13 Temmuz 2018 Cuma

Bulancak (Giresun) Yöresinde Yemek Kültürünün Doğal Çevre ile İlişkisi - özet


Seda Usta - Bulancak (Giresun) Yöresinde Yemek Kültürünün Doğal Çevre ile İlişkisi - özet

…yörenin yemek kültüründe doğal şartların önemli bir yeri vardır.
İklim lahana, mısır, fasulye, bezelye, kabak gibi sebzelerin tarımı için uygun koşullara sebep olmuştur. Bu durum yörenin yemek kültürünün sebze ve bitki ağırlıklı olmasında etkili olmuştur. Sebze ve bitkilerden mısır unlu çorba, dible, kavurma, mısır unlu kızartma, turşu gibi yemekler yapılmaktadır.
Balıkların genellikle tavada mısır unu ile kızartması yapılır. Hayvansal gıda olarak en çok tüketilen ürünler; ayran, yoğurt, çökelek peyniri ve tereyağıdır. Kışlık yiyecek hazırlığı olarak turşu kurma, yiyecek kurutma yapılır.

(Kültür, insanların hayatı yaşama biçiminin karakteristiğidir.)

Kültür birçok değerle etkileşim içinde olduğu için dinamik bir yapıya sahiptir. Zaman içinde gelişen teknoloji, ulaşım, haberleşme, internet kullanımı, ekonomik faaliyetler, eğitim durumu, vb. etkenler bir yerdeki kültürel değerlerin değişmesine sebep olabilmektedir.

Kültür ile coğrafyayı birleştiren kültürel coğrafya, kültür grupları ve toplumun mekânsal işleyişi bakımından ortaya çıkan mekânsal çeşitlilikleri coğrafi bir yaklaşımla ortaya koymaktadır.

BULANCAK’IN COĞRAFİ ÖZELLİKLERİ
Ortalama sıcaklığın en yüksek olduğu ay 23,0 ºC ile Ağustos, en düşük olduğu ay 7,2 ºC ile Şubat ayıdır.
Sahip olduğu akarsulardan en uzunu ve en önemlisi kaynağını Karagöl dağlarından alan Pazarsuyu Deresidir (s. 8).

Karedeniz kıyıları boyunca uzanan etek ormanları sürekli tahrip edildiği ve hayvan otlatıldığı için geniş yapraklı ağaçlar çalı formunda kalmaktadır.
…kayın ormanları sahile yakın yerlerde başlayarak 1700 metreye kadar çıkar. Bu ormanlar, 500-1200 metre arasında ise ladinleri bünyesine alan karışık ormanlar halinde bulunur (s. 9).

Bulancak 1934 yılında ilçe olmuştur.
Kentin en büyük mahalleleri İhsaniye ve Bulancak mahalleleridir.
…sanayi faaliyetleri bakımından Giresun ilinin en gelişmiş ilçe merkezidir.

Kentte tarım sektöründe çalışanların oranı her geçen gün azalmakla beraber ailelerin ikinci gelirini fındık tarımı oluşturmaktadır. Kentte fındığın yanı sıra fazla olmamakla beraber mısır, baklagil ve sebze tarımı da yapılır (s. 16).

Bulancak ilçesinde özellikle yüksek yaylalar kuşağı hayvancılığa uygun olmasına karşın girdi fiyatlarının yüksekliği ve yoğun göç olayı nedeniyle hayvan sayısında sürekli bir düşüş olmaktadır.

Hamsi, mezgit, istavrit, barbun, kefal, lüfer, palamut en çok avlanan balık türleridir. Arıcılık bakımından da ilçe Giresun ilinin en fazla gelişen ilçesidir. Arıcıların çoğu fındık bahçelerinin ilaçlanması nedeniyle kovanlarını Erzurum, Kars, Sivas, Erzincan gibi illere götürmektedir (s. 18).

Bulancak Yemek Kültürü
Yeryüzü şekillerinin yemek kültürü üzerindeki etkisi yemeklerde kullanılan malzemeler üzerinedir.

Doğu Karadeniz’de yükselti ile engebenin fazla olması (…) insanların ovalardaki gibi tarım yapmasına olanak vermemiştir (s. 19).

…tarlalarda fasulye (Phaseolus vulgaris), karalahana (Brassica oleracea acephala), mısır (Zea mays saccharata), biber (Capsicum annuum), patlıcan (Solanum melongena), domates (Lycopersicon esculentum), salatalık (Cucumis sativus), marul (Lactuca sativa), maydanoz (Petroselinum hortense), bezelye (Pisum sativum), patates (Solanum tuberosum); elma (Malus domestica), armut (Pyrus communis), erik (Prunus domestica), kiraz (Prunus avium), taflan (Prunus laurocerasus), töngel (muşmula) (Mespilus germanica), limon (Citrus limon), mandalina (Citrus reticulata) yetiştirilmektedir.

…yemekte kullanılan su ile yemeğin lezzeti arasında bir ilişki…
…şebeke suyunun daha kirli olduğunu söyleyen yerel halk köy ve yayla suyu ile yapılan yemeklerin daha lezzetli olduğunu belirtmektedir (s. 21-22).

Karalahana ise köy suyu ile daha çabuk pişmektedir.
Mısır tarımının yaygın olarak yapıldığı dönemlerde köylerde yaklaşık 5-6 değirmen bulunmaktadır (s. 22).

Yörede tüketilen sebzelerin çoğu yazın yetişir. Bu sebzelerin kış mevsiminde de tüketimini gerçekleştirebilmek için turşu kurma ve sebze kurutma işlemleri yapılır. Turşu kurma işlemi bu şekilde başlamış olsa da artık bir gelenek haline gelmiştir.
Yiyecek kurutma ise geçmişten günümüze önemini koruyamamıştır. Kurusu sevilen yiyecekler dışında yiyecek kurutma işlemi teknolojinin gelişmesiyle yerini derin dondurucularda muhafaza işlemine bırakmıştır.
…yiyecek kurutma işlemi en sıcak ay olan Ağustos ayında yapılmaktadır.

Kuruma işleminin süresi yiyeceğin kurumasına bağlı olarak bir kaç gün ile bir kaç hafta arasında değişkenlik gösterir. Mısır, fasulye gibi yiyecekler hem güneş altında hem de fırında kurutulmaktadır.
Yiyecek kurutma ve turşu yapımı dışında konserve kurma, salça yapma, pekmez ve reçel yapma işlemleri sahip olunan ham gıdanın mevsim atlatılarak tüketilmesini sağlayan diğer yöntemlerdir.
Pekmez çoğunlukla yörede yaygın olan elma, amut, üzüm, töngel (muşmula), erikten yapılır. Reçel ise ister yörede yetişsin ister pazardan alınsın istenilen her türlü meyveden yapılır. En çok yapılan reçeller incir (Ficus carica), çilek (Fragaria vesca), ayva (Cydenia vulgaris), elma reçelleridir (s. 24).

Bulancak Yöresinde sebze ağırlıklı, az yağlı ve az baharatlı bir mutfak kültürü gözlenmektedir.
Sebze yemeklerinin çoğu yağ ve soğan ile kavurmaya dayalıdır.

Yörede yetişmesi mümkün olan her türlü sebzenin yemeği yapılmaktadır. Bunların başını karalahana, fasulye, bezelye, kabak çekmektedir. Bu sebzelerin dışında doğada kendiliğinden biten; ısırgan (Urtica dioica), mendek/baldıran (Aegopodium podagraria), hoşkıran (Amaranthus retroflexus), galdirik (Trachystem onorientalis), melurcan/dikenucu (Smilax excelsa), sakarca (Ornithogalum umbellatum), ezeltere (anason) (Pimpinella anisum) ve mantar çeşitleri yörede en fazla tüketilen doğal bitkilerdir.
Yörede tarımı yapılan fındığın yemek kültüründe baskın bir etkisi yoktur. Fındık daha çok tatlılarda kullanılmakta ve çerez olarak tüketilmektedir (s. 25).

…yemek sofrasının vaz geçilmez yemekleri arasında: Pancar (Karalahana) çorbası, fasulye ya da lahana turşu kavurması, mısır ekmeği yoğurtlaması, ayran vd. yer almaktaydı.

Sütten yapılan yoğurt her gün sulandırılarak ayran olarak tüketilmekteydi.

Dinin yemek kültüründeki şekillendirici yönü…

Düğünlerde yapılan yemekler her zaman yapılıp yenen yemekler olmadığı için değerliydi (s. 33).

Çeşitliliğin bu kadar azalmasının sebebi insanların kolay olanı tercih etmesidir.

Yemek Analizi
Bir yörede yaygın olarak yapılan yemeklere bakarak o yörenin doğal şartlarıyla ilgili bilgi edinmek mümkündür. İnsanlar yaşadığı çevrenin onlara sunmuş olduğu imkânlardan faydalanarak yemeklerini yaparlar.

Pancar (Karalahana) Çorbası, Döşemesi ve Sarması
Karalahanaya yörede pancar denilmektedir (s. 35).

Serin iklimleri ve suyu seven bir kış sebzesi olan Karalahana yörede yazın ve kışın yetiştirilmektedir.

(Elektriğin bölgede yaygınlaşmasından önce) Köylerde karalahana kurutularak kışın tüketilmiştir. Bu kurutma işlemi lahananın suda bir boğum haşlanıp daha sonra ipe yahut tele asılarak gölgede bir hafta bekletilmesiyle gerçekleştirilmektedir (s. 36).

Yapılan çorba tüketim süresinden önce bitirilememişse dökülmez tekrar yiyebilmek için suyu süzülerek soğan ve yağ ile tekrar kavrulurmuş. Kırık iğnenin bile değerinin olduğu yokluk zamanlarında büyükler aç kalmamak için ellerinde bulunan nimetleri hiç bir şekilde zayi etmemişlerdir (s. 37).

Fasulye Kurusu Çorbası
Yörede hemen hemen herkes tarlasında fasulye yetiştirmektedir. Mevsiminde tarladan taze toplanıp yemeği yapılan fasulye hem turşusu kurularak hem de kurutularak mevsimi dışında da tüketilmektedir. Fasulyenin kurutma işlemi iki şekilde gerçekleştirilir: Fırında ve güneş altında. Fırında kurutulan yeşil fasulyeye Fırın kurusu fasulye denir. Güneş altında kurutulan fasulyeye Gün kurusu fasulye denir (s. 39).

Dible Yemekleri
Dible yemeğinin özelliği içine atılan malzemelerin ince ince doğranmasıdır. Yörede her türlü sebzenin ve turşuların diblesi yapılıp yenmektedir.
Pancar (Karalahana) ve fasulyeden başka baldıran (mendek), galdirik, sakarca, melurcan (dikenucu), bezelye, fırın kurusu fasulye, mantar, kabak, taflan turşusu, fasulye turşusu, kiraz turşusu ve mantar turşusunun dible yemeği yapılmaktadır (s. 42).

Mısır Ekmeği, Mısır Unu Yağlaşı ve Mısır Unu Helvası
Mısır bitkisi sıcak ve nemli bölgelerin bitkisidir. Karadeniz Bölgesi sahip olduğu iklim özelliğiyle mısır tarımı için idealdir (s. 43).

Un dışında mısırın öğütülmesiyle elde edilen bir diğer ürün mısır yarmasıdır. Fırınlanmış unun el değirmeninde öğütülmesiyle elde edilir.

El değirmeni geçmiş zaman için köylerde herkesin evinde bulunmamaktadır (s. 46).

Mısır ekmeğinin pişirme yöntemleri geçmiş zaman için çeşitlilik göstermektedir. Yaklaşık 50 yıl önce taş fırında, pilekide, sac üstünde, küllü sacda mısır ekmeği pişirilmektedir. Bu usulle pişirilen ekmeklerin tadı daha leziz bulunmaktadır. Zaman içinde evlerde fırınların kullanılmaya başlamasıyla ve mısır ununun yerini buğdayın almasıyla bu çeşitlilik azalmıştır (s. 47).

Isırgan Çorbası ve Isırgan Yağlaşı
Fındık bahçelerinde, ormanlarda, dere kenarlarında, evlerin ve tarlaların etrafında, yol kenarlarında kendiliğinden bitmektedir.

Çalı Çileği Çorbası ve Mendek Çorbası
…yaban mersini meyvesi çalı formunda olmasından dolayı yörede Çalı çileği olarak bilinmektedir. Çilek pancarı ve çileklik yörede kullanılan diğer isimleridir. Çalı çileğinin yaprağından çorba, turşu; meyvesinden reçel ve pekmez yapılmaktadır.

Baldıran bitkisi yörede Mendek olarak bilinmektedir (s. 53).

Sakarca Tava
Yumrulu bir bitki olan sakarcanın, çiçeklenmeden önce toplanıp kökü ile beraber yemeği yapılır.

Turşu Kavurmaları
Turşu kavurması, Karadeniz’de Giresun, Ordu ve Trabzon’da yaygın olarak yapılan Karadeniz yemek kültürüne ait olan bir yemektir.

Turşusu yapılacak sebze yıkanıp isteğe göre doğranır. Bir bidonun içine tuz ve sarımsak ile karıştırılarak konulur. Sirkeli su ilave edilerek ağzı sıkıca kapatılır. Serin bir yerde muhafaza edilir. Yaklaşık iki hafta kadar sonra turşu yenmeye hazır hale gelir. Beyaz lahana, fasulye, biber, salatalık, acur, yeşil domates, pırasa, patlıcan, kabak, galdirik, ezeltere, pezük\pazı kökü, çalı çileği\çileklik\çilek pancarı ve melurcan turşusu yapılan sebze ve bitkilerdir (s. 57).

Kavurması yapılacak turşu bidonundan çıkartılıp (…) yıkanır. Tuzunun çıkması için su içinde bir iki saat bekletilir.

Balık Kızartmaları

Kuru Yufka Böreği
Kuru yufka yörede özellikle Ramazan ayı için yapılmaktadır.

Burma Tatlısı, Şişko Tatlısı, Kelebek Tatlısı
Yörede şerbetli tatlılar deyince akla ilk burma tatlısı, şişko ve kelebek tatlısı gelmektedir.
Burma tatlısına yörede burma börekte denilmektedir. İncecik açılan yufkalar arasına fındık serpiştirilerek rulo halinde sarılır. Sarıldıktan sonra iki ucundan ortaya doğru büzüştürülüp dilimlenir. Tepsiye dizilip fırında kurutulur. Soğuduktan sonra şerbet hazırlanıp üzerinde şerbet dökülür.
Şişko ve kelebek tatlısı yapılışı: Bu iki tatlının yapılışı birbirine benzemektedir. Şişko tatlısı yağda yuvarlak şekildeki hamurun kızarıp kızaran hamurun şerbete atılmasıyla yapılır. Kelebek tatlısı da kelebeğe benzer şekilde kesilmiş hamurun yağda kızartılıp kızardıktan sonra şerbete atılmasıyla yapılmaktadır (s. 63).

Kurutulmuş Yiyecekler
Patlıcan, biber, kabak; üzüm, kayısı, incir kurusu yapılan sebze ve meyvelerdendir.
Acı biber: Yörede en yaygın kurutulan sebzelerden biridir. Ekim ayında tarladan toplanan kırmızı acı biberler iplere geçirilerek evlerin önlerine, iplere, serendi altlarına asılarak ya da temiz bir örtünün üzerine serilerek kurutulmaktadır (s. 64).

Kurutulan kara kabağın çorbası, diblesi yapılmakta haşlanıp yoğurtla birlikte yenilmektedir.

Şalgam bitkisi yörede Höngül olarak bilinmektedir. Yörede Şalgam bitkisinin kökü değil yeşil kısmı yenir.

Muşmula meyvesi yörede Töngel olarak bilinmektedir.

Pekmezler ve Reçeller
Bulancak yöresinde elma, armut, üzüm, töngel, dağ çileği, taflan, ayva, dut, incir, Trabzon hurması, erik ve kirazın pekmezi yapılmaktadır. En yaygın olanları elma, üzüm, armut pekmezidir. İncir, çilek, elma, ayva, vişne, töngel, kayısı, kiraz, üzüm, kavuk çileği, çalı çileği, dut, erik, böğürtlen, portakal, şeftali, taflan ve mandalina reçeli yapılan meyvelerdir. En yaygın olanları incir, çilek, ayva ve elmadır (s. 69).

---
Usta, Seda. Bulancak (Giresun) Yöresinde Yemek Kültürünün Doğal Çevre ile İlişkisi, Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Samsun

Atasözü ve Deyimler Arasındaki Farklar


Seyfettin Altaylı - Atasözü ve Deyimler Arasındaki Farklar

…bu makalede deyimlerle atasözleri arasındaki farklara dokunmak istiyoruz, ancak vereceğimiz örnekler Azerbaycan Türkçesinde kullanılan atasözleri ve deyimlerden ibaret olacaktır (s. 126).

Atasözleri, şekil yönünden belirli kelimelerden oluşan kalıplaşmış ifadelerdir.
…kelimelerin birini çıkarıp yerine başka bir sinonimini yerleştirmek adeta imkânsızdır… (s. 127)

Deyimleri atasözlerinden ayıran en önemli fark onların bir anlayışı ifade etmek için oluşturulmuş olmaları ve özel kalıplar hâline getirilmeleridir (s. 130).

…atasözlerinin asıl gayesi nasihat etmek,

---
Karadeniz Araştırmaları Dergisi, Bahar 2010 • sayı 25: 125-134

Bazı İskit-Saka Kelimelerinin Etimolojisi Üzerine


Fuzuli Bayat - Bazı İskit-Saka Kelimelerinin Etimolojisi Üzerine

İskit-sakalar, Sarmatlar, Alanlar, Kuşanlar hatta Azlar (…) İranist bilim adamları bu kabileleri Hint- Avrupa veya İrani halklar olarak takdim etmişler… (İddiaları kadim İrani kavimlerin Karpat-Ural arasındaki coğrafyada yaşadıklarıdır. Fakat o coğrafyadan elde edilen kalıntılar İrani değil kadim Türk halklarına aittir) (s. 1)

…kaynaklarda yer alan İskitçe ilah (teonim) adlarının büyük bir kısmı Türkçedir. Apia, Papaios, Goytosir, Artim-Pasa…

İskit mitolojisinde yüksek dereceli ruhlardan birinin adı Papaios / Papay (bazıları bu sözcüğü “baba” ile aynılaştırır) (s. 2)

Baba+ay / Babay / Papay…

Heredotos, İskitlerin Aphrodite’inden söz eder: Artim Pasa / Artimpas

Habiçev’e göre İskitlerde ocak sahibinin adı Tapiti / Tabiti
Herodotos bunu Hestia olarak kaydeder.
Bugünkü Karaçay-Malkar/Balkar Türklerinin dilinde Tabiti Tobadı şeklindedir.
Tab/tam (ev) – idi/ide/iye (sahip) (s. 3)

Apia; Herodotos bunun yer ana, orman ana, hayvanların koruyucusu olarak çevirmiştir.
Orhun / Yenisey Yazıtlarında “apa” ulu, ecdad, dede anlamlarındadır.

Goytosir: goy/gök – tosir, açıklanamadı. Belki – Göktanrı (s. 4)

Tagimasad: Herodotos’a göre bütün nehirlerin ve suların tanrısıdır. Tagim / Tengiz (deniz) sözcüğünün Yunanca yazılış biçimi olabilir.

Targitay: Herodotos’a göre İskitlerin ecdadı (s. 5)
Targ/tarh kökü soydaş, akraba anlamları bildirir.
Arap kaynaklarında Deşt-i Kıpçak bölgesinde yaşayanlara Tokarmar veya Tokaram denir.
Hazar çevresi Musevi idi ve bu bölgenin yukarısında yaşayanlara Tevrat ananesine uygun olarak Türk değil Tokaram deniliyor…

(Targitay / Tokaram – pek olacak gibi görünmüyor ama iddia böyle…)

Targitay: Boğa, öküz şekliyle tasvir edilir.
Sibirya Türklerinin dilinde “tur”  vahşi boğa demektir. (s. 6)

Tar / Tur, Çuvaşçada tanrı anlamına gelen Tora ile aynı kökten…

Mite göre Targiay’ın Lipoksay, Arpaksay ve Kolaksay adlarında üç oğlu var. Bunlar gök, yer ve yer altına karşılık geliyorlar (s. 7).

Herodotos’un tarihinde bu kavmin kendilerine Skolot veya Skolt dediği yazılıdır. İskit ve Saka adını onlara komşuları vermiştir. (s. 8)

Miziev’e göre Skolot terimi, Karaçay-Balkar/Malkarca’da saygılı, soylu anlamına gelen ıshıltı/shıltı kelimesiyle aynı köktendir.  Bu terim ız-gıl (sınır, hat), ız-gılı (verese, mal-mülk), ız-gıltı (varis, soylu) gibi kelimeler oluşturur.

Massagget /  baş+sak anlamında Sakaların esas boyu şeklinde izah edilebilir (s. 9).

---
Karadeniz Araştırmaları Dergisi, Sayı: 7, (s. 1-10) 2005

8 Haziran 2018 Cuma

Osmanlı Hakimiyetine Kadar Doğu Karadeniz'de Türkler - özet


İbrahim Tellioğlu - Osmanlı Hakimiyetine Kadar Doğu Karadeniz'de Türkler

1455 Canik-i Bayram tahriri (…) Ordu ve Giresun ile Samsun’daki Türk beyliklerinin nüfus yapısını ortaya çıkarmaktadır.

K’art’lis Chovreba (Gürcistan tarihi), Selçukluların Kafkasya hareketleri dışında, Anadolu’nun Türkleşmesi ve Türkiye Selçukluları için çok önemli bilgiler içermektedir. Aynı zamanda, Makedonyalı İskender döneminde Çoruh boylarında bulunan Kıpçaklarla ilgili yegâne kaynaktır.

Urfalı rahip Mateos’un yazdığı vekayinâme, 952’den 1136 yılma kadar geçmiş olayları içerir. Türklerin Anadolu’ya geldiği dönemle ilgili en önemli Ermeni kaynağı olan Mateos, Çağrı Bey’in 1018 akınmdan 1136 yılına kadar cereyan eden olaylar hakkında oldukça kapsamlı bilgi vermektedir.
(Urfalı Mateos Vekayi-Nâmesi (952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-1162))

Stephannos Orbelian (Etienne Orpelian) tarafından kaleme alman Sünik (Karabağ) Vilayeti Tarihi (…) Ermenistan ve Gürcistan'da meydana gelen olaylar hakkında bilgi vermektedir.

Kral III. Aleksios döneminde saray tarihçisi olan Michael Panaretos'un Chronique de Trebizonde adlı eseri, Trabzon Rum Devleti hakkındaki en önemli kaynaktır.

Osmanlı tarihçileri içerisinde (…) Mehmet Neşri, II. Murad devri hadiselerine şahit olması bakımından büyük önem kazanmıştır.

(Diğer dillerdeki kaynak eserler hakkında bilgiler…)

Anadolu'nun Türk yurdu haline gelmesi hakkında batıda hazırlanan eserler içerisinde Speros Vryonis ve Claude Cahen'in çalışmaları büyük öneme sahiptir.

GİRİŞ
Kızılırmak, Yeşilırmak, Çoruh ve Kelkit nehirleri, Doğu Karadeniz bölgesinin belli başlı su kaynaklarını teşkil etmektedir. Bunun haricinde yöre, Türkiye’nin en yoğun akarsu ağına sahiptir.
Ayrıca, en eski zamandan beri kullanılan ticaret yolu da bu nehirler üzerindedir (s. 3).

Günümüze kadar Doğu Karadeniz bölgesinde yapılan kazılar neticesinde, ulaşılabilen en eski uygarlık kalıntılarının, Alt Paleolitik (Yontma Taş) döneme ait olduğu anlaşılmaktadır.
Bu devre tanıklık eden aletler, Ünye'nin Yüceler Köyü Ceviz Deresi sekilerinde ve Trabzon'un kuzeyinde, Bayburt'un 13 km. güneydoğusunda, Çoruh Irmağının kollarından biri olan Gez deresi kıyısındaki alanda ele geçirilmiştir (s. 5).

M.Ö. XVI. yüzyılın ortalarında, Hititlerin “Yukarı Ülke” ismini verdiği Kuzey Anadolu’da ortaya çıkan Gaşkalar…
Grek kolonileri çağında Gaşkalardan söz edilmemesi, Kimmer ve İskitler’den önceki dönemde bu topluluğun bölgede olmadığını göstermektedir. (s. 7)

I. BÖLÜM
Doğu Karadeniz bölgesine yerleşen ve Türklerle akrabalığı söz konusu olan topluluklar Kimmerler ve İskitlerdir.

Kimmerler, Nuh tufanından sonra insanlığın yeniden dünyaya yayılması ile ilgili Tevrat'da yer alan rivayette Yafes'in oğulları arasında Gomer ismiyle gösterilmektedir.

M.Ö. 1800-1700'li yıllarda ana yurtlarından batıya göç ederek Kafkasların kuzeyindeki bozkırlara beş yüz yıl kadar hakim olmuşlardır. (s. 15).

M.Ö. VIII. yüzyıl ile M.Ö. 500 arasındaki dönemde İskit akınları sebebi ile güneye ve batıya çekilerek muhtelif memleketlere göç etmişlerdir.
Asur yazıtlarına göre Kimmerlerin Güney Kafkasya'da gözükmesi Sargon'un (M.Ö.722-705) idaresinin son dönemine denk gelmektedir.

Kimmerlerin ilk ulaştığı saha Gürcistan düzlükleri olmuştur.
Kimmerler, Gürcistan'ın Karadeniz sahilindeki Kolhis krallığının yıkılmasına sebep olmuşlardır (s. 16).

Kimmerler, M.Ö. 696 / 695 civarında Orta Kızılırmak bölgesinin batısındaki Frigya topraklarına saldırarak Kral Midas'ın intihar etmesine ve Frig devletinin yıkılmasına da sebep oldular.

M.Ö. 660'dan itibaren batıdaki Lidya üzerine akınlar yapmaya başlayan Kimmerler, M.Ö. 652'de Lidya ordusunu yok ettiler.
Lidya prensi Ardis'in Asur ordusunu bölgeye davet etmesi üzerine Kilikya'ya doğru ilerleyen Kimmerler, M.Ö. 650'de bu bölgede Asurlularla yaptıkları muharebeyi kaybetmişlerdir (s. 19).

Kimmer boyları (Frig devletini ortadan kaldırdıktan sonra), Karadeniz bölgesinde Ereğli'den Trabzon'a kadar olan alanı ele geçirmiştir (s. 20).

İki asra yakın bir süre içerisinde Anadolu'nun muhtelif kesimlerine yayılan ve Kapadokya bölgesinde bir devlet kurmayı başaran Kimmerlerin M.Ö. VII. asrın sonlarına doğru güçlerini yitirdikleri ve M.Ö. 590-585 arasında tarih sahnesinden çekildikleri anlaşılmaktadır.
Kimmerlerin yıkılış döneminde başlarında Dudgamme adlı kral bulunmaktadır. Dudgamme'nin ölmesi üzerine Kimmerler arasında iç karışıklık çıkmış, yerine geçen oğlu Sandakhshatra devleti toparlamaya çalışmış ise de başarılı olamamış (s. 21).

İskitler (Sakalar)
İskitler; Tevrat'ın Aşkenaz, İranlıların Saka, Asurluların Aşguzay, Yunanlıların İskit olarak farklı isimlerle adlandırdığı bir topluluktur (s. 22).

İskitlerin Türklüğü tartışılsa da, bunların kurduğu konfederasyon içerisinde Türk zümrelerinin bulunduğu açıktır (s. 24).

İskitler, M.Ö. 750 ile 700 tarihleri arasında Turgay bölgesinden ve Ural nehrinden geçerek Güney Rusya'ya gelmiş…
Bunlardan bir grup, Kimmerleri takip ederek önce Güney Kafkasya'ya, oradan da güney-batıya yönelerek Anadolu'ya yayılmıştır (s. 25).

Gürcistan'da demiri ilk kullanan kavmin, Kafkasların kuzeyinden gelen kavimler olduğunu ve İskitlerden kalma demir silahın, bölgede bulunan en eski demir eşya olduğunu kaydetmektedir (s. 26).

Sandalgian'm kaydettiğine göre, II. Rousas döneminde M.Ö. 665 yılında Kafkaslardan gelerek Kür nehrinin sağ tarafını ele geçiren Goglar (İskitler), Gogaren ya da kendi isimleri ile Sakasen olarak anılan bölgeye yerleşmiştir (s. 27).

İskitlerin Karadeniz bölgesine yerleşmeleri, Yunanlıların bu mıntıkaya koloni kurmalarından önce olmuştur (s. 28).

Kimmer ve İskitler tarih sahnesinden çekildikten sonra, bunların hakim olduğu sahada Türk kavimleri ortaya çıkmıştır.

Bunturki ve Kıpçaklar
Çoruh nehri havzasına yerleşmiş olan Türk boylarıdır… Büyük İskender’in ordusu bölgeye akın yaptığında bunlarla karşılaşmış…  (s. 31)

Halaç/Kalaçlar
Klarcet bölgesi; Borçka-Artvin-Şavşat-Ardanuç kesimlerini içermektedir.
Moise de Khoren, Gürcülerin Klarcet dediği bölgeyi Ermenilerin Gghardch olarak adlandırdığını belirtir (s. 34).

Afşarlar
Afşar isminin anlamı; işinde çevik ve avcılığa düşkün demektir.

(Antik Yunan kayaklarında Asparus adıyla anılan nehrin Afşar demek olduğunu iddia eder Kırzıoğlu (s. 36))

Yazgurlar
Askur / Yazgur (s. 39)

Bölgede Kurulan Belli Başlı Yunan Kolonileri
Yunan kolonilerinin ilk ikisi Sinop ve Trabzon (. 41)

Darius döneminde; Doğu Karadeniz bölgesinin bulunduğu 19. satraplıkta, Moskhi, Tibaren, Makron, Mossinik ve Marsa adlı halklar yaşamaktadır (s. 42).

…ticaret merkezlerinin kurulması ile yöre halklarının dil ve dinlerinde Yunan medeniyetinin izleri görülmeye başlanmıştır (s. 48).

Lazlar hakkında hazırlanan Gürcü kaynaklarında, bu topluluğun Grekçe bildiği, ticaret ve din hayatlarında bu dili kullandıkları önemle belirtilmektedir (s. 50).

Bölgedeki Ye İsimleri
Umar, Helen kolonizasyonu çağında kurulduğu söylenen kentlerin birçoğu dahil, en eski kentlerin çoğunluğunun eski Anadolu dilleriyle bağlantılı olduğunu, bu kültür grubuna dahil insanların verdikleri coğrafi isimlerin, Helenler tarafından az çok çarpıtılarak kullanıldığını belirtmektedir.

Paul Wittek, Bizanslılardan Türklere geçen yer isimleri konusundaki çalışmasında, sadece Bafra'nın isminin Grekçe Pavrae adından türediğini belirtmiş, Doğu Karadeniz bölgesindeki diğer yer isimlerinin Grekçe ile bağlantılı olduğuna dair herhangi bir kanıt bulamamıştır.
Anthony Bryer, Trabzon ve
Giresun'un eski kullanımı olan Trapezous ve Kerasous isimlerinin Helenlerden önce kalmış bir adm çarpıtılması ile oluştuğundan hiç kuşku duymamaktadır (s. 52).

II. BÖLÜM
Bulgarlar
…bu Türklerin asıl adı Oğur'dur ve Tuna ağzından Volga'ya kadar, Karadeniz kuzeyindeki bozkırlarda ayrı boy birlikleri halinde yaşamaktadırlar (s. 57).

VI. asırda (…) Doğu Karadeniz bölgesinde Çoruh havzası ile Trabzon ve civarına yerleştirildiler. (Bulgarlar burada) İranlılara karşı iskân edildikleri sahayı korumakla görevlendirilmiş olmalıdır (s. 59).

…
Malazgirt savaşı öncesi ve sonrası…
…
Danişmendliler, vs.

Samsun Yöresinin Fethi
Danişmendlileri ortadan kaldırdıktan sonra Samsun'a kadar ilerleyen Kılıç Arslan, şehri ele geçiremese de, bölgeyi baskı altına almıştır.
Samsun, 1178 yılında Selçukluların kontrolüne geçmiş… (s. 99)

Kösedağ Savaşı'ndan sonra başlayan süreçte (…) tamamına yakını Türk olan topluluklar, son yurtları olan Anadolu'da göçe zorlanmışlardır.

Çepnilerin Sinop kıyılarına yerleşmeleri, Anadolu'daki Moğol nüfuzunun artması ile ilgilidir.

Çepnilerin Sinop bölgesine ne zaman yerleştiklerine dair bir delil (elimizde yok) (s. 113)

Bölgeye Gelen Kıpçaklar
Kıpçak adıyla bilinen Türk kavmi, farklı milletler tarafından Polovtsy, Kuman, Kun, Falon, Chardeş gibi isimlerle anılmıştır. Kirmanlara bu kadar çok ad verilmesi, onların antropolojik özellikleri ile ilgilidir. Rusça, Almanca ve Ermenice bu kavme verilen adın manası, "açık san" ve "saman renginde olan sarı saç"ı ifade etmektedir (s. 118-119).

XI. asırdan itibaren bozkır memleketlerini ele geçirmeye başlayan Kıpçaklar, Uzlarla birlikte 1,5 asır boyunca İdil (Volga)’den Tuna'ya kadar olan bozkırların hakimi olmuşlar…

Kıpçakîar, 1103’te başlayan ve on yıl devam eden savaşlar sonunda ağır darbeler almıştır.
Kuman hakanı Atrak'ın kızının Gürcü Kralı David ile evli olmasından dolayı Ten-Kuban boyundaki Kumanlarla Gürcüler arasında yakın ilişkiler kurulmuştur.
Gürcü kralı II. Giorgi döneminde (1079-1082) göçebe Türkler Gürcistan'ı ele geçirmeye başlamış, Klaıjeti bölgesine, Şavşat'a, Acara'ya ve Gürcülerin asıl vatanı olan Karili bölgesine kadar olan sahaya hakim olmuşlardır (s. 120).

Kıpçaklar 1123'te Tiflis'i aldıktan sonra Şirvan'ı işgal ederek Şirvanşah devletini vergiye bağlamış… (s. 122)

Kurucu David'in ölümünden sonra Gürcü devleti, 1120-1170 yıllan arasında 50 yıl süren iç karışıklıklar dönemi geçirmiştir…

1184’te babasının ölümünden sonra fiilen başa geçen Tamara dönemi, Kıpçaklarla Gürcü soyluları arasındaki mücadelenin tekrar ortaya çıktığı bir dönem olmuştur (s. 124).

IV. David tarafından Ermenistan sınırına yerleştirilen Kıpçaklar zamanla batıya doğru yayılmalarını sürdürmüş ve Karadeniz bölgesinin nüfus yapısında etkili olmaya başlamıştır.
Dimitri döneminde ise, Kıpçaklar'ın yerleşme sahası Şavşat, Ardanuç, Yusufeli bölgelerine kadar genişlemiştir. Daha sonraki dönemde Çoruh havzasındaki etkinlikleri gün geçtikçe artan Kıpçaklar, liderleri Papa Sargis ve kardeşi Tagudar ile arasında ihtilaf başgösterince İlhanlı saflarına geçmişler ve Sargis 1267'de Ahıska bölgesini ikta alarak bu yörede Ortodoks Kıpçak atabekler hükümetini kurmuştur. Ardeşen-Batum arasında ve Furtuna deresiyle Çoruh arasındaki kıyı bölgesiyle Artvin, Borçka, Şavşat, Ardanuç, Yusufeli, Torul bölgelerine hakim olan Ortodoks Kıpçaklar içerisinde, Artvin-Borçka kesimini elinde bulunduran grup, 1479 yılından itibaren Osmanlı hakimiyetini kabul etmiştir (s. 126).

Doğu Karadeniz bölgesinde başta Artvin, Rize ve Trabzon illerinde ağırlıkta olan antropolojik özellikler, Kıpçakların yöredeki izleridir (s. 127).

Bugün Kür, Çoruh ve Çıldır gölü havalisinde Kıpçak Türkçesine yakın bir dil konuşan halk, bu dönemde bölgeye gelen Kuman-Kıpçak Türkleri ile ilgilidir…

Ahmet Caferoğlu'nun bölge ağızları üzerine yaptığı incelemede, Trabzon Polathane ve Vakfıkebir ağızlarındaki sabit ve düzenli bir halde kelime başlarındaki "g"lerin "k" ve sesli "d" sessiz "t" şeklini alması ile gelmek yerine kelmek, demiş yerine temiş gibi örnekleri görülen değişmeler, bu ağızları doğrudan doğruya Göktürk-Uygur Türkçesine bağlamaktadır (s. 134).

…kemençe, Kıpçak Türkçesinden ismini almış bir müzik aletidir.

Anadolu'nun birçok yerinde ağıt kelimesiyle ifade edilen "ölü başında taziyeyi makamla zikrederek ağlamak" adeti, Rize mıntıkasında sayı ismi ile anılmakta ve yöre halkı, bu kelimeyi, "sayı kurmak" ve "sayı yapmak" şeklinde kullanmaktadır. Bu değişiklik, eski Türklerde ölü başında makamla yasını sayarak ağlamak manasına kullanılan sagu kelimesinin sayıya dönüşmesi ile oluşmuştur (s. 135).

III. BÖLÜM
Moğol hakimiyetinin son döneminde (…) Karadeniz sıradağlarını aşarak bu sahile inmeye başlayan Türkmenlerin yanı sıra, Çepniler de Samsun'dan doğu istikametinde ilerleyerek yöreye yer-leşmiş ve bu sahillerde bir takım küçük beyliklerin ortaya çıkmasını sağlamıştır (s. 139).

Anadolu'da Moğol hakimiyetinin son dönemlerinde, daha önce vali olarak görev yapan Eretna Bey, bağımsızlığını ilân ederek Karadeniz bölgesinin önemli bir kısmına hakim olmuştur (s. 140).

Canik beylikleri arasında en büyüğü olan Hacı Emiroğulları, Ordu bölgesinde kurulan ve bağımsızlığından kısa süre sonra Trabzon Rum Devleti ile mücadele etmeye başlayan Türk beyliğidir.

Akkoyunlu Türkmen devletini kuran, Kara Yülük diye meşhur olan Kara Osman Bey'dir. Bunların tertip ettikleri silsilenamelerinde, Oğuzların Bayındır boyuna mensup olduklarından dolayı, devletlerine Baymdıriye Devleti denmiştir. Bu aşiret, XIII. asır sonlarına doğru tlhan Argun Han'ın (1284-1291) zamanında, Horasan'dan Azerbaycan'a gelmiş, XIV. asır sonlarında Azerbaycan, Harput ve Diyarbekir arasındaki bölgeyi yurt tutmuşlardır (s. 175).

Akkoyunlu hizmetinde bulunan Ahmetli, Bayramlı, Beharlu, Çakırlı, Çobanlı, Emirli, Hamzalı, Mamaşlı, Pumaklı, Şamlı 211 boylanna mensup aileler, Yavuz Sultan Selim'in valiliği sırasında (1486-1505), Safevilerden kaçarak Giresun, Trabzon, Araklı, Sürmene, Çaykara, Maçka, Rize, Çamlıhemşin, Güneysu, İslahiye ve Pazar'a yerleşmiştir (s. 189).

SONUÇ
Kaşgalar bir tarafa bırakılırsa, Doğu Karadeniz bölgesine tarih çağında yerleşen toplulukların Orta Asya kökenli oldukları kesindir (Kimmerler, İskitler).

Borçka, Artvin, Şavşat ve Ardanuç’u içine alan Klarcet bölgesinden Halaçların, Hopa’daki Apsarus nehrinden Afşarların, Rize’deki Askuros nehrinden Yazgurların ilkçağda Doğu Karadeniz bölgesine yerleştiğini öne süren Fahrettin Kırzıoğlu’nun bu görüşleri, günümüze kadar aksi ispat edilemediği için zikredilmeye değerdir (s. 193-194).

…bölgedeki yerleşim birimleri içerisinde, Tirebolu dışındakilerin Grekçe kökenli olmadığı ortaya çıkmaktadır. Aynı şekilde, Grekçe’nin Karadeniz sahilinde uzunca bir süre konuşulması da Greklerin bu denizin tamamındaki ticareti tekeline almasından kaynaklanmıştır. Diğer taraftan, Doğu Karadeniz bölgesindeki ilk topluluklar, bazı kaynaklarda iddia edildiği gibi Gürcü ya da Grek kökenli değildir. Zira, Yunanlıların bölgeye koloni kurması, Kimmer ve İskit yerleşimlerinden sonraya rastlar (s. 194).

---
Tellioğlu, İbrahim. (2004), Osmanlı Hakimiyetine Kadar Doğu Karadeniz’de Türkler, Serander Yayınları, Trabzon