Theodore
Zeldin - İnsanlığın Mahrem Tarihi -
Notlar
An Intimate History of Humanity,
Mütercim: Elif Özsayar, Ayrıntı Yayınları, 1998
Önsöz
Hayaletler / zihnimize, kültürümüze ve alışkanlıklarımıza
sinmiş olan eski düşünceler, korkular ve koşullanmalar…
Yeni bir gelecek inşa etmenin tek yolu, hem kendi bireysel
geçmişimize hem de insanlığın ortak siciline (acılarına, hatalarına,
mutluluklarına) yepyeni bir gözle bakabilmektir.
Davranışlarımıza sebeplerinin izini ne kadar eskiye
götürebiliriz? Aztekler, Babilliler, Yorubalar ve Zerdüştiler…
…
1. İnsanların üst üste umutsuzluğa kapılması; sonra yeni insanlarla
karşılaşarak ve yeni bir gözlük takarak kendilerini toparlamaları
Sekiz çocuk büyüten temizlikçi Juliette
Juliette, elli bir yaşında bir gündelikçi kadın olup
başkalarının evlerini mükemmel bir düzen içinde yönetirken kendi ailesinde
büyük çaresizlikler yaşamıştır. On altı yaşında evlenmiş, kocasından şiddet
görmüş, yalnızlaşmış ve çocukları sosyal hizmetler tarafından geçici ailelere
verilmiştir. Yaşadığı haksızlıklara ve aşağılanmalara rağmen duygularını içine
gömmüş, "Hayalim bir hiçten ibaret" diyerek kendi değerini ve
özgürlüğünü sorgulamıştır.
Juliette’in hikayesi / kölelik ve bağımlılığın tezahürüne emsaldir.
Kölelik yok evet ve insanlar; işlerinin, tutkularının ya da
alışkanlıklarının kölesi olmaya devam eder.
Geçmişi incelemenin amacı umutsuzluk yaymak değil, ağır
çekim bir film gibi her bireyi gökyüzünde bir yıldız olarak görüp insanlığın
ortak noktalarını keşfetmektir.
Hepimiz kölelerin —ya da köle sayılabileceklerin— soyundan
geliyoruz. Hepimizin özgeçmişi... atalarımızın nasıl aşağı yukarı
köleleştirilmiş olduğunu ve bizim bu mirastan ne ölçüde kurtulduğumuzu
açıklayarak başlayacaktı.
2. Kadınlarla Erkeklerin İlgi Çekici Konuşmalar Yapmayı Zamanla Öğrenmesi
Polis karakolunda ifade alan Lydie Rosier, dükkan sahibi
Bayan Martineau ve klinikte çalışan hemşire Lisa’nın diyalog kurma biçimleri…
Retorik, münazara, jargonlar, özel diller, bir de
dinlenmiyor ve anlaşılmıyor olmanın yarattığı hüsran, konuşmanın
düşmanlarıdır... İnsanların eşit olmaya başlamaları ancak konuşmayı
öğrenmeleriyle mümkün olacaktır.
3. Köklerini Araştıran İnsanların, Yeterince Derinlere Bakmaya Ancak
Başlaması
Modern kadının kök arayışı…
Eskiden saygınlık, ataların toprağında kök salmakla
ölçülürdü.
18. yüzyıla kadar bitkilerin sadece kökleriyle beslendiği
sanılırdı; oysa enerjiyi ve uyum sağlama yeteneğini sağlayan asıl organ
yapraklardır (fotosentez).
İnsanın kökleri yalnızca kendi ailesi veya ulusuyla sınırlı değil…
Kişinin yeri, kendisini yakın hissedebildiği insanların
yanıdır; hangi çağda ya da hangi uygarlıkta yaşamış oldukları fark etmez.
4. Bazı İnsanların Yalnızlığa Bağışıklık Kazanması
İnsanların içine korku salan vergi teftiş memuru Colette’in
kişisel hırsları, aile düzeni ve en büyük korkusu olan yalnızlıkla mücadelesi…
Sayılar ve kurallar onun için bir sığınaktır.
Fiziksel Yalnızlık: Bir ele dokunamamak, doğanın
sesinden başka ses duyamamak.
Toplumsal Yalnızlık: Kalabalıklar içinde görünmez,
dikkate alınmaz ve sevilmeden yaşamak.
Manevî (Ruhsal) Yalnızlık: Herkesle konuşup derdini
anlayacak birini bulamamak.
Yalnızlığı baş aşağı çevirdiğinizde karşınızda bir macera
bulursunuz.
5. Yeni Aşk Biçimlerinin İcadı
Mandarine'in cinsellik, güven ve sadakat arayışları…
Gençler aşkı, "insanın soylu bir şeye yakın olduğu ve
başka bir insan tarafından onaylandığı son sığınak" olarak canlı tutmaya
çalışırlar.
Altıncı yüzyıl Bedevi toplumunda tutkulu aşk, geleneklere
karşı bir tür büyücülük veya delilik olarak görülüp dalgaya alınırdı.
Cinsler arasındaki takılma ve şakalaşmalar
("istihza"), sorgulanamaz gerçekleri yıkarak iki insan arasında
tutkunun alevlenmesine ("içtenlik") yol açtı. İbn Hazım'ın belirttiği
gibi: "Aşk istihzayla başlar, içtenlikle sona erer."
Refahın artmasıyla kadınlar (örneğin Hz. Ali'nin torunu
Sükeyne) meclisler düzenlemeye, evlilik öncesi şartlar koşmaya başladı.
Müzik, duyguları ifade etmenin ve tutkuyu derinleştirmenin
baş aracı hâline geldi.
Beşir bin Bürd gibi öfkeli şairler ve Mutezile gibi kelam
okullarının dogmatizme karşı çıktığı Basra'da aşk, toplumsal hiyerarşiye ve
otoriteye karşı bir isyan biçimine dönüştürüldü.
Harun er-Reşid döneminde El Abbas, tutkunun aslında
"ulaşılmaz olana duyulan özlem" olduğunu öne sürdü. Aşk ile seks
yollarını ayırdı; karşılıksız sevip iffetini korumayı "şehitlik"
mertebesine yükselterek romantik/idealize aşkı icat etti.
Kurtuba'da İbn Hazım (Güvercin Gerdanlığı / Tavku'l-Hamame),
aşkı gizemli bir illet olmaktan çıkarıp insanın kendisini tanımasını sağlayan
bir "ayna" ve hayatın merkezindeki açık bir iletişim biçimi olarak
kurguladı. Cinselliği de bu ruhsal akışın tamamlayıcısı olarak gördü.
Eskiden aşıkları en çok korkutan şey yalnızlıkken, günümüzde
durağan ve sıkıcı bir ilişkiye hapsolmak yalnızlıktan daha korkutucu hâle
gelmiştir.
Kadınların yüceltilmesi veya "iki ruhun tek bir ruh
hâlinde kaynaşması" gibi Orta Çağ kalıntıları artık modern insanın
bağımsız varoluş ihtiyacına yanıt vermemektedir. Genç nesil (Mandarine ve
akranları), geçmişin kalıplarına sığınmak yerine yepyeni bir aşk sanatı icat
etmek durumundadır.
6. Mutfak Sanatındaki İlerlemenin Seksteki İlerlemeyi Geride Bırakmasının
Nedenleri
Alicia’nın lokantasındaki yemek tutkusu ve yatak odasındaki
bağımsızlık anlayışı…
Pagan gelenekleri, Hindu Şiva kültü, Çin Taocu Yatak Odası
Sanatı ve Hint Kamasutra metinlerinin cinsel hazzı sağlık ve şifa kaynağı
olarak işler.
Seks, normal koşullarda yabancılara korkuyla yaklaşan
insanın, bir yabancının cazibesine kapılmasını sağlayan mucizedir. Ne var ki
bugüne dek, yaratmaya muktedir olduğu, sevgiye ve anlayışa dair güzelliklerin
binde birini bile yaratamamıştır.
7. Erkeklerin Kadınlara ve Diğer Erkeklere Duyduğu Arzunun Yüzyıllar İçinde
Şekil Değiştirmesi
Patricia ve Florence adındaki kadınların erkeklerde
bulamadıkları cesaret, zeka ve duygusal esneklik yüzünden yaşadıkları düş
kırıklıkları…
Arzu, yüzyıllar boyunca olağanüstü bir değişkenlikle
kılıktan kılığa girmiş, taban tabana zıt amaçlara hizmet etmiş, bir oyuncu gibi
tarihte bir sürü farklı rol oynamıştır...
8. Saygı Görmenin, Kudretli Olmaktan Daha Arzulanır Hale Gelişi
Strasbourg Belediye Başkanı Catherine Trautmann'ın saygı
arayışı…
Gnostiklerin "dünyada herkes bir yabancıdır"
anlayışını benimseyen Trautmann, yerleşik düzenin dogmalarına katılmaz.
"Toplumla bütünleşmiş bir marjinal" olarak kalmayı, sistemi içinden
değiştirmeyi seçer.
Tarihteki belli başlı değişimler, bir kralı tahtından
indirip yerine yenisini çıkaran devrimlerden çok, sadakatlerini krallar yerine
ruhani değerlere yönelten bireyler sayesinde gerçekleşmiştir.
İnsanlık, hayvanları (inekler, koyunlar, domuzlar) kendi
çıkarı doğrultusunda ehlileştirerek "kudret" kavramını keşfetti.
Onları baskı altına alarak doğalarını değiştirdi.
Çok geçmeden bu güç tutkusu insan ilişkilerine yansıdı.
Egemen sınıflar (toprak sahipleri, rahipler, savaşçılar), geniş kitleleri
"güvenlik" karşılığında haraç ödemeye ve kölece çalışmaya zorladı.
İktidar ve tahakküm artık saygıyı garanti etmemektedir.
Günümüzde dünyanın en güçlü siyasi lideri (ABD Başkanı) bile, kimsenin itaat
etmek zorunda olmadığı Rahibe Teresa kadar saygı görmemektedir.
İş dünyasında geleneksel baskıcı yönetici modeli yerini
"çalışanları destekleyen" liderliğe bırakmıştır. Psikiyatri ise
Hitler ve Stalin gibi diktatörleri, fikir ayrılığına alerjisi olan, derin bir
saygı kıtlığı ve kuşku içinde yaşayan hasta kişilikler olarak tanımlar.
Günümüz insanı, devletlerin ve kralların otoritesinden
uzaklaşarak özel hayatında, aile bağlarında ve dostluklarında "karşılıklı
saygı" aramaktadır. 21. yüzyılın ruhani/dinsel bir dönüşüme sahne olacağı
tahmini, insanların bu saygı ve anlam arayışının bir sonucudur.
9. Emir Vermekten de Almaktan da Hoşlanmayanların, Arabuluculuk İçin Uygun
Adaylar Oluşu
Arabulucu, başkaları üzerinde güç kurmaya çalışmaz; bunun
yerine yeni durumlar, uzlaşılar ve birliktelikler yaratır.
Kimyadaki katalizör gibi, sürecin içine bizzat girmeden veya
değişime uğramadan iki ayrı unsurun birleşmesini ve tepkimeye girmesini sağlar.
İlk arabulucular insan ile tanrı arasında aracılık eden
rahiplerdi. Ardından gelen tüccarlar ise Platondan Aquino'lu Tommaso'ya kadar
yüzyıllarca "kâr peşinde koşan, bencil ve güvensiz" figürler olarak
küçümsendi.
Arabuluculuk kendi yaralarını veya hırslarını yapıcı bir
faaliyete dönüştürme sanatıdır. Başkalarını kontrol etme hırsı taşımayan ama
kaosa teslim olmak da istemeyenler için dünyayı biçimlendirmenin en zarif ve
yaratıcı yoludur.
10. İnsanların, Korkularından Kurtulmak İçin Yeni Korkular İcat Edişi
Tekstil işçisi Nina'nın değersizlik korkusu…
Vikinglere cesaret kazandıran şey başkaları tarafından küçük
görülme korkusuydu...
Ancak bu çözüm, beraberinde yeni bir korku doğurmuştur:
Yanlış konuşma ve kontrolü/bağımsızlığı kaybetme korkusu.
Katolik Kilisesi, insanları sonsuz cehennem azabı
korkusundan kurtarmak için "Araf" kavramını üretmiştir. Ancak bu
durum, Araf'ta çekilecek acıların kaygısına ve ardından para karşılığı satılan
af belgelerinin (endüljans) geçerliliği hususunda yeni bir güvensizlik ve
dolandırılma korkusuna yol açmıştır.
Reform hareketiyle Tanrı imgesi cezalandırıcı bir despot
olmaktan çıkarılıp af edici bir babaya dönüştürülünce, insanlık bu sefer
seküler dünyada güvenlik ve geleceksizlik kaygısını üretmiştir.
Görünmez ruhların ve şeytanların yerini modern çağda
görünmez mikroplar, kanser ve tıp kitaplarındaki hastalıklar almıştır. İnsanlar
iyileşme umuduyla her taşın altında yeni bir hastalık korkusu icat etmişlerdir.
İnsanlar büyük, ezici veya varoluşsal bir korkudan (ölüm,
anlamsızlık, açlık) kaçabilmek için kendilerine daha "yönetilebilir"
veya "anlamlandırılabilir" yeni korkular (itibar kaybı, hastalık
hastalığı, toplumsal yargı, başarısızlık) inşa ederler.
11. Merakın, Özgürlüğün Anahtarı Haline Gelişi
Emekli olduktan sonra insanları keşfetmeye doymayan
Mauricette ve oyuncu Charlotte’un merak dolu iç dünyaları…
Korkuya en iyi gelen ilaç merak olmuştur... Herhangi bir
şeye ilgi duyabilmek özgürlüğün ilk koşullarından biriyse eğer, özgürlük hiç
kuşkusuz dalından koparılmayı bekleyen bir meyve değildir.
Hayat bir mağaza, insan da bir aktördür. Başka birinin
rolüne girmek, insanın kendi dar bedenine ve toplumsal kimliğine sıkışıp
kalmasını engeller; başkasını anlama ve özgürleşme imkânı tanır.
Tarih boyunca merak, dogmalar ve gelenekler tarafından
"tehlikeli" bulunmuştur.
İnsanlar bir şeyden korktuklarında onu tapınç nesnesi (mit)
veya nefret objesi haline getirir; ama onun ne olduğunu anlamak için merak
duymaz.
İnsanlar eski fikir sistemlerine (örümcek ağlarına) körü
körüne bağlanırlar. Yeni bir gerçek gözlerinin önünde dursa dahi, mevcut
zihinsel şablonu/dogmayı bozmamak için onu görmezden gelirler.
Modern bilim ve laboratuvarlar, bireysel merakı beslemekten
ziyade uzmanların kendilerini dış dünyaya kapattığı kaleler haline gelmiştir.
12. Düşmanları yok etmenin giderek güçleşmesinin nedenler
Yüksek teknolojinin mucizelerine rağmen düşmanları yok etmek
giderek zorlaşmaktadır.
Savaş, insanlara sıradan hayatın monotonluğundan kaçış,
yüksek bir amaç, macera ve canlılık hissi sunmaktadır. Birçok insan düşmandan
ziyade kendi içindeki hoşnutsuzlukla savaşmakta ve var olduğunu hissetmek için
mücadeleye ihtiyaç duyar.
13. Dertlerden Kaçma Sanatının Gelişip de Nereye Kaçacağını Bilme Sanatının
Gelişememesi
Bütün insanlar köken itibarıyla birer kaçışçıdır... Kaçmak,
hakkı teslim edilmemiş bir sanattır...
Tarihten günümüze insanlık göçlerle, dinle, mistisizmle, boş
zaman aktiviteleriyle ve sakinleştirici/uyuşturucu maddelerle sürekli bir
"kaçış" arayışında olmuştur.
İnsanlar kaçtıkça kendilerini yeni bir "kutuya
kapatılmış" (kategorize edilmiş) veya kıstırılmış bulurlar.
Çatışmak ve üstünlük kurmaya çalışmak bağımlılık yaratır,
insanı hiyerarşinin ve stresin kölesi yapar. Kaçmak ise canlı dengesini
(homeostaz) korur; stresi ve psikosomatik rahatsızlıkları azaltır. / Henri
Laborit
Yoksulluktan, yalnızlıktan,
etiketlenmekten veya sorumluluktan kaçmak mümkündür; fakat kaçışın varacağı
nihai bir "mutluluk durağı" yoktur.
14. Kıraç Toprakta Bile Merhamet Bitmesinin Sırrı
Seninle kavgalı olanlara fenalık etme; Sana kötülük yapana
iyilikle karşılık ver; Sana iyi davranmayanlara karşı adil ol; Düşmanına nazik
davran.
15. Hoşgörünün, Sorunları Çözmede Yetersiz Kalmasının Nedenleri
Hoşgörü idealine bugün bir amaç olarak değil, bir ilk adım
olarak bakabiliriz. Bu adımın arkasında, başkalarını anlamak dediğimiz serüven
uzanmaktadır...
16. Tüketim Toplumunun Sunduğu Her Şeyi Elde Edebilmelerine, Hem de Cinsel
Özgürleşmeye Rağmen, İmtiyazlı Kişilerin Bile Hayata Bir Ölçüde Karamsar
Bakmasının Nedenleri
Aşk; kalıcı olmayan, sürdüğü sürece de huzur yerine
huzursuzluk getiren ve arkadaşlığı öldüren yıkıcı bir rüyadır. Çünkü doğasında
eşitsizlik vardır.
Arkadaşlık, karşılıklı talepleri ve beklentileri ortadan
kaldırdığı için insanı emniyette tutan, hayata anlam veren bir sığınaktır;
ancak aşkın yarattığı o varoluşsal boşluğu ve yalnızlığı kapatmaya tek başına
yetmez.
Toplumsal ilişkiler, şöhret, edebiyat çevreleri veya cinsel
özgürlükler ne kadar geniş olursa olsun insan özünde yalnızdır.
Genji'nin
Hikayesi
Kadınlar dünyadaki ilk psikolojik romanları ve edebiyatı
üreterek duygulara ışık tutmuş; cinsellik, giyim, kaligrafi ve incelik üstüne
kurulu özgür bir aristokratik yaşam sürmüşlerdir. Ancak bu incelikli hayat bile
kıskançlık, belirsizlik, yaşlanma ve aşktaki kaybetme korkusu yüzünden ince bir
kedere (aware) ve Budist felsefedeki arzu-acı döngüsüne teslim olmuştur.
17. Dünyanın En Kalabalık Ulusu Haline Gelmek Üzere Olan Seyyahların,
Görmek İstediklerinden Başka Şeyleri de Görmeyi Öğrenmeleri
Bir yolcu ziyaret ettiği ülkenin temsilcisi olarak evine
dönebiliyorsa, o seyahat başarılı olmuştur...
18. Kadınlarla Erkekler Arasındaki Dostluğun Bu Kadar Kırılgan Olması Niye?
Eskiden (örneğin 17. yüzyıl İngiltere’sindeki
"halvet" / "kweesten" geleneğinde) erkekler ve kadınlar
cinsel ilişkiye girmeden bir arada uyuyabiliyor, sarılabiliyor ve derin
sohbetler edebiliyordu. Son iki yüzyılda dokunmaya yönelik bir tabunun oluşması
ve dokunmanın sadece cinsel birleşmeyle eşdeğer tutulması, kadın ve erkeğin
beklentisiz, dostane bir temas kurmasını zorlaştırmıştır.
Kadın ile erkek arasındaki iletişimsizlik veya uyum arayışı
doğrudan "seks ve romantik aşk" ile perdelenmiş, bu da dostane
zihinsel paylaşımın gelişmesini engellemiştir.
Dostluğun önündeki en büyük engel insanların kendilerine
benzemeyen kişilerden korkmasıdır.
19. Astrologlar Bile Kaderlerine Karşı Çıkıyorlar
Astroloji, doğrulanmayan onca kehanetine rağmen... kriz
anlarında insanların eski düşüncelere sığınma ihtiyacından beslenir.
20. İnsanların, Birkaç Hayat Birden Yaşayacak Zamanı Bulamamasının
Nedenleri
Alışkanlıklar rahatlatıcıdır, ama fosilleştikleri zaman,
insanoğlu yavaş yavaş insanlığını kaybetmeye başlar.
Modern dünyada önümüze çıkan seçenekler ve yapmak istenen
şeyler arttıkça, her birine ayrılabilecek zamanın ve enerjinin azalması….
21. Babalar ve Çocuklarının, Birbirlerinden Beklentileri Konusunda Fikir
Değiştirmelerinin Nedenleri
Hayatın birinci gerçeği, babaların hiçbir zaman dizginleri
tam anlamıyla ellerinde tutamamış olduklarıdır.
22. Aile Kurumundaki Kriz, Aslında Cömertliğin Evriminde Bir Aşamadan Başka
Bir Şey Değildir
Monique ile oğlu arasındaki kopukluk…
Eşya biriktirme merakının yerini 'ilgi çekici insan'
biriktirme merakı aldı. Son tahlilde merak, rahat ve huzura galip gelmişti.
23. İnsanlar Kendi Hayat Tarzlarını Seçer, Ama Bunda Tam Bir Tatmin
Bulmazlar
İnsanlığın acıdan kaçmak için geliştirdiği altı felsefi yol:
itaat, isyan, mahremiyet, bilgi, diyalog, kaçış…
24. İnsanların birbirlerine kucak açmayı öğrenişi
Modern dünyada konukseverlik; yabancı düşüncelere ve farklı
zihinlere kucak açmak demektir.
Başka insanların nasıl yaşadığından habersiz olduğunuz
sürece, kendi hayatınıza ilişkin kararlar vermeniz imkansızlaşır.
25. Kardeş Ruhlar Buluşunca
İnsanlığın en köklü özlemi nicelikten (çok çocuk sahibi
olmaktan) niteliğe ve nihayetinde tüm canlıları kapsayan genel bir ilgi ve
şefkat idealine evrilmiştir.
İnsanlar birbirlerine zaman ve mekân sınırlarını aşan
görünmez ipliklerle bağlıdır. İnsanlık tarihi, bu kesintisiz etkileşim ve
bağların bir sonucudur. İnsanlar birbirleri üzerindeki etkilerini fark
ettiklerinde çaresiz birer kurban olmaktan çıkıp dünyayı şekillendiren
bireylere dönüşürler.
Bugünün ideal kahramanı başkalarının önünden giden değil,
karşılıklı bir etkileşimi yöneten kişidir.
Dinlerin özü birleştirici ve evrenseldir; ancak inananlar
çoğunlukla dogmalara saplanıp "tek gözlü" olmayı seçmişlerdir.
İnsanlığı birleştiren unsur öğreti ayrılıkları değil, eylemler ve karşılıklı
saygıdır.
Tarih büyük oranda kaçırılmış fırsatların vakayinamesidir;
fakat iki insan arasındaki bir sonraki karşılaşma her şeyi değiştirebilir.
İnsanlığın hem kaygısı hem de umudu bu karşılaşmaların belirsizliğinde yatar.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder