Alexander
Luria - İnsan Çatışmalarının Doğası veya Duygu, Çatışma ve İrade - Notlar
İnsan Davranışının Düzensizliği ve Kontrolü Üzerine
Nesnel Bir İnceleme
The nature of human conflicts Or Emotion, Conflict And Will,
An Objective Study Of Disorganization And Control Of Human Behavior, Grove
Press, Inc. New York, 1960
Önsöz
(Adolf Meyer'in Önsözü, Çevirmenin Önsözü ve Yazarın Önsözü)
Bu kitap Luria'nın 1923-1930 yılları arasında Moskova
Deneysel Psikoloji Enstitüsü'nde yürüttüğü araştırmaların ve geliştirdiği "Kombine
Motor Yöntem" (combined motor method) gibi duygu/yalan tespiti ve afektif
süreç analizi tekniklerinin teorik ve metodolojik temellerini sunar.
Adolf Meyer'in Önsözü (Mayıs 1932)
Luria'nın çalışmalarını psikobiyoloji olarak niteler.
Çevirmenin Önsözü (W. Horsley Gantt)
W. Horsley Gantt - Ivan Pavlov'un yanında da çalışmış
Amerikalı bir tıp araştırmacısıdır. Rusya'daki devrim sonrası kaos döneminde
laboratuvarları ziyaret eden ilk Amerikalılardan biridir.
Önsözde çeviri sürecinin teknik detaylarından söz ediyor.
Yazarın Önsözü
1923-1930 yılları arasında yürütülen çalışmaların ana
hedefi; insan davranışındaki düzensizliklerin (afekt, travma, nevroz, suçluluk
duygusu) arkasındaki mekanizmaları nesnel/materyalist biçimde tanımlamak ve bu
düzensizliklerin nasıl kontrol edilebileceğini (düzenlenebileceğini) deneysel
olarak göstermektir.
Birinci Bölüm (Akut Duygu ve Nevrozlar): Duygusal
sarsıntıların ve nevrozların temelinde çevresel/periferik organların değil,
merkezi nörodinamik sistemlerin ve işlevsel ilişkilerin bozulmasının yattığını
gösterir.
İkinci Bölüm (Yapay Çatışma Modelleri): Laboratuvar
ortamında oluşturulan deneysel nevrozlar ve yapay çatışmalarla, duyguların
psikofizyolojik dinamikleri incelenir.
Üçüncü Bölüm (Kültürel Aygıtlar ve Davranış Kontrolü): Çocuk
gelişiminde ve patolojik vakalarda insanın kendi davranışını kontrol etme
mekanizmaları (kültürel semboller, konuşma, dil ve araç kullanımı) ele alınır.
Luria; insan davranışının, konuşmanın ve karmaşık zihinsel
süreçlerin sadece basit refleksler veya alt seviye nörofizyolojik
mekanizmalarla açıklanamayacağını savunur.
İnsana özgü yüksek zihinsel işlevler, toplumsal ve tarihsel
gelişim sürecinde ortaya çıkan araçlar (özellikle dil ve simgeler) sayesinde
alt seviye nörodinamik süreçleri organize eder ve denetim altına alır.
Giriş
1. Davranış Düzensizliğinin Sıkıntıları ve
Metodolojisi
Burada insan davranışının düzensizliğinin, düşüş ve yükseliş
mekanizmasının araştırılmasıyla ilgileniyoruz.
Başarılı çalışmalar ancak kavramların ifade etmek
istediğimiz olgularla tam olarak örtüşmesiyle mümkün olacaktır.
Naif kavramlar ortaya koyma, sinir sistemini yapay şeylerle
analojiler yoluyla açıklama eğilimi, davranış çalışmalarında başka yerlerde
olduğundan daha yaygındır.
Psikonörolojide sıklıkla kullanılan uyarılma (excitation) ve
engelleme (inhibition) gibi temel süreçler, tek tek nöronlar bazında geçerli
olsa da insan davranışının bütünsel yapısını ve patolojisini açıklamada tek
başına yetersiz kalır.
Afazili bir bireyin basit eylemleri dahi
gerçekleştirememesini veya kafa karışıklığı yaşamasını sadece izole bir sistem
arızası ya da uyarım/engelleme dengesizliği olarak açıklamak mümkün değildir.
Korteks ve onun en üst kısımları, konuşma ve daha yüksek psikolojik süreçler
aracılığıyla tüm davranış üzerinde "özel, düzenleyici ve yönlendirici bir
rol" oynamaktadır. Bu nedenle, bu organların hasar görmesi kısmi bir
yıkıma değil, tüm davranış sisteminin düzensizleşmesine yol açar.
Yetişkin insan davranışının örgütlenmesi, oldukça karmaşık
ve uzun bir gelişmenin ürünüdür.
Erken çocukluktan yetişkinliğe uzanan süreçte, üst kortikal
mekanizmalar devreye girerek davranışı yöneten yeni düzenleyici sistemler
oluşturur.
Araştırma Yöntemi
Duygusal süreçler ve nevrozlardaki davranış bozukluğunun
yapısını ve dinamiklerini incelemek için öncelikle öznel yöntemlerin ve ampirik
psikolojinin yetersizliğiyle mücadele edilmelidir. İç gözleme dayalı idealist
psikoloji ile bedensel olayların eş zamanlı etkisini mozaik şeklinde listeleyen
betimleyici yaklaşımlar aydınlatıcı olamamıştır. Wundt'un duyguları bir
davranış eylemi değil, bir dizi psikolojik semptoma verilen tepki olarak
görmesi ve duygusal süreçleri solunum, nabız, vazodilatör değişiklikleri gibi
çevresel semptomlarla açıklamaya çalışması başarılı bir birleşik resim
sunamamıştır.
Fizyolojik belirtiler tek başına incelenen sürecin aktif
karakteri veya çatışmanın yapısı hakkında bilgi veremezler.
Cannon'ın iç organları çıkarılmış hayvanların bile tüm
duygusal davranış belirtilerini gösterdiğini kanıtlayan deneyleri, bu
fizyolojik değişikliklerin yalnızca ikincil ve eşlik eden süreçler olduğunu
doğrulamıştır. Bu nedenle araştırma, aktif davranış süreçlerinden yola
çıkmalıdır:
Sadece insan faaliyetinin aktif biçimlerindeki
değişikliklerde, ilgilendiğimiz duygusal süreçlerin yapısının uygun bir
yansımasını bulmayı umabiliriz.
Doğrudan incelenemeyen nörodinamik süreçlerin nesnel ve
sistemik bir yansımasını elde etmek için motor fonksiyonlar kullanılmalıdır. Araştırmacıların
bir grubu hareketi yalnızca koordinasyon ve nörolojik hastalıklar açısından
incelerken (Hamburger, Foerster vb.), Luria'nın da dahil olduğu ikinci grup
hareketi gizli psikolojik süreçlerin yansıması olarak ele alır (Sommer,
Löwenstein, Kraepelin vb.).
Çalışmanın temeli olarak "gönüllü motor hareketlerin
istemsiz yıkımı" seçilmiştir. Gönüllü (istemli) hareketler esneklik
gösterse de, temel "motor formüllerinde" şaşırtıcı bir istikrar ve
düzen sergilerler.
Bu amaçla geliştirilen Kombine Motor Yöntemi (Combined Motor
Method), merkezi gizli nörodinamik süreç ile nesnel olarak kaydedilebilen motor
fonksiyonu tek bir aktif fonksiyonel sistemde birleştirir.
Sözel tepkiyi ve motor tepkiyi tek bir süreçte
birleştirerek, bu belirsiz süreçteki gerçek değişiklikleri, açıkça tanımlanmış
bir süreçte yansıtıldığı gibi tahmin edebileceğimiz bir yöntem elde ediyoruz.
(Deneyler)
BİRİNCİ BÖLÜM - DUYGUSAL SÜREÇLERİN PSİKOFİZYOLOJİSİ
2. Kitle Etkilerinin Araştırılması
Duyguların Nörodinamik Araştırılması Sorunu
Duyguları inceleyen psikologların karşısına semptomatoloji,
mekanik ve dinamik olmak üzere üç temel sorun çıkar. Semptomların işlevsel
karşılıklılığı ve hangisinin başrol oynadığı konusu yetersiz incelenmiştir.
Duygular yaygın (diffuse) bir duygusal durum şeklinde tüm
davranışı kaplayabilir veya yalnızca belirli uyaranların etrafında yoğunlaşmış
(concentrated) bir kontur sergileyebilir.
Duyguların mekaniği ve dinamikleri, ancak sürecin
gidişatının daha karmaşık psikolojik sistemler ve kişiliğin yapısıyla olan
ilişkisi dikkate alındığında anlaşılabilir hale gelir.
Sınavın Etkisi: Durum ve Materyal
Öğrenci sınavı durumu, nispeten yoğun ve kitlesel duygusal
olayların yarattığı, aynı anda çok sayıda denek üzerinde gözlemlenebilen
travmatik bir ortamdır. Bu ortam, istatistiksel doğruluk elde etme, sınav
öncesi ve sonrası gibi farklı zamanlarda duygusal durumların dinamiklerini
("rahatlama" etkisini) izleme ve sinir sisteminin nevrotik
değişkenliğini kontrol eden tipolojik problemleri inceleme fırsatı sunar.
"Temizlik" ile Yapılan Deneylerin Durumu
…
Yaygın Duygusal Hastalığın Belirtileri
Akut duygusal durumda motor tepki doğrudan gerçekleşme
eğilimindedir ve konuşma tepkisini beklemeden hemen son noktasına ulaşır. Bunun
nedeni, uyarımın doğrudan motor alana akmasını engelleyen ve diğer aktif
sistemlerle koordinasyonu sağlayan "işlevsel bariyerin" (kısıtlayıcı
düzenleyici sistem) zarar görmüş olmasıdır.
Duygusal durumda sunulan uyaran, normalden çok daha büyük
bir uyarılma kütlesini harekete geçirir ve bu uyarılma verilen tek bir tepkiyle
ortadan kaldırılamaz. Sonuç olarak, duygusal uyarılma kendiliğinden (spontan)
koordinasyonsuz motor dürtüler halinde açığa çıkar.
Yoğunlaşmış Duygusal Odaklar
Duygusal uyarının en şiddetli etkisi, kritik kelimelerde
yanıtın tamamen verilememesinde (sessizlik), kelimenin duyulamamasında
("komisyonu duymadım" gibi) veya kalıplaşmış anlamsız kelime
tekrarlarında kendini gösterir.
Duygusal Süreçlerin Dinamikleri
Tekrarlanan deneylerde basit kelime tekrarının etkisi
kontrol grubuyla elenmiştir. Sınav sonrasında, travmatik odak istisnai duygusal
önemini kaybeder ve geriye kalan hafif duygusal bozukluk yaygın bir biçim
alarak tüm tepkilere eşit şekilde dağılır.
Okul Sınavları Durumuna İlişkin Deneyler
…
Tıpkı düzenleyici parçası kopuk olan karmaşık bir makinenin,
çeşitli kusurlarla standarttan sapan kusurlu ürünler üretmesi gibi... Duygusal
dengesizlik yaşayan kişi, düzenli ve organize tepkiler verme yeteneğini
kaybeder.
Tipolojik Veri
…
3. Suçlularda Duygusal Durumun Araştırılması
Ciddi bir suç işlemiş ve yeni tutuklanmış suçlularda
olağanüstü güçlü bir duygusal davranış gözlenir.
Bu duygu iki kaynaktan beslenir:
Suçun kendisiyle bağlantılı birincil duygu.
Tutuklanma ve beklenen olası ceza ile ilişkili ikincil duygu.
Özellikle idam cezası bekleyebilecek katillerde bu ikincil
gerilim en üst düzeye ulaşır.
(Cinayetten tutuklanan, henüz sorgulanmamış suçlular
üzerinde deneyler yapılmış; ayrıca masum olduğu halde yanlışlıkla tutuklanan
kişiler de kontrol grubu olarak incelenmiş)
Akut etki altındaki suçlularda duygusal uyuşukluk, aşırı
gerginlik veya depresyon tabloları gözlenir.
Akut etki durumunda istikrarlı "reaktif formların"
(tepki kalıplarının) geliştirilmesi imkansızdır; organizma standart bir hız ve
koordinasyon oluşturamaz. Katillerin tepki sürelerinin dağılım eğrileri hiçbir
düzenlilik ve belirgin tepe noktası göstermez. Bu durum zeka seviyesiyle değil,
duygu durumunun organize biçimleri yok etmesiyle ilgilidir; nitekim aynı
gelişim düzeyindeki sakin kontrol grupları tamamen düzenli eğriler sergiler.
Katillerin dilsel koordinasyonundaki bu çözülme, karmaşık tepki biçimlerine
henüz ulaşamamış 7-8 yaşındaki çocukların veya zihinsel engelli bireylerin
nörodinamik yapısına geri dönüşü gösterir. Tutuklanan 27 suçludan (16 katil, 11
şüpheli) elde edilen verilerde ortalama reaksiyon süresinde belirgin bir
gecikme ve normalin iki katı değişkenlik (%40-60) kaydedilmiştir. Motor alanda
da denekler standart bir formül geliştiremez, ampulü sıkmayı
"unuturlar" veya uyarılmaya bağlı olarak eşit olmayan istikrarsız
motor basışlar yaparlar.
Deney ilerledikçe uyarılma sönmek yerine kademeli olarak
artar; motor basışların şiddeti sürekli yükselerek ilk tepki normlarının çok
ötesine geçer.
Eşini öldüren 50 yaşındaki fırıncı Vom
Vom deney boyunca titrer, dudaklarını şapırdatır ve
ayaklarını hızlıca hareket ettirir. Kendisine sunulan nötr ve kritik
kelimelerin tümünü latent dönem boyunca yüksek sesle tekrarlar, ek açıklamalar
yapar ("kesmek-kesmek... ekmek kesmek" veya "koridor... biz
koridorda değildik efendim" gibi). Latent dönem konuşma uyarımıyla doludur
ve tepkisel süreç yaygındır.
Diğer katillerde de uyarımın kısıtlamalardan kurtulup motor
alana yayılmasıyla keskin titremeler (tremor), kontrol dışı spontan motor
basışlar ve konuşma yanıtıyla koordine olmayan tonik basınçlar kaydedilir.
Suçlularda Duygusal İzlerin Teşhisi
Suç durumuyla bağlantılı ayrıntıları içeren kritik
kelimeler, suçlunun zihnindeki duygusal kompleksi ve onunla bağlantılı tüm
duygusal tonu (yeniden bütünleşme yasası doğrultusunda) nesnel semptomlar
olarak açığa çıkarır. Suçlu her ne kadar kendini tehlikeye atmaktan kaçınmaya
ve tepkilerini bastırmaya çalışsa da bu durum motor alanda kendini ele verir.
(Vaka araştırmaları)
Kocası Bv.'yi baltayla öldüren Mva. ve ona yardım eden Bva.
davasıdır. 75 kelimelik uyaran listesine suçun detayları olan
"balta", "palto", "para", "leğen",
"vurmak" gibi kritik kelimeler eklenmiştir. Kritik kelimelerde
deneklerin reaksiyon süreleri keskin bir şekilde uzamış (Mva.'da 3.4 saniyeye,
Bva.'da 2.9 saniyeye çıkmış) ve motor bozulmalar en üst düzeye ulaşmıştır; nötr
kelimelerde ise tepkiler tamamen sakindir.
Arkadaşını 2 rublelik borç yüzünden balyozla öldüren demirci
Sın. davasıdır. Listesindeki kritik kelimeler ("çekiç",
"bıçak", "para", "sürünmek", "kan" vb.)
sunulduğunda reaksiyon süreleri belirgin şekilde gecikmiş ve elinde keskin
titremeler ile motor bozulmalar kaydedilmiştir.
Kritik uyaran listesi yalnızca gerçek suçlunun bilebileceği
ve suçsuz bir insan için tamamen yabancı olan detaylarla sınırlıdır.
Masum olup yanlışlıkla tutuklanan kişilerde bu kritik
detaylara karşı localized (yoğunlaşmış) hiçbir duygusal belirti görülmez.
Olumsuz Deneyler
…
Suçlularda Duygusal Süreçlerin Dinamikleri
Suçlunun travmasını gizleme korkusu dayanılmaz bir duygusal
gerilim yaratır ve bu gerilimi bastırmak nörodinamik işlevleri tahrip eder.
İtiraf (confession), bu bastırılan gerilimi boşaltan ve kişiliği normal
durumuna geri döndüren psikofizyolojik bir "rahatlama" ve
"boşalma" (katarsis) rolü oynar.
İtiraf yoluyla suçlu, duygusal izlerden kaçınma, gerilime
bir çıkış yolu bulma, içinde dayanılmaz bir çatışma yaratan duygusal tonusu
boşaltma imkanına sahip olur.
Duygusal Kompleks ve Kişilik Stratejisi
Suçlular suç izlerini gizlemek için aktif savunma
stratejileri kullanırlar. Jung'un belirttiği gibi, duygusal kompleksler zihni
karıştırdığında denekler tehlikeli ve kritik kelimelerden kaçınmak için
bilinçli veya bilinçsiz olarak "ilkel çağrışım biçimlerine"
sığınırlar. Kritik kelimeler karşısında doğrudan ekolali (kelimeyi aynen
tekrarlama), kalıplaşmış tekdüze yanıtlar ("konuşmak",
"insan" vb.) veya fonetik tepkiler vererek kendilerini korumaya ve
uzlaşmacı cevaplardan kaçınmaya çalışırlar.
4. Telkin Yoluyla Hipnoz Sırasında Oluşturulan Komplekslerin Araştırılması
Deneysel psikoloji için en ideal araştırma yöntemi,
incelenen fenomeni laboratuvarda yapay olarak yeniden üretmek (modellemek) ve
böylece süreç üzerindeki kontrolü tamamen ele almaktır. Doğal travmaların
arkasındaki gizli geçmiş deneyimleri tam olarak bilemeyeceğimiz için,
deneklerin ruhuna tüm detaylarıyla bilinen yapay duygusal kompleksler
yerleştirmek gereklidir.
Bu amaçla derin hipnotik uykudaki deneklere, ahlaki
değerleriyle veya alışkanlıklarıyla çelişen acı verici durumlar önerilir,
ardından amnezi telkin edilerek uyandırılırlar. Böylece, kendisi tarafından
bilinmeyen ancak tüm detayları araştırmacı tarafından kaydedilen
"bilinçaltı kompleks modelleriyle" yüklü denekler elde edilir.
Hipnoz sırasındaki telkinler deneklerde uykuda titreme,
aktif direnç ve gözyaşları gibi gerçek duygusal tepkiler yaratır.
5. Duygusal Süreçlerin Bazı Genel Özellikleri ve Mekanikleri
Bir motor sistemin ifade gücü, onun anatomik yapısından
ziyade, karmaşık psikolojik ve çatışmalı fonksiyonel yapılara dahil olmasına
bağlıdır.
En şiddetli duygusal durumlarda bile uyarımın doğrudan motor
deşarjına izin veren "basit ritmik vurma" gibi ilkel eylemlerin
bozulmadan akabildiği; ancak aynı hareket konuşma/çağrışım gibi karmaşık
entelektüel yapılara dahil edildiğinde motor sistemin tamamen düzensizleştiği
kanıtlanmıştır. Davranışın bu şekilde katmanlı analizi, kişiliklerin
nörodinamik yapısının ve nevrozların teşhis edilmesi için temel oluşturur.
Duygusal Semptomların Psikofizyolojisi
Duygusal durumlar üst düzey otomatizm biçimlerini ve tepki
standartlarını tamamen yok eder; organizma standart bir tepki süresi ve
koordinasyon üretemez.
Uyarının Katalitik Etkisinin Yasası
Duygusal durumda her uyarının katalitik bir etkiye sahip
olması, uyarımın ön aşamada engellenemeden doğrudan motor deşarja ve dürtüsel
konuşma tepkilerine dönüşmesidir.
Bu durum duygusal düşüncenin "kısa devrelerini" ve
histerik düşüncedeki dürtüsel yargıları açıkça açıklar.
İşlevsel Bariyerin Azalmış Etkisinin Yasası
Uyarımı motor sistemden izole eden "işlevsel
bariyerin" zayıflaması nedeniyle, reaktif süreçteki merkezi hazırlık ve
gerilimlerin doğrudan motor alana akarak latent dönemi istemsiz dürtülerle
doldurmasıdır.
Her duygusal uyaran, konuşma tepkisinin kontrol edemeyeceği
kadar büyük bir uyarılma kütlesini harekete geçirir ve bu uyarılma tepkiden
sonra da sönmeyerek spontan motor basınçlar ve keskin nörodinamik perseverasyon
(tekrarlama) şeklinde açığa çıkar.
Yöntemde aktif sağ el ve pasif sol el arasındaki karşılıklı
ilişkiler incelenmiştir. Duygu durumlarında, sistemler arasında pozitif bir
senkinezden (eşlik eden hareket) ziyade, negatif telafi edici/müdahale edici
senkinezler gözlenir. Aktif sistemdeki (sağ eldeki) uyarılma ve konuşma tepkisi
engellendiği an, bastırılan uyarım pasif sisteme (sol ele) aktarılarak orada
akut bir uyarılma ve titreme fırtınası meydana getirir. Bu aktarımın telafi
edici niteliği kontrol deneyleriyle kanıtlanmıştır.
Duygusal Semptomların Dinamikleri
Kişi duygusal izlerini ve kompleksi gizlemek için aktif
olarak savunma tepkileri ve stratejiler geliştirir. Konuşma alanındaki
uzlaşmacı yanıtlar aktif olarak bastırıldığında, bu bastırma gerilimi yok
etmez; gerilim ya pasif sol ele aktarılır ya da sonraki nötr tepkileri bozan
kritik sonrası deşarj dalgasına yol açar.
Nişanlısını öldüren ve sorguda her şeyi reddeden şüpheli Drob
davasında, denek kritik kelimelerde ("tekerlek", "tel" vb.)
ekolali ve ek sinyalizasyon kullanarak konuşmasını korumayı başarmıştır; ancak
bu bastırılan gerilim pasif sol elinde normalin iki katı uyarılma ve titreme
fırtınası olarak kaydedilmiştir.
Şüpheli St. davasında da, kritik kelimedeki duygusal
tepkinin ikinci deneyde bastırılması, kelimenin hemen ardından gelen solunum
bozukluğuna ve sağ ile sol ellerde keskin motor deşarj patlamalarına yol
açmıştır.
Kalıcı uyarım fenomeninde izlerin etkisine dayanan ve
inhibisyon sonucu oluşan deşarjlar olmak üzere iki farklı biçim tespit
edilmiştir.
İKİNCİ BÖLÜM - ÇATIŞAN SÜREÇLERİN PSİKOFİZYOLOJİSİ
6. Yapay Çatışmalarla İlgili Deneyler
İnsan davranışındaki düzensizliğin temel mekanizması
çatışmadır.
Herhangi bir aktif süreç her arttığında, çatışmayı da
artırır ve duygusal durumun akut bir şekilde boşalmasına yol açarak davranış
bozukluğuna ve tepkisel sürecin yıkımına neden olur.
İnsanlarda basit motor/refleks çatışmaları (farklı ışıklara
göre elleri farklı hareket ettirme), konuşma ve mantıksal süreçler devreye
girerek durumu organize ettiğinden davranış bozukluğuna yol açmaz. Ancak tempo
çatışması basit motor alandan karmaşık çağrışımsal serilere taşındığında
(deneğin kabul ettiği hızlı çağrışım hızının aniden yavaşlatılması
istendiğinde), bu durum reaktif sürecin iç yapısında bir kırılmaya, serinin
kesintiye uğramasına ve çağrışım dizisinin "düzleşmesine" (ilkel geri
dönüşlere) yol açarak motor alanda keskin bir bozulma üretir.
İki dili de çok iyi bilen 13 denekle dillerin ve dil
ortamlarının çarpışması üzerine deneyler yapılmıştır. Deneklere sunulan
kelimenin diliyle aynı dilde yanıt vermeleri istenir ve araya aniden diğer
dilden kelimeler yerleştirilir (Rusça kelimeler arasına yabancı kelimeler
koyulan A Serisi ve yabancı kelimeler arasına Rusça kelimeler koyulan B/C
Serisi). Dil ortamının ani değişimi denekte iki şekilde ifade edilen bir
çatışma şoku yaratır:
1) Alıcı Bozukluklar (Receptive Disturbances): Ani
bağlam değişimi nedeniyle deneğin tanıdık bir kelimeyi anlayamaması veya
"duyulmaması" durumudur; bu durum duygusal ve histerik alım
bozukluklarının ("duymama" semptomlarının) nörodinamik mekanizmasını
açıklar.
2) Efektör Bozukluklar (Effector Disturbances):
Deneğin önceki dile ait tepki verme eğiliminin yeni dille çatışması ve konuşma
alanındaki bu engellenmenin uyarılmayı doğrudan motor alana aktarmasıdır. Sonuç
olarak, el motor eğrisinde dürtüsel ve engelleyici basışlar (koordinasyon
kaybı) kaydedilir. Çatışma sırasında başlayan uyarılma sönmeyip sonraki
reaksiyonları da bozarak onların da dürtüsel karakter kazanmasına yol açar
(kalıcılık mekanizması).
7. Yapay Nörozlarla Deneyler
Yapay nörozlar üzerine yürütülen ilk deneylerde, kesin ve
çelişkili süreçleri kışkırtarak yapay olarak düzensiz davranışın belirli
yoğunlaşmış belirtilerini elde etmek amaçlanmıştır. Ancak kullanılan ilk
yöntemler sadece geçici ve nispeten hafif uyarıcı süreçlere yol açabilmiş; "istikrarlı
duygusal bozukluğun deneysel olarak üretilmesinden, nevrozun yapay bir
modelinin oluşturulmasından" uzak kalınmıştır.
Bu tür istikrarlı ve belirgin bir yıkımın önünde bazı temel
engeller bulunmaktaydı:
Çatışmalar son derece sınırlı bir sistem içinde ortaya
çıkmaktaydı ve "kişiliğin tamamına yayılmadı".
Deneylerde, gecikmesi ya da sınırlandırılması kişiliğin akut
bir tepkisine yol açacak derecede "zorunlu bir faaliyet sistemi"
pratikte hiçbir zaman elde edilememiştir.
Deneklerin birçoğu önlerine konulan zorluklara kolayca uyum
sağlayabilmiş veya bunları düzeltebilmiştir.
Çağdaş deneysel psikolojide Kurt Lewin, yapay eylemlerin
sınırlarını ortadan kaldırarak bizzat kişilikle temas kurmayı başaran ilk
psikolog olmuştur; onun deneylerinde "ciddi deney" sorunu,
"deneydeki başarısızlığın başladığı" ve "hayattaki
başarısızlıkla" olan ilişkinin kurulduğu noktada ortaya çıkmıştır.
Sıradan deneysel ortamlardaki tüm bu zorluklar, hipnotik
yöntem yardımıyla başarıyla ortadan kaldırılabilir. Hipnotik telkin altında,
otomatizmlerin yapay sınırlarına takılmaksızın son derece istikrarlı, yoğun ve
bilinçaltında kalan, "neredeyse karşı konulamaz dürtüler üzerine kurulu,
son derece zorunlu faaliyet biçimlerinin dinamiklerini inceleme" fırsatı
doğmaktadır. Hipnoz altında deneklere eşit derecede zorunlu ve birbirine zıt
iki eğilim telkin edilerek yapay bir çatışma modeli üretilebilir.
Bu metodolojik yaklaşımla, yapay gerilim durumları
yaratılarak düzensiz davranışın genel yasaları incelenmiştir. Araştırmanın
materyalleri 1926 ve 1927 yıllarında V. I. Zabrezhnev ve Varshava'nın
işbirliğiyle yürütülen, kolay hipnotize edilebilen yaklaşık yirmi denek
üzerindeki seanslardan elde edilmiş ve sonuçlar klinik analiz yöntemiyle
değerlendirilmiştir.
Engellemenin motor sistemden bağlantısal/birleştirici
sisteme doğru kaydırılması, kişiliği açık çatışmadan kurtarır ve duygusal
kopmayı önler. Çatışma motor alandan bağlantı alanına kaydığında ve merkezi
ikame yolları kullanıldığında, motor kayıtlarda herhangi bir önemli bozulma
veya çatışma izi görülmemiştir.
8. Çatışan Süreçlerin Yapısı
Çatışmaların Yapısı ve Düzensiz Davranışın Mekanizasyonu
Boşaltmaya Yakın (Near Discharge) Çatışmalar
İfade edilmeye tamamen hazır hale gelen somut motor eylemin,
tam motor sonlanma anında engellenmesidir. Bu durum en şiddetli motor ve
davranışsal düzensizliklere yol açar.
Niyetin Henüz Formüle Edilmediği Çatışmalar (Kaçış Çatışması)
Başlangıçtaki koşulların yalnızca genel bir gerilim
yarattığı ve uyarımın doğrudan tonik sinirsel uyarılara yayılarak yeterli
şartlı tepkiler bulamadığı durumlardır.
Bağlantısal/Birleştirici Alandaki Çatışmalar
Doğrudan motor eylemler yerine entelektüel dolambaçlı
yolların kullanıldığı, tüm zorlukların merkezi bağlantı mekanizmasında
çözüldüğü durumlardır. Çatışmanın motor alandan bağlantı sistemine aktarılması,
davranışı patolojik düzensizlik etkilerinden izole eder.
Afazi Çatışmalarıyla İlgili Deneyler
…
9. Çatışan Süreçlerin Dinamik Analizi
Çatışan Süreçlerin Katmanlı Analizi Sorunu
Kişiliğin dinamik bir tasvirini yapabilmek amacıyla,
çatışmanın organize davranışın yıkımına hangi davranış düzeyinde (katmanında)
yol açmaya başladığını saptayan "katmanlı analiz yöntemi"
kullanılmıştır. İnsan davranışında, gelişimin erken aşamalarında düzenlenen
ilkel katmanlardan (örneğin emme eylemi), daha karmaşık kortikal otomatizmlere
ve en üstte yer alan konuşma/zihinsel işlevlere kadar farklı organizasyon
tabakaları bulunur.
Kendiliğinden Ortaya Çıkan Çatışmalarla İlgili Deneyler
Basit ritmik basınç eylemleri normal bir yetişkin için
otomatik ve son derece düzenliyken, nevrotik bireylerde genel uyarılabilirlik
nedeniyle kortikal otomatizmler yok olmakta ve ritim bozulmaktadır. Normal ve
nevrastenik hastaların ritmik vuruşları karşılaştırıldığında, nevrasteniklerin
motor reaksiyonlarında standart karakterin kaybolduğu saptanmıştır; bu
durumlarda düzensizlik esas olarak eğrilerin bozulmuş ritmi ve yoğunluğunda
yansımaktadır.
Katmanlı Analizin Tipolojik Önemi
Sinir sisteminin kararlı veya kararsız olarak
sınıflandırılmasında tabakalı analiz en temel unsurdur. Kararsız tipte uyarım
doğrudan motor sonlanmaya ulaşıp davranışı düzensizleştirirken, kararlı tipte
uyarım bir "işlevsel bariyer" ile kısıtlanır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM - TEPKİSEL SÜREÇLERİN OLUŞUMU VE DAVRANIŞ KONTROLÜNÜN
PSİKOFİZYOLOJİSİ
10. Reaktif Süreçlerin Gelişimi
Sorunlar
İnsan davranışındaki düzensizlik mekanizmalarının
ontogenetik (gelişimsel) kökenlerini anlayabilmek için çocukluk dönemi
nörodinamiklerinin incelenmesi zorunludur. Deneysel bulgulara göre, çocuğun
tepkisel süreçleri yetişkininkinden tamamen farklı bir yapıya sahiptir. Erken
yaşlardaki tepkisel süreçlerin iki temel işlevsel özelliği şunlardır:
Küçük çocuktaki her davranış eyleminin doğrudan bir niteliği
vardır ve ortaya çıkan heyecan, dizginlenemeyen, aksine motor sonlanmasına
doğru ilerleyen bir eğilim gösterir.
Her reaksiyon, aktif süreçte yetersiz büyüklükte bir uyarım
kütlesini motor sisteme taşıma eğilimindedir.
Difüzyon (yayılım) ve dürtüsellik, çocuk nörodinamiğinin en
birincil özellikleridir.
Ritmik Tepkilerle İlgili Deneyler
İki buçuk yaşından okul çağına kadar olan çocuklarda ritmik
basınçlar incelenmiştir. Küçük çocuklarda motor korteksin organize eylemleri ve
kortikal otomatizmler geliştirme yeteneği henüz oluşmamıştır.
Yetişkin tarafından kolayca ve otomatik olarak verilen bir
dizi eşit, düzenli basınç, açıkça çocukta eksik olan çok yüksek bir korteks
organizasyonunu gerektirir.
Çocuklarda her bir uyarım sürecinin doğrudan subkortikal
mekanizmalara kayması ve belirgin tonik bileşenlerin ortaya çıkması, uyarımın
sınırlı bir kortikal sistemde kalmayıp tüm serebral aparata yayılan yaygın (difüz)
bir karaktere sahip olduğunu kanıtlamaktadır. Bu tonik fenomenler yedi yaşına
kadar belirgin bir şekilde varlığını korur.
Bir Sinyale Karşı Basit Tepkilerle Yapılan Deneyler
Yetişkinde bildiğimiz anlamıyla basit bir sinyale verilen
tepki aslında genetik olarak geç bir dönemin ürünüdür ve bastırılmış yaygın
ilkel dürtüler sisteminin üzerinde inşa edilmiştir. Küçük çocuklarda (dört-beş
yaş) ise durum tamamen farklıdır.
Küçük çocuk kendi içinde meydana gelen spontan dürtüyü
dizginleyemez ve kortikal düzenleyici mekanizma gecikir, engelleme yansımaz
aktif basınçlar, ancak ek basınçların pasif kısımlarında gerçekleşir.
"İnhibisyon katsayısı" formülü, çocuğun uyarımı dizginleme
yeteneğindeki bu yayılımı ve gelişimi hassas bir şekilde yansıtır; bu katsayı
yedi yaş civarında maksimuma ulaşır.
Ayrıca, çocuklarda motor tepkinin şiddeti, verilen uyarının
yoğunluğuna doğrudan bağımlıdır (güçlü uyaran güçlü tepki yaratır);
yetişkinlerde ise bu doğrudan yansıma, uyarımı motor sisteme doğrudan
aktarmayan ve standart tepki biçimlerini kuran bir "işlevsel bariyer"
ile kesilmiştir.
…
11. Fonksiyonel Bariyerin Doğası
Fonksiyonel Bariyerin Sorunları
"İşlevsel bariyer" morfolojik olarak beyinde
şekillenmiş doğuştan gelen bir organ değildir; aksine sosyal çevreye dahil
olma, konuşmanın edinimi, alet kullanımı ve bireysel davranışın yeni kültürel
organizasyon biçimlerine geçişiyle kurulan kültürel-psikolojik bir işlevsel
yapıdır.
Fonksiyonel Nöroslardaki Reaktif Süreçlerin Yapısı
Nevrasteni ve histeri gibi fonksiyonel nevrozların en
karakteristik özelliği, uyarımın doğrudan motor alana aktarılmasını
engelleyecek istikrarlı bir işlevsel bariyerin bulunmaması ve uyarımın doğrudan
yayılmasıdır. Histerik hastalarda aniden verilen beklenmedik bir işitsel şok
(Löwenstein titreme kayıtlarında olduğu gibi) normal bireylere kıyasla
olağanüstü yoğun ve yaygın bir motor bozukluğa yol açar.
Normal yetişkinde uyarının gücü motor tepkinin şiddetini
doğrudan belirlemezken, histerik hastada işlevsel bariyerin yokluğu nedeniyle
uyarım doğrudan motor alana sızar ve motor tepki verilen sinyalin gücüne
doğrudan bağımlı hale gelir (güçlü sinyale keskin ve dürtüsel tepki verilmesi).
Beklentinin yarattığı merkezi gerilim ve fikir-motor
fenomenler motor alana engelsizce akarak yoğun kasılmalara, sarsıntılara ve
dönüşüm semptomlarına (damgalanma) yol açar. Gecikmeli hareket ve seçim tepkisi
deneylerinde histerik hastalar, uyarımı motor alandan izole edemedikleri için
en çaresiz durumda kalırlar.
Konuşmanın düzenleyici (enstrümantal) rolünün kaybedildiği
afazi vakalarında, sadece konuşmanın iletişimsel işlevi kaybolmaz, aynı zamanda
bütün niyet planlama ve organize davranış sistemi parçalanır. Afazi hastası
niyet oluşturmada tamamen çaresiz kalır, durumun ve optik alışkanlıkların
doğrudan etkisi altına girerek kendi davranışını kontrol etme yeteneğini
kaybeder.
12. Davranışın Kontrolü
İnsanın kendi davranışlarını kontrol ettiği mekanizmaların
incelenmesi doğrudan "irade" (will) problemine dayanır. İrade
çalışması tarihi, iradeyi insana özgü mutlak bir kendiliğindenlik olgusu olarak
gören idealist okul ile onu basit bir içgüdüsel eğilim, hedonistik bir gerilim
ya da otomatik refleks eylemi olarak gören mekanikçi/pozitivist okulun
mücadelesinden ibarettir.
Yapılan deneysel araştırmalar, iradeli eylemin aslında
hazırlanan otomatik sistemlerin kendiliğinden kontrolüyle gerçekleştiğini
göstermiştir: İradeyle yapılan eylem istemsizdir; sorun şudur ki 'irade'
bağlantılar probleminden ibarettir.
İnsan doğrudan doğruya "irade gücüyle" kendi
davranışları üzerinde egemenlik kuramaz; irade gücüyle eylem gerçekleştirmeye
çalışmak bir gölgenin taşları taşımasını beklemek gibidir. İrade ve davranış
kontrolü, doğrudan bir güç uygulaması değil, dolaylı bir araçsal süreçtir: Gönüllü
davranış, uyarıcılar yaratma ve onları kontrol etme yeteneğidir. İnsan, yapay
ihtiyaçlar/zorunluluklar (quasi-needs) ve harici oto-uyarıcılar yaratarak kendi
üzerinde dolaylı yoldan egemenlik kurar.
Doğrudan Kontrollü Deneyler: Uyarıcı ve Araç Sorunları
Deneysel bulgular en temel yasayı doğrulamıştır: Davranışını
doğrudan kontrol etme girişimleri her zaman olumsuz sonuçlara yol açar; onun
kontrolü ancak dolaylı yollarla sağlanabilir.
Davranışın Önlenmesine Yönelik Deneyler: Dışsal Yöntemlerin Rolü
Doğrudan kontrol çabaları etkisiz kaldığından, dışsal
yardımcı uyaranlar yoluyla dolaylı kontrol yöntemleri araştırılmıştır. Histerik
hastalarda kendiliğinden yavaş ve gecikmeli hareketler üretilemezken, kesintili
uyaranların yerine sürekli bir vızıltı/ıslık sinyali verilmesi uyarımı ortadan
kaldırmış ve hareketi sürekli dış sinyale bağımlı kılarak kolayca
düzenlemiştir. Ayrıca deneklerin sol ellerine, basıldığında vızıltı sesi
çıkaran bir elektrik düğmesi verilerek kendilerine otomatik dış sinyaller üretmeleri
sağlandığında (oto-sinyalizasyon), doğrudan çabayla imkansız olan gecikmeli
yavaş hareketler son derece düzenli hale gelmiştir; burada doğrudan kontrolün
yerini dolaylı kontrol alırken, irade gücünün yerini dışarıdan gelen düzenleme
almıştır.
Deneylerle Dolaylı Kontrol: Konuşmanın Rolü
Yetişkin insan davranışının dolaylı kontrolünde en güçlü ve
en önemli enstrümantal araç konuşmadır. Konuşma sadece bir düşünce ve iletişim
aracı değil, aynı zamanda düzenleme ve organizasyon aracıdır.
Döngüsel Reaksiyonların Karmaşık Formları
Davranışın dolaylı kontrolü, doğrudan dürtüsel tepkilerin
dolaylı, yardımcı araçların kullanıldığı karmaşık kültürel sistemin
tepkileriyle değiştirilmesinden ibarettir. İşlevsel bariyerin oluşturulma
süreci, doğrudan etkiden kültürlü, dolaylı işleme geçişten oluşur.
Seçim tepkisi deneylerinde, deneklere seçimlerini organize
etmek ve eylemi akılda kalıcı kılmak için anahtarların yanına yönlendirici
yardımcı nesneler (örneğin çekiç resmi yanına bir çivi, kilit resmi yanına bir
anahtar) yerleştirildiğinde, uyaran doğrudan dürtüsel bir harekete yol açmak
yerine önce konuşma yapısındaki yardımcı işaretlerle ilişkilendirilmiş, uyarım
motor alana aktarılmadan önce kısıtlanmış ve ardından hazırlanan eylem hızla ve
organize bir şekilde gerçekleştirilmiştir.
Sembolik Devrelerle Deneyler
Şartlandırılmış optik semboller, konuşma gibi, uyarımı motor
sisteme doğrudan aktarımdan ayırarak duygusal tepkileri organize etmenin ve
kontrol etmenin en güçlü araçlarından biridir.
İnsan davranışını, basit nörodinamik süreçlerin
anlaşılmasının anahtarı olan bu karmaşık kültürel, tarihsel ve psikolojik
mekanizmalar (konuşma ve işaretlerin kullanımı) olmadan anlamak mümkün
değildir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder