3 Ocak 2018 Çarşamba

İhsan Topaloğlu - Rize Folklorunda Tulum Horon ve Düğünler

İhsan Topaloğlu - Rize Folklorunda Tulum Horon ve Düğünler

Trabzon ve Artvin yörelerinde kullanılan gaydaya yerlilerin tulum isminden başka bilhassa, deri büyük olursa guda veya goda denilmektedir. Goda ismi aslen tulumdur. Derinin ağızlık kısmına goda, asıl deri kısmına da gövde adını vermişlerdir. (s. 7)

Nav kelimesi Farsçada içi oyulmuş odun anlamına gelmektedir.

Rize ve Artvin ilimizin bir simgesidir. Türkiye Topraklarının son noktası olan Gürcistan’dan başlayıp, batıya doğru Hopa, Arhavi, Fındıklı, Ardeşen, Çamlıhemşin, Pazar ve Çayeli (Bazı kesimlerinde) ilçelerinin özel enstrümanıdır. Çayeli ilçe sınırından (Kemerden) sonra tulum yerine kemençe çalınmaktadır. (s. 17)

Horonu bir genç ya da erkek oyunu sanan görüşler temelinde yanlıştır. Gençlerle yaşlılar, kadınlarla kızlar hiç bir ayırım güdülmeden horonda yer alırlar. (s. 29)

Hemşin horonları
Hemşin horonları sert ve keskin hareketlerle doludur.
Hemşin'de oynanan oyunlar üç gurupta toplanır. Bunlar ise, sadece erkeklerin oynadığı horonlar. Sadece kızların oynadığı horonlu oyular. Bir de hem kız, hem erkekli karışık oyunlardır. Bu oyunlardan kız horonlarında çok çeşitli el, kol ve ayak hareketleri olmasına rağmen, kollar omuz hizasından yukarıya geçmez. (s. 35)

Horonun bir idarecisi vardır. Horunu çavuş, horoncunun başı ya da horon başı yönetir.
Ancak tulumla oynayan oyunlarda, bazen nefes aralarında tulumcu da bu görevi yapabilir.
Hemşin halk oyunlarında komut vermek önemli bir durumdur. Daha kurarken oyun oynayacakların oyun meydanında gelenler için "Eşkiin, Eşkiiin" diye seslenirler. (s. 37)

RİZE'DE OYNANAN HORONLAR ve FİGÜRLER
ACABAT
Acabat bu adı Hacabat (Hacabit - Rize - Pazar - Şubaşı Köyü) şeklinde telaffuz ettikleri de olur. Rize bölgesi köy horonlarından olup, türküsü vardır. O bölgenin yalı (sahil) köylerinde deniz hatırası kokan şunun gibi türküler ayrıca işitilip, horona katılır;
Aşçı hala ayar ayar
Bir kepçe kor iki sayar
Onun ile can mı doyar?
Heyamol Heyamol helesa
Yele sa heymeli hesa hesa hay.
Kısacık motifin baştan sona tekrarlanmasından ibaret havası iki vuruştu ve canlıdır. Bu Hacabat horonun esasta Sıksara horonu dediklerini söylediler.

Açılsın Demirkapı
Rize ve dolayının birli ve ikili oyunlarındandır. Köçek oyununu düşündürür. Çoğunlukla tek oyuncu tarafından yürütülür.

Alika Horonu
Tulum eşliğinde oynanır. Dört değişik figür söz konusu olup, figürler arası geçişler ani yapılmaktadır.
Bu horon Pazar ilçemize aittir.
Özellikle laz kesiminde oynanmaktadır.

Atlama Oyunu
Atlama oyununu genelde erkekler oynar.
Oyun figürleri altı sayılıktır. Halay adımı gibi oynanır. İki ayak horonunun atlayarak yan adımların daha açık ve uzun atılarak ve vücutça da sıçrayarak oyun figürlerine ekleme yapılmıştır.

Anzer Horonu
Eller havada iki defa ileri çömelme şekli yaparak esnenir. İki defa normal geri adım atılır. Üç kez tekrarlandıktan sonra eller ileri doğru uzatılıp geri esneyerek aşağı inilir. Normal şekle inip yine ileri geri çömelme hareketi yaparak türkü söyleme için fora denilir.
Hemşin oyununun tamamen bir benzeridir. Bir şey var noktalı dedikleri, eller havada iken, sol ayağının parmak ucunu ileri vurup geri çekmektir. Onun için noktalı anzer denilmiştir.

Bakoz
…adı Yamaçdere olarak değişen Bakoz Köyüne izafe edilmiştir. Tulumcuların bu köyden daha çok çıkması ve düğünlerde sabaha kadar horon oynamaları Bakoz horonun isim olmuştur.
Bakoz horonu Yüksek Hemşin Horonunun bir benzeridir. Ağır oynarlar. Figür olarak da kollar aşağıda üç defa içeri vurulduktan sonda (kırık) sola doğru eller aşağıda, sola doğru gidilir.

Bıçak Horonu
Bıçak horonu sıksaray oyununun bıçakla oynanan değişik bir versiyonudur. Kemençenin eşliği ile iki oyuncu tarafından oynanır. İki arkadaş el ele tutuşup, dostça oynarken, birbirinin elini bırakır ve ayrı ayrı oynamaya başlarlar. Tekrar birleşip bu sırada nara atar ve silahını çeker. Bu silah kamadır. Çömelerek ve ayakta sıksaray ezgisi ile çabuk ve hareketli figürler yapar. Bu taraftan kama ile oynarlar.

Büyükoğlu Horonu
Büyükoğlu horonu komut verilir, kollar havaya dikilir. İleri ve geri esneyerek sağa doğru adım adım gidilir. Komut verilince kollar ileri uzatılıp geriye sallanır. Aşağı inince üç adım sağa gidilir. Ve geri sola üç adım gelinir. Bu hareket üç defa tekrar edildikten sonra yine kollar havaya dikilir. Aynı şekilde ileri geri esneyerek devam eder. İkinci komutta ise, aynı şekilde hareketler edilir. Komut verilir ve fora denir.

Çarişka Horonu
Çar oyunu demektir. Kars bölgemizin çizme esareti yıllarında (1916-1918) acı bir hatıra halinde daha ziyade Kurtuluş şenlik ve bayramlarda oynanır.
Bu horon yorgunluğu atma horondur ve yavaş oynanmaktadır.

Sçano Horonu
Çamlıhemşin ilçemize bağlı Topluca Köyünün eski adıdır. Sçano horonu ağır oyunlar içinde tulumla oynanır.

Hemşin Horonu
Hemşinlilerin yayla yolunda oynadıkları horondur.
Horondaki figürler duraklama ve tekrar şeklinde olduğu için bir göçün konaklamayıp, tekrar yola devam etmesini hatırlatır.

Memetina Horonu
Mehmetvari veya Mehmetçe anlamına gelir. Şenliklerde Memeti (Mehmet) adına bir horoncu başının bazı figürleri değiştirerek oynatılmasından dolayı bu ismi almıştır.
Üç figürlü olup son derece hareketli bir oyundur, tulumla oynanır.
Bu horonda at şahlanmasını andıran bir oyundur. Kollar havaya sağlı sollu bir oyundur.

Palakçur Horonu
…kız horonudur. Eller oldukça yüksekten sallanarak ileri geri esneyerek, komut verilene kadar, komut verilince üç defa hızlı biçimde ileri sağa doğru atlanır. Yine aynı şekilde devam eder, iki üç komuttan sonra fora denilir.

Rize Hemşin Horonu
Birinci bölümde, önce sağ ayak öne atılarak tekrar yerine gelir. İki kez tekrarlanır. İki kez de sağ ayak vücutla birlikte sağa dönülerek eski hale gelinir. İkinci bölümde, birinci bölümdekinin aynısı kollarla eşlik edilerek tekrarlanır.
Üçüncü bölümde komutla "Kalk oyna" kollar havada ayak öne atılmadan sağ ayakla başlanır. Sağ ayak iki kez, sol ayak bir kez vurularak sol ayak yarım daire çizerek yanına gelir. Hafifçe sağa doğru yol alınarak oyun ikinci komuta kadar sürer.
Dördüncü bölümde kollar havada iken "ses ve savuş" komutuyla kollar vücutla birlikte öne eğilirken sağ bacak öne atılır, iki kez esneme yapılarak, kolları kendine doğru çekerken sesli olarak " İh uh" diyerek savulma hareketine geçilir. Savuşma üç adım ileri üç adım geri gelerek yapılır. İleri giderken kollarla ayak hareketine uyum sağlanır. Geri gelirken, bir sağ, bir sol yaparak son ayak atışta, dizden hafif yükselerek kollar da yukarıda kaldırılır.
Sola doğru üç adım gelince "Git da geri bas" komutuyla üç adım İleri atılarak vücutla birlikte sola (geriye kollar aşağıda) dönülür. Aynı hareketlerle sol ayak bir kez sağ ayak iki kez yere vurulup, sağa doğru ilerlenir. Sol ayağı yere vururken, vücut belden yukarısı yere paralel eğilir. Sağ ayakla birlikte doğrulur. "Ses ver savuş" ve sırasıyla "Kalk oyna" komutlarıyla oyun devam eder ve bitme aşamasına gelir. (s. 54-55)

Papilat Horonu
Papilat horonu İnsanı dinlendiren bir oyundur. Eller havada, yere inerken bir anda durulan bir oyundur.
Bu horon eski köy düğünlerinde evin hayat koridorda (Sçalomona'da) oynanırdı.

Rize İki Ayak Horonu
En yaygın halk horonudur. Buna düz horon ve Rize Kız horonu da derler.
Oyun sağ adımla sağ yana adım atarak başlar. Tüm figürleri altı sayılıktır. Sağ, sol, sağ adımla yana dizlerden esneyerek yürüme yapılır. Sol ayak öne fırlatılır. Sol ayak çekilir, sağ ayak fırlatılır. Aynı figür müzik cümlesi sonuna kadar tekrar edilir.
Müzik cümlesi başa dönüp sağ ayağa denk geldiği zaman figür değiştirilir. Aynı altı sayı ile erkekler ayaklarını yukarı çeker. Kızlar belden sağa sola esneyerek ayak uçları yere yakın basarak tekrar ederler.
Oyunun ilerleyen dakikalarında oyuna konsantre olan oyuncular taban basarak ve vücudu titreterek, kolları omuz ve daha yukarıya kaldırılarak aynı altı sayılık figürü hareketli bir şekilde sürdürürler.

Sallama Horonu
Tamamı ile ayak ritimlerine dayanan bir oyundur.
Sağ ayak yana bir omuz genişliğinde açılır. Belden sağa doğru ayakla birlikte esnenir ve solun yanına getirilir. Aynı şey sol ayakla yapılır. Sağa ve sola ayak açılıp getirilirken İki defa tabanlar üzerine çift basılır. Bu hareketler bir müzik cümlesi içerisinde olur.
Kollarla düşme yapılır, ayaklar yere vurularak sol ayak taban basarken sağ topuk sol çapraza doğru üç defa vurur. Her vuruşta sol taban üzerinde vücutla omuzlar sallanarak dönülür. Yine birinci figüre geçilir. Aynı hareketler sol ayakla da yapılır.
Sağa sola ayak açılarak oynanırken yine ayaklar yere vuruş yapar, sağ ayak öne basılarak iki kez öne (kollar omuzdan yukarıda tutularak) yürüyüş yapılır. Geriye iki kez çapraz koşu hareketi ile gelince ve iki defa çift basılır. Tekrar birinci figüre dönülür. Oyun süresince oyuna böyle devam edilir. Bu oyunda bazen ellerin bele konularak ve çift basmalarla ellerin İki kez alkış tutup oynandığı da görülür. Bu oyunda türkü söylendiği de olur. (s. 59)

Sıksaray Horonu
Bu oyun el ele tutuşan ikiden fazla oyuncu ile oynanan oyundur. Oyuncular birbirine yaklaşıp kemençenin titreşen nağmeleri ile birlikte titreyerek ileri ve geri on sayılık ritimle ayak ve vücut figürleri gösterirler. Bu figürler izlenmesi güç, anı hamleler ile devam eder.

Titreme Horonu
Rize'de tutulan bu horon çeşidi, Artvin'in Yusufeli ilçesinin mesela Sarıgöl Köyünde yıllardır daima tulum eşliğiyle on yüz erkek tarafından yürütülüyor. Esas figürü mütemadiyen vücudun bütün organlarını titreterek ürperti, ürperti, ürküntü kötü ruhlardan sıyrılmayı dileyiş gibi duygulan canlandırmak istiyor.

Yalı Horonu
Eller havaya dikilir. Yüzde yirmi beşlik sağa ve sola dönülerek arkadaşına yandan bakar şeklinde, beş on yarım adım giderek komut verilir. Eller önce ileri sonra geri esneyerek aşağı indirilir. Yine yanda arkadaşlarına sağa sola sallanarak oynanır. Fora komutu verilip rahata geçilir.

Yüksek Hemşin Horonu
Horondaki hareketler sürüsü başında üşüyen çobanın yaptığı ısınma hareketlerini andırır. Yüksek Hemşin horonu "Yık Aşağı yık" komutuyla kollar yere dik omuzlar topuk hareketiyle ayak parmak ucundan esneyerek oyun başlatılır.
"Al ver" komutuyla sağ ayak üzerinde esneyerek harekete kollar da eşlik eder ve hafifçe sağa ilerlenir. Sağ ayakla sağa ilerlerken ritmik olarak yerden keser, kollar dirsekten kırılarak sağ ve sol tarafa paralel hareket eder. " Beri bak zaa haa" diyerek üç kez içeri vurma hareketi yapılır. Ardından " Yaslan sağ sol" komutuyla, önce sola sağa ve sola sağ ayağı yere vurarak sol ayağı dizden esneyerek, kollar bacaklara yapışık tekrarlanıp, içeri vurma hareketine dönülür. Üç kez içeri vurduktan sonra "Yaslan tek vur" ve "savuş gel bana" komutlarıyla önce sola bir kez dönülüp sağ ayak vurularak savuşma hareketine geçilir.
Savuşma hareketinden sonra, "Kalk oyna" komutuyla birlikte kollar havada yere dik tutuşta ayak parmak uçlarında ve dizde yaylanarak oynanır. "Seslen vur içeri" komutuyla içeri vurma hareketi ve sağ sol vuruş tekrar içeri vurup bir kez sol vuruşla savuşmaya geçilir. Bu oyun ikinci bölümün tekrarıdır. (s. 65)

Horon ustası Cabir Dayı (s. 79)

RİZE'DE ESKİ KÖY DÜĞÜNLERİ
Eski düğünlerin özellikle Perşembe'yi takip eden Cuma günü düğünlerin en güzel günü sayılırdı.
…ayın tekli günlerinde düğün yapmak iyi değildi. Ayın son Çarşamba günleri de uğursuz sayılırdı.

Eş Bulma - Sevdalanma
Eski yıllar da eş seçmede fazla şansları yoktu. Eş seçimini aile büyükleri yapardı.
Evlilikler yakın çevreden yapılırdı.
Gelinlik kızın seçiminde öncelikle aileler arasında yapılmış yakıştırmalara yer verilirdi.

Erkek bir kıza sevdalanmışsa, o kıza hiç kimse yaklaşmazdı. Kız ve erkeğin bir birlerine gönülleri olduklarını belirtecek çok yol vardı. Erkek tez tez kızın çevresinde görünürdü. Kız da buna karşılık verirse sevdalık başladı demekti. Horonda sevdalılar kol kola horon ederdi. Eğer kızın kolunda yabancı bir erkek girerse kız horondan çıkardı. Erkeğinde aynı işi yapması beklenirdi. (s. 94)

Eğer kız mendilini erkeğin eline bırakır ve erkek de bunu kabul ederse sözlü gibi olurlardı.

Sevdalılar ille de evlenecek demek değildi. Kızı bin kişi ister, biri alır. Kız için uygun talipli çıkarsa anne, baba kızı evlendirirdi. Sevdalıların da yapabileceği bir şeyleri yoktu.
Nadiren görülen kız kaçırma dışında her iki taraf bu kadere boyun eğer.

Kız İsteme - Söz Kesme
…aile büyükleri kendilerine uygun gelin adayını belirler. Köyünde ileri gelenlerin fikrini de alıp, yola çıkarlardı.
Anne de babaya durumu anlatıp, kız istenmeye evin büyüğüne köy veya mahallenin söz sahipleri sözü dinlenen ile beraber bir kaç kişi gönderilirdi. Kız istenir eğer kızın babası izin verirse, kişiler bu sefer bir kaç gün sonra tekrar kız evine gidip gerekli şartlar konuşulurdu. O yıllardaki şartlar ise, başlık parası idi.

Bazı yerlerde kız istemeye akraba ile gidilirdi. Bu kız isteme olayı üç defa tekrarlanırdı. Kız verilsin verilmesin kıza danışılmazdı. Buna kızın ailesi karar verirdi. Kız verildiğinde hemen altın yüzük takılırdı.

Söz kesilip nişan takıldığında erkek tarafı mermiler atardı, istenilen kıza belli bir miktarda başlık parası verilirdi.

Sözü kesilen nişanı olan kız ve erkek kayınpederlerine gözükmez ve önünden kaçarlardı.

Nişan
Düğünde, anne hakkı, dayı hakkı, kardeş hakkı ve donanma hakkı alınırdı. Bunlar rakamsal olarak büyük meblağlar olmayıp, olaya ahenk ve renk katmak için cüzi miktarda olurdu. Tespit edilen bir günde alışveriş yapılacak bir yerde buluşurlardı.
Geline o günün modasına uygun olan takılardan, genellikle (çok eskiden) dilme fes, beşli, daha sonra zincir, bilezik, küpe, yüzük, saat ve alyans, iğne gibi altın eşyalar alınırdı. Takılardan sonra giyim kuşamla ilgili eşyalarda alınırdı.
Nişanda bazı köylerde sadece nikâh şerbeti içilip, üç, beş, yedi veya dokuz el silah atılırdı. Nişan töreni kızın babasının evinde olup her iki tarafın da yakınları davet edilirdi.

Düğüne Hazırlık
Düğüne bir hafta veya bir kaç gün önceden kızın çeyizlerini kızın tarafından üç beş kadın damadın evine götürürlerdi.
Odayı donatan yenge de kaynanadan bahşişini alırdı. (s. 98)

Gelinin Hazırlanması
Gelini hazırlama ve süsleme görevini, gelinin yakınlarından birisi, yani yengesi (düzencisi) hazırlardı.
Gelinin saçlarının önüne perçem yapıp ve yandan aşağıya doğru örüp, omuzundan sarkıtıp saçına da sim atılırdı. Çok eski yıllarda gelinlerin yanaklarına kiremit tozu, gözlerine de kömür veya tava karası sürülürdü.
Rize merkez ilçesine bağlı Ambarlık Köyünde, eski yıllarda gelinlik olarak pembe bir elbise giyilip, üzerine yün kuşak takılırdı. Ayrıca yün çorap giydirilip, başa da bir fes takılırdı. Yörede bu fese "Altın Fes" denilirdi.
Çayeli yöremizin bazı yörelerde ise gelinlik olarak "Krepdüşen" isimli elbiselik kumaş-derem kuşak ve duvak yerine de "Silecek" denilen ipek başörtüsü alınırdı. Çamlıhemşin yöremizde "Erham" diye tabir edilen gelinlik elbisesini giyerdi. Ayrıca "Kutnu" tabir edilen giysiyi de giyerdi. Yöreye özgü tençkap yapardı. "Eçakore" tabir edilen ve her iki de başa bağlanan çember olup, ağzı kapanması için, boyundan buruna takılan bir örtü idi. Bu örtü ise gelinin ağzını göstermezdi. Gelinin tenskaplı iken konuşması yasaktı.
Hemşin yöremizde gelin kadife foga giyerdi. Başına da "İran Şalı" diye tabir edilen bir örtü atardı. Gelin önde büzgülü, sırmalı, ipek bir elbise giyerdi. Arkadan öne doğru "Horasan Kuşağı" denilen bir kuşakla bağlanırdı. Bu giyim ise Hemşin Halk Oyunları kıyafeti gibiydi.
İkizdere ilçemize bağlı Sivrikaya (Kolçer) Köyü ve çevresinde gelinlik niyetine ipekli peştamallar kullanılırdı. Kalkandere ilçemizde ise, gelinlik olarak kara çarşaf ve onun altına gül kırmızı fistan giyilirdi. (s. 99)

Kına Gecesi
Damat tarafı gelin evine kına yakılması için kına gönderirdi. Her iki tarafta kına gecesi eğlenceli geçerdi. Rize'nin bazı yerlerinde ise, damat evinde her hangi bir eğlence yapılmazdı.
…kına gecesinde damat tarafında koç akşamı olurdu. Bu geceye damadın yakın akrabaları koç veya teke getirirlerdi. Bu geceye koçla geldikleri için koç akşamı da denir.
Bir çok kapı ev içine açıldığında seyirciler kapılardan bakardı. (s. 100)

Evin Şen Olsun / Kına Gecesi Türküsü
Şen anam şen babam evin şen olsun
Ben gidiyorum ben çıkıyorum yerler geniş olsun
Altun tas içinde kına koydular
Gümüş tarak ile saçını bozarlar
Analar babalar ne tez bezerler
Şen anam şen babam evin şen olsun

Atladum atladum çıktım eşiği
Kırılsun kırılsun kızların peşiği
Şen anam şen babam evin şen olsun
Ben gidiyorum ben çıkıyorum yerler geniş olsun
Kavak senin dal budağun kırılsun
Yapraklarun yere düşsün da çürüsün
Her gelen düğüncü eline kına koysun
Ne ettun yarumi ey kanlı kavak

Bir ay doğan şu karşıki tepeden
Şevkisi vapur pencerelerden bacadan
Uykusuz mi kaldun dünki geceden
Şen anam şen babam evun şen olsun
Ben gidiyorum ben çıkıyorum yerler geniş olsun

---

Geline kına koyduk
Ağla kızın annesi
Yarun akşam bu vakit
Sevunir kaynanasi

Bu eğlenceler bu sözler
Sizedur gelin baci
Mutluluklar dileruz
Kalma darda ne aci

Gelinluk büyük şeref
Genç kızlarun ülküsü
Sevda ve gelinlüğün
Vardur nice öyküsü

Gelun uşaklar gelun
Evum açıktır size
Kız bizum uşak bizum
Kusur bulmayız size... (s. 101

Düğün Gün
Damat tarafından olan kadınlar gelin için bohça hazırlardı. …gelinin o gün giyeceği gelinlik vs. elbiseleri bir bohça içerisinde damat tarafından gelin evine getirirlerdi.
Bu kişilere yöremizde uşak kolu denilirdi.
…damat tarafı kalabalık bir halde gelini almaya giderlerdi. Bu gruba düğüncü denirdi.
Gelin evine yaklaştıkça sık sık silahlar atarlardı.
Gelin donatıldığı zaman donanma hakkı donatanlar tarafından istenirdi.

Gelini çıkarma zamanı gelince gelinin kardeşleri odanın kapısını kesip bahşiş isterlerdi.
Gelinin parmağına yüzük takmadan gelin dışarıya verilmezdi. Yüzük takıldıktan sonra hayırlı dualarla ve gelin çarşafına sarılmış olarak, kapıdan çıkarken koltuğuna bir Mushaf (Kur'an-ı Kerim) konurdu.
Damadın babasına gelin teslim edilirdi.
Damadın babası da gelin evinin ahşap kapısının her iki tarafına bıçak saplardı. Bu hareketin anlamı ise damadın evlilik içinde bağlanmaması içindi
Gelinin ardından ağlamak iyi sayılmamaktadır. Gelinin sağında ve solunda ablaları ya da kız kardeşleri, yoksa yengeleri ya da amcasının kız kardeşleri dururdu. Bunların bir kaçı geline erkân öğreten, yenge (nedime) durumunda olurdu. Gelin tarafının davetlileri geline refakat etmez. Gelin evden ayrıldıktan bir müddet sonra ayrı bir grup halinde evden çıkarlardı. Çok eski yıllarda gelinin annesi ve babası damat evine gitmezlerdi.
Gelini ata kayınpederi tarafından bindirilirdi. Arkaya da yenge denilen akraba ayrı bir ata bindirilirdi. Büyükten küçüğe doğru sıralanırlardı. Gelin babasının evinden çıkıp koca evine gidinceye kadar, köy delikanlıları yolu keserdi. Yolu ip germek veya sırık koymak suretiyle yol kesilip bahşiş alınırdı. Yol kesenin belinde silah olurdu. Bahşişini alınca yolu açıp silahları atardı.

Damadın evine ortalama iki yüz metre kadar yaklaşınca gelin tarafı dururdu. Gelinin yengesi (nedimesi) buradan öteye gidemem deyip düğün alayını durdururdu.
Gelin tarafı çok nazlı olup, bazı isteklerin yerine getirilmesi istenirdi. Akla gelmedik bir sürü istekler olurdu. (s. 105)

Çok eski yıllarda gelin kocasının evinin kapısı geniş ise atla girerdi.
Gelin kapı girişinde kaynana, asma dalına bastırıp öyle içeri alınırdı. Yeni çiftlere de şerbet içirilirdi. Burada asma dalına basmak uzun ömürlü olması ve şerbet İçirmeleri de mutlu ve tatlı geçinmeleri içindi.

Eski yıllarda geline takı olarak genellikle beşli, çeyrek ve yüzük gibi takılar takılırdı. Ayrıca bir de küpe ilave edilirdi.

Geline ziynet eşyası yakınlara verilen bir bohça idi. içinde olan malzemeler ise gelinin babasının parasal durumuna göre değişirdi. Yörede genellikle bohçasına kızın çıkmaları denirdi. Bunlar ise, kendir bezinden peşkir (Yağluk) Feretiko çarşaf, elle örülmüş koyun yününden ortalama elli çift çorap getirilirdi. Bu çoraplarda damat tarafına dağıtılıp çorap alanlar da geline takı takardı. (s. 121)

Düğün günü gelin ve eniştenin nikâhını cami hocası kıyar. Nikâhta gelin ve damat bulunmaz. Onların yerine vekilleri bulunur. Her iki kişide ailesinin yakınları olur. Bunlar abdestli olmalıdır. Nikâhta bazı şartlar ortaya konur.
Gelinin boşanması durumunda geline verilecek para ve mal miktarı konuşulup uygun bir miktarda anlaşılınca hoca nikâhı kıyar. (s. 122)

Nikâh kıyıldıktan sonra ve gece verilen horon molasından sonra gelinin odasında enişte sofrası kurulur. Her yöreye göre enişte sofrası kurması değişikti. Rize yöremizde buna sofra kesme, mangalcılık ve mağerlik denilmektedir. Enişte sofrasında bazı yerlerde ise, bir bardak şerbet bir iki dilim baklava ve bir parça ekmek bulunurdu. (s. 123)

Düğün dağıldıktan sonra, bazı yerlerde ise gelinin en yakını bir veya iki bayan orada kalırdı. Gelinin ortama alıştıktan sonra onlarda oradan ayrılırdı.

---
Topaloğlu, İhsan. Rize Folklorunda Tulum, Horon ve Düğünler. Rize 2005


Volkan Arslan - Hemşin Müzik Kültürü ve Remzi Bekar

Hemşin Müzik Kültürü ve Remzi Bekâr - Özet

Karadeniz Bölgesinde yaşayan halkın bütününe “Laz” tanımlaması yapılmasına rağmen bölgede geçmişten günümüze kadar yaşamış olan birçok etnik topluluk olduğu da gözardı edilmemelidir.
Karadeniz Bölgesinin doğusunda, sahilden iç kesimlere uzanan, dağlık bölgelerde yerleşik olan ve burada hayatını devam ettiren bir topluluk da Hemşinlilerdir.
Hemşinlilerin, Türk ya da Ermeni soyundan olup olmadıkları konusu, farklı görüşler neticesinde hala kesinlik kazanmamıştır (Hâlbuki kimlik iradeyle seçilen bir şeydir; örneğin gebe bir Yahudi, o bölgeye gidip doğum yapsa, çocuğu Hemşinli mi olacak, tabii ki hayır. Kendini Ermeni olarak tanımlayanlar Ermenidir). (s. 1)

2. HEMŞİN’İN TARİHÇESİ
Hemşinlilerin Karadeniz Bölgesine gelişleri daha çok efsanelere ve seyyahların naklettiklerine dayandırılmaktadır.
Hemşinlilerin anlattıkları birinci efsane, ulu ataları Erzurum, Kars bölgelerinden bugünkü Hemşin bölgesine gelmişlerdir. Ham/Hem ve Şem/Şin adındaki iki kardeş Hıristiyanlık dönemlerinde Çoruh ve Kaçkar dağlarının denize yakın bölgelerinde ve dere kenarlarına yerleşiyor. Zamanla bu iki kardeşin soyu sopu artıyor. Daha sonra yurt edindikleri yerlere sığmayarak dört kola ayrılıyorlar. Ekinci ve bağcı olan 1. Pazar (Atina) Hemşinliği 2- Viçe Hemşinliği 3- Abu Hemşinliği (bunlar erken Müslüman olmuşlardır) 4- Çoğu göçebe ve yaylacı olan Hopa Hemşinliği.
İkinci efsane ise; Ulu ataları Hem / Hem ile Şem / Şim adlı iki kardeş Kars’ın doğusundaki eski Ani vilayeti bölgesinden şimdi ki Hemşinlik’e gelip yerleşmişlerdir. O zaman Hıristiyan dininde imişler. Çoğalmışlar İslamlık yayılınca İslamlığı kabul etmişler” (Gündüz, 2002). (s. 4)

Tarih kaynaklarına göre Hemşinlilerin ataları, iri gövdeli, dev yapıları ve güçleri ile ün salan, Horasan’da Arsaklılarla1 birlikte 2200 yıl önce Amadan (Hemedan) bölgesine gelip yüzlerce yıl bu başkent bölgesinde kalan sonrada Doğu Anadolu’ya geçen ulu – ilbeğleri soyundan Amad- Uni (Amad / Hemedan Hanedanı) uruğundandır (boyundan). Amaduni uruğunun Kars doğusundaki Arpaçayı ile Gökçegöl arasında Arakaz (Elegez) dağı çevresindeki yaylalarda, şimdiki Revan / Erivan kuzeyindeki Araban kesiminde yaşayan kolu 604’te başlayan son Sasanlı – İran işgali üzerine Bizanslılar elindeki Çoruk boyuna oradan da 620 yıllarına doğru şimdiki Karadeniz bakarındaki Hemşenlik bölgesine gelmişlerdir. Amad - Unili İlbeği Hamam Beğ, Çoruk bölgesinden kuzey batıya geçip, yakılıp yıkılarak bozulan Dampur / Tambur kasabasını yeniden şenlendirdiğinden “Hamam-ı Şen Hamam ŞEN” (=Hamam – abad / Hamam’ın şenlendirdiği) diye anılıyor. “Ham – Şen / Hem –Şin” boy ve bölge adı da bundan bozma ve kısaltma olarak kalıyor” (Gündüz, 2002). (s. 4-5)

Mehmet Bilgin “Doğu Karadeniz Tarih-Kültür-İnsan” isimli çalışmasında Hemşin bölgesinin çeşitli dönemlerde çeşitli yerlerden gelen insanların yerleştiği bir bölge olduğunu belirtmiştir. Bölgedeki bazı yer adlarının Ermenice zannedilmesinden dolayı Hemşin halkının Ermeni asıllı olduğu düşüncesinin öne sürüldüğünü ifade etmiştir. Bölgeye yerleşen insanların çeşitli izler bıraktığını (koç ve koyun heykelli mezar taşları gibi) yer isimlerinin ise Akkoyunlu ve Karakoyunlu boy birliklerini oluşturan boylarla ve eski Türk ulusları ile bağlantılı olduğunu belirtmiştir (Bilgin, 2002). (s. 8)

Mehmet Bilgin “Doğu Karadeniz Tarih-Kültür-İnsan” adlı çalışmasında (…) Hemşen Bölgesinde yaşayan halkın kökeninin Akkoyunluların Purnak Boyuna dayandığını ifade ederken, Purnak Boyunun bölge üzerindeki etkisinin ne derece önem taşıdığından da bahsetmiştir.
“İspir Bölgesinde (Pazaryolu-Erzurum yolunun doğusuna düşen Koçun Boğazı denilen yerlerde) ve Furtuna Deresi vadisinde Ülküköy ve Aşağı Vice’deki koç heykelleri, Çamlıhemşin ve yaylalarında koyun yataklarının Purnek/Pornak/Pornag olarak adlandırılması, 18.yüzyılda Hemşen’den Sürmene’ye göçmüş bazı ailelerin Purnaklıoğlu ismi taşıması ve 17.yüzyılda sakinleri Hemşen Bölgesinden gelerek Karadere Vadisine yerleşen Trabzon’un Araklı ilçesine bağlı Purnak (şimdi Taşgeçit) köyü, Hemşen Bölgesindeki Purnak Boyunun varlığını tartışmasız bir şekilde ortaya koymaktadır.” (Bilgin, 2002). (s. 14-15)

3. HORON KAVRAMI
“Horon; horom sözcüğünden oluşmuştur. Horom kesilmiş ve tarla üzerinde dik olarak kümelendirilmiş, birkaç bağdan oluşan mısırlara verilen bir addır. Horom’ların bulunduğu tarla uzaktan görünüş olarak kollarını havaya kaldırmış bir şekilde duran insan kalabalığını andırmaktadır.” (Demirkaya, 1990) (s. 22-23)

“Hor, Kor, Hori kelimeleri Yakutçada nakarat, tekrar etme ve sıra ile vurmak anlamlarına gelmektedir. Hor’un Lapseki, Antep, Urfa dolaylarında Sıra-Dizi anlamına geldiğini, Çağatayca’da düğün ve davetlerde halka şeklinde oturmak anlamını taşıdığı bilinmektedir. Tatar, Türkmen ve Başkırtlarda toplu olarak söylenen bir şarkı çeşidine “Hor” denir. Artvin dolaylarında yonca otunu uzak bir yere taşırken dağılmaması için bükerek topak ve sarma haline getirmeye Horum denir. O taraflarda halka ve daire halinde oynanan oyuna da Horum denir.” (Karahasan, 2003). (s. 23)

Hemşinli tulum sanatçısı Remzi Bekâr’ın verdiği horon çeşitleri listesi:
1- Büyük Düz Horonu
2- Memetina Horonu (Laz Horonu)
3- Çinçiva Rizesi Horonu
4- Ança Horonu
5- Samistal Kız Horonu
6- Hemşin Horonu
7- Ceymakçor Kız Horonu (Bakoz Horonu)
8- Bakoz Horonu
9- Anzer Horonu
10- Alican Horonu
11- Büyükoğlu Horonu
12- Papilat Horonu
13- Abdinin Rizesi Horonu
14- Eski Hemşin Horonu
15- İki Ayak Horonu
16- Sabah Horonu
17- Çarişka Horonu
18- Seydioğlu Horonu
19- Kaçkar Horonu
20- Hodeçur Horonu (Avcı Destanı)
21- Abdi Horonu
22- Sırtlının Rizesi Horonu
23- Ye Hala Horonu
24- Çinçiva Vişne Horonu
25- Tumas Horonu
26- Dik Büyük Horonu
27- Kaynaklı Rize Horonu
28- Polatın Rizesi Horonu
29- Çano Horonu
30- Çano 2 Horonu
31- Tapeçi (Langa Limanı) Horonu
32- Yüksek Hemşin Horonu
33- Paraçkur Kız Horonu
34- Polat Horonu
35- Rize Horonu
36- Mahmudoğlu Horonu
37- Ğant Horonu
38- Heveg Horonu
39- Kemer Horonu
40- Amlakit Kız Horonu
41- Sık Rize Horonu
42- Gotina Horonu
43- Yali Horonu
44- Apso Zanat Horonu
45- Alika Horonu (s. 25-26-27)

…horonların isimleri ve sayıları kişilere göre farklılık göstermektedir. 52’ye kadar çıkan bu sayı, kimi horoncu ya da tulumcuya göre aslında 6’yı geçmez. Bunun sebebi ise diğer horonların bu 6 horondan türemiş olduğudur.

Kimisinde ayaklar daha sert vurulur, kimisinde daha yumuşak Örneğin Rize Horonunda ayağın yere daha sert vurulması, Kaçkar Horonun da ise ayak hareketlerinin ön planda olması gibi farklılıklar bulunmaktadır. (s. 34)

Sahil kesimindeki horonlar daha hareketlidir. Hemşin horonları ise belli horonlar dışında genelde rahat oynanan horonlardır.

Yöre insanının çalışma biçimi ile de zannedersem eşdeğer. Kolların havaya kaldırılması, indirilmesi gibi. Mesela kolların ileri geri hareket ettirilmesini yayık sallama hareketine benzetebiliriz. Sahil kesiminde daha farklıdır. Ağın denize atılması, çekilmesi gibi. Ama muhakkak yaşayış biçimi ile ilgisi vardır. (s. 35)

…dereden ırmaktan suyun üzerinden taştan taşa atlama, bol yağış olması nedeni ile çamurdan korunup çamuru aşmak için yürüyüş biçimleri… (s. 36)

Hemşin Bölgesindeki kız horonlarına bakıldığında, genelde “savuşlu” (horonun hareketli sayılabilecek şekilde 3 sağa 3 sola gitmesi) horonlar olduğu görülür.
Savuşlu horonların genelinde hareketlilik mevcuttur.
Kız horonlarına örnek olarak, Samistal Kız Horonu, Amlakit Kız Horonu, Paraçkur Kız Horonu, Ceymakçor Kız Horonu gibi örnekler verilebilir.

Hemşin Horonlarını diğer horonlardan ayıran en önemli özelliklerden biri ise “sözlü horonlar (türkülü horonlar)” olmasıdır. Horonlarda türkü söylenen ya da türkü atılan bu bölüme “fora” denmektedir. Fora’nın Hemşin Horonlarındaki anlamı; dinlenmek, yorgunluk atmak, amacı ile rahat bir şekilde sola doğru gidilerek türkü söylemektir. (s. 37)

Bütün horonlarda ki fora sola gider. Forayı veren kişi “düş soluma” diyor. Sol tarafa gitmek anlamında. Hem türkü söylenilir, hem de dinlenilir.

Hemşin Horonları “tulumla” oynanan oyunlardır. Özellikle Batı Hemşin grubu denilen grupta tulumdan başka çalgı ile oynanmaz.

Tulumcu ve Tulum imalatçısı Süleyman Serin’e göre, İskoçyalıların Gayda dedikleri tulumun asıl adı, gaydadan gitmedir ve onların gayda dedikleri tekli sestir. Bizim ilk icadımız öyle idi. İkili tulumu doğal store, çiftli ses tulumda bulunduğunu ve İskoçlar bunun teklisini çalarak kendilerini bizim gaydayla – tulumla dünyaya tanıttılar. Asıl yurdu Orta Asya Gudadır (Topaloğlu, 2005). (s. 40)

İskoç Gaydasının adını tulumdan aldığına dair ifadeler vardır. Hemşin’de tulum çalmaya kayda – gayda vurmak gibi bir ifade kullanılması ve İskoçların da bu ifadeyi “Gayda” şeklinde aldıkları belirtilmektedir.

Karadeniz Bölgesinde oynanan horonların genelinde mutlaka horonu yöneten bir kişi vardır. Bu kişilere “Çavuş” denilmektedir. Bu tabir her yörede aynı olmayabilir. Bazen “horoncu başı” denildiği de görülmektedir.

Horonlar çevirenin komutları doğrultusunda oynanır. Çeviren ve tulum çalan kişi arasında her zaman bir iletişim olmak zorundadır. (…) Aynı zamanda tulumcuların horon kaidelerini çok iyi bilmeleri gerekmektedir. (s. 43)

Eskiden tulum sesi, ayak sesi denirdi. Başka ses olmazdı. Şimdi bırak sesi adam ağzında sakızla türkü söylüyor.

Günümüzde en çok duyulan uyarı “konuşma!” uyarısıdır.

Hemşin horonlarında yöresel olarak kullanılan uyarı ve komutlar şunlardır:
Al yüru; al oyna gel bana bakeyim; al gene; al oyna yüru boyle; al oyna tel ol tel; al da git; al bi daha yüru; yuksek oyna; al oyna yuksel; al da ha boyle gel bana gel; gel bakeyim ha boyle; kalk yuru; al da yuksel: Bu terimler horonun yukarıda oynandığı bölüme (kolların yukarıda olduğu bölüm) geçilmesi gerektiğini belirten
komutlardır.
Asil ha boyle; kollari sallama, belleri salla: Horonun yukarıda oynandığı bölümde kullanılan terimlerdir.
Al aşaği beraber; eller beraber, kollar beraber, tulum ile beraber; say bi daha beraber; geliyor; eller eller; kara kiz kaçti; hep beraber; yikil dağlar; hayde beraber, duy da ses ver; aha geldim; geliyor geliyor; hayde hayde; geliyor dinle bak, say da beraber; geldi beraber: Horonun aşağıda oynanan bölümüne geçmek için verilen komutlardır.
Bi sağ bi sol: Horona başlarken, fora bölümünden önce ya da sonra, bulunulan yerde sağa-sola dönülmesi gerektiğini ifade eden bir terimdir.
Duyulmadi parti 33 ; olmadi bi daha; bir daha vur; olmadi gençlik; doymadum bi daha; üçtur beştur; ha boyle ha ha; say bi daha parti; vur bi daha gelsun: Horonda yapılacak hareketlerin bir veya birden fazla yapılması gerektiğini ifade eden terimlerdir.
İşle sağdan yüru, nani nani: Hemşin horonunda, sağa doğru tempolu bir şekilde gidilmesi gerektiğini vurgulayan komuttur.
Şimdi tek vur sol ilen; tek vur soluma; vur soluma tek: Hemşin horonunda horonun aşağıda oynanan bölümündeyken sol tarafa dönülerek yapılması gereken hareketi belirtmek için verilen komutlardır.
Üç git üç gel 34: Hemşin horonunda, horonun aşağıda oynanan bölümünde sağa sola 3 adım gidip gelinmesi gerektiğini belirten bir komuttur.
Şimdi çapçap (alkış): Hemşin, Papilat ve Çift Ayak horonunda, sola, sağa ve tekrar sola dönülerek iki elin birbirine vurulacağını belirtmek amacı ile verilen bir komuttur.
Ha bir, ha iki, üçtur beraber; bir, iki üç; vurdi, geldi, şaşti, küt; hop, küt, pat; vur bi daha vur; bir, iki, üçtur vur içeri; işlemeden içeri vur; şaşti uçalum beraber: Hemşin horonunda “içeri vurmak” olarak tabir edilen bölüme geçmek için verilen komutlardır.
Şimdi düş soluma yüru: Hemşin horonunda aşağıda oynanan bölümde sola dönülerek yürünmesi gerektiğini belirten komuttur.
Orasi… bas geri bas: Hemşin horonunda sola doğru dönüp yürüme komutu verildikten sonra sağa dönmeden, geriye tempolu bir şekilde gelinmesi gerektiğini belirten bir ifadedir. Hemşin Horonunun yapısında bulunmamasına rağmen son zamanlarda uygulandığı görülmektedir. (s. 45-46)

4. HEMŞİN HORONLARINDA ATMA TÜRKÜLER
Hemşin horonları ve türküleri, Hemşin kültürünün önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.
F.Gülay Mirazaoğlu atma türküleri “yapısal ve işlevsel açıdan icra gelenekleri” adı altında inceleyerek, “iki gurubun, ya da iki kişinin karşılıklı olarak irticalen türkü söylemesidir” sözleriyle tanımlamıştır. Özellikle Doğu Karadeniz Bölgesinde, bu şekilde söylenen türkülere verilen isimlere; atma türkü, atma, atışma, çatma, çatışma, kesme türkü, karşılıklı türkü, karşı – beri, karşılama, karşılaşma, kovalama şeklinde örnekler vermiştir.

Yapısal özellik bakımından atma türkülerin nazım biriminin dörtlük olanlarının genellikle mani dörtlükleri şeklinde olduğunu, 7’li hece kalıbıyla ve üçüncü dizenin serbest olarak söylendiğini ifade etmiştir. Kafiye şemaları aaba, abab ve abcb şeklinde olup dörtlükler dışında nazım birimi beyit şeklinde ve üç mısralık bentlerden oluşanlarda vardır. (s. 47)

Kadınlar arasında yapılan kına geceleri gelin kaynana atışması için verimli bir ortamdır.
…bir diğer icra ortamı da yayla şenlikleridir.
…uğurlamalarında atılan türküler…

“Şairin, bir konu seçip, o konuda manası ve sözleri kendisine ait olmak üzere türkü söylemesine “atma türkü” denir.

Atma türkünün iki şekli vardır:
1- Her yarım türkü birbiri ile kafiyelidir.
Türkülerin yedili duraklara riayet edilerek iki mısra şeklinde yazılmasına yarım türkü denir. (Ak, 1998; 8) (s. 49)

2- Atma türküler tam türkü 39 şeklinde de olup, bunlar arasında kafiye aranmaz fakat anlam bütünlüğü aranır.
Yedi heceli dört mısradan oluşan türkülere (isterse iki mısra halinde yazılmış olsun) tam türkü denir (Ak, 1998; 8). (s. 50)

Hemşin yöresinde horonlarda söylenen türküler, horonun kaidesiyle doğru orantılıdır. Türkü söylenirken türküyü atan ve alan kişi ya da kişiler olmalıdır. Oynanan horona göre de türkü kaidesi değişmektedir. Türküyü atan kişi ya da kişiler, söylenen sözü kaideye uygun olarak iki kere tekrar ederler. Türküyü alan kişiler de aynı şekilde aynı sözü iki kere tekrar ederler. Çalışmada verilmiş olan örnek şu şekildedir:
“1.Grup Bana Osoğlu derler
2. Grup Bana Osoğlu derler
1. Grup Ben bi yüzi karayim
2. Grup Ben bi yüzi karayim
1. Grup Verun bağa bir güzel
2. Grup Verun bağa bir güzel
1. Grup Ben yardan fukarayim
2. Grup Ben yardan fukarayim” (Ak, 1998) (s. 60-61)

Daha çok mecilerde, kadıbağı kurularak, yani birkaç kişi bir tarafta, birkaç kişi de diğer tarafta olmak üzere, gelin ve damat tarafları, ya da iddialı taraflar olarak, kaidesiyle söylenen türkülere çatma türkü denilmektedir. Bu tip türküler (7+7) hece vezni ile söylenmektedir. (s. 63)

5. REMZİ BEKÂR
Bekiroğlu’ndan Remzi Bekâr 1937 yılının mart ayında Rize iline bağlı Hemşin İlçesi Nurluca Köyü’nde dünyaya gelir. Babası “taşçı” ustası Celal Bekâr, annesi Emine Bekâr’dır.
Remzi Bekâr, yedi çocuklu fakir bir ailenin en küçük çocuğudur. Babası, annesi okuma-yazma bilmemektedir. Küçük yaşından itibaren öğrenmeye büyük heves ve isteği olan Remzi Bekâr, okuma yazmayı okula gitmeden evvel öğrendiği için eğitim hayatına öğretmenler kurulu kararıyla 3. sınıftan başlar.
1954 senesinde köyünden ayrılarak gurbete çıkar. İlk gurbet yeri de Erzurum’dur. 1 sene kadar Erzurum’da çalıştıktan sonra gurbet hayatına İstanbul’da devam etme karan alır. 1956 senesinde o sırada yeni açılan Divan Oteli’ne komi olarak girer. 1964 yılında askerliğini Ankara Orduevi’nde yaptı. 1968 senesinde eşi Aysel Hanım ile evlenir. Aysel Hanım, İsparta’nın Uluborlu İlçesi’nden PTT memuru Mehmet Akbatur’un kızıdır. Bu evlilikten, 1969 senesinde oğlu Mehmet Serdar Bekâr ve 1974 yılında da kızı Ayşe Selin Bekâr dünyaya gelir. (s. 82)

Remzi Bekâr, 1990 yılında Divan Oteli’nden şef garson olarak emekliye ayrılır. O güne kadar hem işini sürdürür hem de Tulum icrasını devam ettirir.
1946 yılında Çayeli’nin Çilingir Köyü’nden Nurluca (Çanava) Köyü’ne gelen düğüncülerin elinde tulumu gördüm. Uzaktan harika bir ses duyuyordum, duyduğum bu güzel ses içime işliyordu. O günden sonra tulumun sesine âşık olmuş ve tuluma olan ilgim fazlasıyla artmıştı. (s. 83)

Remzi Bekâr’ın 13 yaşında iken yaşadığı bir olay çok dikkat çekicidir.
İngiliz organolog / müzikolog Laurence Piçken bölgeye bir alan araştırması için gelmiştir. (Bu görüşme dolayısıyla tulum icracısı olarak uluslararası literatüre girer).

(1964’ten sonra) Ankara Radyosu’nun önemli sanatçılarından biri olan merhum Ziya Taşkent ile tanışır. Ziya Taşkent, Ali Can ile tanışmasını sağlar. (Böylece radyoda) program yapma imkânı doğar. (s. 86)

İlerleyen yıllarda tulum çalgısına özel ilk plak ve ilk TV programını gerçekleştirir.

Tulum: nefesli çalgılar ailesinden polifonik yapıya sahip 5 perde, 6 tam sesten oluşan bir halk çalgısıdır.

Dünya üzerinde tulum çalman başka bölgelerde de bu çalgı dışında çalgılar kullanılmaktadır. Yalnızca Hemşin’de tulum tek çalgı olarak yerini almış ve muhafaza etmektedir. (s. 116)

---

Arslan, Volkan. Hemşin Müzik Kültürü ve Remzi Bekâr. Haliç Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2016


Hemşin Türkleri Homşetzi Türkleri

Yaşar Kalafat - Hemşin Türkleri (Homşetzi Türkleri) ve İkinci Dilleri Ermenice Olan Türklerin Karşılaştırmalı Halk İnançları

Hemşinli üst başlığı altında toplanan halkın Hopa Hemşinliler olarak bilinen kısmı adeta çift dillidir. Bunlar Türkçenin yanı sıra özel sayılabilecek Ermenice karışımı bir dil kullanmaktadırlar. Bu konudaki iki iddiadan birisi “ana dilleri olan Ermeniceye kısmen yitirip dillerinin Türkçeleştiği” ve diğeri de “anadilleri olan Türkçenin zamanla Ermeniciden de etkilenerek konuşulan dilin oluştuğu” şeklindedir.
Hemşinliler ile Lazları etnik köken olarak ilişkilendiren araştırmalar da vardır. Bu çevrenin görüşüne göre, Hemşinliler Kıpçak Türklerinin günümüze gelen bakiyeleridirler.

Rize Hemşinlileri ve Hopa Hemşinlileri
Her iki Hemşnli toplum kesimi de Oğuz/Türkmen boyu olan Homşetzı/Hamsetzi Türklerinden gelmedirler.
Hopa Hemşinlilerin ana dili Çuvaş Türkçesi özellikleri taşır.
Halkın yaklaşık % 20’si Ermenistan radyo ve televizyonlarını izler.

Hopa Hemşinlilerinde ağacın kök dalından oluşan halka şeklindeki çemberden geçmek boğmaca olmuş çocuklara şife getireceğine inanılır. Bu inanç Borçalı Türkleri ve Kırgız Türklerinde de vardır.
İnanca göre adeta ölüme, hastalığa yol açan güç geçilen tarafın öte yanında kalmıştır.

Hopa Hemşinlilerinin halk inançlarında da Adak bezi inanç ve uygulaması vardır. Dilek bezleri al, kara, yeşil ve sarı renkli olurlar.
(Bu inanç) Türk kültür coğrafyasının hemen her kesiminde vardır.

Hopa Hemşinlilerinde çocuğun ilk dişi çıktığı zaman onun için Hedik yapılır. Hedik uygulaması Türk kültürlü halklar arasında çok yaygındır.

Hopa Hemşinlilerinde ‘kadın erkeğin yolunu geçmez’ inancı vardır.

Hopa Hemşinlilerinde hayvanın doğumdan sonraki ilk sütü olan ağız eşikten dışarı çıkarılmaz, hayvan nazar almasın diye yabancıya gösterilmez. Ağızı tadan herkesin hayvana maşallah demesi istenir.

Hemşinlilerin halk inançlarında kurtağzı bağlama inanç ve uygulaması vardır.

Hemşinliler kurak havalarda yağmur duasına çıkarlar ancak bölge yağışlı olduğu için daha ziyade güneş duasına çıkılır.

Eski Türk inanlarındaki ruh anlamına gelen ve bubrik sözcüğünün de Başkurt Türkçesinde hediye anlamına geldiği ifade edilmektedir.

Kubilay Mutlu - Hemşin Kültürel Kimliğinin Müziksel Dinamikleri - Özet

Hemşin Kültürel Kimliğinin Müziksel Dinamikleri
Birinci bölümde Hemşinlilerin geçmişle kurdukları tarihsel bağların anlaşılması ve onların “geleneklerini icat” edişleri sırasında faydalandıkları tarihsel gereçlerin anlaşılmasına çalışılmıştır.
İkinci bölümde (…) kültürel kimliğin birlik ve farklılık diyalektiği içerisinde inşa edilme süreçleri (tartışılıyor).
Çalışmanın üçüncü ve dördüncü bölümleri alan çalışmasına dayalı olarak iki bölge üzerinde odaklanmıştır. ‘Yuvada’ ve ‘gurbette’

1. BÖLÜM
(Çamlıhemşin) Bölgenin yüksek kesimlerinde hala hayvancılık ve bununla bağlantılı yaylacılık faaliyetleri görülse de, bölgede hayvancılık sektörü yerini hızlı bir şekilde turizm sektörüne bırakmaktadır. (s. 6)

Hemşin tarihini ele almak için en anlamlı görünen başlangıç tarihi 8. yüzyılın son çeyreği gibi görünmektedir (çünkü ancak bu dönem başlangıç kabul edilir ve öncesi (hatta sonrası!) yok sayılırsa, bölge tarihiyle Ermeniler ilişkilendirilebilir). (s. 10)

“789-790 yıllarında Araplar tarafından uygulanan ağır vergilerden kaçmak için 12,000 kişi ve aileleri hükümdarları Shapuh Amatuni ve oğlu Hamam önderliğinde anayurtları Aragatsotn bölgesinden ayrıldılar ve kuzeybatı Ermenistan’a, Karadeniz bölgesinin Bizans egemenliği altındaki bölgesine sığındılar. (s. 13-14)

93 harbi
Bölgedeki Müslüman ve Hıristiyan nüfusu benzer şekillerde etkileyen bu savaşların Hemşinliler için diğer adı gurbet olmuştur. Birbirine zıt yönlerde batının Sakarya, Adapazarı Bolu gibi kentlerine doğru yapılan gurbet yolculuğunun, bir de Rusya üzerine doğru yapılan versiyonu vardır. Günümüzde özellikle büyük kentlerdeki pastacılık faaliyetinin kaynağını işte bu Rusya’ya doğru yapılan gurbet yolculuğu sonunda elde edilen pastacılık mesleği oluşturmaktadır. İzmir’de Sevinç, Lozan, Flamingo ve Şortan gibi pastanelerin sahipleri Hemşinli ailelerdir.

Doğudaki Hopa Hemşinlileriyle (Homsetsi), batıdaki Hemşinlilerin (Baş Hemşin) arasında gerçekleştiği düşünülen tarihsel kırılma için yukarıda anlatılan 1900’lü yıllardaki bu tarihsel etmenler gerekçe gösterilmektedir. (s. 17)

2. BÖLÜM
…kimlik, öncelikle bir bilinç ve farkındalık durumudur. (s. 23)

…otantisite “genel olarak geçmişle ilişkilidir ve geçmişteki bir şeyin aslına uygunluğuna ilişkin bir iddiadır.

Durkheim’ın endüstriyalizm Weber’in bürokratik biçimde örgütlenmiş rasyonalleşme ve pek tabi ki Marx’ın kapitalizm olarak tanımladıkları süreç, modernliğin önemli bileşenleri olarak karşımızda duruyorlar. (s. 25)

Giddens, modernliğin yukarıdaki bileşenlerinin gerçekleşebilmesi için üç temel kaynak belirler “…zaman ve uzamın ayrılması.
Yerinden çıkarma düzeneklerinin gelişimi.
Bilginin düşünümsel temellükü (endüstrinin ürettiği şeyi satabilmesi için bunu ihtiyaç haline dönüştürmesi gerekir, ihtiyaç üretimi için geleneksel yaşamın ortadan kaldırılması gerekir). (s. 26)

3.BÖLÜM
Karadenizlilik ile ilgili en yaygın stereotip Karadenizlilerin Laz olduğuna ilişkin olandır. (s. 23)
(Türkiye’de yaygın olarak görülen kültür İslam’dır (çoğu yerde pratikte görüntüden ibaret olsa da), ve de hâlâ güçlüdür, buna karşın belli kesimler kendilerini farklı şekilde tanımlamak suretiyle İslam’a karşı olan mesafelerini ortaya koyarlar, kişiye kimliği/hüviyeti sorulduğunda verdiği cevabın hülasası budur, hal böyleyken sürekli eşelenen; alt kimlik - üst kimlik, etnisite, kültürel çeşitlilik, öteki / ötekileştirmeler vs. tüm bunlar ortak hedefi İslam olan çabalardır).

…etnik bir grup olan Hemşinliler kendilerine Hemşinli demektedirler. En yakın komşuları Lazlar tarafından Hemşinli olarak tanınmaktadırlar ve Hemşinliliklerini sergiledikleri sayısız kültürel pratiğe sahiptirler. (s. 31)

Müziğin toplumsal sınırları simgelediği düşüncesi müziğe antropolojik yaklaşım için oldukça açık bir çıkış noktası gibi görünüyor… (s. 34)

Hemşinli-Laz karşıtlığı söz konusu olmadığında bu kez Hemşin toplumu içinde iç içe mikro kimlik karşıtlıkları (örneğin Halalı, Sırtlı, Tecinalı gibi) başat hale gelir ki, aralarında hayli ciddi rekabet örnekleri gözlemlenebilmektedir.
Türkiye’de belki de içerisinde en çok farklılık dinamiği barındıran kültürel atmosfer olan Çamlıhemşin’de Hemşinlilik, bu farklılıklarını diğer pek çok kültürel gösterenin yanında daha çok horon icrasında sergilemektedir. (s. 35-36)

Horon icrası kendi içerisinde tulumcu, horoncu, oyuncu, değnekçi ve hatta horonu izleyenlerin(audience) aktif katılımıyla gerçekleşen bir performanstır. Bu öğelerden birisinin olmaması durumunda icranın estetik zevkinde bir azalma meydana gelir.
Horon performansının kuşkusuz en önemli aktörü horoncudur. (s. 38)

…tulumcuya verdiği talimatlarla da oynanacak horonun türünü belirler… (s. 39)

Kadınlar Tulumsuz horon oynamalarına rağmen müziksiz değillerdir. Özellikle türkü kaidelerini söyleyerek yani horonların fora bölümlerinde söylenen kimi zaman atma kimi zaman da tekrara dayalı sözlerle horon oynamaktadırlar. Kuşkusuz bu çok severek yaptıkları bir şey değildir. (s. 43)

(Bülent Bekar) Dilliklerin içine yerleştirildiği malzeme olarak kamış yerine metal boru kullanan Bekar, bu yolla bütün tulumcular için en önemli husus olan entonasyon problemlerini en aza indirger. Ürettiği tulumlardan neredeyse homojen bir malzeme olan metal borular kullanması sebebiyle aynı perdeli (unison) sesler elde eder. (s. 54)

4.BÖLÜM
Türkiye’nin en çok dış göç veren bölgesi olan Çamlıhemşin kışın adeta boşalmaktadır. (s. 59)

Horon bağlamında gurbetin başlıca ayırıcı unsuru icranın daha çok izleyenlerin göz zevkini baz almasıdır. Kentsel ortamlarda horonların izler kitlesi halka şeklindeki horonların ortasına sandalyelerini atıp oturmazlar. Bunun yerine oturdukları yerden icracıların kendilerine dönük bir şekil almasını isterler. (s. 63)

Sonuç
…kendimize ilişkin deneyimlerimizin görünürlük kazanması için kültürel pratiklere ihtiyaç duyarız. Bu anlamıyla kültürel kimliğin inşası dinamik bir yeniden üretim süreci olarak işleyen kültürel performanslarla görünürlük kazanır. (s. 65)

Mutlu, Kubilay. Hemşin Kültürel Kimliğinin Müziksel Dinamikleri. Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir 2009