1 Kasım 2022 Salı

Noemi Levy, Alexandre Toumarkine - Osmanlıda Asayiş Suç ve Ceza - Notlar

Noemi Levy, Alexandre Toumarkine - Osmanlıda Asayiş Suç ve Ceza -

Notlar

18-20. Yüzyıllar

Yayıma Hazırlayan: Foti Benlisoy, Tarih Vakfı Yurt Yayınları

 


Giriş

Noemi Levy

Toplumsal denetim ve hapishaneler konusunda Michel Foucault’nun görüşleri, konuyla ilgili literatürde baskın perspektiftir.

Osmanlı dönemi araştırmalarında İstanbul’a odaklanılmakta, taşra ihmal edilmektedir.

Çalışmaların çoğu dar kronolojik ve coğrafi sınırlar içindeki vaka incelemelerine dayanmaktadır.

 

Kitabın içeriği

1. Bölüm

Özgür Sevgi Göral: Foucault Eleştirisi ve seçici kullanım

Alexandre Toumarkine: Fransız tarihyazımı ve söylem analizi

Kent Schull: Hapishane çalışmalarındaki Durkheimcı (ahlaki düzen), Marksist (ekonomik yapı), neo-Marksist (kültürel etmenler) ve Foucaultcu (biyo-politik denetim) yaklaşımların sınırları tartışılır.

Noémi Lévy: Kamu düzeni ve kolluk

 

2. Bölüm

Suraiya Faroqhi: 1760’taki bir vaka üzerinden mahalle, cemaat ve devlet kurumları (kadı ve İstanbul mahkemeleri) arasındaki etkileşim gösterilir.

Işık Tamdoğan: Üsküdar sicilleri ve hane içi şiddet

Alexandre Toumarkine: 1880’de İstanbul’da bir Rus teğmenin öldürülmesi davası üzerinden adli tıp söyleminin doğuşu incelenir.

 

3. Bölüm

Betül Başaran: Tanzimat öncesi güvenlik ve denetim uygulamaları incelenir.

Noémi Lévy: Mahalle bekçileri

François Georgeon: Jön Türk Devrimi sonrasında basının sansürden kurtulmasıyla gazetelerin kamuoyunu kışkırtma gücü…

 

4. Bölüm

Yasemin Saner: Pranga cezası ve akılcılaştırma

Fatmagül Demirel: Abdülhamid dönemindeki yargılama gecikmeleri ve kötü hapishane şartları

Hasan Şen: Hapishanelerdeki biyo-politik denetim

Kent Schull: Jön Türk rejiminin 1912 hapishane sayımı

 

Birinci Bölüm: Tarihyazımında Suç, Kamu Düzeni ve Hapishaneler

19. Yüzyıl İstanbul'unda Suç, Toplumsal Kontrol ve Hapishaneler Üzerine Çalışmak

Özgür Sevgi Göral

Foucaultcu toplumsal kontrol ve "panoptikon" gözetleme teknolojileri…

Foucault için niyetler pratiklerden daha çok önem taşımaktadır. Kamusal otoriteler bir program formüle ettiğinde veya bir amaç ilan ettiğinde, onun gerçekleştiğini varsayar. Hayali gerçeklikle karıştırır.

 

Foucault’nun araştırmaları güç odaklarına, denetime odaklanır. Foucault’da fail pasiftir.

İngiliz Marksist tarihçiler (E.P. Thompson ve Peter Linebaugh) alt sınıflara ve onların pratiklerine odaklanır. Çalışan, yoksul kesim aktif öznelerdir.

 

Tarih bir hatırlama edimiyse; egemenlerin ve paşaların ötesine geçip mahpusların, mağlupların ve sıradan insanların gündelik suç ve yaşam pratiklerine bakmak Osmanlı sosyal tarihçiliğine bakir ve verimli bir alan açacaktır.

 

Fransa'da Suç ve Cezaevleri ile İlgili Tarihyazımı Üzerine Birkaç Değerlendirme (18. yüzyıl sonu - 20. yüzyıl)

Alexandre Toumarkine

Jacques-Guy Petit, Ces peines obscures (Şu Karanlık Cezalar: 1780-1875) cezaevlerindeki gündelik yaşamı inceler.

Alexis de Tocqueville meşhur seyahatinde Fransız cezaevi sistemini iyileştirmek üzere Amerikan cezaevlerini incelemiş…

Michel Pierre de ceza sömürgelerini (bagnes) ve sürgün cezalarını incelemiştir.

 

Michel Foucault’nun Pierre Rivière üzerine derlediği çalışma ilk açıklamalı suçlu otobiyografisidir.

Sylvie Lapalus akraba cinayetlerini, Annick Tillier çocuk cinayetlerini, Joëlle Guillais de aşk cinayetlerini incelemiştir.

Dominique Kalifa (Dans le sang et l'encre ve Crime et culture), ucuz basın, tefrika romanlar ve halk şarkıları aracılığıyla cinayet haberlerinin medyayı nasıl istila ettiğini ve kamuoyunda güvenlik merkezli bir söylem ile toplumsal bir saplantı yarattığını inceler.

 

Hapishaneler ve Cezalandırmaya İlişkin Yaklaşımlara Eleştirel Bir Bakış

Kent F. Schull

Durkheimcılar: Cezayı, "toplumun görünmez ahlaki bağlarının endeksi" ve toplumsal dayanışmayı yeniden kuran duygusal bir tepki olarak görürler.

 

Marksistler: Ceza pratiklerinin iktisadi olarak belirlendiğini, cezaevlerinin ise "ezilen sınıflar üzerindeki tahakkümlerini meşrulaştırmak üzere yönetici sınıf tarafından yaratıldığını" savunurlar.

 

Neo-Marksistler (Rothman ve Ignatieff): Ekonomik indirgemeciliği aşarak toplumsal kriz, ahlaki kaygılar ve sınıf çıkarlarının kesişim noktalarını incelerler.

 

Foucaultcular: Bilgi-iktidar ilişkisine ve disipline edici gözetim teknolojilerine odaklanırlar ancak insan failin direnme gücünü göz ardı ettikleri için eleştirilirler.

 

David Garland'ın Yaklaşımı: Schull, David Garland’ın önerdiği eklektik modeli savunur. Garland, "cezayı çok yönlü ve birçok unsur tarafından belirlenen bir toplumsal kurum" ve kültürel bir "toplumsal yapıntı" olarak ele alır.

 

19. Yüzyılda Osmanlı'da Kamu Düzeni Konusunda Çalışmak: Bibliyografya Üzerine Bir Değerlendirme

Noemi Levy

Osmanlı tarihyazımında kamu düzeni ve asayiş mekanizmaları ihmal edildiği için konuyla ilgili çalışmalar çok kısıtlı kalmıştır.

 

Tanzimat’tan Cumhuriyet’e güvenlik güçleri ve asayiş üzerine yapılan son dönem araştırmalar

A. Aydın, İbrahim Cerrah: İngiltere/Galler ve Türk polis teşkilatlarını karşılaştırırlar.

Ferdan Ergut (Modern Polis ve Devlet): Tanzimat'tan Kemalist döneme sosyal denetimin gelişimini inceler.

Zeynep Çelik, Jens Hanssen: 19. yüzyılda İstanbul ve Beyrut'ta imar faaliyetlerinin, kamu binalarının ve polis gücünün artmasının devletin şehir üzerindeki kontrolünü güçlendirdiğini vurgular.

Aynur Çiftçi, Necla Arslan: İstanbul karakollarının (II. Mahmud ve Abdülmecit dönemi) mimari ve mekânsal analizini yapar.

Betül Başaran: 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında İstanbul'da göçmenlerin ve bekârların denetimini inceler.

Cengiz Kırlı: 1840'lardaki hafiye jurnallerine dayanarak İstanbul kahvehanelerini inceler.

 

İkinci Bölüm: Suçun Algılanışı ve Ele Alınışı

Bursa'da Cinayet: Bir Cui Bono Yakası

Suraiya Faroqhi

1760 yılında Bursa’da cinayete kurban giden Tuti adında marjinal bir kadının davası

Tuti kötü tanınan bir kadındı ve başka 'erazil ve eşkıya'yı evine kabul ediyor, içkili toplantılarda ağırlıyordu.

 

18. Yüzyıl Bursa Toplumu ve Marjinal Gruplar

Bursa’daki geçici işçiler, taşıyıcılar ve getir-götür işçileri genelde bekârdı. Bu kesim, 16. yüzyıldan itibaren var olan, geceleri kapıları zincirlenen, oda arkadaşlığı üzerinden birbirine kefil olunan ve genel nüfustan izole edilen kiralık "odalarda" yaşıyordu.

 

Pazarcı Mustafa ile evli olan Tuti, komşu Narlı mahallesi sakinlerince evine "erazil ve eşkıya" kabul etmek ve içkili toplantılar düzenlemekle suçlanıyordu. Kadınların kötü ahlakla suçlanması genelde mahalleden sürülmeyle sonuçlanırdı.

 

Tuti'nin cesedi "üç ya da dört" mahallenin sınırında bulunmuş ve akrabaları tarafından eve taşınmıştır. Osmanlı hukukunda, bir sokakta faili meçhul ceset bulunduğunda, cesedin yattığı mahalle halkı diyet (kan parası) ödemekle yükümlüydü.

 

Narlı mahallesi sakinleri, diyet ödememek ve suçlamaları savuşturmak için isimsiz bir müftüden fetva almışlardır.

 

Vaka, Osmanlı hukuk sisteminin taraflar (varisler ile mahalle sakinleri) tarafından azami kişisel/maddi avantaj sağlamak üzere nasıl stratejik bir araç olarak kullanıldığını göstermektedir.

 

Atı Alan Üsküdar'ı Geçti ya da 18. Yüzyılda Üsküdar'da Şiddet ve Hareketlilik İlişkisi

Dr. Işık Tamdoğan

Şiddet olaylarının büyük kısmının, sosyal denetimin zayıf olduğu iskeleler, işlek sokaklar (tarik-i amm) ve bağlar gibi kamusal veya ıssız geçiş alanlarında meydana geldiğini gösterir.

Ev içi şiddet vakaları: Bunlar çoğunlukla koca, baba, kaynana gibi yakın akrabalar arasında yaşanan "aile içi şiddet" niteliği taşır.

 

Şiddet uygulayanların, işleri gereği "hareketlilik" içinde olan meslek gruplarında yoğunlaştığı görülür.

 

Adli Doktorlar, Ruh Doktorları ve Şeyhler: Kummerau Olayı (1880) ve Bilirkişilik Meselesi

Alexandre Toumarkine

Feciköy'de (Feriköy) üç Bosnalı muhacir arasındaki kavga sırasında oradan geçen Rus Yarbay Kummerau'nun vurularak öldürülmesi…

 

Drozdowsky ve Dr. Luigi Mongeri tarafından hazırlanan bilimsel otopsi raporu: Mermilerin karşılıklı pozisyonları, olayda saldırgan tarafından yapılan hareketlerin rastlantısal ve istem dışı değil, kasıtlı ve cezai olduklarını kanıtlıyor.

 

Savcı Yanko sanığın zihinsel ehliyetinin tespiti için tıbbi bir muayene (psikiyatrik bilirkişilik) talep etmiş,

 

1808 Fransız Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası, Haziran 1879'da Usul-ı Muhakemat-ı Cezaiye Kanunu adıyla Osmanlı hukukuna girmiş; 1880 yılı itibarıyla adli bilirkişiliğe yeni başlanmıştır.

 

1880'lerde adli tıp kurumlaşmış ve mahkemelerce tam otorite kabul edilirken; henüz tıp okullarında eğitimi verilmeyen psikiyatri (ilk eser Avni Mahmud Bey'in 1888'de yazdığı Muhtasar Emraz-ı Akliye’dir) mahkemeler ve bürokratlar karşısında söylemini kabul ettirmekte zorlanmıştır.

 

Sultan Abdülaziz'in ölümü ve V. Murad'ın ruhsal durumu (ve Çırağan Sarayı'na kapatılması) nedeniyle II. Abdülhamid delilik konusuna aşırı hassasiyet göstermiştir. "Deli, mecnun, darüşşifa, cinnet, ihtilal-i şuur" gibi kelimeler yasaklanmış; Avni Mahmud Bey'in 1888'de yazdığı kitap ancak 1910'da yayımlanabilmiştir.

 

Üçüncü Bölüm: İstanbul'da Asayiş ve Karışıklık Aktörler ve Yöntemler

III. Selim ve İstanbul Şehir Siyaseti, 1789-1792

Betül Başaran

1791 Ayasofya Camii suikast girişimi

Suikast girişimi üzerine padişah, yetkililerin ihmalkarlığına öfkelenerek şu hatt-ı hümayunu göndermiştir:

"...sokaklarda dilenci, derviş, divaneden geçilmez. 'Ale'l-husus dünki Cuma gün cami'ide kati eylediğim mechul herifin ettiği edebsizlik nasıl şeydir? isterse mecnun olsun! Birnarhane yok mu? Bu değildir! illa zabitânın 'adem-i dikkatinden naşidir."

Şehirdeki asayişsizliğin, yangınların ve gıda kıtlığının temel sebebi olarak görülen taşra göçlerini engellemek için tedbirler alınır.

 

Yakından Korunan Düzen: Abdülhamid Devrinden İkinci Meşrutiyet Dönemine Bekçi Örneği

Noemi Levy

Bekçiler / Sadri Sema anılarında onu, "Eski günlerin yüreğe en yakın adamı. Mahallelerin şefkatli babası" olarak tasvir eder.

 

II. Abdülhamid döneminde (özellikle Ermeni olayları sonrasında) istihbarat ve gözetleme sistemine dahil edildiler.

II. Meşrutiyet döneminde (1914 kanunu ile) bekçiler emniyet müdürlüğüne bağlanarak memurlaştırıldı ve böylece mahalledeki geleneksel rollerini yitirdiler.

 

1908 Ekiminde İstanbul'da Karışıklık ve Asayiş

François Georgeon

7 Ekim’deki "Kör Ali Vakası" (anayasayı reddeden muhafazakar bir kalabalığın Yıldız Sarayı'na yürümesi) ve 14 Ekim’deki "Beşiktaş Vakası" (Müslüman bir kadınla kaçan Rum bahçıvan Todori'nin karakol içinde linç edilmesi) olayları

 

Jön Türk basınının sansürden kurtulmasıyla bu sansasyonel olaylar günlerce manşetlerde kalır.

 

Abdülhamid’in gizli polis sisteminin çökmesiyle asayiş bozuldu ve İttihat ve Terakki, düzeni sağlamak için ordu birliklerini şehre çağırmak zorunda kaldı.

Bu kentsel şiddet olayları Jön Türk iktidarını meclis dışı baskıcı yöntemlere ve militarizme kaydırdı…

 

Dördüncü Bölüm: Osmanlı Hapishaneleri

 

Osmanlı'nın Yüzlerce Yıl Süren Cezalandırma ve Korkutma Refleksi: Prangaya Vurma

Yasemin Saner

Pranga teriminin İtalyanca "branca" (kadırga zinciri) kelimesinden Balkan dilleri aracılığıyla Osmanlıcaya geçmiş.

Mithat Paşa, sürgün edildiği Taif zindanında gördüğü prangayı şöyle tarif etmiş:

"...insanın ayağına demirci ma'rifetiyle cebr ve zor ile geçirilip çekiç ile örs üzerinde perçin edilen iki halka ve işbu iki halkayı birbirine rabt etmek için kırk kırkbeş santimetre tulunda kalın bir demir..."

 

1840 Ceza Kanunu Zeyli

Pranga cezasının yazılı bir yasa hükmü olarak ilk kez sanıldığı gibi 1851'de değil, 1840 Ceza Kanunu Zeyli'nde (cinayet, hırsızlık, kalpazanlık suçları için) yer aldığını kanıtlar.

1851 Ceza Kanunu / Kürek mi Prangabentlik mi?

Kürek mahkumiyeti ile prangabentliğin aslında aynı ceza olduğunu, tek farkın cezanın infaz edildiği yer (Tersane-i Amire veya taşra zindanları) olduğunu ortaya koyar.

 

Osmanlı Adliye Teşkilatında Yaşanan Sorunların Hapishanelere Yansıması (1876-1909)

Fatmagül Demirel

Mahkemelerdeki gecikmeler ve müstantik (sorgu yargıcı) eksikliği yüzünden zanlılar bazı davalarda senelerce yargılanmadan tutuklu kalmıştır.

Adliye çarklarının işlememesinin faturası, haksız yere hapis yatan ve hapishanelerin kötü fiziki koşullarına maruz kalan bireylere kesilmiştir.

 

Osmanlı'da Hapishane Mefhumu

Hasan Şen

Hapishanelerdeki hıfzısıhha (hijyen) ve sağlık düzenlemelerinin insani kaygılardan ziyade, "bu mekanların halk sağlığını tehdit edecek salgın hastalık yuvalarına dönüşmesini engellemek" ve modern devletin nüfus üzerindeki denetimini artırmak amacı taşır…

 

Tutuklu Sayımı: Jön Türklerin Sistematik Bir Şekilde Hapishane İstatistikleri Toplama Çalışmaları ve Bunların 1911-1918 Hapishane Reformu Üzerine Etkileri  Kent Schull

Jön Türklerin 1912 yılında başlattığı büyük hapishane sayımı

 

İstatistiğin pozitivist (Comtecu) devlet yönetimiyle ilişkisi

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder