8 Haziran 2018 Cuma

Evliyalar Şehri Giresun


Abdülhalim Durma - Evliyalar Şehri Giresun

Osmanlılar tarafından fethine kadar Giresun ve Kürtün bölgelerinde yaşayan
Çepnilerin lideri, Giresun Fatihi Süleyman Bey idi.

1756’da Canik muhassılı olan Süleyman Paşa ve kardeşi Ali Bey (1720-1785) 12.000 kadar kuvvetle şehri basıp yağmalar. Kaleye kapanan halk yirmi üç gün süren kuşatmadan oldukça etkilenir. Bu sırada şehir yakılır, mallar gemilerle Samsun’a taşınır.

Sultan Selim Camii
Bu cami, 1480’li yıllarda Şehzade Abdullah’ın Trabzon sancak beyliği sırasında inşa edilmiş (…) 1932 yılında yıkılarak yerine Küçük Yalı (bugünkü Taşbaşı) Parkı yapılır.

Seyyit Vakkas türbesi, il merkezinde Kapukahve Mahallesi’nde bulunan 19. yüzyıldan kalma bir türbedir.
Fatih Sultan Mehmet zamanında büyük yararlılıklar gösteren ve bir çatışma sırasında şehit düşen uç beyi Seyyit Vakkas’a ait olduğu kabul edilir. Kendisi 15. yüzyılda yaşamış olmasına rağmen türbesi 19. yüzyılda yaptırılmıştır (s. 14-15).

Halk arasında yaygın olan inanışa göre Seydi Vakkas, kesik başıyla bir süre savaşmış, türbesinin olduğu yere gelince, gördüklerine şaşıran bir kadının çığlığı üzerine de düşüp ölmüştür.

Şeyh Kerameddin türbesi Boztekke köyünde bulunmaktadır. 1462 yılında yapıldığı söylenmektedir.

Yaygın kanaate göre Şeyh Kerameddin, Fatih Sultan Mehmet ile İstanbul’un fethine katılmış bir gönül erenidir. Halk, Şeyh Kerameddin ile Seyyid Vakkas’ın Fatih Sultan Mehmet tarafından Giresun ve etrafını Türkleştirip, Müslümanlığı yaymak için bölgeye gönderildiğine inanmaktadır (s. 21).

Türbe özellikle cumartesi günü ziyaret edilmektedir. Adağı olanların mutlaka bu günü tercih etmesi gerektiğine inanılır. Fakat adağın gerçekleşebilmesi için ziyaretlerin üst üste üç cumartesi tekrarlanması gerekmektedir (s. 23).

Çocuğunun olmasını isteyenler türbenin bahçesindeki kapının iki yanında bulunan selvi ağaçlarının birinin dibinden bir avuç toprak alır. Genellikle sağdaki ağaç tercih edilir. Eğer toprağın içinden canlı bir varlık çıkarsa bir çocuk sahibi olunacağına inanılır. Bir hastalığın iyileşmesini dileyenler türbeye bir giyim eşyası bırakırlar. Böylece hastalığı orada bırakıp kurtulacaklarına inanırlar (s. 24).

Yakup Halife, Alperen Türk dervişlerindendir. Giresun yöresinin fethedilmesine öncülük etmiştir.
14. yüzyıl sonralarıyla 15. yüzyıl başlarında yaşadığı anlaşılan Yakup Halife’nin türbesi içinde Mevlana Ali Şeyh ile onunla beraber hareket eden ve muhtemelen kardeşi olan Süleyman Halife’nin mezarları bulunmaktadır (s. 25).

Şeyh Yakup Halife’nin türbesi kadar Türbenin 200 metre aşağısında bulunan değirmeninin de adak yeri olarak önemli işlevleri vardır.
Şeyh bu değirmeni yaptıktan sonra kerametini kullanarak değirmeni hiç tahıl koymadan un öğütür hale getirir. Halka da kesinlikle değirmenin teknesine bakmamalarını tembih eder.
…köyden bir genç kız değirmenin teknesinde ne olduğunu çok merak eder. Teknede bir sarı yılan görür. Un haline gelip öğütülen tahıl da bu yılanın ağzından akmaktadır. Kızın yılanı görmesiyle tılsım bozulur ve yılan ortadan kaybolur (s. 27).

Alucra, 1876 yılına kadar Mindeval (Teşdik) ve Kuvata adında iki nahiye olarak idare edilir.
Seyyid Mahmud Çağırgan Veli
Türbesi, eski ismi Zun olan ve ilçeye 17 km. mesafedeki Boyluca köyündedir.  
Rivayete göre Fatih Sultan Mehmet Han Otlukbeli savaşına giderken Alucra’nın Boyluca (Zun) köyünün yakınlarında mola vermiştir.
Fatih; "Burada bizden hiçbir Allah’ın kulu yok mu?" dedikten sonra Seyyid Mahmud Çağırgan çıkagelir; “Size ve ordunuza peksimet ve azık getirdim," der. Fatih, ihtiyarın elindeki azığın orduya yetmeyeceğini söyler. İhtiyar; “Sen hele şunu bir orduna dağıt," der.
Bir sepet peksimet bütün orduya yeter ve artar. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmet o bölgeyi bu zata vakfeder. Bölgenin ismi de o kerameti hatırlatan bir isim olarak ‘Peksimet Tepesi’ şeklinde anıla gelir (s. 31-32).

Fevziçakmak (Zıhar) köyünde İsmail Hakkı Çağırgan Baba türbesi bulunmaktadır. Çağırgan Baba, bir akıncı beyi olarak dokuz müridi olan askeri ile köye yerleşmiş ve Akkoyunlu devletinde saygın bir konuma gelmiştir.

Çağırgan Baba’nın aslanlarla çift yaptığı, geyiklerle harman savurduğuna yönelik birçok rivayetleri yöremizde anlatılmaktadır.

İlçeye 16 km. mesafede bulunan ve eski ismi Gelvaris olan Hacıhasan köyünde türbesi bulunan Hacı Hasan Efendi’nin (1833-1905) babası Hüseyin, dedesinin ismi Veysel’dir.
…mahalleye “Veyselli” denmiştir.
Anlatılır ki, Hacı Hasan Efendinin defnedildiği Cuma günü, hava bulutsuz olmasına rağmen, cenazesi kabre indirilirken, billur taneli yağmur damlaları çisil çisil yağmaya başlar (s. 41).

İlçeye dokuz km. mesafede bulunan ve eski ismi Hanuk/Feygas olan Gürbulak köyünde bir kale, bir han, biri Çalgani Yakup Baba’ya ait olan iki türbe ve bir de kilise bulunmaktadır. Çalgani Yakup Baba, rivayete göre 1300’lü yıllarda Arabistan’dan Anadolu’ya gelerek bu köye yerleşmiş ve İslamiyeti yaymıştır (s. 44).

Bulancak 1455 tahririne göre Mustafa Kethüda, Şemsettin Kethüda ve Çakıroğlu Pir Kadem Kethüda’nın yurdudur.

Çamoluk
Yuvacık mahallesindeki Folbaba türbesi, Derviş Ali Baba Türbesi adıyla da anılmaktadır. 
Derviş Ali Baba’nın halife Ebu Bekir’in torunlarından olduğu söylenmektedir.

Dereli

Espiye
Espiye adına ilk defa "Esbiyelü” şeklinde Osmanlı tahrir defterlerinde rastlanır. 1515 tarihli defterde "Çepni Eli” olarak belirtilen Espiye "Eşter Oğlu Mustafa Bey Zeameti” olarak kayıt edilmiştir.

Görele
Beyli mahallesi Camii’nin arka tarafında bulunan kabristanda Pamuk Dede ismiyle anılan bir yatır bulunmakta ve bazı mahalle sakinleri dilekte bulunmak amacıyla buraya gelmektedir (s. 62-63).

Keşap
Aziz Hüseyin Gökçe Hazretleri, halveti tarikatı silsilesinde Peygamber Efendimizden (s.a.v.) itibaren devam ede gelen halifeler zincirinin halkalarından birini teşkil etmektedir. Şeyh Aziz Hüseyin Baba 1842 Yılında Çingiren köyünde doğmuştur. İrşad görevini köyüne dönerek yerine getirmiş ve köyünde vefat etmiştir. Kabri, vefatından sonra türbeye dönüştürülmüştür.
Çevre halkı türbenin kutsiyetine inanmakta ve her türlü derde türbe vasıtasıyla şifa bulabildiklerini söylemektedir. Türbenin iyi geldiği birçok rahatsızlıktan en önemlileri sara, uykuda gezinme, uykusuzluk, migren, çeşitli eklem ağrıları ve cilt hastalıklarıdır.

Piraziz
İlçe, adını Osmanlı’nın klasik devrinde bölgeye hükmetmiş olan İbrahim oğlu Pir Aziz adlı bir beyden alır.
Gökçeali Köyü’ndeki Şeyh İdris Türbesi ziyaret edilir. Ziyaretçiler türbenin etrafını üç kez dolanıp her dönüşte türbenin kapısında üç İhlas, bir Fatiha suresi okurlar. Daha sonra yan taraftaki caminin şadırvanında abdest alınıp, türbede ya da camide namaz kılınır, dua edilip dilek dilenir, Şeyh İdris’ten şefaat istenir. Önceden türbenin camlarındaki parmaklıklara çaputlar bağlanmakta iken, bu adet zamanla terk edilmiştir (s. 75).

Şebinkarahisar
Şeyh Süleyman’ın türbesi Şebinkarahisar’ın Avutmuş mahallesindeki mezarlıkta yer almaktadır.
Çevre halkı konuşma çağına gelip de konuşamayan çocukları ve yürüme çağı gelip de yürüyemeyen çocukları bu türbeye getirerek şifa bulmaları için dua etmektedir.
Şeyh Sinan Türbesi, Avutmuş mahallesindedir.
…türbe içinde uyuyarak rüya görüldüğü ve bu rüyalarda şeyhin rüyayı gören kişiye nasıl tedavi olacağını söylediği inancı yaygındır (s. 89-90).

Tirebolu

Yağlıdere

---
Durma, Abdülhalim. (2013), Evliyalar Şehri Giresun, Yenigün Matbaası, Ankara

1426 no'lu (Hicri 1312 - Miladi 1895) Giresun Şer'iyye Sicilinin transkripsiyonu ve değerlendirmesi


Abdullah Bal - 1426 no'lu (Hicri 1312 - Miladi 1895) Giresun Şer'iyye Sicilinin Transkripsiyonu ve Değerlendirmesi

Bağ - bahçe satışında çıkan bir anlaşmazlık
Miras taksiminde çıkan anlaşmazlık

İmamlar padişah berâtı ile göreve atandıklarından Osmanlı devlet sisteminde “askeri” den sayılmaktaydılar.

Osmanlı Devletinde imamlık vazifesine getirilen kimse, özellikle sosyal faaliyetleri bakımından başıboş bırakılmazdı. Kadılar, her zaman imamları teftiş edebilirlerdi.
Adeta mahalleyi onlar yönetiyorlardı (s. 125).

Tereke kayıtları, ya “şer’iyye sicil defterleri” içine yazılır ya da “muhallefat defterleri” adıyla müstakil defterler tutulurdu. Bu defterler kadı veya muhallefat memuru tarafından yazılırdı (s. 127).

Bir kimsenin bıraktığı terekesine ait vârisleri yoksa malı beytülmâlde emanete alınırdı.

Osmanlı kadısı İslam devletleri içinde özgün bir yeri olan adliye ve mülkiye görevlisidir.

Osmanlı dönemi Giresun’u hakkında en ayrıntılı bilgiler, XV ve XVI. yüzyıllara ait Trabzon sancağı tahrir defterlerinde yer alır. Bu defterlerden en erken tarihli olanına göre 1486’ya doğru yerleşmenin kale içinde ve hemen civarında olduğu, askerî vasfın ön plana çıktığı bir şehir özelliği gösteren Giresun 114 nefer, 22 dul Hıristiyan nüfusa sahipti. 1515’e doğru şehrin nüfusunda artış oldu. Bu sırada Hıristiyan nüfusun yanında 26 hane Müslüman nüfus da vardı ve bunlar civardan gelip şehre yerleşmişlerdi. 1554 yılında ise, Müslümanlar 33 hane 13 mücerret, Hıristiyanlar ise 214 hane 94 mücerret nüfusa sahipti. 1869 tarihli ilk salnâmeye göre kaza’da 25160 erkek nüfus vardı. 1895 yılında ise Giresun’da 61196’sı Müslüman, 12322’si Rum, 1445’i Ermeni olmak üzere 74963 nüfus vardı (s. 134).

Osmanlı şehirlerinin oluşmasında ve toplumun gelişmesinde önemli bir rolü olan câmiler, asr-ı saadetten günümüze hem yapı hem de işlev olarak İslâm’ın bütün esaslarını ve mesajlarını temsil eden kurum olma özelliğine sahiptir.
Bugün Giresun’da bulunan başlıca tarihi câmiler arasında 1594 yılında yapıldıktan sonra yıkılan ve 1861 yılında yenilenen Hacı Hüseyin Câmii, 1900 yılında sarı Alemdarzâde İzzet Kapûdân’ın mallarının bir kısmından vereselerce hayrat olarak yeniden inşâ edilen Şeyh Kerâmeddin Camii ve 28 Mart 1892 tarihinde Cuma namazından sonra açılışı yapılan Hacı Mikdâd Ağa Camii’dir (s. 136).

Giresun'da Medreseler, 17. yüzyılda kurulmaya başlanmış, zaman içinde gelişme göstermiş ve 20. yüzyıl başlarında Giresun’da medreselerin sayısı yüzü aşmıştır.

Vakıflar insanlık tarihinin en önemli yardımlaşma kurumlarından birisidir.
Müslümanları vakıf kurmaya götüren sebep Hz. Peygamber’in hadisleri olmuştur.

Giresun ili vakıfları incelendiğinde bir kaç vakfiye hariç, genelde 1850-1919 yıllarında vakıf yapılmış olup, yine genelde yeni yapılan camiIerin imam ve hatiplerinin ücretinin ödenmesi ve bu husus için de iki dönümü geçmeyen fındık bahçelerinin vakfedilmesi ile ilgilidir. Çok az dükkân, değirmen ve nukûd vakfı bulunmaktadır. Giresun İli vakfiyelerinde; 272 cami, 17 medrese, 2 sıbyan mektebi, 11 zaviye-tekke, 2 han adı geçmektedir (s. 139).

Osmanlı idaresi altında Giresun bir liman şehri olarak gelişme gösterdi. Deniz nakliyatçılığı ve balıkçılık ön plandaydı. Küçük gemi ve sandal yapım tezgâhları vardı.

Şehir halkı denizciliğin yanında civardaki bahçelerde ziraatla meşguldü.
…ekonomik bir değer taşıdığı anlaşılan başlıca ürünler meyve, ceviz, huhubat, soğan, sarımsak, kendir, nar ve üzümdü. Darı ve fındık da ayrıca ekonomik bir değere sahipti. Ayrıca yörenin kendine has üzümlerinden şıra elde ediliyordu. İhraç malları arasında özellikle pamuklu dokuma, madenî eşya, bıçak, un, gümüş ve bakır başta geliyordu. Bunların yanında kilim, aba, peşkir ve tire gibi dokumalar ekonomik değere sahipti (s. 140).

Kayıtlarda yorgan, yastık, minder, döşek, kilim türü yaygı eşyalarının çokluğu dikkat çekmektedir.

Giresun’da Giyim Kuşam İçin Kullanılan Eşyalar
Abâ, Ferâce, Peçe, Alaca entâri, Gömlek, Kuşak, Sarık, Cübbe, Beyaz entâri, Şâl, Keten gömlek, Keten entâri, Çiçekli entâri, Keten şalvâr, Takke, Uçkur, Urba don, Müsta’mel entâri, Yemenî, Trablûs kuşak, Peştemâl, Mendîl, Astarlık, Basma, Keten bezi, Püsküllü fes, Elyuta peştamal, Şalvâr, Mâhûrî bezi, Hâsse bez, Yünlü gömlek…

Giresun’da Kullanılan Mutfak Eşyaları
Bardak, Sac, Bıçak, Tabak, İbrik, Tas, Kaşık, Hamur teknesi, Sürahi, Şişe, Kıyma tahtası, Çay bardağı… (s. 142)

Gıda Maddeleri
…darı, fındık, meyve, ceviz, soğan, sarımsak, üzüm, fasülye, pirinç, bakla, mercimek, nohut, bamya ve pekmez

Giresun’da Kullanılan Ziynet Eşyaları
Elmas küpe, Altın bilezik, Elmas yüzük, Gümüş yüzük, Köstekli saat, Çift elmas künye (s. 143).

Giresun’da Kullanılan Ölçü Birimleri
Dirhem
Kıyye
Miskâl
Sehim (s. 144)

İslâm hukukuna göre, evlenmenin bir din adamı huzurunda yapılması şart olmadığı gibi resmi bir memur önünde yapılması da dinen gerekli değildir.
Kadıları görevleri arasında nikâh kıymak da daima sayıla gelmiştir (s. 145).

Aile toplumun en küçük birimini oluşturmaktadır. Bir toplumun sosyal, ekonomik ve kültürel yapısını tam olarak anlayabilmek için, o toplumun en küçük yapı taşı olan ailenin incelenmesi gerekmektedir.

Şer‘iyye Sicili’nde yer alan hüccet ve tereke kayıtlarına göre karı-koca ve çocuklardan oluşan bir Osmanlı ailesi genellikle 4-7 kişi arasında değişen bir nüfusa sahiptir.
…kayıtlarında çok eşlilik ve boşanma hadisesine çok rastlanmadığı görülmektedir (s. 146).

Ölen kişinin evlatlarından küçük olanlar varsa, reşit olana kadar onlara babaları ya da annelerinden kalan malları kollayıp gözetmek için aileden ya da mahalleden uygun birisi vasi tayin edilirdi.

…Müslüman erkeklerin isimlerinin sonuna genelde “efendi” ve “ağa”, kadınların isimlerinin sonuna da “hanım” ve “hatun” gibi sıfatların getirildiği görülmektedir (s. 147).

Kayıtlarda Müslümanlar için “hacı” ve gayr-i müslimler için ise “heci” sıfatının kullanıldığını görmekteyiz.
Müslümanlarda en fazla kullanılan erkek isimler şunlardır: Mehmed, Mustafa, Ahmed, Ali, Hasan, Hüseyin, Abdullah, Ömer, Osman, İbrahim, Sabri, Salih, Süleyman vb.
En fazla kullanılan kadın isimleri ise; Emine, ‘Âişe, Fatıma, Havva, Zeynep, Şerife, Hayriye, Zehra, Zahide’dir. Belgelerde az da olsa Hafize, Refika, Zahide, Sıddıka, Faika Behiye, Leyla, Serviye, Tayyibe, Şahinde, Tûbâ, Gülşen, Semîre ve Gülsüm…

Kullanılan lakapların büyük bir bölümü şahsın veya babasının yaptığı iş, memleketi vs. ile ilgilidir. Kayıtlarda berber, imam, hacı, işkembeci, kuyumcu, kaptan ve ekmekçi gibi lakapların şahıs isimlerinin başına getirilerek kullanıldığını görmekteyiz (s. 148).

Etnik köken ve sosyal statü bakımından Giresun kazasında yaşayan halk, Müslüman Türkler, Hıristiyan Rumlar ve Hıristiyan Ermeniler olmak üzere üç ana gruba ayrılmaktadır.
Farklı etnik köken, inanç ve kültüre sahip ama barış ve huzur içinde yaşayan halk aynı zamanda yönetime de katılmaktadır (s. 149).

---
Bal, Abdullah. (2014), 1426 no'lu (Hicri 1312 - Miladi 1895) Giresun Şer'iyye Sicilinin Transkripsiyonu ve Değerlendirmesi, Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Samsun

19. Yüzyılda Tirebolu Limanı


Yunus Emre Aydın - 19. Yüzyılda Tirebolu Limanı

XVIII. yüzyılın sonları ve XIX. yüzyılda Ruslar ve diğer Avrupa devletlerinin Karadeniz’de ticarete başlaması bölge kentlerinin gelişimini hızlandırmıştır.
Tirebolu limanı iç kesimlere bağlanan ulaşım ağı ile özellikle Gümüşhane yöresinden çıkarılan madenlerin taşınmasında da önemli rol oynamıştır.

Tripolis, Hellen dilinde “Üçlü Kent” ve “Üç Kentler Birliği” anlamına gelmektedir. Kent üç burun ve bunlar arasındaki iki koy boyunca uzandığı için bu adla anılmıştır.

Tripolis adı ilk defa M.Ö. I. yüzyılda Pliny’nin eserinde geçer (s. 484).

(Fatih döneminde) Osmanlı topraklarına katılan Tirebolu Osmanlı döneminde XV. ve XVI. yüzyıllarda Zeamet-i Kürtün içerisinde yer almış ve Trabzon sancağına bağlı bir kaza şeklinde teşkilatlanmıştır.

XV. ve XVI. yüzyıllarda bölge halkı denizcilik ve ziraat ile geçiniyordu.

Tirebolu limanı, Gümüşhane’nin deniz ile bağlantısını kurmaktaydı ve Gümüşhane yöresi maden bakımından çok zengindi. Özellikle Çoruh ve Harşit ırmakları etrafındaki yerlerde altın, gümüş, çinko, demir ve kurşun gibi madenler çıkarılmaktaydı (s. 487).

…çıkarılan madenlerin İstanbul’a sevkinde Tirebolu ve Espiye limanları kullanılmaktaydı.
Tirebolu’ya bağlı köy statüsünde bulunan Espiye ise iskelesi, madenleri ve tarıma uygun arazisiyle büyüyüp gelişmiştir.

Tirebolu limanında ticari faaliyetlerin yanı sıra gemi inşa faaliyetleri de yürütülmekteydi (s. 488).

…bölgede önemli bir yer tutan balıkçılıktan iyi gelir elde edilmekteydi ve Yunanistan ile Romanya’ya balık yağı ihraç ediliyordu.

Trabzon Vilayet Salnamasine göre 1879 yılında şehirde, 17.250 kıyye ceviz, 210.050 kıyye pirinç, 627.611 kıyye fındık, 251.100 kıyye fasulye, 156.020 kıyye mısır üretiminin yapıldığını görmekteyiz (Cilt 11).

Tirebolu’nun ithalat ürünleri ise şeker, tahıl, un, kahve, tuz, deri, tütün gibi maddelerdi (s. 489).

---
Aydın, Yunus Emre. (2015), 19. Yüzyılda Tirebolu Limanı, Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi. Cilt: 5, Sayı: 12 (s. 483-495)

15 ve 16. Yüzyıllarda Şebinkarahisar ve Civarında Yerleşim Modelleri


Fatma Acun - 15 ve 16. Yüzyıllarda Şebinkarahisar ve Civarında Yerleşim Modelleri

15. ve 16. yüz yıllar Osmanlı Karahisar-i Şarki Livası, modern Türkiye'deki Giresun, Gümüşhane ve Sivas illerindeki bazı ilçelere tekabül etmektedir.
Bütün Karahisar bölgesi, ortalama yüksekliği 1500-2000 metreye ulaşan dağ platoları ile kaplıdır (s. 138).

Bölgedeki ana idari biri nahiyedir.
1485 tarihinde nahiyelerin büyük çoğunluğu 15-20 köye sahiptir (s. 140).

Nahiyelerden yaklaşık yarısının adi Türkçe ve İslami (Arapça veya Farsça anlamındadır) olmayan adlardır, Kösi Kovana, Alucara, Gavezit Mindavel gibi. Bu adlar, bahsedilen nahiyelerin, bölgenin Türklerin eline geçmesinden, yani Osmanlı fethinden yaklaşık dörtyüz yıl önce var olduğuna işaret etmektedir. Geriye kalan nahiye adları Türkçe, İslami veya ikisinin karışımı olup bu adları taşıyan nahiyelerin Türkler tarafından kurulduğunun delilleri olarak değerlendirilebilir; Karahisar, Gezenger, Suşehri, Akşehirabad, Serin, Sisorta, Emlak, Menteşe, Güdül, Firuz, Hasangeriş, Sahneçimeni ve Yemlü gibi.

Hasangeriş nahiyesinin hikâyesi,
…on dört kişiden oluşan bir grup müsellem, nefs olarak kabul edebileceğimiz nahiye merkezinde yasamakta idi.

Müsellem teşkilatının Osmanlılardan önce var olduğunu ve ilk dönem Osmanlı askeri teşkilatını oluşturduğunu biliyoruz (s. 142).

Müsellemler için nahiye oluşturulmasının nedeni, onların yetiştiği bölgenin bir coğrafi ünite teşkil etmesi olabilir.

Köylerin ayrılmaz parçası [olan mezralar (…) çok nadir istisnalar dışında, yerleşik nüfusa sahip olmayan ziraat sahalarıdır.

Yer Adlarının Analizi
Bölgedeki yer adlarının en belirgin özelliklerinden biri, eski köy ve mezra adlarının devam etmiş olmasıdır. Mutaga, Züham, Mesar, Ayasmos (kutsal su kaynağı), Cahmaniş vs. Türk öncesi döneme ait yer adlarıdır (s. 155).

Yer adlarının en göze çarpan özelliği, bunların büyük bir kısmının tabiatla ilgili olmasıdır.
(Şahıs adlarından kaynaklanan yer adları) Oğuz boylarının adlarını taşıyan köy sayısı oldukça az olup, bölgedeki ilk Türk yerleşmesinin niteliği hakkında fikir vericidir. Şahıs adlarının köy adları olduğu durumlarda, bu adların köylerin kuruluşunda öncülük etmiş kişilerin adlarından gelmiş olması kuvvetle muhtemeldir (s. 156).

Yeni adlar arasında, dikkate değer sayıda eski Rum ve Ermeni adlarının bulunduğu gözlenmiştir: Ermenos, Kiryanos, Mandi, Ubarı, Esküne, Kara Gavezit gibi (s. 158).

Bazı mezralar 16. yüzyılın ortalarına doğru köy haline gelmiş fakat Karahisar'dan başka bir şehir merkezi hiç oluşmamıştır. Bu da bizim, 15. ve 16. yüzyıllar boyunca köy toplumu ile karşı karşıya olduğumuzu gösterir (s. 159).

---
Acun, Fatma (1996), “15 ve 16. Yüzyıllarda Şebinkarahisar ve Civarında Yerleşim Modelleri,” Giresun Tarihi Sempozyumu Mayıs 1996, Bildiriler Kitabı (s. 137-159), Giresun Belediyesi Kültür Yayınları, 1997