oldu) getirdi.

 

Kabil’in Habil’i Öldürmesi

Kabil, kurbanı kabul edilen kardeşini kıskanarak Habil’i öldürdü. Yeryüzündeki ilk cinayet ve ilk putperestlik Kabil ile başladı. Cürümden sonra toprak kanı emmeyi bıraktı ve yeryüzünde düzen bozuldu (tatlı sular acılaştı, hayvanlar birbirine düşman oldu).

 

Azrail (a.s.) Hz. Âdem’e ölüm şarabını içirdi. Cennetten getirilen kefenlerle melekler tarafından yıkandı; namazını oğlu Hz. Şit (a.s.) kıldırdı (25'i tazim, 5'i vakit namazı olmak üzere 30 tekbir getirdi).

Hz. Âdem'den sonra yasa bürünen Hz. Havva da kısa süre sonra (bir rivayete göre 40 gün, diğerine göre 1 yıl sonra) vefat etti ve Hz. Âdem’in yanına defnedildi.

 

Hz. Şit

Habil'in öldürülmesinden sonra Hz. Âdem ve Hz. Havva derin bir üzüntü yaşadı. Allah Teâlâ, Hz. Âdem’e Habil’e karşılık ve lütuf olarak Hz. Şit’i bağışladı.

Hz. Şit’e 50 suhuf indirildi. Kavmini Allah’a davet etti, pek çok kimse ona tabi oldu. Bin şehir inşa edip her birine birer minare yaptırdı ve bu minarelerden tevhit ile risaleti nida etti.

 

Hz. İdris

Asıl adı Ahfuh (Ahnuh) olup ilim, yıldızlar, hesap ve yazıyla çok meşgul olduğu için ona "İdris" denildi. İnsanlık tarihinde ilk kez yazıyı yazan ve terzilik sanatını icat edip dikişli elbise diken kişidir. Kendisine 30 suhuf verildi.

 

Dünyadan yüz çevirip yoğun ibadete yöneldi. Bir gün insana bürünen Azrail ile sohbet etti, kendi isteğiyle ruhunun kabzedilmesini ve tekrar diriltilmeyi deneyimledi.

 

Allah’ın izniyle Cehennemi ve ardından Cenneti gördü. Cennetteki bir ağaca sarılarak ayetlerde geçen ("Her can ölümü tadacaktır", "Oraya uğrayacaktır", "Oradan çıkarılacak değillerdir") hükümleri delil gösterdi ve Cennetten çıkmak istemedi. Allah’ın emriyle Cennette ebedi kılındı.

 

Hz. Nuh

Asıl adı Şâkir olan Hz. Nuh, kavmini Hak dine davet etti ancak kabul görmedi. Kavminin suda boğulacağı takdir edilince gösterdiği feryat ve üzüntü sebebiyle ona "Nuh" adı verildi.

Cebrail’in (a.s.) rehberliğiyle kuş göğsü biçiminde bir gemi yaptı. Recep ayında başlayıp tufan süresince gemide kalan (80 kişilik mümin grup) canlılar altı ay boyunca suda yüzdü. Hz. Nuh'un oğullarından Ken'an suda boğulurken; Ham, Sam ve Yafes gemiye bindi.

Gemi Cudi Dağı’na oturdu. Gemiden çıkanlar "Semanın" (Seksenler) köyünü kurdular. Hz. Nuh’un soyu oğulları vasıtasıyla yeryüzüne yayıldı (Ham'ın soyu Afrika/siyahlar, Sam'ın soyu Orta Doğu/Asya, Yafes'in soyu Anadolu/Türkistan/İran).

 

Hz. Hûd

Hz. Hûd, Yemen bölgesindeki Âd kavmine peygamber olarak gönderildi. Onları kendilerine verilen zenginlik ve güce karşı nankörlük etmemeye, putları bırakıp tek Allah’a inanmaya çağırdı.

İnkârda direnen kavim, üzerlerine gönderilen şiddetli, dondurucu ve helak edici bir kuru rüzgâr (kasırga) ile evlerinden sökülerek yok edildi. Hz. Hûd 150 yıl yaşadı ve Mekke’de Makam-ı İbrahim yanına defnedildi.

 

Hz. Salih

Şam ile Hicaz arasında yaşayan Semûd kavmine gönderildi. Kavmi, peygamberliğini kanıtlaması için sert bir kayadan mucizevi niteliklere sahip (altın, gümüş, yakut süslemeli) hamile bir devenin çıkarılmasını şart koştu.

Hz. Salih’in duasıyla kaya yarılarak mucize deve ve yavrusu ortaya çıktı. Bölge hükümdarı ve bir kısım halk iman ettiyse de inkârcılar deveyi kesti, yavrusu ise kayanın içine kaçtı.

Hz. Salih’in bildirdiği üç günlük sürenin (yüzlerin sararması, kızarması ve kararması) ardından inkârcı kavim gökten gelen korkunç bir çığlık ve ateşle helak edildi. Hz. Salih 200 yıl yaşadıktan sonra vefat etti ve Kâbe’de Rükün ile Makam arasına defnedildi.

 

Hz. İbrahim

Tufan'dan Hz. İbrahim'in doğumuna kadar 1160 yıl; Hz. Adem'den Hz. İbrahim'e kadar 3330 yıl geçtiği rivayet edilir.

Dünya tarihinde ilk defa taç giyen hükümdar Nemrut'tur. Kâhinler, o yıl doğacak bir çocuğun dinini değiştireceğini ve hükümranlığına son vereceğini haber verince Nemrut doğan erkek çocukların öldürülmesini emreder.

Hz. İbrahim mağarada doğar ve mucizevi bir şekilde parmaklarından su, süt, bal ve yağ emerek hızla büyür.

 

Yıldız, Ay ve Güneş'e bakarak akıl yürütmesi (istidlal), Allah'ı bulma yolundaki delil arayışıdır.

 

Putları kırar.

Nemrut tarafından zindana atılır ve dev bir mancınık yaptırılarak ateşe atılır.

Ateşe atılırken meleklerin ve tabiat görevlilerinin yardım teklifini "Allah bana yeter, O ne güzel vekildir" diyerek reddeder.

 

Hz. Âdem zamanında temelleri atılan ve Tufan'da göğe kaldırılan Beyt-i Ma'mûr'un yerine Kâbe'yi Hz. İsmail ile birlikte yeniden inşa eder.

Fıtrat icabı olan temel temizlik kurallarını ilk uygulayan ve yayan kişidir.

 

Hz. İsmail

Sözünde sadık bir resuldü.

Şeytanın vesveselerine karşı Hacer validemiz, Hz. İsmail ve Hz. İbrahim dik durur ve şeytanı taşlarlar.

Cebrail (a.s.) cennetten (Habil’in kurban ettiği) koçu getirir.

 

Hz. İshak

Cebrail (a.s.) ve beraberindeki melekler Lut kavmini helak etmeye giderken insan kılığında Hz. İbrahim’e uğrarlar.

İhtiyarlık çağında Hz. İbrahim (90 veya 120 yaşında) ve eşi Hz. Sare'ye Hz. İshak, onun ardından da torunları Hz. Yakub müjdelenir.

 

Hz. Yakub

Hz. İshak’ın iki oğlu olur: İys ve Yakub. Yakub (a.s.) ikiz kardeşinin ardından/topuğundan doğduğu için bu adı almıştır. İys'in "Ruma" adındaki oğlundan Rum milletinin çoğaldığı rivayet edilir.

Hz. Yakub Ken'an halkına peygamber olarak gönderilmiştir ve 12 oğlu vardır.

 

Hz. Yusuf

Hz. Yusuf 12 yaşında rüyasında 11 yıldız, Güneş ve Ay'ın kendisine secde ettiğini görür.

Kardeşleri kıskançlıkla Hz. Yusuf'u kuyuya atarlar ve kanlı gömleğini Hz. Yakub'a getirip "Onu kurt yedi" derler. Hz. Yakub ağlamaktan gözlerini kaybeder.

Kuyudan geçen bir kervan tarafından çıkarılan Hz. Yusuf, Mısır’a götürülüp Maliye Vekili/Aziz’e satılır. Aziz'in eşi Zeliha, Hz. Yusuf'un güzelliğine kapılır. Ancak Hz. Yusuf Allah korkusu ve iffetiyle Zeliha’nın teklifini reddeder. Zeliha arkasından çekince gömleği arkadan yırtılır.

Hz. Yusuf haksız yere zindana atılır. Zindanda saki ve aşçının rüyalarını doğru tabir eder. Daha sonra Mısır Hükümdarı (Reyyan)’ın gördüğü yedi semiz/yedi arık öküz ile başaklar rüyasını tabir ederek ülkeyi kıtlıktan kurtaracak planı açıklar.

Zindandan çıkan Hz. Yusuf hazinelerin başına getirilir, sonra hükümdar olunca Mısır’ın Azizi konumuna geçer. İlerleyen yıllarda Zeliha ile evlenir (Efraim ve Mişa adında iki oğlu olur). Kıtlık senelerinde Mısır'a buğday almaya gelen kardeşleriyle karşılaşır ve küçük kardeşi Bünyamin'in de getirilmesini ister.

 

Hz. Yusuf, altın tası gizlice Bünyamin’in yüküne koydurur. Tas aramalarda çıkınca Bünyamin alıkonulur. Kardeşler durumu babalarına anlatır.

Hz. Yusuf gömleğini babasına gönderir. Hz. Yakub sekiz günlük mesafeden gömleğin kokusunu alır. Gömlek gözlerine sürülünce Hz. Yakub’un gözleri açılır. Aile Mısır’a giderek Hz. Yusuf ile kavuşur.

Hz. Yakub Mısır’da yıllarca yaşadıktan sonra vasiyeti üzerine babası Hz. İshak ve dedesi Hz. İbrahim’in yanına (Kudüs/Hebron) defnedilir. Hz. Yusuf ise 110-144 yıl arası bir ömür sürdükten sonra Mısır’da vefat eder; tabutu Nil Nehri’ne konur, daha sonra Hz. Musa zamanında çıkarılarak Kudüs’e taşınır.

 

Hz. Eyyüb

Şam bölgesinde yaşayan son derece zengin, yardımsever ve cömert bir peygamberdir.

Şeytan, Hz. Eyyüb’ün şükrünü çekemeyerek onun malları, evlatları ve sağlığı ile imtihan edilmesini ister. Evlatları ve malları yok olur, ardından bedeninde ağır hastalıklar baş gösterir.

Hz. Eyyüb ağır bir hastalığa yakalanır. Şehir dışındaki bir çöplük alanına çekilir. Eşi Rahime (Hz. Yusuf’un torunu) ona sadakatle hizmet eder.

Hz. Eyyüb’ün duası kabul edilir. Allah’ın emriyle ayağını yere vurur, çıkan sıcak ve soğuk pınarlarla yıkanıp içerek eski sağlığına ve gençliğine kavuşur.

 

Hz. Şuayb

Hz. Şuayb, putlara tapan ve ölçü/tartıda hile yapan Medyen kavmine peygamber olarak gönderilir. Güzel ve tesirli konuşmasından dolayı kendisine "Peygamberlerin Hatibi" denmiştir.

Kavmi iman etmeyince üzerlerine şiddetli bir sıcaklık, ardından bir bulut (gölge) ve ateş yağdırılarak helak edilirler.

 

Mişa Oğlu Hz. Musa

Hz. Yusuf’un Efraim ve Mişa adında iki oğlu vardı. Mişa’nın oğluna da Musa adı verilmiştir.

Allah, Hz. Musa’ya kavmine hile ve sihirden uzak durmalarını, yalnızca Kendisine sığınmalarını emreder.

Hz. Musa bu emirleri kavmine tebliğ ettikten sonra vefat eder.

 

İbn Abbas’a göre Mısır Hükümdarı Reyyan ölünce yerine Mus’ab, ardından oğlu Velid geçti. Dülgerlikten kaçtığı için kendisine "Ferre an nefsihi" (kendiliğinden kaçtı) denmiş, bu kelime zamanla "Firavun" lakabına dönüşmüştür. Firavun zamanla Mısır’a hükümdar olmuş, kibirlenerek ilahlık iddiasında bulunmuştur.

 

Firavun, rüyasında Kudüs'ten çıkan bir ateşin Mısırdakileri yaktığını görür. Müneccimlerin "İsrailoğulları'ndan doğacak bir çocuk seni helak edecek" demesi üzerine doğan erkek çocukların öldürülmesini emreder.

Çocuk katliamının olmadığı yılda Hz. Harun, katliamın olduğu yılda ise Hz. Musa doğar. Annesi onu korumak için bir sandığa koyup Nil Nehrine bırakır; sandık Firavun'un sarayına ulaşır ve sarayda büyütülür.

 

"Musa" ismi, "Mu" (Su) ve "Sa" (Ağaç) kelimelerinin birleşiminden gelmektedir.

Hz. Musa, istemeden bir adamın ölümüne sebep olunca Mısır'dan ayrılır. Hz. Şuayb'ın yanında 10 yıl çobanlık yapar ve kızı Safüre ile evlenir.

 

Hz. Şuayb, Hz. Adem'den peygamberlere miras kalan mucizeli Asa'yı Hz. Musa'ya verir.

 

Mısır'a dönerken Tur Dağı'nda ilahi nuru ateş sanarak yaklaşır. Allah kendisiyle konuşur ve ona peygamberlik verir.

 

Yere atıldığında ejderhaya dönüşen Asa ve koynuna sokup çıkardığında ışık saçan Yed-i Beyza (Beyaz Eli) mucizeleri bahşedilir.

Sihirbazlar Hz. Musa'nın asasının kendi sihirlerini yuttuğunu görünce secde edip iman ederler.

 

Firavun iman etmeyince Mısır'a kıtlık, tufan, çekirge, bit, kurbağa ve kan gibi belalar gönderilir.

 

Hz. Musa, İsrailoğulları ile gece Mısır'dan çıkar. Deniz 12 yola ayrılır; İsrailoğulları karşıya geçer. Ardından takip eden Firavun ve ordusu denizin kapanmasıyla suda boğulur. Firavun son anda iman etmek istese de kabul edilmez ve cesedi ibret olsun diye karaya vurur.

 

Hz. Musa, Tevrat'ı almak için Tur Dağı'nda 40 gün oruç tutarak ibadet eder.

 

Hz. Musa, İlahi kelamı işitince duyduğu derin sevgi ve iştiyakla Allah'ı dünyada görmek ister ("Rabbim, kendini bana göster").

 

Allah, hiçbir insanın buna dayanamayacağını bildirip "Şu dağa bak" buyurur. İlahi nur dağa tecelli edince dağ parça parça olur ve Hz. Musa bayılır.

 

Kendine gelince tövbe eder ve Allah'ın dünyada baş gözüyle görülemeyeceğine yakinen inanır.

Cennet zebercedi/yakutundan levhalar halinde Tevrat indirilir.

 

Musa - Hızır Kıssası

Gemi Olayı: Yoksul gemicilerin gemisinin, zalim hükümdarın el koymasını engellemek için kusurlu hale getirilmesi.

Çocuk Olayı: İleride anne-babasını küfre sürükleyecek olan çocuğun katledilip, yerine hayırlı bir evlat nasip edilmesi.

Yıkılan Duvar: İki yetim çocuğun duvarı altında bulunan hazinenin, onlar büyüyene kadar korunması.

 

İnsanlar ilmi toklukta arar; halbuki ilim açlık ister.

İnsanlar arzuları tatmin ederek rıza arar; halbuki rızaya arzuları terk ederek ulaşılır.

İnsanlar şerefi zenginin, güçlünün kapısında arar; halbuki şeref Allah’a itaat edendedir.

İnsanlar mal biriktirerek zenginlik arar; halbuki zenginlik kanaattedir.

İnsanlar dünyada rahatlık arar; halbuki rahatlık ahirettedir.

 

Allah Teala şöyle buyurmuş:

"Garip, benim gibi dostu olmayan kimsedir. Hasta, benim gibi tabibi olmayan kimsedir. Fakir, benim nimetimden nasibi olmayan kimsedir..."

 

Dokuz Büyük Hata

"Kibirdir, hırstır, hasettir, çok sevilmektir, çok yemektir, çok uyumaktır, mal sevmektir, kendini methedeni sevmektir, şükretmemektir."

 

Hz. Yûşa bin Nûn

Cuma günü biterken Cumartesi yasağı girmeden zafer kazanmak isteyen Yûşa (A.S.) güneşe hitap etmiş ve dua etmiştir. "Ey güneş! Dur yerinde! Sen de emir kulusun, ben de emir kuluyum... Bunun üzerine güneş yerinde durdu... Yûşa kafirlerle cenk etti ve kafirleri yendi. Ondan sonra güneş battı."

 

Nuri Oğlu Hz. Hızkıyal

Ölümün var olduğunu bildiği halde kendinde huzur bulur... Şaşarım şu kimseye ki, dili alimdir, gönlü cahildir... Halkın ayıbını görür; kendi ayıbını ve eksiğini görmez.

Ben sizi namazda sınadım; tembel ve gayretsizsiniz. Zekatta sınadım, cimrisiniz...

 

Allah'a ve Allah'ın Resulüne iman eden tam mümin: Kötülük edene iyilik eden, kendinden uzaklaşana yaklaşan, kendisine bir şey vermeyene bir şeyler veren... ve kendisine hor bakana ikram eden kimsedir.

 

Cennetin sekiz kapısı vardır... Gözler onu görmüş değil, kulaklar işitmiş değil ve gönüllerden geçmiş değildir...

 

Haramdan sadaka vermek, bevl ile abdest almak gibidir. Zekatsız mal cansız ve ruhsuz tene benzer. Tövbesiz alim binasız kapı gibidir.

 

Hz. İlyas

İlyas (A.S.) kavmine gitti ve onları dine çağırdı. İtaat etmediler ve daveti kabul etmediler... İlyas (A.S.) dedi: 'Onlara kıtlık ver ve yağmur yağdırma. Otlar bitmesin. Kıtlıktan helak olsunlar.' Ondan sonra Hak Teâlâ hazretleri onlara kıtlık verdi.

 

Hz. Yunus'u Diriltme Mucizesi

İlyas (A.S.) Allah'a niyazda bulundu. Onbeş günden sonra Yunus (A.S.) yine sağ oldu, hayata kavuştu... O bey İlyas peygamberi öldürmek istedi. İlyas (A.S.) kötülüğe başladıklarını görünce ulu bir dağa çıktı. Onun adı Cebel-i Lübnan (Lübnan dağı)dır. Yedi yıl bu dağda kaldı.

 

Hz. Elyesa'nın Halife Tayin Edilmesi

Şimdi Elyesa'ı yerine halife, vekil koy. Ben onu İsrail oğullarına halife kıldım... Ondan sonra Cebrail (A.S.) İlyas Peygambere gelip: 'Ey İlyas! Şimdiden sonra ister yeryüzünde, ister göklerde, nerede istersen melekler gibi uç' dedi.

 

Hak Teâlâ hazretleri ölüm meleği Azrail'e: 'İlyas'ın canını alma. Bana zikretmek için yaşamak ister, kendisi için istemez. Bırak onu kıyamete kadar yürüsün, gezip dolaşsın' buyurdu.

 

Hz. Davud

Davud (A.S.)'a Zebur'u verdi. Zebur yüzelli sure idi. Tamamı dua ve Allah'a sena (övgü) şeklinde idi. Helal ve haram, farzlar ve hudud (cezalar) gibi hükümler onda yoktu.

 

Davud (A.S.)'ın hatası, şahid istemeden 'zulüm etti' diye hemen aralarında hüküm vermiş olmasıdır... Davud hemen Secde'ye kapandı. Kırk gece başını kaldırmadı.

 

Üriya'ya öyle şeyler veririm ki, onları gözler görmedi ve kulaklar işitmedi. Üriya ona razı olur...

 

Davud (A.S.) tövbe ettikten sonra, otuz sene gece ve gündüz ağladı... Hak Taala Hazretleri, demiri onun elinde hamur gibi etti ve demirden gömlek (zırh) yapmayı ona öğretti.

 

Ey Davud! Şüphesiz hikmet doksan bölüktür. Yetmişini oğlun Süleyman'a verdim. Yirmisini geri kalan halka verdim.

 

Zebur, Allah'ın kitabıdır. Allah onu Davud (A.S.)'a indirdi... Kuşlar gelip başı üzerinde uçarlar, yel esmez ve su akmaz hepsi Davud (A.S.)'ı dinlerlerdi.

 

Davud (A.S.): 'Ey Allah’ım! O nerededir?' dedi. Hak Teala Hazretleri buyurdu: 'Ey Davud! Benim hazinem ezik ve yaralı gönüllerdedir.'

 

Bir kimsenin dört saat ömrü olsa bir saat münacatta bulunması gerekir. Geri kalan bir saat da nefsini ıslah etmekle meşgul olması, bir saat dostlarını görmek için gitmesi, bir saatte de helalinden kazanıp nafaka edinmesi icap eder.

 

O alime söyle! Bir o kadar daha kitap yazsa şu üç şeyi yapmadıkça ona fayda vermez: Biri; Dünyayı ve dünyada olanları sevmesin... İkincisi; Şeytanla arkadaş olmasın... Üçüncüsü; Müminleri incitmesin...

 

Beni İsrail'den kırk bin kişi Davud (A.S.)'ın namazını kıldılar. İbrahim (A.S.)'ın mağarasına defnettiler.

 

Hz. Süleyman

Cennete git! Hilafet yüzüğünü getir ve Süleyman’a ver... Birinde şu yazılmıştı: (La ilahe illallah Muhammedün Resulullah)... Diğer köşesinde: (Mülk, büyüklük, yücelik ve saltanat ona aittir)...

 

Yüzüğün Kaybolması ve Tahtın Geri Kazanılması

Süleyman (A.S.) balığın karnını yardı ve yüzüğü içinden çıkardı. Son derece rahatladı ve sevindi. Kendine geldi. Tekrar tahtına geçip oturdu.

 

Cinleri ve Şeytanları mermer ve ak mermer getirmeye gönderdi... Tavanını inci ve cevherlerle, duvarlarını da yakut ve incilerle süslediler.

 

Mescid Bittiğindeki Üç Dileği: Birincisi: Doğru hüküm vermeyi istedi, verildi. İkincisi: Hikmet istedi, verildi. Üçüncüsü: Kim bu mescidde iki rekat namaz kılsa onun affını diledi. Hak Teâlâ hazretleri hepsini verdi.

 

Garip bir Hüd Hüd kuşu gördü. Adı Ayferdi.

Belkısın on iki beyi, veziri ve komutanı vardı. Her beyin de binlerce askeri vardı... Hüd-Hüd bu haberi işitince, O Hüd-Hüd'le gidip yerinde gördüler ve geri döndüler. Fakat eğlendiler... Hüd-Hüd: 'Ey Süleyman Allah’ın huzurunda duracağın günü hatırla' dedi. O sözü işitti affetti.

 

Hüd-Hüd pencereden girdi. Mektubu uyumakta olan Belkıs'ın göğsü üzerine koydu.

 

Belkıs'ın Tahtının Getirilmesi

Asaf bin Berhiya: 'Gözünü açıp kapayıncaya kadar ben getiririm' dedi ve anında getirdi.

 

'Sudan beri gel' dedi. Sırçayı su sanıp ayağını açtı, girdi. Ayna olduğunu anladı ve utanıp elbisesi ile örtündü... Belkıs imana gelip Müslüman oldu.

 

Adem oğlu (insanlar), cinler, şeytanlar, hayvanlar, kuşlar ve yeller, maşrıktan mağribe (Doğudan Batıya), Onun emrinde ve fermanında mahkum ve amade idi.

 

Belki de Yemendeki Belkıs'ın tahtı, Allah’ın izni ile yok olmuş ve aynı anda Süleyman’ın huzurunda icad edilmiştir... Bütün eşya, her şey göz açıp kapayıncaya kadar, Allah’ın yüce ve ulu kudreti ile yok olur veya meydana gelebilir.

 

Hz. Lokman

Hak Teala hazretleri Lokman’a: 'Peygamberlik mi, yoksa hikmet mi istersin?' diye sordu. O hemen hikmeti kabul etti... 'Ben bilirim ki, hükmeden son derece müşkülat içindedir. Eğer doğru hüküm verirse iyidir. Şayet zulmederse gideceği yer Cehennemdir.'

 

Saadetin nişanı dörttür: 1. Gerçekliktir, doğruluktur. 2. Edeb, terbiyedir. 3. Bilimdir, ahlak güzelliğidir. 4. Emaneti hıfzına, sahibine vermektir.

 

Zülkarneyn

Seni dili ayrı bir kavme davete gönderiyorum... Nuru ve zulmeti (aydınlığı ve karanlığı) senin emrine verdim. Önünden nur, ardından zulmet yürüsün ve sana itaat etsinler…

 

Zülkarneyn emretti. Demir, tunç ve madenler getirdiler. Üçyüz millik iki dağın arasını su çıkıncaya kadar kazdırdı... Zülkarneyn bu şekilde demirden ve bakırdan bir sed yaptı…

 

Ölünce benim sağ elimi tabuttan dışarı çıkarın, elime altından yuvarlak bir top verin. O, benim dünyayı bir top gibi elime aldığımın nişanıdır. Sol elimi de dışarı çıkarın, boş bırakın. Bu da dünyayı elime aldığım halde ahirete boş gittiğimin nişanıdır.

…

2. Cilt

 

Hz. Eşiya (İşaya) ve Hz. Ermiya

İsrailoğulları fesada uğrayınca Sadukıya adında bir kral ve Eşiya (a.s.) peygamber olarak gönderildi. Babil Hükümdarı Sencarib altı yüz bin kişilik ordusuyla üzerlerine yürürken Sadukıya hastalandı. Sadukıya'nın samimi duası ve niyazı üzerine Allah onun ömrünü uzattı ve Eşiya (a.s.)'ın tavsiye ettiği incir suyu tedavisiyle iyileşti.

Allah'ın vaadiyle Sencarib'in ordusu (beş yazıcı hariç) helak edildi.

Sencarib'in ölümünün ardından yerine Buhtunnasır (Buhtunnesar) geçti.

 

İsrailoğulları tekrar asi olunca Eşiya (a.s.) onları uyardı. Samimiyetsiz ibadetlerin, haram yemenin ve yalanın duaları engelleyeceği bildirildi.

 

Kavmi Eşiya (a.s.)'ı öldürmek istedi. Dağdaki bir ağacın içine saklanan peygamber, Şeytan'ın yerini göstermesi sonucu ağacın bıçkı ile biçilmesiyle şehid edildi.

Ermiya (a.s.) kavmini uyarmakla görevlendirildi; ancak onu dövüp hapse attılar. Bunun üzerine Buhtunnasır ordusuyla Kudüs'e girip şehri harap etti.

Buhtunnasır'ın unuttuğu rüyayı (gövdesi altın, gümüş, bakır, demir olan ve gökten düşen taşla parçalanan heykel) Hz. Daniyel ve yanındaki peygamberler Allah'ın bildirmesiyle haber verip serbest kaldılar.

 

Hz. Üzeyir

Buhtunnasır Tevrat'ı yaktıktan sonra Üzeyir (a.s.) buna çok üzüldü. Bir meleğin getirdiği özel suyu içmesiyle Tevrat'ın tamamı hafızasında canlandı ve bunu kaleme alarak İsrailoğullarına yeniden sundu.

Yıkılmış bir şehri gören Üzeyir (a.s.)'ın ruhu Allah tarafından alınıp 100 yıl ölü bırakıldı. Tekrar diriltildiğinde eşeğinin çürümüş kemiklerinin gözlerinin önünde birleşip canlandığına şahit oldu.

 

Kaderi sorguladığı için uyarılan Üzeyir (a.s.)'a günahın küçüklüğüne değil, karşı gelinen makamın büyüklüğüne bakılması gerektiği öğütlendi.

 

Hz. Yunus

Yunus (a.s.), Ninova kavmini imana davet etti; reddetmeleri üzerine üç gün içinde azap geleceğini bildirip şehirden ayrıldı. Karabulutu gören kavim Aşure günü samimiyetle tövbe edince azap üzerlerinden kaldırıldı.

Yalancı çıktığını düşünerek şehri terk eden ve gemiye binen Yunus (a.s.), çekilen kur'alarda adı çıkınca denize atıldı. Bir balık onu yuttu. Balığın karnında tövbe etti, dua etti.

 

Balık onu zarar vermeden kıyıya bıraktı. Gölgelenmesi için kabak ağacı ihsan edildi. Daha sonra ailesine ve iman eden kavmine yeniden kavuştu.

 

Hz. Zekeriya ve Hz. Yahya

Hz. Süleyman soyundan gelen dülger Zekeriya (a.s.), Hz. Meryem'i Beyt-i Mukaddes'teki hücresinde himaye etti. Meryem'in yanında ilahi rızıklar (yazın kış, kışın yaz meyveleri) buldu.

 

İhtiyar yaşında çocuk isteyen Hz. Zekeriya'ya melekler aracılığıyla Yahya müjdelendi. Yahya (a.s.) küçük yaşta hikmet sahibi oldu, Tevrat'ı kuvvetle tuttu ve ömrü boyunca hiç günah işlemedi.

 

Yahya (a.s.) Cehennem korkusundan çok ağlar, dağlara çekilirdi. Bir gün İblis ile karşılaşmasında Şeytan; en sevdiği kişinin "cimri mümin", en büyük düşmanının ise "cömert fasık" (tövbe etme ihtimalinden dolayı) olduğunu söyledi.

Yahudilerin takibinden kaçarken bir ağacın kovuğuna gizlenen Zekeriya (a.s.), Şeytan'ın saklandığı yeri göstermesi üzerine ağacın bıçkıyla kesilmesi sonucu şehid edildi. Sabır göstermesi emredildiği için şehadeti anında ah bile etmedi.

 

İsrailoğulları kralı kendi üvey kızıyla evlenmek istedi. Hz. Yahya bunun Allah'ın kanununda haram olduğunu belirtmesi sonucunda düşmanları Hz. Yahya’yı öldürdü.

 

Hz. İsa

Hz. Meryem’in Adanması

Hz. Meryem'in annesi Hanne onu Beyt-i Makdis'e adadı.

Çekilen kura sonucunda Hz. Zekeriya, Meryem'in bakımı ı üstlendi.

 

Kış ortasında, kuru bir hurma ağacının altında Hz. İsa doğdu.

 

Mesleği kassar (bez ağartan) olan 12 kişiyi "günahlardan arınmaya" davet eder ve bu 12 kişi ona havari olur.

 

Mucizeye rağmen küfürde ve itaatsizlikte ısrar eden 330 kişi, cezalandırılarak suretleri maymun ve domuza dönüştürülür ve üç gün sonra helak olurlar.

 

Yahudiler Hz. İsa'nın mucizelerine sihir deyip onu öldürmek ister.

Hz. İsa Cebrail (A.S.) vasıtasıyla ikinci kat göğe kaldırılır.

Hz. İsa'yı öldürmek için eve giren Eşya adlı şahıs, Allah'ın takdiriyle Hz. İsa’nın suretine sokulur. Dışarı çıktığında kendi arkadaşları tarafından Hz. İsa sanılarak çarmıha gerilir.

Hz. İsa'nın göğe yükselişinden sonra kavmi üç gruba ayrılır:

Nasturiyye (Hz. İsa'ya "Tanrı'nın oğlu" dediler).

Yakubiyye (Hz. İsa'ya "Tanrı'dır" dediler).

Meylikaiyye / Melkite (Üçlü tanrı/Teslis inancını savundular).

 

Hz. İsa'nın kıyamete yakın Şam'daki Ak Minare'ye ineceği, Deccal'i Kudüs yakınlarındaki "Lüd" kapısında öldüreceği, Hz. Mehdi'ye tabi olup adaletle hükmedeceği rivayet edilir.

 

Peygamberlerin İlahi İsim ve Sıfatlara Mazhariyeti

Peygamber

Zat İsmi (Ruh)

Sıfat İsmi (Kalp)

Fiil İsmi (Nefis)

Hz. Âdem

Allah

Er-Rahmân, Er-Rahîm

El-Bedî'

Hz. Şit

El-Melik

El-Berr

El-Câmi', El-Muğnî

Hz. İdris

El-Kuddûs

El-Müteâl

Er-Râfi', El-Bâsıt

Hz. Nuh

Es-Selâm

Eş-Şekûr

El-Müntekim, El-Hafîz

Hz. Hûd

El-Mü'min

El-Kahhâr

El-Hâdî, Ez-Zârr

Hz. Salih

El-Müheymin

El-Muhsî

El-Fettâh, El-Kâbıd

Hz. İbrahim

El-Azîz

El-Halîm

Er-Razzâk, Er-Reşîd

Hz. İsmail

El-Cebbâr

El-Halîm

El-Mücîb, El-Hasîb, Er-Rakîb

Hz. İshak

El-Mütekebbir

Er-Ra'ûf

El-Vekîl, El-Bâis

Hz. Yakub

El-Kebîr

El-Vedûd

El-Hâlık, El-Bâri'

Hz. Yusuf

Nur/Cemal

El-Kâdir

El-Musavvir, El-Hafîz, El-Afüvv

Hz. Eyyüb

El-Ganıyy

Es-Sabûr

El-Vâsi', Et-Tevvâb

Hz. Şuayb

El-Mâcid

El-Kerîm

El-Hakem, El-Muksit

Hz. Musa

el-Celîl, el-Aliyy

el-Alîm

el-Muizz, el-Müzill

Hz. Harun

ez-Zâhir, el-Bâtın

el-Gaffâr

el-Gafûr, el-Latîf

Hz. İlyas

Celal ve Cemal

el-Cemîl

el-Vehhâb, el-Muktedir

Hz. Davud

el-Hakîm

el-Kaviyy

el-Mukaddim, el-Muahhır

Hz. Süleyman

el-Azîm

el-Metîn

el-Âdil, Mâlikü'l-Mülk, el-Hafîz, er-Râfi'

Hz. Üzeyir

el-Evvel, el-Âhir

es-Semî', el-Basîr

el-Vâli

Hz. Yunus

el-Vâcid

el-Gaffâr

el-Mukît, en-Nâfi'

Hz. Zekeriyya

el-Kayyûm

el-Hamîd

el-Muhyî, el-Mecîd

Hz. Yahya

el-Hakk

el-Vâris, eş-Şehîd, el-Bâkî

el-Velî

Hz. İsa

el-Ahad

el-Vâhid, el-Habîr

el-Muhyî, el-Mümît, el-Hâlık

 

Hz. Muhammed

O, bütün ilahi isim ve sıfatları şahsında toplamıştır.

Hz. Peygamber'in ruhu Arş'a ve Hz. Âdem'in sülbüne aktarılmadan önce Kudret, Azamet, Minnet, Rahmet, Saadet, Keramet, Menzilet, Hidayet, Nübüvvet, Rıf'at, Heybet ve Şefaat perdelerinde binlerce yıl zikirle kaldı.

 

Hz. Peygamber'in önündeki nur Hz. Ebubekir, arkasındaki Hz. Ömer, sağındaki Hz. Osman, solundaki ise Hz. Ali'nin nuru idi.

 

Cebrail (A.S.) gelip göğsünü yardı, nefsi arzuları simgeleyen siyah kanı çıkardı ve Zemzem ile yıkadı.

Gölgesi yoktu.

 

Hanımlardan ilk Müslüman Hz. Hatice, erkeklerden Hz. Ebubekir, çocuklardan Hz. Ali, yetişkin/kırkıncı Müslüman ise İslam'ın açıktan tebliğini başlatan Hz. Ömer'dir.

 

Kur'an-ı Kerim, Ramazan ayının Kadir Gecesi'nde Levh-i Mahfuz'dan dünya semasındaki Beyt-i İzzet'e toptan (inzal) indirilmiştir. Buradan da Cebrail (A.S.) vasıtasıyla ihtiyaca göre 23 yılda parça parça (tenzil) Peygamberimiz'e ulaştırılmıştır.

 

Burak'a binerek Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya götürülmüştür. Orada bütün peygamberlerin ruhlarına imamlık yaparak iki rekat namaz kıldırmıştır.

 

Gök Katları ve Peygamberler

1. Kat: Hz. Âdem

2. Kat: Hz. İsa ve Hz. Yahya

3. Kat: Hz. Yusuf

4. Kat: Hz. İdris

5. Kat: Hz. Harun

6. Kat: Hz. Musa

7. Kat: Hz. İbrahim

 

Sidretü'l-Münteha, yaratılmışların bilgisinin ve amellerinin ulaştığı son sınırdır.

 

Hz. Ebû Bekir

Meleklerden Cebrail/Mikail benzerliğiyle anılır.

2 yıl 4 ay halifelik yapıp 63 yaşında vefat etti

 

Hz. Ömer

Müslüman olmasıyla (40. kişi) İslam Mekke’de aleni hale geldi

 

Hz. Osman

12 yıllık halifeliğin ardından evinde Kur'an okurken şehit edilir.

 

Hz. Ali

5 yıl halifelik yaptı, hilafet onunla 30 yıla tamamlandı.

 

3. Bölüm: Allah’ın Meleklere Vahyettiği Kelimeler

Gökleri, yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a hamdolsun. O, yaratışta ne dilerse onu artırır. Şüphe yok ki Allah her şeye hakkıyla kadirdir." (Fâtır Suresi, 1. ayet)

 

Hak Teâlâ hazretleri İsrafil (A.S.)’ı yarattığından beri ayakta durur ve utancından Allah Teâlâ’ya gözlerini kaldırıp bakmaz. Allah ile arasında nurdan yetmiş bin perde vardır. Bir defa bakacak olsa idi yanardı. Kıyamette üfleyeceği Sûr onun elindedir.

 

Cebrail (A.S.)’a; Emînü’l-Vahy (Vahiy emini), Rûhu’l-Emîn, Rûhu’l-Kudüs, Nâmûs-ı Ekber ve Tâvûs-ı Melâike adları verilir, bu isimlerle anılır.

 

İdris (A.S.) zamanında sınanmaları amacıyla Âzâ ve Âzâyâ (Hârût ve Mârût) yeryüzüne indirilir. Sihir ile peygamberlik mucizeleri arasındaki farkın anlaşılması için insanlara sihir sanatını öğreterek nefse yenik düşerler.

 

Asiye hatun, Meryem hatun, Hatice hatun ve Fatıma hatun; bu dördü Cennet hatunlarının üstün olanlardır.

 

Pazar günü yer ve dağlar, Pazartesi ağaçlar, Salı gökler, Çarşamba nur, Perşembe canlılar ve Cuma günü ikindiden sonra son mahluk olarak Hz. Âdem yaratılmıştır.

 

Kutup ve Abdallar

300'ler Mısır'da, 40'lar Kudüs'te, 7'ler Medine'de, 3'ler ve Kutup Kabe'de

Kutup vefat edince alt kademedekiler sırayla üst kademeye yükselir.

 

Allah Teâlâ Cennet’i rahmetinin, Cehennem’i ise azabının tecellisi kılmıştır.

 

Azrail’in kâfirler için ateşten, münafıklar için karanlıktan, müminler için etten (beşeri) ve peygamberler/sıddıklar için nurdan olmak üzere dört yüzü vardır. Yanındaki rahmet ve azap melekleriyle ruhları kabzeder. İnsanın eceli yaklaştığında Arş'ın altındaki ağaçtan ismi yazılı bir yaprak düşer.

 

Ruhların Makamları

Peygamber ve Resullerin Ruhları: Adn Cenneti’ndedir.

 

Âlimlerin ve Velilerin Ruhları: Firdevs Cenneti’ndedir.

 

Saitlerin (İyi İnsanların) Ruhları: İlliyyîn’dedir.

 

Şehitlerin Ruhları: Cennette kuşlar gibi uçar, Arş’ın altındaki altın kandillere konarlar.

 

Günahkâr Müminlerin Ruhları: Kıyamete kadar boşlukta asılı vaziyette beklerler.

 

Müminlerin Çocuklarının Ruhları: Cennetteki miskten bir dağda bulunurlar.

 

Münafıkların Ruhları: Bedenleriyle birlikte kıyamete kadar kabirde azap görürler.

 

Kâfirlerin Ruhları: Bedenleriyle bağlantılı olarak Siccîn Cehennemi’ne indirilir ve orada azap olunurlar.

 

4. Bölüm: Kıyamet günündeki ilahi hitaplar, ahiret halleri

Nefs-i Levvame: Nefsin kendi kusurlarını bilen, vicdan azabı çeken ve kaçırdığı fırsatlara pişman olan halidir.

 

Gönül doğru olmadıkça iman, dil doğru olmadıkça gönül, amel doğru olmadıkça dil doğru olmaz.

 

Ahir zamanda din, ibadet ve ilimden ziyade gösterişe dökülecek; insanlar dünyalığa yönelip mescitleri harap edecek…

 

Sapık kabul edilen 6 ana akım

Hariciler: Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i tekfir edenler.

Rafıziler: Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer'i kabul etmeyip tekfir edenler.

Kaderiyye: İlahî kaderi inkar edip, fiilin tek yaratıcısının kul olduğunu savunanlar.

Cebriyye: Kulun iradesini ve gücünü tamamen reddedip, insanı mecbur görenler.

Cehmiyye: Kur'an'ın mahluk olduğunu ve Allah'ın sıfatlarının işlevsiz olduğunu iddia edenler.

Mürci'e: Ameli hiçe sayıp "Yalnızca iman etmek yeterlidir" diyenler.

 

Küfür Çeşitleri

İnkarî Küfür: Allah'ı hiç bilmemek ve inanmamak.

Cuhudî Küfür: Kalben bilip diliyle söylememek (Firavun gibi).

İnadî Küfür: Kalben bilip diliyle de söylediği halde inadından dine girmemek (Ebu Talib gibi).

Nifakî Küfür: Diliyle inandım deyip kalbiyle kabul etmemek (Münfıklar).

 

Cuma Günü

Cuma; günlerin efendisi, Müslümanların haccı ve vuslat günüdür. Hz. Âdem ile Hz. Havva, Hz. Süleyman ile Belkıs, Hz. Musa ile Safura ve Hz. Peygamber ile Hz. Hatice cuma günü nikahlanmış; Hz. Âdem o gün yaratılıp cennete girmiştir.

…

 

3. Cilt


 

Zemahşeri’ye göre ramad (yanmış taş) kökünden gelir; sıcak mevsimde oruç tutulduğu için bu ad verilmiştir. Hadis-i şerife göre ise Allah bu ayda oruç tutanların günahlarını yaktığı için Ramazan denmiştir.

 

Haccın Farzları

İhrama girmek, Arafat'ta vakfeye durmak, Ziyaret (Bayram günü) tavafı yapmak.

 

Vacipleri: Müzdelife'de kalmak, Safa-Merve arası sa'y etmek, şeytan taşlamak, tıraş olmak, Mikat'ı ihramla geçmek, Arafat'ta gün batımına kadar beklemek, Kudûm tavafı, Mina'da gecelemek ve tertibe (sıraya) uymak.

 

Kur'an

Kur'an okumakla meşgul olup Allah'tan bir şey isteyemeyene, isteyenden daha çoğu verilir.

 

Kıyamet günü Allah, dünyada Kur'an okuyan kullarına Tâ-Hâ ve Yâ-Sîn surelerini kendi sesinden okuyup dinletecektir. Tâ-Hâ ve Yâ-Sîn sureleri yer ve gök yaratılmadan bin yıl önce okunmuştur.

 

Sureler ve Ayetlerin Faziletleri

Ayet'el-Kürsi: Evden çıkarken okuyana 70 bin melek istiğfar eder; eve dönünce okuyanın yoksulluğu gider. Ölenlere bağışlanırsa kabirleri nurla dolar.

 

Fatiha Suresi: Her derde şifadır. Kitabın Fatihası, Ümmü'l-Kitap (Kitabın Anası) ve Seb'al-Mesani olmak üzere üç meşhur ismi vardır. Mekke'de nazil olmuştur.

 

İhlas Suresi (Kulhüvellahü Ehad): En ulu suredir. Kur'an'ın üçte birine denktir.

 

Bakara'nın Sonu (Âmener-Rasûlü): Rahmet hazinelerindendir.

 

Kadir Suresi (İnnâ Enzelnâhü): Kur'an'ın yemişidir.

 

Tekâsür Suresi: Günde bir defa okumak bin ayet okumaya denk sevaptır.

 

Yâ-Sîn Suresi: Kur'an'ın kalbidir. Okumak 20 hatim sevabına denktir.

 

İsm-i A'zam: Bakara Suresi 163. ayet (Ve ilâhüküm ilâhün vâhid...) ve Âl-i İmrân Suresi 1-2. ayetlerindedir.

 

Nebe (Amme) Suresi imanı korur; Vâkıa Suresi yoksulluğu önler; Mülk (Tebâreke) Suresi Kadir gecesini ihya etmiş gibi sevap kazandırır; Kâfirûn Suresi Kur'an'ın dörtte birine (veya dört bağışından birine) denktir.

 

Seyrüsülûkun 10 Menzili

Her menzilde 10 makam vardır.

 

1. El-Bidâyât (Başlangıç Makamları)

El-Yakaza: Uyanıklık

 

Et-Tövbe: Günahlara tövbe etmek

 

El-Muhasebe: Nefis ve amellerin muhasebesini yapmak

 

El-İnabe: Yalvararak ve ağlayarak tövbe etmek

 

Et-Tefekkür: Düşünceye dalmak

 

Et-Tezekkür: Yapılan hareketlerin hatırlanması

 

El-İ'tisam: Allah'ın ipine (Kur'an'a) sarılmak

 

El-Karar: Tuttuğu yolda karar kılmak, kalmak

 

Er-Riyada: Yorucu ve disiplinli çalışma

 

Es-Sema': İlahi sesi dinleme ve duyma

 

2. El-Ebvâb (Hak Kapıları)

El-Hüzn: Erişilen makamın verdiği neşeden doğan üzüntü, geçmişe acıma

 

El-Havf: Yalnız Allah'tan korkma, sakınma

 

El-İşfak: Yumuşaklık gösterme

 

El-Huşu': Yerlere kadar serilen alçak gönüllülük

 

El-Hayrat: İyilikler peşinde koşmak

 

Ez-Zühd: Allah'ın yasaklarından sakınmak

 

El-Vera': Aşırı sakınma, çekingenlik

 

Et-Tebettül: Kendini yalnız Allah'a vermek

 

Er-Reca: Ümitle bağlanmak

 

Er-Rağbe: C. Hakk'a aşırı meyil duymak

 

3. El-Muamelât (Allah Yolunda Yapılacak İşler)

Er-Riayat: Hakk'ı gözetme

 

El-Murakabe: Nefsi kontrol altında tutma

 

El-Hurme: Saygı duyma

 

El-İhlas: Allah rızasını gaye edinme

 

Et-Tehzib: Ahlakı kötülüklerden ayıklama

 

El-İstikame: Doğru yola girme

 

Et-Tevekkül: Sonunda yalnız Allah'a dayanma ve güvenme

 

Et-Tevfiyz: İradesini Hakk'a teslim etme

 

Eş-Sıkka: Allah yolunda sıkıntıya girme

 

Et-Teslim: Bütün varlığı ile kendini ilahi iradeye bırakma

 

4. El-Ahlâk (Ahlaki Davranışlar)

Es-Sabr: Her sıkıntıya katlanma

 

Er-Rıza: Hak'tan hoşnut olma

 

Eş-Şükr: Allah'ın nimetlerine teşekkür etme

 

El-Haya: İlahi huzurda hicab duyma

 

Es-Sıdk: Doğruluk

 

El-İysar: Her şeyini Allah yolunda saçma

 

El-Hulk: İyi huyla bezenme

 

Et-Tevazu: Alçak gönüllü olma

 

El-Fütüvve: Asalet ve vekar sahibi olma

 

El-İnbisat: Aşırı cömertlik

 

5. El-Usûl (Kaide ve Yollar)

El-Kasd: Niyet

 

El-Azm: Kesin karar ve tutum

 

El-İrade: Arzu ve istekler

 

El-Edeb: Terbiye ve erkan

 

El-Yakin: Sarsılmaz bir iman

 

El-Üns: Bulunduğu duruma alışmak

 

Ez-Zikr: Devamlı Allah'ı anmak

 

El-Fakd: Kendini kaybetme, kendinden geçme

 

El-Gına: Gönlü doymuş olma, gönül zenginliği

 

Makamü'l-Murad: İlahi makama kavuşma isteği

 

6. El-Edviye (Çareler)

El-İhsan: İyilik etme

 

El-İlm: Doğru ve sağlam bilgi edinme

 

El-Hikme: Mana ilmini elde etme

 

El-Basire: Hakikati görme

 

El-Ferase: Bir şeyi önceden anlama, sezme

 

Et-Ta'zim: Hakk'ı yüceltmek

 

El-İlham: Aniden fikretme, düşünme

 

Es-Sekine: Sükunete, sessizliğe erme

 

Et-Tuma'nine: Kalbin eksiksiz huzura ermesi

 

El-Himme: Kuvvetli arzu ve karar

 

7. El-Ahvâl (Haller)

El-Muhabbe: Aşırı ilahi sevgi

 

El-Yakin: Allah'ı görür gibi inanma

 

Eş-Şevk: Aşırı istek

 

El-Akl: Düşünme ve bilme

 

El-Atş: Murada erme susuzluğu

 

El-Vecd: Murada erme sevincinden kendini kaybetmek

 

Ed-Dehş: İlahi azametin dehşetinden kendinden geçme

 

El-Heyman: Yok olduğunu benliğinde duymak

 

El-Berk: İlahi nurun şimşeğinde kaybolmak

 

Et-Temkin: Murada doğru yükselmek

 

8. El-Velâyat (Velilikler - Allah'a Yaklaşmalar)

El-Hazz: Zevk alma

 

El-Vakt: İsteğe kavuşma

 

Es-Safa: Murada tam erme

 

Es-Sürur: Neş'e duyma

 

Es-Seyr: Makamları dolaşma

 

En-Nefs: Nefsi köstekleme, tam hakimiyet

 

El-Gurbe: Uzakta olma

 

El-Fırak: Ayrılık

 

El-Gaybe: Görünmeme durumu

 

Ez-Zevk: Lezzete kavuşma

 

9. El-Hakāik (Hakikatler)

El-Mükaşefat: Gizliliklerin açılması

 

El-Müşahede: Hakikati görme

 

El-Muayene: Maddi görgü, gözle görme

 

El-Hayat: Mana yaşayışına erme

 

El-Kabz: Hakikata kavuşma

 

El-Best: Yayılma ve genişleme

 

Es-Sekr: Mest olma, varlığını unutma

 

Es-Sahv: Uyanıklık

 

El-İttisal: Murada bağlı bulunmak

 

El-İnfaal: Dünya'dan alakayı kesmek

 

10. En-Nihâyât (Son Durumlar)

El-Ma'rife: Esrarı tanıma

 

El-Fena: Yok olma, «Fena fillah»a erme

 

El-Beka: Ebediyet sırrında kalmak

 

Et-Tahkik: Hakikati idrak etmek

 

Et-Telhis: Her türlü şüpheden kurtulmak

 

El-Vecd: Hakikatı bulmak

 

Et-Tecrid: Her şeyden kesilip Allah'a bağlanmak

 

Et-Tefrid: Hakk'ın tekliğini anlamak

 

El-Cem': Hakikatleri bir arada görmek

 

Et-Tevhid: İlahi birlikte karar tutmak

…

 

Kalbin 7 Mertebesi

Sadır (Göğüs): İslam'ın kaynağı.

Kalb: İmanın kaynağı.

Şığaf (Kalp İçi): Şefkatin kaynağı.

Fuad (Kalp Gözü): Müşahede ve basiretin kaynağı.

Habbetü'l-Kalb (Kalp Özü): İlahi sevginin kaynağı.

Süveyda (Kalbin Sevdası): İlim ve keşiflerin yeri.

Kalbin Canı (Ruh): Allah'ın nurlarını tecelli ettiği yer.

 

Kıyamet Alametleri

İlimin kalkıp cehaletin, zinanın ve içkinin yaygınlaşması, kadın nüfusunun artması.

Veba/ölümlerin çoğalması, Kudüs'ün fethedilmesi, mal hırsının artması.

Fitnelerin çoğalması, akrabalık ve ana-baba bağlarının zayıflaması, mescitlerde dünya kelamı konuşulması.

 

Büyük Alametler

Duman (Duhan): Gökyüzünü kaplayan ve 40 gün kalan duman.

Deccal’in Çıkışı: Yeryüzünde fitne çıkarıp insanları saptırmaya çalışması.

Hz. İsa’nın Gökten İnmesi: Şam'daki Akminare'ye inerek Deccal'i ortadan kaldırması, adaleti sağlaması ve Hz. Mehdi ile buluşup namaz kılması.

Ye'cüc ve Me'cüc: Yeryüzünü fesada vermeleri ve ardından ilahi bir felaketle yok edilmeleri.

Dabbetü’l-Arz (34. Bölüm): Mekke'de Safa tepesinden çıkarak Musa (a.s.)'ın asası ve Süleyman (a.s.)'ın yüzüğü ile müminleri ve kafirleri işaretlemesi.

Güneşin Batıdan Doğması (35. Bölüm): Güneşin batıdan doğmasıyla birlikte tövbe kapısının kapanması (36. Bölüm).

Yerin Batması ve Ateş Çıkması: Doğuda, batıda ve Arap Yarımadası'nda çökmelerin olması; Yemen'den bir ateşin çıkması.

Kur'an'ın Yeryüzünden Kaldırılması: İnsanlar Kur'an ile amel etmeyi bıraktığında mushaflardaki yazıların çekilmesi.

 

İsrafil (a.s.) Sûr’u çaldığında yeryüzündeki ve göklerdeki tüm canlılar dehşete kapılır ve helak olur.

 

Yeryüzü kırk yıl harap kaldıktan sonra gökten hayat suyu yağdırılır.

 

İsrafil (a.s.) Sûr’u ikinci kez üflediğinde ruhlar bedenlerine geri döner ve Mahşer alanındaki büyük hesaplaşma için kabirlerinden kalkarlar.

 

Sûr’a ikinci üflemesiyle insanlar yeryüzüne dağılır. İyilerin amelleri güzel kokulu binekler şeklinde gelip sahibini taşırken, kötülerin amelleri çirkin ve kötü kokulu yükler olarak sahiplerinin sırtına biner.

 

Gök katları birer birer yarılır ve melekler saf saf mahşer alanına inerek insanları ve cinleri kuşatırlar.

 

Hz. Ali’den nakledilen rivayete göre kıyamette 50 durak bulunmaktadır. İman, ameller ve kul hakları gibi konularda sorgulamalar yapılır.

Amel defterleri sağ veya sol elden verilir. İyilikleri ağır basanlar kolaylıkla kurtulurken, günahı ağır gelenler duraklarda uzun süre bekletilir.

 

Cebrail (a.s.) ve görevli melekler Cehennem'i zincirlerle mahşer meydanına getirirler.

 

Kafirler kör, dilsiz, yüzleri siyah ve şeytanlarıyla birlikte zincirlere/bukağılara vurulmuş halde toplanır.

 

Allah'ın emriyle Cennet Arş'ın sağ tarafına, Cehennem ise sol tarafına getirilir; Mizan ve Sırat kurulur.

 

Peygamber Efendimiz secdeye kapanarak ümmeti ve insanlık için dualar eder. Allah-u Teâlâ dualarını kabul ederek ona Makam-ı Mahmud'u (büyük şefaat makamını) bahşeder.

Hz. Peygamber'in şefaati; genel şefaat, hesapsız cennete koyma, cehennemden çıkarma, cennetteki dereceleri yükseltme, cennete giriş izni alma ve büyük günah sahiplerini affettirme gibi 7 farklı şekilde tecelli eder.

Hacılar Kâbe'nin örtüsüne tutunarak Sırat'ı geçer ve Cennet'e girerler.

 

Hesaba Dair

İnsanoğlunun ömrünü nerede tükettiği, ameliyle ne yaptığı, bedenini nasıl yıprattığı, malını nereden kazanıp nereye harcadığı sorulacaktır.

Dört sınıf insana dört peygamber delil gösterilir: Zenginlere Hz. Süleyman, kölelere Hz. Yusuf, fakirlere Hz. İsa, hastalara ise Hz. Eyyub örnek gösterilerek mazeretleri geçersiz kılınır.

 

Müslümanların küçük yaşta vefat eden çocukları anne ve babaları olmadan cennete girmeyi reddederler; Allah'ın izniyle anne-babalarını bulup ellerinden tutarak cennete taşırlar.

 

Cebrail (a.s.) amelleri tartar. Mazlumlar zalimlerden haklarını alır; zalimin sevabı yoksa mazlumun günahı zalime yüklenir.

 

Cehennemin Yedi Tabakası

Cehennem: Günahkar Muvahhidler (Tevhid ehli müminler - cezalarını çekince çıkarlar).

 

Seîr: Hristiyanlar (Nasara).

 

Sakar: Yahudiler.

 

Cehîm: Yıldızlara tapanlar (Sâbiîler).

 

Lezâ: Ateşe tapanlar (Mecusiler).

 

Hutame: Müşrikler (Allah'a ortak koşanlar).

 

Hâviye: En alt tabakadır; Münafıklar ve Firavun burada yer alır.

 

Sırat Köprüsü

Gözsüzler (Ama/Engelliler): Hz. Şuayb'ın sancağı altında.

Belaya Sabredenler: Hz. Eyyûb'un yeşil sancağı altında.

Köleler ve Hizmetçiler: Hz. Yusuf'un sancağı altında.

Allah İçin Ağlayanlar: Hz. Nuh'un alaca sancağı altında.

Şehitler: Hz. Yahya'nın kızıl sancağı altında.

Âlimler: Hz. İbrahim'in ak sancağı altında (Âlimlerin mürekkebi şehitlerin kanından ağır tartılır ve âlimlere şefaat yetkisi verilir).

Dervişler / Fakirler: Hz. İsa'nın sarı sancağı altında.

Zenginler (Şükreden/Zekat Veren): Hz. Süleyman'ın sancağı altında (Hesapları 500 yıl sonra tamamlanır).

 

5. Bölüm: Allah'ın Yüce Makamdaki Sözleri

Dünya fena ve bela alemidir; Ahiret ise beka alemidir.

Cennetin tavanı Rahman'ın Arşı'dır.

 

Kısas-ı Enbiya'daki rivayetlere göre Cennet 8'dir:

  1. Dâru'l-Celâl (İnciden)
  2. Dâru's-Selâm (Kızıl yakuttan)
  3. Dâru'l-Me'vâ (Yeşil zebercetten)
  4. Cennetü'l-Huld (Sarı mercandan)
  5. Cennetü'n-Naîm (Ak gümüştendir)
  6. Cennetü'l-Firdevs (Kızıl altından)
  7. Cennetü'l-Karar (Miskten)
  8. Cennetü'l-Adn (Çok güzel inciden; en şerefli olanıdır)

 

Cennetliklerin boyları Hz. Âdem gibi 60 arşın, yaşları Hz. İsa gibi 33, güzellikleri Hz. Yusuf, sesleri Hz. Davud, ahlakları ise Hz. Muhammed'in (s.a.v.) ahlakı gibi olacaktır. Elbiseleri eskimez, hasta veya ihtiyar olmazlar.

 

A'raf

Cennet ile Cehennem arasındaki yüksek sur/perdedir.

 

A'raf Ehli Kimlerdir?

Sevapları ile günahları eşit olan müminler.

Anne-babasına asi olup izin almadan savaşa giderek şehit düşenler.

Zinadan doğan çocuklar, ergin olmadan ölen kafir çocukları veya peygamberler arası fetret devrinde ölenler.

 

Akıbetleri: A'raf ehli hem Cennetlikleri hem Cehennemlikleri görür. Sonunda Allah'ın rahmetiyle Cennete girerler.

 

Cennet halkı Cennete, Cehennem halkı Cehenneme girdikten sonra ölüm bir koç suretinde getirilip Cennet ile Cehennem arasında boğazlanır.

Sonra nida edilir: 'Ey Cennet halkı! Ebedi kaldınız, artık ölüm yoktur!' ve 'Ey Cehennem halkı! Ebedi kaldınız, artık ölüm yoktur!'

 

Cennet sekiz derecedir; en yükseği Adn Cenneti'dir. En yüce makamı ise Peygamberimiz’e ait olan Vesile makamıdır. Tuba ağacı Adn Cenneti’ndedir, kökü Peygamberimizin makamındadır. Kökünden iki pınar çıkar: Biri Kâfûr, diğeri Selsebîl'dir.

 

Aşere-i Mübeşşere (Cennetle Müjdelenen 10 Sahabi): Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Talha, Hz. Zübeyr, Hz. Abdurrahman bin Avf, Hz. Sa'd bin Ebi Vakkas, Hz. Said bin Zeyd ve Hz. Ebu Ubeyde bin Cerrah.

 

Korkunun Beş Çeşidi

Rehbet: Cezadan ve kahırdan korkma (tasdikten doğar).

Haşyet: Akıl ve ilimden gelen, şüphelerden korkma.

Vecel: Kalp korkusu, kötü amelden korkma.

Hazer: Ruh korkusu, başkalarıyla meşgul olmaktan korkma.

Heybet: Sır korkusu, Allah'ın azamet ve vahdaniyetinden doğan heybet.

…