Hermann Diels - Antik Teknik - Notlar
Antike Technik, Verlag B.G. Teubner, 1914
Önsöz
…dileğim, seçilmiş örnekler kullanarak daha geniş bir
kitleye, antik çağın, teknolojik çabalarında bile, Orta Çağ'ın araya giren
döneminden çok daha yakından modern dünyayla bağlantılı olduğunu göstermekti…
Geçtiğimiz yüzyıl boyunca süren / doğa bilimleri ile antik
çağ arasındaki çatışma, iki karşıt tarafın üzücü bir karşılıklı cehaletine ve
yarım yamalak anlayışına dayanıyordu.
Yükseklerde duruyoruz -kim bundan şüphe edebilir ki?- ama
sayısız ata soyunun ve hepsinden önemlisi, tanrıların sevdiği Helenik düşünür
ve sanatçıların omuzlarında duruyoruz.
Helen’de Bilim ve Teknoloji
Antik teknoloji matematiksel bir temel üzerine inşa edildi
Miletli Thales’in astronomik tahminleri ve Anaksimandros’un
ilk dünya haritası ile evren tasarımı, bilimin pratik ihtiyaçlardan doğduğunun
kanıtlarıdır.
Pisagor okulunun, dünyayı ve insan yaşamını matematiksel bir
problem olarak görmesi, teknolojide rasyonalizmin zirveye ulaşmasını
sağlamıştır. Bu anlayış; müzikten sağlığa, şehir planlamasından top yapımına
kadar her alana sirayet etmiştir.
Samos’taki Eupalinos tüneli gibi devasa projeler, o
dönemdeki jeodezik ve matematiksel yetkinliğin bir göstergesidir.
Sanatçı Polykleitos’un "Kanon" adlı eseriyle
heykelde ideal oranları araması ile mühendislerin mancınık yapımındaki oran
arayışı aynı rasyonalist kökten beslenir.
Hipokrat ve Sicilya tıp okulu, vücudu belirli ritimler ve
sayılarla (özellikle yedi ve dört) açıklanan bir sistem olarak ele almıştır.
Cerrahide ise karmaşık makinelerin kullanımı başlamıştır.
Peripatetik fizikçi Strato’nun "boşluk" (horror
vacui) üzerine çalışmaları, Ktesibios ve Heron gibi mekanikçilere ilham
vermiştir. Bu dönemde tıp ve mekanik o kadar iç içe geçmiştir ki, hekimler
hastaların ateşini ölçmek için su saatleri kullanmıştır.
Antik çağın aristokratik yapısı nedeniyle, dünyayı
değiştiren birçok mühendis (örneğin İskender’in başmühendisi Diades) tarihçiler
tarafından ihmal edildi.
Antik Kapılar ve Kilitler
Antik dünyada ucuz insan emeği, teknolojik devrimin önündeki
en büyük engeldir.
Homeros dünyasında menteşe henüz yoktur. Kapılar,
"aks" (axis) adı verilen dikey direkler üzerinde döner. Güvenlik ise
sürgüler ve kayışlarla sağlanır.
Kapıyı açmak için tapınak anahtarı veya omuz anahtarı
denilen büyük, S formundaki bronz çalgılar kullanılırdı.
Anahtar, kapıdaki özel bir delikten içeri sokulur ve
içerideki sürgüye sert bir darbe indirilerek sürgünün geriye kayması
sağlanırdı.
Lakonya (Balanos) Kilidi
MÖ 5. yüzyılda ortaya çıkan bu sistem, modern kilitlerin
atası sayılır. "Balanos" (palamut/pim) adı verilen bloklar, sürgünün
içindeki deliklere düşerek mekanizmayı kilitlerdi.
Anahtarın üzerindeki dişler (çatallar), kilit bloğunun
içindeki deliklere tam oturacak şekilde tasarlanmıştır.
Anahtar sokulduğunda, yerçekimiyle aşağı düşmüş olan pimleri
yukarı kaldırır. Pimler sürgüden kurtulduğunda, sürgü serbest kalır ve yana
çekilebilir.
Roma döneminde, günümüzde kullandığımız kilitlerin çalışma
prensibine çok yakın bir sisteme geçilmiştir. Bu sistemde anahtar bir eksen
etrafında döner.
Anahtarın "sakalı" (beard), kilit içindeki bir
yayı ve sürgüyü iterek mekanizmayı açar.
Parmenides'in göksel kapı tasviri, dönemin en ileri kapı
teknolojisine (pimlerle sağlanan noktalar) bir göndermedir.
Buhar Makinesi, Otomatik Vergi Ölçerler
İskenderiyeli Heron’un "aeolipile" adı verilen
buhar küresi, termodinamiğin en erken uygulamalarından biridir. Isınan sudan
çıkan buharın zıt yönlü borulardan püskürtülmesiyle oluşan itme kuvveti, küreyi
kendi ekseni etrafında döndürür. Bu, teknik olarak dünyanın ilk buhar türbini
prototipidir.
Heron’un mesafe ölçer cihazı, bugünkü otomobil kilometre
sayaçlarının ve taksimetrelerin doğrudan atasıdır. Tekerleklerin devir
sayısını, birbirine geçmeli dişli çarklar (sonsuz vida sistemi) aracılığıyla
ölçerek kat edilen mesafeyi belirler.
Vitruvius'un Modeli: Her milde bir, çekmeceye bronz bir
bilye düşürerek mesafeyi sayılabilir hale getirir.
Heron'un tapınakların girişine yerleştirdiği kutsal su
sebili: Üstten atılan madeni para, bir denge kolunun üzerindeki plakaya düşer.
Paranın ağırlığı kolu aşağı bastırınca, diğer uçtaki kapak kalkar ve su akar.
Para plakadan aşağı kayıp kutuya düştüğünde, kol eski konumuna döner ve su
akışı kesilir.
Eski Telgraf
Scy tale (Skytale): Sparta'da kullanılan bu sistem, dünyanın
ilk şifreleme cihazlarından biridir. Mesaj, belirli bir kalınlıktaki silindirik
bir çubuğun üzerine sarılan deri şeride yazılır. Şerit çözüldüğünde harfler
anlamını yitirir; ancak aynı kalınlıktaki bir çubuğa tekrar sarıldığında
okunabilir hale gelir.
Aeneas Tacticus'un Diskleri: 24 delikli bir disk (alfabenin
harflerini temsil eder) üzerinden iplik geçirilerek yapılan bir sistemdir.
Alıcı, ipliği delik sırasına göre takip ederek mesajı çözer.
Hidrolik Telgraf (Aeneas Tacticus): İki istasyonda da içi su
dolu, özdeş silindirler bulunur. Suyun içinde, üzerinde önceden belirlenmiş
mesajların (örneğin: "Süvariler saldırıyor") yazılı olduğu bir
şamandıra vardır.
Gönderici meşalesini kaldırınca her iki tarafta musluklar
açılır. Su seviyesi alçalırken istenen mesaj hizaya gelince meşale indirilir ve
musluklar kapatılır. Her iki kapta su seviyesi aynı olduğu için alıcı,
şamandıra üzerindeki mesajı okur.
Optik Telgraf
MÖ 2. yüzyılda Polybius tarafından anlatılan sistem, modern
dijital veri iletiminin (binary/ikili sistem mantığına yakın) atasıdır:
Polybius Daması (Şifre Paneli): Alfabeyi 5x5'lik bir tabloya
böler. Her harf, iki ayrı duvar üzerindeki meşale sayılarıyla ifade edilir.
Sol duvarda 2 meşale, sağ duvarda 5 meşale yanıyorsa, bu 2.
satırın 5. harfini (K harfi gibi) temsil eder.
Bu sistem, herhangi bir ön bilgiye gerek duymadan her türlü
kelimenin uzak mesafelere harf harf kodlanarak gönderilmesini sağlar.
Eski Topçular
Antik topçuluğun atası, basit yayın daha güçlü bir formu
olan "Gastraphetes"tir.
Yay o kadar güçlüdür ki elle kurulamaz. Asker, silahın uç
kısmını yere dayar ve gövdesindeki içbükey kısmı (mide bölgesini) silahın
dipçiğine bastırarak tüm vücut ağırlığıyla yayı kurar.
Bu sistem, insan kas gücünü mekanik bir avantaja dönüştüren
ilk tatar yayı (arbalet) türlerinden biridir.
Antik mühendisliğin asıl devrimi, yay kollarının
esnekliğinden ziyade, hayvan tendonlarının (sinir demetlerinin) bükülmesinden
elde edilen potansiyel enerjiyi kullanmaktır.
Onager (Vahşi Eşek): Tek kollu bir mancınıktır. Yatay bir
tendon demetine yerleştirilen kol, bir vinçle geriye çekilir. Serbest
bırakıldığında kol hızla yukarı fırlar ve bir desteğe çarparak içindeki taşı
fırlatır.
Palintonon ve Euthytonon: Çift tendon demetli makinelerdir.
Sağda ve solda dikey duran sinir demetleri, modern topların namlu çıkış gücüne
benzer bir itki sağlar. Palintononlar ağır taş gülleler, Euthytononlar ise dev
oklar fırlatır.
Polybolon
İskenderiyeli Dionysius tarafından icat edilen ve Philo
tarafından anlatılan bu cihaz, antik çağın "mitralyözü"dür.
Bir zincir dişli sistemi (dünyanın ilk zincir
mekanizmalarından biri) sayesinde, kullanıcı sadece krank kolunu çevirir. Bu
hareket aynı anda yayı kurar, hazneden bir oku kanala düşürür ve yayı serbest
bırakarak ateşi gerçekleştirir.
Kesintisiz bir ok yağmuru sağlar.
Aerotonon
Ktesibios'un geliştirdiği bu sistem, tendonlar yerine
basınçlı hava kullanmayı denemiştir. Silindirlerin içindeki hava sıkıştırılarak
yayın kurulması amaçlanmıştır. Metinde belirtildiği gibi, bu teknoloji o dönem
için fazla ileriydi ve sızdırmazlık sorunları nedeniyle tendonlu makineler
kadar verimli olamadı; ancak havalı tüfeklerin (rüzgarlı tüfek) teorik temelini
attı.
İlk Alev Makineleri
Bizanslıların (ve Marcus Graecus'un tariflerinde geçen)
Yunan Ateşi, sadece bir yakıt değil, aynı zamanda bir püskürtme teknolojisidir.
Güherçile, kükürt ve kömürün yanı sıra nafta (petrol türevi)
ve bazen suyla temas ettiğinde tutuşan kireç içerdiği düşünülür.
Sifon Teknolojisi: Gemilerin pruvasına yerleştirilen bronz
tüplerden (sifon), basınçlı bir şekilde düşman gemilerine püskürtülürdü. Bu,
modern alev makinelerinin atasıdır.
Barutun sadece yakıcı bir madde değil, aynı zamanda bir
roketi fırlatabilecek veya bir tüpün içinde patlayarak "gök
gürültüsü" çıkarabilecek bir enerji kaynağı olduğu keşfedilmiştir.
Antik Kimya
"Kimya" Kelimesinin Kökeni
Panopolisli Zosimus’a göre, insan kızlarına aşık olan kötü
meleklerin onlara doğanın sırlarını öğretmesiyle başlamıştır.
Mısır'ın antik adı olan ve "kara toprak" anlamına
gelen Kemi veya Chenu kelimesinden türediği varsayılır. Bu, simyanın
"Mısır sanatı" olarak görüldüğünü kanıtlar.
Simyacılar, evrendeki tüm maddelerin aslında tek bir temel
maddeden (ilkel madde) geldiğine inanıyorlardı.
Kendi kuyruğunu ısıran yılan, doğanın döngüselliğini ve maddelerin
birbirine dönüşebileceği inancını simgeler.
Eğer her şey tek bir maddeden geliyorsa, değersiz bir metal
olan kurşun, "saflaştırılarak" altın veya gümüşe dönüştürülebilir. Bu
inanç, bugün bildiğimiz modern kimyanın (ve radyoaktivite ile atomların dönüşümünün)
çok ilkel ve felsefi bir öncülüdür.
Antik dünyada mücevherler sadece süs eşyası değil, aynı
zamanda birer mühendislik harikasıydı.
Bakır bileşikleri kullanılarak cam veya düşük değerli
taşların (tabbasis gibi gözenekli taşlar) renklendirilmesi yaygındı. Şap ve
sirke ile yapılan ön işlemler, taşın boyayı daha iyi emmesini sağlıyordu.
Mor (erguvan), antik çağda imparatorluk ve güç sembolüydü ve
gerçek deniz kabuklularından elde edilmesi çok pahalıydı.
Alkanet (havacıva otu) ve çivit otu (indigo) gibi bitkisel
bazlı karışımlarla, uzmanların bile ayırt edemeyeceği "sahte morlar"
üretiliyordu.
Roger Bacon, simyanın "büyü" değil "doğa
yasası" olduğunu savunan ilk kişilerden biri olarak modern bilimin
kapısını aralar.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder