18 Eylül 2023 Pazartesi

Muğla Müzesi’nden Bir Kolcuklu Balta Üzerine Bazı Düşünceler

Muğla Müzesi’nden Bir Kolcuklu Balta Üzerine Bazı Düşünceler

Hakkı Levent Keskin

Mehmet Yıldız

 

Söz konusu eser 2003 yılında satın alma yoluyla müzeye kazandırılmış olup maalesef buluntu durumu ve tam kökeni hakkında detaylı bilgi bulunmamaktadır.

Cinsi: Kolcuklu Balta

Uzunluk: 21,9 cm

Genişlik (Ense): 2,8 cm

Genişlik (Kolcuklar): 4,5 cm

Genişlik (Ağız): 5,5 cm

Kalınlık (Ense): 0,5 cm

Kalınlık (Kolcuklar): 1,2 cm

Kalınlık (Ağız): 0,6 cm

Müzeye Geliş Şekli: Satın alma, 26.12.2003

 

Deshayes’e göre bu tip eserler metal endüstrisinin getirdiği bir yenilik olarak ortaya çıkar (Deshayes, Jean. Les Outils de Bronze, de l’Indus au Danube (IVe au IIe Millénaire). Paris: Libraririe Orientaliste Paul Geuthner, 1960). Özellikle kolcukların belirgin çıkıntılar şeklinde gösterilmesi metal döküm teknolojisi sayesinde mümkün olmuştur ve buna benzer öncül formlar olarak nitelendirilebilecek taş örnekler mevcut değildir.

 

Anadolu’nun kolcuklu baltalar açısından önemli bir üretim merkezi olduğu ve diğer coğrafyalara oranla daha erken tarihlerden itibaren bu tipin kullanıldığı Kültepe buluntularıyla da desteklenmektedir.

…

Keskin, Hakkı Levent – Yıldız, Mehmet (2022), Muğla Müzesi’nden Bir Kolcuklu Balta Üzerine Bazı Düşünceler, Archivum Anatolicum-Anadolu Arşivleri, Cilt: 16, Sayı: 1, s. 121-146

 


Osmanlı Askerî Literatürüne Ait “Silahşornâme ve Tuhfetü’l-Guzât”ta Savaş Aletleri

 

Osmanlı Askerî Literatürüne Ait “Silahşornâme ve Tuhfetü’l-Guzât”ta Savaş Aletleri

Vesile Albayrak Sak

 

Silahlar konusunda yazılmış / Firdevsî-i Rûmî’nin Silahşornâme adlı eseri türün en iyi bilinen

örneklerinden biridir.

Matrakçı Nasûh’un Tuhfetü’l-Guzât adlı eseri de klasik Türk edebiyatının türde sınırlı sayıdaki eserleri arasındadır.

 

Silahşornâmeler ve Fürûsiyyeler

Firdevsî-i Rûmî (1453-1517?) ve Silahşornâme

Firdevsî-i Rûmî, Firdevsî-i Tavîl, Uzun Firdevsî, İlyas Firdevsî Çelebi veya Türk Firdevsî olarak da tanınan Firdevsî XV. asrın son yarısında ve XVI. asrın başlarında yetişmiştir.

Bursalıdır. 17 yaşında iken şiire heves edip Melîhî’den aruz dersleri alsa da şiirlerinin pek de değerli olmadığı ifade edilmiş daha çok tarihçiliği takdir görmüştür

 

Silâhşornâme / Müsellahnâme

…eser 906/1500 yılında Edirne’de kaleme alınmıştır. On altı bölüm üzere tasnif edilen eserde silahların tarihçesi, ilk defa kimin niçin icat edip kullandığı, nasıl kullanılacağı, ferdî savunma teknikleri ile verilmiştir.

Eserin bilinen iki nüshası mevcuttur. Birisi Müsellahnâme adıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphanesi nr. k. 355’te kayıtlı olan nüsha olup 41 varaktır. Nesih yazı ile H.909/M.1503’te yazılmıştır. Diğer bir nüshası ise Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde H. 625 kayıtlı olup eser 1500 yılında yazılmış ve 1240 (1824)’ta istinsah edilmiştir. Talik yazıyla yazılmış bu nüsha 18 varak olup Risâle-i Silahşornâme Tercümesi adıyla kayıtlıdır.

 

Matrakçı Nasûh (ö.971/1564) ve Tuhfetü’l-Guzât

Enderun’da eğitim gördü, Sa’yî’den ders aldı, silah ve mızrak oyunlarında mahir

 

Tuhfetü’l-Guzât da silahşorluk hakkında kapsamlı malumat veren bir eser olup beş fasıl hâlinde tertip edilmiştir. İlk dört fasılda çeşitli savaş aletlerinin kullanım yöntem ve teknikleri anlatılmış son fasılda ise Nasûh tarafından kâğıt ve deriden yapılmış iki hisardan ve askerlerin oyun meydanlarında karşılaşma düzeninden bahsedilmiştir.

 

Silahşornâme’de eserin yazılış sebebinin hayır dua almak olduğunu belirten Firdevsî-i Rûmî 16 bölüme ayırdığı eserinin I. bölümünde (Bâb-ı evvel) kılıcın ve sününün kime nazil olduğunu anlatır.  Kılıcı Allah’ın emriyle Şit Peygamber’e Cebrail’in getirdiğini, küffar iklimlerinin fethinin bununla olacağını söylediği ifade edilir.

Aynı bölümde gönder (mızrağın) ise Hûd Peygamber’in zürriyetinden bir melikin gazada bunaldığını, Allah’a yalvarıp kendisini galip edecek bir silah istediğini, Hakk’ın duasını kabul edip rüyasında meleklerin âdem şeklinde gelip cenk ettiklerini gördüğünü, melikin uykusundan uyanıp gönderi tasarladığını anlatır.

 

eserinin ikinci bölümünü kılıca ayırmıştır.

kılıcın Şit Peygamber’e gönderildiği bilgisini vermekte ancak bu bilgiyi Tuhfetü’l-Mücâhidîn’den aldığını ifade etmektedir

 

Râfizîlerin Zülfikâr dedikleri ve hafif olması için oluklu yaptıkları kılıcın Bedir Gazası’nda ele geçirildiğini ifade etmektedir. Hz. Peygamber’in bu kılıcı kendisi için aldığı veya İskenderiye padişahı Melik Mukavkıs’a gönderdiği rivayetlerini veren Nasûh sonraki aşamada ise on bölüm hâlinde hücum tekniklerini vermektedir.

 

talim yayı / kebade

 

 

…

Albayrak Sak, Vesile (2023), Osmanlı Askerî Literatürüne Ait “Silahşornâme ve Tuhfetü’l-Guzât”‘ta Savaş Aletleri, Harp Tarihi Dergisi, Sayı: 7,

Roma Dönemi’nden Ortaçağ’a Tıp Aletleri

 

Roma Dönemi’nden Ortaçağ’a Tıp Aletleri

Seda Akarsu, Babür Mehmet Akarsu, Ahmet Adil Tırpan

 

Antik Dönem hekimleri / tedavide cerrahiyi ikinci planda tutmuşlar, diyet ve farmasötik tedaviyle cevap alınamadığı durumlarda cerrahiye başvurulması gerektiğini savunmuşlardır.

Hippokrates’e göre dağlama; farmakolojik tedavi ve cerrahi müdahalenin yetersiz kaldığı vakalarda uygulanan bir metottur

Peloponnesli Archagathus’un (M.Ö. 3. yüzyılın sonu) adı, kesme veyakma (koterizasyon) işlemlerini sıklıkla uygulaması nedeniyle cellada çıkmıştır

 

Antik Dönem cerrahi aletlerin birbirinden farklı ve çok işlevli formları, bu aletlerin tek bir amaca hizmet için yapılmadığının göstergesidir.

…çift yönlü cerrahi aletler, dönemin cerrahlarının sahip oldukları bilgi birikimlerinin ve tecrübelerinin en somut kanıtlarıdır.

 

…

Akarsu, Seda – Akarsu, Babür Mehmet – Tırpan, Ahmet Adil (2011), Roma Dönemi’nden Ortaçağ’a Tıp Aletleri, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Dergisi, Cilt: 1, Sayı: 3, s. 13-17

Samsun Müzesi’nden Tunç Çağı’na ve Demir Çağı’na Tarihlenen Bir Grup Metal Silah

 

Samsun Müzesi’nden Tunç Çağı’na ve Demir Çağı’na Tarihlenen Bir Grup Metal Silah

Davut Yiğitpaşa

Nagihan Çakır

 

Makalede Samsun Müzesinde bulunan Tunç Çağ’ından Demir Çağ’ına kadar olan kronolojik sıra içerisinde metal silahlar incelenmiştir.

 

Paleolitik Dönem insanı madeni keşfetmiştir ancak madeni işleyebilmek ısı teknolojisi sayesinde Neolitik Dönem’de mümkün olmuştur.

 

İlk olarak yassı ve taş baltalar gibi basit madenler üretilmiştir.

 

Dövme tekniğinde yüzeyde bulunan taşlar yontulmuş sert taşlara dövme tekniği uygulanarak silah üretimi gerçekleştirilmiştir. Isının kullanımı silah yapımında en önemli aşama olarak sayılmaktadır.

 

Daha sonra döküm tekniği kullanılmıştır. Döküm tekniği özellikle MÖ 2. binyılda Anadolu’da yoğun olarak kullanılan bir tekniktir

 

Antik kaynaklarda Karadeniz Bölgesi’nde yer alan Samsun, Ordu ve Giresun sahil şeridini kapsayan kentler Khalybler ülkesi olarak tanımlanmaktadır. Bu halk geçimini demir işçiliğiyle sağlamaktadır.

 

Hançer

Hançer, ucu sivri, iki yanı keskin, genellikle üçgen biçimli namlusu olan silah türüdür. Keskin yapısından dolayı bıçak görevi de görebilir.

Namlusu yaprak biçimli hançerler ve namlusu sırtlı hançerler olarak iki grupta incelenmiştir.

Samsun Müzesi’nde 27 hançer örneği bulunmaktadır

 

Mızrak Uçları

Mızrak uçları ile kargı uçları birbirine çok fazla karıştırılmaktadır.

Mızrak uçları kargı uçlarına göre daha ağır olup bazen ağırlıkları yarım kiloyu aşkındır. Bazı mızrak uçlarının uç kısmı sivri bazılarının kıvrıktır

Mızrak uçları hem delici hem de kesici bir alettir. Saygınlık ve prestij unsuru olarak da kullanılmıştır.

 

Balta

Baltalar, ilk üretilen silahlar arasında yer alır. Önceleri taştan yapılıp kas gücü ile kullanılan daha sonra sap eklenip daha etkili hale getirilen yakın mesafeli dövüş silahıdır.

 

Ok ucu

En eski örneklerine Kalkolitik Dönem’de Mezopotamya ve Troia II evresinde rastlanır

Tarih öncesinde basit formlar ile yapılmış, zamanla metal, bakır, tunç, demir gibi alaşımlardan üretilmeye başlanmıştır. Başlangıçta hayvanları avlamak için üretilen ok uçları daha sonraki dönemlerde önemli silahlar arasında yer almıştır.

 

Ok uçları Demir Çağı’na tarihlendirilip tek parçalı kalıplarda döküm tekniğiyle yapılmıştır.

…

Yiğitpaşa, Davut -  Çakır, Nagihan (2021), Samsun Müzesi’nden Tunç Çağı’na ve Demir Çağı’na Tarihlenen Bir Grup Metal Silah, Amasya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 9, s. 379-409

 

Serik Bıçağı’nın Coğrafi İşaret Tescili Kapsamında Değerlendirilmesi

 

Serik Bıçağı’nın Coğrafi İşaret Tescili Kapsamında Değerlendirilmesi

İhsan Bulut

Şakir Fural

 

Serik bıçağı Türkiye’nin güneyinde Akdeniz bölgesinde Antalya’nın Serik ilçesinde geleneksel yöntemler ve el işçiliği ile üretim yapan atölyelerde imal edilmektedir.

 

Sanayide seri üretimle yapılan fabrikasyon bıçakların Serik bıçağı olarak piyasaya sürülmesi, çırak istihdamında sorunların yaşanması ve en önemlisi marka değerinin oluşturulamamış olması ciddi problem…

 

Coğrafi işaret kavramı yöresel ürünlerin ekonomik değerini arttırması nedeniyle kırsal kalkınma açısından değerlendirilmesi gereken önemli fırsatlar sunmaktadır

 

Serik Bıçağı’nın sap kısmı Teke Yöresi’nin doğal ortam ve kültürel özelliklerine bağlı olarak yetiştirilen teke ve koç boynuzlarından üretilmektedir.

 

Serik Bıçağı’na benzer bıçaklar farklı üretim teknikleri ve malzemeler kullanarak Denizli, Adana, Sivas, Kahramanmaraş, Trabzon gibi illerde üretilmektedir.

 

Bursa Bıçakları kestane kabuğu ya da kestane ağacı kömüründe ısıtılmakta ve sonrasında su verme işlemi gerçekleştirilmektedir. Yüksek kalorili bir kömür olan Kestane kömürünün sağladığı yüksek ısı ve Bursa’lı ustaların çift su verme tekniği ile Bursa Bıçakları keskin ve sağlam bir namlu özelliği kazanmaktadır

 

Kahramanmaraş ilinin Coğrafi İşaret Tescilli Hartlap Bıçakları ise manda boynuzu, şimşir ağacı, keçi ve koç boynuzları ile fiber malzemeden yapılan saplar (kabze) kullanılarak üretilmektedir

 

Serik bıçağı son yıllarda ortaya çıkan taklit üretim dolayısı ile önemli bir prestij kaybına uğramaya başlamıştır.

 

Türkiye’de 11 ilde bıçak üretimi yapılmaktadır. Bu iller arasında Denizli, Trabzon, Sivas ve Kahramanmaraş ve Bursa illerinde yapılan bıçak üretimi üzerine bilimsel araştırmalar yapılmıştır.

 

Türkiye’de bıçak üretiminin yapıldığı en eski merkezlerden birisi Denizli’dir. (Yatağan)

 

Koç boynuzu, manda boynuzu, gül ağacı ve fiber saplı olarak üretilen Sivas bıçakları üstün kaliteli namlu çeliği ile ünlüdür.

 

Bıçakların sap ya da namlusunu oluşturan iki ana malzemeden en az birinin elde edildiği alanlar bıçak üretim merkezi haline gelmektedir. Örnek vermek gerekirse Sivas bıçaklarının üretimi bölgedeki madencilik faaliyetleri ile yakından ilişkilidir

Serik bıçağı üretiminin ana malzemelerinden biri olan boynuz saplar ilçede yetiştirilen keçilerden elde edilmektedir. Aynı şekilde Denizli’nin Yatağan ilçesinde üretilen koç ve keçi boynuzu saplı bıçaklarda kullanılan boynuzlar yöreden temin edilmektedir

 

 

Yazılı kaynaklar ilk katlanabilir çelik bıçağın M.S. 1. yüzyılda Romalı’lar tarafından yapıldığını

belirtmektedir. Türkiye’de ise 16. yüzyılda Batı Anadolu’da kısa kemik saplı, eğri ve uzun gövdeli, adına “koca bıçak” denilen bir bıçak türünün, zeybekler tarafından kullanıldığı bilinmektedir.

 

İlçede el yapımı bıçak üretimi Osmanlı döneminde “kömbeciler” olarak bilinen aile tarafından başlatılmıştır. Kömbeciler ailesinin bilinen ilk bıçak ustası Kömbeci Hacı Ahmet ustadır.

 

Serik bıçağı biçimsel olarak bir sap ve tamamen el ustalığı ile imal edilen dövme çelikten yapılan bıçak (namlu) kısmı olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır.

 

İncelemeler sırasında Serik bıçağı üretiminde kullanılan birçok malzemenin el yapımı olduğu anlaşılmıştır.

 

 

Serik bıçağı üretiminde kullanılan testere sanayi üretimi testerelerden farklı olarak çapraz dişli değil, düz dişli özelliktedir.

 

boynuz kesmede kullanılan el yapımı kesici alet: İki sap ve yatay bir kesici yüzeyden oluşan alet sert boynuzların kesimi sırasında ustanın daha az enerji harcamasına aynı zamanda hızlı bir kesme işlemi sağlayarak boynuz yüzeyinin daha pürüzsüz şekillenmesine yardımcı olmaktadır.

 

Günlük kullanıma uygun olması, yörenin kültürel özelliklerini yansıtması ve fonksiyonel özelliklerden dolayı çakı türü bıçaklar diğer türlere göre daha fazla üretilmektedir.

 

Serik bıçağının üretim aşaması keçi boynuzu ve işlemeye uygun çeliğin temin edilmesi ile başlamakta

öncelikle namlu kısmı diye tabir edilen çelik kısmın imalatı yapılmaktadır.

ısıtılan şerit çelik usta tarafından bıçak şeklini alıncaya kadar tamamen el gücü ile örs ve çekiç

yardımı ile dövülmektedir

marka baskısı ile motif baskıları yapıldıktan sonra çeliğe su verilir

sonra bıçak üzerine motif işleme ya da herhangi bir işlem yapılamamaktadır. Çünkü yüksek sıcaklıkta ısıtıldıktan sonra aniden soğutulan ve “su verme” olarak adlandırılan işlemden sonra çelik son derece sert ve kırılgan bir yapı kazanmaktadır

 

ham şekilde temin edilen boynuzlar testere ile kesilerek işlenmeye hazır hale getirilmektedir

boynuzlar şekil vermek için ısıtılmakta ve ardından mengene ile sıkıştırılarak el yapımı özel bir alet ile bıçak sapı şekli verilmesi için sıyrılarak kesilmektedir

 

bıçak sapı seklini almaya hazır hale gelen boynuzlar tekrar ısıtılarak yatay iki demir plaka arasına alınarak mengene ile sıkıştırılmaktadır

Bu işlem sayesinde yuvarlak yapıdan yatay bir yapıya dönüşen boynuzlar zımparalama, cilalama ve bıçak yatağı açma işlemlerinin tamamlanmasıyla bıçak sapı olmak için hazır duruma gelmektedir.

sap ve namlu kısmına açılan delikleri birleştirecek olan pul kesme, mil kesme ve yay sarma işlemleri yapılmaktadır

açıp kapama mekanizması ve perçinleme işlemi ile birleştirilmesinin ardından imalat işlemi tamamlanmaktadır.

 

…

Bulut, İhsan – Fural, Şakir (2018), Serik Bıçağı’nın Coğrafi İşaret Tescili Kapsamında Değerlendirilmesi, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 22, s. 557-580