28 Haziran 2024 Cuma

Mimarlıkta eleştirel bölgeselcilik ve Turgut Cansever

Mimarlıkta eleştirel bölgeselcilik ve Turgut Cansever - YLT

Gelenek, Cansever için sadece biçimsel verileri sağlayan bir araç olmaktan fazlasıdır. O geleneği, kendisini oluşturan öz, kültürel içerik, inanç sistemi ve tarihsel deneyimden hareket ederek gelecek için çözüm geliştirmek üzere ele alır.

Tezin ilk bölümünde bölgeselci mimarlıkların tarihi ve 1980’lerde tanımlanan Eleştirel Bölgeselcilik açıklanmaya çalışılmış

İkinci bölümde Türkiye’deki bölgeselci yaklaşımlar araştırılmıştır.

Üçüncü bölümde, Cansever’in mimarlık hakkındaki düşüncelerine yer verilmiş

 

Tzonis ve Lefaivre, (1985, 14), bölgeselci olarak tanımlanan mimarlığın Vitruviusçu, Neoplatonik ve klasik formüllere bilinçli bir karşı tavır olarak Rönesans’ın sonlarında ortaya çıktığını ifade etmişlerdir.

Bölgeden bölgeye bina tipindeki farklılıklar fiziksel çevre ve doğanın etkisiyle oluşur.

 

Casa dei Crescenzi binası / Bölgeselci mimarlığın ilk örneği olarak gösterilen bu yapı, bir topluluğun özgürleşme ideallerini ve bu topluluğun kimliğini tanımlamak, güçlendirmek üzere, mimarlığı araçsallaştırmıştır.

 

…ondokuzuncu yüzyılda “medeniyetin” neden olduğu yabancılaşmaya karşı “hakikat”in kaynağı olarak, doğa ve geçmiş zamanlar, egzotik yerler şeklinde sığınılacak iki kült yaratıldı…

İngiliz bahçeleri / kuralları olmayan doğa, mimarlıkta değer bulmuştur.

 

İtalyan ve Fransız bahçeleri / geometrik düzenlemelere sahip

 

Sir Henry Wotton 1624’deki “Mimarlığın Elemanları” adlı kitabında binanın kurallı düzeni ve bahçenin kuralsızlığı arasındaki zıtlığı ifade eder. Doğanın düzenlenmesi demek olan bahçe anlayışının İngiltere’de gelişmesi, Sir William Temple’ın Çin’e giderek Çin bahçelerini keşfetmesiyle olur

Çinlilerin “Sharawadgi” kelimesi ile bahsettikleri kuralsız yapıdaki bahçenin güzelliğini ve kutsal ifadesini över.

 

…modern mimarlık / “kültür ve yer ile bağlarını koparmış uluslararası mimarlık” şeklinde tanımlandı

 

1950’lerin Amerika’sında Uluslararası Üslup artık tasarıma sadece biçimsel verilerle yaklaşan bir tavra dönüşmüştür.

…bir moda akım haline gelen Uluslararası Üslup, Amerika’dan tüm dünyaya yayılarak her yerde benzer binaların ortaya çıkmasını sağlamıştır.

 

Lewis Mumford’ın Bölgeselciliği / eleştirel bölgeselcilik

 

(Cumhuriyet dönemi) iklim ve malzeme koşullarına uyan ve yerli iş gücüne dayanan bir yapı

“Modern eşittir milli”

 

Turgut Cansever’in Mimarlığı

Cansever’in yazı ve konuşmalarında sık sık bahsettiği, varlığı bütün yönleri ile kapsayan yaklaşım, mimarlığının temelini oluşturuyor

 

İnsan, inşa edilip biçimlendirilen bir mimari çevrenin oluşumuna katıldığı nispette onun sorumluluk ve bilincine erişir.

 

“Yapmak istediğim şeylerden bir tanesi, maddi varlık tabakasının; yani bütün inşaat malzemesi, teknoloji vs.nin gereklerini dikkatle yerine getirerek, ancak bütün bu malzemeyi fikir dünyamızın, inanç dünyamızın transandantal çerçevesi içerisine yerleştirerek sosyal, iktisadi ve biyolojik varlık alanı gerçeklerini de saygıyla inceleyip onların gereklerini tam yerine getirerek; güneş, gölge gibi biyolojik varlık alanının ihtiyaçlarını da karşılayarak, psişik dünyamızın gerektirdiği sükunet ve huzuru sağlayarak, yavaş hareket çerçevesi içinde, bağımsız tektonikleri üzerlerine ilave alabilecek mass kolektivitelerini tezyini bir niteliğe ulaştırmak istiyorum. Bu da üslubun niteliğidir.” / Cansever, Şehir ve Mimari Üzerine Düşünceler, s.214),

 

…“yapılan şeyin hem geçmişe hem geleceğe doğru olmasını” bugünün çözümü olarak önerir.

 

Cansever’in mimarlığı, bir bitmişlik tanımlamaz, değişkenlik, sınırsızlık tüm yapılarında hakimdir.

 

Cansever’in yapıları daima bir sorgulama, yeniden analiz ile oluşturulduğundan kendiliğinden eleştirelliği içinde barındırır. Geçmişe bilinçle bakmaya dayanan yaklaşım, kendi içinde zaten sorgulamayı ve eleştirel bakışı getirir.

 

Demirgüç, Ufuk (2006), Mimarlıkta Eleştirel Bölgeselcilik ve Turgut Cansever, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü

…


Mimar Sinan

Turgut Cansever - Mimar Sinan

İslâm Mimarisi Üzerine Düşünceler

İçinde bulunduğumuz yüzyılda İslâm ülkeleri, kültürel ve dinî kimliklerini reddetmelerinin sonucu olarak, kendi tarihî mimarlık miraslarını Batılı yayınlar ve araştırmalardan öğrenmek ve bunlar vasıtasıyla geçmişlerini değerlendirmek gibi garip bir durumla karşı karşıya kalmışlardır.

…araştırmalar ve teoriler İslâm kültüründeki Tevhîd kavramının önemini gözardı etmektedir.

 

Antik dünyadaki bazı istisnaları bir yana bırakırsak, Batı dünyası felsefî problemleri dar, sınırlı ve dualistik (iki kutuplu) varlık telakkisiyle çözmeye çalışmış, dikkatini yalnızca maddî ve ruhî düzeyler üzerinde yoğunlaştırmıştır.

 

…varlığın dört düzeyi: maddî düzey, biyo-sosyal düzey, psikolojik düzey ve ruhî-aklî düzey.

 

Mimarî, insanın çevresini biçimlendirme çabalarının ürünüdür.

Mimaride Malzeme

 

Bir binanın konstrüksiyonunu mümkün kılan bilgi ve becerilerin bütünlüğü “inşaat teknolojisi” adını alır.

 

Binada yerine getirilen hizmetler çok çeşitlidir.

…evin planimetrik organizasyonu

 

Müslüman bir ailenin hayat tarzı gayet tabiî olarak Müslüman olmayan bir aileninkinden farklı olacaktır.

 

Ailenin yapısı, çocukların eğitimi, kültürel amaçlar, yaşlılara saygı, mahremiyet şuuru, bir Müslüman evinin planimetrik organizasyonuna yansımıştır.

 

Varlık, kâinat ve yaradılış telakkisinin biçim üzerine doğrudan yansıması, üslûbu meydana getirir.

 

“Allah’ın mescidlerini, yalnızca Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayanlar imar edebilirler. İşte, hidayete erenlerden oldukları umulanlar bunlardır.” (Tevbe 9/18)

 

İslâm mimarisi Kutsal Sanat’ın bir disiplinidir.

 

“Yeryüzünde kibirlenerek yürüme, çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne de boyca dağlara ulaşabilirsin.” (İsrâ’ 17/37)

 

İslâm mimarisinde malzeme ve teknolojiler kendi uygun yerlerinde kullanılmak zorundadır.

 

Haller, Makamlar ve Mimarî Tezahürleri

Mutluluk, ümitvâr ve neşeli olma gibi tavır ve duyguların renkli ve aydınlık dünyası, bütün İslâm sanatlarının ortak özelliklerini oluşturur.

 

…mimarî bir “irade” yahut “kudret” sembolü değildir. Başka deyişle bir fetiş (şirk) nesnesi haline gelmemiştir. O, dünyayı güzelleştirmenin bir aracı ve İslâmî durum ve tavır alışların bir yansımasıdır.

 

‘suretler’de uluhiyetin rüyasını görenler çok fazladır. Eğer bu rüya var olmasaydı taş ve sair gibi putlara ibadet edilmezdi.

 

Antik Mısır kültürü, inanç sistemiyle uyum içerisinde ebedîleşmeyi amaçlar, bu yüzden ebediyetin, devasa ölçeklerin ve kalıcı olanın mükemmel bir tezahürünü ifade eden piramitleri inşa eder.

 

…ilk beş asrında Hıristiyanlık, Roma kültürüyle çok yakın bir ilişki içerisinde olmuştur ve Karolenj ile Merovenj dönemlerinde İslâmî inançların derin etkisi altında kalmıştır

 

İslâm Mimarlık Eserlerine Genel Bakış

İmam Gazâlî önemli eseri İhyâu ‘Ulûmi’d-Dîn’de dayanıklı taş evler, konak ve saraylardan oluşan şehir dokusunun kalıcı niteliği ile tevazu ve sadelikten uzak olmasını eleştirerek, sonraki nesilleri kendisine uymaya zorlamayan ve değişime imkân veren bir çözüm şekli teklif etmiştir. İmam Gazâlî’nin, Hz. Peygamber’in evinin örnek alınmasını gündeme getiren yaklaşımı, Osmanlı ev ve şehir mimarisinin oluşumunda tayin edici bir rol oynamıştır.

 

Mimar Sinan’ın Dayandığı Osmanlı Mimarlık Birikimi

1512’de Kayseri’nin Ağırnas köyünde devşirme olarak Yeniçeri Ocağı’na alınan Sinan, ön eğitimini tamamladıktan sonra 1521’de Belgrad Sefer-i Hümayun’una, Rodos (1522), Mohaç (1526), Almanya (1529), Irak (1534), Korfu ve Pulya (1537) ile Boğdan (1538) seferlerine katılmıştır.

1538’de Hassa Mimarları Ocağı’nın başına getirilmiş ve bu görevini 50 yıl boyunca sürdürmüştür.

 

Orhan Bey döneminde (1324­1360) inşa edilen Bilecik Orhan Gazi Camii, Osmanlı mimarlığındaki etkisini sürekli hissettirmiş bir yapı olarak dikkat çekicidir.

Yapı, kare planlı bir kaide ile bu kaideyi koruyan yarım küre formundaki kubbenin oluşturduğu okunaklı ve güçlü bir mimarî ifadeye sahiptir.

 

Osmanlı Devleti, 14. Asrın ikinci yarısında Bursa dönemi mimarisiyle ilk büyük eserlerini vermeye başlamıştır.

 

Kanuni Sultan Süleyman ile başlayarak 17. asrın sonuna kadar süren Osmanlı’nın büyük medeniyet çağı olarak adlandırılabilecek bir dönemde / Mimar Sinan tarafından vücuda getirilmiş

İstanbul Sultanahmet Camii’nde (1617) Sedefkâr Mehmed Ağa kendi üslubunu ortaya koyarken, Mimar Sinan’ın takipçilerinin inşa ettiği, temeli 1597’de atılıp 1663’de tamamlanan Eminönü Valide Sultan Camii (Yeni Camii) ile son bir yükselişe geçen Osmanlı mimarisi daha sonra şaheser niteliğinde eserler üretememiştir.

İslâmiyet’in evrensel varlık bilincinin ve insan hayatını şekillendiren yansımalarının yok olduğu günden beri ne hazindir ki, Müslüman toplumlar büyük ve şerefli tarihî geçmişleri ile ilişkisi olmayan bir kültürel yıkıntı ve sefaleti yaşamaktadırlar. / s. 94

 

Mimar Sinan’ın Çağı

İslam’da temel kabul olan tevhid kavramı yeryüzündeki her yer ve her anı mutlak varlığın bir tecellisi olarak algılamayı öngörür ve bu nedenle de sanat alanındaki üslûpların temelini oluşturur.

 

İlk Eserleri

Haseki Hürrem Sultan Kulliyesi

Mimar Sinan 1538’de, 49 yaşında iken Acem Ali’nin vefatı üzerine mimarbaşılık (Ser mimârân-ı hassâ) makamına getirildi. / 1 yıl sonra / Haseki Külliyesi, Sinan’ın mimarbaşı sıfatıyla gerçekleştirdiği ilk iş olmuştur.

 

Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi

 

Üsküdar Mihrimah Sultan Külliyesi

 

Şehzade Mehmed Külliyesi

Caminin inşaatına başlanacağı sırada en sevdiği şehzadesi Mehmed’i bir hastalık neticesinde kaybeden Sultan Süleyman, caminin onun hatırasına inşa edilmesini emretti.

 

Süleymaniye Külliyesi

Mimarlık mirası, onu gerçekten tanıyanların ve tarihî tecrübeyi en iyi bilenlerin emanetindedir.

 

Süleymaniye, Sinan için Ayasofya’yı hem yüceltmek, hem de eksiklerini aşmak için bir başlangıçtır.

 

Şehzade ve Süleymaniye’den Selimiye’ye

 

Edirnekapı Mihrimah Sultan Külliyesi

 

Lüleburgaz Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi, Hadim İbrahim Paşa Camii Ve Sinan Paşa Camii

 

Haseki Hürrem Sultan Hamamı

 

Rüstem Paşa Camii

 

Zal Mahmud Paşa Külliyesi

 

Büyük Çekmece Köprüsü, Sokullu Mehmet Paşa Mescidi ve Kervansarayı

 

Mağlova Su Kemeri

 

Edirne Selimiye Camii

 

Mimar Sinan’ın Son Dönem Eserleri

Son dönem eserleri derinliğine incelendiği takdirde Sinan’ın bu eserlerinde kendisinin değil, yardımcılarının etkili olduğuna dair sathî yorumların geçersizliği açıkça anlaşılacaktır.

 

Tezkiretü’l-Bünyân’da Sinan’ın inşa ettiği belirtilen 33 saraydan günümüze yalnızca Topkapı Sarayı’nda III. Murad için inşa ettiği bir oda ulaşabilmiştir.

 

Ayasofya Minareleri

Ayasofya’ya birinci minare Fatih döneminde, ikincisi Yavuz Sultan Selim döneminde inşa edilmişti. Sinan’ın tasarımı olan ve önceki iki minare ile kıyaslanmayacak kadar kalın gövdeli iki minare, yapıyı batı yönünde âdeta zemine bağlayan iki güçlü odaktır

 

Kadırga Sokullu Mehmet Paşa Camii

 

Azapkapı Sokullu Mehmet Paşa Camii

 

Piyale Paşa Camii

 

Kılıç Ali Paşa Camii

 

Üsküdar Şemsi Paşa Külliyesi

 

Mimar Sinan’ın Mimarlık Mirası

Sinan’ın sivil mimarlık mirasının neredeyse tamamına yakını, dinî yapılarının da önemli bir kısmı, takib eden Osmanlı nesilleri tarafından tahrip edilmiştir. Mesela Sokullu Mehmet Paşa ve Rüstem Paşa’ya ait yönetim merkezleri olan muhteşem saraylar 17. asrın ilk yıllarında Sultanahmet Camii’ne yer açmak, Kanuni Sultan Süleyman’ın Üsküdar Sarayı ise 19. Asrın başlarında III. Selim tarafından yerine askeri kışla yaptırmak amacıyla yıkılmıştır.

 

Albaraka Türk Yayınları, 2005

…

Turgut Cansever - Kubbeyi Yere Koymamak

Kubbeyi Yere Koymamak

Kubbeyi Yere Koymamak, Turgut Cansever’in diğer kitaplarında ele aldığı temel konulara giriş mahiyetindeki konuşmalarından teşekkül ediyor.

 

BİRİNCİ BÖLÜM / MİMARÎDE AŞKIN ÇÖZÜMLEME

MİMARÎ FELSEFESİ

“Mimarî’de yeni yönelişleri ortaya koyabilecek tek ülke Türkiye’dir”

Söyleşi: Ömer Madra-Fuat Şahinler

Din bir kâinat görüşünden, bir varlık görüşünden hareket ederek, yani metafiziğin kaynaklarından hareket ederek insanların nasıl davranmaları lazım geldiğine dair modeller, standartlar geliştiriyor.

Eğer davranışın bir standardı varsa, davranışını çevreleyecek mekânın, vücuda getirdiklerinin de o davranışın standardına uygun, onu tamamlayan bir niteliği olması gerekiyor.

 

Her nesil ne olduğunu yeniden anlamak mecburiyetindedir.

 

Anadolu’da bir genç insan çırak olarak verilip, 5-10 sene çırak olarak çalışıp usta olduktan sonra kalfa, yani halife, yani mimarın halifesi oluyor... Kalfa, ‘halife’ kelimesinden geliyor,

 

“İslâm kültürü büyük çelişkilere büyük çözümler getirmiştir”

Söyleşi: Nevzat Sayın

…tevhid ilkesi. İnsanın söylediğiyle yaptığının tamamen aynı olması lazım geldiği şeklindeki ilke. İnanç ile yapılan arasındaki münasebet bütünlüğünü modern İslâm âlemi hiçbir şekilde tesis edemiyor.

 

Esasında sanat eseri bugünkü kapitalist sistemde, bu kültürlerin hiçbirinde böyle üretilmedi. Ne Uzakdoğu’da, ne Batı Ortaçağında, ne Osmanlı dünyasında müteahhit denilen müessese yoktu

 

“İnsanlık tarihinin en yüksek çözümlemesini yok ettik!”

Söyleşi: Mustafa Kutlu

Rönesans resminde, bakan gözün bulunduğu noktadan ne görülüyorsa o anlatılır.

Modern mimarînin teknolojiyi temel tayin edici unsur olarak kabulü ile içine düştüğü tek yönlülük ve ifade sathîliğinin aşılması zarureti, insan varlığını yapının ana ögesi sayan yeni yaklaşımlara Türk ev ve konutlarının yalnız üslûp düzeyinde değil, varlığın bütün alanlarına şamil sorunların çözümünde de ışık tutacaktır.

Nietzsche: Batan güneşi severim, çünkü doğacaktır…

 

“Rönesans varlığın bütünlüğünü gözden kaçırdı”

Söyleşi: Sefa Kaplan

Tek görüş açısından bütün varlığın kavranabileceğine yönelik insan-merkezli düşünce, insanlık tarihinde çok nadir bir hadisedir. Rönesans dışında neredeyse yoktur.

İnsanın iradesini, çevre karşısındaki duyarlılığını elinden alan ve insanları teknokratlara esir eden 20. asır kadar tahripkâr, 20. asır kadar insanlık tarihinde büyük felaketlere sebep olmuş başka bir çağ olmadı.

…evleri nasıl inşa etmeli ki gelecek nesiller güzel hayatlar yaşayabilecekleri güzel bir çevreye sahip olabilsinler?

 

“Mimarlığın bir üst düzey yaklaşımla yönlendirilmesi gerekir”

Bugün kültür dediğimiz her şey kaçınılmaz bir biçimde mekân içerisinde cereyan eder. Mekândan arındırılmış hiçbir gelişme olmaz. Mekâna ait meselelerin idraki ve bilinci olmadığı zaman, diğerleri tamamen boşta, kopuk, tutarsız teşebbüsler olarak kalır. Anlam bütünlüğünü kapsamaz ve ortak zemine sahip olamazlar. Mimarînin 20. yüzyıldaki sefaletinin ana sebeplerinden biri bu.

…biçim ile inanç arasında katiyen ayrılmayan bir bağ, bir bütünlük vardır. Sizin bir an, teknolojinin ürettiği bir şeyin kendi başına bir çözüm olduğunu düşünmeniz de bir inançtır fakat / Teknolojiyi ilâh yapmaktır bu.

 

“Mimarî, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir”

 

“İslâm, bir şehir dinidir”

Söyleşi: Mustafa Armağan

Bir neslin şehri inşa ederken müteakip neslin hayatını tamamen donduracak şekilde kalıcı yapılar yapması, bir neslin diğer neslin hayatına tahakküm etmesi anlamına gelir. Bu da, en fazla kalıcı olmak, en fazla tahakküm etmek tavrını yaşatmış olan Mısır Firavun kültürünün uzantısı olmak demektir.

 

İKİNCİ BÖLÜM / OSMANLI ÇÖZÜMLEMESİNDEN POSTMODERNİZME

“İslâm şehri insanlık tarihinin en müstesna ürünüdür”

Söyleşi: Mustafa Armağan

Fatih kalkıp, şehri Theodoros’un kurduğu yerden alıp yarımadayla Küçük Çekmece arasında Paris gibi yekpare bir şehir haline dönüştürebilirdi. Bu yapılmadı. Topoğrafyanın verdiği bu imkândan yararlanarak İstanbul yarımadası, Eyüp Sultan gibi mukaddes bir mevkide, bir ziyaretgâh etrafında bir şehir, Galata’da ticaret şehri, Üsküdar’da imalat merkezi ve bunun dışında bir sürü bağımsız tarım ve küçük el sanatlarına dayalı yerleşmeler, köyler oluşturuldu. Bu tam bir metropol yapısını andırıyor.

 

“Osmanlı şehirleri güzelliğin yaşandığı yerlerdir”

Söyleşi: Selman Tan-Refik Tuzcuoğlu

Osmanlı şehrinde mahalle, herkesin birbirini tanıdığı bin kişilik âdeta büyük bir aile tarzındaydı.

İstanbul’u yeniden sıhhatli ve yaşanılır bir şehir haline getirmek mümkün mü?

Sözünü ettiğim şey Türkiye’nin geleceğidir. İstanbul bu şekilde teşkilâtlandırılmazsa Türkiye hakkındaki kararlar başka yerlerde alınacaktır.

 

“Sadelik İslâm kültürünün temel özelliğidir”

Söyleşi: Mustafa Armağan

 

“Mimarın görevi dünyayı güzelleştirmektir”

Söyleşi: M. Âkif Çankırılı

…ufkî yerleşme düzeni, şakulî yerleşme düzeninden daha fazla arsa gerektirmemektedir. Ayrıca ufkî yoğun yerleşme düzeninin, bütün toplumların en önemli ahlâkî çözülme sebebini teşkil eden arsa ve bina spekülasyonunu sona erdireceği ve 1.000 kişinin yerleşeceğe alana 5.000 kişiyi insanî ihtiyaçları hiçe sayarak, beton yığınları içine tıkıştırarak gerçekleştirilen vurgun yolunu kapatacağı kesindir. Bu çözüm, arsa ve bina spekülatörleri ile bunlara imkân veren imar planlarını düzenleyenler tarafından engellenmektedir.

 

Allah’ın yarattığı dünyanın güzelliğini idrak etmeyen, kendisini bu dünyayı güzelleştirmekle yükümlü saymayan, toprağı kısa vadeli çıkar ve talan aracı olarak gören nesiller tarafından dünyanın kirletildiği 20. asırda insanın kendisine temiz ve güzel bir çevre, şehirler, mahalleler ve evler geliştirmesi de imkânsızdır.

 

…inşa ettiğimiz yapılar çirkin iseler onların çirkinliği, onları meydana getirenin inanç ve davranışlarından ayrı tutulamaz. Tevhidî inancın en vahim tahribatı, gizli şirk ile vücut bulur.

 

“Ülkemizde mimarî bir kimliğin varlığından söz etmek imkânsızdır”

 

“Millî mimarîmiz aslına geri dönmeli”

Söyleşi: Ayla Ağabegüm-Belkıs Kabaklı

Türkiye’de yeniden insanca bir yaşama çevresi vücuda getirilmesi için bütün kültür faaliyetlerinin insanca yaşama biçimini en yüksek özellikleriyle tanıtmaya yöneltilmesi gerekir.

Osmanlı edebiyatı ile Osmanlı mimarîsi birbirinin ayrılmaz parçalarıdır.

 

“Cumhuriyet, cami mimarlığını ihmal ederek marazîleştirdi”

Söyleşi: Aykut Köksal

1839 Türk-İngiliz Ticaret Anlaşması’ndan sonra Osmanlı mallarının satılmasını zorlaştırmasının sonunda başta dokumacılar olmak üzere loncalar M. Reşid Paşa’ya isyan ediyor. Sonuçta lonca teşkilatı kaldırılıyor.

 

İslâm kültürü içinde temel inancın bütün dünyayı aynı kılığa sokmamak olduğunu konuştuk. Kültürün evrensel nitelikleri zedelenmeden mahallî ürün üretmenin mümkün olduğunu belirttim.

 

“İstanbul’un fethi mimarî fetihle tamamlandı”

Söyleşi: Beşir Ayvazoğlu

Tanzimat her şeye rağmen İstanbul’u bütünüyle tahrip edemiyor

Türk-İngiliz Ticaret Anlaşması liman şehri olarak İstanbul bir anda büyüyor ve 1870’te, yani 30 sene içinde nüfusu 870 bine ulaşıyor.

Menderes dönemi / İnşaat Dairesi Başkanlığı / Bu dairenin başında Menderes döneminde Rıza Bey diye biri bulunuyordu.

Rıza Bey, Salıpazarı, Haydarpaşa ve Yenikapı’da kurulacak limanlarla ilgili 3 projeyi Menderes’in önüne getiriyor.

Menderes, 1958’e kadar Haydarpaşa, Salıpazarı ve Yenikapı limanlarının yapılmasına razı olmuyor, direniyor.

Menderes’in emri üzerine Prof. Hanrad’a, Türkiye limanları ve stratejik ulaşım aksları için bir proje sipariş ediliyor.

Hanrad, raporunu 1959 sonunda bitiriyor ve Rıza Bey’e veriyor. Rıza Bey, bu raporu kendi odasındaki kasalara kilitliyor ve ancak vefatında raporlar ortaya çıkıyor. Prof. Hanrad Haydarpaşa Limanı için, “Bu müthiş bir yanlış, katiyen olmamalı. Bir geminin malı Haydarpaşa Limanı’yla İzmit Limanı’na getirmesi arasında hiçbir maliyet farkı olmaz. Fakat bu mallar Haydarpaşa’ya indirilirse 100 kilometrelik karayolu taşımacılığı Türk ekonomisi için çok ciddi bir kayıp olacaktır” diyor. Çünkü gelen mallar Anadolu’ya sevk edilecek. İzmit’ten mi sevk etmek daha kolay, Haydarpaşa’dan mı? Buna rağmen Rıza Bey, Haydarpaşa Limanı’nı inşa ettiriyor ve raporu saklıyor.

 

“Edirne’ye iki yüz bin gül getirmek”

Söyleşi: Mustafa Armağan

İstanbul’da küçük evlerin arasındaki insanların çok iri gözükmeleri

 

“S. H. Eldem, inandıklarıyla değil, virtüözlüğüyle öne çıkmayı tercih etmiştir”

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM / EV’DEN KONUTA

“Yeni konut politikalarının tespit edilmesi zorunludur”

Söyleşi: Barbaros Sağdıç

Beyazıt Meydanı…

Hz. Âdem ile Havva işledikleri günahın, Allah’ın emirlerine karşı geldiklerinin farkına varıyorlar ve pişman oluyorlar. Pişman olunca, Allah affedici olduğu için günah kalkıyor. Fakat dünyanın farkına varıyorlar.

Dünyanın farkına varan, tek mahluk oldukları için onun sorumluluğunu da taşıyacak varlık haline geliyorlar ve insan bu sorumluluğu yüklenince yeni bir vasıf kazanıyor.

 

“Konut sorununu aşmak, ancak toplumsal bir mutabakatla mümkündür”

Söyleşi: Sönmez Targan

 

“Konut meselesi sil baştan ele alınmak mecburiyetindedir”

Söyleşi: İhsan Bilgin

 

“Sorumsuz insanlar olduk”

Söyleşi: Osman İridağ

Amaç para kazanmak olduğu için de, içinde oturacak insanlar düşünülmüyor.

 

“Şehirler zorunlu iskân alanlarıdır”

Konuşan: Eyüp Can

İngiltere’de 1946’dan sonra inşa edilen çok katlı ikamet binalarını Thatcher, başbakanlığa geldiğinde toplumsal bir mutabakatla yıkma kararı aldı.

Çünkü bu binalar insanların yaşaması için uygun yerler değil.

 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM / HABİTAT VE ŞEHİR

“Devlet, konut konusunda yönetici değil, yönlendirici olmalı”

Söyleşi: Uğur Tanyeli

Fransa, dünyada apartmanı şehirlerine getiren ilk ülkedir.

 

“Habitat’ın amaçladığı çokseslilik Osmanlı’da zaten mevcuttu”

Konuşan: Mustafa Armağan

Bugün Çukurova’da yılda üç ürün veren topraklar üzerine fabrikalar kuruluyor ve onların kirlilikleriyle tarım topraklarını öldürülüyor…

 

“Şehirleri ihanet vurdu”

Konuşan: Fehim Taştekin

Türk-İngiliz Ticaret Anlaşması, ithalatı teşvik eden, üretimi ise tamamen tahrip edip ihracatı imkânsızlaştıran hükümler içeriyor. Bu anlaşma sonucunda Osmanlı ürünleri dünyada satılamaz hale gelince üretim merkezleri çöküyor. Buralarda nüfus, ithalatın yapıldığı limanlara kayıyor. Loncalar buna karşı çıkıyor. Osmanlı tarihinde ilk kez üretici loncalar, 1839’da İngiliz Ticaret Anlaşması müzakerelerine sokulmuyorlar. Bunun sonunda üretim alanları boşalıyor ve limanlar doluyor.

 

“Mimarî, hayatın bütün alanlarını kapsayan bir hazinedir”

Konuşan: Ümmet Karakoç

Çeşitli kültürlerin kendilerine göre şehir çözümlemeleri var. Sadece Bursa ile Isfahan ve Pekin’i mukayesemiz saatler sürer ama hiçbir şehirde insanlık tarihi boyunca Osmanlı şehirleri kadar tabiatla, insan eliyle üretilmiş sunî dünyanın yüce güzelliği bir araya getirilememiştir.

Büyük halk kitlelerine, onların geleceği için Türkiye’de şehirlerin doğru kurulması, köylerimizin sağlıklı evlerle techiz edilmesi lâzım. Bu çözümlerin birinci unsuru, devletin, şehirlerin kurulacağı arazileri açmasıdır. Devlet, ailesine ev yapmak isteyen kişiye, ev arsasını şehir planının getirdiği kurallar çerçevesinde evini yapmak kaydıyla bedava vermelidir. Ama arsayı verdiği kişi mahallenin altyapı masraflarına, payına düşen ne kadarsa onu ödeyerek katılmalıdır. Sanayicilere arsa bedava verilmelidir. Fakat sanayi alanının altyapı masrafını sanayici karşılamalıdır. Türkiye’de bir sanayici fabrikasını kurabilmek için senelerce arsa arıyor. Halbuki ülkenin neresini isterse oraya fabrikasını kurmalıdır. O yer, yalnız fabrikayla ilgili değil, yanında fabrikada çalışacak işçilerin mahalleleri olan bir şehir parçası olmalıdır.

 

“İnsanlar, çevreyle aralarına sunî sınırlar getiriyor”

Konuşan: Ali Gevgilili

…gecekonduların maliyeti, normal yapı yöntemlerine göre iki kat daha fazladır.

 

“Varlığın bütününü görememek şirke açılan bir kapıdır”

Ali Gevgilili’nin Yönettiği Bir Açık Oturumdan Derlenmiştir.

Güç artırma özlemi, gerçekte dünyayı etkisi altında tutan Batı kültürlerinin oldukça eski bir özlemidir. XIV. Louis’nin her şeyi bir noktadan yönetme tutkusu ile başlayan bu ihtiras, zamanla, insanların varlığı anlamalarını zorlaştıran Barok kültüre dönüşmüştür.

 

Turgut Cansever, Timaş Yayınları

… 

Turgut Cansever - İslâmda Şehir ve Mimari

İslâmda Şehir ve Mimari

Turgut Cansever

(özet) 

Mimarlık varlığın bütün alanlarını kapsayan bir disiplindir. Bu sebeple başarılı bir mimarlık faaliyetinin gerçekleşmesi, kültürel oluşumun temel bir göstergesidir.

…mimarîyi belirleyecek temelleri ancak yüksek kültür çağları tarif edebilmiş

 

…gösterişçiliğin hâkim olduğu 20. Asırda / dünya böylece insanlık tarihinde daha önce benzeri olmayan bir kültürel kirlenmeye uğratılmış bulunmaktadır.

 

Kültürel kirlenme, özünde, teknolojiyi kendi başına yaratıcı güç addetmek gibi temel bir yanılgıyı taşımaktadır.

 

Birinci Bölüm / İslâm’da Şehir ve Mimarî

İslâm ülkeleri, kültürel ve dinî kimliklerini reddetmelerinin sonucu olarak, kendi tarihî mimarlık miraslarını Batılı yayınlar ve araştırmalardan öğrenmek ve bunlar vasıtasıyla geçmişlerini değerlendirmek gibi garip bir durumla karşı karşıya kalmışlardır.

 

İslâm âleminin görevi, İlahî Hakikat’in ve mazilerindeki tecrübelerin şuuruna varmaya çalışmak olmalıdır.

 

Batı dünyası / düalistik / dikkatini yalnızca maddî ve ruhî düzeyler üzerinde yoğunlaştırmış / Batı felsefesine egemen olan rakip, çatışan akımlar bu eksik varlık telakkisinden beslenmiş…

…varlığın dört düzeyi / maddî düzey, biyo-sosyal düzey, psikolojik düzey ve ruhî-aklî düzey.

 

Mimarî, insanın çevresini biçimlendirme çabasının ürünüdür.

mimarî, maddî, biyo-sosyal, psikolojik ve ruhî-aklî varlık düzeylerinde geliştirilir.

 

İnsan çevresini biçimlendirirken ya psişik hayat güçlerinin etkisi altındadır yahut doğrudan doğruya onlar tarafından yönlendirilmektedir.

 

İki ev arasındaki mesafe / iki tür güç ve tavrın sonucudur: Birincisi korku, işbirliği ihtiyacı ve sosyal dayanışma, ikincisi ise güvenlik, mahremiyet ve ferdiyettir.

…insanî duygular, tavırlar ve haller sanat eserine biçim ifadeleri olarak yansır.

Üslûp, her türlü pratiğin (amel) ve bütün pratik ve davranış alanlarındaki her türlü kararın biçim ifadesidir.

 

Mekânın, zamanın bir işlevi olarak organize edilmesi demek olan “ritim”

 

Müslüman’a ait bir mimarî ancak Tevhid kavramı üzerinde geliştirilmelidir.

 

“Her şeyi doğru yerine koymak” (adalet), İslâm mimarîsini tasarlamak için atılması gereken ilk adımdır.

İslâm mimarîsi malzemeyi olduğu gibi, neyse o olarak kullanır

 

Ev, harem ve selamlık olmak üzere iki bölümden meydana gelir ve genellikle bir avlu etrafında teşekkül etmiştir. Bir İslâm şehrinde sokakta oturmaya izin verilmez. Oturulacak ve toplanılacak yerler mescitler ve evlerdir. Sokak, evlerle tarif edilmiştir. Avlu, evi dış dünyadan muhafaza eder.

 

Evler tahta yahut kerpiç gibi kısa ömürlü ve yeniden kullanılabilen malzemelerden inşa edilirdi.

Odaların çok amaçlı kullanımı da genel bir tavrı belirler.

 

İslâm mimarîsinde iklim pasif metotlarla kontrol edilmiştir.

…israf ve gereksiz masraflara İslâm mimarîsinde izin verilmez.

 

Haller, Makamlar ve Mimarî Tezahürleri…

Hıristiyan Batı kültürünün insanı ümitsizliğe sevk eden, karanlık, kasvetli, dramatik boşluğu…

Modern dünyanın vahşî (brutalist) tavırlarının sonuçlarıyla ve Barok’un huzursuzluğuyla sükûnet ve mutluluk gibi etkileri de karşılaştırabiliriz.

Sonuç olarak mimarî bir “irade” yahut “kudret” sembolü değildir. Başka deyişle bir fetiş (şirk) nesnesi haline gelmemiştir.

 

…üslûp, inançlarımızın doğrudan bir yansımasıdır; zira inançlar ile ameller (eylemler) arasında kopmaz, saf, samimî ve mutlak bir ilişki vardır.

 

…modern çağ, kendi fetişizmlerinin (şirklerinin) bile bilincinde olmayan bir trajik bilinçsizlik çağıdır.

 

…tarihî formların gayrisamimî kullanımı, kesinlikle insanlık tarihinde görülen en dramatik kültürel kirlenmedir.

 

Antik Mısır kültürü, inanç sistemiyle uyum içerisinde ebedîleşmeyi amaçlar, bu yüzden ebediyetin, devasa ölçeklerin ve kalıcı olanın mükemmel bir tezahürünü ifade eden piramitleri inşa eder.

 

Ortaçağda, Kilise yönetiminin mütehakkim, emredici iktidarının sembolü olan Gotik mimarî, insanı zapt etme ve sürükleme özelliğine sahipti.

Barok çağı, insanı din-dışı bir yaratık haline getiren bilinç ve sorumluluğun inkârının son safhasını oluşturmaktadır.

 

İslâm Mimarîsinin Temel Meseleleri

Wölfflin, bir sanat eserinin biçimini tayin eden temel özellikleri beş kategoride tasnif etmektedir:

1. Doğrusal - resimsel

2. Satıh - iç

3. Kapalı - açık

4. Çokluk - birlik

5. Konunun mutlak ve nispî berraklığı

 

Barok dönemi, maddenin ortadan kaldırılması için ışık ve gölgeden yararlanır. 19. yüzyıl Romantizmi yahut Empresyonizmi, renk kullanarak duygulara başvurur…

 

Barok sanat, hareketin sonsuzluğunu vurgular ve sınırlara seyyâliyet getirir; oysa İslâm’daki tevhid, parçaların (yani ferdlerin, tektoniklerin) karakter ve niteliğini tahrip eden bir sonsuzluk telakkisine asla izin vermez.

 

Mimarîde Türk Millî Üslûbu

Din, insanlığın bütün kültür çağlarının düzenleyici temel müessesesi, üslûp da onun biçim alanındaki tezahürüdür.

…her yaptığınız şey mutlaka inancınızın tam bir inikâsı (yansıması) olacaktır

 

Üslûp “şekle” ait bir vasıftır. (yani zaman ve mekâna tâbidir, somuttur)

Bütünlük…

 

İKİNCİ BÖLÜM / ŞEHİRDEN KONUTA

Mimarî Üzerine Düşünceler

Konutların biçimlenmesi, komşuluk ilişkilerinin oluşturulması ve gelişmelerinde, kullanıcıların ve ev sahiplerinin karar verme hakkının yeniden tesis edilmesi zarurîdir.

 

Hz. Âdem ve Hz. Havva, şeytanın dürtüsüyle memnu meyveyi yiyor ve günahkâr oluyorlar, fakat daha sonra pişmanlık duyuyorlar. Allah affedici ve koruyucu olduğu için günah affediliyor fakat insan bu af dolayısıyla çevrenin farkına varan bir yaradılmışa dönüşüyor. İnsan, çevreyi fark eden tek canlı olduğu, çevrenin sorumluluğunu yüklendiği ve çevreyi yeniden şekillendirme ve koruma imkânına eriştiği için Allah’ın dünyadaki halifesi haline dönüşüyor...

 

Şehir

Şehir, ahlâkın, sanatın, felsefenin ve dinî düşüncenin geliştiği ortam olarak, insanın bu dünyadaki vazifesini, en üst düzeyde varlığının anlamını tamamladığı ortamdır.

 

Şehirlerin, mahallelerin, evlerin ve insanların dünya ile ilişkisini, yaşama ve davranış biçimini belirleyen çerçeveler olarak şekillendirilmesi ile de bu birimler insanın kendisini ve gelecek nesillerin yaşama biçimini belirleyen inançlarının tam bir tezahür alanı olmaktadır.

 

Ev, bağımsız yaşama birimleri olan “otağ”dan türediği bilinen “oda”ların bir araya getirilmesi ile teşekkül etmiştir. Odalar, bağımsız varlıklarıyla tektonikler olarak bütünlüğe tezyînî bir düzen ile katılır.

 

Osmanlı şehirlerinin kuruluşunda evvela işçilerin temizliği için hamamın, bilginin oluşması için medresenin ve daha sonra da imanın merkezi olarak caminin inşa edilmesi ve çarşıların, evlerin, cami, medrese ve hamamdan oluşan merkezden dışa doğru uzanan yollar üzerinde geliştirilmesi…

 

Mesken Mimarîmizin Temel Meseleleri

...çok katlı ve büyük apartman blokları inşa etmekten vazgeçmek ve 1, 2, 3 katlı evler ile ufkî (yatay) yoğun konut yerleşmeleri inşa etmek gereklidir.

Misafir odası, oturma odası, yatak odası gibi ayırımlar kayıpların belli başlılarıdır.

Çok maksatlı kullanışa göre (odaların oturma, yemek ve yatak odası olarak kullanılması şeklinde) düzenlenmiş ev planları…

 

Çevre bilinci oluşunca ve çevrenin sorumluluğunu üstlenince beşer insana dönüşür.

 

Türk Evi ve Konut Sorunumuz

Evsizlik…

 

…loncaların 1840’da Mustafa Reşit Paşa tarafından feshedilmesi

 

Evler arasındaki ilişki, “bitişik”, “ayrık”, “yakın”, “uzak”, “aynı hizada”, “farklı hizada” olmak, yol ile aynı yönde veya farklı yöne dönük olmak gibi pek çok biçimde ortaya çıkar. Evlerin arasındaki bu mesafe ilişkisi her evin komşularına göre, / şekillenir.

 

Davranış biçimlerini, insanların inançları ve ruhî halleri belirler. İnsanların ruhî halleri ve psişik dünyaları ise hayvanlarınkinden farklı olarak terbiye yoluyla şekillendirilir.

Dev, despot, gizli, karanlık güçler, sermaye veya devlet olarak esir ettikleri insanı tahakküm amaçlarının küçük değersiz aleti olarak kullanmakta, ezip yok etmektedir.

Sermayeye veya devlete yeni bir anıt dikmek mimarînin görevi olunca, mimarlar da bütün insancıl tavırları ve sorumlulukları bir kenara atarak, her işi gelecekte alınacak bir işin reklamı saymış, her defa yeni soytarılıklar yapmayı mesleğin temel özelliği haline getirmek zorunda kalmış ve mimarî bir endüstri düzeyine indirilmiştir.

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM / MİMARLIK MİRASI VE KORUMA

Mimarlık Mirasımız ve Kültürümüzün Geleceği

…varlığın sorumluluğunu yüklenmek suretiyle “beşer”, “insan”a dönüşür

 

Çevreye verdiğimiz biçim, davranış tercihlerimizi ve bu tercihlerimizdeki ahlâk ve varlık telakkimizi, inancımızı yansıtmaktadır.

 

Koruma fikri…

 

10 milyonluk İstanbul’da insanlar yılda 280 trilyon lirayı evleriyle işleri arasında gidip gelmek için harcıyorlar.

20 milyonluk Frankfurt Metropolünde yalnız 68 trilyon harcanıyor ulaşıma. Aynı ölçülerle hesap ettiğimizde 10 milyonluk İstanbul’da kişi başına 10 defa fazlası ödenmektedir.

100 bin kişiye kadar insanın yaşayabileceği şehirlerin maliyeti, daha büyük şehirlerin inşa ve işletme maliyetinin yarısı kadardır.

 

Timaş Yayınları

…

5 Haziran 2024 Çarşamba

Nancy Berliner - Yin Yu Tang, Bir Çin Evinin Mimarisi ve Günlük Yaşamı - Notlar

Nancy Berliner - Yin Yu Tang, Bir Çin Evinin Mimarisi ve Günlük Yaşamı - Notlar

Yin Yu Tang, The Architecture and Daily Life of a Chinese, Tuttle Publishing, Boston, 2003

 

(Kitap Çin'in Huizhou bölgesindeki Huang Cun köyünde bulunan ve Yin Yu Tang olarak bilinen tarihi bir konutun ayrıntılı bir incelemesini sunuyor)


 

Giriş

Arşikültür: bir mimari mekanın yaratılışında, kullanımında, dekorasyonunda ve tarihinde içkin olan kültür olarak tanımlanabilir.

 

Çince kelime olan jia, aile, memleket ve yuva anlamına gelebilir. Ailenin atalara olan sadakati ve tapınması, ataların ve önceki nesillerin, şimdiki ve gelecek nesillerin başarısı ve uzun ömürlülüğüyle yakından bağlantılı olduğu geleneksel anlayışından kaynaklanmaktadır.

 

Bütünlüğün Kabulü: Bir ev, içinde yaşayan aileyi kapsar ve ondan ayrılamaz (Jia'nın bölünmez doğası). Bu bütünlük, şu Çin atasözüyle vurgulanır: “Evi severseniz, çatısındaki kargayı da seversiniz.”

 

Yin Yu Tang'ın Amerika Birleşik Devletleri'nde yeniden inşası, evin tüm tarihini koruyacak şekilde tasarlandı; buna Kültür Devrimi sırasında parçalanmış kalıntılar ve 1920'lerde kabul salonunun mahjong oynamak için kullanılması gibi olaylar da dahildir.

 

Huizhou Tüccarları

Huizhou bölgesinin en belirgin özelliği, araziyi büyük ölçüde (Xiuning İlçesi'nde %76,6) kaplayan dağlarıdır. Bu coğrafi durum, bölgenin pirinç tüketimi açısından kendi kendine yeterli olmasını imkânsız hale getirmiş ve halkı tüccar olmaya zorlamıştır. İlçe halkının geçimini tarımla sağlamak mümkün olmadığından halkın büyük çoğunluğu sürekli geçimini ticaretle sağlamaktadır.

 

Huizhou halkının tüccar olarak ünü ve ustalığı gelişmiştir. Erkekler Çin'in her yerinde mal satmakla meşgul oldukları için genellikle evlerinde bulunmazlardı. Bu fedakarlık, bir Huizhou atasözüyle vurgulanır: “[Önceki] hayatınızda kendinizi yeterince geliştirmemiş olmalısınız, bu yüzden [siz] Huizhou'da doğdunuz. On iki veya on üç yaşında [evinizden] atılırsınız.”

 

Ticari Ürünler (Kereste ve Çay): Yerleşimin ilk yıllarında kereste, bölgenin başlıca gelir kaynağı haline geldi (7., 8. ve 9. yüzyıllarda). Çay da önemli bir ticari üründü; Huizhou çayının en çok tercih edilenler arasında olduğu ve bölge halkının gelirlerinin %70 ila %80'ini çaydan elde ettiği belirtilir.

Nisan ayının ilk haftasında Huizhou'da genç kadınlar ve erkekler, sırtlarında sepetlerle tepelere tırmanıp çay çalılarının kıymetli erken tomurcuklanan yapraklarını toplarlar. Yapraklar kurutulur ve aromatik demetler halinde işlenerek Çin'in her yerine ihraç edilir ve en çok tercih edilen çaylar arasında yer alırlar.

 

Rehin Dükkanları: Tuz ticaretindeki düşüşle birlikte, Huizhou tüccarları rehin dükkanlarına yatırım yapmaya başladı. Rehin dükkanları on sekizinci yüzyılda yeni kurulan finans kurumları olarak hizmet veriyordu. Yerel deyişler, Xiuning'deki her on erkekten dokuzunun rehinci olduğunu ileri sürüyordu. Anonim bir yazarın Rehin Dükkanı İşletmeciliği İçin Temel Bilgiler adlı kitabında, çırakların dürüst, ahlaklı ve çalışkan olmaları, afyon içmekten, Çiçekleri ve söğütleri [yani fahişeleri] aramaktan kaçınmaları öğütlenir. Çırak, abaküs, hat sanatı ve muhasebe becerilerinde mükemmelleşmek zorundadır.

 

Kültür, Eğitim ve Aile Yaşamı

Bu bölüm, Huizhou'daki toplumsal statü, eğitim, atalara tapınma ve evde kalan kadınların kendine özgü yaşam koşullarını detaylandırır.

 

Bilgin Stüdyosunun Dört Hazinesi ve Sosyal Statü: Huizhou'nun mürekkepleri, kağıtları ve mürekkep levhaları, bölgeye edebi bir itibar kazandırdı. Konfüçyüsçü hiyerarşide tüccarlar en alt basamakta yer alırken, akademisyenler ve devlet memurları en üstteydi. Bu nedenle tüccarlar, oğullarını sivil sınavları geçerek memur olmaya teşvik etmek için okulları ve akademileri finanse ettiler.

 

Atalara Tapınma ve Soyağaçları: Huizhou'da soyağacına ve atalara bağlılık özellikle güçlüydü. Soyağacı kaydı tutmak, yalnızca bilginin devamlılığını değil, aynı zamanda atalara duyulan saygı ve özeni de sağlardı. Atalara yapılan yakarışlarda zenginlik, şan, memur olmak için başarı ve çok sayıda oğul arzusu dile getirilirdi.

 

Dış Dünyanın Eve Getirilmesi: Uzaktaki tüccar erkekler, kırsal köylerini daha kozmopolit hale getiren büyük miktarda para ve mal akışı sağladı. Dönen erkekler genellikle ithal duvar kağıtları veya yabancı gazete kupürleri gibi hediyeler getirirdi.

 

Kadınların Hayatları: Huizhou'da erkeklerin evden uzun süre ayrı kalması, hanelerin çoğunlukla kadınlar tarafından yönetildiği anormal bir duruma yol açtı. Gelinler, düğünlerinde zorlu bir süreçten geçerlerdi. Ancak, Huizhou'lu eşlerin çoğu, kocalarının günlük varlığı olmadan yaşadığı için daha fazla güce sahipti ve ev ekonomisini yönetirlerdi. Bu durum, kocalarını özleyen kadınların halk şarkılarına yansıdı: “Bir çiftçiyle evlenmiş olmayı tercih ederdim... Gündüzleri tarlada, akşamları evde oturuyor.”

Dul kalan kadınların, kocalarının ailesine olan bağlılıkları nedeniyle Erdemli Kadınlar olarak onurlandırılması yaygındı.

 

Memleket ve Aile Tarihi

Bu bölüm, Huang Cun köyünün coğrafi ve kültürel tasvirlerini, soyağacı kayıtlarının derlenmesini ve Yin Yu Tang'ın 32. nesil sakinlerinin zorlu yaşamını inceler.

 

Huang Cun

Huang soyundan gelenler için Huang Cun, atalar bir ağacın kökleri, bir nehrin kaynaklarıdır ifadesiyle başlayan soyağacı kayıtlarında güçlü bir şekilde temsil edilen jia (memleket) kavramının merkezidir. Köy, beyaz kireç sıvalı evlerden ve at başı duvarlarından oluşuyordu. 15. yüzyıldan kalma şiirsel tasvirler, köyün doğal güzelliklerini (tepeler, dereler) anlatır.

 

Önemli Yapılar: Jin Shi Di tapınağı (en yüksek sivil sınavı geçen bir alimin onuruna inşa edilmiştir) köyün merkezine hakimdi ve düğün ve cenaze törenleri için kullanılıyordu. Huang Klanı İlkokulu, 20. yüzyılın başlarında modern eğitim vermek amacıyla açılmıştı.

 

Taiping Ordusu Huizhou'da kuşatıldığında, eski soy tarihleri ve belgeleri ya yok edildi ya da kayboldu. Bu durum, 21. ve 22. nesiller hakkında bilgi eksikliğine yol açtı. Huang Keyuan, 12. yüzyılda evlat edinilen önemli bir ataydı ve yaşayan Huang Cun Huang ailesinin soyu ondan geliyordu.

 

Yin Yu Tang'ın sakinlerinden Madam Cheng, kocası bir tüccarken haydutlar tarafından soyulup öldürüldüğünde dul kaldı. Ailesi, geçim sıkıntısı çekti ve evin dört odasını satmak zorunda kaldı. Madam Cheng, tüm zorluklara rağmen azimle oğullarını büyüttü. Ölümünden sonra düzenlenen cenaze töreni, iffet ve evlat terbiyesi güzel bir koku gibi yayılacak yazılı bir pankartla ulusal hükümet tarafından onurlandırıldı.

 

Modern Hayat

(Bu bölüm, 33., 34. ve 35. nesillerin (Huang Zizhi, Huang Zhenzhi, Wang Yaozhen, Huang Zhenxin ve Huang Xiqi) mücadelelerini, ticaret çabalarını ve modern Çin'deki yaşamlarını anlatır.)

 

Huizhou Mimarisi ve İnşaatı

Çin Mimarisi Prensipleri: Çin genelinde evler, avlular, güneye bakma tercihi, tek sayılı bölmelerle yanal simetri ve feng shui prensiplerine göre inşa edilmiştir.

 

Huizhou evleri, siyah dış hatları ve kademeli at başı duvarlarıyla (matou qiang) karakterize edilen yüksek, beyaz kireç duvarlara sahiptir. Avlu, gökyüzü kuyusu" (Tianjing) olarak bilinir ve evin içine ışık ve hava çeker.

 

Yin Yu Tang, Huizhou'da paomalou (atların koştuğu bir bina) olarak bilinen, beş bölmeli, iki katlı bir tasarıma sahipti. Feng shui, uğurlu konumu belirlerdi; evin kendisi kuzeye baksa da, ustalar ve sakinler evi "güneye bakıyormuş gibi" kavramsal olarak yeniden yönlendirdiler.

 

İnşaat, Huizhou'da kolayca temin edilebilen taş, tuğla ve ahşap kullanılarak gerçekleştirildi. Marangozlar, karmaşık geçme ve zıvana birleştirmeleri kullanmıştır. Ahşap iskeletin en üstteki kirişi olan sırt kirişi, evin ruhunu temsil eden törensel bir öneme sahipti. Kirişin yükseltilmesi töreninde, marangozlar oğul ve torun çekiçleri (Zisun Chui) atarlardı. Sütun kaidelerinin altına uğur getirmesi için sikkeler yerleştirilirdi.

 

İç Mekanlar ve İşlevleri

Ortak Alanlar: Ev, üst ve alt salonlardan oluşur. Girişteki ruh duvarı (zhong-men), kötü ruhların düz çizgiler halinde hareket ettiğine inanıldığı için evin mahremiyetini ve güvenliğini korumak üzere tasarlanmıştır. Resepsiyon Salonu (zhengtang), atalara tapınma, ziyafetler ve misafir ağırlama için kullanılan en uğurlu ve merkezi odaydı. Avluda bulunan iki balık havuzu, yangını önlemek ve dekorasyon amacıyla su sağlardı.

 

Mutfaklar ve Rutinler: Mutfaklar, yangın önlemi olarak ana yapının dışında (kavramsal batı) inşa edilmişti. Kadınlar ocaklarda yemek yapar ve turşu gibi kışlık yiyecekleri hazırlarlardı. Aile üyeleri, tarlalara gübre olarak dağıtmak üzere insan ve hayvan atıklarını toplarlardı.

 

Yatak Odaları: Birinci kattaki yatak odaları yaşlılar ve kıdemli üyeler için ayrılmıştı. İkinci kattaki yatak odaları ise yeni evli çiftlere verilirdi. Oda 16 (ikinci kat), Huang Zhenzhi'nin düğünü için ithal duvar kağıtları ve modern öğelerle dekore edilmişti.

 

Koruma Projesi

Yin Yu Tang, Çin kültürünü Batı dünyasına yaymak amacıyla sökülüp ABD'ye taşınan daha önce hiç denenmemiş ölçekte ve büyüklükte bir koruma projesi idi.

 

Evin yeniden inşası sırasında, elektrik, havalandırma, yangın koruma sistemi ve sismik güçlendirme gibi yeni yapı sistemleri eklenmek zorunda kaldı. Proje, evin geleneksel inşaat bilgisinin... yeniden inşa mekanizmasıyla gün yüzüne çıkarılmasına katkıda bulundu.

 

Huang ailesi üyeleri, evin korunması kararını destekledi ve bunun atalarımızın görkemli başarılara imza attığını ve bizi ilerlemeye ve kendi kariyerimizde ilerlemeye teşvik ettiğini hatırlamamıza yardımcı olacağını belirtti.

…