René Schaerer - Bilgi ve Teknik - Notlar
Homeros'tan Platon'a
Bilgi ve Sanat Kavramlarının İncelenmesi
Epistēmē et technē_ étude sur les notions de connaissance et
d'art d'Homère a Platon, Macon Protat frères, 1930
1930 yılında Lozan Üniversitesi, Edebiyat Fakültesine
doktora derecesi için sunulan tezdir.
…
Önsöz
Antik Yunanca terimlerin ve kavramların kendine has
"atmosferi" vardır. Antik bir kavramı modern bir kalıba sokmak, onun
anlam dünyasını zedeleyebilir. Antik bir kavram, modern söz dağarcığında tam
olarak kendisi için yapılmış bir terimle, kendi ölçüsünde bir kalıpla nadiren
karşılaşır.
En güvenli yol antik metinleri titizlikle inceleyerek
kavramı orijinal bağlamında yeniden inşa etmektir.
Schaerer, episteme (bilim/bilgi) ve techne (sanat/beceri)
kavramları için Homeros'tan Platon'a kadar geniş bir tarama yapmış.
Metnin amacı/stratejisi, Platon'u merkeze alarak çalışmayı
onunla bitirmek ve diğerleriyle karşılaştırmaktır.
Birinci Bölüm: Platon'dan Önce Epistēmē ve techne
Şairler, Tarihçiler, Filozoflar ve Hekimler
Homeros döneminde techne, insana tanrılar tarafından
bahşedilen, kesinlik ve ölçü içeren bir "doğru bilgi"dir. Sanat,
rastgele bir beceri değil, adaletin ve rasyonalitenin bir yansımasıdır.
Sanat, doğuştan gelen bir yetenek değil, tanrısal bir
armağandır.
Hesiodos’taki Hermes figürüyle birlikte sanatın tanrısal bir
ilhamdan, insanın zekasıyla "keşfettiği" bir bilgiye dönüştüğü
görülür.
Sanat artık bir "yol" ve "yöntem" olarak
görülmeye başlanır; kişisel dehadan ziyade toplumsal bir kazanıma dönüşür.
Pindaros ile birlikte, dışarıdan öğrenilen "sanat"
(techne) ile insanın özünde bulunan "doğal nitelik" (phua) arasında
bir karşıtlık doğar.
Bakkhylides ise episteme kelimesini ilk kez kullanarak insan
bilgisinin çeşitliliğine vurgu yapar.
Aiskhylos
Prometheus Desmotes tragedyası, sanatın mülkiyeti üzerine
bir savaşı anlatır. Zeus sanatları tanrılara ayırırken, Prometheus ateşi
(bilgiyi) çalarak sanatı insanlara verir.
Sofokles'te (Antigone) "doğuştan gelen içsel
bilgi" (episteme) ile "başkalarının görüşü" (doxa) arasındaki
ayrım belirginleşir.
Euripides, sanatın ve teknik bilginin insanın temel
dertlerine (ölüm, kader, ahlak) çözüm bulamadığını vurgulayarak daha şüpheci
bir tavır takınır.
Ne kadar "sanat" öğrenilirse öğrenilsin, zekası
olmayana zekâ verilemez.
Tukidides'te bu iki kavram arasındaki fark netleşir:
Episteme, bireyin içselleştirdiği, sahip olduğu kişisel bir yetkinlikken;
techne, bireyin dışında var olan ve öğrenilmesi gereken nesnel kurallar
bütünüdür.
Episteme psikolojik durumdan (cesaret, hafıza) etkilenirken,
techne dışsal bir disiplindir.
Pisagorcular, iradi olarak kazanılan bilimi, tesadüfi ve
istemsiz kazanımlardan üstün tutarlar.
Bilgi (episteme) ve sanat (techne), ruhun zekâ ve duygu
bölümleriyle ilişkilendirilir.
O dönemde tıbbın bir sanat olup olmadığı tartışmalıdır.
Hippokratik metinler, tıbbın "şans" (tyche) değil, belirli bir
"yöntem" (hodos) olduğunu kanıtlamaya çalışır.
Bedenin doğal işlevleri (sindirim, çiğneme vb.), tüm insan
zanaatlarının (marangozluk, çömlekçilik vb.) asıl modelidir.
İnsanlar, görünen şeylerin altındaki görünmeyen şeyleri
nasıl göreceklerini bilmiyorlar... İnsan doğasında var olan gizli gerçekleri
bilmiyorlar. (Oysa) ilahi zeka onlara kendi doğalarını taklit etmeyi öğretir.
İsokrates
İsokrates, bilgiyi statik bir kural yığını olarak görenlere
karşı, bireyin "doğasını" (physis) ve "kanaatini" (doxa)
merkeze alan bir model sunar.
İsokrates, öğrencilerine erdemi ve her türlü bilgiyi bir
sanat (techne) gibi aktarabileceğini iddia eden Sofistleri
"şarlatanlık" ile suçlar.
Doğanın erdeme yatkınlığını yetersiz bulduğu kişilerde
bilgelik ve adaleti ortaya çıkarabilecek hiçbir sanat yoktur.
İsokrates'e göre başarılı bir hatip veya erdemli bir
vatandaş olmak için üç temel unsurun birleşmesi gerekir:
Doğa (Physis): En önemli unsurdur; devredilemez ve
öğretilemez. Pysis bireyin içsel gücü, yaratıcılığı ve karakteridir.
Eğitim/Bilgi (Episteme): Öğretmenin sunduğu araçlar ve
figürler bilgisidir.
Deneyim/Alıştırma (Melete): Kazanılan bilgiyi kullanma
becerisidir.
İsokrates için episteme (bilgi), dışarıdan alınan, teorik ve
"durağan" bir yapıdır. Tek başına insanı bilge yapmaz. Önemli olan,
bu bilgiyi hayatın değişken koşullarına uyarlayabilen içsel güçtür.
Gerçek sanatçı yeni bir şey bulan değil, eskiyi kendi
"doğasıyla" yeniden yorumlayandır.
İsokrates, Platon'un aksine "kesin bilgiye"
(episteme) ulaşılamayacağını savunur. İnsan için en yüksek mertebe, olaylar
karşısında doğru karar vermeyi sağlayan "doğru görüş" veya
"kanaat"tir (doxa).
Ksenofon
Ksenofon'un aktardığı Sokrates gerçek zanaatkâr ile
şarlatanı ayıran temel ölçütün "bilinçli bilgi" (episteme) olduğunu
savunur.
Sokrates'e göre, bir sanatın sadece dış görünüşünü taklit
eden kişi şarlatandır. Gerçek bilge, sahip olduğu sanatın (örneğin flüt çalma
veya resim) özüne ve kurallarına hâkimdir. Ressam Parrhasius ile konuşmasında
belirttiği gibi; sanat, dağınık güzellikleri akıl yoluyla bir araya getirip
ideal bir bütün oluşturma işidir.
Sokrates için diyalektik, sadece bir tartışma yöntemi değil,
nesneleri türlerine (gene) göre ayırma ve birleştirme sanatıdır. Bu yönüyle
aşçılık sanatına benzetilir; nasıl ki iyi bir aşçı yiyecekleri rastgele değil,
kurallara (orthos) göre karıştırıyorsa, diyalektikçi de kavramları doğru bir
yöntemle tasnif eder.
Siyaset sanatı, adalet bilgisini (dikaiosyne) gerektirir.
Eğer adalet bir bilgi (episteme) ise, bilerek hata yapan,
bilmeden hata yapandan daha "bilgili" (ve dolayısıyla potansiyel
olarak daha adil) sayılmalıdır. Ancak Sokrates bunu, gerçek bilgiye sahip
olanın "bilerek" kötülük yapamayacağı sonucuna bağlar.
Tarım, öğrenilmesi en kolay sanattır. Başarısızlık bilginin
eksikliğinden değil, uygulama noktasındaki özensizlikten kaynaklanır.
Tarım, özgür bir insana en yaraşan sanattır; mekanik
sanatlar ise bedeni ve ruhu köreltir.
Sokrates'te sanat, kişisel bir "stil" meselesi
değil, evrensel bir "hakikat" arayışıdır. İnsan ancak kendini
tanıyarak bu bilginin öznesine dönüşebilir.
Sokrates’e göre, bir zanaatkârın sadece kendi işini bilmesi
yeterli değildir; sanatının sınırlarını ve diğer alanlarla ilişkisini
belirleyecek Yüce Bilgiye (insan bilgisine) ihtiyacı vardır.
Sokrates için başarısızlığın kökeni teknik cehalet değil,
öz-bilgi eksikliğidir. Euthydemos’un siyasi başarısızlığı ile bir köylünün
tarlasındaki verimsizliği aynı nedene dayanır: Her ikisi de kendi kapasiteleri
ve işlerinin doğası hakkında yanlış bir fikre sahiptir.
Her türlü özel yetenek (techne), ancak insan bilgisi
(episteme) tarafından denetlendiğinde gerçek bir değer kazanır.
Bu yüce bilgi, bireyin kişisel dürtülerinin ve doğasının
(physis) hatalarını dizginleyerek bilgiyi evrensel bir seviyeye taşır.
Sokrates, ruhu ve bedeni körelten "mekanik"
sanatları küçümser. Ona göre gerçek bilgiye ulaşmış bir ruh, kendisine zarar
veren aşağılık bir işe geri dönmez.
Sokrates, bilimleri (geometri, astronomi vb.) incelerken
onları insan zekâsının erişebileceği alanlarla sınırlandırır. İnsanı aşan
"doğaüstü" veya "metafizik" spekülasyonları dışlar.
İkinci Bölüm: Platon
Platon'un eserini ele almadan önce bir okuma planı
oluşturmak gerekir.
…eleştirmenlerin çoğunluğu tarafından otantik kabul edilen
diyalogları dahil ettik.
İlk Diyaloglar
Sokrates, Savunma'sında (Apologia) üç farklı bilgi düzeyini
birbirinden net bir şekilde ayırır:
İnsan Bilgeliği (Anthropine Sophia): Sokrates'in sahip
olduğu, sınırlarını bilen, "cehaletinin bilincinde olan" bilgelik.
İlahi Bilgelik: İnsanı aşan fizik, astronomi ve sofistlerin
iddia ettiği "mutlak erdem aşılama" sanatı. Sokrates bu alanda
bilgisiz olduğunu beyan eder.
Teknik Bilgi (Techne):
Zanaatkârların sahip olduğu özel yetenek. Sokrates bunu takdir eder ancak
zanaatkârların bu sınırlı bilgiyi "her şeyi bilmek" ile
karıştırmasını eleştirir.
Sokrates, diyaloglarında temel ahlaki erdemleri birer
"bilim" (episteme) olarak tanımlamaya çalışır.
Euthyphron: Dindarlık
Lakhes: Cesaret
Kharmides: Bilgelik
Küçük Hippias: Adalet
Diyalogların çoğunun "olumsuz" (aporetik) yani
sonuçsuz bitmesi yöntemin bir parçasıdır.
Önce rakibin sahip olduğu yanlış "görüş" (doxa)
mahvedilir. Örneğin Kharmides'te geleneksel bilgeliğin mutluluk getirmediği
kanıtlanır. Bu, felsefi doğum için gerekli olan "sancı" sürecidir.
Eski tanım yıkıldığında, yerine yeni ve felsefi bir kavram
ima edilir.
Kharmides diyaloğu üzerinden bilginin gelişimi şöyle
izlenebilir:
1. aşama (Görüş): Bilgelik sessizce hareket etmektir (Halkın
görüşü).
2. aşama (Doğru Görüş): Bilgelik, yanılmaz bir toplumsal
düzen kurmaktır.
3. aşama (Bilim/Episteme): Bilgelik, iyinin ve kötünün mutlak
bilgisidir.
Cumhuriyet'in ilk kitabında Sokrates, Thrasymachus'a karşı
sanatı savunur. Ona göre bir sanat (techne), tanımı gereği yanılmazdır.
Her sanat, kendinden daha zayıf ve olan nesneyi (örneğin tıp
için beden) mükemmelleştirmeyi amaçlar.
Adalet de bir sanat olarak, yönetenlerin değil,
yönetilenlerin (zayıfların) iyiliğini hedefler.
Sokrates bu diyaloglarla bizi Görüş'ün esnek ve değişken
dünyasından, Bilim'in sabit ve evrensel dünyasına taşır.
Geleneksel dindarlık, cesaret veya adalet, felsefi birer
"bilim" haline geldiklerinde kendi dar sınırlarını aşarak
"İyinin Bilgisi"nde birleşirler. Platon, bu eşikte durarak bizi
metafiziğin kapısına getirir.
Sokratesçi düşünce Platon’un ellerinde nasıl bir sisteme
dönüştü
Cumhuriyet’in ilk kitabı
Thrasymachus, adaleti "güçlünün çıkarı" olarak
tanımlarken aslında farkında olmadan onu bir bilim/sanat olarak konumlandırır.
Sokrates’e göre her sanat, doğası gereği mükemmeldir ve
kendisinden daha "zayıf" veya "kusurlu" olan nesnesini
iyileştirmeyi amaçlar.
Sanatın kendisi "aç" veya "hasta"
değildir; o sadece nesnesine hizmet eder.
Eğer yönetim de bir sanatsa, yönetenlerin çıkarını değil,
yönetilenlerin (zayıfların) iyiliğini gözetmelidir.
Thrasymachus’un "Zanaatkâr sadece kendi çıkarını
düşünür" iddiasına karşı Sokrates, sofistçe ama etkili bir hamle yapar:
Ücret alma eylemi, yapılan sanatın bir parçası değildir.
Bu ayrım sayesinde Sokrates, sanat kavramını
"egoizm" ve "çıkar" gibi rasyonel olmayan içeriklerden
arındırır.
Kusurlu olan (insan/dünya), mükemmel olanı (bilgi/İdea)
sever ve ona yaklaşmak ister.
Mükemmel olan, zaten tam olduğu için kusurlu olana ihtiyaç
duymaz ve ona yaklaşmaz.
Bilginin (episteme)
üç türü
Fizikçilerin/Gökbilimcilerin Bilimi: İnsani sınırları aşan,
Sokrates’in Savunma’da reddettiği spekülatif bilgi.
Sofistlerin Bilimi (Küçük Hippias): Gönüllü kötülüğü veya
yalanı mümkün kılan, ancak özünde sadece bir "görüş" (doxa) olan
sahte bilgi.
Filozofun Bilimi (Kharmides/Cumhuriyet): Gerçek "İnsan
Bilgeliği". Yanılmazdır, adildir ve mükemmeldir.
Protagoras - Ion - Gorgias - Menon
Ustanın ironisi, giderek artan bir şekilde öğrencinin
belagati ve tutkulu şevkiyle yer değiştiriyor. Sokrates'i konuştururken,
sorunları ele alıp tartışmaya açan aslında Platon'un kendisi oluyor.
Protagoras
Protagoras, sofistliği kadim bir sanat (techne) olarak
tanımlar.
Protagoras, teknik sanatların (ateş, zanaat) Prometheus
tarafından verildiğini, ancak toplumsal yaşamı sağlayan "Adalet ve
Utanma" duygusunun Zeus tarafından herkese dağıtıldığını anlatır.
Sokrates, diyaloğun sonunda şaşırtıcı bir hamle yapar. Eğer
erdem öğretilebilecekse, bu ancak bir Ölçme Bilimi (Metretike Techne) olmasıyla
mümkündür. Hazlar ve acılar arasında doğru hesabı yapabilen kişi erdemlidir.
Sokrates başlangıçta "öğretilemez" dediği erdemi
"bilim" haline getirerek öğretilebilir kılar; Protagoras ise
"öğretirim" dediği erdemi "toplumsal bir alışkanlığa"
indirgeyerek aslında öğretilemez olduğunu fark etmeden kabul eder.
Ion
Rapsod Ion, Homeros'u harika anlatır ama diğer şairlerde kötüdür.
Eğer bu bir sanat olsaydı, Ion tüm şiir türlerinde uzman
olurdu.
Şiir bir sanat değil, İlahi İlhamdır (Theia Moira). Şairler,
tanrısal bir güçle sarsılan mıknatıslar gibidir; ne söylediklerini bilmeden,
sadece birer aracı olarak güzeli dile getirirler.
Gorgias
Gorgias, retoriğin "ikna etme sanatı" olduğunu
savunur. Sokrates ise bunu sertçe reddeder.
Gerçek bir sanat (tıp, jimnastik), nesnesinin (bedenin)
iyiliğini hedefler. Retorik ise sadece "hoşa gitmeyi" hedefler.
Retorik, adaletin; yemek pişirme ise tıbbın
"hayaleti" veya maskesidir.
Menon
İnsan bilmediği şeyi nasıl arayabilir? Sokrates’e göre ruh,
tüm bilgileri önceki yaşamlarından zaten edinmiştir; "öğrenmek"
sadece hatırlamaktır.
Atinalı büyük devlet adamları (Themistokles vb.) neden çocuklarına
erdemi öğretemedi? Çünkü onların sahip olduğu şey "Bilim" değil,
"Doğru Görüş"tür.
Yolu bilen bir rehber (Bilim) ile yolu doğru tahmin eden bir
yolcu (Doğru Görüş) aynı hedefe varır. Ancak "Doğru Görüş" uçucudur;
onu akılsal bir gerekçeyle "zincirlemek" gerekir. Bu zincirleme
işlemi gerçekleştiğinde görüş, bilime dönüşür.
Geleneksel görüşe göre erdem tarihsel şahsiyetlerin sahip
olduğu, ilahi bir armağan olarak kabul edilir.
Sokrates'in hedefi olan erdem, iyi ve kötü bilgisine
dayanan, evrensel ve öğretilebilirdir.
Menon diyaloğunda Sokrates, erdemi tanımlamak için üç kez
hamle yapar ama her seferinde Menon tarafından başlangıç noktasına, yani
"halkın anladığı erdem"e geri çekilir.
Sokrates, erdemin özünü (eidos) ararken Menon onu pratik faydaya
hapseder.
Platon Gorgias'ta Themistokles gibi devlet adamlarını
"yetersiz" görüp yererken, Menon'da onları "ilahi ve iyi"
olarak nitelendirir.
Gorgias'ta tartışma saf kavramlar düzeyindedir. Bu açıdan
bakıldığında, ruhu iyileştirmeyen, sadece gemiler ve binalar veren bir siyaset
kötüdür.
Menon'da tartışma tarihsel gerçeklik zeminindedir. Pratik
fayda açısından, ilahi bir ilhamla (doğru görüşle) şehri kurtaran adam iyidir.
Platon için Bilim (Episteme), her zaman Doğru Görüşten
üstündür.
Euthydemus - Meneksenos - Kratylos - Şölen - Phaedon
Euthydemos
Burada en yüce bilginin (episteme) teknik becerilerden
(techne) nasıl ayrıldığı derinlemesine incelenir.
Sokrates, sofistlerin kelime oyunlarını bir kenara iterek,
mutluluğun sadece "iyiye sahip olmak" değil, "iyiyi doğru
kullanmak" olduğunu savunur.
Zenginlik, sağlık veya güç kendi başlarına
"iyilik" değildir; nötrdürler. Onları birer "mal" (iyilik)
haline getiren tek şey, onları yöneten Bilgeliktir (Sophia).
Sokrates, tüm sanatları (strateji, retorik vb.) yöneten,
ancak onlardan ayrı duran bir "yüce bilgi" arar. Bir flüt yapımcısı
flütü yapar ama onu nasıl doğru kullanacağını bilmeyebilir. Gerçek bilgi, hem
"üretme" hem de "doğru kullanma" yetisini aynı anda
barındırmalıdır.
Meneksenos
Adalet ve erdemden yoksun bir bilgi (episteme)
"bilgelik" değil, sadece bir aldatmacadır.
Gerçek bilgi, doğası gereği adaleti ve erdemi içinde
barındırmalıdır.
Kratylos
Sokrates episteme (bilgi) kelimesini "ruhunkine uyum
sağlamak" veya "durmak/istikrar" köklerine bağlayan etimolojik
açıklamalar yapar.
İsimler üzerinden bilgiye ulaşmaya çalışmak yanıltıcı olur. Asıl
bilgi bu ikincil gerçekliklerin ötesindeki değişmez özlerde aranmalı.
Şölen
Filozof, tekil güzel bedenlerden ve eylemlerden geçerek
Bilimler Güzelliğine ulaşır (Güzellik İdeası).
Bu noktada erdem güzelliğin kendisinden doğan gerçek bir
mükemmelliktir.
Phaidon
Birbirine "eşit" iki taş gördüğümüzde, zihnimizde
"Eşitlik" kavramı uyanır. Oysa hiçbir zaman tam anlamıyla eşit iki
nesne dünyada yoktur. Bu mükemmel kavram (idea), dünyevi algıdan önce ruhumuzda
mevcuttur.
Ruh, bedene hapsolmadan önce bu "Formları"
görmüştür. Bilgi edinmek, duyuların sarsıntısıyla bu uyuyan gerçekleri
uyandırmaktır.
Matematiksel veya mantıksal bir kural gibi, dünyevi nesnelerin
mükemmelliğini ölçmemizi sağlar.
Geleneksel devlet adamı (Themistokles) ne yaptığını bilmeden
başarılı olurken; filozof, "İyilik" ve "Adalet" İdeasını
temel alarak bilinçli bir düzen inşa eder.
Cumhuriyet II-X - Phaedrus
Platon, ideal bir toplumda dört temel nitelik arar ve
bunları bireysel ruhun katmanlarıyla eşleştirir. Bu yapı, toplumsal adaletin
bireysel adaletten nasıl türediğini gösterir.
Bilgelik (Sophia) / Yönetmek ve bilmek
Cesaret (Andreia) / Koruma ve inançları savunma
Ölçülülük (Sophrosyne) / Hiyerarşiye ve düzene rıza
göstermek
Adalet (Dikaiosyne) / Her parçanın sadece kendi işini
yapması
Görünür Dünya (Horaton): "Görüş" (Doxa) alanıdır.
