25 Aralık 2024 Çarşamba

Martin Heidegger ve Teknolojinin Hermeneutik Ontolojisi - Notlar

Hossein Zamanlou - Martin Heidegger ve Teknolojinin Hermeneutik Ontolojisi - Notlar

Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2015

 

Giriş

Heidegger’in teknoloji okuması, insanın dünyayı "tüketilecek bir kaynak" olarak görmesine yönelik derin bir eleştiri sunar.

Heidegger’e göre fenomenolojinin amacı yeni hakikatler keşfetmek değil, önceden tanıdıklarımızı veya dünyamızda varolanları açığa çıkartmaktır.

 

Bölüm I: Epistemolojik Çerçeve: Hermeneutik Fenomenoloji ve Araç Analizi

Husserl’in "Yaşam-Dünya" (Life-World) kavramı, bilimin sübjektiviteyi unuttuğu bir kriz ortamında merkezi bir rol oynar. Heidegger için ise fenomenoloji, nesnelerin özüne dönmeyi amaçlayan bir eylemdir; şeyler yalnızca var olmazlar, ayrıca ne iseler o olarak kendilerini ifşa ederler.

 

Modernite ve sanayileşmenin doğurduğu kriz, aklın zayıflaması ve Avrupa insanlığının hastalanması sonucunu doğurur.

 

Heidegger, geleneksel metafiziği aşmak için en temel soruyu sorar: Neden var olanlar vardır da yok değildir?

Hakikat, basit bir "doğruluk" veya "önerme uygunluğu" değil, Yunanca aletheia kavramına dayanan bir "örtülü olmama" (açığa çıkma) halidir. Heidegger’e göre "dasein hakikat içinde vardır" ve bu ancak varlığın kendini açmasıyla mümkündür.

 

echne, sadece el becerisi değil, bir "bilme tarzı" ve gizli olanı açığa çıkarma eylemidir.

 

Sanat eserleri hakikatin inşasında önemli bir yer tutar; "sanat eserinde hakikatin ortaya çıkışı" bir hadise olarak nitelenir.

 

Modern bilim, dünyayı matematiksel bir plana indirger ve doğayı hesaplanabilir bir nesne haline getirir.

 

Araçlar ancak bozulduklarında veya eksikliklerinde gerçek mahiyetlerini (el-altında-hazır olma) hissettirirler.

 

Bölüm II: Tekniğe İlişkin Soruşturmanın Kaynakları

Modern çağın en temel olayı, dünyanın bir "görüntü" (Weltbild) haline gelmesidir. Bu süreçte insan, kendini dünyanın merkezine bir "özne" olarak yerleştirir ve her şeyi temsil edilen bir nesneye dönüştürür.

 

Teknolojinin özü teknolojik değil, "Ge-stell" (Çerçeveleme) adı verilen ontolojik bir durumdur. Gestell, doğayı ve insanı birer "birikmiş kaynak" (Bestand) olarak düzenler; örneğin Ren nehri artık sadece bir enerji kaynağı olarak görülür.

 

Tekniğe İlişkin Soruşturma

Teknik, doğayı bir saldırı karakteriyle açığa çıkarır; enerji dönüştürülür, depolanır ve dağıtılır.

İnsan, varlığın anlamıyla olan bağı koptuğunda bir "makine usullü hayvana" dönüşme riskiyle karşı karşıyadır.

 

Modern teknoloji insanın "yersizyurtsuzlaşmasına" neden olmuştur.

 

Heidegger’e göre "dil varlığın evidir" ve nihilizm bu evsizlik durumundan beslenir.

 

Varlık zamandan ayrı düşünülemez; insanın zamansallığı onun ölüme doğru varlığı ve tarihselliği ile sınırlıdır.

 

Gerçek düşünme, varlığın sesine kulak vermektir. Heidegger, teknikleşen düşünceden sıyrılıp "asli düşünme" imkânına yönelmeyi savunur.

 

Bölüm III: Heidegger’in Teknoloji Felsefesinin Eleştirisi ve Geleceği

Heidegger’e göre teknoloji, kronolojik olarak değilse de ontolojik olarak modern bilimden öncedir; çünkü bilim, teknolojik bir çerçeveleme (Gestell) içinde mümkün olur.

 

Heidegger, teknolojiyi kaçınılmaz bir kader gibi görse de bunun kör bir determinizm olmadığını savunur. "Tehlikenin bulunduğu yerde kurtarıcı güç de ortaya çıkar" diyerek teknolojinin içindeki sanatsal ve açığa çıkarıcı potansiyele işaret eder.

 

Günümüzde bilgisayar ve sibernetik, bilgiyi organize ederek insanın yerini alan yeni bir "hadise" yaratmıştır.

 

Modern teknoloji sadece sorun yaratmaz, aynı zamanda bir "inkişaf" (açılma) tarzıdır. Sonuç olarak, Heidegger’in mirası günümüzde Don Ihde ve Andrew Feenberg gibi düşünürler tarafından daha realist ve pratik bağlamlarda (post-fenomenoloji) geliştirilmeye devam etmektedir.

 

Sonuç

Heideggerci teknoloji okumalarının aşırı genel ve karamsar yapısının aşamaları

İkili Karakter: Teknolojinin sadece negatif bir güç değil, hem iyi hem kötü potansiyelleri barındıran nötrleşmiş bir araç olarak görülmesi.

Sosyal İnşacılık: Teknolojinin toplumun dışında bir zorunluluk değil, toplumsal ihtiyaç ve kararların içinden doğan bir süreç (Sismondo) olduğu fikri.

Somutluk (Pratik Eksen): Genel bir "Teknoloji" kavramı yerine, spesifik teknik cihazların ve kullanım pratiklerinin analizine geçiş.

 

Heidegger'in mirasını devralan ancak onu daha realist bir zemine taşıyan düşünürlerin (Ihde, Feenberg, Dreyfus) katkıları, teknolojinin "yaşanan tecrübe" içindeki yerini belirlemiştir.

Don Ihde (İnsan-Teknoloji İlişkileri): Teknolojinin bedensel algımızı nasıl dönüştürdüğünü (mikro-seviye) inceler.

Andrew Feenberg (Demokratik Rasyonalizasyon): Teknolojik tasarımın siyasal ve ekonomik süreçlerle nasıl uyumlandığını ve toplum tarafından nasıl yeniden şekillendirilebileceğini savunur.

Hubert Dreyfus: Yapay zekanın insani tecrübe ve bedensel varoluş karşısındaki sınırlarını realist bir düzlemde tartışır.

 

Teknolojinin dünyayı "tüketen" yapısına karşı sanatı (Poiesis) bir alternatif olarak sunar.

Sanat (Poiesis): Dünyayı nesneleştirmeden, onu olduğu gibi "açığa çıkaran" (Unverborgenheit) bir eylemdir.

Varlığın teknolojik bir "stok" olmaktan çıkıp, dil aracılığıyla yeniden adlandırılması ve hakikatin sanatsal bir dille (şiirsel iskan) ortaya konması.

 

Günümüz dünyasında teknoloji hem bir "egemenlik" aracıdır hem de hayatın vazgeçilmez bir parçasıdır. Bu paradoksu aşmak için Heidegger’in sunduğu hermeneutik fenomenoloji, teknolojinin pratik bağlamlarını (mikro düzeyde insan-cihaz ilişkisi) ve siyasal etkilerini (makro düzeyde toplum-teknoloji ilişkisi) anlamak için halen en güçlü anahtarlardan biridir.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder