21 Aralık 2016 Çarşamba

Ahmet İnam - Edmund Husserl Felsefesinde Mantık

Ahmet İnam - Edmund Husserl Felsefesinde Mantık


Bu çalışmada, Husserl’in fenomenolojisinde mantığın yeri araştırılacak.

1. AMAÇLARI AÇISINDAN HUSSERL'İN FELSEFESİ
Husserl'e göre, anlam bulanıklığı, bilimde ve felsefede büyük bir eksikliktir.
Açıklık, dolaylı kavramları, dolaysız ilk elde verilen kavramlara dönüştürmektir.

Ancak açık kılınmış bilim en son bilim, ancak (fenomenolojik yöntemle) açık kılınmış dünya en sonuna dek anlaşılmış dünya olabilir.

(Husserl’in) Felsefesi için dünyada yürünecek yolu bulmak, olayları kestirmek (…) yetmez. Felsefeci, Husserl'e göre, "öz"e açıklık getirmek ister.
Öz bilimi olgusal bir bilim değildir. Sonra, "bilinç"le ilgili bir kavramdır. "Salt bilinç"e, olgusal niteliklerinden arındırılmış, arıtılmış, arıtılmış bilince dönerek özleri arayacağız. (s. 18)

Öz araştırıcısı (…) bilinç üstüne yönelik araştırmalar yapar.
Özler (…)"öz görüsü"yle, "ideaları görme" aktıyla görülecektir.

Husserl'e göre, "gerçek bir başlangıç" için bilimlerden, felsefeden bağımsız düşünmeliyiz. (s. 20)

Husserl özleri araştırırken aynı yolla bilimler için de bir yöntem kurmak ister. Husserl, bütün bilimleri ele alırken, bilimi, bütün bilimlerde ortak olan "anlam," "anlatım” yapılarını göz önüne alarak inceler.

Husserl, Matematikte önemli buluş ve görüşleri olan Kronecker ve Weierstrass'ın yanında yetişti. "Değişkenlerin Hesabı" konusunda doktora çalışması yaptı. 1884-1886 yılları arasında kendisini çok etkileyen F. Brenteno'nun derslerin dinledi ve bundan sonraki yaşamını felsefeye adamayı kararlaştırdı.
I. Dünya Savaşında bir oğlu ölmüş diğerinin de bir gözü kör olmuştu. Buna karşın o, fenomenolojinin "apriori" sorunları üstüne, savaş yıllarında düşünme çabasından vazgeçmemişti.
Husserl çağında yeni yeni gelişmeye başlayan psikolojinin temelleri konusundaki tartışmaların etkisi altında idi.
…matematiksel mantık, onu olumlu ya da olumsuz yönlerden etkileyen hareketlerdi.

…bilim, Husserl'in ulaşmayı kendisine ödev kıldığı "doğru bilgi"ye bizi ulaştırmaz.

Husserl'e göre, bilim (…) "teknikleşme" içindedir. Yöntem sorunu içinde kendini yitirmiştir.

Bilim mekanikleştiği için (…) olgulara yöneliyor; "olgu bilim" oluyor. Bu kör bir yoldur. Mekanik olan, gelip geçici olan, belirsiz olandır. Zorunluluktan yoksundur.

Dünyayı belirleyen, biçimleyen, ona anlam veren "öznellik" olmadıkça insan anlamsızdır.

İnsanın "anlam"a gereksinmesi var. Bu "anlam"ı felsefe verecektir.

Husserl’e göre, Avrupa, aklın "idea"larından doğdu.
Onsekizinci yüzyılda, felsefe (…) Kendi kendini sorun durumuna getirdi.
…dünyanın ve felsefenin matematikleştirilmesi, filozofun kendini ve Tanrıyı soyutlamasına yol açtı.

2. FENOMENOLOJİDE YÖNTEM
Apaçıklık birdenbire yakalanamaz. Çalışmalarla adım adım erişilir ona.

Husserl, anlamların "onları taşıyan" sözcüklerden öte bir yapısı olduğunu ileri sürer: Dilsel ayırımların ardında mantıksal ayırımlar vardır.

Fenomenolojik Yöntemde "Èπoxń"nin Yeri (Epokhe)
Fenomenolojinin yöntemi Èπoxń ile başlar
Felsefi Èπoxń daha önceki felsefeler üstüne, onların kuramsal içerikleri üstüne, herhangi bir yargı vermekten kaçınmaktır.
Alıştığımız nesnel dünyada ne varsa işleyiş dışına atılır.
Şimdi, "algılananın algılama olarak" betimlemesine geçebiliriz.

Èπoxń 'den sonra, dünya, " dünyanın anlamına" dönüşmüştür. Dünyanın anlamı ancak Èπoxń'den sonra anlaşılabilir. Èπoxń tavrıyla gözlerimizi bilinç alanına çeviriyoruz, onda içkin olanı arıyoruz.

Husserl'in "yaşama dünyası" dediği dünya, Èπoxń’de değişmeden kalıyor.

Reduktion
Èπoxń , bilince verilenlerin kaynağını bulmada ilk adımdı. "Sistematik, kökten" bir Èπoxń'nin ardından, "anlama dönüşmüş nesnelerin" betimlemesi gelir. Husserl, fenomenolojik yöntemin bu iki aşamasına birden "reduktion" adını verir.

Reduktion'da amaç, "doğrudan görmek"dir; bu "görme," "duygusal," "deneysel," bir "görme" değil, hangi biçimde olursa olsun, bilincin ilk elde, özgün olarak, katışıksız verdiğini görmektir.

Ben, gerçek bir insan olarak bu dünyada diğer nesneler gibi bir nesneyim. Dünyaya, karşımdaki nesnelere yönelmekle bilinç aktı  (cogitationes) gerçekleştiriyorum.
Önümdeki bir nesneye yönelişim bir cogitatio, bir bilinç yaşantısıdır. Önümdeki nesne ise cogitatumdur.
Bu akt bir yanılsama, bir sanı da olsa, bizce önemli olan cogitatum değil, aktın kendisidir; çünkü burada bilincin içinde bulunduğu yaşantı akışına "reflektiv" olarak bakıyoruz.
Her cogito bir şeyin bilincidir. Bilincin kendi üzerinde refleksiyonu… Reflektion’da bütün yaşantı akışı apaçık olarak kavranabilir ve çözümlenebilir.
Reduktion bir anlamda bilincin bilince aldıklarına, Èπoxń tavrı içinde "anlam" vermesidir. Algıladığı nesneye bilincin can vermesidir.

Husserl'e göre, bilinç ve gerçeklik" benzer biçimde düzenlenmiş" varlık türleri değillerdir. Birbirleriyle yan yana bulanamazlar, aralarında anlam uçurumu vardır. İşte reduktion'la bu "anlam uçurumu" kapatılacak, tüm varlık, bilincin anlam vermesiyle bilinçte yeniden anlam kazanacak, "konstitue" edilecektir.

Husserl intentional yaşantıların bilinçle ilgili özelliklerine "Noese" (Tekili noesis) der. Bilinç yaşantısında olana ise "noema" denir. Noema, intentional yaşantının "anlamı"dır.

3. FENOMENOLOJİDE MANTIĞIN TEMELLERİ
Mantık, salt aklın kendi kendini açıklamasıdır. Mantık, refleksif olarak kendisiyle ilgilidir.

Fenomenoloji "öz"lere varabileceğimizi bir "olanak" olarak benimser.
Her tek tek varlık rastlantısaldır.  Her rastlantısal olanınsa, özsel bir yanı vardır, özü vardır: Deneysel ya da tek tek olanın görüsü öz görüsüne dönüştürülebilir.
Öz, rastlantısal olmayan, nesnel zaman içinde değişmeyendir.

Bütün gerçeklikler, anlam vermeyle varlıktır.
Anlamsa mantığın alanı içindedir.
Fenomenolojiye göre, bilinç, ele aldığı nesneleri anlamlar olarak inceler.

Husserl'e göre başlangıçta, Platon'da mantıkla bilim birdi.

Husserl'e göre, bilimin olanağı mantığın olanağına götürür…
Akıl, "logos"un anlamlarından biridir. "Bilinç"e götürür, fenomenolojik anlamıyla. Nesnel mantık bizi, öznel mantığa yollar, bu nedenle "nesnel mantık ilk mantıktır, son mantık değildir.
Mantık, onu yaratan bilinçten ayrılamaz.

Fenomenolojik yöntemlerle, mantıksal olan her şeyin kendisinden doğduğu "ilk logos" (primal logos) bulunmuş olacaktır.  İlk mantık, "ben"dir, "bilinç"tir.

Bütün olmadan parça olamaz.
Her şey başka bir şeyle birlikte vardır.

MANTIK VE İLİŞKİLERİ

…mantık, birbirini bütünleyen değişik yapılarda görülebilir:
1."Nesnel" açıdan, "Formal Analitik" olarak:
a) "Formal Apophantik"
b) "Formal Ontoloji"
2.  "Özenel" açıdan," Transandantal Mantık"

Nesnel" bakışta, yargılar ileri süren, mantıksal etkinlikte bulunan mantıkçının "bilinç etkinliği” göz önüne alınmaz.
Formal analitik, yargılar üstünde durursa, "Formal Apophantik” adını alır. Mantığın, matematiği de içine alarak, bütün formal sistemlerinin apriori yapısına bakışımızı yöneltirsek, "Formal Ontoloji" alanındayız.

Formal Apophantik birbiriyle iç içe girmiş üç alana ayrılabilir. En dışta diğer ikisini de kapsayan, "mantığın ilk çalışma alanı" Salt Yargı Formlarının Kuramı" ya da "Salt Anlam Formlarının Kuramı", "Salt Mantık Grameri" adlarını alır. Bu kuram, yargıların yargı olabilme koşullarını, nasıl olanaklı olduklarını inceler. Daha geniş anlamda "anlamların” anlam olabilme koşullarını ele alır.

İkinci düzeyde "Sonuç Mantığı" ya da Çelişmezlik Mantığı" adını alan mantık ortaya çıkar.
Yargıların, form olarak,  in forma çelişmeden bir araya getirilebilirliliği incelenir.
En dışta "Salt Anlam Formlarının Kuramı" onun içinde "Çelişmezlik Mantığı" ve en içte "Doğruluk Mantığı"  bulunur.

Salt Yargı Formlarının Kuramı anlam kategorileri ile ilgilidir.

Anlam kategorileri temelde üç öbekte toplanabilir.
1. Adsal (Nominal) anlam.
2. Sıfatsal (Adjectival) anlam,
3. Önerme anlamı
Önerme anlamı "bağımsız" anlamdır. Diğerleri ise Önerme anlamına bağımlı anlamlardır.
Anlamların bir araya gelmelerinde, onları birbirine bağlayan formlar vardır (ve, ya da, ise vb.).

Husserlde mantığa tuttuğu ışık açısından üzerinde durulması gereken en önemli kavramlardan biri de "sintaks" kavramıdır (sentaks / söz dizimi, neden önemlidir, çünkü açık olarak söylemese de farkındadır Husserl: form maddeden önce gelir, sözcükler için de bu böyledir, belli bir form gerekir anlamı oluşturmak için).

Yargıyı oluşturan öğeleri sintaktik içeriklerine ayırırsak, sonunda sintaktik olmayan öğelere varırız.
Daha yargı formuna getirilmezden önce, bir "sintaks" vardır.

Burada düşünce alanından, yargı alanından önce olan bir alana gelmiş oluyoruz. İşte ontoloji, yargısal düşüncenin kaynağını araştırma burada başlıyor. Burası, deyim yerindeyse, mantığın "varlığa" değdiği yerdir. (s. 63)

Husserl'e göre, yargıların doğru ya da yanlışlığını ele alan "Doğruluk Mantığı", temelde "Çelişmezlik Mantığı"na dayanır.

Mantıkta ontolojik görüşün önemi, "form" kavramının "salt form", "gerçeklikten arınmış form” düşüncesinin gelişmesiyle anlaşılabilir.

Leibniz,  mathesis universalis düşüncesini, geleneksel mantıkla, tasım tekniği ile formal matematiği birleştirerek geliştirmeyi düşünüyordu.

Mantık salt formal nesnelerle ilgilidir. Mantığın nesneleri gerçek nesneler değildir.

Mantık, nesneleri formal özellikleriyle "Çokluklar Kuramında ele alır.

Her formal mantıksal yasa, eşdeğerli formal ontolojik yasaya dönüştürülebilir.

Mantıktaki kavramların, işlemlerin, formların, çıkarımların iki kutbu vardır:
1. "Ben" kutbu 2, "Nesne" kutbu.
Husserl, mantıktaki nesnel oluşumların "ben"in etkinliği içinde ele alınma çabalarına "Transandantal Mantık" adını verir.

Mantıksal oluşumların kendilerini veren özgün yaratıcı etkinlik, göz önünden uzak tutulmamalıdır.

PSİKOLOJİ - MANTIK İLİŞKİLERİ
Husserl, psikolojide egemen olan, "emprizim" görüşüne karşı çıkar. Şöyle düşünür: "Empirizm, kökeninde Antiplatonculuk taşıyarak, ideal oluşumlara kördür.”

Psikolojiyi içinde bulunduğu durumdan kurtarmak için, fenomenolojiye gerek vardır. Psikolojinin olgusal bir bilim oluşu, doğal olana önem verişi, doğal olanının temelinde yatan öğeleri, "apriori" özellikleri görmesini engelliyor.

Ancak, fenomenoloji ile psişik olan anlaşılabilir.

Psikolojiyi, Husserl, yaşantıları olgusal açıdan ele alan bir bilim olarak görür. Yaşantı (Erlebnisse), deney (Erfahrung) fenomenolojinin can damarı olan kavramlardır, çünkü doğruluk (Wahrheit) deneyle bilinir. (s. 89)

FENOMENOLOJİ-FELSEFE-MANTIK İLİŞKİLERİ
Mantık, Hussserl’de, bilinç ile bilinçteki nesne arasında bir çeşit köprü görevini görür.

Husserl'in ana kaygısı neydi?
Mantık ideasına varmak.

Anlam, ne gerçeklikte bulunan bir nesne, şeyler arasında bir şey,  parta rei ne de bilinçteki psikolojik bir öğe,  in mente dir. Anlam alanı, bu iki alanın da dışındadır.

Anlam, bilinç aktının bir nesneye yönelmesinden doğuyor.

Mantıksal olan her şeyin kendisinden doğduğu 'primal logos" ben'dir.

"Ben", fenomenolojinin kalkış noktasıdır; mantık da "ben"den kaynaklanıyor. Mantık, bir bilinç etkinliğidir, geleneksel mantık bunu gözden kaçırıyor.

…mantık, bilince, "özgün olarak verilene”, "ilk verilene” dayanıyor (yaşama dünyası).

Mantık, fenomenolojide, bilimleri oluşturan kuramsal olanakların bilimi, "bilimlerin bilimi"dir.

Mantık, bilincin nesnelerini kavramasına olanak sağlar.
Nesne ile bilinç arasında köprüdür; çünkü bilince, nesnesini kavraması için formu mantık verir.

---
Vadi Yayınları
Eylül, 1995, Ankara


Bernhard Waldenfels - Fenomenolojiye Giriş

Bernhard Waldenfels - Fenomenolojiye Giriş


(Kitapta çok fazla gevezelik var)

Fenomenoloji, felsefede araştırma olanağının keşfidir.

I. Fenomenoloji idesi
Fenomenoloji kelimesi (…) bilimsel gündelik hayatın bir parçasıydı ki, ‘fenomenlerin’ tasvirini teorik bir açıklamanın karşısına koymak söz konusu olunca kullanılırdı.

…ister bir algı, pratik bir karar olsun, ister aşk ve nefret, sevgi ve hüzün olsun yönelimsel edim, kendisinden hareketle bir şeyle şöyle veya böyle ilişkilenen bir yaşantı olarak belirlenir.

Fenomenoloji, neyi konu edinir acaba? Pozitif bakılırsa şeylerin kendilerine geri dönüş ne anlama gelir?
…şeyin bizatihi kendisinin bakışından* başka hiçbir kaynaktan geliştirilemeyeceği anlamına gelir geri dönüş. Bilgi, başlangıçtaki sezgisel-görme uzaklığından “mutlak yakınlığa” kadar götüren bir hareketten başka bir şey değildir.

II. Rejyonal ontolojiler
Max Scheler
Roman Ingarden

III. Transandantal bilinç fenomenolojisi
Husserl’in ‘indirgeme’ diye nitelediği şey, kendini gösteren ne ise onun, kendini nasıl gösteriyorsa o tarz ve biçime geri götürme anlamına gelir.

IV. Yaşama dünyası ve tarih

V. Kırılmaya uğrayan Fenomenoloji
(Almanya, Belçika, Hollanda)

VI. Martin Heidegger’in
Fenomenolojiden geçen yolu
Heidegger (…) Husserl’in şey bağlamlarını sonunda yine transsendental bilince dayandırmasını uygun bulmadı.
1925 tarihli derslerinde Husserl’in yönelimsellik idesiyle bilinç alanını bertaraf etme, intentio ve intentum’un [yol ve hedefin, yönelim ve yönelmiş olmanın] apriorisinde nesnel bir aprioriyi yeniden kazanma, ifade tarzları ve ifade hakikatlerini görmenin ön yüklemsel sferine doğru geri izleme tarzı ve şeklini Fenomenolojinin büyük keşfi olarak alkışladı.
Husserl’i şeylerin varlığını gerçek anlamda sorgulamadığı gerçeğiyle suçlar
Heidegger’e göre Husserl kartezyen felsefeye ve bunun dışında, varlığı ‘mevcudiyet’ olarak düşünen metafiziğe tutuklu kalır.

VII. Vücutsal varoluş fenomenolojisi (Fransa)
Sartre
Merleau-Ponty
Levinas
Ricoeur

VIII. Yaşamın yeni bilimi olarak Fenomenoloji (İtalya)

IX. Dil ve toplum bağlamında Fenomenoloji (Anglo-Sakson ülkeler)

X. Bilimsel alanlarda Fenomenoloji

XI. Marksist çevrede Fenomenoloji

XII. Kendi sınırlarına dayanmış Fenomenoloji

---
Einführung in die Phänomenologie
Türkçeleştiren: Mesut Keskin
Avesta Yayınları
2010, İstanbul


18 Aralık 2016 Pazar

Heidegger & Eugen Fink - Heraclitus Üzerine Dersler

Heidegger & Eugen Fink - Heraclitus Üzerine Dersler

1966/1967 öğretim yılının kış döneminde, Freiburg/Breisgau Üniversitesinde bir (dizi) Heraklitus semineri gerçekleştirilmiştir. Bu seminer Martin Heidegger ve Eugen Fink’in ortak çalışmasıyla organize edilmiştir.


(Kitap bu seminerlerin notlarından oluşmuştur)

Bölüm 1
64. Fragman: Yıldırım/şimşek, her şeyi yönetir.

…Heraklitus’un ruhani varlığı karşısında durması gereken meseleye ağırlık vereceğiz… (bu alıntıyı yaptım ki, kitabın çevirisi hakkında fikrimiz olsun).

(Heidegger diyor) …bu fragmanı gerçek anlamda anlayabilmemiz için 41 fragmanın da ona eklenmesini teklif ediyorum: “Hikmet/bilgelik, yalnızca tek bir şeydir; her şeyi her şey aracılığıyla yöneten düşünceleri bilmektir.”

(H) Görevimizi bir kez daha gözden geçirelim. Sorumuz şudur: 64. Fragmanda “her şey;” 41. Fragmanda her şeyi her şeyler ve 1. Fragmanda her şeyin oluşu ne anlama gelmektedir?
1. fragmanda Logos’a göre
41. fragmandaki hikmet/bilgelik yalnızca tek bir şeydir ve 64. Fragmandaki yıldırım/şimşek/ışık’a karşılık gelmektedir. (s. 25)

Yaratılış, oluşa gelme, mevcutta kendisini açığa çıkarma anlamındadır.
50. Fragman: bana değil de Logos’a kulak vermek gerekir ki hikmet/bilgelik, her şeyin bir olduğunu söylemektir.

47. fragman: en yüce şeylerle ilgili olarak, kelimelerimizi maviden dışarı, yani dikkatsizce toplamayalım.

Bölüm 2
(Eugen Fink) Bütünlük, hiçbir şeyi dışarıda bırakmayan bir tamlığı ifade eder.

(Heidegger, Wittgenstein’dan aktarıyor) düşüncenin karşılaştığı zorluk, bir odadan çıkmaya çalışan adama benzer.
…arkasına dönse, kapının tüm bu işler boyunca açık olduğunu görecekti…

(F) İnsanlar, hareket ettiren logosun hareket ettirilen her şey ile bağlantısını anlayamazlar…

Tek/biri her şey ile, her şeyi tek/bir ile, ikisini de logos ile, 1 ve 80. Fragmanlardaki mücadeleyi de her şeyle ilişkili olarak düşünmek gerekir.

41. fragman: Hikmet/bilgelik yalnızca tek bir şeydir, her şeyi her şey aracılığı ile yöneten düşünceleri bilmektir.

Bölüm 3
Her şey / bütün – her şey / varlık

Kavram hakkında konuşmak Yunan’a ait bir şey değildir.

(Fink, Hölderlin’den aktarıyor: “Tıpkı kartalın yavrusunu iterek topraklarda av araması için yuvadan aşağıya atması gibi, insanoğlu da bizzat Tanrı’nın merhametinden dışarı süzülüp uzaklaştırılmıştır.”

Bölüm 4
Güneş, gün ışığı-gece, ölçü

Bölüm 5

(H) Tür, form eidos kelimesinin Latince çevirisidir.
Hegel, sonsuzluğa ulaşmak için sonludan hareket etmez, aksine o sonsuzluktan başlar. (s. 90)

(F) Ateş, ortaya çıkarmanın üretici gücünü temsil eder.

(H) Pindaros ve Sophokles’teki eski zaman fikrini araştırmamda ortaya çıkan şey, hiçbir yerde zamandan bir seri olarak bahsedilmemesi idi. Aksine orada zaman, seriyi de sağlayan ilk şey olarak ele alınmaktadır.
Zaman nerede?

Bölüm 6
Ateş ve her şey

(H) …zaman kaybediyoruz dediğimizde neyi kastederiz?
Bir şeyi kaybedebilmek için öncelikle ona sahip olmamız gerekir.
Zamanım yok dersem, bu takdirde zaman nasıl vasıflanmış olur? (s. 106)

Bölüm 7

(H) Heraklitus söz konusu olunca zaman hiç ortaya çıkmamaktadır.

Logos / bir araya getirme süreci…

Gerçeği sadece bir öz olarak değil aynı zamanda özne olarak düşünmeli…

İvedi olanı düşünme…
İvedi olan, arasına hiçbir engelin girmediği şeydir.
Hegel, tüm Yunan düşüncesini ivediliğin bir safhası olarak vasıflamaktadır. Ona göre felsefe, sert bir zemine Descartes’te ben ile başlayarak ulaşmıştır. (s. 129)

Bölüm 8

Bölüm 9
Göksel olanlar güç yetiremez her şeyi yapmaya (mesela cehenneme giremezler)

Bölüm 10

Hyperion
(H) Kendisini kendisine ayıran kişi. Hölderlin bunu güzelliğin temeli olarak ele almaktadır.

Heraklitus, Hegel tarafından (…) reddedilmektedir.

Spekülatif, mantıksal bir anı ifade eder.

An / moment, hareket koymak, hareket kelimesinden türer.

(H) Hegel, spekülatifin bir an olduğunu söylediğinde safhayı değil anı kastetmektedir. (s. 179)

(F) Tek/bir ve her şeyin ilişkisi kendisini tanrılarla insanlar arasındaki ilişkide göstermektedir. Tek/bir gerçeğe değil, logosa dayanan bir birlik olduğuna göre; tanrılar ve insanlar, logosun ışığı ile çarpılmış olan kişilerdir. Onlar birlikte logos-olayına aittirler.

(H) Tanrılar ve insanlar iç içe geçmiş olan ilişkilerinde tek/bir ve her şeye atıfla bir yansıtma fonksiyonuna sahiptirler. (s. 184)

Bölüm 11
(H) Varlık ve Zaman’da Dasein şöyle tanımlanmaktadır: Da-sein. Da, aöık ve seçik olan şeydir. Buna göre insan göze çarpmaktadır.

Dil, bizim olduğumuzdan daha anlamlı ve açıktır. Ama belki de bu, gelecek asırlarda unutulmuş olacaktır.

26. fragman: “bir kişi uyku hakkında söylenen şeyin aynısını ölüm hakkında duymalıdır.”

…bir mum yakarım. Bunun sebebi mumun bana bir şey göstermesidir.

(Uykuyu –uykuda- uyku olarak tecrübe etmek… Bunun bir yolu var mı?)

Bölüm 12

(F) Görmek ve duymak her ikisi de uzaklık duyularıdır.

Bölüm 13
Bana göre tüm Heraklitus yorumundaki sıkıntı, bizim fragmanları fragman olarak değil de kendilerinin ait olmadıkları bir metinden alıntılar olarak görmemizden kaynaklanmaktadır.

27. fragman: “Onlar ölü olunca, insanları bekleyen şey onların ne umdukları ne de hayal ettikleridir.”

(H) Ümitte hep bir şeye dayanma olgusu var. Beklemede ise –kelimenin doğru anlamıyla- gelecek olan şeye katılma tavrı bulunmaktadır.

28. fragman: “…en güvenilir şahidin bildiği, tuttuğu şey ancak inanılabilen şeydir. Ama Dike, şahitleri ve yalan uyduranları kesinlikle bilecek ve kavrayacaktır.”

48. fragman: “Yayın adı hayattır ama onun işi ölümdür.”

Yunan felsefesinde aletheianın, gizli olmamak olarak alındığına dair hiçbir bilgi yoktur. (s. 246)

Gizli olmamak olarak düşünülen aletheia kavramının “hakikat” ile hiçbir alakası yoktur. Aksine o gizlenmemeyi ifade eder.
Gizlenmemek olarak aletheia, açıklık denilen şeye doğru yön tutmaktadır.
Açıklık, açık olmak, demir almak, boşaltmak anlamına gelir. Bu kavram açıklığın olduğu yerde aydınlığın olacağı anlamını taşımaz. Açık hale getirilmiş olan serbest ve açıktır. Aynı zamanda açık olan şey kendisini gizleyen şeydir.

İlgi ile bütünü, bütün olarak al…
İşaret etmek, doğayı görünür hale getirmektir.
---
Türkçeleştiren: İbrahim Görener
Kesit Yayınları

Ekim, 2006

6 Aralık 2016 Salı

Profesör Heidegger, 1933'te Neler Oldu

Profesör Heidegger, 1933'te Neler Oldu?
Der Spiegel'in Heidegger'le Tarihi Söyleşisi


Filozofun, Almanya'da Nazilerin iktidara gelmesinden hemen sonra, 1933'te Freiburg Üniversitesi rektörlüğünü -kısa bir süre için de olsa- üstlenmiş olması, bu eleştirileri "işbirlikçilik" suçlamalarına kadar vardırmıştır.

1966 Eylül'ünde Rudolf Augstein ve Georg Wolff Heidegger'le (…) bir mülakat gerçekleştirdiler.

Bu söyleşi, Heidegger'in ölümünden birkaç gün sonra, 31 Mayıs 1976 tarihinde Alman Der Spiegel dergisinde yayınlanmıştır.

…rektörlüğümden önce, hiçbir türden siyasal faaliyetimin olmadığını söylemeliyim.

1932 Aralık’ında, komşum olan, anatomi kürsüsü başkanı von Möllendorf rektör seçildi.

16 Nisan'da rektör olarak göreve başlamıştı. Yaklaşık iki hafta sonra, Baden Eyaleti Eğitim Bakanı tarafından görevden alındı.

Von Möllendorf, görevden alındığı gün beni görmeye geldi ve bana şöyle dedi: "Heidegger, rektörlük görevini üstlenmek şimdi size düşüyor."

Rektörlüğü kabul ettiğimde, uzlaşmaya gitmeksizin işin içinden çıkamayacağımı açıkça biliyordum.

Husserl, otuzlu yılların başında, Max Scheler ve benimle, kamuoyu önünde bir hesaplaşmaya girişti… (s. 19)

Bir gün Karlsruhe'ye çağırıldım ve bakan, bir danışmam aracılığıyla ve Gaustudentenführer'in da hazır bulunmasıyla, beni, hukuk ve tıp fakülteleri dekanlarım, Parti'nin onayladığı başka meslektaşlarla değiştirmeye zorladı. Bu zorlamayı kabul etmedim ve bakanın diretmesi halinde rektörlüğü bırakacağımı bildirdim. Öyle de oldu. 1934 yılı Şubat'ındaydı bu; göreve başladıktan on ay sonra istifa ettim… (s. 22)

Teknik, kendi varlık'ı içinde insanın kendiliğinden gemleyemeyeceği bir şeydir.

Her şey çalışıyor. Rahatsızlık verici olan da asıl bu, çalışıyor olması ve işleyişin her zaman yeni bir işleyişi peşinden getirmesi ve de tekniğin insanı hep daha çok topraktan koparması, orada köksüzleştirmesi. (…) eğer düşünce ve şiir, kendi iktidarları olan şiddetsiz iktidara bir daha ulaşamazlarsa, burada ortaya çıkan insanın köksüzleştirilmesi sonumuz anlamına gelir. (s. 28)

…her temelli ve büyük şeyin insan ancak bir yurda (Heimat) sahip olduğu ve de bir gelenekte kökleştiği için doğabildiğini biliyorum.

Yalnızca bir tanrı bizi hâlâ kurtarabilir.

Tekniğin özünü, ben,  Ge-stell adını verdiğim şeyde görüyorum…
Ge-stell'in saltanatı şu anlama geliyor: insan tekniğin özünde kendini gösteren ve kendisinin egemen olmadığı bir gücün kesin talimatı, talebi ve denetimiyle karşı karşıyadır. Bizi bunu görmeye ulaştırmak: düşünce daha fazlasını yapma iddiasında değil. Felsefe sonuna geldi. (s. 30)

Sorgulama düşüncenin sofuluğudur

Düşünmek, hiçbir şey yapmak değildir; düşüncenin kendisi de kendi kendinde, kader olarak anlaşılan dünya ile söyleşimi içindeki faaliyettir. Bana öyle geliyor ki kuram ve praksis ile, birinden ötekine gidip gelen bir aktarımın temsiliyeti arasındaki ve metafizikten kaynaklanan ayrım, benim düşünmekten anladığım şeyin anlaşılmasını engelliyor.

Benim düşüncem Hölderlin'in şiiri ile kaçınılmaz bir ilişki içinde yer alır.
Hölderlin benim için geleceğin yönünü işaret eden şairdir, tanrıyı bekleyen şairdir… (s. 36)

---
Türkçeleştiren: Turhan Ilgaz
Yapı kredi Yayınları
Aralık 1993