Gölgeler ve yansımalar (Sanatçıların ve şairlerin alanı).
Fiziksel nesneler (Zanaatkarların alanı).
Kavranır Dünya (Noeton): "Bilgi" (Episteme)
alanıdır.
Dianoia (Söylemsel Bilgi): Geometri ve matematik /
Hipotezlere dayanır, henüz ilkeye ulaşmamıştır.
Noesis (Saf Akıl/Sezgi): Diyalektik yöntemle ulaşılan,
Formların/İdeaların bilgisidir.
Felsefi bilginin zirvesi İyi İdeasıdır.
İyi'nin bilgisi olmadan sahip olunan tüm diğer bilgiler
(matematik, politika vb.) kör ve karanlıktadır.
Mağara Alegorisinde bilginin bir "verilme" değil,
bir "yönelme" süreci olduğunu anlatır. Kör birine görme yetisi
veremezsiniz; sadece gözlerini ışığa çevirmesini sağlayabilirsiniz.
Mağaradan çıkış ruhun duyusal dünyadan (gölgelerden) idealar
dünyasına (ışığa) yükselişidir.
Işığı gören filozof, kişisel mutluluğunu (tefekkürü) feda
ederek mağaraya, yani topluma hizmet etmeye zorlanır. Çünkü ancak ışığı görmüş
bir lider, gölgeler dünyasındaki karmaşaya (tıp, hukuk, zanaat) gerçek düzeni
ve "İyi Kullanımı" getirebilir.
Phaedrus
İnsan Bilgeliği (Sophrosyne): Akılcı, ölçülü ancak ruhu
kanatlandırmaktan yoksundur. Kurallara ve rutine dayalıdır.
İlahi Hezeyan (Mania): Tanrılardan gelen bir
"çılgınlık" halidir. Platon'a göre gerçek şiir, gerçek kehanet ve en
önemlisi gerçek felsefe ancak bu ilahi ilhamla mümkündür.
Platon, Gorgias diyaloğunda yerin dibine soktuğu retoriği,
Phaedrus'ta felsefi bir temel kazandırarak yeniden inşa eder.
Gerçek bir hatip, sadece süslü cümleler kuran biri değil o,
bir "ruh uzmanı" olmalıdır. Çünkü retorik, ruhu sözlerle yönlendirme
sanatıdır.
Yazı, babasız kalmış bir çocuk gibidir; kendini savunamaz ve
herkese aynı şeyi söyler. Gerçek bilgi ise "öğrenen kişinin ruhuna yazılan
canlı bir söylemdir." Bu yüzden filozof, bir diyalektikçi olarak her
muhatabına göre sözünü değiştirir ve hakikati o kişinin ruhunda uyandırır.
Gerçek hatip filozoftur, çünkü sadece o ruhun derinliklerini
bilir ve onu hakikate ikna edebilir.
Gerçek bilgi (episteme), dünyevi olandan kopup ilahi olanla
birleşme arzusudur. Bu bir kurtuluş ve ruhun yeniden kanatlanışıdır.
Theaetetos - Parmenides - Sofist - Politikacı - Philebos
Theaitetos
Bilgiyi duyum, doğru görüş veya "gerekçelendirilmiş
doğru görüş" (logos) olarak tanımlama girişimleri başarısız olur. Bu
başarısızlığın sebebi, bilginin nesnesinden (İdealar) bağımsız olarak
tanımlanmaya çalışılmasıdır.
Parmenides
Burada Formlar (İdealar) dünyası ile duyusal dünya
arasındaki uçurum incelenir. Eğer bilgi sadece Formlara aitse, insanların buna
ulaşması imkansız görünür; eğer sadece duyusal dünyaya aitse, bu gerçek bilgi
değildir.
Sofist
Filozofun işi, Formların birbirleriyle nasıl birleştiğini
veya ayrıldığını görmektir. Bilgi artık tekil bir sezgi değil, kavramlar
arasındaki ilişkileri ve karşıtlıkları tanımlama yeteneğidir.
Sofist, bilginin taklitçisidir (doksomimetik); filozof ise
Varlık'ın bilgisini taşıyandır.
Politikacı
Siyasetin temeli "Doğru Ölçü"dür. Bu, sayısal bir
ölçü değil, normatif/ideal bir uygunluktur. Bir söylemin veya eylemin uzunluğu,
onun derin anlamı ve ihtiyacı ile belirlenir.
Sanat (Bilgi) esnektir, her duruma özel çözümler üretir.
Gerçek bilgiye sahip bir lider (Filozof Kral), katı yasalara bağlı kalmak
zorunda değildir; çünkü onun sanatı en yüksek yasadır.
Yasa katıdır, değişen koşullara uyum sağlayamaz. Ancak
toplumda gerçek sanat sahibi bir lider yoksa, yasalar "gerçeğin
taklidi" olarak kaosun önündeki tek engeldir.
Siyaset, toplumdaki farklı karakterleri (sert/cesur ve
yumuşak/ölçülü) birbirine bağlayan bir dokuma sanatıdır.
Philebos
ayat ne sadece hazdan ne de sadece saf akıldan ibarettir;
ideal olan, akıl ve bilginin rehberliğinde şekillenen hayattır.
İyon diyaloğunda şiir, "sanat olmadığı" için
reddedilmişti. Ancak Sofist'te Platon daha kapsayıcıdır. Artık mesele sadece
"en yüce olanı" bulmak değil, her şeyi (hatta taklitleri ve hataları
bile) kendi yerinde tanımlamaktır.
Filozof, Formlar dünyasının "en küçük parçasına"
kadar iner, sınırları çizer ve sofistin nerede saklandığını (Yokluk'un
karanlığında) bulup çıkarır.
Platon, Politikacı (Devlet Adamı) diyaloğunda meşhur
"Altın Çağ" mitini anlatır. Bu mitin felsefi amacı şudur: Mükemmel
bir dünyada (Tanrı'nın yönettiği dönem), sanatlara ihtiyaç yoktur.
Ancak bizim kusurlu dünyamızda "Sanat" (Techne),
bu eksikliği gidermek için Tanrılar tarafından gönderilmiş bir hediyedir.
Siyaset sanatının görevi, bu kusurlu dünyayı sürekli ideal
modele göre "rötuşlamak" ve düzeltmektir.
Platon, bilimleri saflık derecelerine göre ayırır:
En Saf (Hegemonik) Sanatlar: Aritmetik, ölçme ve tartma (çünkü
matematikseldir).
Daha Az Saf (Deneysel) Sanatlar: Müzik, tıp, tarım (çünkü
tahmine ve tecrübeye dayanır).
Yüce Sanat: Diyalektik. (Varlığın kendisini konu alır).
Sadece en saf bilimleri (diyalektik) bilmek yetmez. Yolumuzu
bulabilmek için daha aşağı düzeydeki, hatta "kirli" sayılan tecrübe
bilimlerine de ihtiyacımız vardır. Hayat, en yüksek bilginin ışığında, tüm bu
bilimlerin dengeli bir karışımıdır.
Cumhuriyet'te mağaraya dönüş bir "yükümlülük"
iken, geç dönem Platon'unda bu bir "bilgelik tercihi"dir. Filozof, en
yüce hakikati gördükten sonra, kendi rızasıyla dünyevi hayatın karmaşasına
döner; çünkü artık elinde her şeyi ölçebileceği mutlak bir cetvel (Formlar) ve
her şeyi birbirine bağlayabileceği bir dokuma sanatı (Siyaset) vardır.
Timaios - Kritias - Yasalar
Timaios
Bilginin ruhumuzda nasıl oluştuğunu adeta bir
"astronomik saat" düzeneği gibi tarif eder.
Aynı'nın ve Öteki'nin Daireleri: İnsan ruhu, evrenin ruhuyla
aynı yapıdadır. Kafatasımızın içinde dönen iki görünmez daire vardır.
Aynı'nın Dairesi: Akılla kavranan (İdealar) dünyasına temas
ettiğinde Gerçek Bilgi üretir.
Öteki'nin Dairesi: Duyusal dünyaya temas ettiğinde Doğru
Görüş üretir.
Bedenin Etkisi: Evrenin ruhu her zaman mükemmel dönerken,
insan ruhu bedene hapsolduğu için bu daireler "yalpalar" veya durur.
Filozofun görevi, bu ruhsal dönüşleri yeniden düzene sokarak evrensel ritme
uyum sağlamaktır.
Kritias
Platon, Kritias'ta ideal dünyanın gerçeklerini (Formları)
reddetmez; aksine, bu ideal ilkeleri tarihsel ve somut bir çerçeveye oturtmaya
çalışır.
Yasalar
Platon, sofistlerin "doğa ve şans her şeyi yarattı,
sanat sonra geldi" iddiasına şiddetle karşı çıkar. Ona göre: Ruh ve Sanat
(Techne) her şeyden önce gelir.
Sanat, doğanın bir taklidi değil, ilahi bir kaynaktan gelen
ve dünyayı düzene sokan yaratıcı bir güçtür.
Tıp, Tarım ve Siyaset, insanın doğayla işbirliği yaptığı en
yüce sanatlardır.
Menon diyaloğunda "anımsama" ile zincirlenen doğru
görüş, Yasalar'da toplumsal bir boyuta taşınır.
Herkes filozof olamaz (İdeaları göremez).
Ancak Yasalar, filozofun sahip olduğu "mutlak
bilgiyi" donmuş ve sabit bir formda halka sunar.
Yasaya itaat eden bir vatandaş, farkında olmasa da filozofun
bilgisine "zincirlenmiş" olur ve böylece devlette Erdem (ruh uyumu)
sağlanır.
Sonuç
Teknik bilgi sofistlerde ezberlenmiş kurallar ve prosedürler
bütünüdür. Teknik bilgi bu haliyle pratik bilgi sağlayabilir fakat ruhsuzdur.
İsokrates teknik bilgiye “kişiye özel” olan pysis’i ekler. İçsel
bir boyut kazanan teknik bilgi kişisel ve dinamik kanaat (doxa) halini alır.
Platon teknik beceriyi (techne) ruhsal dönüşümle
birleştirir.
Platon, muhatabının seviyesine göre terimlerin anlamını
değiştirir.
(Kharmides) Eğer bilgelik sadece "söylem bilimi"
gibi görülürse, Platon "Bilgelik bir bilim değildir" der. Çünkü bu
haliyle mutluluk getirmez.
(Protagoras) Erdem geleneksel (toplumsal bir atmosfer)
olarak algılanırsa bir bilim değildir; ancak rasyonel bir temele oturtulursa
"Erdem bir bilimdir" sonucuna varır.
(Menon) Erdem, anımsama (anamnesis) ile zincirlenmediği
sürece bir bilim değil, sadece "doğru bir görüştür".
Platon'un nihai hedefi, bilmek ile eylemek arasındaki
boşluğu kapatmaktır.
Platon, Theaitetos ve Parmenides diyaloglarında "Bilgi
nedir?" sorusunu sorarken iki büyük tehlikeyle karşılaşır:
Aşırı Ayrım (Parmenides Hatası): Gerçek bilginin (İdeaların)
dünyevi bilgiden tamamen kopuk, "ayrı" bir birim olarak ele alınması.
Bu durum, tanrıların insan işlerine kayıtsız kalması gibi, bilgiyi de yaşama
faydasız kılar.
Aşırı Karışım (Theaitetos Hatası): Gerçek bilginin,
duyumların veya doğru görüşlerin içinden "çıkarılabileceğini" sanmak.
Bilgi, sadece doğru görüşe eklenmiş bir "gerekçe" (logos) değildir;
o, görüşü temelden dönüştüren bir ışıktır.
Platon, Euthydemos'taki sezgisine döner: Gerçek bilgi, diğer
tüm alt becerilere nüfuz eden ve onları içeriden dönüştüren bir güçtür.
Felsefi vicdan filozofu Formları (İdeaları) tefekkür etmeye,
yeryüzünden kaçmaya iter.
Toplumsal vicdan filozofu mağaraya inmeye, adaletsizliği
tanımaya ve yasalar yapmaya zorlar.
Filozofun "doğrudan algısı" (sezgi) başkasına
anlatılamaz veya kitaba yazılamaz (çünkü kişiseldir).
Filozof (Mimar): Mutlak hakikati görür ve yasaları
(kalıpları) tasarlar.
Genç Tiran (Yürütücü): Filozof değildir ama
"ayrıcalıklı bir doğası" vardır. Filozofun bilgisine ikna olur ve bu
bilgiyi yasalar aracılığıyla halka dayatır.
Halk (Kalabalık): İdeaları göremez, ancak yasalar sayesinde
"doğru görüşü" elde eder. Bu görüş, yasalarla zincirlendiği için
artık şans eseri olmaktan çıkar ve kalıcı bir erdeme dönüşür.
Platon bir terimin (örneğin "Güzel") arkasındaki
Mutlak Form'u (Güzellik) bulmaya çalışır. İlişkilerden ziyade özlerle
ilgilenir.
Modern bilim özlerin ne olduğunu bir kenara bırakır;
terimler arasındaki ilişkilere ve denklemlere (mutlak olan buradadır)
odaklanır.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder