3 Şubat 2018 Cumartesi

Bafra (samsun) Halk İlaçları


Elif Karcı - Bafra (samsun) Halk İlaçları - Özet

Bu çalışmada, Samsun’un Bafra İlçesi’nde halk arasında şifa amacıyla kullanılan öncelikle bitkisel olmak üzere hayvansal, mineral vb. materyallerin hangi rahatsızlığa karşı nasıl kullanıldığına dair bilgiler, yapılan saha çalışmaları ile araştırılmıştır.

İnsanoğlu (…) çevresinde bulunan başta bitkiler olmak üzere pek çok doğal materyali şifa niyetiyle de kullanmaya başlamıştır. Zaman geçtikçe bu bilgiler (sonraki kuşaklara aktarılarak) halk ilaçları ortaya çıkmıştır.

Bafra İlçesi Hakkında Genel Bilgiler
Bafra, Samsun il merkezine 51 km uzaklıkta olan bir ilçedir. İlçeden geçen Kızılırmak sayesinde meydana geldiği belirtilen Bafra Ovası, Kızılırmak’ın taşıdığı alüvyon toprak ile kaplı olması nedeniyle verimli arazilere sahiptir.

İlçe genelinde başta tütün olmak üzere mısır, çeltik, arpa, ayçiçeği, buğday, şeker pancarı, kavun, karpuz, lahana, pırasa, patates, baklagiller, fındık ve daha pek çok meyve ve sebze yetişmektedir. İlçede yapılan tarımda, modern alet ve teknikler kullanılmakta…

İlçedeki ormanlık alanları başlıca kayın, meşe, çam ve köknarın oluşturduğu bilinmektedir.

Monografi


(...)

…çalışma alanımızda halk ilaçları en fazla romatizmal ve ortopedik rahatsızlıkların semptomlarının giderilmesinde kullanılmaktadır. Bunu sırasıyla dermatolojik rahatsızlıklar, solunum yolu rahatsızlıkları, gastrointestinal sistem rahatsızlıkları takip etmektedir (s. 126).

---

Karcı, Elif. Bafra (Samsun) Halk İlaçları, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Ankara 2013

Gastronomi Turizmi Kapsamında Samsun Mutfağına Özgü Turistik Bir Ürün Bafra Pidesi


Gastronomi Turizmi Kapsamında Samsun Mutfağına Özgü Turistik Bir Ürün Bafra Pidesi

…“mutfak kültürü”, milletlerin kültürel zenginliğini ortaya koyan unsurların başında gelmektedir. (Arvas, 2013, s.232).
…gastronomi turizmi sayesinde, bölgeye özgü yemekler sunularak o bölgeye ait kültürel kimlik ve miras yansıtılmakta olup (…) turistlerin tatmin düzeyleri ve tekrar ziyaretleri artırılabilmektedir.

Sürdürülebilir turizm anlayışında amaç, en kısa sürede en fazla turistin ağırlanması demek değil, yerel halkın hayat standartlarının kimliklerini kaybetmeden yükseltilmesi ve mutluluk düzeyinin arttırılmasıdır. Bu durumda önerilecek yaklaşım; turizmin geleneksel yaşantı ile bağdaştırılması ve turizm kaynaklarının bilirkişiler ve bölge halkının ortak çalışmaları ile korunması ve geliştirilmesidir (Soykan, 2003, s.8).

…turist harcamalarının 1/3’inin yeme ve içme harcamaları olduğu saptanmış ve bu durum turizm gelirlerinin önemli bir kısmının yiyecek-içecek tüketiminden elde edildiğinin göstergesi olarak değerlendirilmiştir (Durlu-Özkaya, Sünnetçioğlu, Can, 2013: 14).
Dünya Turizm Örgütü (UNWTO) tarafından hazırlanan Yemek Turizmi Küresel Raporu’na göre, destinasyonların turizm gelirleri içinde gastronominin payının yaklaşık % 30 olduğu tahmin edilmektedir (Global Report on Food Tourism, 2012: 14).
Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği’nin (TÜRSAB) Gastronomi Turizmi Raporu’na göre 2014 yılında elde edilen turizm gelirinin yaklaşık %19’unun gastronomik faaliyetler sayesinde gerçekleştiği belirtilmektedir (TÜRSAB, 2015).
Gastronomi amaçlı seyahat eden turistlerin %70’i gittikleri yerlerde bölgesel yiyecekler tatmakta, yemek tarifleri almakta ve şarap gibi bazı gastronomik ürünleri devamlı ikamet ettikleri yerlere götürerek bunları arkadaşları ve aileleri ile paylaşmaktadırlar (Marzella, 2008: 4).
Sebzelerin de Türk mutfağında önemli bir yeri bulunmaktadır. Sebzeler çoğunlukla etle birlikte soğanlı, domatesli ya da salçalı pişirilmektedir. Soğan hemen hemen bütün yemeklerin yapımında kullanılmaktadır.

Türk mutfağı içinde “Çarşamba Kıvratması”, “Bafra Kaymaklı Lokumu”, “Bafra Nokulu”, “Samsun Kaz Tiridi” ve “Çakallı Melemeni” gibi kendine özgü yerel ürünleri ile yer edinmiş olan Samsun mutfağı, gastronomi turizmi kapsamında Samsun destinasyonu için önemli bir yer teşkil etmektedir.

Samsun mutfağı, Türk mutfağı içinde özel bir yere sahip olmakla birlikte Karadeniz, Anadolu, Balkan ve Kafkas izleri taşımaktadır. Samsun mutfağında mısır, karalahana, fasulye, et, pirinç ve hamurlu yiyecekler ağırlıkta olup yörenin geleneksel beslenmesinde önemli yer tutan kaz, tavuk, ördek gibi kümes hayvanlarından, tirit, lepsi, herse, kaz çevirmesi gibi yöresel yemekler yapılmaktadır. Yabani bitkilerden birçok yemeğin yapıldığı yörede, ısırgan, kırçın, kaydırayak gibi bitkilerden çeşitli çorbalar ve kavurmalar pişirilir. Bunlara ek olarak genelde düğünlerde yapılan keşkek, Çarşamba kıvratması, Samsun simidi, mısır çorbası ve pide şehrin tanınan yiyeceklerindendir (Canbolat ve Çakıroğlu, 2015: 529).
Bafra Pidesi yapılış ve servis aşamalarındaki farklılıklardan dolayı coğrafi işaret olarak tescillenmiştir. Yapılışındaki hamurun kıvam ve şekli, kullanılan malzemelerin Bafra ilçesine ait olması ve servis öncesi yağlanmasındaki farklılıklar Bafra Pidesine ayrı bir özellik katmaktadır. Bafra Pidesinin tarihçesi hakkında kesin bilgiler bulunmamakla birlikte 1850-1920 yılları arası Bafra Pidesi yapan fırınlar olduğu bilinmektedir. Halk arasında genellikle cumartesi günü pide için gerekli malzemeler hazırlanıp, pazar sabahı pide fırınlarında Bafra Pidesi yaptırılmaktadır.

Bafra Pidesi
Un, su, tuz ve maya karıştırılır ve hamur haline gelinceye kadar yoğrulur. Kullanılacak hamurun yoğurma işleminde hamur, önce katı kıvamda yaklaşık 5 dakika yoğrulur. Daha sonra yavaş yavaş katılacak suyla ortalama 10 dakika yoğrulur. İnceltilen ve uzatıldığında kopmayacak şekle ulaşması ile elastik kıvama gelmesiyle yoğrulma işlemi sonlandırılır. Yoğrulan hamur 30 dakika bekledikten sonra 180 gr’lık parçalar halinde kesilir ve paza içerisinde bezle örtülü olarak 90 dakika dinlendirilir.
Pide Harcı: Kıyma yayvan bir tencere içerisinde kavruluncaya kadar ateş üzerinde pişirilir. Daha sonra kıymanın yağı tamamen ayrılır. Soğuduktan sonra içerisine ince kıyılmış soğan, tuz ve karabiber ilave edilerek karıştırılır (Türk Patent Enstitüsü [TPE], 2005).


Arvas, A. (2013). Geçmişten Bugüne Geleneksel Bir Lezzet: İskilip Dolması, The Journal of Academic Social Science Studies, 6 (1), 229-239.

Canbolat, E. ve Çakıroğlu, F.P.(2015). Tarihi Çarşamba Kıvratması, III. Uluslararası Halk Kültürü Sempozyumu, 8-10 Ekim, Ankara.

Durlu-Özkaya, F, Sünnetçioğlu, S. ve Can, A. (2013). Sürdürülebilir Gastronomi Turizmi Hareketliliğinde Coğrafi İşaretlemenin Rolü, Journal of Tourism and Gastronomy Studies, 1(1), 13-20.

Marzella, D.A. (2008). Culinary Tourism: Does Your Destination Have Potential. Travel Marketing Decisions. http://www.atme.org/pubs/uploads/TMDWinter2008CulinaryTourism.pdf, [Erişim
Tarihi: 03.02.2016].

Soykan, F. (2003). Kırsal Turizm ve Türkiye Turizmi İçin Önemi, Ege Coğrafya Dergisi, 12, 1-11.

Dünya Turizm Örgütü (UNWTO), (2012). Global Report on Food Tourism. http://dtxtq4w60xqpw.cloudfront.net/sites/all/files/pdf/global_report_on_food_tourism.pdf, [Erişim Tarihi: 03.02.2016].

Türk Patent Ensitüsü (TPE), (2005). Coğrafi İşaret Tescil Belgesi, http://www.tpe.gov.tr/TurkPatentEnstitusu/resources/temp/93FED4CC-0FCF-4006 8CEB-73A1196A72E6.pdf, Erişim Tarihi: [Erişim Tarihi: 16.02.2016].

Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB), (2015). TÜRSAB Gastronomi Turizmi Raporu. http://www.tursab.org.tr/dosya/12302/tursab-gastronomi-turizmi-raporu_12302_3531549.pdf [Erişim Tarihi: 13.12.2016].
---
Canbolat, Eren ve Keleş, Yasin ve Akbaş, Yusuf Ziya. (2016), Gastronomi Turizmi Kapsamında Samsun Mutfağına Özgü Turistik Bir Ürün Bafra Pidesi, Journal of Tourism and Gastronomy Studies Dergisi, Cilt: 4, Sayı: 4, (s. 75-87).



Samsun İl 19 Mayıs İlçesinde Geçiş Dönemi Adetleri


Abdullah Karataş - Samsun İl 19 Mayıs İlçesinde Geçiş Dönemi Adetleri - Özet

Doğum
Hamile kadının kucağına gül koyması halinde bebeğin vücudunun herhangi bir yerinde gül lekesiyle doğacağına inanılır.
Benzer şekilde hamile kadınlar ciğer doğradıktan sonra ellerini bebeğin bulunduğu karın bölgesine silerse bebekte karaciğer rengine benzeyen bir doğum lekesi oluşacağına inanılır. Evi süpürerek temizleyen hamilenin doğumunun daha kolay olduğu söylenir.
Hıdırellez arifesi girdiği andan itibaren dikiş dikmek, un elemek, bir bitkiyi tamamen veya bir kısmından koparmak gibi hareketler çocuğun kör, şaşı veya sakat doğmasına neden olabilecek hareketlerdir.
…kısırlık giderici etkisi olduğu düşünülen geleneksel inanışlardan bazıları buhara oturmak, göbeğin düşük olduğu gerekçesiyle kasıkların çekilmesi gibi adetlerdir.
Aşeren (…) Annenin istediği yiyeceğin temin edilmemesi durumunda doğacak çocuğun doyumsuz/açgözlü olacağına inanılır.
Lohusalık döneminin ilk kırk gününde anne ve bebeğin sağlığına, dış dünyanın tehlikelerinden korunmasına önem verilir.
Lohusa kadına tez zamanda güçlenmesi ve ayağa kalkması için şerbet, helva gibi şekerli yiyecek ve içecekler verilir; beslenmesinde daha titiz davranılır.
İkiz erkek bebek dünyaya gelirse Hasan ve Hüseyin adını koymak hala icrâ edilen ve sıkı bir şekilde işleyen âdetlerden biridir.

Düğün
Geçmiş yıllarda eş seçimi çoğunlukla görücü usulüyle olurdu. Erkeğin kıza ilgisini, beğenisini iletmesi için kız kardeşi veya yengesi aracılık ederdi. Taraflar birbirlerine mektupla veya sözlü olarak bu aracılarla haber iletirlerdi.
Erkekler için ideal evlilik yaşı, 18-20 yaş aralığındaydı. Dolayısıyla kızların evlenme yaşı 15-16 olabiliyordu. Erkek evlat 18’ine girdiğinde ailesi gelin aramaya başlardı. Evvela yakın çevre, komşular arasında uygun aday aranırdı. Yakın çevrede uygun bir aday bulunamazsa uzak yerlerden de gelin aranırdı.

Erkeğin annesi, ablası veya yengesi beğendikleri gelin adayı için görücüye giderler. Bu ziyaretteki amaç gelin adayının fiziki yapısı, güzelliği, temizliği, oturması ve kalkmasını tahlil ederek nihai bir karara varmaktır.
Kız istemeye gidildiğinde iki tarafın ebeveyni sohbete başlar, damat sessizce oturur. Gelin adayı kahve servisi için gelir, en son damada gelecek şekilde kahve servis eder. Damadın kahvesine tuz koymak yaygın bir adettir. Gelin adayı damadın kahveyi içmesini bekler. Tuzlu olmasına rağmen kahveyi içip içmediğine göre damat nezdindeki hatırını, damadın samimiyetini ölçmüş olur. 
Kahveler içildikten sonra sıra asıl meseleye gelir; erkeğin anne ve babası “Allah’ın emri, peygamberin kavliyle” diye söze girip kızı isterler. Kız tarafı olur verirse söz kesilmiş sayılır. Kimi yörelerde hemen orada söz yüzükleri takılır.
Kurulacak evin eşyasının maddi yükü her iki tarafın anne ve babasının sorumluluğundadır.
Hıdırellez’in evlenecek olan çiftlere bolluk ve refah getireceğine inanılır. Bu inancın etkisiyle bazı yörelerde düğün gününü Hıdırellez gününe denk getirmeye dikkat edilir.
Nişan esas itibariyle davetlilerin şahitliğinde kız ve erkeğe yüzük takılması olayıdır. Nişan merasiminden sonra erkek tarafı, içinde mendil, peşkir, havlu gibi eşyalar bulunan bohçayı çıkarıp bir masanın üzerine koyar. Bohçanın üzerine tülbentle kapatılıp, masayla birlikte davetlilerin arasında gezdirilir. Davetliler bu vesileyle yanlarında getirdikleri hediyeleri masaya bırakırlar. Hazırlanan bu bohça ve toplanan hediyeler gelin tarafına verilir. Nişandan sonra bu defa kız tarafı, erkek evi için bohça hazırlar. Bu bohçada damadın yakınları için günlük kullanım eşyaları bulunur.

Düğünden bir önceki gece kına gecesi tertip edilir. Yöresel oyunların oynandığı kına gecesine gelin ve damadın akrabaları, komşuları, arkadaşları gibi yakın çevre iştirak eder. Gelinin eline kına yakılırken, gelinin etrafında dolanan, mani ve türküler söyleyen kızlar onu ağlatmaya çalışırlar.

Yakın çevreyi düğün davet ederken mendil, havlu gibi küçük hediyeler gönderilir. Hediyeli düğün davetlerine okuntu veya davet denir.   

Düğün sabahı (…) misafirlere ikram edilmek üzere damat evinde keşkek, pilav, kuru fasulye gibi yemekler pişirilir.
Damadın yanında düğün günü boyunca tüm işlerine yardımcı olmak üzere sağdıç bulunur. Sağdıç düğün günü boyunca damadın eli-ayağı gibidir.

Yöre düğünleri salonlarda müzikli, eğlenceli olabildiği gibi mevlit ve Kur’an okunarak da düzenlenebilir. Dini nikâh düğün günü yapılır. Misafirlere yiyecek, içecek veya kuruyemiş ikram edilir. Gelin ve damada para veya altın olarak hediyeler takılır.
Düğün günü damat, çalgılar eşliğinde mahalledeki evlerin önünden geçerek gelin evine kızı almaya gider.
Düğün bittikten sonra erkek evinde kısa bir mevlit merasimi yapılır. Bunun ardından damat, büyüklerinin elini öper. Evdeki diğer misafirler damadın sırtını yumruklayarak onu gerdek odasına sokarlar.

Düğünden bir sonraki gün “duvak günü” olarak anılan gündür. Bu günde gelin tüm çeyizlerini yatak odasını süsleyecek bir şekilde sergiler. Eve gelen komşu ve misafirler bu çeyizlere ve eve bakarak “Hayırlı olsun” dileklerini iletirler.

Ölüm
Baykuş ve zamansız öten horoz ölümü işaret eder.
Karga evin bacasına yuva yaparsa, o evden ölü çıkacağına inanılır.
Evin önünde köpek uluması da ölüme işaret sayılır.
İnanışa göre şeytan ölecek kişinin imanını çalmak için onun yanına elinde soğuk bir bardak suyla gelir ve imanını terk etmesi karşılığında suyu ona vereceğine söyler. Bu nedenle öleceği düşünülen kişinin dudaklarına sık sık su damlatılır. Böyle kişilerin yanı başında Kur’an okunur.
İnanışa göre gözleri açık ölen kişinin gözü dünyada kalmıştır. Bu nedenle ölen kişinin gözleri açıksa hemen kapatılır.
Mevtanın ağzı, çenesinin altından eşarpla bağlanır. Ayakları da kasılıp çekilmesin diye bağlanır. Bazı yörelerde mevtanın üzerindeki giysiler makasla kesilir ve yıkanır. Bunun nedeni, mevtanın canının elbiselere geçtiği inancıdır.
Cenazeler bekletilmez; akşam vakti ölen bir kişi ertesi gün öğle veya ikindi vaktinde defnedilir. Eğer cenazeye katılmak için uzaktan gelecek olanlar varsa defin, bir sonraki güne tehir edilir.
Cenaze günü, sabah saatlerinde camiden selâ okunup, ölüm ilanı verilir. Mevta, dini teamüllere göre, teneşir tahtasının üzerinde yıkanır ve kefenlenir ve tabuta konur.
Ölen kişi defin için bekletilirken pamuklu bir bezle sık sık yüzü silinir. “Rahat suyu” denen bu uygulamanın, ölünün ruhunu ferahlatacağına inanılır.
Tabut musalla taşına konulup, namaz için sadece erkekler olmak üzere saf tutulur. İmam, toplanan cemaatten mevta için helallik istedikten sonra defin işlemine geçilir. 
Mevta, başı kıbleye bakacak şekilde mezara yerleştirilir.

Defin işlemi bittikten sonra cenaze evine taziye ziyaretleri yapılır. Bu ziyaretler çok kısa tutulur. Taziye ziyaretlerinde yiyip-içmek yoktur. Defin gününün akşamında ölü evinde mevlit ve Kur’an okunur. Mevlit için gelen misafirlere şeker ve meyve suyu ikram edilir. Ölünün yedisinde ve kırkı çıkınca yine mevlit okunur.
Ölen kişinin ardından namaz, oruç ve zekât gibi borçlarına kefaret olması için belli bir miktar para (bu paraya ıskat denir), ihtiyaç sahiplerine dağıtılır.
Ölen kişinin kabrinin temiz tutulmasına gayret edilir.

---
Karataş, Abdullah. (2017), Samsun İl 19 Mayıs İlçesinde Geçiş Dönemi Adetleri, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz mayıs Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Samsun


Doktor Abdullah Cevdet’in Samsun, Giresun, Ordu ve Trabzon Seyahat Notları


Ersin Müezzinoğlu - Doktor Abdullah Cevdet’in Samsun, Giresun, Ordu ve Trabzon Seyahat Notları

Tarih araştırmalarında seyahat yazıları birinci el kaynaklar olarak vazgeçilmez bir niteliğe sahiptirler.
Doktor Abdullah Cevdet 28 Eylül 1912’de Samsun, Giresun, Ordu ve Trabzon şehirlerini kapsayan bir inceleme seyahati gerçekleştirmiştir. Sahibi ve yazarı bulunduğu İçtihat dergisinin 67, 69 ve 70. sayılarında yayınlanan bu seyahat notlarında, bulunduğu şehirlerin iktisadi, coğrafi, toplumsal, sağlık, kültürel, yerel yönetim durumları hakkında gördüklerini, edindiği bilgileri ve düşüncelerini anlatmıştır.
Samsun bahsinde gerek gözlemler sonucu gerekse tapu kayıtlarının ışığında bir yakın tehlikeye dikkat çekilmiş ve Samsun’u Rumlar satın alıyor tespiti yapılmıştır (s. 1843).

Abdullah Cevdet 1869’da Arapkir’de doğdu. 1894’te Mekteb-i Tıbbiyeyi bitirdi. Okuldayken biyolojik materyalizm düşüncesinin etkisinde kaldı ve bu düşüncenin yer aldığı yabancı yayınları tercüme ve yayın işine başladı. Tıbbiyeden arkadaşları ile birlikte 1889 yılında daha sonra İttihat ve Terakki adını alacak olan İttihad-ı Osmani Cemiyetini kurdu. Siyasi faaliyetleri nedeniyle göz altılara, idari ve adli takibatlara uğradı. Öğrenimi sonrası bir süre doktorluk yaptı. Siyasi faaliyetlerini sürdürmesi Trablusgarp’a sürgün edilmesine neden oldu. Bu esnada önce Tunus’a ardından Paris’e kaçtı. Buradaki Jöntürkler’e katıldı. Çeşitli dergi, gazete ve risaleler yayınladı. 1904’te Cenevre’de içtihat mecmuasını yayınladı. Ardından Mısır’a geçti ve söz konusu dergiyi burada yayınlamayı sürdürdü. Kitap makale vs. yayın faaliyetlerini bırakmadı. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti liderleri ile anlaşmazlığa düştü ve Mısır’da kalmayı tercih etti. 1910 yılında İstanbul’a geldi ve İçtihat’ı kaldığı yerden yayınlamaya devam etti. Kısa süre Osmanlı Demokrat Fırkası hareketinde yer aldı. İçtihat ise yayınladığı din aleyhtarı makaleler nedeniyle birçok kez kapatılma kararlarına muhatap oldu.
1915 yılında İttihatçıların tehdidi üzerine İçtihat’ı temelli kapatmak zorunda kaldı. II. Meşrutiyet Dönemi boyunca tercüme faaliyetlerini sürdürdü Mütareke Dönemi’nde İçtihat’ı tekrar yayınlamaya başladı. İttihatçı aleyhtarlığıyla dikkat çekti. Bu arada İngiliz Muhipleri ile Kürt Teali Cemiyetleri içerisinde önemli roller üstlendi. Birkaç kez devlet hizmetine alındı ise de düşünceleri ve yazdıkları nedeniyle görevlerinden alındı. Aynı nedenlerden İçtihat da kapatıldı. Kurtuluş Savaşı sonrası yeni yönetimi öven yazılarıyla İçtihat’ı tekrar yayınlamaya başladı. Fakat Mütareke Dönemi’ndeki faaliyetleri ve duruşu nedeniyle bir daha devlet hizmetine alınmaması kararlaştırıldı. Kendisini tamamen İçtihat’ın yayınlanması işine verdi. Bir kısmı devlet yayını olarak basılan önemli biyolojik materyalist eserler yayınladı. 29 Kasım 1932’de öldü. (Bkz. M. Şükrü Hanioğlu, “Abdullah Cevdet”, İslam Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, C.1, İstanbul 1988, s.90-93).

Samsun
Samsun’un Mekteb-i İdadisi; Üç senesi rüşti, 2 senesi idadidir. 180 talebesi var 7 Hristiyan.
5 mekteb-i iptidai var.
Samsunda başlıca iki gazete çıkıyor (Doğru Ses, Aks-ı Sada).

Samsun önüne varılıncaya göze çarpan muazzam iki binanın her ikisi de Rumlara aittir. Bunlardan biri 250 yataklı bir Rum hastahanesidir. Diğeri mükemmel bir Rum mektebidir. Samsun’da Rumların mahallesi şehrin sol tarafında, ve en havadar yerindedir. Atina’nın bir parçası Samsun’a naklolunmuş zannolunuyor.
Samsun’da Defter-i Hakani İdaresi’nin kuyudatına nazaran musakkafât bey ü şirâ’ muamelatından yüzde seksenini Müslüman tarafından satılan ve Rum tarafından alınan musakkafât ve emlak muamelesi teşkil eder.

Samsun’un kadim ahalisinin kâffesi kayıkçı ve bahçıvandır.

Tüccarın kısm-ı azamı Trabzonlu ve Rizeli, Kayserili Rumlar ve Sivaslı Ermenilerdir (s. 1846).

Samsun şehrinin, bundan yirmi sene evvel nüfusu, 11,000 idi. Sülüsü Müslüman
sülüsânı Rum ve Ermeni idi. Şimdi yerli olmayanlarla beraber 50,000 raddesine çıkmış.
Sancağın nüfus-ı umumisi 1892 tarihinde şu miktarda şu suretle münkasem idi.
Müslüman               214,135
Rum Ortodoks           77,000
Ermeni(Gregoryen)  17,000
Ermeni Katolik              900
Ermeni Protestan           565
Katolik Latin                  150
Musevi                             250
Toplam                    310, 000

Samsun hattasının mürtefi mahallerinde demir, kurşun, gümüş damarları görülüyor. Bütün bu servetler metruktür.

Samsunun mühim bir saha-i araziyesi meşe, kayın, servi, çam ağaçları ile mesturdur. Hattanın münhatt aksamında her türlü âlâ meyve ağaçları vardır.

Samsun’da biri büyükçe olarak 7 cami, 40 mescit, 1 Rum, 2 Ermeni, 1 Katolik, 1
Protestan, 1 Frenk kilisesi vardır.

Samsun her sene on dört milyon kilo tütün mahsulü verir dünyanın her tarafında meşhur(dur). Bu kadar tütün takriben 35,450 dönüm arazi üzerinde istihsal olunur (s. 1847).

1897 senesinde ithalat miktarı 12,472,000 franga ve 1898’de 12,948,000 franga baliğ oldu. Aynı müelliflere nazaran (Samsun)un ihracatı 1898 senesinde 20,000,000 (yirmi milyon) frank raddesinde olmuştur. Bu miktarın 4,105,000 frankını tütün teşkil etmiştir.
Samsun-Sivas hattının ikmalinden sonra Samsun 5 Türkiye’nin en mühim bir şehri olacaktır. Fakat Türklerin ve Müslümanların değil.

(Kavak) nahiyesinde ve (Bafra)da frengi hastalığı hükümfermadır. Bu (Kastamonu)dan geliyor. Dizanteri, tifo, çiçek, verem eksik değildir. Koca Samsun’un belediye tabibinin maaşı 800 kuruştur.

Samsun Sancağı idareten (Samsun), (Teza), (Ünye), (Terme), (Çarşamba), (Bafra) kazalarıyla (Karaüç), (Alaçam), (Kavak) nahiyelerine münkasımdır.
Samsunda sanayi namına bir şey görülmez. Serrâclık, kunduracılık, çömlekcilik, kazancılık sanayiden mâ’dûd ise bunlar vardır.

Giresun
Yağmurlu bir gün seferberlik harekâtı sokakları dolduruyor. Ben bu şehirde hiç görülmemiş bir simayım. Benim yerimde bir casus olabilir, fişek sandıkları yığınının arasına bir dinamit, bir cehennem makinesi koyabilir, askerlerle konuşurken onları ifsat ve igvâ’ edebilir. Bu ne kayıtsızlık diyordum.

Ordu
Beş nahiyeyi muhtevidir: Perşembe, Bolaman, Sulubey, Ispaca yahut İbastı, Hapsamana.
Vilayetin 1322 sene-i rumiyesinde neşr olunan yegâne salnamesinde bu kazanın nüfusuna dair hiçbir söz söylenmemiştir. Vital Cuinet’in 1892 sene-i miladisinde neşrettiği La Turquie d’Asie unvanlı eser-i muteberinde (Ordu)nun nüfusu şu suretle taksim ve irâe olunmuştur (s. 1851).
Erkek            Kadın
Nüfus-ı ordu nahiyesi       16,415           15,681
Perşembe                             8,643              8,566
Bolaman                              6,946              6,383
Sulubey                                5,674              5,494
Hapsamana                         6,748              6,577
İbastı                                    5,460              5,206
Toplam                                 49,887           47,907
Bu miktara Çerkez muhacirlerin ve ecânibin miktarı da ilave edilirse her iki cinsin yani zükur ve inasın mecmu-ı nüfusu 105,000 miktarına baliğ olur.

Ordu kazası merkezinde 10 mektep var.

Tembellik, tevekkül, görenek, diğer sebeplerin inzimamıyla ahalinin iaşesi toprağın ve tabiatın inayetine bırakılmıştır.
…büyük miktarda mısır buğdayı ve fasulye hasat olunur. Bunlar memleketin başlıca iki mahsulüdür. Buğday, arpa, pirinç, çavdar, yulaf, kenevir, pamuk çekirdeği ilh. dahi zürû’ ve hasat edilir.
Külliyetli koyun vardır. Ala tereyağı peynir yapılır.
Yapağı memleketin başlıca servetini teşkil eder.
…ormanları meşe, ceviz, servi, çınar, huş(bouleau), dişbudak, kız ağaç, karaağaç, çam, şimşir ağaçları teşkil eder.
(Ordu) kasabasında sudan çok sıkıntı çekiliyor. Şehrin içindeki çeşmeler yazın kurur, ahali içecekleri suyu (Keçiköy)ünden getirmeye mecbur oluyorlar.

Vaktiyle mahalli madenlerden çıkan bakırdan hayli mamulat vücuda getirirlerdi. Ağaçtan kürek ve yaba imal ve ihraç olunur.
Başlıca ihracatı mısır buğdayı, fasulye, kenevir-i yük, ceviz, kenevir kendir tohumudur. İkinci derecede buğday, arpa, yulaf, pirinç, çavdar, balmumu, yumurta, elma ilh. çıkar.

(Ordu)da tütün az zürû’ olunur.
Şehrin etrafındaki bataklıklar ahaliyi kemal-i şiddetle kırmaktadır.

Trabzon
Bir demir fabrikası bir de şeker fabrikası var…
…Mazlum Bey isminde bir zat Rusya hükümetine yanlış işaratta bulunmuş, Trabzon’dan(Kars)a sevk olunan bu şekerler Türkiye malı değil Avrupa malıdır demiş. Bunun üzerine Rusya hükümeti bu Türkiye mahsulü üzerine Karadeniz havzasına mahsus gümrük tarifesini tatbik etmemeye başlamış gayet ağır gümrük vaz etmiş bu ihracat bu suretle kurutulmuş…

Trabzon’da Nüfus
İslam zükur                         289,752
Rum                                      49,669
Ermeni                                  10,516
Ermeni Katolik                          410
Protestan                                   575
Yekun-ı zükur                      350,722
İnas                                       338,619

---
Samsun şehrinden bahsedilerken, bataklıklara dikkat çekilmekte, buradan yükselen miyazmaların ahalinin kanını zehirlediği söylenmektedir. Ordu’nun sağlık durumu anlatılırken ise bataklıkların ahaliyi kırıp geçirdiğinden söz edilmektedir.
Samsun mutasarrıfının gündüz saat onda henüz uykudan kalkmadığına dikkat çekilmekte, yine memurların disiplinsiz çalıştıkları anlatılmaktadır.
---
Müezzinoğlu, Ersin. Doktor Abdullah Cevdet’in Samsun, Giresun, Ordu ve Trabzon Seyahat Notları, Turkish Studies, Cilt: 7, Sayı: 3, (s. 1843-1857), 2012

19. Yüzyılın İlk Yarısında W. Hamilton’a Göre Samsun ve Çevresi


Ayşegül Kuş - 19. Yüzyılın İlk Yarısında W. Hamilton’a Göre Samsun ve Çevresi

XVIII. ve XIX. yüzyıllarda ortaya çıkan sosyal, siyasi, idari ve ekonomik değişimler ve birtakım diğer faktörler neticesinde seyahatnamelerin sayısında belirgin bir artış olmuştur. Bununla birlikte, Osmanlının güçlü olduğu dönemlerde seyahatnamelerde Türklerden övgü, saygı ve hayranlıkla bahsedilirken, özellikle XIX. yüzyılın başlarından itibaren ise bu durum değişmiştir.

1838 Osmanlı-İngiliz Ticaret Antlaşması Karadeniz bölgesini İngilizler açısından İran transit ticareti için vazgeçilmez bir nokta haline getirmiştir.

İşte böylesi bir ortamda, William John Hamilton’un (öl.1867), Karadeniz bölgesine bir seyahat yaptığı anlaşılmaktadır.
W. J. Hamilton, İngiliz asıllı bir jeoloji uzmanıdır. Asya ülkelerine yönelik seyahatlerini ve gözlemlerini, “Researches in Asia Minor, Pontus and Armenia” adlı yapıtında bir araya getirmiştir.
1838 yılının yaz aylarında Essex buharlısıyla Trabzon’a gelmiş, Gümüşhane ve Bayburt’ta bazı incelemelerde bulunmuştur. Haziran sonunda Trabzon’a dönen Hamilton’un, burada birkaç gün kaldıktan sonra karayolu ile Sinop’a geçtiği anlaşılmaktadır. Hamilton’un gördüğü köylerin, kentlerin ağırlıklı olarak coğrafi özelliklerini not ettiği görülür.
…biyografisi incelendiğinde onun diplomatik bir misyonla bu geziye çıktığı anlaşılmaktadır.
Aynı zamanda Türklere karşı fanatik görüşleri olan ve Türklerin Anadolu’dan atılmaları gerektiğini düşünen biriydi.

Hamilton, 16 Temmuz Cumartesi günü Ünye’de görülmeye değer hiçbir tarihi kalıntı göremediği için, at sırtında on saat mesafede bulunan Çarşamba’ya doğru yol alır.
Ünye’den dört mil uzaklıkta olduğunu söylediği ve o zaman “Ghuereh” ya da “Thureh” olarak bilinen çok iyi ekilmiş bir vadi boyunca akan ve büyük bir deltaya sahip bir nehirden bahseder.
…yol boyunca elma, armut, erik, üzüm asmaları, muşmula gibi meyvelerin bolca bulunduğuna dair bilgiler verir.
Terme’nin büyükbaş hayvanları besili ve oldukça iridir.
(Terme) pirinç üretimiyle geçimini sağlamaktadır ve ahşap binalardan oluşmuş küçük bir kasaba görünümündedir.

Terme ve Çarşamba arasında (…) Bağ ve bahçeler daha sıklaştı. Keten, Hindistan mısırı, meşe ağaçları ve karaağaçlar çoktu.
Yeşilırmak nehrinden Tokatlı Su diye söz etmektedir.
Yeşilırmak’ta çok miktarda balık olduğu söylenmekte ve ırmağın ağzına yakın bir yerde mersin balığı tutulmaktadır.

(Osman Paşa’nın konağında) Oturduğumuzda, gül kokusunun baskın olduğu muhteşem bir şerbet, kahve ve ardından pipo (nargile) ikram edildi.
…burada çok iyi kalitede ipek üretimi yapılmakta ve üretici bu ipeği okkası 8 akçeye bir alıcıya, alıcı da bunu okkası 20 akçeden başkalarına satmaktadır.
Hamilton ipekçiliğin devlet tarafından özendirilip bölgenin refahına katkı sağlama yerine, konulan yüksek vergiler nedeniyle sekteye uğratıldığını belirtir.

Ev Göçü Yasağı
Bu yasağa göre, evli ve bir yerde sürekli olarak ikamet eden Osmanlı tebaası -Türk, Ermeni ve Rumlar- ikametgâhlarını değiştiremezler. Başka bir nedenle şehir dışına çıktıklarında ise ailelerini götürmeleri yasaktır.

Samsun Kalesi
Üst kısım küçük taşlarla tamir edilmişken, kalenin aşağı kısmı büyük kare şeklinde olan taşlardan oluşmaktadır. Amisos (Samsun) harabelerinden alınan malzemelerle inşa edilmesine rağmen daha çok Bizans dönemine aitmiş gibi gözükmektedir. Daha üst kısmı ise Türk usulü bir restorasyon ya da ekleme gibi gözükmektedir.
Samsun Kalesi Hamilton’un söylediği gibi Bizans dönemine değil, Selçuklu dönemine aittir.

Türkleri korkusuz ve yürekli askerler yapan, disiplinsiz olduklarında bile cesur ve kayıtsız zafer aşığı olmalarını sağlayan milli özelliklerini kaybettikleri kesin. Türkler aynı zamanda kendilerinden aşağı statüde bulunan insanlara karşı tahakküm edici bir tarzda davranmakta, fakat kendilerinden statü olarak yukarıda bulunanlara ise itaatkâr bir tutum sergilemektedirler.

…para istifleme Türklere özgü tuhaflıklardan biri. Diğer sıkça gözlemlediğim şey ise, buralarda hiç bir ticari spekülasyonun yapılmadığıdır.
Osmanlı ekonomisinin 19. yüzyılın başlarında batıya nazaran ileri olmadığı, ekonomik hayatın hala büyük ölçüde loncalar ve devlet tarafından örgütlendiği anlaşılmaktadır.

Rum papaza göre, Bafra’da 1000 ev Türklere, 100 ya da 110 ev Rumlara ve 50 ev ise Ermenilere aittir. Ayrıca yazar burada küçük miktarda ipek üretimi yapıldığını, belirtir.
19. yüzyıl başlarında Samsun ve yöresinde çok iyi tütün yetiştirileceğinin anlaşılması üzerine tütün ekimi ve ticareti hızla bir gelişme göstermiştir. Bunun üzerine yakın köy ve şehirlerden Samsun’a çok sayıda nüfus göçü gerçekleşmiştir.
---
Kuş, Ayşegül. 19. Yüzyılın İlk Yarısında W. Hamilton’a Göre Samsun ve Çevresi. Pamukkale Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 18, 2014, s. 1-10