31 Temmuz 2023 Pazartesi

Ahmet Cevizci - Felsefe Tarihi - İSKOÇ AYDINLANMASI

İSKOÇ AYDINLANMASI

Adam Smith, toplumsal tarih veya sosyal gelişmeyi / dört aşamalı bir süreç olarak değerlendirmişti: Avcılık, hayvancılık, tarım ve mübadele.

İskoç filozoflar, ilkel toplumların tembel, cahil ve vahşi olduklarını; öteden beri dağılmış küçük gruplar halinde yaşadıklarını, pek çok Tanrıya taptıklarını, gelişmiş bir ahlak duygusu ve beğeniden yoksun bulunduklarını / öne sürer… (bu kategoriler Britanya’ya emperyalist politikalarında yardımcı olur)

 

Hutcheson, Hobbes’a tepki olarak insanda asli bir iyilik unsurunun da bulunduğunu dile getiren iyimser bir insan doğası tasarımı kurmaya çalıştı.

…yararcı etik anlayışı, hemen hemen tamamen, bütün insanlarda var olduğunu söylediği “ahlak duyusu”na dayanır.

 

David Hume

Geleneğe yönelik yıkıcı ve geleceğe dönük kurucu tavrıyla / bilimciliği, liberalizmi ve ahlakı duygulara bağlayan anlayışıyla, gerçekten de Aydınlanmanın kesinlikle en kusursuz temsilcisidir.

Kartezyen felsefenin başlangıç öncülünü veya cogitoyu, felsefenin dışarıdan değil fakat içeriden hareketle kurulması gerektiği düşüncesini temele almış…

…sadece zihin hallerimizin dolayımsız bilgisine erişirken, yalnızca zihinsel içeriklerimizle ilgili olarak bir kesinlik içinde olabiliriz / felsefeye / işte bu temelden, yegâne kesinlik merkezinden başlamak gerekir.

…nedensellik ilkesini, “düşüncelerimiz de dahil olmak üzere, her şeyin bir nedeni olması gerektiğini” bildiren ilkeyi eleştirel incelemeye, felsefi sorgulamaya tabi tutan ilk kişidir.

“zihnin bütün malzemesini izlenim veya algılardan kazandığını”, “izlenimi olmayan ide bulunmadığını” söyleyerek ifade eder.

Algılar duyumları, tutkuları ve duyguları ihtiva eder.

Canlı ve güçlü olan bu algılara Hume, “izlenim” adını verir.

Ayrıca algılarla / ilgili düşünceler oluşturabileceğimizi, / belirtir. O, bu ikinci türden algılara “ideler” adını verir.

…nedensellik ilkesini ancak alışkanlığa indirgemek suretiyle açıklayabilen Hume, bilgiye kaçınılmaz olarak bir sınırlama getirmek durumunda kalır.

 

Adam Smith

Hume felsefesinden “muhayyile” ya da “imgelem” kavramını alan Smith, bu kavram aracılığıyla belli bir bilim felsefesi telakkisi geliştirmiş…

Muhayyileyi, “beşeri dünyayı yaratan ya da daha doğrusu ona şekil veren etkin zihinsel güç” olarak tanımlayan Smith, onunla insanın gerek fiziki ve gerekse moral dünyanın algılanan unsurları arasında bağlantılar kurabildiğini öne sürer…

Muhayyile, insanın şeyleri düzene sokma yeteneğinin bir ifadesi olup, insan onunla bilim, sanat, felsefe ve teknolojiyi yaratır.

Newton’un yerçekimi ilkesinin beşeri yönden muadili olacak bir ilke bulmaya çalışan Smith, insan doğasının evrensel bir özelliği üzerinde durur.

Ahlaki Duygular Teorisi adlı eserinde insanın en temel özelliğinin “duygudaşlık”, yani kişinin kendisini başkalarının yerine koyması, başkalarının sevincini ve üzüntüsünü paylaşması olduğunu söyler. Buna mukabil, Ulusların Zenginliği adlı eserinde, Smith insan doğasının evrensel özelliğinin “özçıkar” olduğunu ifade eder.

Dört Aşamalı Sosyal Gelişme Teorisi

birinci evresinde, en aşağı toplum biçimi olarak avcılıkla geçinen insanların oluşturduğu toplum düzeni bulunur.

ikinci evreyi hazırlayan şey nüfus baskısı / artan nüfus, bir kez daha toplum biçiminin değişmesine, toprağın ekilmesine yol açar; Smith, işte bu döneme “tarım ya da çiftçiler çağı” adını verir.

üçüncü evrenin liderleri de büyük toprak sahipleridir.

dördüncü dönem / ticaret toplumu

Ahmet Cevizci - Felsefe Tarihi - İNGİLİZ AMPİRİSİZMİ

İNGİLİZ AMPİRİSİZMİ

Aydınlanmanın kurucu babaları Isaac Newton ve John Locke

Aydınlanma felsefesi / deneyim üzerinden felsefe yaptı / bu yüzden /  epistemolojik ve deneyci bir karakter taşıdı.

 

John Locke

…insan sadece fenomenleri bilebilir.

İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme adlı eserinin girişinde, “Bizim işimiz, her şeyi değil, kendi davranışımızla ilgili şeyleri bilmektir.”

“bilgi güç içindir”

…aklın doğuştan getirdiği teorik ve pratik hiçbir ilke bulunmadığını, zihnin boş bir levha olduğunu ve her şeyin deneyim yoluyla bilinebileceğini öne sürer…

İde /  zihnin düşünme faaliyeti sırasında konusu veya nesnesi olan şey /  algılanan veya düşünülen şey, varlık veya fiziki nesne değil, fakat onun zihindeki temsili olarak ide

 

…ideleri temin eden kaynak deneyimdir.

bilgiye erişme sürecinde dile özel bir önem atfeder…

 

politik toplumun yaratılmasının en önemli nedeni / Mülkiyet…

 

George Berkeley

…zihinden bağımsız bir gerçekliğin olamayacağını, gerçekliğin zihne tabi olduğunu öne sürer.

…maddenin var olmadığını, gerçekten var olanın ide olduğunu söyler…

…buradan fiziki nesnelerin, zihinden bağımsız, nesnel bir varoluşa sahip olmadıkları, fakat yalnızca algılandıkları zaman varoldukları sonucu çıkar.

 

Berkeley’in metafiziğinde, madde veya fiziki nesneler söz konusu olduğunda var olmak algılanmış olmaktır ama zihin ya da tin söz konusu olduğunda, var olmak bu kez algılamak veya algılayan olmaktır.

Tanrının insan zihninden bağımsız olarak varolan şeyleri algılayan neden olduğunu ifade eder.

Ahmet Cevizci - Felsefe Tarihi - RASYONALİSTLER

RASYONALİSTLER

Descartes, Spinoza ve Leibniz gibi rasyonalist filozofların / programı, matematiksel akıl yürütme yöntemini genelleştirmek ve onu, hiçbir sınırlama olmaksızın, felsefe ve bilimin tüm problemlerine uygulamaktan meydana gelir.

…bir diğer ortak noktaları, düşünce ve kafa karışıklığının ve dolayısıyla yanlışın ilk ve en önemli kaynağını imgelem olarak görmeleridir.

 

René Descartes

…modern dünyanın inşasını özne eliyle gerçekleştirdi.

Descartes’a göre, doğal dünya tek bir şeyden, mekânın her yerine yayılmış olan maddeden meydana gelir.

(temel yapı madde ise) Dünyanın nihai gerçekliği / duyumsal olmayan, matematiksel bir tasvir yoluyla ortaya konabilir.

Skolastik gelenek içinde yetişti / mezun olunca Aristotelesçi felsefeyi reddetti.

…cisimlerin hareketlerini ve özelliklerini onları meydana getiren küçük parçacıkların şekil, büyüklük ve hareketleriyle açıklayan mekanistik dünya görüşüne bağlandı.

Descartes açısından bilgi, metafizikle, metafiziğin kendisi de benlikle başlar.

…benlikten daha sonra Tanrıya, Tanrıdan da cismin bilgisine ulaşılacağını dile getirir.

…matematikten yola çıkarak yeni bir yöntem önerir. / matematikte kullanılan tümdengelimsel yöntem,

…insan zihnine apaçık doğruları, / dolayımsız olarak bilme imkânı veren entelektüel sezgidir.

Aklın ikinci gücü, sezgi yoluyla bilinen apaçık doğrulardan yeni ve başka doğrular çıkarma ve böylelikle de bilgimizi artırma imkânı veren dedüksiyon ya da tümdengelimdir.

Metot Üzerine Konuşma: “doğru olduğu açık ve seçik bir biçimde bilinmeyen hiçbir şeyi doğru kabul etmemek gerektiğini” bildiren ünlü “Apaçıklık Kuralı”

“düşünceleri mümkün olduğu ve gerektiği kadar bölümlere ayırmak gerektiğini” öne süren “Analiz Kuralı”

“bileşik şeylerin bilgisine en basit ve anlaşılması en kolay şeylerden başlayarak yükselmenin önemine işaret eden” “Sentez Kuralı”

“bütün bu işlemler sırasında hiçbir şeyin unutulmadığından emin olmak için eksiksiz sayımlar yapmak gerektiğini” bildiren “Sayma kuralı”

 

Yöntemsel Kuşku

Descartes sahip olduğu tüm inanç ve bilgileri üç başlık altında, genel inanç türleri olarak toplar. Buna göre, birinci sırada duyulara veya duyu-deneyine dayanan inançlar, ikinci sırada gerçek “basit doğalara” ilişkin bilgi ve üçüncü sırada da akıl yürütmeye dayanan inançlar veya matematiksel doğrular bulunur.

…her şeyden kuşku duyulabilir, fakat bir şeyden kuşku duyulamaz. / varoluş…

Zihin içeriklerini inceleyip, önce ide türlerini ve sonra da bu idelerin kaynaklarını belirler, yani bilgi teorisi yapar. En nihayetinde, bu teoriye uygun bir varlık görüşüne ulaşabilmek için dış dünyaya geçer. Fakat bu sonuncu adımı atabilmek için kendisini solipsizmden kurtaracak bir Tanrıya, bir nevi atlama tahtasına ihtiyaç duyar.

 

Descartes’ın sisteminde Tanrı / evrenin muhafazası ve himayesi fonksiyondan yoksun deistik Tanrı anlayışıdır.

…

 

Baruch Spinoza

Geometrik Yöntem

Euklides’in geometri için yapmış olduğunu, metafizik, epistemoloji, fizik, psikoloji ve hatta etik için yapmak istedi.

Spinoza’da farklı olan noktalar, kuşkuya hiç yer verilmemesi ve analiz yerine sentezin ön plana çıkmasıdır.

…bir şeyi bilmek, o şeyin nedenini bilmektir,

Ona göre, tek töz ya da Tanrı, zorunlulukla varolur.

Tanrı söz konusu olduğunda, öz ve varoluş birbirine eşdeğerdir.

Tanrının varolan her şeyin, aşkın ve geçici değil de içkin ve kalıcı nedeni olduğunu ifade eder.

 

Spinoza’da özgürlük bilgiyle, doğada hüküm süren nedenselliğe ilişkin bilgiyle gerçekleşir.

…siyasal fenomenleri, değerden bağımsız bir biçimde, tıpkı başka herhangi bir bilim dalının fenomenlerini inceler gibi ele alır.

…bütün insanların zorunlulukla kendi varlıklarını koruma ve sürdürme, güç ve özgürlüklerini arttırma amacı peşinde koştuklarını öne sürer ve bu temel hakikatin politika teorisinin vazgeçilmez başlangıç noktasını meydana getirdiğini iddia eder.

 

Gottfried Wilhelm Leibniz

Ona göre, Kartezyanizm / madde ile ruhu, bilim ve dinden /  tümden koparmıştır…

 

Yöntem

Çelişmezlik İlkesi: Bu ilkeye dayanan önermelere, Leibniz zorunlu doğrular adını verir. / özdeşlik önermeleri veya totolojiler

 

Öznedeki Yüklem İlkesi: mevcudiyet (in esse) ilkesi” olarak da bilinir…

…bütün önermelerin son çözümlemede özne-yüklem formundaki önermelere indirgenebileceğini dile getirir / bütün doğru önermelerde yüklemlerin özne konumundaki kavramda ihtiva edildiğini, tüm analitik önermelerin doğru ve tüm doğru önermelerin de analitik olduğunu ifade eder…

 

Yeter Sebep İlkesi / Yetkinlik İlkesi / Ayırt Edilemezlerin Özdeşliği

…

 

Leibniz’e göre madde bir töz değil çünkü madde bölünebilir, parçalara ayrılabildiği için başka bir şeyin varlığına muhtaç ve ayrıca yer kaplıyor hülasa madde temel olamaz. Ona göre gerçek veya temel olan güçtür.

…dört temel güç vardır: (i) İlkel etkin güç, (ii) ikincil etkin güç, (iii) ilkel pasif güç ve (iv) ikincil pasif güç. Etkin gücü de Leibniz, canlı güç (vis viva) ve ölü güç olarak ikiye ayırır. Ölü güç, yer çekimi / canlı güç hareket halindeki top…

 

…tözü bağımsız eylem yoluyla tanımlar.

…var olmanın eylemde bulunmak olduğunu öne sürer.

Varlığı görünüş ve gerçeklik diye ikiye ayırır…

…cisimler basit tözlerden meydana gelen bileşik varlıklardır. / fenomenal düzeyin gerisindeki esas gerçeklik düzeyini temsil eden bağımsız güç ya da eylem merkezlerine / monad adını verir.

Monadlar gerçek varlığı meydana getiren temel ve nihai metafiziksel birimlerdir.

Atomdan farklı olarak Yer kaplama ve şekilden yoksun oldukları için monadlar bölünebilir de değildirler.

Leibniz’in monadı tinsel bir tözdür.

Monadlar birbirlerinden niceliksel olarak değil de Leibniz’in ünlü “ayırd edilemezlerin özdeşliği ilkesi”ne göre, niteliksel olarak farklılık gösterirler.

…her monad, küçük ölçekli bir dünya, bir mikrokozmostur; “evrenin canlı bir aynası”, yoğunlaşmış bir âlem, kendi içinde bir dünyadır.

 

“Tanrı vardır” / kişi bu önermenin öznesini, yani Tanrı kavramını ya da idesini kavradığı takdirde, varoluş yükleminin onda içerildiğini görür.

Ahmet Cevizci - Felsefe Tarihi - RÖNESANS FELSEFESİ

RÖNESANS FELSEFESİ

Aristoteles putu yıkıldı.

İstanbul’un fethedilmesi

Hümanizm

retoriğin diyalektik üzerinde kazandığı zafer

Platon araştırmalarının merkezi olan Floransa Akademisi

 

Montaigne (1533-1592)

Kuşkucuların argümanlarını yeniden ele aldı. İnsana canlılar dünyasının herhangi bir türü olmak dışında bir nitelik atfetmedi.

…kişinin bilgisizlik bilinci, geleneksel sosyal, politik ve dini form ya da yapılara bağlanmasının en temel nedenini oluşturur…

Ona göre kuşku, şeylerin hakikatine bağlanmaya karşı insanı korur.

 

Nikolaus Cusanus, şüphecilikten negatif teolojiye…

Rönesans düşüncesi çeşitlilikteki birliğe, doğanın çok çeşitli görünüşlerinin gerisine saklanmış güçlere bilgi ile sokulmak ister.

 

Giordano Bruno, evrenin merkezi diye adlandırılabilecek bir yıldız ya da gezegen bulunmadığını söyler.

Dünya sonsuz sayıda minimum ya da monaddan meydana gelir. Giardano Bruno monad ya da minimumları üç düzeyde ele alır. Buna göre matematiksel minimumlar birimlerdir; fiziksel minimumlar bölünemez ve bir anlamda canlı olan atomlardır; minimumlar, metafiziksel düzeyde ise ölümsüz ruhlara karşılık gelir.

 

Agrippa küçük evren olarak insanın kendisinde üç dünyayı bir araya getirdiğini öne sürer. Bu dünyalar da sırasıyla elementlerin bulunduğu maddi dünya, göksel cisimlerin meydana getirdiği dünya ve nihayet manevi dünyadır.

 

Rönesans’ta Aristoteles’in metinlerine beslenen güvenin yerini olguların doğrudan gözlemi almış, teolojik önyargılarla Skolastik düşünüş yerini ampirik verilerle doğrudan tanışıklığa bırakmıştı.

 

Nikholas Kopernik (1473-1543) aslında bir din adamıydı.

 

…madde-ruh düalizmi ya da Hobbes’ta olduğu gibi materyalizm şeklinde tezahür ettiği söylenebilir.

politik mutlakçılık

…tüccarlar / feodal soyluluktan kurtulmak için (feodallerin tasallutundan demek gerek) iktidarın merkezileşmesinin yanında oldu.

 

Machiavelli (1469-1527)

…ahlaki bir bakış açısıyla olması gereken üzerinde yoğunlaşmak yerine, tanık olduğu veya gördüğü şekliyle fiili politik hayatı konu almış ve politik olguları incelemiştir.

İnsanın özü gereği bencil olduğunu öne süren Machiavelli / toplumun doğal olmadığını ve onun bir sözleşmeden doğmadığını ilan eder…

…toplumun kaynağı / toplumun kurucusu

…herhangi bir ahlaki ilkeden hareket etmeyi reddederek, rasyonalizmden tam bir kopuşu gerçekleştirir. / yasa koyma ediminde egemenin iradesini serbest bırakır.

…güçlü ve birliği olan bir devlet için ihtiyaç duyulan erdemi ortak yarar çerçevesinde yaratan şey hukuktur, hukukun ortaya konması ise bir yasa koyucuyu gerektirir. Machiavelli buradan mutlak yasa koyucunun bu amaca ulaşmak için her yolu kullanabileceği sonucunu çıkarır; o, hukukun da ahlakın da nedeni veya yaratıcısı olduğu için politik işlevini yerine getirirken, kendisini bunlardan hiçbiriyle bağlamaz.

…özgür bir cumhuriyet mutlak monarşiden daha üstün ve iyi bir yöntemdi.

Papalığın etkisinin ortadan kaldırılması için de mutlak bir hükümdara ihtiyaç duyar.

 

Thomas More (1478-1535)

Ütopya gerçekten de giderek yükselen ticari sömürü ruhuna karşı radikal bir protesto olarak kaleme alınmıştır.

…güç politikasının iktisadi ve toplumsal bozukluk ve kötülükleri artırdığını öne sürer.

…din ve ahlakın doğrularının sorgulanmasına / More, hiçbir şekilde izin vermez.

 

Richard Hooker (1553-1600)

Aquinalı Thomas’tan yararlanarak bir doğal hukuk öğretisi geliştiren Hooker’ın esas amacı, İngiltere’de Kraliçe Elizabeth’in hükümdarlığını temellendirmekti.

…doğa durumundan toplumsal yaşama geçişi “rıza” kavramına dayanarak açıklar.

 

Jean Bodin (1530-1596)

…politik düşünceye “egemenlik” kavramını armağan etmiş

…monarşiyi felsefi ve hukuksal temeller üzerine oturtur…

…devleti “birçok ailenin ve bu ailelere ortak olan şeylerin doğrulukla yönetilmesi” olarak tanımlar.

…devletin kökenini, zapt etmek isteğinin yol açtığı “güç ve şiddete” dayandırır.

…devletin iktidarını eşkıya veya zorbaların iktidarından ayıran özelliğin devlet yönetiminin adaleti içermesi,

…ailedeki otorite ile devletteki otorite arasında bir paralellik kurar.

Tiranlığın iktidarının yalnızca köleler, kullar, serfler üzerinde olduğu yerde, devlette egemen güç özgür yurttaşlar üzerinde hüküm sürer.

Bodin’e göre, en yüksek buyurma-yönetme gücü olarak egemenlik mutlaktır,

Egemen, kendisini ne koyduğu yasalarla ne de kendinden öncekilerin yaptıklarıyla bağlar.

…süreyle kısıtlanmış olan ya da istendiği zaman geri alınabilen bir iktidar, egemenlik olmayıp, sadece bir yetkidir. Söz konusu yetkiyi kullanan ise egemen olmayıp, sadece bir yönetici olarak kalır.

 

Johannes Althusius (1557-1638) bütün cemaat ya da toplumların temeline sözleşmeyi koyar.

…bir topluluğun amacına erişmesi için ortak bir otoriteye sahip olması gerekir.

Althusius’a göre, egemenlik ancak halkın elinde bulunabilir

 

Hugo Grotius (1583-1645)

…doğal hukuk kurallarını insanın rasyonel ve toplumsal bir doğaya sahip olduğu ilkesinden çıkartır

...beşeri hukuk, yasa üç türlüdür. Birinci / bir babanın, efendinin veya benzer amirlerin emirlerini ifade eden yasadır. İkincisi ise sivil güçten çıkan ve özel bir politik toplum içinde yaşayan insanların birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyen sivil yasa olarak pozitif hukuktur. Üçüncü beşeri hukuk türü ise ulusların yasası, yani zorlayıcı gücünü milletlerin iradesinden alan uluslararası hukuktur.

…insan, doğasını meydana getiren rasyonalite uyarınca uyum ve barış içinde yaşamak isteyen bir varlık olduğundan, barışı sağlayacak bir otorite tesis etmek amacıyla bir birleşme sözleşmesiyle toplumu yaratır ve bir politik sözleşme ile toplumun yönetim biçimini ve yöneticilerini belirler.

…

 

17. yüzyıl felsefesi, özne temelli / düşünce, duygu ve eylem yönünden mutlak ve kesin bir özgürlük talebini dile getirip somutlaştırır.

17. ve 18. yüzyıldaki bütün büyük özgür filozofları üniversiteden uzak durmuşlardır.

17. yüzyılın bütün büyük filozoflarına göre, hakikat dini otorite veya kutsal metinler tarafından aktarılan bir şey değildir; hakikat akla dayalı, özgür ve tarafsız araştırma ile keşfedilen bir şeydir.

…bilime modern zamanlarda, pratik değeri, sağladığı yarar için değer verilmiştir.

 

Francis Bacon (1561-1626)

…doğayı doğrulukla bilmenin tek güvenli yolunun bilim olduğunu, bilimsel yöntemin insana doğayı denetleyeceği bilgiyi sağlayacağını ileri sürmekteydi.

Novum Organum bilimsel yöntem ve metodolojideki, Nova Atlantis [Yeni Atlantis] ise toplum ve politik alandaki reform teşebbüsünü ifade eder

…bilginin farklı dalları veya çeşitli bilimler insan zihninin farklı meleke ya da yetilerini temsil eder veya yansıtır; buna göre, tarih belleğe, şiir ya da edebiyat hayal gücü ya da imgeleme, felsefe de akla karşılık gelir.

Gerçek bir ilerleme için teoriyle pratiğin kesinlikle birleştirilmesi gerektiğini savunan Bacon, ilke olarak spekülatif her disiplinin yanına pratik bir sanat getirmeye çalışmıştır. Örneğin, fiziğin pratik karşılığı mekaniktir.

…bilginin özsel özelliğini, doğruluk yerine, faydada gören Bacon, bütün bir geçmişin bilgeliğini inkâr edip, bilimlerin, bütün bir insani bilginin yeni baştan inşasını kendisinin en büyük amacı yapar.

Bacon Machiavelli’yle, siyaset felsefesinin insanların ne yapmaları gerektiği üzerinde değil de ne yaptıkları üzerinde uzmanlaşmak durumunda olduğu konusunda tam bir uyuşma içinde oldu.

Bacon Anglikanizme bağlılığını hep sürdürdü.

 

Thomas Hobbes (1599-1679)

Leviathan’da pek çok Aristotelesçi kavram ve düşünceyle özel olarak alay etti.

Machiavelli’nin realizmini takip ederek, doğal hukuk öğretisini insanın yetkinliği düşüncesinden ayırmaya özen gösterdi. (insanlarda) baskın olanın, Sokratik geleneğin öne sürdüğü gibi, akıl değil de duygu ve tutkular olduğunu öne sürdü.

…mekanik materyalizmine uygun olarak üç ayrı cisim olduğunu öne sürüyordu: Evreni meydana getiren madde, diğeri insanı oluşturan beden ve sonuncusu da bir vatandaşlar topluluğunu meydana getiren politik gövde.

…her şey maddi olduğuna, olup bitenler mekanik nedenlerin bir sonucu olarak vuku bulduğuna göre, bilinecek olan her şeyin duyularımız aracılığıyla bilinmesi gerekir.

 

(Hobbes’a göre) Düşünce dilden önce gelir,

…hayatın korunması ve sürdürülmesinin insan eyleminin biricik ve temel amacı olduğunu söylemiş ve etik görüşünü, bu öz varlığını koruyup devam ettirme itkisi, çabası, eğilimi ya da istemi üzerine inşa etmiştir.

…insan aklını, değeri tanıyacak, değer yaratacak veya taşıyacak bir melekeden ziyade, iştihanın veya arzuların muhtemel sonuçlarını hesaplama yetisine indirger.

Hobbes, doğallıkla hazcılığa ve göreciliğe varır. Onun gözünde iyi, insan tarafından istenilir olanla özdeştir.

Doğa durumuna, yani “herkesin herkesle savaşına” son verecek olan şey, her insanın her şey üzerinde sahip olduğu doğal haktan başkalarıyla aynı ölçüde vazgeçmesi, yani sahip olduğu hakkın başkalarının hakkıyla eşit ölçüde sınırlandırılmasına rıza göstermesidir. Bu sınırlandırma, insanların sahip oldukları doğal hakkı karşılıklı olarak tek bir kişiye devretmelerini ve onu egemen olarak tanımalarını öngören bir sözleşme sayesinde gerçekleşir.

…egemenin ya da devletin ilk ve en temel hakkının ceza verme ve polis gücü tesis etme hakkı olduğu söylenebilir.

…egemenliğin temel ilkeleri; onun “mutlak”, “bir”, “sürekli” ve “bölünmez” olmasından çıkar.

Ahmet Cevizci - Felsefe Tarihi - SKOLASTİK FELSEFE

SKOLASTİK FELSEFE

Hıristiyan teolojisi

…manastır ve kilise okullarından sonra, üniversitelerin ortaya çıkışı, Hıristiyan felsefesinin çok sayıda öğrenci yetiştirilmesi suretiyle, bir yapı kazanmasına ve kendisine özgü bir gelenek elde etmesine imkân tanımıştır.

13. yüzyıldan sonra etkili olacak tüm önemli filozofları, (bir şekilde) Paris Üniversitesi’nde bulunmuştur.

Patristik felsefeden çok daha belirgin olarak Hıristiyanlığı anlamaya çalışan bir felsefe olarak gelişmiştir.

12. yüzyıldan itibaren / Aristoteles felsefesine dayanmış

 

Skolastik felsefenin 8. ve 9. yüzyıllar arasında kalan hazırlık döneminde Platonizm etkili olmayı sürdürür.

 

John Scotus Eriguena (815-877)

kendince bir tarihsel ilerleme ya da gelişme konsepsiyonu geliştirmiş: ilk evrede, Yunan düşüncesinde akıl baskın çıkmıştır;

İkinci evrede Yahudi vahyi ve İsa’nın gelişi ile inanç ön plana çıkmış

Üçüncü evrede ise akılla iman arasındaki ideal, her ikisinin de birbirini tamamladığı, bir ilişki ortaya çıkmış

(Metafizik) varlık ve yokluğun farklı tarzlarından veya varlığı yorumlamanın farklı yollarından söz eder.

Tanrıya ilişkin bilgiyi insan için imkânsız hale getirdi…

Tanrı varlıktan daha fazla bir şey olduğu, varlığın ötesinde bulunduğu için varlık değildir.

…

9. ve 12. yüzyıllar arasında erken Skolastik döneminde filozoflar, iman ile akıl arasındaki ilk uzlaşmayı gerçekleştirmek ihtiyacı duymuşlar

 

Aziz Anselmus (1033-1109)

…insanın elinde iki bilgi kaynağı vardır: Akıl ve iman.

Kutsal Metinlerin diyalektiğe tabi tutulmasına itiraz eder. İman, insan için başlangıç noktasıdır.

…insan önce inanmalı, iman etmeli, kendisini Tanrıya teslim etmeli; sonra da bilgi yolunda, Tanrının tuttuğu ışık altında, ilerlemeye çalışmalıdır.

…meşhur argümanı: Tanrı, ona göre, kendisinden daha büyük ya da yetkini düşünülemeyen veya tasarlanamayan varlıktır. İnsanda, böyle bir yetkin varlık fikri ya da idesi vardır. 

Anselmus’a göre, tümeller gerçek olup, zihinden bağımsız bir varoluşa sahiptirler…

 

Petrus Abelardus (1079-1142)

Hıristiyan dogmalarını mantık dahilinde izah etmeye çalıştı.

…

 

13. yüzyıl, Aristoteles’in eserlerinin Arapçadan tercüme edilmesi ve Paris Üniversitesi’nin kuruluşuyla birlikte, felsefeye yönelik ilginin en üst düzeye ulaştığı bir çağ olmuş…

 

Aziz Bonaventura (1217-1274)

Platon’dan beslenen mistik ve teolojiye önemli ölçüde evrilmiş bir felsefe… Aristoteles’e karşı Platon ve Aziz Agustinus’u daha çok savunur.

…teoloji tümüyle vahye dayanır ve Tanrıdan hareketle, O’nun eserlerine ya da yarattıklarına doğru ilerler. Oysa felsefe tümüyle akla dayanır ve Tanrıdan değil de duyusal dünyadan, Tanrının gözle görülen eserlerinden ya da yaratıklarından hareket edip, en sonunda Tanrının kendisine ulaşır.

Platon, ona göre, gözünü hep yukarıya diktiği için aşağıya, bu dünyaya bakmayı; Aristoteles ise sadece maddi dünya ile ilgilenip yukarıya, ezeli-ebedi değerler alanını görmeyi unutmuşlardır.

 

Aquinalı Thomas (1225-1274)

…başarısının bir kısmı Antik Yunan felsefesi ile Hıristiyan dünya görüşünü bağdaştırmanın bir formülünü bulmuş olmak…

İlk ilkelerin yardım görmeyen aklın doğal ışığıyla apaçık doğrular diye kabul edildiği yer felsefenin alanını meydana getirirken, ilk ilkelerin vahye dayandığı, dini otorite temeli üzerinde doğru kabul edildiği alan teolojiyi veya vahye dayalı ilahiyatı meydana getirir.

Tanrının varoluşunu kanıtlamanın, ona göre de biri nedenden sonuçlara, diğeri ise sonuçlardan nedene giden, yani biri a priori veya bütünüyle rasyonel, diğeri a posteriori veya ampirik olan iki türü vardır. (Varlığa dair şüphesi olmayan kişilerin Varlığa dair kanıtlar öne sürmesi, açıktır ki şüphe üretmeye yarar; aklı çalıştırarak, aklı tek başına yeterli olmayacağı/kavrayamayacağı bir alana sürüklemektir bu. Düşünce tarihinin kurgulanmasında üzerinde önemle durulan bir konudur bu; rasyonel olmayanın rasyonalize edilmesi…)

…bilgilenme sürecindeki ilk adımı duyu algısıyla açıklar.

Duyular tek tek nesnelerin tikel izlenimlerini ve bu izlenimlerin doğurduğu imgeleri temin eder

…etkin akıl, imgeyi şu ya da bu insanın imgesi olmakla sınırlayan bireysel unsurları bir tarafa bırakarak, ondan insanın tümel özünü soyutlar ve edilgin akla yükler. Tümel kavramın doğuşunu bu şekilde açıklar…

…insanın kendi doğal iyisine ancak toplum içinde ulaşabilen sosyal bir hayvan olması nedeniyle politika ahlaktan ayrılmaz

 

Roger Bacon

…bütün disiplinler ortak bir bilgelik bütününe çeşitli şekillerde katkıda bulunurlar.

Bu bilgeliğin doruk noktası / Kitab-ı Mukaddes’tir.

Bacon’a göre, insanın bilgisizliğinin ve onun hakikate erişememesinin dört temel nedeni vardır. Bunlardan ilk üçü yanlış otoriteye teslim olma, geleneğin etkisi, yaygın önyargılardır. Dördüncü neden ise bilgisizliği gizlemedir.

…deneyimin iki türü vardır. Birinci deneyim türünün bedensel duyular aracılığıyla dış dünyadaki şeylere yöneldiği yerde, iç deneyim manevi şeylerle ilgilidir ve Tanrının lütfuna bağlıdır.

 

John Duns Scotus

…aklın, vahye ve dolayısıyla dine yabancı olan dünyevi bir araç olduğu tezine zemin hazırlamıştır.

…iradenin akıl karşısındaki mutlak üstünlüğünü vurgulamış

…varlık dereceleri anlayışını bir tarafa bırakarak, tekanlamlı standart bir varlık telakkisi geliştirdi.

Varlık kategorileri aşan ve onların her birinden farklı olan şeydir. Başka bir deyişle, Scotus’a göre, varlık kavramı tüm kavramların en basiti olup, başka bir nihai kavrama indirgenemez

 

Ockhamlı William

…teoloji alanında temel ve en yüksek olan iman olup, burada akla yer yoktur.

…mantığın amacı gerçek bilimlerin terimleri ya da göstergeleri nasıl anlamlı bir biçimde kullandıklarını gözler önüne sermektir.

…insana açık olan biricik bilgi türü olarak doğal, ampirik bilgi, sadece ve sadece bireylerin bilgisidir.

Dolayısıyla, tümeller probleminden söz etmenin ne gereği ne de anlamı fakat sadece zararı, vardır.