Hossein Zamanlou - Martin Heidegger ve Teknolojinin Hermeneutik Ontolojisi - Notlar
Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Ankara, 2015
Giriş
Heidegger’in teknoloji okuması, insanın dünyayı
"tüketilecek bir kaynak" olarak görmesine yönelik derin bir eleştiri
sunar.
Heidegger’e göre fenomenolojinin amacı yeni hakikatler
keşfetmek değil, önceden tanıdıklarımızı veya dünyamızda varolanları açığa
çıkartmaktır.
Bölüm I:
Epistemolojik Çerçeve: Hermeneutik Fenomenoloji ve Araç Analizi
Husserl’in "Yaşam-Dünya" (Life-World) kavramı,
bilimin sübjektiviteyi unuttuğu bir kriz ortamında merkezi bir rol oynar.
Heidegger için ise fenomenoloji, nesnelerin özüne dönmeyi amaçlayan bir
eylemdir; şeyler yalnızca var olmazlar, ayrıca ne iseler o olarak kendilerini
ifşa ederler.
Modernite ve sanayileşmenin doğurduğu kriz, aklın
zayıflaması ve Avrupa insanlığının hastalanması sonucunu doğurur.
Heidegger, geleneksel metafiziği aşmak için en temel soruyu
sorar: Neden var olanlar vardır da yok değildir?
Hakikat, basit bir "doğruluk" veya "önerme
uygunluğu" değil, Yunanca aletheia kavramına dayanan bir "örtülü
olmama" (açığa çıkma) halidir. Heidegger’e göre "dasein hakikat
içinde vardır" ve bu ancak varlığın kendini açmasıyla mümkündür.
echne, sadece el becerisi değil, bir "bilme tarzı"
ve gizli olanı açığa çıkarma eylemidir.
Sanat eserleri hakikatin inşasında önemli bir yer tutar;
"sanat eserinde hakikatin ortaya çıkışı" bir hadise olarak nitelenir.
Modern bilim, dünyayı matematiksel bir plana indirger ve
doğayı hesaplanabilir bir nesne haline getirir.
Araçlar ancak bozulduklarında veya eksikliklerinde gerçek
mahiyetlerini (el-altında-hazır olma) hissettirirler.
Bölüm II: Tekniğe
İlişkin Soruşturmanın Kaynakları
Modern çağın en temel olayı, dünyanın bir "görüntü"
(Weltbild) haline gelmesidir. Bu süreçte insan, kendini dünyanın merkezine bir
"özne" olarak yerleştirir ve her şeyi temsil edilen bir nesneye
dönüştürür.
Teknolojinin özü teknolojik değil, "Ge-stell"
(Çerçeveleme) adı verilen ontolojik bir durumdur. Gestell, doğayı ve insanı
birer "birikmiş kaynak" (Bestand) olarak düzenler; örneğin Ren nehri
artık sadece bir enerji kaynağı olarak görülür.
Tekniğe İlişkin Soruşturma
Teknik, doğayı bir saldırı karakteriyle açığa çıkarır;
enerji dönüştürülür, depolanır ve dağıtılır.
İnsan, varlığın anlamıyla olan bağı koptuğunda bir
"makine usullü hayvana" dönüşme riskiyle karşı karşıyadır.
Modern teknoloji insanın "yersizyurtsuzlaşmasına"
neden olmuştur.
Heidegger’e göre "dil varlığın evidir" ve nihilizm
bu evsizlik durumundan beslenir.
Varlık zamandan ayrı düşünülemez; insanın zamansallığı onun
ölüme doğru varlığı ve tarihselliği ile sınırlıdır.
Gerçek düşünme, varlığın sesine kulak vermektir. Heidegger,
teknikleşen düşünceden sıyrılıp "asli düşünme" imkânına yönelmeyi
savunur.
Bölüm III:
Heidegger’in Teknoloji Felsefesinin Eleştirisi ve Geleceği
Heidegger’e göre teknoloji, kronolojik olarak değilse de
ontolojik olarak modern bilimden öncedir; çünkü bilim, teknolojik bir
çerçeveleme (Gestell) içinde mümkün olur.
Heidegger, teknolojiyi kaçınılmaz bir kader gibi görse de
bunun kör bir determinizm olmadığını savunur. "Tehlikenin bulunduğu yerde
kurtarıcı güç de ortaya çıkar" diyerek teknolojinin içindeki sanatsal ve
açığa çıkarıcı potansiyele işaret eder.
Günümüzde bilgisayar ve sibernetik, bilgiyi organize ederek
insanın yerini alan yeni bir "hadise" yaratmıştır.
Modern teknoloji sadece sorun yaratmaz, aynı zamanda bir
"inkişaf" (açılma) tarzıdır. Sonuç olarak, Heidegger’in mirası
günümüzde Don Ihde ve Andrew Feenberg gibi düşünürler tarafından daha realist
ve pratik bağlamlarda (post-fenomenoloji) geliştirilmeye devam etmektedir.
Sonuç
Heideggerci teknoloji okumalarının aşırı genel ve karamsar
yapısının aşamaları
İkili Karakter: Teknolojinin sadece negatif bir güç değil,
hem iyi hem kötü potansiyelleri barındıran nötrleşmiş bir araç olarak
görülmesi.
Sosyal İnşacılık: Teknolojinin toplumun dışında bir
zorunluluk değil, toplumsal ihtiyaç ve kararların içinden doğan bir süreç
(Sismondo) olduğu fikri.
Somutluk (Pratik Eksen): Genel bir "Teknoloji"
kavramı yerine, spesifik teknik cihazların ve kullanım pratiklerinin analizine
geçiş.
Heidegger'in mirasını devralan ancak onu daha realist bir
zemine taşıyan düşünürlerin (Ihde, Feenberg, Dreyfus) katkıları, teknolojinin
"yaşanan tecrübe" içindeki yerini belirlemiştir.
Don Ihde (İnsan-Teknoloji İlişkileri): Teknolojinin bedensel
algımızı nasıl dönüştürdüğünü (mikro-seviye) inceler.
Andrew Feenberg (Demokratik Rasyonalizasyon): Teknolojik
tasarımın siyasal ve ekonomik süreçlerle nasıl uyumlandığını ve toplum
tarafından nasıl yeniden şekillendirilebileceğini savunur.
Hubert Dreyfus: Yapay zekanın insani tecrübe ve bedensel
varoluş karşısındaki sınırlarını realist bir düzlemde tartışır.
Teknolojinin dünyayı "tüketen" yapısına karşı
sanatı (Poiesis) bir alternatif olarak sunar.
Sanat (Poiesis): Dünyayı nesneleştirmeden, onu olduğu gibi
"açığa çıkaran" (Unverborgenheit) bir eylemdir.
Varlığın teknolojik bir "stok" olmaktan çıkıp, dil
aracılığıyla yeniden adlandırılması ve hakikatin sanatsal bir dille (şiirsel
iskan) ortaya konması.
Günümüz dünyasında teknoloji hem bir "egemenlik"
aracıdır hem de hayatın vazgeçilmez bir parçasıdır. Bu paradoksu aşmak için
Heidegger’in sunduğu hermeneutik fenomenoloji, teknolojinin pratik bağlamlarını
(mikro düzeyde insan-cihaz ilişkisi) ve siyasal etkilerini (makro düzeyde
toplum-teknoloji ilişkisi) anlamak için halen en güçlü anahtarlardan biridir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder