Brigitte Cech - Antik Çağda Teknoloji - Notlar
Technik in der Antike, Theiss Verlag, Berlin, 2017
Antik teknoloji; insan, hayvan, su ve rüzgar gücüne
dayalıdır.
Antik Yunan ve Roma dünyasının mühendislik ve teknoloji
alanındaki etkileyici başarılarını, kullanılan kaynakları ve bilimsel temelleri
detaylı bir şekilde inceliyor.
Önsöz
Antik çağın teknik başarıları, özellikle köprü, kubbe ve su
kemeri inşasındaki ustalık yüzyıllar boyu eşsiz kaldı. Bu başarıların dayandığı
mekanik, statik ve hidrolik ilkeleri açıklamak kitabın amaçları arasında.
Antik Çağ Teknolojisi ve Mühendisliğine İlişkin Kaynaklar
Edebi Kaynaklar
İskenderiyeli Heron
(Mekanik Deha): Sadece teorik değil, buhar gücüyle çalışan ilk cihaz olan
Aeolipile gibi vizyoner makinelerin tasvirlerini bırakmıştır.
Vitruvius
(Mimarlık ve İnşa): Roma inşaat teknolojisinin kutsal kitabı sayılan De
Architectura'da, vinçlerden su çarklarına kadar her şeyi detaylandırır.
Frontinus (Su
Mühendisliği): Roma'nın can damarı olan su kemerlerini bir yönetici gözüyle
anlatarak, şehre giren suyun hacmini ve dağıtım sistemini belgeler.
Epigrafik ve İkonografik Kaynaklar
Roma dönemine ait mezar taşlarındaki kabartmalar, bugün
modern mühendislerin bile hayran kaldığı "pedal çarklı vinçlerin"
(treadwheel crane) çalışma prensibini anlamamızı sağlamıştır.
Bir köprünün kim tarafından, ne kadar sürede ve hangi
imparator adına yapıldığını bu kitabelerden öğreniriz.
Maddi Kanıtlar
Teorinin pratiğe dönüştüğü yer binalardır.
Roma su kemerleri, suyun kilometrelerce akabilmesi için çok
düşük eğimlerle (bazen kilometre başına sadece birkaç santimetre) inşa
edilmiştir.
Antik eritme fırınlarının işleyişini sadece arkeolojik
kazılarla, fırın kalıntılarını ve cürufları analiz ederek anlayabiliriz. Bu
alan, deneysel arkeoloji ile disiplinler arası bir çalışma gerektirir.
Kaynakların değerlendirmesi:
Vitruvius bir uzmandır; talimatları uygulanabilirdir.
Plinius bir ansiklopedisttir; duyduğunu yazar, bazen teknik
hatalar yapabilir.
Sanatçı (heykeltıraş) ise bazen estetiği teknik doğruluğun
önüne koyabilir.
Antik Çağda Teknoloji ve Mühendisliğin Temelleri
Antik dünyada enerji, "yakılan" bir şeyden ziyade
"uygulanan" bir kuvvettir. İnsan gücü, hayvan gücü (öküz, katır, at),
su ve rüzgâr gücü ile yakıt olarak odun ve kömür temel enerji kaynaklarıdır
Buharla çalışan sistemler İskenderiyeli Heron tarafından
anlatılmış olsa da buhar antik çağda bir enerji kaynağı olarak kullanılmıyordu.
Vinçlerde kullanılan koşu bantları (treadwheels), insanın
ağırlığını mekanik avantaja çevirerek devasa blokların kaldırılmasını
sağlıyordu.
Roma hamamlarındaki hipokaust (hypocaust) sistemleri, odun
enerjisinin mimariyle nasıl birleştiğinin zirve noktasıdır.
Mühendisler, tünel açarken veya su kemeri inşa ederken
Thales ve Pisagor'un prensiplerini doğrudan sahada uyguluyorlardı.
Dik açılı üçgenlerin hesaplanması (a2 + b2
= c2), tünellerin iki uçtan kazılıp ortada birleşmesi (Eupalinos
Tüneli gibi) için hayati öneme sahipti.
Arşimet'in kaldıraç yasası kuvvet kolu ile yük kolu
arasındaki ilişkiyi özetler.
Çoklu makara sistemleri sayesinde, bir işçinin uyguladığı
kuvvet katlanarak tonlarca ağırlığın yerinden oynamasını sağlıyordu.
Ölçüm Teknolojisi
Zamanı ölçmek için güneş saatleri ve su saatleri (klepsydra)
kullanılırdı.
Analemma yöntemi, gök cisimlerinin hareketini düz bir zemine
yansıtma sanatıdır.
Mesafe ölçümü için hodometre, dik açılar için groma, tesviye
için chorobates ve açı ölçümü için diyoptri gibi gelişmiş araçlar
kullanılmıştır.
Tünel İnşaatı
"Karşılıklı hizalama" yöntemiyle tünel güzergahı
belirlenirdi.
Tünel güzergahı boyunca yüzeyden dikey kuyular kazılır. Bu
kuyular hem hizalamayı kontrol etmeyi kolaylaştırır hem de kazılan toprağın
dışarı atılmasını ve taze hava girişini sağlar.
Eupalinos Tüneli: MÖ 6. yüzyılda Samos Adası'nda inşa edilen
bu tünel, "dünyanın ilk büyük mühendislik projesi" olarak kabul
edilir.
Eupalinos, iki tünel kolunun birbirini ıskalamasından
korktuğu için buluşma noktasına yakın bir yerde her iki kolu da bilinçli olarak
zikzak yaptırarak genişletmiştir. Böylece tüneller birbirini teğet geçmek
yerine mutlaka bir noktada kesişmiştir.
Roma mühendisliği, sadece ulaşım için değil, tarım arazisi
kazanmak için de devasa tüneller inşa etmiştir.
Claudius Tüneli (Fucino Gölü): 5.6 kilometrelik uzunluğuyla
antik çağın en uzun tünelidir. 30.000 işçinin 11 yıl boyunca çalışmasıyla
tamamlanmıştır. Dağın derinliklerindeki su birikintilerini boşaltmak için
devasa kaldırma mekanizmaları kullanılmıştır.
İnşaat Teknolojisi
Ahşap, taş, tuğla ve kireç bazlı harç ana malzemelerdir.
MÖ 2. yüzyıldan itibaren Roma inşaatında hidrolik harç
kullanılmıştır ve bu malzeme su altında bile sertleşebilmektedir.
Roma betonu, sönmüş kireç ile puzolan (volkanik kül)
karışımından oluşur. Bu karışım, su altında bile sertleşebilen (hidrolik) ve
binlerce yıl dayanabilen bir yapı oluşturur.
Vezüv Yanardağı çevresinden getirilen volkanik kumlar,
kireçle reaksiyona girerek kalsiyum silikat hidratlar oluşturur. Bu, Roma
limanlarının ve Pantheon gibi devasa yapıların bugüne ulaşmasını sağlamıştır.
Taşlar birbirine sadece ağırlıklarıyla değil, aralarına
eritilmiş kurşun dökülen demir kenetlerle de bağlanırdı. Bu, yapıyı depremlere
karşı esnek ve dayanıklı kılıyordu.
Antik çağın en görkemli yapısı olan Pantheon,
Roma'nın malzeme bilimindeki dehasını gösterir.
Kubbenin tabanında ağır bazalt agregalı beton kullanılırken,
tepeye doğru hafif sünger taşı (tüf) kullanılarak yoğunluk azaltılmıştır.
Tepedeki 8.7 metrelik açıklık hem ışık sağlar hem de
kubbenin en zayıf ve en ağır olması gereken noktasını boşaltarak statiği
rahatlatır.
Kubbenin içindeki kare oyuklar (kasetler), beton miktarını
azaltarak yapıyı hafifletirken estetik bir derinlik katar.
Lüks konutlarda ve hamamlarda kullanılan Hipokost sistemi,
modern yerden ısıtmanın atasıdır.
Dışarıdaki bir fırından (praefurnium) çıkan sıcak hava,
zemini taşıyan küçük sütunlar (pilae) arasındaki boşluklarda dolaşır.
Isınan hava sadece zemini değil, duvarların içine
yerleştirilen içi boş tuğlalar (tubuli) aracılığıyla tüm odayı bir radyör gibi
ısıtır ve duman çatıdan tahliye edilir.
Yol ve Köprü İnşaatı
Yolların temeli sağlamlaştırılarak drenaj için kavisli
profiller verilmiştir. "Roma yolları öncelikle hızlı asker hareketleri
için askeri yollar olarak tasarlanmıştır". Via Appia en önemli örnektir.
Statumen: En altta, yumruk büyüklüğünde taşlardan oluşan ve
drenaj sağlayan temel katmanı.
Rudus: Harç ve kırılmış taş karışımıyla oluşturulan, yükü
dağıtan tabaka.
Nucleus: Çakıl ve ince kumdan oluşan, üst kaplamaya yataklık
eden katman.
Summum Dorsum (Pavimentum): En üstte, birbirine mükemmel
kilitlenmiş çokgen taşlar veya sert çakıl katmanı.
Jül Sezar'ın MÖ 55'te sadece 10 günde tamamladığı Ren
Köprüsü, antik çağın en hızlı ve etkili askeri tahkimatlarından biridir.
Su Teknolojisi
Fransa'daki Barbegal Değirmen Kompleksi, antik dünyanın
bilinen en büyük endüstriyel tesisidir. 16 adet üstten çarklı (overshot) su
çarkının seri halde dizilmesiyle oluşan bu sistem, Roma'nın seri üretim
kapasitesini kanıtlar.
Arşimet Vidası (Cochlea): Düşük yüksekliklere (yaklaşık 1.5
- 2 m) büyük hacimli su taşımak için idealdir. Söğüt şeritleri veya bakır
levhalardan yapılan vidalar, özellikle madenlerde sintine suyunu tahliye etmek
için kullanılmıştır.
Su, şehirlerdeki dağıtım havzalarından (castellum) çeşmelere
ve evlere iletilirdi.
Roma su kemerleri "serbest yüzeyli kanal"
prensibiyle çalışır. Yani su, sadece eğimle akar.
Nîmes su kemerindeki gibi, bazı yerlerde eğim kilometrede
sadece 25 cm'dir. Bu kadar düşük bir hata payıyla 50 km yol kat etmek, o dönem
için inanılmaz bir ölçme (tesviye) yeteneği gerektirir.
Kalsifikasyon (Sinterleşme): Roma suyu genellikle sertti. Bu
su, kurşun boruların iç yüzeyinde bir kireç tabakası (sinter) oluşturarak suyun
kurşunla temasını kesiyordu.
Romalı mühendisler kurşunun zararlarının (işçilerdeki soluk
ten gibi belirtiler) farkındaydı ve mümkün olduğunca pişmiş toprak boruları
tercih ediyorlardı.
Tarım Teknolojisi
Şarap ve zeytinyağı üretimi için kullanılan presler
Değirmenler
Biçme Makinesi (Vallus)
Bir hayvan (öküz veya eşek) vagona arkadan koşulur ve aracı
ileri iter. Vagonun önündeki keskin dişler buğday başaklarını yakalayıp
koparır, başaklar vagonun içine düşerken saplar tarlada kalır. İş gücü tasarrufu
sağlar ancak saman ihtiyacı olan bölgelerde (sapları kopardığı için) tercih
edilmezdi.
Gemi İnşa Teknolojisi
Modern gemi inşasının aksine (önce iskelet, sonra kaplama),
antik dönemde gemiler dıştan içe doğru inşa edilirdi.
Geminin dış kaplamasını oluşturan tahtalar, birbirlerine küçük
ahşap dil ve delik yardımıyla kenetlenirdi. Bu yöntem, gemi gövdesine
iskeletten bağımsız, muazzam bir yapısal bütünlük ve esneklik kazandırırdı.
Su altı gövdesi, gemi kurtlarına karşı kurşun levhalarla
zırhlanır, aradaki boşluklar reçine ve yünle sızdırmaz hale getirilirdi.
Antik gemilerde modern kıç dümeni yerine, geminin her iki
yanında bulunan devasa yan dümenler (steering oars) kullanılırdı.
Antik denizcilik sadece arkadan esen rüzgâra (pupa) bağımlı
değildi; rüzgâra karşı seyir (orsa) teknikleri de oldukça gelişmişti.
Üçgen yapılı Latin ve Sprit yelkenler rüzgârın geliş açısına
daha duyarlıydı ve manevra kabiliyetini artırıyordu.
Roma ekonomisi, özellikle İskenderiye-Roma hattında çalışan
dev tahıl gemilerine (corbita) bağımlıydı.
Savaş gemileri, yük gemilerinin aksine hız ve manevra için
optimize edilmiş "uzun gemiler"di.
Antik çağda kürekçiler köle değil, ücretli özgür
vatandaşlardı. Deniz savaşları yüksek disiplin gerektirdiğinden, sadece sadık
ve eğitimli adamlar bu görevi yapardı.
Madencilik ve İşleme Teknolojisi
Klasik Madencilik: Demir kazma, çekiç ve keskilerle
galeriler açılırdı. Sert kayaları parçalamak için ateşle kırma (fire-setting)
yöntemi kullanılırdı; kaya ısıtılır ve hızla soğutularak çatlatılırdı.
Ruina Montium (Dağların Çökertilmesi): Plinius'un tarif
ettiği bu dehşet verici teknik, Roma'nın en ileri madencilik yöntemidir. Dağın
içine tüneller kazılır, destek sütunları aniden yıkılır ve yüksek
rezervuarlardan boşaltılan suyun yarattığı basınçla tüm dağ kütlesi
çökertilirdi. İspanya'daki Las Médulas, bu tekniğin dünyadaki en görkemli
izidir.
Nehirlerdeki ince altın tozlarını yakalamak için su
yollarına koyun postları serilirdi. Postun tüyleri ağır altın parçacıklarını
tutar, daha sonra kurutulup silkelenerek altın toplanırdı.
Antik madencilik son derece tehlikeli ve ağır bir işti.
Laurion gibi yerlerde binlerce özgür işçi çalışırken, Roma döneminde madenler
genellikle mahkûmların (damnatio ad metalla) ve kölelerin ömür boyu çalışmaya
zorlandığı karanlık yerler haline gelmiştir.
Eritme, Rafinasyon ve Alaşımlar
Kurşun ve gümüş karışımı, gözenekli bir ocakta hava
üflenerek ısıtılırdı. Kurşun oksitlenip (mürdesenk) akarken, gümüş
oksitlenmediği için ocağın dibinde saf halde kalırdı. Atina drahmilerinin %99
saflığı bu yöntemin başarısıdır.
Altın ve gümüşü (elektrum) ayırmak için tuz kullanılırdı.
Tuzdaki klor, gümüşle birleşip gümüş klorür oluşturur ve geriye saf altın
taneleri kalırdı.
Saf metaller genellikle ya çok yumuşaktır ya da dökümü
zordur. Antik ustalar bu özellikleri değiştirmek için alaşımları geliştirdiler.
Demir nesne, kömür içinde ısıtılarak karbonun yüzeye nüfuz
etmesi sağlanırdı. Sıcak çeliğin aniden suya daldırılması kristal yapıyı
değiştirerek metali aşırı sertleştirirdi. Kılıçlarda sert bir yüzey ve elastik
bir çekirdek dengesi bu şekilde kurulurdu.
Askeri Teknoloji
Gastrafetes (Karın Yayı): İlk kez MÖ 399'da ortaya çıkan bu
silah, modern arbaletlerin (tatar yayı) atasıdır.
"Karın yayı" denmesinin sebebi, askerin gövdesini
kullanarak yayı kurmasıdır. Asker, silahın arka ucunu midesine dayayıp tüm
ağırlığıyla bastırarak sürgüyü geri iterdi.
MÖ 4. yüzyılda mühendisler, esnek ahşap yayların sınırına
ulaştıklarında "burulma" prensibine geçtiler. Bu sistemde enerji,
gerilmiş halat demetlerinin (saç, hayvan tendonu veya at kılından yapılan)
bükülmesiyle depolanırdı.
Scorpio: Keskin nişancı silahı olarak kullanılan, yüksek
hızlı oklar fırlatan iki kollu burulma makinesidir. Vitruvius'un verdiği
ölçülere göre, makinenin tüm boyutları halat demetinin geçtiği deliğin çapına
göre hesaplanırdı.
Cheiroballistra: Heron tarafından geliştirilen bu model,
geleneksel ahşap çerçeve yerine metal bir iskelet kullanıyordu. Bu, görüş
alanını açıyor ve nişan almayı kolaylaştırıyordu; adeta antik çağın
"keskin nişancı tüfeği"ydi.
Onager (Yaban Eşeği): Taş fırlatmak için tasarlanan bu ağır
silah, adını ateşlendiğinde bir yaban eşeğinin çifte atmasına benzer şekilde
arkasının havaya kalkmasından alırdı.
Ekler
Ölçü ve Ağırlık Sistemleri
Yunan Sistemi:
Temel birim "ayak" idi ancak şehirden şehre (Atina: 29,4 cm, Dor:
32,8 cm) değişebiliyordu. Bu durum, antik yapıların neden farklı oranlara sahip
olduğunu açıklar.
Roma Sistemi:
Daha standart bir yapıya sahipti. Roma ayağı (29,6 cm) temel alınmıştı.
"Uncia" (Ons) terimi hem ağırlık hem de uzunluk (inç) birimi olarak
kullanılıyordu; bu, Roma matematiğinin 12'li (duodesimal) sisteme olan
bağlılığını gösterir.
Güneş saatlerinin (Gnomon) matematiksel tasarımı olan
Analemma, antik astronominin zirve noktalarından biridir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder