3 Ocak 2018 Çarşamba

Yonca Saatçi - Hemşin Horonlarında Atma Türküler

Hemşin Horonlarında Atma Türküler - Özet

Hemşinlilerin Karadeniz Bölgesine gelişleri daha çok efsanelere ve seyyahların naklettiklerine dayandırılmaktadır.

Hemşinlilerin anlattıkları birinci efsane, ulu ataları Erzurum, Kars bölgelerinden bugünkü Hemşin bölgesine gelmişlerdir. Ham/Hem ve Şem/Şin adındaki iki kardeş Hıristiyanlık dönemlerinde Çoruh ve Kaçkar dağlarının denize yakın bölgelerinde ve dere kenarlarına yerleşiyor. Zamanla bu iki kardeşin soyu sopu artıyor. Daha sonra yurt edindikleri yerlere sığmayarak dört kola ayrılıyorlar. Ekinci ve bağcı olan 1. Pazar (Atina) Hemşinliği 2- Viçe Hemşinliği 3- Abu Hemşinliği (bunlar erken Müslüman olmuşlardır) 4- Çoğu göçebe ve yaylacı olan Hopa Hemşinliği.
İkinci efsane ise; Ulu ataları Hem / Hem ile Şem / Şim adlı iki kardeş Kars’ın doğusundaki eski Ani vilayeti bölgesinden şimdi ki Hemşinlik’e gelip yerleşmişlerdir. O zaman Hıristiyan dininde imişler. Çoğalmışlar İslamlık yayılınca İslamlığı kabul etmişler.” (Gündüz, 2002) (s. 4)

Vartevor – Vartivor - Vartuvur kelime anlamı olarak Yayla Şenliği demektir. Yayla şenlikleri belli zaman dilimi içerisinde yapılan şenliklerdir. Yani tek birgün ile sınırlanmaz. Aynı zamanda, Erzurum – Narman yöresinde Ağustos ayı, Sarıkamış yöresinde Ağustos’ta esen fırtına gibi anlamlara da gelmektedir. (Gündüz, 2002) (s. 8)

Mehmet Bilgin “Doğu Karadeniz Tarih-Kültür-İnsan” isimli çalışmasında Hemşin bölgesinin çeşitli dönemlerde çeşitli yerlerden gelen insanların yerleştiği bir bölge olduğunu belirtmiştir. Bölgedeki bazı yer adlarının Ermenice zannedilmesinden dolayı Hemşin halkının Ermeni asıllı olduğu düşüncesinin öne sürüldüğünü ifade etmiştir. Bölgeye yerleşen insanların çeşitli izler bıraktığını (koç ve koyun heykelli mezar taşları gibi) yer isimlerinin ise Akkoyunlu ve Karakoyunlu boy birliklerini oluşturan boylarla ve eski Türk ulusları ile bağlantılı olduğunu belirtmiştir.

Hemşin bir kavmi, bir halkı tarif etmiyor. Sadece yerel bir coğrafi yerin adıdır. Hemşin ismi zamanla genelleşerek tüm Hemşin’deki kavimlere, boylara verilen ad olmuştur.

Batı Hemşin grubunda kullanılan ve Ermenice olduğu iddia edilen kelimelerin günümüzde hiçbir Ermeni tarafından bilinmediği ifade edilirken bazı Ermenilerde bu kelimelerden bir kısmının ölü Ermenice olduğunu belirtmektedir. Bununla birlikte Türkçe kelimeler kullanılmadan bu kelimelerle cümle kurmanın mümkün olmadığı söylenmektedir.
Doğu Hemşin Ağzı ise Batı grubundan farklı olarak birçok yabancı kelime içermektedir. (s. 18)

HORON KAVRAMI
”Derleme Sözlüğü’ne bakıldığında kelimenin horum biçiminin çok yaygın kullanıldığı, “biçildikten sonra balya ya da deste haline konulmuş ot; biçildikten sonra tarlada yapılan küçük burçak ya da mercimek yığınları, yeni olgunlaşan susam bitkisi, topraktan çıkarıldıktan sonra sapları iple boğulup baş tarafları birleştirilerek yapılan yığın” manalarına geldiği görülmektedir. Horom biçimi ise sadece Yomra, Beşikdüzü, Vakfıkebir (Trabzon); Yusufeli ve Şavşat’ta (Artvin) tespit edilmiş; “mısır sapı, ot vb. şeylerden yapılan desteler, yığınlar” manasında kullanıldığı kaydedilmiştir.” (Demir, 2005) (s. 25)

“Hor, Kor, Hori kelimeleri Yakutçada nakarat, tekrar etme ve sıra ile vurmak anlamlarına gelmektedir. Hor’un Lapseki, Antep, Urfa dolaylarında Sıra-Dizi anlamına geldiğini, Çağatayca’da düğün ve davetlerde halka şeklinde oturmak anlamını taşıdığı bilinmektedir. Tatar, Türkmen ve Başkırtlarda toplu olarak söylenen bir şarkı çeşidine “Hor” denir. Artvin dolaylarında yonca otunu uzak bir yere taşırken dağılmaması için bükerek topak ve sarma haline getirmeye Horum denir. O taraflarda halka ve daire halinde oynanan oyuna da Horum denir.” (Karahasan, 2003) (s. 25-26)

Remzi Bekar ile yapılan görüşmede elde edilen horon isimleri şöyledir:
1- Büyük Düz Horonu
2- Memetina Horonu (Laz Horonu)
3- Çinçiva Rizesi Horonu
4- Ança Horonu
5- Samistal Kız Horonu
6- Hemşin Horonu
7- Ceymakçor Kız Horonu (Bakoz Horonu)
8- Bakoz Horonu
9- Anzer Horonu
10- Alican Horonu
11- Büyükoğlu Horonu
12- Papilat Horonu
13- Abdinin Rizesi Horonu
14- Eski Hemşin Horonu
15- İki Ayak Horonu
16- Sabah Horonu
17- Çarişka Horonu
18- Seydioğlu Horonu
19- Kaçkar Horonu
20- Hodeçur Horonu (Avcı Destanı)
21- Abdi Horonu
22- Sırtlının Rizesi Horonu
23- Ye Hala Horonu
24- Çinçiva Vişne Horonu
25- Tumas Horonu
26- Dik Büyük Horonu
27- Kaynaklı Rize Horonu
28- Polatın Rizesi Horonu
29- Çano Horonu
30- Çano 2 Horonu
31- Tapeçi (Langa Limanı) Horonu
32- Yüksek Hemşin Horonu
33- Paraçkur Kız Horonu
34- Polat Horonu
35- Rize Horonu
36- Mahmudoğlu Horonu
37- Ğant Horonu
38- Heveg Horonu
39- Kemer Horonu
40- Amlakit Kız Horonu
41- Sık Rize Horonu
42- Gotina Horonu
43- Yali Horonu
44- Apso Zanat Horonu
45- Alika Horonu (s. 28-29)

…horonların isimleri ve sayıları kişilere göre farklılık göstermektedir. 52’ye kadar çıkan bu sayı, kimi horoncu ya da tulumcuya göre aslında 6’yı geçmez.
Rize Horonunda ayağın yere daha sert vurulması, Kaçkar Horonun da ise ayak hareketlerinin ön planda olması gibi farklılıklar bulunmaktadır. (s. 36)

Sahil kesimindeki horonlar daha hareketlidir. Hemşin horonları ise belli horonlar dışında genelde rahat oynanan horonlardır. (s. 37)

(Horon hareketlerinin kaynakları)
Yöre insanının çalışma biçimi ile de zannedersem eşdeğer. Kolların havaya kaldırılması, indirilmesi gibi. Mesela kolların ileri geri hareket ettirilmesini yayık sallama hareketine benzetebiliriz. Sahil kesiminde daha farklıdır. Ağın denize atılması, çekilmesi gibi. Ama muhakkak yaşayış biçimi ile ilgisi vardır.

Mesela ip ile asılı yayığın sallanması, tahta biçen hızarcıların aşağı yukarı alıp vermeli, dereden ırmaktan suyun üzerinden taştan taşa atlama, bol yağış olması nedeni ile çamurdan korunup çamuru aşmak için yürüyüş biçimleri gibi... (s. 38)

Karadeniz Bölgesinde oynanan horonlar incelendiğinde kız horonları, erkek horonları ve bunun beraberinde getirdiği ritmik değişimlerle beraber hareket farklılıkları olduğu görülmektedir. Kız horonları Karadeniz Bölgesinin genelinde daha yumuşak hareketleri olan, kolların çok fazla kalkmadığı, bayanların fiziksel durumlarına uygun olabilecek hareketler ihtiva eden horonlar olarak bilinmektedir. (s. 39)

Hemşin Horonlarını diğer horonlardan ayıran en önemli özelliklerden biri ise “sözlü horonlar (türkülü horonlar)” olmasıdır. Horonlarda türkü söylenen ya da türkü atılan bu bölüme “fora” denmektedir. Fora’nın Hemşin Horonlarındaki anlamı; dinlenmek, yorgunluk atmak, amacı ile rahat bir şekilde sola doğru gidilerek türkü söylemektir.
Forayı horonu çeviren kişi verir. Tulum çalan insan horonu oynatan kişinin komutundan çıkamaz. Fora dediğin zaman tulumcu türkü havasına başlar. Her horonun değişik forası vardır. Türküsü de değişiktir.
Foralarda hep sola gidilir. Şimdiki gibi bir sağa bir sol değil.
Hemşin Horonları genellikle “5” zamanlı usul yapısındadır. Bununla birlikte 7, 4 ve 10 zamanlı horonlarda mevcuttur… (s. 40)

İskoç Gaydasının adını tulumdan aldığına dair ifadeler vardır. Hemşin’de tulum çalmaya kayda – gayda vurmak gibi bir ifade kullanılması ve İskoçların da bu ifadeyi “Gayda” şeklinde aldıkları belirtilmektedir. (s. 43)

Hemşin Horonlarında Uyarı ve Komutlar
Karadeniz Bölgesinde oynanan horonların genelinde mutlaka horonu yöneten bir kişi vardır. Bu kişilere “Çavuş” denilmektedir. Bu tabir her yörede aynı olmayabilir. Bazen “horoncu başı” denildiği de görülmektedir.

Bu komutlar horonu çevirenin o anki durumuna göre değişebilir. Yani bu komutlar biraz da onun yeteneğine bağlıdır. O esnada anlatmak istediğini ve ya uyarısını irticalen de yapabilir. Bu durumda gelenekselleşmiş komutlar dışında yeni komutlar oluşması da mümkündür.

Al yüru; al oyna gel bana bakeyim; al gene; al oyna yüru boyle; al oyna tel ol tel; al da git; al bi daha yüru; yuksek oyna; al oyna yuksel; al da ha boyle gel bana gel; gel bakeyim ha boyle; kalk yuru; al da yuksel: Bu terimler horonun yukarıda oynandığı bölüme (kolların yukarıda olduğu bölüm) geçilmesi gerektiğini belirten komutlardır.
Asil ha boyle; kollari sallama, belleri salla: Horonun yukarıda oynandığı bölümde kullanılan terimlerdir.
Al aşaği beraber; eller beraber, kollar beraber, tulum ile beraber; say bi daha beraber; geliyor; eller eller; kara kiz kaçti; hep beraber; yikil dağlar; hayde beraber, duy da ses ver; aha geldim; geliyor geliyor; hayde hayde; geliyor dinle bak, say da beraber; geldi beraber: Horonun aşağıda oynanan bölümüne geçmek için verilen komutlardır.
Bi sağ bi sol: Horona başlarken, fora bölümünden önce ya da sonra, bulunulan yerde sağa-sola dönülmesi gerektiğini ifade eden bir terimdir.
Duyulmadi parti; olmadi bi daha; bir daha vur; olmadi gençlik; doymadum bi daha; üçtur beştur; ha boyle ha ha; say bi daha parti; vur bi daha gelsun: Horonda yapılacak hareketlerin bir veya birden fazla yapılması gerektiğini ifade eden terimlerdir.
İşle sağdan yüru, nani nani: Hemşin horonunda, sağa doğru tempolu bir şekilde gidilmesi gerektiğini vurgulayan komuttur.
Şimdi tek vur sol ilen; tek vur soluma; vur soluma tek: Hemşin horonunda horonun aşağıda oynanan bölümündeyken sol tarafa dönülerek yapılması gereken hareketi belirtmek için verilen komutlardır.
Üç git üç gel: Hemşin horonunda, horonun aşağıda oynanan bölümünde sağa sola 3 adım gidip gelinmesi gerektiğini belirten bir komuttur.
Şimdi çapçap(alkış): Hemşin, Papilat ve Çift Ayak horonunda, sola, sağa ve tekrar sola dönülerek iki elin birbirine vurulacağını belirtmek amacı ile verilen bir komuttur.
Ha bir, ha iki, üçtur beraber; bir, iki üç; vurdi, geldi, şaşti, küt; hop, küt, pat; vur bi daha vur; bir, iki, üçtur vur içeri; işlemeden içeri vur; şaşti uçalum beraber: Hemşin horonunda “içeri vurmak” olarak tabir edilen bölüme geçmek için verilen komutlardır.
Şimdi düş soluma yüru: Hemşin horonunda aşağıda oynanan bölümde sola dönülerek yürünmesi gerektiğini belirten komuttur.
Orasi… bas geri bas: Hemşin horonunda sola doğru dönüp yürüme komutu verildikten sonra sağa dönmeden, geriye tempolu bir şekilde gelinmesi gerektiğini belirten bir ifadedir. Hemşin Horonunun yapısında bulunmamasına rağmen son zamanlarda uygulandığı görülmektedir. (s. 47, 48, 49)


Atma Türkülerde Mısra, Kafiye ve Dil Özellikleri
Karadeniz Bölgesinde türküler genellikle “7” heceli “4” mısra ya da “14” heceli iki mısra şeklinde karşımıza çıkar. (s. 71)

Atma türküde esas olan mısra iki kesin yedili duraktan ibaret olup, kafiye ikinci yedili durağın sonundadır. Birinci durağın sonunda kafiye aranmaz. Birinci yedili durakta kelimenin tamamının bitmiş olması gerekmektedir. Atma türkülerde birinci durağın bitişiyle ikinci durağın başlangıcı ve kafiyeye inişi çok uyumlu olmak mecburiyetindedir. (s. 75)

Karadeniz Bölgesinde karşı-beri atışmalarda belli bir zamandan sonra şairler arasında müstehcen konular da işlenmektedir.

Buradaki tahta yapılar bizim boğaz dediğimiz yapı şeklindedir. Karla ilgilidir. Rusya’da aynıdır. Kanada’da aynıdır. Karın çok yağdığı yerlerde bu tarz yapılar yapılır. Çünkü o yapıların çökmesi ve yamulması zordur. Birde ailenin kalabalık durumuna göre yapılar vardır. Eskiden feodal yapıda anne, baba, çocuklar amca çocukları, dayı çocukları hepsi bir evdeydi. Evlere gidildiğinde mutfak ve yan oda (misafir odası) denilen kısımlar olur. O oda özellikle dışarıdan gelen konukların evle irtibatını kesmek içindir. Yani evde ne olduğunu bilmeden orda konuk edilirler. Mutfak ile o oda arasında bir dönen dolap vardır. Mutfaktan yemekler konulur, döndürülür, arka taraftan konuklar veya onlara hizmet eden insanlar alır. Gelen konuklar çok yabancı ise bu şeklide ağırlanırdı. Bazı konaklarda da köşe başlarında baca dediğimiz şömineler olur. (s. 154)
---

Saatçi, Yonca. Hemşin Horonlarında Atma Türküler, Yüksek Lisans Tezi, İTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2008

Emrah Kaya - Doğu Karadeniz Müzik Kültürü İçerisinde Nefesli Sazların Yeri

Doğu Karadeniz Müzik Kültürü İçerisinde Nefesli Sazların Yeri 

(Emrah Kaya'nın tezi, Doğu Karadeniz Bölgesinde icra edilen müzik ve müziğin icrasında kullanılan çalgılar hakkında malumat arayanlara faydalı olacağını düşündüğümüz bir çalışma.  Bu nedenle de tezin kısa bir özetine yer vermiştik burada, fakat Emrah Kaya özet metnini portaldan kaldırmamızı istedi, belli ki düşündüğümüz gibi değilmiş...)

Tezde ayrı başlıklar halinde
Ordu ,Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Gümüşhane, Bayburt Yöre Müziği
hakkında bilgi veriliyor.

ÇALGILAR
başlığı altında da 
Mey, Zurna, Dilli Kaval, Dilsiz Kaval, Klarinet, Tulum, Sipsi, Çifte, Ağız Mızıkası, Çimon hakkında bilgi veriliyor. 

---

Artvin Maddesi, İslam Ansiklopedisi C03

Artvin
İslam Ansiklopedisi
Artvin'in hemen yakınında doğudan gelen Berta suyunun Çoruh ırmağına karışması, bu akarsu vadisini izleyerek Ardahan üzerinden Kars’a ulaşan karayolunun Erzurum'u Hopa'ya bağlayan ana yol ile Artvin civarında kesişmesini sağlar ve şehri önemli bir yol düğüm noktası durumuna getirir.

Artvin, kuruluşu pek eski dönemlere inmeyen bir Ortaçağ şehridir.
Ksenophon, milattan önce IV. yüzyılda Kolkhlar. Makaranlar ve Taokhlar gibi birtakım kavimlerin yaşadığını bildirmektedir.
Artvin çevresinde Bizans egemenliği V. yüzyılın başlarında kuruldu ve yöre, Khaldia teması içinde yer aldı.
646'da İslam topraklarına katılan Artvin çevresi daha sonraları Bizans ve islam orduları arasında birkaç defa el değiştirdi. Bu el değiştirmeler sırasında, bugünkü Artvin şehrinin nüvesini teşkil eden, müslüman ordularının akınlarını gözetlemek için Livane Kalesi yapıldı (ms. 939).
Selçuklu döneminde Artvin yöresi Azerbaycan Atabegleri idaresinde bir uç beyliği şeklinde idi. XIII. yüzyılda Moğol ve İlhanlı istilalarına uğradıktan sonra XV. Yüzyılda Akkoyunlular'dan Karayülük Osman Bey Çoruh boylarına kadar ulaştı. Daha sonra da Uzun Hasan bu toprakları Akkoyunlu hâkimiyeti altına aldı. …bölge tekrar Gürcü istilasına uğrayınca Artvin beyleri o sırada Trabzon valisi olan Şehzade Selim'e (Yavuz Selim) müracaat ederek yardım talebinde bulundular ve Osmanlılar'ın yardımıyla Gürcüler'i kovdular.
Kanûni döneminde, Artvin’in de içinde bulunduğu bölge ele geçirildi ve Artvin ile Yusufeli'ni içine alan Livane sancağı kurularak Erzurum beylerbeyiliğine bağlandı.
Osmanlı - İran mücadelesi sırasında bölgedeki Osmanlı hâkimiyeti sağlamlaştırıldı ve 1579'da Çıldır eyaletinin teşkilinden sonra da Artvin. Bu eyalete bağlanan Livane sancağının merkezi oldu.
Haziran 1828'deki Rus işgalinden sonra imzalanan Edirne Muahedesi ile Ahıska
Ruslar'a terkedilince Artvin'in bağlı olduğu merkezi Ahıska olan Çıldır eyaletinin teşkilatı bozuldu. Bundan sonra Artvin, Trabzon eyaletinin Batum sancağına bağlı bir kazanın (Livane kazası) merkezi oldu ve bu durum 1877-1878 Osmanlı - Rus Savaşı sonrasına kadar sürdü.
Artvin işgal altında bulunduğu yıllarda Rusya idari teşkilatı birimlerinden Kars oblastı içinde yer aldı.
1. Dünya Savaşı sonuna kadar süren bu işgalde yerli halk teşkilat-ı mahsusa çerçevesinde teşkilatlandı.
1914 Kasımında Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey idaresindeki, adını Melo (Sarıbudak) köyünden alan Melo Sınır Taburu şehir ve çevresindeki Rus birliklerini bozguna uğrattı ve bunun üzerine Ruslar Artvin'i terketmek mecburiyetinde kaldılar. Böylece Artvin 2 Kasım 1914'te geçici bir süre için kurtulmuş oldu. Dört ay kadar süren bu dönemden sonra Ruslar Artvin'i yeniden denetimleri altına aldılar. Çarlık yönetimi yıkılınca yeni Sovyet hükümeti ile 18 Aralık 1917'de imzalanan Erzincan Ateşkes Antlaşması uyarınca Ruslar Artvin'i boşalttılar.
1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi'ne göre Artvin boşaltıldı ve 17 Aralık 1918'de İngilizler tarafından işgal edildi. İngiliz işgali 1920 yılının Nisan ayına kadar sürdü. İngilizler çekilirken şehri Gürcistan'a bıraktılar.
Kazım Karabekir Paşa kumandasındaki 15. Kolordu'nun yeni Türkiye'nin ilk askeri zaferini 30 Ekim 1920'de Kars'ı kurtararak gerçekleştirmesinden sonra Artvin'in kurtuluşu meselesi diplomasi yoluyla çözüldü. 27 Şubat 1921'de Artvin kesin olarak Türkiye topraklarına katılmış oldu. Bu fiili durum daha sonra 16 Mart 1921'de imzalanan Moskova Antlaşması'yla da hukukileştirildi.
7 Temmuz 1921 tarih ve 133 numaralı kanunla Artvin sancağı kurulunca da Artvin şehri bu yeni sancağın merkezi oldu. 1924 tarihinde (…) Artvin şehri yeni kurulan ve aynı adı taşıyan vilayetin merkezi oldu. Bu vilayet 1 Haziran 1933 tarihinde çıkan 2917 sayılı kanunla lağvedildi. Artvin de bir kaza merkezi olarak aynı kanunla kurulan ve merkezi Rize olan Çoruh vilayetine bağlandı. 4 Ocak 1936 tarihli kanunla lağvedilip yeni bir Çoruh vilayeti kurulunca da Artvin bu yeni vilayetin merkezi oldu. Nihayet 17 Şubat 1956 tarihinde (…) ilin adı merkezi gibi Artvin haline getirildi.

Artvin Çarşı mahallesi 550 m. yüksekliktedir ve topografyanın imkan vermiş olması sebebiyle iskanın en sık olduğu kesim de burasıdır.
…eskiden sadece yazlık yerleşmelere ayrılmış bulunan 1100 metredeki Kafkasor mevkiine yeni turistik tesisler yapılarak bu kesim de yerleşme alanı içine alınmıştır.
Artvin aşağı mahalleleriyle yukarı mahalleleri arasında büyük yükseklik farkı olan bu yerleşme şekliyle Türkiye'nin başka şehrinde görülmeyen bir özelliğe sahiptir. Şehrin kurulmuş olduğu vadi yamaçlarında alçak kesimlerde zeytinlikler yukarıya doğru incir ve nar daha yükseklerde erik, elma gibi meyve ağaçları yaygınlaşır. Bu sıralanış, şehrin aşağı mahalleleriyle yukarı mahalleleri arasında iklim farkı olduğunu gösterir ki gerçekten aşağıdaki Çayağzı mahallesinde ağaçlar çiçek açtığı halde yukarıdaki mahallelerin karlar altında bulunması görülebilen olaylardandır.
---

İslam Ansiklopedisi, 3. Cilt, s. 420-422

Adem'e (AS) Öğretilen İsimler

“Adem'e (AS) Öğretilen İsimler” başlıklı bir makale
Makalenin yazarı Mehmet Akif Alpaydın,

…sünnetullaha göre peygambere verilen kitaplar, gönderildiği kavmin dili üzere nazil olmuştur.
…kitapların ortak özelliklerinden birisi (nerede diğerleri?)

Kur’ân bütün insanlığın anlaması için gönderilmiş bir kitaptır. İşte bu noktada ortaya çıkacak sorunlardan birisi, Kur’ân’ın gönderildiği dili konuşmayan toplumların, Kur’ân mesajını nasıl anlayacağı problemidir. (s. 124)

Bakara suresinin 31. âyeti
Hasan Basri Çantay: Âdeme bütün isimleri öğretmişdi. Sonra onları (onların delâlet etdikleri âlemleri, eşyayi) meleklere gösterib: «Doğrucular iseniz (her şeyin iç yüzünü biliyorsanız) bunları adlarıyle bana haber verin» demişdi.

Bu durumda Allah’ın Âdem’e (a.s) öğrettiği isimler nelerdir?
Bu ve benzeri sorular acaba hakikatin kapısını açacak mıdır?
Dolayısıyla yapılan tercümelerin, Kur’ân’ın “ne dediğinden” ziyade “ne demek istediği” doğrultusunda yapılması gerekir (hülasa eleman diyor ki, Allah teâlâ söyledi ama sen ne söylediğini değil ne söylemek istediğini öğrenmeğe çalış). (s. 127)

Bakara suresi 30. ayetinde Allah (c.c) yeryüzünde bir insan yaratacağını meleklere bildirmektedir.
31. ayette Âdem (a.s) ismi hemen karşımıza çıkmaktadır. Demek ki Âdem (a.s) yaratılmıştır ve yapılan ilk iş ayette de bahsedildiği üzere Hz. Âdem’in talimidir. (s. 130)

İsimler kelimesinin tam olarak neye delalet ettiğinin tespiti çok net görünmemektedir.
Allah’ın Hz. Âdem’e bütün eşyanın ismini öğrettiği… (bütün isimler oldu bütün eşyanın ismi)
Fakat böyle bir bilgi pek mantıklı görünmemektedir.
Bu bağlamda yaratılmış bütün mahlûkatın ve eşyanın ismini Hz. Âdem’e öğretmenin ne gibi bir faydası olacaktır?
Kanaatimize göre bu şekilde bir isimler veya diller talimi gerçekleşmemiştir. (s. 131)

Beyan, Allah’ın daha ilk insanı yarattığı anda ona ikram ettiği bir özelliktir. İnsan onunla düşünür, konuşur, kendini ifade eder ve bu kabiliyeti ile eşyayı kavrar, onu adlandırır, kavramlaştırır, etrafına hükmeder. (ne hoş!)
Tevrat’ta Âdem’in (as) yaratılışıyla alakalı kısımda Kur’ân’da yer almayan bir anektod göze çarpmaktadır.
“Rab Tanrı yerdeki hayvanların, gökteki kuşların tümünü topraktan yaratmıştı. Onlara ne ad vereceğini görmek için hepsini Âdem’e getirdi. Âdem her birine ne ad verdiyse, o canlı o adla anıldı. Âdem bütün evcil ve yabanıl hayvanlara, gökte uçan kuşlara ad koydu… (Muharref Tevrat’tan alıntılanan satırlar bütün isimleri Âdem koymuştur diyor, muharref Tevrat böyle diyor!)
Kıssaların tefsiri noktasında müfessirlerin Tevrat’tan büyük oranda istifade ettikleri bilinmektedir. (s. 132)

İşte yaratılış babında geçen Kur’ân’ın ruhuna uygun bu bilgileri, Bakara suresi 31. ayetin tefsirinde noktasında önemli addediyoruz. Bu bilgi Hz.Âdem’e Allâh tarafından verilen beyan kabiliyetinin bir delili olarak kabul edilebilir. (yersen!)

Kâdî Beydâvî, Envâru’t-Tenzîl’inde elemanın dediği yolu tutmuş. (s. 133)

Elmalılı Muhammed Hamdi ve Muhammed Esed de elemanın dediği yolu tutmuş.
Mustafa İslamoğlu ve son olarak Mustafa Öztürk’e ait yorumların da aynı çizgide seyrettiğini gördük metnin devamında. (s. 134-135)

Allah (c.c) hikmeti gereği insanın fıtratına “beyan” kabiliyetini koymuştur. İnsan bu hususiyeti sebebiyledir ki mükevvenata, mahiyetine uygun isimler koyabilmekte, kelime ve kavramlar üretebilmekte ve hayatını anlamlandırabilmektedir. (hâlbuki insan, şayet öğretilmezse hiçbir şey yapamayan, mesela yürüyemeyen, konuşamayan bir varlıktır).
---
Alpaydın, Mehmet Akif. Gaziosmanpaşa Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 2, 2016, s. 123-138


Adem'in Cennetten Yeryüzüne İnişi

Adem'in Cennetten Yeryüzüne İnişi
Yazarı: İbrahim Görener

Bakara suresinin ilk 29 ayetinde, Kur’an’ın kendisine güvenerek hükümlerine sığınanlar için yol gösterici bir kitap olduğu ifade edilmekte; ona inanan ve inanmayan insanların davranışları anlatılmaktadır.

Halife, sözlük anlamı itibariyle birinin yerine geçmek, ardından gelmek anlamına gelmektedir.

O, yeryüzünde bir halife tayin edeceğini meleklere söylemektedir.

Ayetten anladığımız kadarıyla meleklerin bildiği iki şey vardı. İnsanlar bozgunculuk çıkaracak ve kan dökecektir.

“Sabretmelerine karşılık da onları cennet ve ipek(ten giysiler) ile mükâfatlandırır. Onlara şöyle denecektir: “Şüphesiz bu sizin için bir mükâfattır. Çalışma ve çabanız makbul görülmüştür.” (76. İnsan, 12, 22)

Adem’in, cenneti hak ederek girmemiş olması,
Cennet nimetleri sınırsız olmasına rağmen Adem’e bu nimet kısıtlanmış,

Adem Cennette halife değildi. Öyle olsaydı Allah Adem’den yeryüzünde değil Cennette de “halife”lik beklerdi.

Onun Cennette yaşadığı deneyim bütün insanlığın deneyimidir. Her bir fert, şeytanların vesvesesiyle Allah’ın isteğine muhalif hareket edebilmekte, bunun bilincine varınca büyük bir pişmanlık ve utanç duymakta ve Rabbine tekrar sığınmayı arzulamaktadır.

Ayette Allah’ın meleklere hitaben “Haydi, bilebiliyorsanız bunların isimlerini bana söyleyin.” İfadesinin mefhumundan da anlaşılıyor ki isimleri sorulan şeyler (müsemma) var olan şeylerdir. Çünkü müsemma işaret zamiri ile anlatılmaktadır.

Ayette asıl altı çizilen husus, hisler aleminde bulunan bazı nesnelerin isimlerini –gaybî bilgiden dem vuran- meleklerin bilememeleri, öte yandan meleklerdeki mevcut bilgiye göre fitne çıkarıp kan dökecek bir mayası olan Adem’in bunları bilebilmesidir. Ayetteki temel vurgu ise “Allah kime öğretirse o bilir.” hükmüdür.

Adem yaratılmıştı ama henüz halife olarak görevlendirilerek yeryüzüne inmeye hazır değildi. Meleklerin itirazı da buna işaret etmektedir.

O, yeryüzüne inecek, nesli türeyecek, o ve çocukları Cenneti kendi eylemleriyle hak ederek sonsuza deyin kalmak üzere oraya gireceklerdir.

---

Görener, İbrahim. Adem'in Cennetten Yeryüzüne İnişi, Bilimname Dergisi, Cilt: 2010, Sayı: 1, s. 39-53