Simon Moser - Techne, Teknik, Teknoloji - Notlar
Techne, Technik, Technologie, Verlag Dokumentation, 1973
Editörlerin Önsözü
Günümüz dünyası "teknolojik çağ" olarak
nitelendiriliyor. Bunun bir sonucu olarak, felsefenin teknoloji sorunlarını
merkezine alması gerekir.
Felsefi tartışmalar, teknik gelişmelerin hızına ayak
uyduramamış, kavramsal bir boşluk doğmuştur.
Friedrich Dessauer teknolojiyi, tanrısal bir planın parçası
ve aşkın bir "fikrin" gerçekliğe dönüşmesi olarak görüyordu.
Teknoloji felsefesi için disiplinlerarası çalışma ve işbirliği
gereklidir.
Simon Moser: Geleneksel Teknoloji Felsefesinin Eleştirisi
Teknoloji hem bilimsel ön koşullara sahip hem de pratik
(insan ihtiyaçlarına yönelik) olması nedeniyle kendine özgü zorluklar barındırır.
Mühendislerin kavramsal araçları teknolojinin evrenselliğini
kavramada yetersiz kalır.
Donald Brinkmann teknolojiyi "irrasyonel, psikolojik
bir itici güç" olarak tanımlar.
Moser'e göre teknoloji, sadece bir araç sistemi değil,
Batı'daki sekülerleşme süreciyle bağlantılı, insanların kendi çabalarıyla
"kurtuluş" aradığı metafizik bir boyuta sahiptir.
Bilim ve teknoloji arasındaki fark deney yapma biçimlerinde
ortaya çıkar.
Fizikçi doğayı sorgularken, mühendis "yapaylaştırılmış
bir doğaya" sorular yöneltir.
Deney sadece bir bilgi aracı değil, aynı zamanda bir eylem
odaklı karakter taşır.
Moser, Dessauer'in icadı bir "varoluş halinin
keşfi" olarak nitelemesini Platoncu bir yaklaşım olarak değerlendirir ve
eleştirir.
Dessauer’in en radikal iddiası, her teknik sorunun önceden
belirlenmiş (pre-established) bir çözüm formuna sahip olduğudur. Ona göre
mucit, bu formu icat etmez; onu kozmik uykusundan uyandırır, yani keşfeder.
Dessauer, makinelerin ebedi "fikirleri" (ideaları)
olduğunu varsayar. Bir uçak veya araba fikri, o icat edilmeden önce de
"dördüncü bir alanda" mevcuttur.
Dessauer, Kant’ın üç "Eleştiri"sine (Saf Akıl,
Pratik Akıl, Yargı Gücü) ek olarak teknoloji için dördüncü bir alan önerir.
Kant’a göre nesnelerin özü bilinemezken, Dessauer teknik
nesnenin (örneğin mikroskobun) özünün mucidin zihninde tam olarak
kavranabileceğini savunur.
İcat, önceden belirlenmiş bir rayda yürümek değil, hayal
gücüyle yeni bir gerçeklik inşa etmektir.
Antik dünyada tuğla, "ev yapmaya uygun bir
malzeme" iken; modern teknolojide tuğla, fiziksel ve kimyasal analizlere
indirgenmiş bir atomik yapıdır.
Antik zanaatkar doğayı taklit eder veya içgüdüsel
kullanırken; modern mühendis doğa yasalarını (fizik/kimya) birer yapı taşı
olarak kullanır. Burada teknoloji, doğayı taklit etmekten ziyade, doğanın
sunduğu imkanlar dahilinde yeni bir doğa (yapay eser) yaratmaktır.
Dessauer’a göre teknoloji, Tanrı’nın yaratma eylemine
katılımıdır. "Yeryüzüne hükmedin" emrinin bir gereğidir.
Bir de teknolojinin Kain (Cain) soyundan geldiği ve
"şeytani" bir doğası olduğu iddiası var.
Teknolojiyi ne ilahileştirmek ne de şeytanlaştırmak gerekir.
Teknoloji, insanın doğayı araçsallaştırdığı nesnel bir fenomendir.
Teknik nesnenin biçimi, onun işlevi ile belirlenir.
Platon'un teknik kavramı
Platon’da techne basit bir el becerisi, rutin veya doğuştan
gelen bir yetenek değildir.
Bir faaliyetin techne sayılabilmesi için onun bir logos’a
(akli ilke) sahip olması gerekir. Örneğin, yemek pişirmek veya retorik
(hitabet) Platon için birer techne değil, sadece ampirizmdir (deneyimden gelen
alışkanlık). Çünkü bu alanlar, yaptıklarının "nedenini" (aitia)
açıklayamazlar.
Platon’da aritmetik, geometri ve astronomi gibi teorik
disiplinler de birer techne olarak kabul edilir. Çünkü bunlar da kesin ölçüm ve
akli çıkarıma dayanır.
Platon’un geç dönem eserlerinde (Yasalar, Sofist, Timaeus),
teknoloji anlayışı ilahiyatla birleşir.
Demiurgos: Tanrı, evreni rastgele bir güçle değil, ilahi bir
techne (zanaat) ile yaratmıştır. Doğa, akılsız bir mekanizma değil, ilahi bir
zekanın (Nous) ve planın (Logos) ürünüdür.
İnsan üretimi (insani techne), ilahi üretimin bir yansıması
veya taklididir. Ancak her ikisi de bir şeyi "yoktan var etmek"
değil, bir fikri (Eidos) maddeye aktarmaktır.
Bir tornacı mekik yaparken, elindeki kırık mekiğe değil,
zihnindeki "mekiğin özüne" (Eidos) bakar.
Platon bilim (episteme) ve tekniği (techne) iç içe görmeye
meyillidir.
Aristoteles kesin bir ayrım yapar. Bilim, "başka türlü
olamayacak" (ezeli-ebedi) şeylerle; teknik ise "başka türlü de
olabilecek" (insan müdahalesiyle değişen) şeylerle ilgilenir.
Doğanın meydan
okuyan, sorgulayan bir açığa çıkarması olarak modern teknoloji,
(Martin Heidegger)
Bir ağacın özü ağaç olmadığı gibi, teknolojinin özü de
makineler, devreler veya iskeleler değildir.
Teknolojiyi sadece "bir amaca ulaşmak için araç"
(antropolojik tanım) olarak görmek doğrudur ama "hakiki" değildir. Bu
bakış, teknolojinin bizi içine ittiği varoluşsal durumu gizler.
Heidegger için teknoloji bir "açığa çıkarma" (Entbergen)
biçimidir. Hakikatin nasıl ortaya çıktığıyla ilgilidir. Eskiden bir zanaatkâr
gümüş bir kaseyi "meydana getirirken" (Poiesis), gümüşün ve kase
formunun potansiyelini nazikçe gün ışığına çıkarırdı.
Modern teknolojiyi antik zanaat bilgisinden ayıran şey, onun
doğaya karşı tutumudur. Heidegger buna Gestell der.
Modern teknoloji doğaya bir "kaynak" (Bestand)
olarak meydan okur. Ren Nehri artık akan bir su değil, bir hidrolik santral
için "basınç kaynağı" veya turizm endüstrisi için bir
"nesne"dir.
Tarla artık rızık veren toprak değil, "mekanize gıda
endüstrisi" için bir hammadde sahasıdır.
Tarihsel olarak fizik teknolojiden önce gelmiş gibi görünse
de, özsel olarak modern fizik, doğayı "hesaplanabilir bir kuvvetler
sistemi" olarak gören teknolojik zihniyetin (Gestell) bir sonucudur.
Heidegger'e göre modern teknoloji bizi doğayı ve kendimizi
sadece "kaynak" olarak görmeye mahkum eder.
Hans Rumpf: Mühendislik Bilimleri Felsefesi Üzerine Düşünceler
Rumpf, mühendislik bilimlerinin nesne alanını
"ölçülebilir nicelikler" (Doğa-M) olarak tanımlar.
Teknik olguları, insan müdahalesiyle şekillenen araçsal
olarak ölçülebilir olaylar olarak ayırır.
Bilimin güdülere (saf veya uygulamalı) göre tanımlanmasının
yanlış olduğunu, bilimin her zaman nesnel bilgiye yönelmesi gerektiğini
savunur.
Mühendislik ve doğa bilimleri her iki alan da ölçülebilir
olaylarla ilgilenir.
Doğa bilimleri neden? sorusuna, mühendislik ise bir şey nasıl
yapılır? sorusuna odaklanır.
Mühendislik, karmaşık olayları sistematik olarak analiz eder
ve uygulanabilirlik için modeller geliştirir.
Friedrich Rapp: Teknoloji ve Doğa Bilimleri - Metodolojik Bir İnceleme
Doğal olan ile yapay olan arasındaki ayrım modern bilimde
silindi, çünkü bilimsel araştırmanın kendisi de teknik aygıtlara bağımlıdır.
Doğa bilimleriyle teknoloji modern bilimde iç içe geçmiştir.
Kurt Hübner: Teknolojinin Felsefi Soruları
Teknolojinin tarihsel gelişimi
Köleliğin kaldırılmasıyla insan emeğinin yerini doğal
güçlerin (su, rüzgar) alması. Bu süreç, teknolojiyi "oyun" olmaktan
çıkarıp kültürel bir güç haline getirmiştir.
Rönesans ile birlikte teorik bilginin pratikle birleşmesi.
Artık teknoloji tesadüfi buluşlara değil, sistematik bir "icat etme
metodolojisine" dayanır.
Teknolojinin özü, sibernetik üzerinden okunabilir.
Teknolojik süreçlerin matematiksel modellerle ifade
edilmesi, teknolojiyi somut araçlardan koparıp "saf bir rasyonellik"
alanına taşır.
Modern teknoloji sadece eski ihtiyaçları karşılamaz, sürekli
olarak yeni ihtiyaçlar yaratır.
Günter Ropohl: Yeni Genel Teknoloji Taslağına Giriş
Teknoloji madde, enerji ve bilgi akışlarını dönüştüren bir
sistem modeli üzerinden tanımlanır.
Ulf Niederwemmer: Teknolojiye Dayalı Bir Sosyal Felsefe İçin Programatik
Taslak
Teknoloji karşıtı literatür rasyonelliği ve teknolojiyi
"şeytani" bir güç gibi kurgular.
Rasyonelliğin ve teknoloji ruhunun (Faustvari) doğuşu.
Büyücü çırağının (insanın), çağırdığı ruhları (teknolojiyi)
artık kontrol edememesi.
Felaket, değerlerin çöküşü ve insanın makineleşmesi.
Modern bilimler insanı "Doğal Varlık"
(biyoloji/genetik) ve "Ruhsal Varlık" (sanat/felsefe) olarak ikiye
böler.
Bu bölünme nedeniyle teknoloji, "insan fikrinden"
koparılmış ve "ruhsuz madde" alanına itilmiştir.
İnsan, hayvanın aksine "uzmanlaşmamış" ve
içgüdüsel programları zayıf bir varlıktır.
Bu "eksikliği" telafi etmek için insan, içgüdü
yerine "Eylem" (Action) geliştirir.
Teknoloji, insanın biyolojik yetersizliğini telafi eden ve
çevresini yaşanabilir kılan zorunlu bir eylem sistemidir. Bu bakış açısıyla
teknoloji, insanın "ruhuna" aykırı bir dışsal güç değil, onun
biyolojik varoluşunun ayrılmaz bir parçasıdır.
İnsanı "ruh" ve "beden" olarak ayıran
klasik beşeri bilimler programı terk edilmelidir.
Teknoloji, bir altyapı ve eylem sistemi olarak sosyal
bilimlerin merkezine yerleştirilmelidir.
Hans Lenk: Teknoloji Felsefesine Yönelik Yeni Yaklaşımlar Üzerine
Teknoloji felsefesinin geleneksel dogmatik yorumlardan
(metafizik, şeytanlaştırma) kurtulup daha analitik ve disiplinlerarası bir
yapıya kavuşması gerekir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder