Gilbert Simondon - Hayvan ve İnsan Üzerine İki Ders - Notlar
Mütercim: Emre Sünter, Norgunk Yayınları, 2019
Sunuş
Jean-Yves Chateau
Psikoloji disiplini, insan ve hayvan yaşamı arasındaki ortak
zemini arar. Geleneksel zeka ve içgüdü ayrımı, her iki türü de inceleyen
psikolojinin sınırlarını belirlemeye yetmez.
Psikoloji hem hayvandaki hem de insandaki zihni ve içgüdüyü
çalışır.
İnsan ile doğa arasına radikal bir mesafe koyan
"antropolojik fark", Sokrates'ten Descartes'a kadar uzanan bir
hümanizm anlayışıdır. Buna karşın, Rönesans ve Aziz Francesco gibi figürler
insan ve hayvan ruhu arasında bir süreklilik olduğunu savunmuştur.
Simondon, insan-hayvan ilişkisini beş temel soru etrafında
düzenler: süreklilik mi fark mı, ikilik (düalizm) mi, hangisi üstün, evrimsel
yön ve modelleme (insan mı hayvanın modeli, yoksa tersi mi?). Ele aldığımız
meselede / büyük felsefelerin kapsamı içinde savların ve öğretilerin ötesinde
devirden devire değişkenlik gösteren bir problem yatar.
Hayvan ve İnsan Üzerine İki Ders
Birinci Ders
İlk Yunan düşüncesinde büyük ayrım insan ile hayvan arasında
değil, canlılar ile cansızlar dünyası arasındaydı.
Pisagor: Tüm ruhları aynı doğa üzerinden değerlendirmiş ve
ruh göçü (metempsikoz) öğretisini savunmuştur. Ruhların özdeşliği ve onların
doğada bir arada bulunuşlarına dayanan bu ilk öğretilerden çıkan şey
metempsikozdur.
Anaksagoras: Canlılar arasındaki farkı bir doğa farkı değil,
sadece niceliksel zeka farkı (nous niceliği) olarak görmüştür.
Sokrates: İnsanı doğadan ayıran geleneksel ikiliğin
sorumlusudur; zeka ve içgüdüyü kesin olarak ayırarak bir hümanizm kurmuştur. Hakikati
dağıtma potansiyeline sahip olan doğa değil, insanlar olarak kendimizde ona
sahip olan bizlerizdir.
Platon: İnsanı en mükemmel model olarak alır ve hayvanları,
insandan aşağı doğru inen bir geriye evrim (basitleşme) ürünü olarak görür. İnsani
gerçeklik her şeyin modelidir.
Aristoteles: Natüralist ve gözleme dayalı bir yaklaşım
sergiler. Bitki, hayvan ve insan arasında işlevsel bir süreklilik ve paralellik
kurar. Yaşam her yerde aynıdır. Psikolojiyi biyolojiye dahil ederek akıl yürütmeyi
de yaşamsal bir işlev olarak görmüştür.
Stoacılar: Hayvanda zeka olduğunu reddederek en kapsamlı
içgüdü kuramını geliştirmişlerdir. İnsanı "yaratımın kralı" olarak
görüp, içgüdü ile aklı karşı karşıya getirmişlerdir.
Antik dönem; etik yaklaşım (Platon), natüralist yaklaşım
(Aristoteles) ve otomatizme dayalı içgüdü kuramı (Stoacılar) olarak üçe
ayrılabilir.
İkinci Ders
Antik dönemin süreklilik anlayışının yerini, Descartes ile
doruğa çıkan, içsellik ve bilinç eksenli mutlak bir ikilik almıştır.
Apolojistler / Hristiyanlar ile diğer tüm canlılar arasına
etik bir uçurum koymuş, aklı aşağılayarak ruh kavramını sadece Hristiyan
içselliğine bağlamışlardır.
Aziz Augustinus: Hayvanların acı çektiğini ve rüya gördüğünü
kabul etse de, onlardaki her şeyin akıllı bir ruh müdahalesi olmadan duyularla
açıklandığını savunmuştur.
Aziz Thomas: Hayvanlarda akıl yürütmeyi reddetmiş ancak
"niyet" (aestimatio) olduğunu, hedeflere yönelik tasarımlar
yapabildiklerini kabul etmiştir.
Giordano Bruno: Yaşam ve bilincin kozmik düzeyde olduğunu,
bir taşın bile hissedebileceğini savunarak hayvanları yüceltmiştir.
Assisili Aziz Francesco: Hayvanları evrensel uyumun bir
parçası olarak görmüş, onlarla "saflaşmış" bir insanın iletişim
kurabileceğini ileri sürmüştür.
Montaigne: İnsan kibrini eleştirmek için hayvanların doğayla
olan doğrudan bağını övmüştür. Hayvanların doğayı 'öğretmen' belleyip
onurlandıklarını dikkate almak daha yerinde olacaktır.
Descartes: Hayvanı bir makine/otomat olarak tanımlar;
hayvanda ne zeka ne de içgüdü vardır, sadece mekanik bir otomatizm söz
konusudur. Hayvan bir makine, bir otomattır. İnsan ise res cogitans (düşünen
şey) olarak radikal bir farka sahiptir.
Malebranche: Hayvanların ruhu olmadığı için acı
çekemeyeceklerini teolojik bir savla (acı ilk günahın sonucudur) savunmuştur.
Bossuet: Descartes ve Aziz Thomas'ı uzlaştırmaya çalışmış;
canlılardaki anatomik yapıyı davranışsal yapı kavramına doğru genişletmiştir.
La Fontaine: Kartezyen makine teorisine karşı çıkarak
hayvanlarda deneyime, hesaplamaya ve öngörüye dayalı bir akıl yürütme olduğunu
fabllarıyla savunmuştur. Bazı bilimlere göre, bir hayvan düşündüğünde, ne
nesnesi ne de kendi düşüncesi üzerine düşünür.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder