9 Mayıs 2020 Cumartesi

Müftü Mehmet Hulusi Efendi


İsmail Kara - Müftü Mehmet Hulusi Efendi

Medreseleri kapatan 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkalı henüz 6,5 ay olmuştu.
17 Eylül’de Mustafa Kemal Rize’dedir.
Paşa geceyi Mataracı Mehmet Bey’in evinde geçirdi.

Rize’den ayrılmak üzere Hükümet Konağı’ndan çıkarken, Rize müftüsü, yanında şehrin kaza müftüleri olduğu halde kendilerine bir istida (dilekçe) takdim ettiler.
Gazi, medreselerin açılmasını [veya medreselerden de istifade edilmesini] isteyen bu istidadan hiç memnun kalmadı

Cumhuriyet gazetesi, hadiseden iki gün sonraki nüshasında, vakayı "İki müftinin garip bir istidası” arabaşlığıyla veriyor: … Reisicumhur hazretleri istida muhteviyatına muttali olunca asabileşmişler…
İaşenizi [geçiminizi] mi düşünüyorsunuz?
Bu adamlar burasını İran gibi mi yapmak istiyorlar…

…muhtemelen Cumhuriyet’in kurguladığı “İaşenizi mi düşünüyorsunuz?” ile “Bu adamlar burasını İran gibi mi yapmak istiyorlar?” soru cümleleri…
…memleketi geri bırakan en önemli etkenlerden birinin medreseler ve ilmiye sınıfı olduğuna işaret ediliyor…

Trabzon’da çıkan İstikbal gazetesindeki haber dikkatli ve soğukkanlı bir şekilde verilmiştir.

Sebilürreşad, açıkça söylememekle beraber olayın bu kadar abartılmasının bir komplo şüphesi doğurduğunu ihsas etmektedir.

…olayın üzerinden henüz bir yıl geçmeden, yarıresmi bir eserde (Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin Sonbahar Seyahatleri)
“Rize ve Atina müftüsü” yerine “hoca heyeti” deniyor…

Cumhuriyet devrinde yazılmış en önemli lise tarih ders kitaplarında,
“hoca heyeti” / “softa heyeti”ne dönüşür…

Mahmut Esat Bozkurt: “…medreselerin açılması için kendisine müracaat eden hocalara; hiddet ve şiddetle ve herkesin önünde ‘Para istiyorsanız, size millet yetecek kadar verecektir. Açsanız, kamınızı doyuracaktır. Medreseler bir daha açılmayacaktır anladınız mı?’ diye bağırdı. Laikliğe doğru pratik ilk adımlar atılmıştı…”
Bozkurt’un ifadeleri içinde yer alan “medreseler açılmıyacaktır” cümlesi dışta tutulursa diğerlerinin Gazi’ye atfen kendisi tarafından kurgulandığı açıktır.

Olayın Kahramanı Müftü Mehmet Hulusi Efendi
Alemdaroğlu (Bayraktaroğlu) [Abdül]Vahid Efendi ile Gülizar’m oğlu olarak 1295
(1879) senesinde Rize’nin Kurâ-yı Seb’a (şimdi İkizdere) nahiyesinin Varda (sonra Hacı Şeyh, şimdi Güneyce) köyünde doğdu.
Sipahioğlu Yusuf Efendi’den hafızlığını tamamladı.

İstanbul’a gitti, Çarşambalı Ahmet Hamdi Efendi’nin derslerine devam etti.
Adalar (İstanbul) kazası müftü ve müderrisliğine tayin edildi.

Rus işgalinden sonra izinli olarak Rize’ye gitti. Mataracı Hacı Hafız’dan Rize müftülüğü teklifini aldı.
Mataracının teklifini kabul etti ve izni bittiği halde geri dönmeyerek Rize’de kaldı.

1919 yazında, Mataracı Mehmet Efendi’nin reisliğinde kurulan Rize Müdafaa-yı
Hukuk Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı
Müftülük görevi 18 Eylül 1340 (1924) tarihinde vukubulan “istida meselesi”ne kadar devam etti.
…istifa ettikten sonra arda köyüne gitti ve izini kaybettirmeye çalıştı.

Vardalı Şeyh Osman Niyazi Efendi’nin damadı olması nedeniyle üzerindeki şüpheler daha da arttı
…takip ve gizli soruşturmalara rağmen müftü efendi hakkında mahkemeye intikal eden bir dava ve yargılama sözkonusu olmamıştır.

1. TBMM’de Lazistan mebusu Esat. Bey’in (Özoğuz, Öl. 1954) delâletiyle ikinci mesleği, hâkimlik mesleğine geçti. Mapavri, Viçe, Tercan, Zile, Giresun adliyelerinde görev yaptı.
Temmuz 1944’te emekli oldu.
Emekli olduktan sonra Rize’ye yerleşti ve ömrünün sonuna kadar serbest avukatlık yaptı.
1957 seçimlerinde DP’den İl Genel Encümeni üyeliğine seçildi.
16 Mart 1959'da vefat etti

Müftü efendinin kardeşi merhum Akif Alemdar’ın bize aktardığına göre dilekçede medreselerin açılması değil yeni maarif sistemi içinde medreselerden de istifade edilmesi; binalarının, hocalarının, kütüphanelerinin bir şekilde devreye sokulması istenmekte imiş.

Tarih ve Toplum Dergisi, Sayı: 194, Şubat 2000, (s. 35-41)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder