Mütercim: Işın Gürbüz, Ayrıntı Yayınları, 1996
Türkçe Çeviriye Önsöz
"Patetik Aydın," eleştirel, devrimci, organik veya
uzman aydın tiplerinin ötesinde; öğretmek veya yargılamaktan ziyade,
coşkularla, kuralsızlıkla ve tarihin irrasyonel boyutuyla bütünleşmeyi seçen
aydın tipidir.
Sartre'a göre aydın, belirlenmiş bir politik program veya
kurtuluş etiği için mücadele eder (angaje olur). Bataille temsil ettiği
"patetik" çizgide ise, insanlığı oluşturan coşkuların kaosuna,
heterojen olana ve irrasyonel güçlere yönelir.
Bataille’ın düşünce dünyasını "tarihin sonunun
düşünürü" olan Hegel ile "geleceğin kahini" olan Nietzsche'nin
patlayıcı birlikteliği belirler.
Hegel'e göre her şey tamamlanmış ve rasyonelleşmiştir; ancak
Bataille insan varoluşunun tamamlanmış rasyonelliğe sığmayan açık yarasını
(erotik arzu, gözyaşı, kahkaha, kurban törenleri vb.) savunur. Tarihsel
rasyonelliğe uymadığı için "imkansızın" seviyesine yükselmeyi ve
huzursuz kalmayı seçer.
Önsöz
Gerileme ve barbarlık dönemleri, entelektüelleri çalışma
odalarından çıkarıp eyleme iter. Bu durum iki farklı aydın tipini doğurur: Eleştirel
Aydın vs. Patetik Aydın.
Patetik aydınlar, dünyayı dönüştürmek veya rasyonel bir
politik program sunmak için değil; dönemin kargaşasından, coşkusundan ve
kötülüğün estetiğinden esinlenmek için eyleme atılırlar.
“Eğer bilseydim ki girişimlerimden bir teki bile beni
hayatım boyunca bağlamayacak (…) kendimi sulara atmayı tercih ederdim.”
Paul Nizan
Böylece entelektüellerin tarihinde geçicilik, uzun süre
eylemin cesaretiyle birleşik bir vaziyette kalır. (s. 17)
Heidegger, 1930'larda Nazizme bağlanarak eyleme geçme
çılgınlığı göstermiş; ancak 1966'daki Der Spiegel mülakatında katı bir bekleme
tavrına ("Bizi ancak bir tanrı kurtarabilir") çekilmiştir. / 1930’lardaki
tavrını patetik, ileri dönemdeki dinginliğini eleştirel aydın temsili olarak
okumak mümkündür.
Heidegger: “Düşünmek, Varlık tarafından Varlık için
bağlanmadır.”
I. KARGAŞANIN SALDIRISI
Nietzsche’nin yaptığı büyük etki:
...anlam yokluğunun yakalanması gereken bir şans olduğunu
belirtiyor, ereklerin olmadığını bilirseniz, hiç rastlantı olmadığını da
bileceksiniz. (s. 36-37)
1930'lu yıllar; ahlaki, spiritüel ve ekonomik krizlerin
altüst ettiği, kesinliklerin yok olduğu ve entelektüellerin büsbütün kargaşa
yaşadığı bir dönemdir. Bu ortam, var olan düzenle köklü bir kopuş arzusu ile
yeni bir anlam arayışını doğurmuştur.
Nietzsche Cephesi
Geleneksel değerlerin yıkıldığı iki savaş arası kriz
döneminde Nietzsche'nin nihilizm ve amor fati düşüncesi öne çıkmıştır.
Anlam yokluğunu pasif bir umutsuzluk yerine bir eylem imkanı
ve yaratıcı bir şans olarak kavrayan kuşak Nietzsche'ye sarılmıştır. Georges
Bataille ve çevresi ise Nietzsche'yi faşist saptırmalardan arındırarak otorite
karşıtı radikal bir eylemliliğin temeli yapmıştır.
Hegel'in Geri Dönüşü
1930'larda Alexandre Kojève'in École Pratique des Hautes
Études'deki seminerleri, Fransız düşünce dünyasında büyük bir Hegel canlanması
yaratmıştır. Kojève'in bütünsel ve sistematik Hegel okuması; Raymond Aron,
Georges Bataille, Raymond Queneau gibi dönemin önde gelen aydınlarına tarihi ve
çağı açıklayan temel bir çerçeve sunmuştur.
Fransız felsefe camiası,
Çeşitli Hegeller ile yüzleşti.
Sonunda gerçeği kavradı ve kendini tanıdı
Kendisini radikal biçimde Hegelci olmayan biri olarak
tanıdı. (s. 54)
Kojève'in Propagandası
Kojève, Hegel'in Tinin Görüngübilimi eserini ateist
ve insan merkezli bir antropoloji olarak yorumlar. İnsan; doğayı yadsıma gücü,
ölümü göze alan prestij mücadelesi ve "tanınma arzusu" (Begierde)
üzerinden tanımlanır. Kojève, felsefi derslerini
insanları eyleme yönelten bir "politik propaganda çalışması" olarak
sunmuştur.
Bataille: “Kojeve’nin dersleri beni on kere altüst etti,
ezdi, öldürdü.”
Jean Wahl
Heidegger, tanrıtanımaz eksiksiz bir felsefeye girişen ilk
kişidir. Fakat bu girişimi, Sein und Zeit’ın ilk cildinde girişilen
fenomenolojik antropolojinin ötesine götürememiş…
Bu antropoloji temelde, Tinin Görüngübilimi’nin
antropolojisine yeni hiçbir şey katmıyor. (s. 57-58)
İnsan
Bir fail haline gelmeyi kabul ettiği anda (…) tarih perdesi
açılır.
Bu tarih trajediden kaçamayacaktır. (s. 63)
Tarihin Sonu
Kojeve şöyle yazar: Hegel, Tanrı olarak adlandırılan şeyin
gerçekte tarihsel evrimin sona ermiş bütünlüğü içinde alınmış insan olduğunu
anlıyor ve ilan ediyor. Tarihin sonu fikri Tanrıda söz konusu olanın
insanlıktan başka bir şey olmadığı şeklindeki bir yanlış anlayış ile aynı çağa
aittir; Hegel’in sonlu bilincin sonlu olmayı bıraktığını ve aklın doğa içindeki
yabancılaşmasının, getirdiği sistemle birlikte sona erdiğini göstererek
açıkladığı gibi. Sonuçta Hegelcilik, nihayet kendinin ölümlü olduğunu bilmekte
ve tarihini özgürleşmesinin tarihi olarak anlamakta özgür olan insanlığın
tanrılaştırılmasıdır. (s. 71)
Kojève'e göre tarih, insanın tanınma mücadelesinin evrensel
ve homojen bir hukuk devletinde tamamlanmasıyla sona ermiştir.
Tarihin sonunda efendi ve köle karşıtlığı ortadan kalkar;
Napolyon (ve Kojève'in okumasında Stalin) tamamlanmış tarihsel sürecin siyasal
aktörleridir.
Tam anlamıyla ifade edilirse Tarihin Sonu İnsanın ölümüdür.
Kullanımı Olmayan Olumsuzluk
Tarihin sonunda insanın yok olması, evrensel bir felaket
değildir.
O halde
İnsan, Doğa ile verili Varlık ile uyum içindeki hayvan
olarak hayatta kalır. Yok olan gerçek anlamıyla İnsandır. (s. 90)
Georges Bataille, Kojève'in "Tarihin Sonu" tezine
karşı çıkar. Tarih tamamlanmış olsa bile insanda tatmin olmayan, hiçbir araçsal
projeye aktarılamayan "kullanımı olmayan bir olumsuzluk" ve açık bir
yara kaldığını ileri sürer.
Tarih-Sonrası Tartışması
İmkânsız öncelikle, tam da tamamlanmamışlık anlamına gelir.
Bir savaş dönemi, tarihin tamamlanmamışlığını ortaya koyar.
(s. 93)
Tarih sonrasında insanın alacağı durum tartışılmıştır.
Kojève, Amerikan hayat tarzının (American way of life) veya Japonya'daki
"snobizm"in (Nô tiyatrosu, çay seremonisi gibi boş ama ritüelleşmiş
olumsuzluk biçimleri) tarih-sonrası insanın varoluşunu simgelediğini
savunmuştur.
Yapacak hiçbir şey yokken eyleme isteğiyle kıvranan insan ne
yapabilir? Amerikalılar gibi yaşamak! (s. 97-98)
Egemenlik ve Politika
Bataille, tarih-sonrası insana egemenlik (souveraineté)
figürünü kazandırır. Egemenlik; araçsal projelere, üretime ve iktidara
indirgenemeyen; lüks, erotizm, sanat ve karşılıksız harcama (potlaç) ile
ötekiyle bağ kuran bir yaşama biçimidir. Bataille, birikim hırsına dayanan
Sovyet Stalinizmini egemenliğin zıddı olarak eleştirir.
Politikadan Dine
Bataille'ın çizgisi Contre-Attaque hareketindeki
kitlesel sokak eylemlerinden gizli Acéphale topluluğuna ve Sosyoloji
Okulu'na kaymıştır. Siyasal eylemlerin yetersizliği karşısında toplumsal bağı
yeniden kuracak olan şeyin "kutsal", "mit" ve
dinsel/kolektif coşku olduğu savunulmuştur.
Kişilerin (…) toplumsala karşı direnen bir yakınlık içinde
ve sevgi kaygısı içinde birbirlerini buldukları bir dünya…
Le Bleu du ciel ve kitabın iki kadın arasında kararsız
kalmış kahramanı, tüm özgünlüklerini bundan alırlar. (s. 123)
Umutsuzların Komplosu
Politika, din, mistisizm; fakat aynı zamanda erotizmin ortak
noktası, varoluşu imkânsızın yüksekliğine çıkarmak, yani onu istila etmektir, o
derece ki orada sınırlarını kaybedecek ve ona musallat olan farklılaşmamışın
içinde eriyecektir. (s. 127)
Bataille'ın kurduğu yapılar iktidarı ele geçirmeyi
hedefleyen klasik "komplo toplulukları" değil, varoluşun kendisini
bir araya getiren "varoluşsal gizli topluluklar"dır. Bu topluluklar,
araçsal toplumun işlevselliğine "aylaklık" ve olumsuzlama ile
direnirler.
Tarihin sonunda, topluluğun “aylak” kalması kaçınılmazdır ve
umutsuzluğa ve düzensiz etkinliğe maruz bulunan bir dünya içindeki gücü tam da
buradan gelir. Şu halde eğer bu topluluk eylemde bulunuyorsa, bu aşırılıkladır,
ölçüsüzlükledir. (s. 129-130)
İmkansızın Politikası
İmkânsızın politikası, mümkünün politikasını keşfetmek için
en iyi yoldur. (s. 137)
Bataille "imkansızın politikası" adını verdiği
anlayışla mümkünün politikasını (iktidar, araçsallık, hesap) reddeder.
Geleceğin bilinemezliğine, rastlantıya ve hesapsız tutkuya dayanan bu yaklaşım,
iktidarsızlığın ve başsızlığın (acéphale) kabulüyle gerçekleşir.
II. BOYUN EĞMEYEN TOPLULUK
İmkansız(ın) Sistem(i)
Sartre'ın Bataille'ı "yeni bir mistik" olarak
suçlamasına karşın Bataille, rasyonel felsefi sistemlerin kapalı yapısını
çürüten, "bilme-olmayan" üzerine kurulu tamamlanmamış bir sistematiği
savunur.
Gelecek: Geleceğin bilinemezliği (amor fati)
ve şans/kumar kavramı, Hegel'in kapalı tarihsel determinizmini kırar.
Hegel: Hegel mantıksal olarak çürütülemez bir sistem
kurmuştur ancak kaygı, delilik, gülme ve esrimeyi dışarıda bıraktığı için
varoluş karşısında yenilmiştir.
İmkansız: İmkansız bir kavram değil; mantığın,
gidimli dilin ve rasyonel projelerin çöktüğü esrime, ihlal ve kaygı sınırıdır.
Felsefe: Bataille kendini akademiden ve geleneksel
felsefecilerden ayırarak "popüler bir felsefeci" veya
"kavşakların adamı" olarak tanımlar.
Sistem: Dogmatik ve monolojik sistemlerin aksine
Bataille, sistemi bir kahkaha ile harcayan, belirsizliklere açık
"sistematik" oyununu önerir.
Şiddet: Şiddet; aklın, üretken emeğin ve dilin
dışladığı, kelimelerle ifade edilemeyen suskun ve kutsal bir sınır aşımıdır.
Harcama ve Devrim
Boris Souvarine yönetimindeki La Critique Sociale
dergisi çevresinde gelişen fikirler, Marksizmin eleştirisini ve genel
ekonomi/harcama kuramını biçimlendirmiştir.
Marksizm ve Sapkınlık: Krafft-Ebing ve Freud
okumaları ışığında cinsel sapkınlık toplumsal homojenliğe karşı bir bireysel
dirençtir; komünizmin çatışmasız toplum vaadi bir fantezidir.
Harcama ve Toplum: Marcel Mauss'un potlaç
incelemesinden hareketle, toplumların temelinde üretim değil, üretken olmayan
karşılıksız harcama (lüks, şenlik, kurban) yatar.
Felsefe, imkânsızın anlamıdır. (s. 197)
Faşizm ve Heterojen: Faşizm; kapitalist kriz anında
ordunun ve dinin "üstün heterojen" gücünü karizmatik Şef figüründe
birleştirerek iktidar kurar.
İletişim ve Sonluluk
Adorno ile paralel bir eleştiride, kitle toplumundaki saydam
iletişim bir kurgudur; gerçek iletişim ancak yaralanma ve sonluluk temelinde
kurulur.
Dostluğun Gerçekliği: Dostluk ve aşk, yalıtılmış
öznel sınırların kırılması ve varoluşsal yaralanmaların paylaşılmasıyla ötekine
geçiş halidir.
Eleştirinin Dolambaçlı Yolu: Bataille'ın duruşu Kant
ve Fichte'nin sonluluk ve öznelerarasılık anlayışıyla örtüşür; tekil varoluş
mutlak sistemleştirme iddialarına direnir.
İnsandışılıkta Başarısızlık: Sartre'ın
"bağlanmış edebiyat" (littérature engagée) tezine karşı
Bataille, yazının herhangi bir siyasal amaca araç kılınamayacak egemen ve
eylemsiz niteliğini savunur.
Eylemsiz Yazı
Sartre’a göre yazarın görevi, adaletsizliklere karşı tavır
almak, dünyayı temsil etmek ve sosyalizm aracılığıyla özgürlüğe hizmet
etmektir. Edebiyat, belirli bir sorumluluk ve toplumsal eylem (praxis)
aracıdır.
Bataille, yazmanın bir tercih veya görev değil; "seçime
yer bırakmayan bir tutku ve bastırılamaz bir arzu" olduğunu savunur.
Edebiyat bir araca, bir siyasi hizmete indirgenemez. Edebiyat doğası gereği
"yararsızdır", "egemendir" ve eylemsizliği içinde
"imkansızın" tanıklığını yapar.
Yazar eyleme bütünüyle atılıp iktidarı hedeflediğinde
yazarlığından ve edebiyatın sunduğu o özgün "egemenlikten" vazgeçmiş
olur. Edebiyat, tarihsel aciliyetlerin ve yararlılık ilkesinin ötesinde duran
"kutsal, ihlal edici ve ereksiz" bir alanı temsil eder.
Hegel’ci diyalektik, her tecrübeyi mutlak akıl/rasyonalite
içinde tamamlamayı hedefler. Oysa edebiyat, doğası gereği tamamlanmamış, açık
ve sonsuz bir gidiştir.
Edebiyat, sözdizimsel ve kavramsal kalıpların ötesine
geçmeye, anlatılamaz olanı (sessizlik, ölüm, varlık, imkansız) dile getirmeye
çalışır. Bu çaba onu hem bir sınır tecrübesine hem de metafiziğin bir tür
eleştirisine götürür.
Michel Foucault’nun belirttiği gibi, geleneksel diyalektik
çelişkiyi bütünlük içinde eritmeye çalışırken; Bataille, Blanchot ve Klossowski
gibi yazarların kullandığı dil bir "ihlal
dili" (langage de la
transgression) üretir.
Nietzsche'den itibaren rasyonel/gidimli dilin tıkandığı
noktada, edebiyat ve "edebi alan" felsefenin cevaplayamadığı, sistem
dışı kalan soruların barınağı haline gelir.
Hegel, Tinin Görüngübilimi ve Ansiklopedi projeleriyle
mutlak bilgiye ulaşmayı ve çemberi kapatmayı amaçlamıştır. Ancak bu tamamlanmış
sistem arayışı, paradoksal bir şekilde anlamsızlığa yönelir.
Hegel'in sistemi kapatmadaki başarısızlığı, yazar için
"bitirmeyi bitirmek bilmemeye" zorlanan diyalektik dışı bir tecrübe
alan açar. "Her Şey"in söylendiği varsayıldığı anda aslında henüz
"Hiçbir Şey"in söylenmediği ortaya çıkar. Bu da düşüncenin ve yazının
sonsuz oyununu mümkün kılar.
Yazmak, hiçbir zaman gelmeyecek olan "son söze"
doğru yönelmektir. Dil ve ölüm birbirine aittir; ancak son söz söylenemez
olduğu için ölüm, edebi eylemi koşullandıran "imkansız" olarak
belirir.
Sistemden kaçılamaz ama ona sabırlı bir ataletle karşı
konabilir. Foucault ve Blanchot'nun belirttiği gibi ihlal; olumsuzlamanın
olumsuzlanması değildir, sınırı veya yasağı yok etmez. Aksine, sınırın
kendisini ve onun ötesindeki sınırsızı doğrular.
Hegel'e göre dil, dolaysız olanı ("şimdi,
gecedir") dile getirdiği an onu genelleştirir ve somut şeyi öldürür. Dil,
nesneyi değil ancak varlığın imkansızlığını dikkate alabilir.
Derrida'nın ifadesiyle, Hegel'in sistemi kendi mantığı
içinde öngörmediği, hiçbir nihai yararlılığı ve kavramsal getirisi olmayan
"saf bir kayıp/yazı makinesi" üretir. Edebiyat, diyalektiğin
yularından kurtulan bu aşırılaşmış yazı makinesidir.
Sondeyiş
Auschwitz; kültürün, felsefenin ve sanatın insanı
barbarlıktan koruyamadığının kanıtıdır.
Bataille materyalist ve yanılsamasız tarih anlayışı
sayesinde Kötü’nün ve insan doğasındaki yıkıcılığın baştan beri farkındadır. Bu
nedenle Auschwitz, Bataille için bir "uyanış şoku" değil, insanın
kendi eliyle kurduğu yıkıcı potansiyelin trajik bir teyididir.
Roger Caillois modern savaşı ilkel toplumların "kutsal
şenliklerine" benzetir.
Bataille bunu "şok edici" bulur.
Bataille'a göre modern savaş, arkaik kutsallığı aşan bir
trajedidir.
Politikaya anlamını veren şey iktidarı ele geçirmek
değildir; aksine iktidar, egemenlik adına vazgeçilmesi gereken bir araçtır.
İmkansızın politikası; toplumu tek boyuta indirgeyen yararcı
sistemlere, totaliter kapanmalara ve insanı sadece işlevsel bir araç olarak
gören mantığa karşı köklü bir protestodur.
Sistemlerin bastırdığı kurban etme, erotizm, kahkaha,
esrime, şiir ve "aşağıdan gelen güçlerin" yıkıcılığı aracılığıyla
toplumsal atalete ve felakete karşı durmayı hedefler.
Alexandre Kojève'in Hegel okumasından mülhem "Tarihin
Sonu" tezine karşılık Bataille; eylemin tıkanıklığını, tarihin trajik bir
aşamaya geldiğini görür.
Eylemin imkansızlaştığı, siyasi projelerin hayal
kırıklığıyla sonuçlandığı noktada yazı bir sığınak değil, "açık bir
yara" ve bir yıkım aracına dönüşür. Bataille, eylemsizliğin getirdiği
ataleti kırmak için kan kaybeder gibi yazar; çünkü yazmak, özneyi tek başına
imkansızın sınırına taşırken aynı zamanda kendisini Ötekine sunma biçimidir.
...
La Politique de l'impossible: L'intellectuel entre révolte et engagement
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder