21 Aralık 2024 Cumartesi

Gilbert Simondon - Hayvan ve İnsan Üzerine İki Ders - Notlar

Gilbert Simondon - Hayvan ve İnsan Üzerine İki Ders - Notlar

Mütercim: Emre Sünter, Norgunk Yayınları, 2019


 

Sunuş

Jean-Yves Chateau

Psikoloji disiplini, insan ve hayvan yaşamı arasındaki ortak zemini arar. Geleneksel zeka ve içgüdü ayrımı, her iki türü de inceleyen psikolojinin sınırlarını belirlemeye yetmez.

Psikoloji hem hayvandaki hem de insandaki zihni ve içgüdüyü çalışır.

 

İnsan ile doğa arasına radikal bir mesafe koyan "antropolojik fark", Sokrates'ten Descartes'a kadar uzanan bir hümanizm anlayışıdır. Buna karşın, Rönesans ve Aziz Francesco gibi figürler insan ve hayvan ruhu arasında bir süreklilik olduğunu savunmuştur.

 

Simondon, insan-hayvan ilişkisini beş temel soru etrafında düzenler: süreklilik mi fark mı, ikilik (düalizm) mi, hangisi üstün, evrimsel yön ve modelleme (insan mı hayvanın modeli, yoksa tersi mi?). Ele aldığımız meselede / büyük felsefelerin kapsamı içinde savların ve öğretilerin ötesinde devirden devire değişkenlik gösteren bir problem yatar.

 

Hayvan ve İnsan Üzerine İki Ders

Birinci Ders

İlk Yunan düşüncesinde büyük ayrım insan ile hayvan arasında değil, canlılar ile cansızlar dünyası arasındaydı.

 

Pisagor: Tüm ruhları aynı doğa üzerinden değerlendirmiş ve ruh göçü (metempsikoz) öğretisini savunmuştur. Ruhların özdeşliği ve onların doğada bir arada bulunuşlarına dayanan bu ilk öğretilerden çıkan şey metempsikozdur.

 

Anaksagoras: Canlılar arasındaki farkı bir doğa farkı değil, sadece niceliksel zeka farkı (nous niceliği) olarak görmüştür.

 

Sokrates: İnsanı doğadan ayıran geleneksel ikiliğin sorumlusudur; zeka ve içgüdüyü kesin olarak ayırarak bir hümanizm kurmuştur. Hakikati dağıtma potansiyeline sahip olan doğa değil, insanlar olarak kendimizde ona sahip olan bizlerizdir.

 

Platon: İnsanı en mükemmel model olarak alır ve hayvanları, insandan aşağı doğru inen bir geriye evrim (basitleşme) ürünü olarak görür. İnsani gerçeklik her şeyin modelidir.

 

Aristoteles: Natüralist ve gözleme dayalı bir yaklaşım sergiler. Bitki, hayvan ve insan arasında işlevsel bir süreklilik ve paralellik kurar. Yaşam her yerde aynıdır. Psikolojiyi biyolojiye dahil ederek akıl yürütmeyi de yaşamsal bir işlev olarak görmüştür.

 

Stoacılar: Hayvanda zeka olduğunu reddederek en kapsamlı içgüdü kuramını geliştirmişlerdir. İnsanı "yaratımın kralı" olarak görüp, içgüdü ile aklı karşı karşıya getirmişlerdir.

 

Antik dönem; etik yaklaşım (Platon), natüralist yaklaşım (Aristoteles) ve otomatizme dayalı içgüdü kuramı (Stoacılar) olarak üçe ayrılabilir.

 

İkinci Ders

Antik dönemin süreklilik anlayışının yerini, Descartes ile doruğa çıkan, içsellik ve bilinç eksenli mutlak bir ikilik almıştır.

 

Apolojistler / Hristiyanlar ile diğer tüm canlılar arasına etik bir uçurum koymuş, aklı aşağılayarak ruh kavramını sadece Hristiyan içselliğine bağlamışlardır.

 

Aziz Augustinus: Hayvanların acı çektiğini ve rüya gördüğünü kabul etse de, onlardaki her şeyin akıllı bir ruh müdahalesi olmadan duyularla açıklandığını savunmuştur.

 

Aziz Thomas: Hayvanlarda akıl yürütmeyi reddetmiş ancak "niyet" (aestimatio) olduğunu, hedeflere yönelik tasarımlar yapabildiklerini kabul etmiştir.

 

Giordano Bruno: Yaşam ve bilincin kozmik düzeyde olduğunu, bir taşın bile hissedebileceğini savunarak hayvanları yüceltmiştir.

 

Assisili Aziz Francesco: Hayvanları evrensel uyumun bir parçası olarak görmüş, onlarla "saflaşmış" bir insanın iletişim kurabileceğini ileri sürmüştür.

 

Montaigne: İnsan kibrini eleştirmek için hayvanların doğayla olan doğrudan bağını övmüştür. Hayvanların doğayı 'öğretmen' belleyip onurlandıklarını dikkate almak daha yerinde olacaktır.

 

Descartes: Hayvanı bir makine/otomat olarak tanımlar; hayvanda ne zeka ne de içgüdü vardır, sadece mekanik bir otomatizm söz konusudur. Hayvan bir makine, bir otomattır. İnsan ise res cogitans (düşünen şey) olarak radikal bir farka sahiptir.

 

Malebranche: Hayvanların ruhu olmadığı için acı çekemeyeceklerini teolojik bir savla (acı ilk günahın sonucudur) savunmuştur.

 

Bossuet: Descartes ve Aziz Thomas'ı uzlaştırmaya çalışmış; canlılardaki anatomik yapıyı davranışsal yapı kavramına doğru genişletmiştir.

 

La Fontaine: Kartezyen makine teorisine karşı çıkarak hayvanlarda deneyime, hesaplamaya ve öngörüye dayalı bir akıl yürütme olduğunu fabllarıyla savunmuştur. Bazı bilimlere göre, bir hayvan düşündüğünde, ne nesnesi ne de kendi düşüncesi üzerine düşünür.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder