Tahir
M. Ceylan - Ortak Benlik -
Notlar
Nörofelsefi Temellendirme
Ayrıntı Yayınları, 2012
Önsöz Yerine: İçerisi ve Dışarısı Hakkında
Sözlerimiz/yazılarımız -her ne konuda olursa olsun- hep
ayrışmışlıkla ilintili ve zaten söz söylemek de yazı yazmak da ancak ayrışmışlık
ile mümkün. Ne söylüyor, ne yazıyorsak (ve her ne yapıyorsak), bütünden
apardıklarımızla gerçekleşiyor.
Dünyayı ben ve ben-olmayan diye ayırmak, bütünü tam olarak
kavrama olasılığımız kuramsal olarak bulunmasa da uygulamada bize kolaylık
sağlar.
"Dışarısı" nesneler dünyasını, "içerisi"
ise öznenin duyumları, duyguları, düşünceleri ve kurgularından oluşan alanı
temsil eder.
Beni bütünden, ona karışarak bireyselliğimi/özerkliğimi
kaybetmemden koruyan, bu sınırlar. Ben bu sınırlar üzerinden dışarıyla ilişki
kuruyorum.
"Başkasının Ben"i
Husserl, ego ve doğanın ötesinde, varoluşun ilk
başlangıcında yer alan primordial (ilksel) alana "başka ben"i
yerleştirir. Bu da "başkası" kavramının, varoluş çekirdeğimize kadar
indiğini gösterir.
Benlik; terk edilmişlik, geride kalmışlık ve bir
"artık" oluşturma durumudur.
İnsanın "ben" algısı, ortaklığın ona yönelttiği
bir "sen" söyleminin ezberlenmesidir.
Toplumsal ahlak kuralları ortak benliği korumaya dönüktür.
Dağcının tek başına zirveye tırmanıp defteri imzalaması ve
bunu insanlarla paylaşması gibi, en bireysel/bencil davranış dahi en
nihayetinde sosyal bir halkaya eklemlenme ihtiyacı taşır.
Beynin Gelişimi
İnsan beynini diğer canlılardan ayıran en temel yapı ön
beyin kabuğudur (korteks). Talamus bir dağıtım merkezi olarak gelen devasa
veriyi kortekse aktarır. Korteksteki sinir hücreleri kümelenerek kolonları ve
hücre meclislerini (cell assemblies) oluşturur. İnsan zihnindeki duygu, algı,
hesaplama ve soyutlama tamamen bu meclislerin eşzamanlı kombinasyon/korelasyon
yeteneğidir.
İnsan ön beyin kabuğundaki hücreler, D1 dopamine
reseptörleri sayesinde bir kez uyarıldıklarında çok uzun süre aktif
kalabilirler. Bu hücresel aktif kalma yeteneği, beynin çok farklı bilgileri
aynı anda tutup birleştirmesini (sekronizasyon ve entegrasyon) sağlar.
Beyin, yaklaşık 3,5 milyar metre (dünyayı 100 kez saracak)
uzunluğunda bağlantı ağıyla olağanüstü bir örgütlenmedir.
Beyin kendi kendine var olan kapalı bir kutu değildir; dünya
ve nesneler tarafından var edilir. Nesnelerle kurulan her ilişki (dışlaşma),
beyinde yeni yolların kurulmasını, bazılarının güçlenmesini ve
kullanılmayanların budanmasını (synaptic pruning) sağlar.
Alt beyin sistemleri dürtülerin, duyguların ve ortak
benliğin kaynağıyken; beyin kabuğu (korteks) kontrol, dikkat ve denetim
mekanizmasıdır.
DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite): Kabuğun alt
sistemler üzerinde yeterince kontrol kuramaması durumudur. Uyarım artırıcı
ilaçlar kabuğu güçlendirerek alt sistemleri baskılar ve çocuğu sakinleştirir.
OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluk): Obsesyonlar alt beynin
dürtüklemesiyle, kompulsiyonlar ise kabuğun bu dürtüleri denetlemek üzere
geliştirdiği aşırı kontrol çabasıyla ortaya çıkar.
Şizofreni: Alt sistemlerin (ve ortak benlik bileşenlerinin)
üst yapıyı (kabuğu) sürekli zorlaması ve dikkatin/kontrolün hiçbir zaman tam
kurulamaması durumudur.
Ortak Benlik
İnsanın evrimsel, genetik ve toplumsal arşivini tutan derin
yapıdır. İnsanın birbirine bağlılığını, fedakarlığı, empatiyi ve toplumsal
uyumu sağlar. Her insanın zihni, ortak tek bir canlının veya topluluğun nöral
bir düğümü (ganglion) gibi çalışır.
Nesne Benliği
Çocuğun dünyayı ve nesneleri tecrübe etmesiyle 2 yaş
civarında filizlenen, kişiyi "bireysel" hissettiren yapıdır.
Nesnelere, mülkiyete ve zenginliğe yönelik tutku artıp "nesne iştahı"
kontrolden çıktıkça insan ortak benlikten ve varoluşsal köklerinden uzaklaşır.
Hafıza
Zımni (Implicit) Hafıza (0-2 yaş)
Sarih (Explicit) Hafıza / 2 yaşından sonra (Nesne Benliği
ile başlar)
Travmalar sarih hafıza devrelerini tahrip ettiğinde, oluşan
boşlukları zımni hafıza kayıtları (engramlar) doldurur. Psikanalitik süreç
(serbest çağrışım), zımni hafızadaki bu bilinçdışı kayıtları söze dökerek
onları "nesne" haline getirir. Nesneleşen bilgi üzerinde benlik
kontrol sağlayabilir.
Zihnin Ortaya Çıkışı
Zihnin ve ötekini algılama yetisinin temelinde, sağ beynin
orbitofrontal kabuk bölgesinde yer alan bir "zihin-yaratma modülü"
yatar.
Çocuk, anneyle kurduğu yüz yüze ilişkide eşduyum ararken
kendi zihninin varlığını fark eder. Başkasının zihninin temsilini kendi
zihninde kuramayan bir birey (örneğin otizm spektrumundaki olgular), kendi
zihninin içsel temsilini de oluşturamaz.
Günümüz modern dünyasında yüz yüze ilişkilerin azalması bu
modülü köreltmekte; bireyler ortak benlikten kopmakta ve buna tepki olarak
reaksiyonel ahlaki/dini felsefeler yükselmektedir.
İnsanı diğer canlılardan (örneğin şempanzelerden) ayıran
temel fark konuşma merkezinin büyüklüğü değil, prefrontal korteksteki D1
(Dopamin-1) reseptörleridir. Bu reseptörler, birden fazla nöral döngüyü
eşzamanlı ve uzun süre aktif tutarak soyutlama, sembol üretme, bilim, edebiyat
ve felsefe yapma olanağı sağlar.
Manik fazdaki hastaların durmaksızın ürettiği sesler, kelime
sentezleri (neolojizma), müzikalite ve kafiyeli konuşma (clang çağrışımı),
başlangıçta ilkel olan dili zenginleştirip bugünkü esnek ve sanatsal formuna
kavuşturmuştur.
Ortak benlik sabit bir depo değil; ağaç halkaları gibi
katmanlaşan dinamik bir yapıdır.
Otizm Spektrumu
Sağ orbitofrontal zihin-yaratma modülünün anormalliği.
Başkasının ve dolayısıyla kendisinin zihinsel temsilini kuramama; dışlaşmanın
sınırlı kalması.
Williams Sendromu
Yüz tanıma modülündeki (fuziform girus) bozulmayı telafi
etmek için aşırı sözel ve işitsel sosyallik geliştirme.
Şizofreni
Nesneler dünyasındaki başarısızlıktan kaçarak ortak benliğin
en iç halkalarına (yüksek enerjili kadim köklere) gerileme (regresyon).
Kişilik Bozuklukları
Ortak benlik dış katlarının nesne benliğine dönüşürken
(dışlaşırken) heterojen dağılması (Örn: Esneklik yüksek ama saldırganlık
dengelenememişse çekingen veya antisosyal yapı).
Telepati ve İkizler
Büyülü bir olgu değil; genetik ve çevresel özdeşlik
nedeniyle ortak benlik uçlarının birebire yakın olması ve yüksek içgörü
sayesinde ötekini kendisi gibi hissetme durumu.
Sağ yarım küre, diğer insanların sağ beyinleri ve
bedenleriyle "sözel olmayan" (yüz ifadesi, prozodi, tavır)
kanallardan iletişim kurar. Kişi, karşıdakinin beden dilini ve duygusunu kendi
bedenindeki karşılığıyla eşleyerek anlama yetisi (Zihin Kuramı / Theory of
Mind) geliştirir. Bu duygusal bağ, insanları birbirine bağlayan kesintisiz bir
"Ortak Benlik Zinciri" oluşturur.
Sol yarım küre; dil, nesnelerin fiziksel kanunları ve dış
dünyanın gerçekliğiyle ilgilenir. Tekil bireyleşmeyi ve "Nesne
Benliği"ni temsil eder. Sol beyinler arası kurulan bağ ise nesnel bilginin
depolandığı ve aktarıldığı etkileşimli bir "küresel kütüphane" işlevi
görür.
Ortak benlik
Ortak Benlik (Enerji Bütünü): İnsanlığın filogenetik
(soya bağlı/evrimsel) geçmişinden süzülüp gelen, potansiyel bilgi ve enerji
yüküdür. Cenin aşamasında bireye aktarılır; insanın yaşamdaki temel
çerçevesini, evrensel dil ve yüz tanıma gibi değişmez alt yapılarını çizer.
Nesne Benliği (Bilgi Yükü): Doğumla birlikte
"ortak benlik" dış dünyayla temas eder. Bir amip kolu gibi dış
dünyaya uzanan (uçlaşan) ortak benlik parçası, çevrenin oluşturduğu temsillerle
katılaşır ve nesne benliğine dönüşür. Dış dünyaya uyum sağlamak için gerekli
rasyonel bilgi yükünü temsil eder.
Nevroz ve ruhsal rahatsızlıklar ortak benliğin dış dünyayla
(nesneyle) yeterince buluşamamasından veya bu dengenin bozulmasından
kaynaklanır.
Dürtü Kontrol Bozukluğu
Ortak benliğin (dürtü ve enerjinin) aşırı egemenliğidir;
nesnenin dilini anlamadan ona saldırma eğilimidir.
Depresyon
Nesne baskısının yoğunlaştığı, ortak benliğin zayıfladığı ve
ağır yeti yitimine yol açan bir durumdur.
Gerald Edelman’ın modeline göre benlik, hafızada
zaten var olan kayıtların ve değerlerin ergenlik ve ilk yetişkinlik
dönemlerinde (nöronal budanma süreçleriyle) yeniden konumlandırılması
(re-categorization / yeniden değer yüklenmesi) ile oluşur.
Ortak benlik insanı sadece geçmişine ve soyağacına değil, en
gerideki kaynağa (tine) bağlar. Nesne benliği ile yeryüzündeki yerini alan
insan, ortak benlik ile evrendeki yerini sabitler ve varoluşsal boşluktan
kurtulur.
Sosyal Beden
Ortak benlik, nesneler dünyasındaki varlığını tekil
insanlarla sınırlamayarak akışkan, geçişli, sıvı ve çok parçalı bir
"sosyal beden" kurar. Bu yapı, bir organını veya üyesini kaybetse de
(yılan misali) bütünlüğünü ve varlığını sürdürür.
Biyolojik bedenin karaciğeri veya hormonları ne ise;
gelenekler, hukuk, din, ahlak ve siyasi sistemler de sosyal bedenin aynı
şekilde besleyen ve düzenleyen organlarıdır.
Sanılanın aksine narsisistik ve antisosyal kişilikler daha
"içe dönük"tür çünkü dış dünyanın yerine kendi içlerini koyarlar;
bağımlı ve kaçıngan kişilikler ise nesneye aşırı değer verdikleri için dışa
dönüktürler.
Benliğin Sürekliliği
Bebeğin zihnindeki "benlik sürekliliği", annenin
değişmez duygularla yanında durmasıyla kurulur. Ancak benliğin dünyaya göre
değil de anneye göre sabitlenmesi gerçekdışı bir yanılsamadır ve nevrozların
temelini atar.
Benlik sabitliği zihnin ilk kurduğu bilişsel yapı olduğu
için, buna yönelik bir tehdit (delirme, kontrolü kaybetme, yok olma korkusu)
insandaki en yüksek bunaltıyı yaratır.
Bebek başlangıçta kendini yönetmek için anne temsilini
kullanır; bu temsil yetersiz kalıp ortadan kalktığında oluşan boşluğu doldurmak
için "ben" temsilini icat eder.
İnsan zihni grup tarafından ortaklaşa kurulduğu halde, izafi
bir konumlanma yanılsaması nedeniyle mutlak merkez olarak "ben"i
algılar. Hakiki durum bir "biz" algısı olmalıdır.
Yaşlandıkça benliğin değişmezliği belirginleşir. Zira
çevresel değişimlere göre yeni pozisyon almanın maliyeti artar; beden
esnekliğini kaybeder ve kişi nesne benliğini korumak için aktif uyum yerine
pasif savunmaya geçer.
Yeryüzünde Konumlanma Biçimi Olarak Nesne Benliği
İnsanın konumlanması iki bilgiyle sağlanır: Nesneden alınan
bilgi ve bedenin buna tepkisiyle kendinden aldığı bilgi. Zihin, bedeninin
fiziksel sınırlarına ve kapasitesine bakarak kendini değerlendirir ve bu
değerlendirme benliğe işleyerek kişilik tercihlerine, savunma mekanizmalarına
(başkasının değerini düşürme, kıskançlık vb.) dönüşür.
Alet kullanımı, insanın
nesneye uyum sağlamak (nesneleşmek) yerine nesneyi büküp kendi kölesi yapmasına
yol açmıştır.
Aletsiz balık tutmak, ortak benliğin balığın doğasını
öğrenmesini ("balık olmasını"), yani nesneye boyun eğip esnemesini
gerektirir. Oysa olta veya ağ (alet) kullanan insan, nesneye eğilmez, nesneyi
yok eder.
Modern toplumdaki şiddet ve
bencilliğin kökeninde, alet kullanımı nedeniyle nesnelerin ortak benliğe diz
çöktürememesi ve ortak benliğin nesne yönünde dönüşmeden homojen bir külçe
olarak kalması yatmaktadır.
Nesne bağlarından kopan ve nesne bilgisine aç kalan sinir
sistemi, tıpkı besinsiz kalan bir beden gibi kendi iç yankısını doğurmaya
başlar; bu da şizofrenik varsanılara (halüsinasyonlara) yol açar.
Winnicott, “gerçek benlik her zaman özel kalır ve
başkalarıyla asla iletişime girmez" diyerek Ortak Benlik dinamiğine
yaklaşmıştır. Annenin (ilk nesnenin) bebeğin ihtiyaçlarını karşılıksız
karşılayarak kendisini öznenin bir parçası gibi sunması, bebeğin Ortak Benlik
ucunu şişirir. Bu "narsisistik balon" insanlığın uygarlık kurma ve
dünyayı kendine uydurma gücünün temelini oluşturur.
Dinamik Yapılanma Biçiminde Hafızanın Sinirsel Kurulumu
Bir nesnenin farklı özellikleri (örneğin kanaryanın
sarılığı, sesi ve sıcaklığı) duyu merkezlerinde eşzamanlı döngüler aktive eder.
Bu eşzamanlılık bilgiyi soyutlaştırır ve zenginleştirir.
İnsanın algılama kapasitesi ile nesneyle derin ilişki kurma
kapasitesi arasında ikincisi aleyhine evrimsel bir boşluk vardır. İnsan bu
boşluğu hayaller kurarak kapatmıştır. Hayal; nesne ortamda olmasa bile sinirsel
döngüleri aktif tutarak türev bilgiye ulaşmayı, soyutlamayı ve bugünkü insan
bilincine ulaşmayı sağlamıştır.
Zımni (Implicit) Hafıza
Bireysel geçmişten ziyade türe özgü (filogenetik) geçmişi,
içgüdüleri ve ilksel korkuları barındırır. Daha çok alt beyin ve kabuk altı
(subkortikal) yapılarda (örneğin amigdal) temsil edilir. "Ortak
Benlik" ile çakışır.
Sarih (Explicit) Hafıza
Bireyin nesnelerle kurduğu kişisel ilişkinin, yaşantıların
ve somut hatıraların kaydedildiği alandır. Duyusal korteks ve hipokampus ile
ilişkilidir. "Nesne Benliği"ni besler.
Psikanalitik Terapi
Transferans (aktarım) yoluyla sağlanan yakınlık sayesinde
analist, analizanın zımni hafızasındaki uyumsuz, arkaik kalıntıları sarih
hafıza ilkelerine göre yeniden düzenler. Bu durum, arkaik "ortak
benlik" algısından kurtulup "nesne benliği" üzerinden gerçekliği
nesnelleştirme işlemidir.
Rüya
Uyku pasif bir dinlenme değil; bedensel onarımın yapıldığı,
büyüme hormonunun salgılandığı ve ertesi güne hazırlıkların tamamlandığı son
derece aktif bir süreçtir.
REM uykusunda evrimsel/filogenetik açıdan eski bilgiler ile
günlük pratikten gelen yeni bilgiler karşılaştırılır ve uzlaştırılır. İlkel
saldırganlık güdüleri rüyalarda serbest kalarak ve sembollerle emilerek
nötralize edilir. Bu süreç, özellikle annenin yavruya yönelik saldırganlığını
temizlemesi açısından türün devamlılığında kritik önem taşır.
Uyku ve rüya, insanı türsel geçmişine ("ortak
benliğe") bağlayarak yaşam güdüsü verir. Uykusuzluk veya rüya yoksunluğu;
edilgenlik, depresyon ve motivasyon kaybına yol açar.
Vicdan, "kendini
başkasında hissetmek" ve karşıdakinde kendi ortak benlik parçasını
tanımaktır. İnsan, evrimsel olarak kendine yakın (memeliler) veya savunmasız
türlere (kuşlar) karşı daha güçlü vicdani bağlar geliştirir.
Anlamsızlık
Anlamsızlık duygusu, kişinin kendisini nesneler üzerinde bir
etki yaratamaz ya da nesnelerin üzerindeki etkisini göğüsleyemez
("etkisiz") hissetmesinin benliğe genellenmesidir.
Zengin ve güçlü nesne temsilleri, ancak kuvvetli bir ortak
benlik taşıyıcısı uç (birey) ile zengin bir çevrenin karşılaşmasıyla oluşur.
Zayıf ortak benlik uçlarında nesne temsilleri silik kalır ve
kişi anlamsızlığa düşer.
Biyolojik ve türsel geçmişe dayanan "Ortak Benlik"
ile çevresel etkileşimlerle kurulan "Nesne Benliği" arasında bir
denge şarttır.
El ve Yüz
El ve yüz (çene/mimikler) evrimsel süreçte sürekli ortak
çalışmıştır. Mimikler, sosyal ilişkinin bir araya getirdiği bir dil olmaktan
ziyade, elin tarih boyunca karşılaştığı fiziki zorlukların (ağır bir taşı
kaldırmak, ip çözmek vb.) yüzdeki yansıması ve içsel bir özetidir.
İnsan emeğinin fiziki nesnelerden uzaklaşıp klavye, makine
ve pedallara kayması, elin yükünü hafifletmiş; bu durum yüz mimiklerinin
giderek silinmesine yol açmıştır.
Empati, kişinin kendi üzerinden başkasını değil; aksine
başkası üzerinden kendini anlamasıdır.
Bireysel başarı nesne benliği için şartken, ortak benlik
için şart değildir; ortak benlik uyumu ve gruba ait olmayı esas alır. Sıkıntı
ve yetersizlik anlarında (veya şizofrenik regresyonda) birey, nesne benliğini
terk edip sığınak olarak genetik bir kalıntı olan ortak benliğe çekilir.
Seçilme Baskısı
Nüfus azken bireyler pozitif özelliklerini (yaratıcılık, iş
birliği, empati) ön plana çıkarır. Başkasının başarısı kendi başarısını
artırır. Yardımlaşma ve bireysel yaratıcılık en üst düzeydedir.
Nüfus kritik bir eşiği aştığında, ödül kazanmaktan çok
"hata yapmama ve elenmeme" güdüsü öne geçer. Bireyler başkasının hata
yapmasını bekler veya deneylerini gizlice bozar.
Hata yapmayan, esneksiz ve savunucu olan obsesif kişilikler
toplumun kilit noktalarını ele geçirir; narsisistik ve paranoidler kendini
korur. Yaratıcı ve içe dönük (otistik, şizoid) yapılar baskılanır. Toplumsal
çölleşme başlar.
Sistem gelişim yerine gerilemeye girdiğinde, ortak benlik
"hayatta kalmak için yok et" düzeneğini işletir; nüfusu dramatik
şekilde azaltarak sistemi tekrar pozitif seçilme baskısına döndürür.
Bilinçdışılılık
Anne bakımındaki yetersizlik, çocuğun hayatta kalmak için
"büyüklenmeci bir kendilik imgesi" geliştirmesine yol açar.
Erken travmalar stres hormonlarını artırır, bu da beynin ön
kabuğunda dopamin (DA) aktivitesini yükseltir.
Artan dopamin, kişinin ikincil düşünceleri söndürerek tek
bir öncelikli düşünceyi ("Ben önemliyim / ben kendime bakabilirim")
aşırı önemli hale getirmesine neden olur.
Stres hormonları hafıza merkezi hipokampustaki reseptörlere
saldırarak hücresel hasar yaratır. Bu durum, büyüklenmeci benliği çürütecek
yeni kanıtların hafızaya kaydolmasını engeller ve yapıyı sabitler.
Duygu, ortak benlikte
biriken enerjinin (dürtünün) nesneye yönelmiş halidir; ortak benliği nesnelere
yapıştırarak onun nesne benliğine dönüşmesini sağlayan köprüdür.
Duygular (emosyonlar) hem bireyin kendi iç dünyasını
(biyolojik ve ruhsal) hem de dış dünyayı/toplumu düzenleyen ikili (dyadic) bir
işleve sahiptir.
Eklenme ve Bütünlenme
İçsel bütünlük ile kişiler arası (nesne) ilişkileri
birbirini karşılıklı besler.
Bebeğin topluma eklemlenmesi, iç bütünlüğün annenin eşduyumu
(empati) ile tamamlanmasına bağlıdır. Bu süreç aksarsa bireyde kontrolsüz öfke
nöbetleri, depresyon ve derin bir boşluk duygusu gelişir.
İç ses, çocuğun ihtiyaç
duyduğu ama kontrol edemediği ebeveynin yerine kendi zihninde yarattığı
yönlendirici/yatıştırıcı bir yapıdır.
Oyun
Oyun, çocuğun nesnelerin gerçek risklerini ödemeden
(bedelsiz) onları deneyimlediği soyut bir simülasyondur. Anne önce çocuğu
nesnelere bağımlı kılar (oyunla), ardından bu nesnelere ulaşmak için bedel
ödemeyi (kuralları) öğretir.
İnsan yavrusu dünyaya tam hazır doğmaz, çaresizdir. Bu
yüzden insan gerçeği hazmetmek için uzun süre oyun oynamak zorundadır; bu durum
insanı daha az "somut/gerçek", daha çok "soyut/düşsel" bir
canlı kılar (Rüyalar da gecenin oyunlarıdır).
Değişen Benlik Organizasyonlarında Temel Süreç Olarak Dışlaşmak
İlk 1 yaş boyunca bebek, dış dünyada aslında rahim içi
hayatı sürdüren bir "iç" olarak var olur.
Beden ve organlar (örneğin el) nesnelerin dünyasına
uzandıkça özneden uzaklaşır ve nesnenin dilini öğrenir. Dokuz ay boyunca
rahimde acıkmayan özne, doğum sonrası "açlık" yüzünden kendini
nesneleştirmek ve nesneye yabancılaşmak zorunda kalır.
Öznenin varlığını koruyabilmesinin tek yolu, bütün ruhsal
sahayı savunmak yerine bir kısmını nesne işgaline açmasıdır.
Bütün sahayı savunmaya çalışmak (özellikle Obsesif-Kompulsif
Bozukluk ve nevrozlarda görüldüğü üzere) alanın tamamının işgal edilmesiyle
sonuçlanır.
Mutlak içlikten sonra, çocuğun merdiven inip çıktığı,
korkuları öğrendiği ve nesnelere ilgisinin arttığı 3-4 yaşa kadar olan dönem
"Nisbi İçlik" dönemidir.
Dışlaşma sırasında yaşanan düş kırıklıklarında zihin geriye
sığınacak bir "iç parça" arar. Eğer birey nisbi içlik döneminde çok
az nesneyle (dar/kısıtlı) bağ kurmuşsa, yaşadığı travmalarda bu intermediate
seviyede tutunamayarak doğrudan ilk yaştaki "Mutlak İçlik" dönemine
geri düşer.
Ortak benlik, türün evrimsel ve filogenetik geçmişinden
gelen, DNA’ya kazınmış enerji/doyum taleplerini (içgüdüleri) barındırır. Bu
enerjiye yönelme, basit bir nesne isteği değil, türsel bir şartlanmadır.
Bireyin dış dünyayla temas edebilmesi için "nesne
dilini" öğrenmesi gerekir. Nesne benliği, bir yüzünde ortak benliğin
içgüdüsel dilini, diğer yüzünde nesnelerin dünyasını taşıyan bir
"transformer" (çevirmen) gibi çalışır.
Olgunlaşma, nesne benliğinin bu çeviri işinde
uzmanlaşmasıdır.
Olgun nesne benliği doğrudan nesne dilinde düşünür (zihin
kuramı geliştirir) ve döner kapı gibi çalışır: Bir tarafla temas ederken diğer
tarafı yalıtır (izolasyon).
Eğer izolasyon sağlanamaz ve tüm dürtüler nesnelere
saldırırsa, nesneler kaçar. Nesneden mahrum kalan nesne benliği; sanat,
edebiyat veya gündüz hayalleri aracılığıyla hayali nesneler yaratarak doyuma
ulaşmaya çalışır.
Kendini doğrudan öldürme biyolojik olarak zor olduğu için,
canlılar ölme isteğini başkalarına saldırıp karşı saldırı davet ederek (kendini
öldürterek) doyururlar.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder