1 Aralık 2024 Pazar

René Schaerer - Bilgi ve Teknik - Notlar

René Schaerer - Bilgi ve Teknik - Notlar

Homeros'tan Platon'a Bilgi ve Sanat Kavramlarının İncelenmesi

Epistēmē et technē_ étude sur les notions de connaissance et d'art d'Homère a Platon, Macon Protat frères, 1930

 

1930 yılında Lozan Üniversitesi, Edebiyat Fakültesine doktora derecesi için sunulan tezdir.

 


Önsöz

Antik Yunanca terimlerin ve kavramların kendine has "atmosferi" vardır. Antik bir kavramı modern bir kalıba sokmak, onun anlam dünyasını zedeleyebilir. Antik bir kavram, modern söz dağarcığında tam olarak kendisi için yapılmış bir terimle, kendi ölçüsünde bir kalıpla nadiren karşılaşır.

En güvenli yol antik metinleri titizlikle inceleyerek kavramı orijinal bağlamında yeniden inşa etmektir.

 

Schaerer, episteme (bilim/bilgi) ve techne (sanat/beceri) kavramları için Homeros'tan Platon'a kadar geniş bir tarama yapmış.

 

Metnin amacı/stratejisi, Platon'u merkeze alarak çalışmayı onunla bitirmek ve diğerleriyle karşılaştırmaktır.

 

Birinci Bölüm: Platon'dan Önce Epistēmē ve techne

Şairler, Tarihçiler, Filozoflar ve Hekimler

Homeros döneminde techne, insana tanrılar tarafından bahşedilen, kesinlik ve ölçü içeren bir "doğru bilgi"dir. Sanat, rastgele bir beceri değil, adaletin ve rasyonalitenin bir yansımasıdır.

Sanat, doğuştan gelen bir yetenek değil, tanrısal bir armağandır.

 

Hesiodos’taki Hermes figürüyle birlikte sanatın tanrısal bir ilhamdan, insanın zekasıyla "keşfettiği" bir bilgiye dönüştüğü görülür.

Sanat artık bir "yol" ve "yöntem" olarak görülmeye başlanır; kişisel dehadan ziyade toplumsal bir kazanıma dönüşür.

 

Pindaros ile birlikte, dışarıdan öğrenilen "sanat" (techne) ile insanın özünde bulunan "doğal nitelik" (phua) arasında bir karşıtlık doğar.

Bakkhylides ise episteme kelimesini ilk kez kullanarak insan bilgisinin çeşitliliğine vurgu yapar.

 

Aiskhylos

Prometheus Desmotes tragedyası, sanatın mülkiyeti üzerine bir savaşı anlatır. Zeus sanatları tanrılara ayırırken, Prometheus ateşi (bilgiyi) çalarak sanatı insanlara verir.

 

Sofokles'te (Antigone) "doğuştan gelen içsel bilgi" (episteme) ile "başkalarının görüşü" (doxa) arasındaki ayrım belirginleşir.

 

Euripides, sanatın ve teknik bilginin insanın temel dertlerine (ölüm, kader, ahlak) çözüm bulamadığını vurgulayarak daha şüpheci bir tavır takınır.

Ne kadar "sanat" öğrenilirse öğrenilsin, zekası olmayana zekâ verilemez.

 

Tukidides'te bu iki kavram arasındaki fark netleşir: Episteme, bireyin içselleştirdiği, sahip olduğu kişisel bir yetkinlikken; techne, bireyin dışında var olan ve öğrenilmesi gereken nesnel kurallar bütünüdür.

Episteme psikolojik durumdan (cesaret, hafıza) etkilenirken, techne dışsal bir disiplindir.

 

Pisagorcular, iradi olarak kazanılan bilimi, tesadüfi ve istemsiz kazanımlardan üstün tutarlar.

Bilgi (episteme) ve sanat (techne), ruhun zekâ ve duygu bölümleriyle ilişkilendirilir.

 

O dönemde tıbbın bir sanat olup olmadığı tartışmalıdır. Hippokratik metinler, tıbbın "şans" (tyche) değil, belirli bir "yöntem" (hodos) olduğunu kanıtlamaya çalışır.

 

Bedenin doğal işlevleri (sindirim, çiğneme vb.), tüm insan zanaatlarının (marangozluk, çömlekçilik vb.) asıl modelidir.

İnsanlar, görünen şeylerin altındaki görünmeyen şeyleri nasıl göreceklerini bilmiyorlar... İnsan doğasında var olan gizli gerçekleri bilmiyorlar. (Oysa) ilahi zeka onlara kendi doğalarını taklit etmeyi öğretir.

 

İsokrates

İsokrates, bilgiyi statik bir kural yığını olarak görenlere karşı, bireyin "doğasını" (physis) ve "kanaatini" (doxa) merkeze alan bir model sunar.

İsokrates, öğrencilerine erdemi ve her türlü bilgiyi bir sanat (techne) gibi aktarabileceğini iddia eden Sofistleri "şarlatanlık" ile suçlar.

Doğanın erdeme yatkınlığını yetersiz bulduğu kişilerde bilgelik ve adaleti ortaya çıkarabilecek hiçbir sanat yoktur.

İsokrates'e göre başarılı bir hatip veya erdemli bir vatandaş olmak için üç temel unsurun birleşmesi gerekir:

Doğa (Physis): En önemli unsurdur; devredilemez ve öğretilemez. Pysis bireyin içsel gücü, yaratıcılığı ve karakteridir.

Eğitim/Bilgi (Episteme): Öğretmenin sunduğu araçlar ve figürler bilgisidir.

Deneyim/Alıştırma (Melete): Kazanılan bilgiyi kullanma becerisidir.

 

İsokrates için episteme (bilgi), dışarıdan alınan, teorik ve "durağan" bir yapıdır. Tek başına insanı bilge yapmaz. Önemli olan, bu bilgiyi hayatın değişken koşullarına uyarlayabilen içsel güçtür.

Gerçek sanatçı yeni bir şey bulan değil, eskiyi kendi "doğasıyla" yeniden yorumlayandır.

 

İsokrates, Platon'un aksine "kesin bilgiye" (episteme) ulaşılamayacağını savunur. İnsan için en yüksek mertebe, olaylar karşısında doğru karar vermeyi sağlayan "doğru görüş" veya "kanaat"tir (doxa).

 

Ksenofon

Ksenofon'un aktardığı Sokrates gerçek zanaatkâr ile şarlatanı ayıran temel ölçütün "bilinçli bilgi" (episteme) olduğunu savunur.

Sokrates'e göre, bir sanatın sadece dış görünüşünü taklit eden kişi şarlatandır. Gerçek bilge, sahip olduğu sanatın (örneğin flüt çalma veya resim) özüne ve kurallarına hâkimdir. Ressam Parrhasius ile konuşmasında belirttiği gibi; sanat, dağınık güzellikleri akıl yoluyla bir araya getirip ideal bir bütün oluşturma işidir.

 

Sokrates için diyalektik, sadece bir tartışma yöntemi değil, nesneleri türlerine (gene) göre ayırma ve birleştirme sanatıdır. Bu yönüyle aşçılık sanatına benzetilir; nasıl ki iyi bir aşçı yiyecekleri rastgele değil, kurallara (orthos) göre karıştırıyorsa, diyalektikçi de kavramları doğru bir yöntemle tasnif eder.

 

Siyaset sanatı, adalet bilgisini (dikaiosyne) gerektirir.

Eğer adalet bir bilgi (episteme) ise, bilerek hata yapan, bilmeden hata yapandan daha "bilgili" (ve dolayısıyla potansiyel olarak daha adil) sayılmalıdır. Ancak Sokrates bunu, gerçek bilgiye sahip olanın "bilerek" kötülük yapamayacağı sonucuna bağlar.

 

Tarım, öğrenilmesi en kolay sanattır. Başarısızlık bilginin eksikliğinden değil, uygulama noktasındaki özensizlikten kaynaklanır.

Tarım, özgür bir insana en yaraşan sanattır; mekanik sanatlar ise bedeni ve ruhu köreltir.

 

Sokrates'te sanat, kişisel bir "stil" meselesi değil, evrensel bir "hakikat" arayışıdır. İnsan ancak kendini tanıyarak bu bilginin öznesine dönüşebilir.

Sokrates’e göre, bir zanaatkârın sadece kendi işini bilmesi yeterli değildir; sanatının sınırlarını ve diğer alanlarla ilişkisini belirleyecek Yüce Bilgiye (insan bilgisine) ihtiyacı vardır.

 

Sokrates için başarısızlığın kökeni teknik cehalet değil, öz-bilgi eksikliğidir. Euthydemos’un siyasi başarısızlığı ile bir köylünün tarlasındaki verimsizliği aynı nedene dayanır: Her ikisi de kendi kapasiteleri ve işlerinin doğası hakkında yanlış bir fikre sahiptir.

 

Her türlü özel yetenek (techne), ancak insan bilgisi (episteme) tarafından denetlendiğinde gerçek bir değer kazanır.

Bu yüce bilgi, bireyin kişisel dürtülerinin ve doğasının (physis) hatalarını dizginleyerek bilgiyi evrensel bir seviyeye taşır.

 

Sokrates, ruhu ve bedeni körelten "mekanik" sanatları küçümser. Ona göre gerçek bilgiye ulaşmış bir ruh, kendisine zarar veren aşağılık bir işe geri dönmez.

 

Sokrates, bilimleri (geometri, astronomi vb.) incelerken onları insan zekâsının erişebileceği alanlarla sınırlandırır. İnsanı aşan "doğaüstü" veya "metafizik" spekülasyonları dışlar.

 

İkinci Bölüm: Platon

Platon'un eserini ele almadan önce bir okuma planı oluşturmak gerekir.

…eleştirmenlerin çoğunluğu tarafından otantik kabul edilen diyalogları dahil ettik.

 

İlk Diyaloglar

Sokrates, Savunma'sında (Apologia) üç farklı bilgi düzeyini birbirinden net bir şekilde ayırır:

İnsan Bilgeliği (Anthropine Sophia): Sokrates'in sahip olduğu, sınırlarını bilen, "cehaletinin bilincinde olan" bilgelik.

İlahi Bilgelik: İnsanı aşan fizik, astronomi ve sofistlerin iddia ettiği "mutlak erdem aşılama" sanatı. Sokrates bu alanda bilgisiz olduğunu beyan eder.

Teknik Bilgi (Techne): Zanaatkârların sahip olduğu özel yetenek. Sokrates bunu takdir eder ancak zanaatkârların bu sınırlı bilgiyi "her şeyi bilmek" ile karıştırmasını eleştirir.

 

Sokrates, diyaloglarında temel ahlaki erdemleri birer "bilim" (episteme) olarak tanımlamaya çalışır.

Euthyphron: Dindarlık

Lakhes: Cesaret

Kharmides: Bilgelik

Küçük Hippias: Adalet

 

Diyalogların çoğunun "olumsuz" (aporetik) yani sonuçsuz bitmesi yöntemin bir parçasıdır.

Önce rakibin sahip olduğu yanlış "görüş" (doxa) mahvedilir. Örneğin Kharmides'te geleneksel bilgeliğin mutluluk getirmediği kanıtlanır. Bu, felsefi doğum için gerekli olan "sancı" sürecidir.

 

Eski tanım yıkıldığında, yerine yeni ve felsefi bir kavram ima edilir.

Kharmides diyaloğu üzerinden bilginin gelişimi şöyle izlenebilir:

1. aşama (Görüş): Bilgelik sessizce hareket etmektir (Halkın görüşü).

2. aşama (Doğru Görüş): Bilgelik, yanılmaz bir toplumsal düzen kurmaktır.

3. aşama (Bilim/Episteme): Bilgelik, iyinin ve kötünün mutlak bilgisidir.

 

Cumhuriyet'in ilk kitabında Sokrates, Thrasymachus'a karşı sanatı savunur. Ona göre bir sanat (techne), tanımı gereği yanılmazdır.

 

Her sanat, kendinden daha zayıf ve olan nesneyi (örneğin tıp için beden) mükemmelleştirmeyi amaçlar.

Adalet de bir sanat olarak, yönetenlerin değil, yönetilenlerin (zayıfların) iyiliğini hedefler.

Sokrates bu diyaloglarla bizi Görüş'ün esnek ve değişken dünyasından, Bilim'in sabit ve evrensel dünyasına taşır.

 

Geleneksel dindarlık, cesaret veya adalet, felsefi birer "bilim" haline geldiklerinde kendi dar sınırlarını aşarak "İyinin Bilgisi"nde birleşirler. Platon, bu eşikte durarak bizi metafiziğin kapısına getirir.

Sokratesçi düşünce Platon’un ellerinde nasıl bir sisteme dönüştü

 

Cumhuriyet’in ilk kitabı

Thrasymachus, adaleti "güçlünün çıkarı" olarak tanımlarken aslında farkında olmadan onu bir bilim/sanat olarak konumlandırır.

Sokrates’e göre her sanat, doğası gereği mükemmeldir ve kendisinden daha "zayıf" veya "kusurlu" olan nesnesini iyileştirmeyi amaçlar.

Sanatın kendisi "aç" veya "hasta" değildir; o sadece nesnesine hizmet eder.

Eğer yönetim de bir sanatsa, yönetenlerin çıkarını değil, yönetilenlerin (zayıfların) iyiliğini gözetmelidir.

 

Thrasymachus’un "Zanaatkâr sadece kendi çıkarını düşünür" iddiasına karşı Sokrates, sofistçe ama etkili bir hamle yapar: Ücret alma eylemi, yapılan sanatın bir parçası değildir.

Bu ayrım sayesinde Sokrates, sanat kavramını "egoizm" ve "çıkar" gibi rasyonel olmayan içeriklerden arındırır.

 

Kusurlu olan (insan/dünya), mükemmel olanı (bilgi/İdea) sever ve ona yaklaşmak ister.

Mükemmel olan, zaten tam olduğu için kusurlu olana ihtiyaç duymaz ve ona yaklaşmaz.

 

Bilginin (episteme) üç türü

Fizikçilerin/Gökbilimcilerin Bilimi: İnsani sınırları aşan, Sokrates’in Savunma’da reddettiği spekülatif bilgi.

Sofistlerin Bilimi (Küçük Hippias): Gönüllü kötülüğü veya yalanı mümkün kılan, ancak özünde sadece bir "görüş" (doxa) olan sahte bilgi.

Filozofun Bilimi (Kharmides/Cumhuriyet): Gerçek "İnsan Bilgeliği". Yanılmazdır, adildir ve mükemmeldir.

 

Protagoras - Ion - Gorgias - Menon

Ustanın ironisi, giderek artan bir şekilde öğrencinin belagati ve tutkulu şevkiyle yer değiştiriyor. Sokrates'i konuştururken, sorunları ele alıp tartışmaya açan aslında Platon'un kendisi oluyor.

 

Protagoras

Protagoras, sofistliği kadim bir sanat (techne) olarak tanımlar.

Protagoras, teknik sanatların (ateş, zanaat) Prometheus tarafından verildiğini, ancak toplumsal yaşamı sağlayan "Adalet ve Utanma" duygusunun Zeus tarafından herkese dağıtıldığını anlatır.

 

Sokrates, diyaloğun sonunda şaşırtıcı bir hamle yapar. Eğer erdem öğretilebilecekse, bu ancak bir Ölçme Bilimi (Metretike Techne) olmasıyla mümkündür. Hazlar ve acılar arasında doğru hesabı yapabilen kişi erdemlidir.

Sokrates başlangıçta "öğretilemez" dediği erdemi "bilim" haline getirerek öğretilebilir kılar; Protagoras ise "öğretirim" dediği erdemi "toplumsal bir alışkanlığa" indirgeyerek aslında öğretilemez olduğunu fark etmeden kabul eder.

 

Ion

Rapsod Ion, Homeros'u harika anlatır ama diğer şairlerde kötüdür.

Eğer bu bir sanat olsaydı, Ion tüm şiir türlerinde uzman olurdu.

 

Şiir bir sanat değil, İlahi İlhamdır (Theia Moira). Şairler, tanrısal bir güçle sarsılan mıknatıslar gibidir; ne söylediklerini bilmeden, sadece birer aracı olarak güzeli dile getirirler.

 

Gorgias

Gorgias, retoriğin "ikna etme sanatı" olduğunu savunur. Sokrates ise bunu sertçe reddeder.

Gerçek bir sanat (tıp, jimnastik), nesnesinin (bedenin) iyiliğini hedefler. Retorik ise sadece "hoşa gitmeyi" hedefler.

Retorik, adaletin; yemek pişirme ise tıbbın "hayaleti" veya maskesidir.

 

Menon

İnsan bilmediği şeyi nasıl arayabilir? Sokrates’e göre ruh, tüm bilgileri önceki yaşamlarından zaten edinmiştir; "öğrenmek" sadece hatırlamaktır.

Atinalı büyük devlet adamları (Themistokles vb.) neden çocuklarına erdemi öğretemedi? Çünkü onların sahip olduğu şey "Bilim" değil, "Doğru Görüş"tür.

 

Yolu bilen bir rehber (Bilim) ile yolu doğru tahmin eden bir yolcu (Doğru Görüş) aynı hedefe varır. Ancak "Doğru Görüş" uçucudur; onu akılsal bir gerekçeyle "zincirlemek" gerekir. Bu zincirleme işlemi gerçekleştiğinde görüş, bilime dönüşür.

 

Geleneksel görüşe göre erdem tarihsel şahsiyetlerin sahip olduğu, ilahi bir armağan olarak kabul edilir.

Sokrates'in hedefi olan erdem, iyi ve kötü bilgisine dayanan, evrensel ve öğretilebilirdir.

 

Menon diyaloğunda Sokrates, erdemi tanımlamak için üç kez hamle yapar ama her seferinde Menon tarafından başlangıç noktasına, yani "halkın anladığı erdem"e geri çekilir.

Sokrates, erdemin özünü (eidos) ararken Menon onu pratik faydaya hapseder.

 

Platon Gorgias'ta Themistokles gibi devlet adamlarını "yetersiz" görüp yererken, Menon'da onları "ilahi ve iyi" olarak nitelendirir.

Gorgias'ta tartışma saf kavramlar düzeyindedir. Bu açıdan bakıldığında, ruhu iyileştirmeyen, sadece gemiler ve binalar veren bir siyaset kötüdür.

Menon'da tartışma tarihsel gerçeklik zeminindedir. Pratik fayda açısından, ilahi bir ilhamla (doğru görüşle) şehri kurtaran adam iyidir.

 

Platon için Bilim (Episteme), her zaman Doğru Görüşten üstündür.

 

Euthydemus - Meneksenos - Kratylos - Şölen - Phaedon

Euthydemos

Burada en yüce bilginin (episteme) teknik becerilerden (techne) nasıl ayrıldığı derinlemesine incelenir.

Sokrates, sofistlerin kelime oyunlarını bir kenara iterek, mutluluğun sadece "iyiye sahip olmak" değil, "iyiyi doğru kullanmak" olduğunu savunur.

 

Zenginlik, sağlık veya güç kendi başlarına "iyilik" değildir; nötrdürler. Onları birer "mal" (iyilik) haline getiren tek şey, onları yöneten Bilgeliktir (Sophia).

Sokrates, tüm sanatları (strateji, retorik vb.) yöneten, ancak onlardan ayrı duran bir "yüce bilgi" arar. Bir flüt yapımcısı flütü yapar ama onu nasıl doğru kullanacağını bilmeyebilir. Gerçek bilgi, hem "üretme" hem de "doğru kullanma" yetisini aynı anda barındırmalıdır.

 

Meneksenos

Adalet ve erdemden yoksun bir bilgi (episteme) "bilgelik" değil, sadece bir aldatmacadır.

Gerçek bilgi, doğası gereği adaleti ve erdemi içinde barındırmalıdır.

 

Kratylos

Sokrates episteme (bilgi) kelimesini "ruhunkine uyum sağlamak" veya "durmak/istikrar" köklerine bağlayan etimolojik açıklamalar yapar.

İsimler üzerinden bilgiye ulaşmaya çalışmak yanıltıcı olur. Asıl bilgi bu ikincil gerçekliklerin ötesindeki değişmez özlerde aranmalı.

 

Şölen

Filozof, tekil güzel bedenlerden ve eylemlerden geçerek Bilimler Güzelliğine ulaşır (Güzellik İdeası).

Bu noktada erdem güzelliğin kendisinden doğan gerçek bir mükemmelliktir.

 

Phaidon

Birbirine "eşit" iki taş gördüğümüzde, zihnimizde "Eşitlik" kavramı uyanır. Oysa hiçbir zaman tam anlamıyla eşit iki nesne dünyada yoktur. Bu mükemmel kavram (idea), dünyevi algıdan önce ruhumuzda mevcuttur.

 

Ruh, bedene hapsolmadan önce bu "Formları" görmüştür. Bilgi edinmek, duyuların sarsıntısıyla bu uyuyan gerçekleri uyandırmaktır.

 

Matematiksel veya mantıksal bir kural gibi, dünyevi nesnelerin mükemmelliğini ölçmemizi sağlar.

Geleneksel devlet adamı (Themistokles) ne yaptığını bilmeden başarılı olurken; filozof, "İyilik" ve "Adalet" İdeasını temel alarak bilinçli bir düzen inşa eder.

 

Cumhuriyet II-X - Phaedrus

Platon, ideal bir toplumda dört temel nitelik arar ve bunları bireysel ruhun katmanlarıyla eşleştirir. Bu yapı, toplumsal adaletin bireysel adaletten nasıl türediğini gösterir.

Bilgelik (Sophia) / Yönetmek ve bilmek

Cesaret (Andreia) / Koruma ve inançları savunma

Ölçülülük (Sophrosyne) / Hiyerarşiye ve düzene rıza göstermek

Adalet (Dikaiosyne) / Her parçanın sadece kendi işini yapması

 

Görünür Dünya (Horaton): "Görüş" (Doxa) alanıdır.

Gölgeler ve yansımalar (Sanatçıların ve şairlerin alanı).

Fiziksel nesneler (Zanaatkarların alanı).

 

Kavranır Dünya (Noeton): "Bilgi" (Episteme) alanıdır.

Dianoia (Söylemsel Bilgi): Geometri ve matematik / Hipotezlere dayanır, henüz ilkeye ulaşmamıştır.

Noesis (Saf Akıl/Sezgi): Diyalektik yöntemle ulaşılan, Formların/İdeaların bilgisidir.

 

Felsefi bilginin zirvesi İyi İdeasıdır.

İyi'nin bilgisi olmadan sahip olunan tüm diğer bilgiler (matematik, politika vb.) kör ve karanlıktadır.

 

Mağara Alegorisinde bilginin bir "verilme" değil, bir "yönelme" süreci olduğunu anlatır. Kör birine görme yetisi veremezsiniz; sadece gözlerini ışığa çevirmesini sağlayabilirsiniz.

Mağaradan çıkış ruhun duyusal dünyadan (gölgelerden) idealar dünyasına (ışığa) yükselişidir.

Işığı gören filozof, kişisel mutluluğunu (tefekkürü) feda ederek mağaraya, yani topluma hizmet etmeye zorlanır. Çünkü ancak ışığı görmüş bir lider, gölgeler dünyasındaki karmaşaya (tıp, hukuk, zanaat) gerçek düzeni ve "İyi Kullanımı" getirebilir.

 

Phaedrus

İnsan Bilgeliği (Sophrosyne): Akılcı, ölçülü ancak ruhu kanatlandırmaktan yoksundur. Kurallara ve rutine dayalıdır.

İlahi Hezeyan (Mania): Tanrılardan gelen bir "çılgınlık" halidir. Platon'a göre gerçek şiir, gerçek kehanet ve en önemlisi gerçek felsefe ancak bu ilahi ilhamla mümkündür.

 

Platon, Gorgias diyaloğunda yerin dibine soktuğu retoriği, Phaedrus'ta felsefi bir temel kazandırarak yeniden inşa eder.

Gerçek bir hatip, sadece süslü cümleler kuran biri değil o, bir "ruh uzmanı" olmalıdır. Çünkü retorik, ruhu sözlerle yönlendirme sanatıdır.

Yazı, babasız kalmış bir çocuk gibidir; kendini savunamaz ve herkese aynı şeyi söyler. Gerçek bilgi ise "öğrenen kişinin ruhuna yazılan canlı bir söylemdir." Bu yüzden filozof, bir diyalektikçi olarak her muhatabına göre sözünü değiştirir ve hakikati o kişinin ruhunda uyandırır.

Gerçek hatip filozoftur, çünkü sadece o ruhun derinliklerini bilir ve onu hakikate ikna edebilir.

Gerçek bilgi (episteme), dünyevi olandan kopup ilahi olanla birleşme arzusudur. Bu bir kurtuluş ve ruhun yeniden kanatlanışıdır.

 

Theaetetos - Parmenides - Sofist - Politikacı - Philebos

Theaitetos

Bilgiyi duyum, doğru görüş veya "gerekçelendirilmiş doğru görüş" (logos) olarak tanımlama girişimleri başarısız olur. Bu başarısızlığın sebebi, bilginin nesnesinden (İdealar) bağımsız olarak tanımlanmaya çalışılmasıdır.

 

Parmenides

Burada Formlar (İdealar) dünyası ile duyusal dünya arasındaki uçurum incelenir. Eğer bilgi sadece Formlara aitse, insanların buna ulaşması imkansız görünür; eğer sadece duyusal dünyaya aitse, bu gerçek bilgi değildir.

 

Sofist

Filozofun işi, Formların birbirleriyle nasıl birleştiğini veya ayrıldığını görmektir. Bilgi artık tekil bir sezgi değil, kavramlar arasındaki ilişkileri ve karşıtlıkları tanımlama yeteneğidir.

Sofist, bilginin taklitçisidir (doksomimetik); filozof ise Varlık'ın bilgisini taşıyandır.

 

Politikacı

Siyasetin temeli "Doğru Ölçü"dür. Bu, sayısal bir ölçü değil, normatif/ideal bir uygunluktur. Bir söylemin veya eylemin uzunluğu, onun derin anlamı ve ihtiyacı ile belirlenir.

 

Sanat (Bilgi) esnektir, her duruma özel çözümler üretir. Gerçek bilgiye sahip bir lider (Filozof Kral), katı yasalara bağlı kalmak zorunda değildir; çünkü onun sanatı en yüksek yasadır.

 

Yasa katıdır, değişen koşullara uyum sağlayamaz. Ancak toplumda gerçek sanat sahibi bir lider yoksa, yasalar "gerçeğin taklidi" olarak kaosun önündeki tek engeldir.

 

Siyaset, toplumdaki farklı karakterleri (sert/cesur ve yumuşak/ölçülü) birbirine bağlayan bir dokuma sanatıdır.

 

Philebos

ayat ne sadece hazdan ne de sadece saf akıldan ibarettir; ideal olan, akıl ve bilginin rehberliğinde şekillenen hayattır.

 

İyon diyaloğunda şiir, "sanat olmadığı" için reddedilmişti. Ancak Sofist'te Platon daha kapsayıcıdır. Artık mesele sadece "en yüce olanı" bulmak değil, her şeyi (hatta taklitleri ve hataları bile) kendi yerinde tanımlamaktır.

Filozof, Formlar dünyasının "en küçük parçasına" kadar iner, sınırları çizer ve sofistin nerede saklandığını (Yokluk'un karanlığında) bulup çıkarır.

 

Platon, Politikacı (Devlet Adamı) diyaloğunda meşhur "Altın Çağ" mitini anlatır. Bu mitin felsefi amacı şudur: Mükemmel bir dünyada (Tanrı'nın yönettiği dönem), sanatlara ihtiyaç yoktur.

Ancak bizim kusurlu dünyamızda "Sanat" (Techne), bu eksikliği gidermek için Tanrılar tarafından gönderilmiş bir hediyedir.

Siyaset sanatının görevi, bu kusurlu dünyayı sürekli ideal modele göre "rötuşlamak" ve düzeltmektir.

 

Platon, bilimleri saflık derecelerine göre ayırır:

En Saf (Hegemonik) Sanatlar: Aritmetik, ölçme ve tartma (çünkü matematikseldir).

Daha Az Saf (Deneysel) Sanatlar: Müzik, tıp, tarım (çünkü tahmine ve tecrübeye dayanır).

Yüce Sanat: Diyalektik. (Varlığın kendisini konu alır).

 

Sadece en saf bilimleri (diyalektik) bilmek yetmez. Yolumuzu bulabilmek için daha aşağı düzeydeki, hatta "kirli" sayılan tecrübe bilimlerine de ihtiyacımız vardır. Hayat, en yüksek bilginin ışığında, tüm bu bilimlerin dengeli bir karışımıdır.

 

Cumhuriyet'te mağaraya dönüş bir "yükümlülük" iken, geç dönem Platon'unda bu bir "bilgelik tercihi"dir. Filozof, en yüce hakikati gördükten sonra, kendi rızasıyla dünyevi hayatın karmaşasına döner; çünkü artık elinde her şeyi ölçebileceği mutlak bir cetvel (Formlar) ve her şeyi birbirine bağlayabileceği bir dokuma sanatı (Siyaset) vardır.

 

Timaios - Kritias - Yasalar

Timaios

Bilginin ruhumuzda nasıl oluştuğunu adeta bir "astronomik saat" düzeneği gibi tarif eder.

Aynı'nın ve Öteki'nin Daireleri: İnsan ruhu, evrenin ruhuyla aynı yapıdadır. Kafatasımızın içinde dönen iki görünmez daire vardır.

Aynı'nın Dairesi: Akılla kavranan (İdealar) dünyasına temas ettiğinde Gerçek Bilgi üretir.

Öteki'nin Dairesi: Duyusal dünyaya temas ettiğinde Doğru Görüş üretir.

Bedenin Etkisi: Evrenin ruhu her zaman mükemmel dönerken, insan ruhu bedene hapsolduğu için bu daireler "yalpalar" veya durur. Filozofun görevi, bu ruhsal dönüşleri yeniden düzene sokarak evrensel ritme uyum sağlamaktır.

 

Kritias

Platon, Kritias'ta ideal dünyanın gerçeklerini (Formları) reddetmez; aksine, bu ideal ilkeleri tarihsel ve somut bir çerçeveye oturtmaya çalışır.

 

Yasalar

Platon, sofistlerin "doğa ve şans her şeyi yarattı, sanat sonra geldi" iddiasına şiddetle karşı çıkar. Ona göre: Ruh ve Sanat (Techne) her şeyden önce gelir.

Sanat, doğanın bir taklidi değil, ilahi bir kaynaktan gelen ve dünyayı düzene sokan yaratıcı bir güçtür.

Tıp, Tarım ve Siyaset, insanın doğayla işbirliği yaptığı en yüce sanatlardır.

 

Menon diyaloğunda "anımsama" ile zincirlenen doğru görüş, Yasalar'da toplumsal bir boyuta taşınır.

Herkes filozof olamaz (İdeaları göremez).

Ancak Yasalar, filozofun sahip olduğu "mutlak bilgiyi" donmuş ve sabit bir formda halka sunar.

Yasaya itaat eden bir vatandaş, farkında olmasa da filozofun bilgisine "zincirlenmiş" olur ve böylece devlette Erdem (ruh uyumu) sağlanır.

 

Sonuç

Teknik bilgi sofistlerde ezberlenmiş kurallar ve prosedürler bütünüdür. Teknik bilgi bu haliyle pratik bilgi sağlayabilir fakat ruhsuzdur.

İsokrates teknik bilgiye “kişiye özel” olan pysis’i ekler. İçsel bir boyut kazanan teknik bilgi kişisel ve dinamik kanaat (doxa) halini alır.

Platon teknik beceriyi (techne) ruhsal dönüşümle birleştirir.

 

Platon, muhatabının seviyesine göre terimlerin anlamını değiştirir.

(Kharmides) Eğer bilgelik sadece "söylem bilimi" gibi görülürse, Platon "Bilgelik bir bilim değildir" der. Çünkü bu haliyle mutluluk getirmez.

(Protagoras) Erdem geleneksel (toplumsal bir atmosfer) olarak algılanırsa bir bilim değildir; ancak rasyonel bir temele oturtulursa "Erdem bir bilimdir" sonucuna varır.

(Menon) Erdem, anımsama (anamnesis) ile zincirlenmediği sürece bir bilim değil, sadece "doğru bir görüştür".

Platon'un nihai hedefi, bilmek ile eylemek arasındaki boşluğu kapatmaktır.

 

Platon, Theaitetos ve Parmenides diyaloglarında "Bilgi nedir?" sorusunu sorarken iki büyük tehlikeyle karşılaşır:

Aşırı Ayrım (Parmenides Hatası): Gerçek bilginin (İdeaların) dünyevi bilgiden tamamen kopuk, "ayrı" bir birim olarak ele alınması. Bu durum, tanrıların insan işlerine kayıtsız kalması gibi, bilgiyi de yaşama faydasız kılar.

Aşırı Karışım (Theaitetos Hatası): Gerçek bilginin, duyumların veya doğru görüşlerin içinden "çıkarılabileceğini" sanmak. Bilgi, sadece doğru görüşe eklenmiş bir "gerekçe" (logos) değildir; o, görüşü temelden dönüştüren bir ışıktır.

Platon, Euthydemos'taki sezgisine döner: Gerçek bilgi, diğer tüm alt becerilere nüfuz eden ve onları içeriden dönüştüren bir güçtür.

 

Felsefi vicdan filozofu Formları (İdeaları) tefekkür etmeye, yeryüzünden kaçmaya iter.

Toplumsal vicdan filozofu mağaraya inmeye, adaletsizliği tanımaya ve yasalar yapmaya zorlar.

 

Filozofun "doğrudan algısı" (sezgi) başkasına anlatılamaz veya kitaba yazılamaz (çünkü kişiseldir).

Filozof (Mimar): Mutlak hakikati görür ve yasaları (kalıpları) tasarlar.

Genç Tiran (Yürütücü): Filozof değildir ama "ayrıcalıklı bir doğası" vardır. Filozofun bilgisine ikna olur ve bu bilgiyi yasalar aracılığıyla halka dayatır.

Halk (Kalabalık): İdeaları göremez, ancak yasalar sayesinde "doğru görüşü" elde eder. Bu görüş, yasalarla zincirlendiği için artık şans eseri olmaktan çıkar ve kalıcı bir erdeme dönüşür.

 

Platon bir terimin (örneğin "Güzel") arkasındaki Mutlak Form'u (Güzellik) bulmaya çalışır. İlişkilerden ziyade özlerle ilgilenir.

Modern bilim özlerin ne olduğunu bir kenara bırakır; terimler arasındaki ilişkilere ve denklemlere (mutlak olan buradadır) odaklanır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder