23 Ocak 2021 Cumartesi

Şerafettin Turan - İsmet İnönü

 

Şerafettin Turan - İsmet İnönü

…barış görüşmeleri sırasında kalpak yerine şapka giymesi…

Üstelik görüşmelerin ikinci dönemine götürdüğü eşi Mevhibe hanım da başını açmış ve çarşaf yerine manto giymişti. Böylelikle de her ikisi daha şapka giyilmesine ilişkin yasanın çıkmasından (25 Kasım 1925) '2,5' yıl önce bunu kendiliklerinden gerçekleştirmişler, öncü olmuşlardı. Oysa İsmet Paşa'nın kendi anılarında belirttiği gibi, Kurtuluş Savaşı yıllarında şapka'ya öyle büyük bir karşıtlık vardı ki, olmayacak bir iş için "Bunlar adama şapka bile giydirirler!" diye bir deyim kullanılır olmuştu. (II, 209). / s. 149

 

Mevhibe hanım da daha Lozan barış görüşmelerinden başlayarak bu örnek olma görevini üstlenmişti. İlk olarak bir daha giymemek üzere çarşafı çıkarmış ve yüzünü açmıştı. Lozan'a giderken İstanbul'a gabardin bir pardesü almış ve trene binmek için istasyona pardösülü ve yüzü açık olarak gelmişti. Lozan'dan gönderdiği mektuplarda "Sokağa manto ile çıkıyorum. Burada çarşaf giyen olmadığı için çarşafla çıkmıyorum" diye yazmıştı Orada iken İsmet Paşa gibi şapka bile giymişti. Ancak yurda döndüğünde şapkasını bırakmış, saçlarını sıkmabaş denen biçimde şifon bir eşarpla örtmeye başlamıştı (Agy . I, 116, 157) . / s. 514-515

 

1961 anayasası

…başlangıç kısmında Türk ulusunun Atatürk devrimine bağlılığı vurgulanması ve "Devrim Yasalarının Korunması" başlığını taşıyan ayrı bir maddenin de (153) düzenlenmiş olmasıydı. Söz konusu maddede, Türk toplumunun çağdaş uygarlık düzeyine erişmesi ve Cumhuriyetin laik niteliğini koruma amacını güden halifeliğin kaldırılması, öğretimin birleştirilmesi, şapka giyilmesi ve yeni Türk harflerinin kabulü ne ilişkin '8' yasanın anayasaya aykırı olduğunun öne sürülemiyeceği belirtilmişti (s. 380).

…

Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2000

…

Tanıl Bora - Cereyanlar

 

Tanıl Bora - Cereyanlar

İkinci Meşrutiyet'in Batıcılarından Kılıçzade Hakkı (1872-1960), l913'te "Pek uyanık bir uyku" başlıklı yazısında, tekkelerin kapatıldığı, örtünmenin yasaklandığı, şapka takılan, ulema dışındakilere dini kıyafetin men edildiği, hukuk sisteminin laikleştirildiği bir düzen tahayyül etmişti (s. 147).

 

M. Kemal'in / 7 Şubat 1923'te Balıkesir'de Zağnos Paşa Camii minberinden söylediği nutuk, onun İslami söylemin içinden konuşmasının şahikasıdır.

16 Mart 1923'te Adana esnafıyla sohbetinde, şu "en makul ve en tabii" din tarifini yapar: "Elhamdülillah hepimiz müslümanız, hepimiz dindarız, artık bizim dinin icabatını öğrenmek için şundan bundan derse ve akıl hocalığına ihtiyacımız yoktur. Analarımızın, babalarımızın kucaklarında verdikleri dersler bile, bize dinimizin esasatını anlatmağa kafidirler. (…) Bir şey akıl ve mantığa, milletin menfaatine, İslam'ın menfaatine muvafıksa kimseye sormayın. O şey dinidir."

 

1924'te "Türk milleti daha dindar olmalıdır" der / s. 147-148

 

Fahrettin Altay'ın (1880-1974) epey ileride Aydın Gençler İçin İslam Dini başlığıyla kitaplaşacak tasarıları, bu projelerin şemasını verir. "Paşa"nın projesi, namazın ayakkabı çıkartmadan, sandalyede oturarak kılınmasıydı: "Camilerde ... kapıdan mihraba doğru geniş bir yol ve bu yoldan yanlara doğru dar yollar ve bu dar yollar arkasında sıralar ve bunlarla dar yolların arası beş, on santim yükseklikte secde yerleri, sıraların altında şapka konacak yerler. Cami kapısında da ayakkabı silecekleri bulunur." / s. 151

…

İletişim Yayınları, 2017

…

Tevfik Çavdar - Türkiye'nin Demokrasi Tarihi I (1839-1950)

 

Tevfik Çavdar - Türkiye'nin Demokrasi Tarihi I (1839-1950)

Ankara İstiklal Mahkemesi şapka kanunuyla ilgili, 25 Kasım 1925 günü, Kayseri' de ilk yargılanmasını yaptı. Halkı sarık sarmaya teşvik eden nakşibendi şeyhi Ahmet Hamdi Hoca ile dört arkadaşı yargılama sonunda, Şeyh Sait İsyanıyla ilgili görülerek Doğu İstiklal Mahkemesi'ne havale edildiler.

İkinci mahkeme Sivas'ta yapıldı. Şapka aleyhine kent duvarlarına asılan ilanlar nedeniyle tüm muhtarlar ile belediye görevlileri yargılandılar. Sonuçta İmamzade Mehmet idama, belediye başkanı Abbas Bey, oğlu İsmail ve yirmiye yakın sanık beş-on yıl hapse mahkum oldular ( 1925 Kasım sonu).

Erzurum'da ise bir topluluk "Kabalak" veya "Ağniye" denilen bir serpuşu giymekte ısrar ederek önce Vilayete, sonra da Kolordu kumandanlığına doğru yürüdü. Garnizon kumandanı Hasan Paşa yürüyüşçülerin üzerine ateş açtırdı. Ona yakın kişi öldü. Vali olay üzerine sokağa çıkma yasağı ilan etti, Bakanlar Kurulu da aynı gece sıkıyönetim ilan etti. Şehirdeki "Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası" yanlıları ile "Muhafaza-ı Mukaddesat Cemiyeti"nin önde gelen üyeleri tutuklandılar. Erzurum Sıkıyönetim Mahkemesi aralarında Şeyh Hacı Osman olmak üzere yirmi bir sanığı idama mahkum etti, kararlar anında infaz edildi (Aralık ayının ilk on günü).

Ankara İstiklal Mahkemesi'nin Rize olaylarıyla ilgili mahkemesi 11 Aralık'ta başladı ve üç gün sürdü. "Halkı şapka ve hükümet aleyhine isyana teşvik" suçundan yüz kırk üç sanık yargılandı. 14 Aralık'ta açıklanan karara göre; Vaiz Farahçıoğlu Sabit (s. 324), lmam Şaban Koliva, Muhtar Yakup, Peçeli Mehmet, Güneysulu Arslan Peçe, Bekçi Kadir Kokize, Asliye Mahkemesi Başkanı Hafız Osman, kardeşi Avukat Hulusi idama, on dört sanık on beşer, yirmi iki Sanık onar, on dokuz sanık da beşer yıl hapse mahkum edildiler. Ölüm cezaları kararın verilmesinden yarım saat sonra infaz edildi.

Ankara İstiklal Mahkemesi Rize davası sonunda bütün kalkışmaların, "Frenk Mukallitliği ve Şapka" isimli bir kitabın yazarı İskilipli Atıf Hoca ve arkadaşlarının içinde bulunduğu "Gizli Örgüt" tarafından yönetildiği hükmüne vardı. Mahkemenin Atıf Hoca ve arkadaşlarının tutuklanması isteği üzerine gazetelere yansıyan şu haberi okuyoruz:

"Cağaloğlu'ndan Bayezit'e, Hakkaklar'dan Fatih'e eskiden beri muhafazakar tanınan bütün zevat ile, Hocayla yayıncılık işi dahil her türlü münasebeti olanlarla, Atıf Efendi'yi eskiden beri tanıyanlar" tutuklanıp Giresun'a gönderildiler. Bu arada Ankara İstiklal Mahkemesi bir başka kararla, "Valiliklerin bölgelerinde irtica ile ilgili tahkikatlar yapmalarını ve toplayabildikleri sanıkları dosyaları ile birlikte derhal Ankara'ya göndermelerini" istedi.

Giresun davası yargılaması ilginçti. Kentte irticaya yönelik önemli bir olay olmamıştı. Bu mahkeme bir anlamda lider ya da öncü oldukları sanılan sanıkların davasıydı. Sanıklar arasında İstanbul'da ve kentlerin dini çevrelerinde Giresunlu Hoca diye bilinen Şeyh Muharrem ile İskilipli Atıf Hoca bulunmaktaydı. Yargılama tiyatro salonunda 16 Aralık günü başladı, karar 18 Aralık'ta açıklandı. Altmış sanıklı davada Şeyh Muharrem ile Abdullah Hoca idama, on sanık ağır hapis cezasına çarptırıldı.

İstiklal Mahkemesi heyeti, İstanbul'dan getirilen sanıklarla birlikte gemiyle İstanbul'a döndü. 26 Aralık'ta basına bir açıklama yapan mahkeme başkanı Ali Bey ( Çetinkaya) şunları söyledi:

"inkılap düşmanlarına cumhuriyetin kahredici yumruğu ile ağır bir darbe indirilmiştir. Yapılan muhakemeler ve tahkikat sonrasında, İskilipli Atıf Hoca da dahil bütün İstanbul'lu sanıkların masumiyeti ortaya çıktı. . . Tutuklanan bu sanıkların bahsedilen isyan olayları ile hiçbir suçlarının olmadığı, yakında salınıverilecekleri..." Bu demecin yayımlanmasından sonra Giresun'dan getirilen sanıklar, yeni tutuklananlarla birlikte yargılanmak üzere Ankara'ya gönderilmişlerdir.

Ankara'da şapkaya yönelik iki dava görülmüştür. Maraş olaylarında yargılanıp, idam kararları uygulananların dışında, Valinin Başkent'e gönderdiği sanıklar yargılanmış; bunlardan Molla İbrahim, Bayraktar Hamdi, İnşaallah-Maşaallah Ali ve Pekmezci Hüseyin idama, on dört sanık da on beşer yıla mahkum olmuşlardır. İkinci mahkemede ise 5 Şubat 1926'da Babaeski eski müftüsü Ali Rıza ile savcının üç yıl ceza istemesine karşın İskilipli Atıf Hoca idama mahkum edildiler. Ankara İstiklal mahkemesinin yetmişin üzerinde Vicahi, ellinin üzerinde giyabi idam kararı verdiğini biliyoruz. Ne var ki, Divan-ı Harplerin verdiği ölüm kararları bunun çok üzerindedir (s. 325-326).

…

İmge Kitabevi Yayınları, 5. Baskı, Ankara, 2013

…

Türk Parlamento tarihi TBMM II. Dönem 1923-27-c2

Türk Parlamento tarihi TBMM II. Dönem 1923-27-c2

(II. Mahmud dönemi) Fes giymek memur ve askerler için zorunlu idi. Halk istediği gibi sarık, külah, kalpak, keçekülah vb. baş örtüleri kullanırdı. Bu giyimden dolayı sivil halka "başı bozuk" denirdi.

Fesin tamamlayıcısı püskülün düzenli bulunması için sık sık taranması gerekirdi. Bu nedenle fes için "püsküllü bela" deyimi kullanılırdı (s. 61).

 

Mustafa Kemal'in Kastamonu seyahati dönüşü (…) 2.9.1341 (1925) tarihinde 2413 sayı ile Bilûmum devlet memurlarının kıyafetleri hakkında kararname çıkarıldı.

Bu kararname ile memurlara şapka giyme zorunluluğu getirildi.

…herkese şapka giyme zorunluluğu getiren Kanun Teklifi, Konya Mebusu Refik Koraltan ve arkadaşları tarafından hazırlanarak 18.11.1341 (1925) tarihinde Meclise verildi

 

Esbabı Mucibe

Haddi zatında hiç bir ehemmiyeti mahsusayı haiz olmayan serpuş meselesi asrî ve medenî milletler ailesi içine girmeğe azmetmiş olan Türkiye için hususi bir kıymeti haizdir. Şimdiye kadar Türkler ile sair medenî ve asrî milletlerin arasında bir alâmeti farika mahiyetinde telâkki edilmekte olan mevcut serpuşun tebdili ve yerine medenî ve asrî milletlerin kâffesinin müşterek serpuşu olan şapkanın ikamesi lüzumu taayyün etmiş ve muhterem milletimiz bu aslî ve medenî serpuşu iktisa eylemek suretiyle cümleye numunei imtisal teşkil eylemiş olduğundan merbuten takdim kılman kanunun kabulünü Heyeti Umumiyeye arz ve teklif ederiz.

Madde 1. — Türkiye Büyük Millet Meclisi azaları ile îdarei Umumiye ve Hususiye ve Mahalliye veya Müessesata mensup bilumum eşhas ve müstahdemin (ve sıfatı resmiyeyi haiz herkes) Türk milletinin iktisa etmiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedir.

 

Adliye Encümeni Mazbatası

Konya Mebusu Refik Bey ve rüfekasının şapka iktisası hakkındaki 15 Teşrinisani 1341 tarih ve (2/479) numaralı teklifi kanunisi encumenimizce tetkik ve tezekkür edildi.

Medeniyetin bütün icabat zaruriyetini idrâk ve kabul etmiş olan Türk milletinin medenî milletlerin müşterek kisvelerinin vasfı barizi olan şapkayı iktisa hususunda gösterdiği tehalük ve tezahürü tespit ve bunun ifade eden bir kuvvei müeyyidenin kanunlarımız arasında bulunması encumenimizce zarurî ad ve telâkki olunmuştur. Binaenaleyh teklifte münderiç esbabı mucibe şayanı kabul görülerek birinci madde üzerinde cüzî tadilat icra ve "sıfatı resmiyeyi haiz herkes" ibaresi tay ve ikinci bir fıkra ilâve suretiyle berveçhizîr tespit edilen mevaddı kanuniye mûstacelen müzakere edilmesi ricasiyle Heyeti Umumiyenin tasvibine arz olunur. 24 Teşrinisani 1341 / s. 65

 

Adliye Encümenince Tespit Edilen Mevad

Birinci Madde — Türkiye Büyük Millet Meclisi Azaları ile idarei umumiye ve hususiye ve mahallîyeye ve bilumum müessesata mensup memurin ve müstahdemin Türk milletinin iktisa etmiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedir. Türkiye Halkının da umumi serpuşu şapka olup buna münafi bir itiyadın devamını hükümet men eder. / s. 66

 

Bursa Mebusu Nurettin Paşa, kanun teklifinde Teşkilat-ı Esasiye kanununa aykırı hususlara dikkat çeken bir takrir verdi.

Teklifi hazırlayan Konya Mebusu Refik Bey Nurettin Paşa’ya itiraz ve hakaret edip teklifi müdafaa etti.

“…necip milletimiz, bütün medenî milletlerin giymekte olduğu şapkayı da kendi serpuşu olmak üzere kabul etmiş…”

 

Adliye Vekili Mahmut Esat Bey Nurettin Paşa’ya cevaben: “…takrirlerinde, hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir. Her Türk, hür doğar, hür yaşar, diyorlar.

Hür ve Medenî milletlerin kisvesini almak hürriyetsizlik midir?”

 

Kars Mebusu Ağaoğlu Ahmet Bey: “…Şapka giymiş de Teşkilâtı Esasiye Kanununu ihlâl etmiş. Bu kelimeleri işitebileceğiniz dünyada bir kürsü yoktur. …şapkanın kabulü, Teşkilâtı Esasiye Kanununun ruhu, ledünniyatını teyiden kabul etmek demektir.”

 

Ankara Mebusu Rasih Bey: “…elbise, âdet, örf, muhit, iklimin icabına tabi bir iş ve bir şeydir. İnsanlar istediklerini giyer ve gezer. Binaenaleyh bu hususda din şunu tespit etmiştir, bunu tespit etmiştir, demek doğrudan doğruya ya hissiyata tabi olmaktır veyahut da göreneğe tabi olmaktır, İslâmiyette ise, hissiyatın da, göreneğin de yeri yoktur. İslâmiyette tek bir şey vardır: O da akıldır. Akıl esastır.

…efendiler eğer bir esas var idiyse ayağımızdaki pantolon, boynumuzdaki kıravat, yakalık, gömlek vesaire yoktu. Bunları kabul ettiniz giydiniz, başınıza da şapka giyeceğiniz vakitte mi aklınıza geldi? Onun için muhterem arkadaşlar, iş şakaya gelir bir iş değildir. Malûmuâliniz İslâmiyette haram olan şeyler, nas ile, doğrudan doğruya Allah tarafından tahrim edilen şeylerdir. Binaenaleyh Nas ile tahrim edilmemiş şeyler üzerinde îslâmiyete istinat ederek bunun dine şu tesiri vardır, şu zaran vardır, şeklinde mûtalaat üzerinde yürürsek memleket ve millet için büyük zararlar ihdas ve hazırlamış oluruz.

Allah tarafından tahrim edilmemiş şeyleri haram şeklinde göstermek, bu, hem dine ve hem de memlekete karşı bir iftira olur.” / s. 72-73

 

Menteşe Mebusu Şükrü Kaya Bey: “…Türkiye Büyük Millet Meclisi din ile dünyayı ayırmıştır. Din meselesi camilerde kürsülerde mevzubahis olabilir. Binaenaleyh burada mevzubahis olacak cihet milletin doğrudan doğruya hayatî meseleleridir, maddî ve dünyevî menfaattir. Efendiler, asırlardan beri çok acı tecrübeler geçiren ve hatıralar yaşatan Türk milleti badema kendi mukadderatını altıncı, yedinci asrın köhne fikirlerine rapt edemez. (Alkışlar) Onun mukadderatında arayacağı cihet, yalnız ve yalnız istikbaldir. Yalnız ve yalnız medeniyettir (s. 73).

…millî kıyafet ancak tarihlerde ve müzelerde görülür.”

 

…görüşmelerden sonra kabul edilen metin, 671 sayılı Kanun olarak, Resmi Gazetenin 22.12.1341 (1925) tarihli ve 230. sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi.

…

Kâzım Öztürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi Vakfı Yayınları, Ankara, 1995

…

Stefanos Yerasimos - Azgelişmişlik Sürecinde Türkiye 3

 

Stefanos Yerasimos - Azgelişmişlik Sürecinde Türkiye 3

 

“Şapka devrimi” adıyla yüceltilen bu değişikliğe, batı uygarlığına doğru atılmış kararlı bir adım gözüyle bakılmıştır. Daha basit bir ifadeyle diyebiliriz ki, bu reformlarda güdülen amaç, bir Türk iş adamının, Avrupa'daki veya Amerika'daki bir büyük ticaret merkezinde daha görünür görünmez tanınmasına sebep olan kılıktan tamamıyla kurtarmaktı. Eh, bu iş adamı üzerine Avrupalı bir elbise geçirir, boynuna takma yaka ve bir kravat iliştirir, Latin harflerini kolayca yazar, pazar günü işini tatil eder, bir de koluna karım diye Avrupa salonlarında takdim edebileceği bir kadın takabilirse, bu iş olmuş demektir. O zaman Türk tüccarı da uluslararası burjuvaziye dahil olabilir. Bir “şapka devrimi” ancak böyle bir muhteva içinde anlam kazanır. Zaten Osmanlı imparatorluğu burjuvazisi ve bürokrasisinin gardrop alışkanlıkları da, hayli uzun bir zamandan beri Avrupa özentisiydi. Bu sınıfların aydın kesimi, çok kere Avrupa dillerine ve kültürüne bihakkın vakıftı. Geriye, onları Osmanlı kılan tek bir şey kalıyordu: Fes. Sırf bu yüzden bir şarklının tanınmasında en belirgin alametifarikası olan bu giyim eşyası. Avrupa karikatüründe ve mizahında, şarkla alay edilmekte kullanılan bir sembol haline gelmişti. Böylece fesin kaldırılmasına, bir zafer ve batılılaşma yolunda kararlı bir adım gözüyle bakıldı. (s. 1277-1278).

…

Gözlem Yayınları, İstanbul, 1976

…