Noemi
Levy, Alexandre Toumarkine - Osmanlıda Asayiş Suç
ve Ceza -
Notlar
18-20. Yüzyıllar
Yayıma Hazırlayan: Foti Benlisoy, Tarih Vakfı Yurt Yayınları
Giriş
Noemi Levy
Toplumsal denetim ve hapishaneler konusunda Michel
Foucault’nun görüşleri, konuyla ilgili literatürde baskın perspektiftir.
Osmanlı dönemi araştırmalarında İstanbul’a odaklanılmakta,
taşra ihmal edilmektedir.
Çalışmaların çoğu dar kronolojik ve coğrafi sınırlar
içindeki vaka incelemelerine dayanmaktadır.
Kitabın içeriği
1. Bölüm
Özgür Sevgi Göral: Foucault Eleştirisi ve seçici kullanım
Alexandre Toumarkine: Fransız tarihyazımı ve söylem analizi
Kent Schull: Hapishane çalışmalarındaki Durkheimcı (ahlaki
düzen), Marksist (ekonomik yapı), neo-Marksist (kültürel etmenler) ve
Foucaultcu (biyo-politik denetim) yaklaşımların sınırları tartışılır.
Noémi Lévy: Kamu düzeni ve kolluk
2. Bölüm
Suraiya Faroqhi: 1760’taki bir vaka üzerinden mahalle,
cemaat ve devlet kurumları (kadı ve İstanbul mahkemeleri) arasındaki etkileşim
gösterilir.
Işık Tamdoğan: Üsküdar sicilleri ve hane içi şiddet
Alexandre Toumarkine: 1880’de İstanbul’da bir Rus teğmenin
öldürülmesi davası üzerinden adli tıp söyleminin doğuşu incelenir.
3. Bölüm
Betül Başaran: Tanzimat öncesi güvenlik ve denetim
uygulamaları incelenir.
Noémi Lévy: Mahalle bekçileri
François Georgeon: Jön Türk Devrimi sonrasında basının
sansürden kurtulmasıyla gazetelerin kamuoyunu kışkırtma gücü…
4. Bölüm
Yasemin Saner: Pranga cezası ve akılcılaştırma
Fatmagül Demirel: Abdülhamid dönemindeki yargılama
gecikmeleri ve kötü hapishane şartları
Hasan Şen: Hapishanelerdeki biyo-politik denetim
Kent Schull: Jön Türk rejiminin 1912 hapishane sayımı
…
Birinci Bölüm: Tarihyazımında Suç, Kamu Düzeni ve Hapishaneler
19. Yüzyıl İstanbul'unda Suç, Toplumsal Kontrol ve Hapishaneler Üzerine
Çalışmak
Özgür Sevgi Göral
Foucaultcu toplumsal kontrol ve "panoptikon"
gözetleme teknolojileri…
Foucault için niyetler pratiklerden daha çok önem
taşımaktadır. Kamusal otoriteler bir program formüle ettiğinde veya bir amaç
ilan ettiğinde, onun gerçekleştiğini varsayar. Hayali gerçeklikle karıştırır.
Foucault’nun araştırmaları güç odaklarına, denetime odaklanır.
Foucault’da fail pasiftir.
İngiliz Marksist tarihçiler (E.P. Thompson ve Peter
Linebaugh) alt sınıflara ve onların pratiklerine odaklanır. Çalışan, yoksul kesim
aktif öznelerdir.
Tarih bir hatırlama edimiyse; egemenlerin ve paşaların
ötesine geçip mahpusların, mağlupların ve sıradan insanların gündelik suç ve
yaşam pratiklerine bakmak Osmanlı sosyal tarihçiliğine bakir ve verimli bir
alan açacaktır.
…
Fransa'da Suç ve Cezaevleri ile İlgili Tarihyazımı Üzerine Birkaç
Değerlendirme (18. yüzyıl sonu - 20. yüzyıl)
Alexandre Toumarkine
Jacques-Guy Petit, Ces peines obscures (Şu Karanlık Cezalar:
1780-1875) cezaevlerindeki gündelik yaşamı inceler.
Alexis de Tocqueville meşhur seyahatinde Fransız cezaevi
sistemini iyileştirmek üzere Amerikan cezaevlerini incelemiş…
Michel Pierre de ceza sömürgelerini (bagnes) ve sürgün
cezalarını incelemiştir.
Michel Foucault’nun Pierre Rivière üzerine derlediği çalışma
ilk açıklamalı suçlu otobiyografisidir.
Sylvie Lapalus akraba cinayetlerini, Annick Tillier çocuk cinayetlerini,
Joëlle Guillais de aşk cinayetlerini incelemiştir.
Dominique Kalifa (Dans le sang et l'encre ve Crime et
culture), ucuz basın, tefrika romanlar ve halk şarkıları aracılığıyla cinayet
haberlerinin medyayı nasıl istila ettiğini ve kamuoyunda güvenlik merkezli bir
söylem ile toplumsal bir saplantı yarattığını inceler.
…
Hapishaneler ve Cezalandırmaya İlişkin Yaklaşımlara Eleştirel Bir Bakış
Kent F. Schull
Durkheimcılar: Cezayı, "toplumun görünmez ahlaki
bağlarının endeksi" ve toplumsal dayanışmayı yeniden kuran duygusal bir
tepki olarak görürler.
Marksistler: Ceza pratiklerinin iktisadi olarak
belirlendiğini, cezaevlerinin ise "ezilen sınıflar üzerindeki
tahakkümlerini meşrulaştırmak üzere yönetici sınıf tarafından
yaratıldığını" savunurlar.
Neo-Marksistler (Rothman ve Ignatieff): Ekonomik
indirgemeciliği aşarak toplumsal kriz, ahlaki kaygılar ve sınıf çıkarlarının
kesişim noktalarını incelerler.
Foucaultcular: Bilgi-iktidar ilişkisine ve disipline edici
gözetim teknolojilerine odaklanırlar ancak insan failin direnme gücünü göz ardı
ettikleri için eleştirilirler.
David Garland'ın Yaklaşımı: Schull, David Garland’ın
önerdiği eklektik modeli savunur. Garland, "cezayı çok yönlü ve birçok
unsur tarafından belirlenen bir toplumsal kurum" ve kültürel bir
"toplumsal yapıntı" olarak ele alır.
…
19. Yüzyılda Osmanlı'da Kamu Düzeni Konusunda Çalışmak: Bibliyografya
Üzerine Bir Değerlendirme
Noemi Levy
Osmanlı tarihyazımında kamu düzeni ve asayiş mekanizmaları ihmal
edildiği için konuyla ilgili çalışmalar çok kısıtlı kalmıştır.
Tanzimat’tan Cumhuriyet’e güvenlik güçleri ve asayiş üzerine
yapılan son dönem araştırmalar
A. Aydın, İbrahim Cerrah: İngiltere/Galler ve Türk
polis teşkilatlarını karşılaştırırlar.
Ferdan Ergut (Modern Polis ve Devlet): Tanzimat'tan Kemalist
döneme sosyal denetimin gelişimini inceler.
Zeynep Çelik, Jens Hanssen: 19. yüzyılda İstanbul ve
Beyrut'ta imar faaliyetlerinin, kamu binalarının ve polis gücünün artmasının
devletin şehir üzerindeki kontrolünü güçlendirdiğini vurgular.
Aynur Çiftçi, Necla Arslan: İstanbul karakollarının (II.
Mahmud ve Abdülmecit dönemi) mimari ve mekânsal analizini yapar.
Betül Başaran: 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında
İstanbul'da göçmenlerin ve bekârların denetimini inceler.
Cengiz Kırlı: 1840'lardaki hafiye jurnallerine dayanarak
İstanbul kahvehanelerini inceler.
İkinci Bölüm: Suçun Algılanışı ve Ele Alınışı
Bursa'da Cinayet: Bir Cui Bono Yakası
Suraiya Faroqhi
1760 yılında Bursa’da cinayete kurban giden Tuti adında
marjinal bir kadının davası
Tuti kötü tanınan bir kadındı ve başka 'erazil ve eşkıya'yı
evine kabul ediyor, içkili toplantılarda ağırlıyordu.
18. Yüzyıl Bursa Toplumu ve Marjinal Gruplar
Bursa’daki geçici işçiler, taşıyıcılar ve getir-götür
işçileri genelde bekârdı. Bu kesim, 16. yüzyıldan itibaren var olan, geceleri
kapıları zincirlenen, oda arkadaşlığı üzerinden birbirine kefil olunan ve genel
nüfustan izole edilen kiralık "odalarda" yaşıyordu.
Pazarcı Mustafa ile evli olan Tuti, komşu Narlı mahallesi
sakinlerince evine "erazil ve eşkıya" kabul etmek ve içkili
toplantılar düzenlemekle suçlanıyordu. Kadınların kötü ahlakla suçlanması
genelde mahalleden sürülmeyle sonuçlanırdı.
Tuti'nin cesedi "üç ya da dört" mahallenin
sınırında bulunmuş ve akrabaları tarafından eve taşınmıştır. Osmanlı hukukunda,
bir sokakta faili meçhul ceset bulunduğunda, cesedin yattığı mahalle halkı
diyet (kan parası) ödemekle yükümlüydü.
Narlı mahallesi sakinleri, diyet ödememek ve suçlamaları
savuşturmak için isimsiz bir müftüden fetva almışlardır.
Vaka, Osmanlı hukuk sisteminin taraflar (varisler ile
mahalle sakinleri) tarafından azami kişisel/maddi avantaj sağlamak üzere nasıl
stratejik bir araç olarak kullanıldığını göstermektedir.
Atı Alan Üsküdar'ı Geçti ya da 18. Yüzyılda Üsküdar'da Şiddet ve
Hareketlilik İlişkisi
Dr. Işık Tamdoğan
Şiddet olaylarının büyük kısmının, sosyal denetimin zayıf
olduğu iskeleler, işlek sokaklar (tarik-i amm) ve bağlar gibi kamusal veya
ıssız geçiş alanlarında meydana geldiğini gösterir.
Ev içi şiddet vakaları: Bunlar çoğunlukla koca, baba,
kaynana gibi yakın akrabalar arasında yaşanan "aile içi şiddet"
niteliği taşır.
Şiddet uygulayanların, işleri gereği
"hareketlilik" içinde olan meslek gruplarında yoğunlaştığı görülür.
Adli Doktorlar, Ruh Doktorları ve Şeyhler: Kummerau Olayı (1880) ve
Bilirkişilik Meselesi
Alexandre Toumarkine
Feciköy'de (Feriköy) üç Bosnalı muhacir arasındaki kavga
sırasında oradan geçen Rus Yarbay Kummerau'nun vurularak öldürülmesi…
Drozdowsky ve Dr. Luigi Mongeri tarafından hazırlanan
bilimsel otopsi raporu: Mermilerin karşılıklı pozisyonları, olayda saldırgan
tarafından yapılan hareketlerin rastlantısal ve istem dışı değil, kasıtlı ve
cezai olduklarını kanıtlıyor.
Savcı Yanko sanığın zihinsel ehliyetinin tespiti için tıbbi
bir muayene (psikiyatrik bilirkişilik) talep etmiş,
1808 Fransız Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası, Haziran 1879'da
Usul-ı Muhakemat-ı Cezaiye Kanunu adıyla Osmanlı hukukuna girmiş; 1880 yılı
itibarıyla adli bilirkişiliğe yeni başlanmıştır.
1880'lerde adli tıp kurumlaşmış ve mahkemelerce tam otorite
kabul edilirken; henüz tıp okullarında eğitimi verilmeyen psikiyatri (ilk eser
Avni Mahmud Bey'in 1888'de yazdığı Muhtasar Emraz-ı Akliye’dir) mahkemeler ve
bürokratlar karşısında söylemini kabul ettirmekte zorlanmıştır.
Sultan Abdülaziz'in ölümü ve V. Murad'ın ruhsal durumu (ve
Çırağan Sarayı'na kapatılması) nedeniyle II. Abdülhamid delilik konusuna aşırı
hassasiyet göstermiştir. "Deli, mecnun, darüşşifa, cinnet, ihtilal-i
şuur" gibi kelimeler yasaklanmış; Avni Mahmud Bey'in 1888'de yazdığı kitap
ancak 1910'da yayımlanabilmiştir.
…
Üçüncü Bölüm: İstanbul'da Asayiş ve Karışıklık Aktörler ve Yöntemler
III. Selim ve İstanbul Şehir Siyaseti, 1789-1792
Betül Başaran
1791 Ayasofya Camii suikast girişimi
Suikast girişimi üzerine padişah, yetkililerin
ihmalkarlığına öfkelenerek şu hatt-ı hümayunu göndermiştir:
"...sokaklarda dilenci, derviş, divaneden geçilmez.
'Ale'l-husus dünki Cuma gün cami'ide kati eylediğim mechul herifin ettiği
edebsizlik nasıl şeydir? isterse mecnun olsun! Birnarhane yok mu? Bu değildir!
illa zabitânın 'adem-i dikkatinden naşidir."
Şehirdeki asayişsizliğin, yangınların ve gıda kıtlığının
temel sebebi olarak görülen taşra göçlerini engellemek için tedbirler alınır.
…
Yakından Korunan Düzen: Abdülhamid Devrinden İkinci Meşrutiyet Dönemine
Bekçi Örneği
Noemi Levy
Bekçiler / Sadri Sema anılarında onu, "Eski günlerin
yüreğe en yakın adamı. Mahallelerin şefkatli babası" olarak tasvir eder.
II. Abdülhamid döneminde (özellikle Ermeni olayları
sonrasında) istihbarat ve gözetleme sistemine dahil edildiler.
II. Meşrutiyet döneminde (1914 kanunu ile) bekçiler emniyet
müdürlüğüne bağlanarak memurlaştırıldı ve böylece mahalledeki geleneksel
rollerini yitirdiler.
…
1908 Ekiminde İstanbul'da Karışıklık ve Asayiş
François Georgeon
7 Ekim’deki "Kör Ali Vakası" (anayasayı reddeden
muhafazakar bir kalabalığın Yıldız Sarayı'na yürümesi) ve 14 Ekim’deki
"Beşiktaş Vakası" (Müslüman bir kadınla kaçan Rum bahçıvan Todori'nin
karakol içinde linç edilmesi) olayları
Jön Türk basınının sansürden kurtulmasıyla bu sansasyonel
olaylar günlerce manşetlerde kalır.
Abdülhamid’in gizli polis sisteminin çökmesiyle asayiş bozuldu
ve İttihat ve Terakki, düzeni sağlamak için ordu birliklerini şehre çağırmak
zorunda kaldı.
Bu kentsel şiddet olayları Jön Türk iktidarını meclis dışı
baskıcı yöntemlere ve militarizme kaydırdı…
…
Dördüncü Bölüm: Osmanlı Hapishaneleri
Osmanlı'nın Yüzlerce Yıl Süren Cezalandırma ve Korkutma Refleksi: Prangaya
Vurma
Yasemin Saner
Pranga teriminin İtalyanca "branca" (kadırga
zinciri) kelimesinden Balkan dilleri aracılığıyla Osmanlıcaya geçmiş.
Mithat Paşa, sürgün edildiği Taif zindanında gördüğü
prangayı şöyle tarif etmiş:
"...insanın ayağına demirci ma'rifetiyle cebr ve zor
ile geçirilip çekiç ile örs üzerinde perçin edilen iki halka ve işbu iki
halkayı birbirine rabt etmek için kırk kırkbeş santimetre tulunda kalın bir
demir..."
1840 Ceza Kanunu Zeyli
Pranga cezasının yazılı bir yasa hükmü olarak ilk kez
sanıldığı gibi 1851'de değil, 1840 Ceza Kanunu Zeyli'nde (cinayet, hırsızlık,
kalpazanlık suçları için) yer aldığını kanıtlar.
1851 Ceza Kanunu / Kürek mi Prangabentlik mi?
Kürek mahkumiyeti ile prangabentliğin aslında aynı ceza
olduğunu, tek farkın cezanın infaz edildiği yer (Tersane-i Amire veya taşra
zindanları) olduğunu ortaya koyar.
…
Osmanlı Adliye Teşkilatında Yaşanan Sorunların Hapishanelere Yansıması
(1876-1909)
Fatmagül Demirel
Mahkemelerdeki gecikmeler ve müstantik (sorgu yargıcı)
eksikliği yüzünden zanlılar bazı davalarda senelerce yargılanmadan tutuklu kalmıştır.
Adliye çarklarının işlememesinin faturası, haksız yere hapis
yatan ve hapishanelerin kötü fiziki koşullarına maruz kalan bireylere kesilmiştir.
…
Osmanlı'da Hapishane Mefhumu
Hasan Şen
Hapishanelerdeki hıfzısıhha (hijyen) ve sağlık
düzenlemelerinin insani kaygılardan ziyade, "bu mekanların halk sağlığını
tehdit edecek salgın hastalık yuvalarına dönüşmesini engellemek" ve modern
devletin nüfus üzerindeki denetimini artırmak amacı taşır…
…
Tutuklu Sayımı: Jön Türklerin Sistematik Bir Şekilde Hapishane
İstatistikleri Toplama Çalışmaları ve Bunların 1911-1918 Hapishane Reformu
Üzerine Etkileri Kent Schull
Jön Türklerin 1912 yılında başlattığı büyük hapishane sayımı
İstatistiğin pozitivist (Comtecu) devlet yönetimiyle
ilişkisi
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder