5 Kasım 2023 Pazar

Şavşat’ta Geleneksel Köy Meskenleri ve Başlıca Sorunları

 Şavşat’ta Geleneksel Köy Meskenleri ve Başlıca Sorunları

Hayati Doğanay 

Fatih Orhan

 

Şavşat’taki geleneksel köy meskenleri, yapı gereci olarak ahşap kullanımının yaygın olduğu, ev ve eklentileri ile bir bütünlük arz eden ve kış odası, ayvan, köşki ve buhari gibi kendine özgü kısımları bulunan, plan ve yapı teknikleri açısından oldukça ilgi çekici özelliklere sahip olan beşeri eserlerdir.

 

Dağlık ve engebeli topoğrafik yapısına bağlı olarak, dağınık yerleşme dokusunun egemen olduğu sahada, volkanik kayaçlar (özellikle bazalt ve andezit) yaygın olarak bulunur.

…en geniş alana yayılmış ağaç türleri ise, ladin, göknar ve sarıçamdır.

 

…yüksek köylerde taş kullanımı artmıştır. Yörenin nemli bir iklime sahip olması ve topraktan rutubet alması nedeniyle taş malzeme, konutların özellikle temel kısmında yoğun bir şekilde kullanılmıştır.

 

…en fazla kullanılan çatı örtü malzemesi ise, sac-eternittir

…hâlâ kullanımı devam eden bir çatı örtü malzemesi de ahşaptan yapılmış ve yörede bedevra olarak adlandırılan hartamadır

Hartamalar, erken çürümeleri ve çatıdaki diziliş düzenlerinin bozulma ihtimalinin yüksek olmasından dolayı, çok kullanışlı çatı örtü malzemeleri olmayıp, hemen hemen her yıl bakıma ihtiyaç duyarlar.

 

Sahada tamamıyla ahşap malzemeden yapılmış köy konutları olduğu gibi, ahşabın diğer bazı malzemeler ile, özellikle de taşla beraber kullanımı da oldukça yaygındır.

 

Sahada genel olarak hayvan barınağı olarak kullanılan alt kat, blok veya tomruk çantı tekniği ile inşa edilmektedir.

 

…ateşe dayanıklı taşlar (Meydancık yöresinde karhana adı verilir)

…ilk katın üzerini örten döşeme kirişleri, yörede satapav adı verilen döşeme tahtaları ile kaplanır.

 

…köy konutlarının kendine özgü özelliklerinin başında, iki veya çoğunlukla da üç tarafının, yörede ayvan adı verilen (Meydancık çevresinde çardak, tantraba gibi isimlendirmeleri de vardır) balkonlarla çevrili olması gelir. Ayvanlar aynı zamanda eve ilk girilen kısımdır. Salon her iki tarafından ayvana açılır. Söz konusu balkonlar, bazılarında süslemelerin de yer aldığı ahşap çitlerle çevrilmiştir. Sahadaki geleneksel köy konutlarının bir diğer ayırt edici ve özgün özelliği ise, söz konusu bu ayvanların altında asma tuvaletlerin yapılmasıdır

 

…ayvanın manzarası en güzel olan yerinde köşk (yöresel ifade şekli ile köşki) adı verilen bölümlerin olması

 

Şavşat evlerinde, olumsuz iklim koşullarından en az etkilenmek amacıyla, pencere sayısı ve ebatları oldukça sınırlı tutulmuştur. Ayrıca dışarıdan pencereleri kapatabilmek için de ahşap kepenkler takılmıştır. Kış aylarını başka yerlerde geçirecek olan aileler, bunları (Meydancık yöresinde akoşka adı verilir) kapatıp, evlerinden öyle ayrılırlar.

 

…

Doğanay,  Hayati – Orhan, Fatih (2014), Şavşat’ta Geleneksel Köy Meskenleri ve Başlıca Sorunları, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt: 18, Sayı: 1, s. 273-297

…

Sürdürülebilir Mimarlık Bağlamında Geleneksel Konya Evi Üzerine Bir İnceleme

 

Sürdürülebilir Mimarlık Bağlamında Geleneksel Konya Evi Üzerine Bir İnceleme

Ahmet Cemil Kuşcu

 

…çevre kirliliği paralelinde oluşan ekolojik dengenin bozulması

Canlıların varlıklarını devam ettirebilmeleri, yaşam ortamlarının sürdürülebilirliğiyle mümkündür.

 

Ekolojik mimarlık, yabancılaştığımız doğal çevreyle bir bütünleşme çabasıdır.

 

Tarihsel gelişimi içinde ekoloji, ilk olarak Alman zoolog Ernst Haeckel tarafından

“hayvanların canlı ve cansız çevreleriyle ilişkisi”ni belirtmek için oekologie (Yunanca oikos:”ev”, “barınak” ve logos:”bilim”) terimi kullanılmıştır.

 

Mimarlığın temel ilkeleri / yararlılık, dayanıklılık ve güzellik.

 

arazinin en yararlı biçimde kullanılması ve binanın gerek araziye, gerekse çevreye uyum sağlamasıdır.

 

İran’daki sıcak ve kurak yörelerdeki “badgir” diye adlandırılan rüzgâr kapanları iri bir bacayı andırır

Rüzgâr kuleleri / Tepe bölümü 1–2 metre yükseklikte, ince uzun şerit biçiminde boşluklar açılmıştır. Rüzgâr bu şeritlerden içeri girerek, şaft boyunca zeminine kadar inerek bir hava hareketi yaratır.

 

Kaba biçilmiş bir kerestenin başka ürünlere dönüştürülmesi, fırında kurulması ve işlenmesi için 5,3 MJ/kg enerji harcanmaktadır. Oysa, aynı amaçlı kullanılacak çelik için 35 MJ/kg, alüminyum için ise 145 MJ/kg enerji tüketilmektedir.

 

Türk Evi, Osmanlı Devletinin sınırları içinde Rumeli ve Anadolu bölgelerinde oluşmuş ve 500 sene kadar devam etmiş, kendi özellikleriyle belirginleşmiş bir ev tipidir.

Plan şemaları içinde dış ve açık sofalı tipler, köşklü ve eyvanlı uygulamalarla dikkati çeker. Odaların birbirine bitişik olmasından çok, sofanın uzantılarıyla birbirinden ayrılarak özerklik kazanması plan şemalarının en özgün niteliğidir.

 

Tarihi dönemlerde ismi Lykaonia olan Konya’dan ilik söz eden kişi Klasik Dönem Grek yazarlarından Xenophon olmuştur. Aynı zamanda Xenophon İkonion’un Frigya’nın en son şehri olarak zikredilmektedir.

 

Geleneksel Konya evinde çatı örtüsü toprak dam, saçaklar ise saz saçak ya da kirpi saçak şeklindedir.

 

Konya evlerinin geleneksel cephe kaplaması toprak sıvadır.

 

Konya'da iklimin de etkisi ile evlerde daha çok iç sofalı plan tipi uygulanmıştır.

 

Konya’da bodruma izbe denir. İzbe; yarısı toprak altında ve yüksekliği yaklaşık 250 cm olan ve üstteki evi rutubetten koruyan bir yerdir.

 

Konya çevresinde bulunan tarihi yapılarda yaygın olarak kullanılan ve yörede Sille Taşı olarak bilinen andezitik tüflerin kapiler su, emme katsayısı betona yakın, traverten, kireçtaşı ve granitten daha yüksektir.

 

Gödene Taşı: Taşın neojen devrinde meydana gelen göllerde oluşan göl kalkeri olduğu ve içinde silis parçaların yoğun olduğunu söylemektedir. Yoğunluğu ve mukavemeti fazla bir taş olduğundan eski yapıların temellerinde fazlaca kullanılmıştır.

 

Geleneksel Konya evlerinin temel üstü duvarları kerpiçtir. Kerpiç, fırında pişirilmeden sadece güneşin ısısıyla kurutulan çiğ tuğla olarak tanımlanabilir. Ana malzemesi topraktır.

 

Konya evinde kullanılan ahşabın en çok katran, çam, meşe, kavak ve ardıç ağaçlarından oluşmaktadır.

 

…

Kuşcu, Ahmet Cemil (2006), Sürdürülebilir Mimarlık Bağlamında Geleneksel Konya Evi Üzerine Bir İnceleme, Yüksek Lisans Tezi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul

…

 

Sürdürülebilir Bir Yayla Evi Projesi

 

Sürdürülebilir Bir Yayla Evi Projesi

Ahmet Koçhan

Şengül Öymen Gür

 

Mimari tasarıma yön veren doğal etkenler arasında, bölgenin iklim koşulları önemli bir yere sahiptir.

Bina, insan ve çevre arasındaki dengenin kurgusunu yansıtan bir kabuktur.

 

Doğu Karadeniz Bölgesi’nin deniz ve kıyı turizmi potansiyeli istenen düzeyde değildir.

 

Binalarda Isı kaybı iki şekilde oluşur: Birincisi, dış ortamdan iç ortama havanın girmesi veya içerdeki havanın dışarıya çıkmasıyla, hava değişiminden dolayı oluşan ısı kaybıdır. İkinci ısı kaybı ise, yapı dış yüzey elemanları üzerinden iletimsel yolla olur.

 

tüm pencereler için 12 mm aralıklı, çift camlı, ahşap doğrama ve ahşap kapı düşünülmüştür.

yayla evinin kuzey cephesinin büyük oranda toprağa gömülü olarak tasarlanmasının, ısı kayıplarının azaltılmasında avantaj sağlayacağı Kabul edilmiştir.

 

Yayla evinin güney cephesinde tasarlanan sera ve trombe duvarı eğimi 69° olarak alınmış ve Isı gereksiniminin olmayacağı yaz döneminde ise bu bölgeler gölgede kalacak şekilde tasarlanmıştır. Böylece yaz aylarında iç mekanda aşırı bir ısı artışının olması önlenecektir.

 

SONUÇLAR

yayla evinin gereksinim duyduğu ısı enerjisinin, Aralık ayında % 84, Ocak ayında % 99 ve diğer aylarda tamamının, güneş enerjisinden pasif yararlanma yoluyla karşılanabileceği hesaplanmıştır.

 

…

Koçhan, Ahmet - Şengül Öymen, Gür (2000), Sürdürülebilir Bir Yayla Evi Projesi, Domus, Sayı: 7

…

Suha Arın Belgesellerinde İnsan Mekân İlişkisi

Suha Arın Belgesellerinde İnsan Mekân İlişkisi

Gülçin Çakıcı

 

Suha Arın, belgesellerinde insan-mekân arasındaki ilişkiyi öne çıkaran bir üslubu benimsemiştir.

 

Arın, belgesellerinde özellikle Anadolu’yu mekân olarak ele alırken; bu makro mekânı çoğunlukla mikro mekânlar aracılığıyla anlatmış, insanların bu mekânlarla olan ilişkilerine yer vermiş, mekânın insanla var olduğu görüşünü desteklemiştir.

 

Lefebvre’nin “mekân üretim şekilleri” kuramı, belgesel sinemanın insanı ve mekânı “temsil” edişini bir kurama bağlama noktasında bu çalışmanın merkezinde yer almaktadır.

 

Çalışma boyunca araştırılan kaynaklardan hareketle varılan; mekânın insansız, insanın da mekânından bağımsız telaffuz edilemediği, eksik kaldığı görüşüdür.

 

1.BÖLÜM

“İNSAN” VE “MEKÂN” ARASINDAKİ İLİŞKİ

İnsan ve mekân arasındaki ilişkinin “duygu” temeline oturan “aidiyet” kavramı; “mekânın arayışındaki insan”; mekânın insan için ne ifade ettiği, insanın neden mekânsız olamayacağı, mekânsız olan insanın yarım kalacağı, her insanın kendisine ait hissetmek istediği bir mekâna ihtiyaç duyduğu üzerinden ele alınmaya çalışıldı. / s. 4

 

İnsan ben-merkezli algısı sonucu devingen ve dinamik kişisel mekanı ile var olur.

 

Yer kavramını kimliğin kurucusu olarak niteleyebiliriz.

 

Mekân düşünceleri, anıları toplar.

 

Her toplumsal davranış bir konumda gerçekleştiğinden aynı anda bir mekânsal davranıştır (Gür / s. 115).

 

…insanın sosyalliğini oluşturan “anlamlar, gelenekler ve bağlılıklar yer kavramı etrafında oluşur

 

Mekân ‘bulunulan yer, ortam’ anlamına geldiği gibi ‘varolmak’ anlamını da içermektedir.

 

İnsanın / kendisini bir mekâna ait hissetme ve kendisini bir mekânla özdeşleştirme, hatta tanımlama duygusu / insanın var oluş sebeplerinin başında gelmektedir…

 

Kendileme bir yerin ya da mekânın dönüştürülmesinde ortaya çıkan bir otorite, bir denetim göstergesidir.

 

Mekân Arapçadan dilimize geçen ve ‘kevn’ (olmak) kökünden türeyen bir kelimedir. Genellikle ‘oturulan yer’ anlamında kullanılmakla birlikte ‘bulunulan çevre, ortam, yaşanan dünya ve kâinat’ anlamlarını da içeriyor.

 

Mekânın var oluş hali insana bağlıdır.

 

Mimari, bedenin zaman içinde mekânla bütünleşmesiyle ve hareketle eklemlenmesiyle etki yaratmaktadır.

 

Le Corbusier’e göre de mimarlığın amacı duyguları harekete geçirmektir. Mekân ve karakter, tanımlanmış mekânın (yer) iki temel unsurudur.

 

bu çalışma da“mekân”ın “yer”e dönüşmesinin insan tarafından deneyimlenmesi ile mümkün olacağı düşüncesine dayanmaktadır.

 

‘Mekân (Space)’, ‘Yer (Place)’den daha soyuttur. Ayrımı tanımlanmamış mekân, daha iyi tanıdıkça ve değer verdikçe ‘yer’e dönüşmektedir.

Ne zaman ki mekân üç boyutlu bir yapı, derinlik kazanır o zaman yere dönüşür.

Yeri karakter sahibi yapan; insanın yanında, içinde deneyimlerin barındığı tarihtir, anıdır / s. 15

Mekânın üretildiği ham madde doğanın kendisidir. (Lefebvre, s. 11–12) (İnsan doğayı yitirdiği miktarda mekanı da yitirir. Doğaya yabancılaşma diye de okunabilir bu korelasyon).

 

Gaston Bachelard ve Heidegger fiziksel mekâna şiirsel ve felsefi açıdan bakma gerekliliğini öngörmüşlerdir

 

Sosyal mekân, üç kavramı içinde barındırır: biçim, yapı ve işlev… (Başka bir mekan kategorisi için de aynı kavramları sıralamak durumunda kalırdık)

 

Toplumsal bir süreç olarak mekân, toplumun altyapı ve üstyapıya ait değerleri ile şekillenir (Hakkı Yırtıcı, Çağdaş Kapitalizmin Mekânsal Örgütlenmesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2005, s. 2).

 

Pierre Nora bayramları, amblemleri, anıtları ve anma törenlerini, ayrıca övgü söylevleri, sözlükleri ve müzeleri “Hafıza Mekânları” olarak adlandırmaktadır (Pierre Nora, Hafıza Mekânları, Mehmet Emin Özcan(çev.). Dost Kitabevi Yayınları, Ankara 2006, s. 9)

 

Mekân, insanın var oluş yeridir. İnsan da yaşamı deneyimlediği ölçüde mekânı “yer”e dönüştürür ve onu var eder.

 

…insan yaşadığı yere benzer.

Ev, insanın dünyada ve varlık içinde bulunma biçimidir.

 

İnsandaki “mekân duygusu” kavramını şekillendiren, “aidiyet” hissidir.

 

İnsanın dünya yüzünde varlığını sürdürebilmesi çevre ile uygun bir etkileşim içinde olmasına bağlıdır (Doğan Kuban(aktaran); Mimarlık Kavramları-Tarihsel Perspektif İçinde Mimarlığın Kuramsal Sözlüğüne Giriş, TEM Yayın, İstanbul 1998, s. 9).

 

Kültürün kuralcı ve anlatısal, yönlendirici ve nakledici yönü bireylere “biz” deme imkânı veren “kimlik” ve “aidiyet” temellerini yaratır. Tek tek bireyleri böyle bir “biz”de birleştiren, bir yandan ortak kurallar ve değerlere bağlılık, öte yandan ortak yaşanmış geçmişin anılarına dayanan, ortak bilgi ve kendini algılayış biçiminin oluşturduğu bağlayıcı yapıdır (Assmann, s. 21).

 

Bütün kimlikler, bir toplumsal ilişkiler sistemi içinde oluşur ve birbirlerini karşılıklı tanımaları gerekir (David Morley- Kevin Robins (aktaran), s. 74,).

 

Ruh zamanda, insan mekânda devinir.

 

İnsanın mekânı deneyimlemesinin özünde mekânın işlevselliği gizlidir.

 

Biçim işlevi izler

 

Folklor, bizim dünyayı algılayışımızın bir aracıdır. Bir anlamda geleneklerimiz ve onlara yüklediğimiz anlamlar üzerinden yaşadığımız coğrafyayı yeniden yaratırız (Ryden, s. 63).

 

2. BÖLÜM

“BELGESEL SİNEMA” VE “İNSAN” İLE “MEKÂN” ARASINDAKİ İLİŞKİ

Belgeseli çekilecek konunun-olayın-kişinin-vb. yönetmen ve ekibi tarafından en ince ayrıntısına kadar araştırılması gerekmektedir. Çünkü belgeselin birincil amacı izleyiciyi ‘aydınlatmak’ tır.

 

Belgeselcinin belgeselde işleyeceği konu ile ilgili “sentezci bir bakış açısı” ile bir yorum oluşturması ve bu yorum üzerinden izleyiciye “evrensel mesaj” vermesi gerekir.

 

belgeseller, bugünü yarına taşıyan yapıları vasıtasıyla ‘unutma’ olgusuna direnen yapıdadırlar.

 

İnsanın / karakteristiği / ayırıcı göstergesi, metafizik doğası olmayıp, yaptığı iştir.

 

Mekân” başlı başına bir “anımsama” nesnesi olarak işlev görmektedir

 

Hafıza mekânları anımsadığımız şeyler değil, fakat hafızanın mayalandığı yerlerdir

 

Arın’ın belgesellerinin temelinde, “insan” ları sahip oldukları kültürel değerler üzerinden “temsil etmek” vardır.

 

“Eski Evler Eski Ustalar” dizisi içerisinde Anadolu coğrafyasına has ev mimarisi, bu mimariye şekil veren “ustalar” üzerinden ele alınmaktadır.

 

“Kula’da Üç Gün” belgeselinde de Arın, yok olmaya yüz tutmuş geleneksel Kula evlerinin mimarisini, belgeselin merkezine oturttuğu bir düğün töreni çevresinde işlemiştir.

 

“Fırat Göl Olurken” / “insan”ların “mekânları”nı kaybedişlerine ilişkin duyguları

 

‘farkındalık’ olmadan hatırlamak mümkün değildir.

 

Suha Arın’ın belgesellerinde mekânların, onları oluşturan coğrafi, kültürel ve toplumsal çevreyle ve en önemlisi “o mekân”da yaşayan, “o mekân”ı yaşayan insanlarla ilişkilendirilerek izleyiciye sunulduğu görülür.

 

Arın, belgesellerinde üslup olarak “insanlar” aracılığıyla “mekânlara” anlam yükler.

 

Arın, Anadolu’yu belgesellerine mekân olarak seçerken, Anadolu Evini de belgesellerinin çoğunda “omurga” olarak kullanmıştır.

Bachelard cisimleşmiş bir bellek nosyonu sunar. Bedenlerimiz, karşılaştığımız ilk evi unutmazlar. Evin ayırt edici özelliği fiziksel olarak içimizde yazılıdır. Anılar maddi olarak yerleşirler ve bu nedenle Bachelard açısından anın zamansallığı, mekânsal olarak köklenir.

 

mimari ile birlikte yok olmaya yüz tutan “insan”

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

SUHA ARIN BELGESELLERİNDE “İNSAN” VE “MEKÂN” ARASINDAKİ İLİŞKİNİN ANALİZİ

“dünyada otantik olarak yaşamadıkça fiziksel mekân yetersizdir.”

 

“Fırat Göl Olurken” Dizisi

Fırat çevresinde yaşayan insanların, “Fiziksel Alan”larından kopuşları ya da kopmak zorunda kalışları onların mekân olarak “Fırat”a ilişkin geliştirdikleri “Zihinsel” ve “Sosyal Alan”larından da kopmaları anlamına gelmektedir.

 

Kemancı Müslüm, “Fırat gibi dolaşıyorum işte. Rızkım için yani.” diyor.

 

“Eski Evler Eski Ustalar” Dizisinden “Sisler Kovulunca”

Belgeselde, Doğu Karadeniz’de çeşitli inşaat ustalarının “ev”leri inşa edişlerinde işlevselliği ön planda tutuşları, başka bir deyişle, yaşam deneyimleri üzerinden mekânı işlevsel boyuta taşımları ele alınmıştır. Bu, çalışmanın ilk bölümünde değinilen insan ile mekân arasındaki ilişkinin “Deneyimsel Bağ”ına örnek teşkil etmektedir.

Frank Lloyd Wright’ın benzer şekilde belirttiği gibi, “insani yaşamın zorunlu bir yorumudur mimari…” / Frank Lloyd ve Ev, Boyut Kitapları, İstanbul 2002, s. 11

 

“Dünya Durdukça Mimar Sinan’ın Hayatı ve Eserleri” Dizisinden “Erciyes’ten Süleymaniye’ye”

 

Safranbolu’da Zaman (1976)

…tam manasıyla bir “mekân” belgeselidir.

Zaman, mekânda iz bırakır.

 

Tahtacı Fatma (1979)

 

Kapalıçarşı’da Kırk Bin Adım (1980)

İstanbul güzelinin çeyiz sandığı. Kapalıçarşı, kapalı kutu. / Suha Arın, “Kapalıçarşı’da Kırk Bin Adım”, 1980, (dakika 01’04”/ 01’34”)

 

Kula’da Üç Gün (1983)

 

“Kariye” (1984) ve “Ayasofya” (1991)

 

Altın Kent İstanbul (1996)

 

4. BÖLÜM

SONUÇ VE ÖNERİLER

İnsanların anılarını var eden, onları ayakta tutan mekânlarıdır. Mekân yok olmaya yüz tuttuğunda; insanların anıları da tehlikeye girer. Onlar da yitirilmeye yüz tutar. / s. 79

 

…

Çakıcı, Gülçin (2007), Suha Arın Belgesellerinde İnsan Mekân İlişkisi, Yüksek Lisans Tezi, Maltepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul

…


Salıpazarı Geleneksel Kırsal Konut Oluşumu

Salıpazarı Geleneksel Kırsal Konut Oluşumu

Şükran Keskin

 

…çalışmanın ilk amacı; Samsun Salıpazarı’nda bulunan geleneksel kırsal ahşap evlerin, kırsal mimari gelenekteki konut mekân oluşumu ve yerinin incelenmesidir.

 

1500 adet geleneksel Türk evinin rölövesini çıkaran Eldem, sonuç olarak 4 Adet plan tipinde Türk Evi’ni gruplamıştır.

Sofasız Plan Tipi

Dış Sofalı PlanTipi

İç Sofalı Plan Tipi

Orta Sofalı Plan Tipi

 

Samsun İlinin Salıpazarı ilçesinde yaşam; arkeolojik buluntulara bakılarak M.Ö 500’lü yıllara dayanmaktadır.

 

İlçenin % 80'i engebeli-dağlıktır.

Salıpazarı’nda kırsal konutlar çantı evlerdir.

…zemin katta ‘tam’ ve ‘mağaza’ bulunmaktadır.

Taş; yörede konutlarda en yaygın temelde görülmektedir. Bu taşlar ırmaklardan özel olarak seçilip getirilmektedir. Sebebi yöre halkına göre, güneş ve suya uzun süre maruz kalmasından dolayı iyice dayanıklı hale gelmiş olmasından kaynaklanmaktadır.

 

Yörede ahşap yapıların temel sisteminde temel zeminin içine gömülü değil yüzeyde, yapıya ve zemine uygun yöre taşları ile zeminden koparılarak tekrar ahşap bir temel kasnağı oluşturulan koordinatların üzerine karaboğaz tekniği ile yerleştirilmektedir.

 

Aralık, yörede geleneksel kırsal konutların yüksek oranla hepsinde yapılmış olan ve kırsal mimari karakteristiğin önemli unsurlarındandır.

Aralık yolu ıslak hacimleri evin hayat’ından(sofasından) uzak yere çekmiştir.

Aralık mekânı, modern konutta koridor adını alarak yörenin kentsel konutlarında görülmektedir.

 

Ardiye, yörede kuru yiyecek ve fermante yiyeceklerin,(turşu, salça, asma yaprağı

vb.)depolandığı alanlardır. Ardiyeler genelde bir üst başlıkta anlatılmış olan Aralık yoluna bağlı olduğu gözüktüğü gibi iki katlı evlerde zemin katta bir oda ya da giriş bölümünde bu ihtiyaçla kullanılmıştır.

 

Türk evinin en önemli cephe karakteristiği cumbalardır. Kırsalda geleneksel evlerde bu arketipin yerini aynı biçim mantığı ile çıkmalar almıştır.

 

İçersi-ev gibi kelimelerle diye adlandırılan mekân; yörede gözlemler doğrultusunda, yeme içme, yemek pişirme, yatma, dinlenme gibi ihtiyaçlara cevap veren bir yaşam alanıdır.

 

Mağazada ailenin kuru yiyecekler, mısır unları, turşular, hayvan yemleri, kepek arpa vs. depolama anlamında daha büyük gıda çuvallarının vs. olduğu depolama birimidir.

Bu mekân evin dış kapısının açıldığı boş alandır, Merdiven, merdiven altı taş değirmen burada bulunur.

 

Yöre insanının hayvanlarını barındırdığı yere bölgede ‘tam’ denilmektedir.

 

duvarlar ahşap yığma duvar tipolojisindedir.

 

Döşeme zeminde taşıyıcı elemanların üzerine, üst katlarda ise taşıyıcı duvarların üzerine ızgara sistemle düşey kirişler atılarak oluşturulan çatkı iskeletinin üzerine yapılmıştır.

 

Serenderler konutların hemen 3-5 metre yakınlığında konumlanır. Yöre halkından öğrenildiğine göre ‘seren’ler eskiden buzdolabının olmadığı tarihlerde çok önemli azık deposu durumunda olduğu öğrenilmektedir

 

Kırsal yerleşmelerde halk, topladığı mahsulünü mevsimlik kurutma-pişirme işlemleri için büyük fırınlar inşa etmiştir. Fırınlar serender inşa mantığı gibi dört ayak üzerine konumlanan bir çatının altına inşa edilmiştir. Genelde yerden yarım metre yüksekliğinde bir temel döşemesinin üzerine yarım küre şeklinde bir fırın oyuğu şeklindedir. Oyuğun içine odunlar yerleştirilir köz olduktan sonra fırın kullanıma hazır hale gelir. Önünde araç-gereç koyabilmek için küçük bir çıkması bulunur. / s. 53

 

Yörede harman zeminde sınırlanmış üstü açık dövülmüş fındığı kurutmak için, fındığın serildiği alanlardır.

 

Harmanların bazı hanelerde direk toprağın üzerine fındığın serildiği görülmüş bazı hanelerde ise fındığı toprağın neminden korumak için ve fındığın toprağa karışmaması için betonarme bir zemin oluşturulup etrafı 70-80 cm istinat duvarı ile sınırlandırıldığı görülmüştür.

 

…çoğu evin hemen yakınında çeşme bulunmakta kaplarla suyu eve taşıma yolu ile ulaştırılmaktaydı.

 

Salıpazarı Bölgesi tipik bir Orta Karadeniz kırsal konut dokusuna sahiptir. Salıpazarında Plan tipolojisi olarak orta ve iç sofalı plan tipi görülmektedir.

 

…

Keskin, Şükran (2022), Salıpazarı Geleneksel Kırsal Konut Oluşumu, Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü, Ankara

…