1 Haziran 2022 Çarşamba

Tahir M. Ceylan - Ortak Benlik - Notlar

Tahir M. Ceylan - Ortak Benlik - Notlar

Nörofelsefi Temellendirme

Ayrıntı Yayınları, 2012

 


Önsöz Yerine: İçerisi ve Dışarısı Hakkında

Sözlerimiz/yazılarımız -her ne konuda olursa olsun- hep ayrışmışlıkla ilintili ve zaten söz söylemek de yazı yazmak da ancak ayrışmışlık ile mümkün. Ne söylüyor, ne yazıyorsak (ve her ne yapıyorsak), bütünden apardıklarımızla gerçekleşiyor.

 

Dünyayı ben ve ben-olmayan diye ayırmak, bütünü tam olarak kavrama olasılığımız kuramsal olarak bulunmasa da uygulamada bize kolaylık sağlar.

 

"Dışarısı" nesneler dünyasını, "içerisi" ise öznenin duyumları, duyguları, düşünceleri ve kurgularından oluşan alanı temsil eder.

 

Beni bütünden, ona karışarak bireyselliğimi/özerkliğimi kaybetmemden koruyan, bu sınırlar. Ben bu sınırlar üzerinden dışarıyla ilişki kuruyorum.

 

"Başkasının Ben"i

Husserl, ego ve doğanın ötesinde, varoluşun ilk başlangıcında yer alan primordial (ilksel) alana "başka ben"i yerleştirir. Bu da "başkası" kavramının, varoluş çekirdeğimize kadar indiğini gösterir.

 

Benlik; terk edilmişlik, geride kalmışlık ve bir "artık" oluşturma durumudur.

 

İnsanın "ben" algısı, ortaklığın ona yönelttiği bir "sen" söyleminin ezberlenmesidir.

 

Toplumsal ahlak kuralları ortak benliği korumaya dönüktür.

 

Dağcının tek başına zirveye tırmanıp defteri imzalaması ve bunu insanlarla paylaşması gibi, en bireysel/bencil davranış dahi en nihayetinde sosyal bir halkaya eklemlenme ihtiyacı taşır.

 

Beynin Gelişimi

İnsan beynini diğer canlılardan ayıran en temel yapı ön beyin kabuğudur (korteks). Talamus bir dağıtım merkezi olarak gelen devasa veriyi kortekse aktarır. Korteksteki sinir hücreleri kümelenerek kolonları ve hücre meclislerini (cell assemblies) oluşturur. İnsan zihnindeki duygu, algı, hesaplama ve soyutlama tamamen bu meclislerin eşzamanlı kombinasyon/korelasyon yeteneğidir.

 

İnsan ön beyin kabuğundaki hücreler, D1 dopamine reseptörleri sayesinde bir kez uyarıldıklarında çok uzun süre aktif kalabilirler. Bu hücresel aktif kalma yeteneği, beynin çok farklı bilgileri aynı anda tutup birleştirmesini (sekronizasyon ve entegrasyon) sağlar.

 

Beyin, yaklaşık 3,5 milyar metre (dünyayı 100 kez saracak) uzunluğunda bağlantı ağıyla olağanüstü bir örgütlenmedir.

Beyin kendi kendine var olan kapalı bir kutu değildir; dünya ve nesneler tarafından var edilir. Nesnelerle kurulan her ilişki (dışlaşma), beyinde yeni yolların kurulmasını, bazılarının güçlenmesini ve kullanılmayanların budanmasını (synaptic pruning) sağlar.

 

Alt beyin sistemleri dürtülerin, duyguların ve ortak benliğin kaynağıyken; beyin kabuğu (korteks) kontrol, dikkat ve denetim mekanizmasıdır.

 

DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite): Kabuğun alt sistemler üzerinde yeterince kontrol kuramaması durumudur. Uyarım artırıcı ilaçlar kabuğu güçlendirerek alt sistemleri baskılar ve çocuğu sakinleştirir.

 

OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluk): Obsesyonlar alt beynin dürtüklemesiyle, kompulsiyonlar ise kabuğun bu dürtüleri denetlemek üzere geliştirdiği aşırı kontrol çabasıyla ortaya çıkar.

 

Şizofreni: Alt sistemlerin (ve ortak benlik bileşenlerinin) üst yapıyı (kabuğu) sürekli zorlaması ve dikkatin/kontrolün hiçbir zaman tam kurulamaması durumudur.

 

Ortak Benlik

İnsanın evrimsel, genetik ve toplumsal arşivini tutan derin yapıdır. İnsanın birbirine bağlılığını, fedakarlığı, empatiyi ve toplumsal uyumu sağlar. Her insanın zihni, ortak tek bir canlının veya topluluğun nöral bir düğümü (ganglion) gibi çalışır.

 

Nesne Benliği

Çocuğun dünyayı ve nesneleri tecrübe etmesiyle 2 yaş civarında filizlenen, kişiyi "bireysel" hissettiren yapıdır. Nesnelere, mülkiyete ve zenginliğe yönelik tutku artıp "nesne iştahı" kontrolden çıktıkça insan ortak benlikten ve varoluşsal köklerinden uzaklaşır.

 

Hafıza

Zımni (Implicit) Hafıza (0-2 yaş)

Sarih (Explicit) Hafıza / 2 yaşından sonra (Nesne Benliği ile başlar)

 

Travmalar sarih hafıza devrelerini tahrip ettiğinde, oluşan boşlukları zımni hafıza kayıtları (engramlar) doldurur. Psikanalitik süreç (serbest çağrışım), zımni hafızadaki bu bilinçdışı kayıtları söze dökerek onları "nesne" haline getirir. Nesneleşen bilgi üzerinde benlik kontrol sağlayabilir.

 

Zihnin Ortaya Çıkışı

Zihnin ve ötekini algılama yetisinin temelinde, sağ beynin orbitofrontal kabuk bölgesinde yer alan bir "zihin-yaratma modülü" yatar.

Çocuk, anneyle kurduğu yüz yüze ilişkide eşduyum ararken kendi zihninin varlığını fark eder. Başkasının zihninin temsilini kendi zihninde kuramayan bir birey (örneğin otizm spektrumundaki olgular), kendi zihninin içsel temsilini de oluşturamaz.

Günümüz modern dünyasında yüz yüze ilişkilerin azalması bu modülü köreltmekte; bireyler ortak benlikten kopmakta ve buna tepki olarak reaksiyonel ahlaki/dini felsefeler yükselmektedir.

 

İnsanı diğer canlılardan (örneğin şempanzelerden) ayıran temel fark konuşma merkezinin büyüklüğü değil, prefrontal korteksteki D1 (Dopamin-1) reseptörleridir. Bu reseptörler, birden fazla nöral döngüyü eşzamanlı ve uzun süre aktif tutarak soyutlama, sembol üretme, bilim, edebiyat ve felsefe yapma olanağı sağlar.

 

Manik fazdaki hastaların durmaksızın ürettiği sesler, kelime sentezleri (neolojizma), müzikalite ve kafiyeli konuşma (clang çağrışımı), başlangıçta ilkel olan dili zenginleştirip bugünkü esnek ve sanatsal formuna kavuşturmuştur.

 

Ortak benlik sabit bir depo değil; ağaç halkaları gibi katmanlaşan dinamik bir yapıdır.

 

Otizm Spektrumu

Sağ orbitofrontal zihin-yaratma modülünün anormalliği. Başkasının ve dolayısıyla kendisinin zihinsel temsilini kuramama; dışlaşmanın sınırlı kalması.

 

Williams Sendromu

Yüz tanıma modülündeki (fuziform girus) bozulmayı telafi etmek için aşırı sözel ve işitsel sosyallik geliştirme.

 

Şizofreni

Nesneler dünyasındaki başarısızlıktan kaçarak ortak benliğin en iç halkalarına (yüksek enerjili kadim köklere) gerileme (regresyon).

 

Kişilik Bozuklukları

Ortak benlik dış katlarının nesne benliğine dönüşürken (dışlaşırken) heterojen dağılması (Örn: Esneklik yüksek ama saldırganlık dengelenememişse çekingen veya antisosyal yapı).

 

Telepati ve İkizler

Büyülü bir olgu değil; genetik ve çevresel özdeşlik nedeniyle ortak benlik uçlarının birebire yakın olması ve yüksek içgörü sayesinde ötekini kendisi gibi hissetme durumu.

 

Sağ yarım küre, diğer insanların sağ beyinleri ve bedenleriyle "sözel olmayan" (yüz ifadesi, prozodi, tavır) kanallardan iletişim kurar. Kişi, karşıdakinin beden dilini ve duygusunu kendi bedenindeki karşılığıyla eşleyerek anlama yetisi (Zihin Kuramı / Theory of Mind) geliştirir. Bu duygusal bağ, insanları birbirine bağlayan kesintisiz bir "Ortak Benlik Zinciri" oluşturur.

 

Sol yarım küre; dil, nesnelerin fiziksel kanunları ve dış dünyanın gerçekliğiyle ilgilenir. Tekil bireyleşmeyi ve "Nesne Benliği"ni temsil eder. Sol beyinler arası kurulan bağ ise nesnel bilginin depolandığı ve aktarıldığı etkileşimli bir "küresel kütüphane" işlevi görür.

 

Ortak benlik

Ortak Benlik (Enerji Bütünü): İnsanlığın filogenetik (soya bağlı/evrimsel) geçmişinden süzülüp gelen, potansiyel bilgi ve enerji yüküdür. Cenin aşamasında bireye aktarılır; insanın yaşamdaki temel çerçevesini, evrensel dil ve yüz tanıma gibi değişmez alt yapılarını çizer.

 

Nesne Benliği (Bilgi Yükü): Doğumla birlikte "ortak benlik" dış dünyayla temas eder. Bir amip kolu gibi dış dünyaya uzanan (uçlaşan) ortak benlik parçası, çevrenin oluşturduğu temsillerle katılaşır ve nesne benliğine dönüşür. Dış dünyaya uyum sağlamak için gerekli rasyonel bilgi yükünü temsil eder.

 

Nevroz ve ruhsal rahatsızlıklar ortak benliğin dış dünyayla (nesneyle) yeterince buluşamamasından veya bu dengenin bozulmasından kaynaklanır.

 

Dürtü Kontrol Bozukluğu

Ortak benliğin (dürtü ve enerjinin) aşırı egemenliğidir; nesnenin dilini anlamadan ona saldırma eğilimidir.

 

Depresyon

Nesne baskısının yoğunlaştığı, ortak benliğin zayıfladığı ve ağır yeti yitimine yol açan bir durumdur.

 

Gerald Edelman’ın modeline göre benlik, hafızada zaten var olan kayıtların ve değerlerin ergenlik ve ilk yetişkinlik dönemlerinde (nöronal budanma süreçleriyle) yeniden konumlandırılması (re-categorization / yeniden değer yüklenmesi) ile oluşur.

 

Ortak benlik insanı sadece geçmişine ve soyağacına değil, en gerideki kaynağa (tine) bağlar. Nesne benliği ile yeryüzündeki yerini alan insan, ortak benlik ile evrendeki yerini sabitler ve varoluşsal boşluktan kurtulur.

 

Sosyal Beden

Ortak benlik, nesneler dünyasındaki varlığını tekil insanlarla sınırlamayarak akışkan, geçişli, sıvı ve çok parçalı bir "sosyal beden" kurar. Bu yapı, bir organını veya üyesini kaybetse de (yılan misali) bütünlüğünü ve varlığını sürdürür.

 

Biyolojik bedenin karaciğeri veya hormonları ne ise; gelenekler, hukuk, din, ahlak ve siyasi sistemler de sosyal bedenin aynı şekilde besleyen ve düzenleyen organlarıdır.

 

Sanılanın aksine narsisistik ve antisosyal kişilikler daha "içe dönük"tür çünkü dış dünyanın yerine kendi içlerini koyarlar; bağımlı ve kaçıngan kişilikler ise nesneye aşırı değer verdikleri için dışa dönüktürler.

 

Benliğin Sürekliliği

Bebeğin zihnindeki "benlik sürekliliği", annenin değişmez duygularla yanında durmasıyla kurulur. Ancak benliğin dünyaya göre değil de anneye göre sabitlenmesi gerçekdışı bir yanılsamadır ve nevrozların temelini atar.

Benlik sabitliği zihnin ilk kurduğu bilişsel yapı olduğu için, buna yönelik bir tehdit (delirme, kontrolü kaybetme, yok olma korkusu) insandaki en yüksek bunaltıyı yaratır.

 

Bebek başlangıçta kendini yönetmek için anne temsilini kullanır; bu temsil yetersiz kalıp ortadan kalktığında oluşan boşluğu doldurmak için "ben" temsilini icat eder.

İnsan zihni grup tarafından ortaklaşa kurulduğu halde, izafi bir konumlanma yanılsaması nedeniyle mutlak merkez olarak "ben"i algılar. Hakiki durum bir "biz" algısı olmalıdır.

 

Yaşlandıkça benliğin değişmezliği belirginleşir. Zira çevresel değişimlere göre yeni pozisyon almanın maliyeti artar; beden esnekliğini kaybeder ve kişi nesne benliğini korumak için aktif uyum yerine pasif savunmaya geçer.

 

Yeryüzünde Konumlanma Biçimi Olarak Nesne Benliği

İnsanın konumlanması iki bilgiyle sağlanır: Nesneden alınan bilgi ve bedenin buna tepkisiyle kendinden aldığı bilgi. Zihin, bedeninin fiziksel sınırlarına ve kapasitesine bakarak kendini değerlendirir ve bu değerlendirme benliğe işleyerek kişilik tercihlerine, savunma mekanizmalarına (başkasının değerini düşürme, kıskançlık vb.) dönüşür.

 

Alet kullanımı, insanın nesneye uyum sağlamak (nesneleşmek) yerine nesneyi büküp kendi kölesi yapmasına yol açmıştır.

Aletsiz balık tutmak, ortak benliğin balığın doğasını öğrenmesini ("balık olmasını"), yani nesneye boyun eğip esnemesini gerektirir. Oysa olta veya ağ (alet) kullanan insan, nesneye eğilmez, nesneyi yok eder.

 

Modern toplumdaki şiddet ve bencilliğin kökeninde, alet kullanımı nedeniyle nesnelerin ortak benliğe diz çöktürememesi ve ortak benliğin nesne yönünde dönüşmeden homojen bir külçe olarak kalması yatmaktadır.

 

Nesne bağlarından kopan ve nesne bilgisine aç kalan sinir sistemi, tıpkı besinsiz kalan bir beden gibi kendi iç yankısını doğurmaya başlar; bu da şizofrenik varsanılara (halüsinasyonlara) yol açar.

 

Winnicott, “gerçek benlik her zaman özel kalır ve başkalarıyla asla iletişime girmez" diyerek Ortak Benlik dinamiğine yaklaşmıştır. Annenin (ilk nesnenin) bebeğin ihtiyaçlarını karşılıksız karşılayarak kendisini öznenin bir parçası gibi sunması, bebeğin Ortak Benlik ucunu şişirir. Bu "narsisistik balon" insanlığın uygarlık kurma ve dünyayı kendine uydurma gücünün temelini oluşturur.

 

Dinamik Yapılanma Biçiminde Hafızanın Sinirsel Kurulumu

Bir nesnenin farklı özellikleri (örneğin kanaryanın sarılığı, sesi ve sıcaklığı) duyu merkezlerinde eşzamanlı döngüler aktive eder. Bu eşzamanlılık bilgiyi soyutlaştırır ve zenginleştirir.

İnsanın algılama kapasitesi ile nesneyle derin ilişki kurma kapasitesi arasında ikincisi aleyhine evrimsel bir boşluk vardır. İnsan bu boşluğu hayaller kurarak kapatmıştır. Hayal; nesne ortamda olmasa bile sinirsel döngüleri aktif tutarak türev bilgiye ulaşmayı, soyutlamayı ve bugünkü insan bilincine ulaşmayı sağlamıştır.

 

Zımni (Implicit) Hafıza

Bireysel geçmişten ziyade türe özgü (filogenetik) geçmişi, içgüdüleri ve ilksel korkuları barındırır. Daha çok alt beyin ve kabuk altı (subkortikal) yapılarda (örneğin amigdal) temsil edilir. "Ortak Benlik" ile çakışır.

 

Sarih (Explicit) Hafıza

Bireyin nesnelerle kurduğu kişisel ilişkinin, yaşantıların ve somut hatıraların kaydedildiği alandır. Duyusal korteks ve hipokampus ile ilişkilidir. "Nesne Benliği"ni besler.

 

Psikanalitik Terapi

Transferans (aktarım) yoluyla sağlanan yakınlık sayesinde analist, analizanın zımni hafızasındaki uyumsuz, arkaik kalıntıları sarih hafıza ilkelerine göre yeniden düzenler. Bu durum, arkaik "ortak benlik" algısından kurtulup "nesne benliği" üzerinden gerçekliği nesnelleştirme işlemidir.

 

Rüya

Uyku pasif bir dinlenme değil; bedensel onarımın yapıldığı, büyüme hormonunun salgılandığı ve ertesi güne hazırlıkların tamamlandığı son derece aktif bir süreçtir.

 

REM uykusunda evrimsel/filogenetik açıdan eski bilgiler ile günlük pratikten gelen yeni bilgiler karşılaştırılır ve uzlaştırılır. İlkel saldırganlık güdüleri rüyalarda serbest kalarak ve sembollerle emilerek nötralize edilir. Bu süreç, özellikle annenin yavruya yönelik saldırganlığını temizlemesi açısından türün devamlılığında kritik önem taşır.

 

Uyku ve rüya, insanı türsel geçmişine ("ortak benliğe") bağlayarak yaşam güdüsü verir. Uykusuzluk veya rüya yoksunluğu; edilgenlik, depresyon ve motivasyon kaybına yol açar.

 

Vicdan, "kendini başkasında hissetmek" ve karşıdakinde kendi ortak benlik parçasını tanımaktır. İnsan, evrimsel olarak kendine yakın (memeliler) veya savunmasız türlere (kuşlar) karşı daha güçlü vicdani bağlar geliştirir.

 

Anlamsızlık

Anlamsızlık duygusu, kişinin kendisini nesneler üzerinde bir etki yaratamaz ya da nesnelerin üzerindeki etkisini göğüsleyemez ("etkisiz") hissetmesinin benliğe genellenmesidir.

Zengin ve güçlü nesne temsilleri, ancak kuvvetli bir ortak benlik taşıyıcısı uç (birey) ile zengin bir çevrenin karşılaşmasıyla oluşur.

Zayıf ortak benlik uçlarında nesne temsilleri silik kalır ve kişi anlamsızlığa düşer.

 

Biyolojik ve türsel geçmişe dayanan "Ortak Benlik" ile çevresel etkileşimlerle kurulan "Nesne Benliği" arasında bir denge şarttır.

 

El ve Yüz

El ve yüz (çene/mimikler) evrimsel süreçte sürekli ortak çalışmıştır. Mimikler, sosyal ilişkinin bir araya getirdiği bir dil olmaktan ziyade, elin tarih boyunca karşılaştığı fiziki zorlukların (ağır bir taşı kaldırmak, ip çözmek vb.) yüzdeki yansıması ve içsel bir özetidir.

İnsan emeğinin fiziki nesnelerden uzaklaşıp klavye, makine ve pedallara kayması, elin yükünü hafifletmiş; bu durum yüz mimiklerinin giderek silinmesine yol açmıştır.

 

Empati, kişinin kendi üzerinden başkasını değil; aksine başkası üzerinden kendini anlamasıdır.

 

Bireysel başarı nesne benliği için şartken, ortak benlik için şart değildir; ortak benlik uyumu ve gruba ait olmayı esas alır. Sıkıntı ve yetersizlik anlarında (veya şizofrenik regresyonda) birey, nesne benliğini terk edip sığınak olarak genetik bir kalıntı olan ortak benliğe çekilir.

 

Seçilme Baskısı

Nüfus azken bireyler pozitif özelliklerini (yaratıcılık, iş birliği, empati) ön plana çıkarır. Başkasının başarısı kendi başarısını artırır. Yardımlaşma ve bireysel yaratıcılık en üst düzeydedir.

Nüfus kritik bir eşiği aştığında, ödül kazanmaktan çok "hata yapmama ve elenmeme" güdüsü öne geçer. Bireyler başkasının hata yapmasını bekler veya deneylerini gizlice bozar.

 

Hata yapmayan, esneksiz ve savunucu olan obsesif kişilikler toplumun kilit noktalarını ele geçirir; narsisistik ve paranoidler kendini korur. Yaratıcı ve içe dönük (otistik, şizoid) yapılar baskılanır. Toplumsal çölleşme başlar.

Sistem gelişim yerine gerilemeye girdiğinde, ortak benlik "hayatta kalmak için yok et" düzeneğini işletir; nüfusu dramatik şekilde azaltarak sistemi tekrar pozitif seçilme baskısına döndürür.

 

Bilinçdışılılık

Anne bakımındaki yetersizlik, çocuğun hayatta kalmak için "büyüklenmeci bir kendilik imgesi" geliştirmesine yol açar.

 

Erken travmalar stres hormonlarını artırır, bu da beynin ön kabuğunda dopamin (DA) aktivitesini yükseltir.

Artan dopamin, kişinin ikincil düşünceleri söndürerek tek bir öncelikli düşünceyi ("Ben önemliyim / ben kendime bakabilirim") aşırı önemli hale getirmesine neden olur.

Stres hormonları hafıza merkezi hipokampustaki reseptörlere saldırarak hücresel hasar yaratır. Bu durum, büyüklenmeci benliği çürütecek yeni kanıtların hafızaya kaydolmasını engeller ve yapıyı sabitler.

 

Duygu, ortak benlikte biriken enerjinin (dürtünün) nesneye yönelmiş halidir; ortak benliği nesnelere yapıştırarak onun nesne benliğine dönüşmesini sağlayan köprüdür.

Duygular (emosyonlar) hem bireyin kendi iç dünyasını (biyolojik ve ruhsal) hem de dış dünyayı/toplumu düzenleyen ikili (dyadic) bir işleve sahiptir.

 

Eklenme ve Bütünlenme

İçsel bütünlük ile kişiler arası (nesne) ilişkileri birbirini karşılıklı besler.

Bebeğin topluma eklemlenmesi, iç bütünlüğün annenin eşduyumu (empati) ile tamamlanmasına bağlıdır. Bu süreç aksarsa bireyde kontrolsüz öfke nöbetleri, depresyon ve derin bir boşluk duygusu gelişir.

 

İç ses, çocuğun ihtiyaç duyduğu ama kontrol edemediği ebeveynin yerine kendi zihninde yarattığı yönlendirici/yatıştırıcı bir yapıdır.

 

Oyun

Oyun, çocuğun nesnelerin gerçek risklerini ödemeden (bedelsiz) onları deneyimlediği soyut bir simülasyondur. Anne önce çocuğu nesnelere bağımlı kılar (oyunla), ardından bu nesnelere ulaşmak için bedel ödemeyi (kuralları) öğretir.

İnsan yavrusu dünyaya tam hazır doğmaz, çaresizdir. Bu yüzden insan gerçeği hazmetmek için uzun süre oyun oynamak zorundadır; bu durum insanı daha az "somut/gerçek", daha çok "soyut/düşsel" bir canlı kılar (Rüyalar da gecenin oyunlarıdır).

 

Değişen Benlik Organizasyonlarında Temel Süreç Olarak Dışlaşmak

İlk 1 yaş boyunca bebek, dış dünyada aslında rahim içi hayatı sürdüren bir "iç" olarak var olur.

Beden ve organlar (örneğin el) nesnelerin dünyasına uzandıkça özneden uzaklaşır ve nesnenin dilini öğrenir. Dokuz ay boyunca rahimde acıkmayan özne, doğum sonrası "açlık" yüzünden kendini nesneleştirmek ve nesneye yabancılaşmak zorunda kalır.

 

Öznenin varlığını koruyabilmesinin tek yolu, bütün ruhsal sahayı savunmak yerine bir kısmını nesne işgaline açmasıdır.

Bütün sahayı savunmaya çalışmak (özellikle Obsesif-Kompulsif Bozukluk ve nevrozlarda görüldüğü üzere) alanın tamamının işgal edilmesiyle sonuçlanır.

 

Mutlak içlikten sonra, çocuğun merdiven inip çıktığı, korkuları öğrendiği ve nesnelere ilgisinin arttığı 3-4 yaşa kadar olan dönem "Nisbi İçlik" dönemidir.

Dışlaşma sırasında yaşanan düş kırıklıklarında zihin geriye sığınacak bir "iç parça" arar. Eğer birey nisbi içlik döneminde çok az nesneyle (dar/kısıtlı) bağ kurmuşsa, yaşadığı travmalarda bu intermediate seviyede tutunamayarak doğrudan ilk yaştaki "Mutlak İçlik" dönemine geri düşer.

 

Ortak benlik, türün evrimsel ve filogenetik geçmişinden gelen, DNA’ya kazınmış enerji/doyum taleplerini (içgüdüleri) barındırır. Bu enerjiye yönelme, basit bir nesne isteği değil, türsel bir şartlanmadır.

 

Bireyin dış dünyayla temas edebilmesi için "nesne dilini" öğrenmesi gerekir. Nesne benliği, bir yüzünde ortak benliğin içgüdüsel dilini, diğer yüzünde nesnelerin dünyasını taşıyan bir "transformer" (çevirmen) gibi çalışır.

 

Olgunlaşma, nesne benliğinin bu çeviri işinde uzmanlaşmasıdır.

Olgun nesne benliği doğrudan nesne dilinde düşünür (zihin kuramı geliştirir) ve döner kapı gibi çalışır: Bir tarafla temas ederken diğer tarafı yalıtır (izolasyon).

 

Eğer izolasyon sağlanamaz ve tüm dürtüler nesnelere saldırırsa, nesneler kaçar. Nesneden mahrum kalan nesne benliği; sanat, edebiyat veya gündüz hayalleri aracılığıyla hayali nesneler yaratarak doyuma ulaşmaya çalışır.

 

Kendini doğrudan öldürme biyolojik olarak zor olduğu için, canlılar ölme isteğini başkalarına saldırıp karşı saldırı davet ederek (kendini öldürterek) doyururlar.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder