11 Aralık 2024 Çarşamba

Hermann Diels - Antik Teknik - Notlar

Hermann Diels - Antik Teknik - Notlar

Antike Technik, Verlag B.G. Teubner, 1914

 


Önsöz

…dileğim, seçilmiş örnekler kullanarak daha geniş bir kitleye, antik çağın, teknolojik çabalarında bile, Orta Çağ'ın araya giren döneminden çok daha yakından modern dünyayla bağlantılı olduğunu göstermekti…

 

Geçtiğimiz yüzyıl boyunca süren / doğa bilimleri ile antik çağ arasındaki çatışma, iki karşıt tarafın üzücü bir karşılıklı cehaletine ve yarım yamalak anlayışına dayanıyordu.

 

Yükseklerde duruyoruz -kim bundan şüphe edebilir ki?- ama sayısız ata soyunun ve hepsinden önemlisi, tanrıların sevdiği Helenik düşünür ve sanatçıların omuzlarında duruyoruz.

 

Helen’de Bilim ve Teknoloji

Antik teknoloji matematiksel bir temel üzerine inşa edildi

Miletli Thales’in astronomik tahminleri ve Anaksimandros’un ilk dünya haritası ile evren tasarımı, bilimin pratik ihtiyaçlardan doğduğunun kanıtlarıdır.

 

Pisagor okulunun, dünyayı ve insan yaşamını matematiksel bir problem olarak görmesi, teknolojide rasyonalizmin zirveye ulaşmasını sağlamıştır. Bu anlayış; müzikten sağlığa, şehir planlamasından top yapımına kadar her alana sirayet etmiştir.

Samos’taki Eupalinos tüneli gibi devasa projeler, o dönemdeki jeodezik ve matematiksel yetkinliğin bir göstergesidir.

 

Sanatçı Polykleitos’un "Kanon" adlı eseriyle heykelde ideal oranları araması ile mühendislerin mancınık yapımındaki oran arayışı aynı rasyonalist kökten beslenir.

Hipokrat ve Sicilya tıp okulu, vücudu belirli ritimler ve sayılarla (özellikle yedi ve dört) açıklanan bir sistem olarak ele almıştır. Cerrahide ise karmaşık makinelerin kullanımı başlamıştır.

 

Peripatetik fizikçi Strato’nun "boşluk" (horror vacui) üzerine çalışmaları, Ktesibios ve Heron gibi mekanikçilere ilham vermiştir. Bu dönemde tıp ve mekanik o kadar iç içe geçmiştir ki, hekimler hastaların ateşini ölçmek için su saatleri kullanmıştır.

 

Antik çağın aristokratik yapısı nedeniyle, dünyayı değiştiren birçok mühendis (örneğin İskender’in başmühendisi Diades) tarihçiler tarafından ihmal edildi.

 

Antik Kapılar ve Kilitler

Antik dünyada ucuz insan emeği, teknolojik devrimin önündeki en büyük engeldir.

 

Homeros dünyasında menteşe henüz yoktur. Kapılar, "aks" (axis) adı verilen dikey direkler üzerinde döner. Güvenlik ise sürgüler ve kayışlarla sağlanır.

 

Kapıyı açmak için tapınak anahtarı veya omuz anahtarı denilen büyük, S formundaki bronz çalgılar kullanılırdı.

Anahtar, kapıdaki özel bir delikten içeri sokulur ve içerideki sürgüye sert bir darbe indirilerek sürgünün geriye kayması sağlanırdı.

 

Lakonya (Balanos) Kilidi

MÖ 5. yüzyılda ortaya çıkan bu sistem, modern kilitlerin atası sayılır. "Balanos" (palamut/pim) adı verilen bloklar, sürgünün içindeki deliklere düşerek mekanizmayı kilitlerdi.

Anahtarın üzerindeki dişler (çatallar), kilit bloğunun içindeki deliklere tam oturacak şekilde tasarlanmıştır.

Anahtar sokulduğunda, yerçekimiyle aşağı düşmüş olan pimleri yukarı kaldırır. Pimler sürgüden kurtulduğunda, sürgü serbest kalır ve yana çekilebilir.

 

Roma döneminde, günümüzde kullandığımız kilitlerin çalışma prensibine çok yakın bir sisteme geçilmiştir. Bu sistemde anahtar bir eksen etrafında döner.

Anahtarın "sakalı" (beard), kilit içindeki bir yayı ve sürgüyü iterek mekanizmayı açar.

 

Parmenides'in göksel kapı tasviri, dönemin en ileri kapı teknolojisine (pimlerle sağlanan noktalar) bir göndermedir.

 

Buhar Makinesi, Otomatik Vergi Ölçerler

İskenderiyeli Heron’un "aeolipile" adı verilen buhar küresi, termodinamiğin en erken uygulamalarından biridir. Isınan sudan çıkan buharın zıt yönlü borulardan püskürtülmesiyle oluşan itme kuvveti, küreyi kendi ekseni etrafında döndürür. Bu, teknik olarak dünyanın ilk buhar türbini prototipidir.

 

Heron’un mesafe ölçer cihazı, bugünkü otomobil kilometre sayaçlarının ve taksimetrelerin doğrudan atasıdır. Tekerleklerin devir sayısını, birbirine geçmeli dişli çarklar (sonsuz vida sistemi) aracılığıyla ölçerek kat edilen mesafeyi belirler.

Vitruvius'un Modeli: Her milde bir, çekmeceye bronz bir bilye düşürerek mesafeyi sayılabilir hale getirir.

 

Heron'un tapınakların girişine yerleştirdiği kutsal su sebili: Üstten atılan madeni para, bir denge kolunun üzerindeki plakaya düşer. Paranın ağırlığı kolu aşağı bastırınca, diğer uçtaki kapak kalkar ve su akar. Para plakadan aşağı kayıp kutuya düştüğünde, kol eski konumuna döner ve su akışı kesilir.

 

Eski Telgraf

Scy tale (Skytale): Sparta'da kullanılan bu sistem, dünyanın ilk şifreleme cihazlarından biridir. Mesaj, belirli bir kalınlıktaki silindirik bir çubuğun üzerine sarılan deri şeride yazılır. Şerit çözüldüğünde harfler anlamını yitirir; ancak aynı kalınlıktaki bir çubuğa tekrar sarıldığında okunabilir hale gelir.

 

Aeneas Tacticus'un Diskleri: 24 delikli bir disk (alfabenin harflerini temsil eder) üzerinden iplik geçirilerek yapılan bir sistemdir. Alıcı, ipliği delik sırasına göre takip ederek mesajı çözer.

 

Hidrolik Telgraf (Aeneas Tacticus): İki istasyonda da içi su dolu, özdeş silindirler bulunur. Suyun içinde, üzerinde önceden belirlenmiş mesajların (örneğin: "Süvariler saldırıyor") yazılı olduğu bir şamandıra vardır.

Gönderici meşalesini kaldırınca her iki tarafta musluklar açılır. Su seviyesi alçalırken istenen mesaj hizaya gelince meşale indirilir ve musluklar kapatılır. Her iki kapta su seviyesi aynı olduğu için alıcı, şamandıra üzerindeki mesajı okur.

 

Optik Telgraf

MÖ 2. yüzyılda Polybius tarafından anlatılan sistem, modern dijital veri iletiminin (binary/ikili sistem mantığına yakın) atasıdır:

Polybius Daması (Şifre Paneli): Alfabeyi 5x5'lik bir tabloya böler. Her harf, iki ayrı duvar üzerindeki meşale sayılarıyla ifade edilir.

Sol duvarda 2 meşale, sağ duvarda 5 meşale yanıyorsa, bu 2. satırın 5. harfini (K harfi gibi) temsil eder.

Bu sistem, herhangi bir ön bilgiye gerek duymadan her türlü kelimenin uzak mesafelere harf harf kodlanarak gönderilmesini sağlar.

 

Eski Topçular

Antik topçuluğun atası, basit yayın daha güçlü bir formu olan "Gastraphetes"tir.

Yay o kadar güçlüdür ki elle kurulamaz. Asker, silahın uç kısmını yere dayar ve gövdesindeki içbükey kısmı (mide bölgesini) silahın dipçiğine bastırarak tüm vücut ağırlığıyla yayı kurar.

Bu sistem, insan kas gücünü mekanik bir avantaja dönüştüren ilk tatar yayı (arbalet) türlerinden biridir.

 

Antik mühendisliğin asıl devrimi, yay kollarının esnekliğinden ziyade, hayvan tendonlarının (sinir demetlerinin) bükülmesinden elde edilen potansiyel enerjiyi kullanmaktır.

 

Onager (Vahşi Eşek): Tek kollu bir mancınıktır. Yatay bir tendon demetine yerleştirilen kol, bir vinçle geriye çekilir. Serbest bırakıldığında kol hızla yukarı fırlar ve bir desteğe çarparak içindeki taşı fırlatır.

Palintonon ve Euthytonon: Çift tendon demetli makinelerdir. Sağda ve solda dikey duran sinir demetleri, modern topların namlu çıkış gücüne benzer bir itki sağlar. Palintononlar ağır taş gülleler, Euthytononlar ise dev oklar fırlatır.

 

Polybolon

İskenderiyeli Dionysius tarafından icat edilen ve Philo tarafından anlatılan bu cihaz, antik çağın "mitralyözü"dür.

Bir zincir dişli sistemi (dünyanın ilk zincir mekanizmalarından biri) sayesinde, kullanıcı sadece krank kolunu çevirir. Bu hareket aynı anda yayı kurar, hazneden bir oku kanala düşürür ve yayı serbest bırakarak ateşi gerçekleştirir.

Kesintisiz bir ok yağmuru sağlar.

 

Aerotonon

Ktesibios'un geliştirdiği bu sistem, tendonlar yerine basınçlı hava kullanmayı denemiştir. Silindirlerin içindeki hava sıkıştırılarak yayın kurulması amaçlanmıştır. Metinde belirtildiği gibi, bu teknoloji o dönem için fazla ileriydi ve sızdırmazlık sorunları nedeniyle tendonlu makineler kadar verimli olamadı; ancak havalı tüfeklerin (rüzgarlı tüfek) teorik temelini attı.

 

İlk Alev Makineleri

Bizanslıların (ve Marcus Graecus'un tariflerinde geçen) Yunan Ateşi, sadece bir yakıt değil, aynı zamanda bir püskürtme teknolojisidir.

Güherçile, kükürt ve kömürün yanı sıra nafta (petrol türevi) ve bazen suyla temas ettiğinde tutuşan kireç içerdiği düşünülür.

 

Sifon Teknolojisi: Gemilerin pruvasına yerleştirilen bronz tüplerden (sifon), basınçlı bir şekilde düşman gemilerine püskürtülürdü. Bu, modern alev makinelerinin atasıdır.

 

Barutun sadece yakıcı bir madde değil, aynı zamanda bir roketi fırlatabilecek veya bir tüpün içinde patlayarak "gök gürültüsü" çıkarabilecek bir enerji kaynağı olduğu keşfedilmiştir.

 

Antik Kimya

"Kimya" Kelimesinin Kökeni

Panopolisli Zosimus’a göre, insan kızlarına aşık olan kötü meleklerin onlara doğanın sırlarını öğretmesiyle başlamıştır.

Mısır'ın antik adı olan ve "kara toprak" anlamına gelen Kemi veya Chenu kelimesinden türediği varsayılır. Bu, simyanın "Mısır sanatı" olarak görüldüğünü kanıtlar.

 

Simyacılar, evrendeki tüm maddelerin aslında tek bir temel maddeden (ilkel madde) geldiğine inanıyorlardı.

Kendi kuyruğunu ısıran yılan, doğanın döngüselliğini ve maddelerin birbirine dönüşebileceği inancını simgeler.

Eğer her şey tek bir maddeden geliyorsa, değersiz bir metal olan kurşun, "saflaştırılarak" altın veya gümüşe dönüştürülebilir. Bu inanç, bugün bildiğimiz modern kimyanın (ve radyoaktivite ile atomların dönüşümünün) çok ilkel ve felsefi bir öncülüdür.

 

Antik dünyada mücevherler sadece süs eşyası değil, aynı zamanda birer mühendislik harikasıydı.

Bakır bileşikleri kullanılarak cam veya düşük değerli taşların (tabbasis gibi gözenekli taşlar) renklendirilmesi yaygındı. Şap ve sirke ile yapılan ön işlemler, taşın boyayı daha iyi emmesini sağlıyordu.

 

Mor (erguvan), antik çağda imparatorluk ve güç sembolüydü ve gerçek deniz kabuklularından elde edilmesi çok pahalıydı.

Alkanet (havacıva otu) ve çivit otu (indigo) gibi bitkisel bazlı karışımlarla, uzmanların bile ayırt edemeyeceği "sahte morlar" üretiliyordu.

 

Roger Bacon, simyanın "büyü" değil "doğa yasası" olduğunu savunan ilk kişilerden biri olarak modern bilimin kapısını aralar.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder