16 Mart 2012 Cuma
Kárhozat (1988)
15 Mart 2012 Perşembe
Susan Farrell - Kurt Vonnegut - Notlar
Susan
Farrell - Kurt Vonnegut -
Notlar
Hayatına ve Eserlerine Dair Edebi Bir Rehber
Kurt Vonnegut, A Literary Reference to His Life and Work, Facts
On File Inc, New York, 2008
Giriş
Gerçekçilik karşıtı (anti-realist) romanlarıyla postmodern
edebiyatın başlamasına katkı sağlamıştır. High-culture (yüksek kültür) ile
low-culture (kitle/popüler kültürü) arasındaki sınırları bulanıklaştırmıştır
(Andy Warhol'un pop-art eserleri gibi).
"Öyleyse" (So it goes) kalıbı, "Billy
Pilgrims" veya "Ice Nine Kills" gibi rock grubu
isimleri ve daktilo üslubu Amerikan kültürüne mal olmuştur.
Çizimler, şakalar, bilimkurgu ögeleri, karikatürize
karakterler ve özellikle üstkurmaca (metafiction — kurgunun kendi
yapaylığına dikkat çekmesi) tekniklerini kullanmıştır.
Cornell'de bilim okumasına rağmen bilgisayar yerine daktilo,
e-posta yerine geleneksel posta kullanmayı tercih etmiştir.
Vonnegut'un karakterleri (Paul Proteus, Howard W. Campbell
Jr., Eliot Rosewater, Billy Pilgrim, Dwayne Hoover, Wilbur Swain vb.)
genellikle yalnız, şaşkın, çaresiz ve kaderin kurbanı olan "temelde iyi
niyetli" insanlardır.
Kurtarmaya çalıştıkları dünya veya kurdukları ütopik
sistemler çökse bile Vonnegut, bu karakterlere ve onların "düzgün insan
olma" çabalarına büyük bir şefkat ve sevgi besler.
Örgütlü dine, otoriteye, insanı harcanabilir gören askeri
bilime ve vahşet uygulayan hükümetlere karşı sert eleştiriler getirmiştir.
Bu rehber kitap Vonnegut’un tüm külliyatını (14 roman, 50
kısa öykü, denemeler, oyunlar vb.) inceler.
…
Biyografi
Kurt Vonnegut Jr., 11 Kasım 1922'de Indianapolis, Indiana'da
doğdu. Ailesi, 19. yüzyılın ortalarında Almanya'dan Amerika'ya göç eden
eğitimli, tüccar ve mimarlardan oluşuyordu.
Vonnegut, çocukluğunda dinsel bir isyan yaşamadığını
söylerken "Örgütlü din hakkındaki çirkin görüşlerimi annemin dizinde
öğrendim" ifadesini kullanmıştır.
Kalabalık aile masasında sesini duyurabilmek için şakalar
yaptığını belirten yazar, "birinin onu dinlemesini sağlamanın tek yolunun
şakalar yapmak olduğunu" dile getirir.
Babası ve ağabeyi Bernard'ın bilim odaklı yönlendirmesiyle
Cornell Üniversitesi'nde biyokimya okumaya başladı. Ailesi edebiyatı "çok
fazla önemsiz mücevher" olarak görse de Vonnegut bilimde zorlandı ve okul
gazetesi The Cornell Daily Sun'da yazarlığa yöneldi.
14 Mayıs 1944 Anneler Günü hafta sonunda annesi Edith aşırı
dozda uyku ilacıyla intihar etti. Vonnegut, annesinin dergilere öykü satma
çabalarına değinirken onun "kaygan dergilerin gerektirdiği bayağılık
konusunda hiçbir yeteneğinin olmadığını" ifade eder.
Savaşta esir düşen Vonnegut, Müttefiklerin Dresden
bombalamasından bir beton mezbahada sağ kurtuldu. Bu tecrübe, 20 yıl sonra
yazacağı başyapıtı Mezbaha-Beş'in temelini oluşturdu.
Savaş dönüşü Jane Cox ile evlendi ve Şikago Üniversitesi'nde
antropoloji eğitimi aldı. Dr. Robert Redfield'ın küçük, birbiriyle dayanışma
içindeki "halk toplulukları" teorisinden derin bir şekilde etkilendi.
Schenectady'deki GE halkla ilişkiler biriminde çalışırken
ilk öyküsü "Barnhouse Etkisi Üzerine Rapor"u Collier's
dergisine sattı. Dergi editörünün ödemesi sonrası "G.E.'yi bırakma
zamanının geldiğini" anladı.
1952'de yayımlanan ilk romanı Oyuncu Piyano,
otomasyonun insan üzerindeki etkilerini işledi. Ancak bu eser yüzünden ciddi
eleştirmenlerce "bilim kurgu etiketli bir dosya çekmecesinin başı dertli
bir sakini" olarak kategorize edildi.
1958'de kız kardeşi Alice ve eniştesinin 48 saat arayla
ölmesi üzerine Vonnegut, ablasının üç yetim çocuğunu evlat edindi.
Titan'ın Sirenleri (1959), Anneler Gecesi
(1962) ve kıyamet maddesi buz-dokuz'u konu alan Kedi Beşiği (1963) ile
üniversite gençliği arasında kült takipçiler kazandı. Terry Southern Kedi
Beşiği için "melodramatik saçmalıklardan çok daha ilgi çekici ve
anlamlı bir çalışma" yorumunu yaptı.
1969'da yayımlanan Mezbaha-Beş, Billy Pilgrim'in
zamanda sıçramalarını ve Dresden yıkımını anlatarak en çok satanlar listesine
girdi ve Vonnegut'a finansal özgürlük getirdi.
Üstkurgusal eseri Şampiyonların Kahvaltısı (1973)
büyük popülerlik kazandı. Bu dönemde eşinden ayrıldı, Jill Krementz ile
yaşamaya başladı; oğlu Mark geçirdiği zihinsel krizden iyileşerek tıp doktoru
oldu.
Galapagos (1985), Mavi Sakal (1987), Hokus
Pokus (1990) ve son romanı Zaman Depremi (1997) yayımlandı. Sanatçı
Joe Petro III ile serigrafi baskı resim çalışmaları yaptı.
2005'te yayımlanan Ülkesi Olmayan Bir Adam eserinde
mizahın "hayatın ne kadar berbat olabileceğini ertelemenin bir yolu"
olduğunu belirtti.
Vonnegut, 11 Nisan 2007'de düşmeye bağlı kafa travması
nedeniyle vefat etti.
Vonnegut'un Eserler
Romanlar
Anneler Gecesi (Mother Night, 1962)
İsrail hapishanesinde yargılanmayı bekleyen Amerikalı çifte
ajan ve Nazi propagandacısı Howard W. Campbell Jr.'ın itiraflarıdır.
Nasıl davranıyormuş gibi davrandığınıza çok dikkat etmeniz
gerekir... çünkü bir gün uyanıp ne olduğunuzu keşfedebilirsiniz.
Deadeye Dick (1982)
12 yaşında kazara hamile bir kadını vuran Rudy Waltz'un
suçluluk dolu yalnız yaşamı ve Midland City'nin bir nötron bombasıyla
boşaltılması anlatılır.
Galapagos (Galápagos, 1985)
Kriz sonrası insanın 1 milyon yıl içinde fok benzeri, küçük
beyinli canlılara evrilmesini Leon Trout'un hayaleti anlatır.
İnsanın büyük beyninin kendi türüne ve doğaya verdiği
zararlar hicvedilir.
Hapishane Kuşu (Jailbird, 1979)
Watergate skandalına karışan Walter F. Starbuck'ın serbest
kalışı, Sacco-Vanzetti davası ve Amerikan işçi hareketi tarihiyle
hesaplaşmasıdır.
Sevgi başarısız olabilir ama nezaket galip gelecektir.
Hokus Pokus (Hocus Pocus, 1990)
Vietnam gazisi Eugene Debs Hartke'nin haksız yere
hapsedildiği hapishanede seviştiği kadınlar ile öldürdüğü insanların eşit
sayıda olduğu listeler tutması anlatılır.
Kedi Beşiği (Cat's Cradle, 1963)
Anlatıcı John'un atom bombasının yaratıcılarından Dr. Felix
Hoenikker'in ailesini araştırması, San Lorenzo adasındaki diktatörlük, Bokonon
dini ve tüm suları donduran kıyamet bileşiği "buz-dokuz"un dünyayı
yok etmesi anlatılır.
Bokonon inancı "seni cesur, nazik, sağlıklı ve mutlu
kılan zararsız yalanlar" (foma) üzerine kuruludur. İnsan hayatının
absürtlüğü karşısında tek sığınak kara mizahtır.
Mavi Sakal (Bluebeard, 1987)
Yaşlı ressam Rabo Karabekian'ın Circe Berman sayesinde
geçmişiyle yüzleşmesi ve gizli patates ambarındaki devasa tablosunu açması konu
edilir.
Mezbaha-Beş (Slaughterhouse-Five, 1969)
Billy Pilgrim'in İkinci Dünya Savaşı esareti, Dresden
bombalaması ve Tralfamadore uzaylılarınca kaçırılarak zamanda sürüklenmesi
anlatılır.
Savaşın anlamsızlığını ve insan kıyımını otobiyografik
unsurlar ve fanteziyle birleştiren bir başyapıttır.
Oyuncu Piyano (Player Piano, 1952)
Otomatikleşmiş geleceğin Amerika'sında Dr. Paul Proteus'un
makinelerin insan onurunu yok etmesine karşı yürütülen gizli başkaldırıya
katılması anlatılır.
İnsanların "küçük kutular tarafından yönetilmesinin
sonuçlarına" verilen bir tepkidir.
Şakşak (Slapstick, 1976)
Birbirinden ayrılınca zekasını kaybeden ikiz kardeşler ve
yalnızlığı yenmek için tasarlanan yapay geniş aileler anlatılır.
İkiz kardeşi Eliza ile bir araya geldiğinde deha oluşturan
Wilbur Swain'in, ABD Başkanı olup yalnızlığa karşı yapay geniş aileler kurma
projesi ve kıyamet sonrası New York'taki yaşamı anlatılır
.
Şampiyonların Kahvaltısı (Breakfast of Champions, 1973)
Delirmeye başlayan araba satıcısı Dwayne Hoover ile ucuz
bilimkurgu yazarı Kilgore Trout'un Midland City Sanat Festivali'nde
karşılaşması işlenir.
İnsanların makine olduğu yanılsaması eleştirilir. Minimalist
ressam Rabo Karabekian'ın konuşmasıyla insanın kutsal özü savunulur.
Tanrı Sizi Korusun Bay Rosewater (God Bless You, Mr. Rosewater, 1965)
Milyoner Eliot Rosewater'ın servetini toplumsal açıdan işe
yaramaz görülen yoksul ve yalnız insanlara dağıtması ve çevresindekilerin onu
deli ilan etmesi işlenir.
Kapitalist sistemin acımasızlığı eleştirilir. Otomasyon
çağında "hiçbir işe yaramayan insanlar nasıl sevilir?" sorusuna
odaklanılır. Eliot'ın temel kuralı şudur: "Allah kahretsin, nazik
olmalısın."
Titan'ın Sirenleri (The Sirens of Titan, 1959)
Mars'ın Dünya'yı istilasını ve insanlık tarihinin
Tralfamadore gezegeninden gelen bir robot tarafından kontrol edildiğinin
keşfini konu alır.
İnsanların dış güçlerin piyonu olma durumunu ve özgür irade
yanılsamasını sorgular.
Özet:
Zengin playboy Malachi Constant, zaman-uzay bükülmesine (krono-senklastik
infundibulum) yakalanıp geleceği gören Winston Niles Rumfoord ile tanışır.
Rumfoord ona Mars'a, Merkür'e, Dünya'ya ve Titan'a gideceğini kehanet eder.
Servetini kaybeden Constant Mars ordusuna katılır.
Mars'ta beyinleri yıkanmış ve kafalarına telsiz anteni
takılmış askerlerden biri olan Unk (Constant), arkadaşı Stony Stevenson'ı
öldürmeye zorlanır. Merkür mağaralarında Boaz ile mahsur kalır.
Dünya'ya döndüğünde Tamamen Kayıtsız Tanrı Kilisesi'nin
kehanet ettiği "Uzay Gezgini" olarak karşılanır ancak nefret figürü
olduğu anlaşılınca Titan'a sürgün edilir.
Titan'da robot Salo ile karşılaşırlar. İnsanlık tarihinin
tek amacının Salo'nun bozulan uzay gemisine bir yedek parça sağlamak ("Selamlar"
mesajı içeren) olduğu anlaşılır.
Zaman Depremi (Timequake, 1997)
Zamanın 10 yıl geriye fırlaması ve insanların geçmişi
birebir tekrar yaşamak zorunda kalması üzerinden kader ve sanat sorgulanır.
Öyküler ve Derlemeler
2BRO2B
Yaşlanmanın çözüldüğü ve Dünya nüfusunun 40 milyarda sabit
tutulmaya çalışıldığı bir gelecekte geçer.
"Adem"
Toplama kampından sağ çıkan Heinz Knechtmann'ın bebeğinin
doğumundaki mucizevi sevinci etrafındaki Amerikalıların anlayamaması işlenir.
“Ambar Etkisi Raporu” (Report on the Barnhouse Effect)
Psikoloji profesörü Arthur Barnhouse, zihin gücüyle
maddeleri kontrol edebildiğini (dinamopsikizm) keşfeder. ABD hükümeti
bunu bir silah olarak kullanmak isteyince profesör ortadan kaybolur ve
dünyadaki tüm silah stoklarını zihniyle yok etmeye başlar.
"Anımsatıcılar" ("Mnemonic")
Ofis çalışanı Alfred Moorhead'in katıldığı hafıza
kliniğindeki senaryo tekniğiyle işinde terfi etmesi, fakat 43 maddelik listede
hatırlamaya çalıştığı son güzel kadının gerçek hayattaki sekreteri Ellen
olduğunu fark etmesi anlatılır.
“Anonim Aşıklar” (“Lovers Anonymous”)
Sheila Hinckley White, kütüphaneden kadın haklarını savunan "Boşa
Geçen Kadın Seks veya Ev Kadınlığının Dolandırıcılığı" kitabını
okuyunca kocası Herb ile evdeki rolleri değiştirir.
Askerin Hikayesi (A Soldier's Story)
Stravinsky'nin eserinin güncellenmiş halidir. İkinci Dünya
Savaşı'nda savaştan kaçan er Eddie Slovik'in kurşuna dizilmesini konu alır.
“Aşk İçin Bir Gece” (A Night for Love)
İşçi sınıfından Whitman'lar ile zengin Reinbeck'lerin
kesişen hayatlarını işler.
Vonnegut romantizm hakkındaki duygusal fikirleri yıkarak,
uzun birlikteliklerin ve arkadaşlığın gerçek evliliği oluşturduğunu gösterir.
Bagombo Enfiye Kutusu (Bagombo Snuff Box)
Amerikan banliyö yaşamının monotonluğunu ve insanların
macera özlemini ele alır.
“Bana Bir Rüya Bul” (“Find Me a Dream”)
Gerçek sevgi ile maddi hedefler arasındaki fark işlenir.
“Barut Mavisi Ejderha” (The Powder Blue Dragon)
16 yaşından beri çalışan yetim Kiah Higgins, biriktirdiği
parayla son derece pahalı bir Marittima-Frascati spor araba satın alır. Kiah,
nesnelerin kendisini zenginlerin dünyasına sokmaya yetmediğini acı bir şekilde
fark eder.
“Bayan Günaha” (“Miss Temptation”)
Kore'den dönen Onbaşı Norman Fuller, şık yürüyüşlü genç
aktris Susanna'yı herkesin içinde utandırır.
“Bu Benim Oğlum” (This Son of Mine)
Fabrika sahibi Merle Wagoner, oğlu Franklin'in fabrikayı
devralmasını ister ancak Franklin oyuncu olmak ister.
“Bu Sefer Ben Kimim?” (Who Am I This Time?)
North Crawford kasabasındaki amatör tiyatroda, sosyal
hayatında silik ve utangaç olan Harry Nash, sahnede Stanley Kowalski rolünü
canlandırırken devleşir. Yeni gelen Helene Shaw, Harry'nin oyunculuğundan
etkilenerek ona aşık olur. İkili oyun metinleri okuyarak iletişim kurar ve
evlenirler.
“Büyük Aziz Nick'e Hediye” (A Present for Big Saint Nick)
Gangster Big Nick, her Noel partisinde Noel Baba kılığına
girerek çalışanlarının çocuklarını korkutup ebeveynlerinin kendisi hakkındaki
gerçek düşüncelerini öğrenmeye çalışır.
"Büyük Uzay Sikişi" ("The Big Space Fuck")
Dünyası mahvolan yönetimin uzaya roketle insan spermi
fırlatmasını anlatan sert hicivdir.
“Çalışmalarda Geyik” (“Deer in the Works”)
David Potter, ailesinin geçimi için gazeteciliği bırakıp
devasa Ilium Works şirketinde işe girer.
İlk gününde fabrikaya giren bir geyiğin haberini yapması
istenir.
“Daha Görkemli Konaklar” (More Stately Mansions)
Karısıyla birlikte küçük bir köye taşınan anlatıcı ve eşi
Anne'in komşuları McClellan'larla olan ilişkisini anlatır.
Grace McClellan, Vonnegut'un daha sonra Mavisakal
romanında geliştireceği takıntılı sanatçı figürünün erken bir örneğidir.
Doğum Günün Kutlu Olsun, Wanda June (Happy Birthday, Wanda June)
8 yıldır kayıp maço avcı Harold Ryan eve döndüğünde, karısı
Penelope'nin bağımsızlaştığını ve nazik doktor Woodly ile ilgilendiğini görür.
Homeros'un Odysseia destanının ve maço erkek
modelinin Vietnam Savaşı dönemi eleştirisidir.
“D.P.” (Displaced Person)
Çocuğun ait olma ve kendi insanlarını bulma arzusu
anlatılır.
"EPICAC"
Aşık olup şiirler yazan ve sonunda kısa devre yaparak
kendini yok eden bilgisayarın öyküsüdür.
“Euphio Sorusu” (“The Euphio Question”)
Televizyon ve tüketim kültürünün insan zihnini uyuşturmasına
yönelik bir hicivdir.
“Foster Portföyü” (“The Foster Portfolio”)
Paranın sanatsal özgürlük karşısındaki konumu anlatılır.
“Hal Irwin'in Sihirli Lambası” (“Hal Irwin's Magic Lamp”)
Hal Irwin, genç karısı Mary'ye sürpriz yapmak için
çaydanlıktan sihirli lamba yapıp siyah hizmetçi Ella'yı cin kılığına sokar.
Gizli servetini açıklar ancak dindar ve mütevazı karısı bu gösterişten nefret
eder. Borsa çökünce Hal intihar eder.
"Harrison Bergeron"
Vatandaşların zorunlu fiziki ve zihinsel engeller takılarak
eşitlendiği radikal distopyadır.
“Hatıra” (Souvenir)
Eski asker Eddie, 2. Dünya Savaşı'nda arkadaşı Buzzer'ın
ölümüne ve mücevherli bir cep saatinin hikayesine tanıklık etmiştir. Rehinci
Joe Bane saati ucuza kapatmak ister ancak Eddie anlatırken saatin manevi
değerini anlayıp satmaktan vazgeçer. Saatin Adolf Hitler'in bir Nazi generaline
hediyesi olduğu ortaya çıkar.
“Herhangi Bir Makul Teklif” (“Any Reasonable Offer”)
Emlakçı, Hurty malikanesini satın almak isteyen Albay ve
Bayan Bradley Peckham çiftini gezdirir. Çift, evde "yeniliği
çıkarmak" bahaniyle günlerce kalıp havuzda yüzer ve kokteyl içer. Ev
sahibi pazarlığı zorlayınca Peckham'lar evden ayrılır. Ardından üç yıldır
satılamayan devasa Hellbrunner malikanesine giderler ve aynı taktiği orada da
uygularlar.
“Hırslı İkinci Sınıf Öğrencisi” (“The Ambitious Sophomore”)
Helmholtz'un öğrencilerine duyduğu sevgiyi ve müziğe olan
bağlılığını işler.
“Hyannis Limanı Hikayesi” (“The Hyannis Port Story”)
Goldwater Cumhuriyetçileri ile Kennedy Demokratları
arasındaki siyasi gerilim ile Romeo ve Juliet temasını birleştirir.
“Giyinmeye Hazır Değil” (Unready to Wear)
Matematikçi Konigswasser ruhu bedenden ayırmayı (amfibi
olmak) keşfeder. İnsanlar artık hastalanmayan, yemeyen bedenlerini depolara
kaldırır.
Güneş Ay Yıldız (Sun Moon Star)
Ivan Chermayeff'in çizimleriyle hazırlanan çocuk kitabında,
evrenin yaratıcısının bebek İsa olarak doğması işlenir.
“İnsanlı Füzeler” (“Manned Missiles”)
Uzay kazasında ölen Rus kozmonot Stepan'ın babası Mikhail
Ivankov ile Amerikalı pilot Bryant'ın babası Charles Ashland'ın karşılıklı
mektuplarıdır.
“Kaçaklar” (Runaways)
Indiana valisinin 16 yaşındaki kızı Annie, işçi sınıfından
Rice Brentner ile iki kez evden kaçar. Valinin evliliğe izin vermesi ve her
şeyin serbest bırakılması üzerine gençler arasındaki romantik büyü bozulur ve
evlenmek için çok genç olduklarını kabul ederek ayrılırlar.
Kader Ölümden Daha Kötü: Bir Otobiyografik Kolaj (Fates Worse Than Death)
Vonnegut, geniş ailelerin ve toplulukların önemini "Kutsal
Kase" olarak nitelendirir.
Silah sevgisini ve savaş çığırtkanlığını hastalık olarak
görür.
“Kızlardan Nefret Eden Çocuk” (“The Boy Who Hated Girls”)
Sanata adanmışlığın insani ilişkilerdeki bedelini gösterir.
“Kıymetlisiniz Karınıza ve Oğlunuza Geri Dönün” (“Go Back to Your Precious
Wife and Son”)
Popüler kültürün gösterişli aşk yanılsamaları eleştirilir.
Anlatıcı, süssüz Gloria'nın "kullanılmış bir stüdyo koltuğundan daha
güzel değildi" olduğunu fark eder.
“Kimsenin Başa Çıkamadığı Çocuk” (“The Kid Nobody Could Handle”)
Yalnızlığa karşı basit nezaketin gücü vurgulanır.
Vonnegut'un felsefesi "Allah kahretsin, nazik olmalısın"
ilkesine dayanır.
“Kimya Profesörü” (“The Chemistry Professor”)
Kimya profesörü Dr. Henry Jekyll Nobel Ödülü kazanacak bir
iksir geliştirmeye çalışır. Tavuk toniği ve LSD karışımından oluşan iksiri
içince dev bir tavuğa dönüşür. Tavuk tüccarı Fred Leghorn dev tavuğu vurarak
öldürür; öğrenciler ise tavuğu pişirip gömmeye karar verirler.
“Kişiye Özel Gelin” (“Custom-Made Bride”)
Öykü, 1950'lerde kadının nesneleştirilmesini ve yalnızca dış
görünüşe dayalı stil yaşamının boşluğunu eleştirir.
"Kralın Bütün Atları" ("All the King's Horses")
Soğuk Savaş döneminde insan satranç taşlarıyla oynanan
ölümcül oyundur.
“Maymun Evine Hoş Geldiniz” (Welcome to the Monkey House)
Aşırı nüfuslu gelecekte hükümet, cinsel arzuları uyuşturan
haplar ve Etik İntihar Salonları zorunlu kılmıştır. Şair Billy adlı kanun
kaçağı, cinsel hazzı dünyaya yeniden kazandırmak için İntihar Hostesi Nancy
McLuhan'ı kaçırır ve ona gerçek doğum kontrol hapları bırakır.
“Metanet” (“Fortitude”)
Dr. Norbert Frankenstein, 100 yaşındaki Sylvia Lovejoy'un
kafasını organ kulelerine ve makinelere bağlayarak hayatta tutar.
Tıbbi teknolojinin insanı makineleştirmesi eleştirilir.
“Paket” (The Package)
Öykü, başarıyı yalnızca maddi zenginlikle ("paket")
eşitleyen ve sığ iyimserliğe sahip Amerikan "kendi kendini yetiştirmiş
adam" mitini eleştirir.
“Seyahat Neşeli Roger” (“The Cruise of the Jolly Roger”)
Kore Savaşı gazisi Nathan Durant, ordu sonrası sivil hayata
uyum sağlamakta zorlanır. Kendisine ait hayalleri olmadığından "komşusunun
hayalini ödünç aldı" diyerek bir tekne alır.
Ait olma duygusu ve gazilerin topluma uyum sancıları
işlenir.
“Sonsuza Kadar Uzun Yürüyüş” (“Long Walk to Forever”)
Ordudan kaçan Newt, başka biriyle evlenmek üzere olan
çocukluk arkadaşı Catharine'i yürüyüşe davet eder. Elma bahçesinde aşkını
itiraf eder ve Catharine düğünü bırakıp Newt'a koşar.
Vonnegut öyküyü "mide bulandırıcı derecede akıcı bir
aşk hikayesi" olarak adlandırır.
“Tanasfer” (Thanasphere)
Uzaya fırlatılan ilk astronot Allen Rice, uzayda ölülerin
ruhlarının seslerini duyduğunu bildirir. Bilim adamı Groszinger başlangıçta
buna inanmasa da gerçek ortaya çıkınca görevi gizlemek için iptal ederler. Rice
ölen karısının ruhuna kavuşmak için uzay gemisini düşürür.
Tanrı Sizi Korusun, Dr. Kevorkian (God Bless You, Dr. Kevorkian)
Vonnegut, Dr. Kevorkian aracılığıyla ölüme yakın deneyimler
yaşayıp öbür dünyadaki insanlarla (Shakespeare, Newton, Hitler vb.) röportajlar
yaptığını kurgular.
Tom Edison'un Tüylü Köpeği (Tom Edison’s Shaggy Dog)
Adam, 1879'da Thomas Edison'un komşusu olduğunu ve Edison'un
zeka ölçen bir cihaz geliştirdiğini iddia eder. Cihaz Edison'un köpeği
Sparky'ye bağlandığında, köpeğin Edison'dan bile zeki olduğu anlaşılır.
Köpekler aslında insanları kandırarak yüzyıllardır yan gelip yatan süper zeki
canlılardır.
“Ücretsiz Danışman” (Unpaid Consultant)
Anlatıcı, eski lise aşkı Celeste Divine ve kocası Harry ile
buluşur. Harry kendisini ketçap uzmanı danışman olarak tanıtsa da aslında
zengin karısının yanında ezilmemek için bu kimliği uyduran bir araba
tamircisidir.
“Yalan” (“The Lie”)
Sınıf kibri ve ikiyüzlülük anlatılır.
"Yan Kapı" ("Next Door")
Ailesi sinemaya gittiğinde evde yalnız kalan 8 yaşındaki
Paul Leonard'ın, yan dairedeki şiddetli kavgayı durdurmak için radyodan şarkı
ithaf ettirmesi ve olayın karışık bir biçimde çözülmesi işlenir.
Yarın ve Yarın ve Yarın (Tomorrow and Tomorrow and Tomorrow)
Kontrolsüz teknolojik gelişmelerin getirdiği distopik
gelecek, aşırı nüfus artışı, tüketim kültürü ve televizyon bağımlılığı
eleştirisi…
“Yaşadığım Yer” (Where I Live)
Cape Cod'daki Barnstable Köyü'ne gelen bir ansiklopedi
satıcısının gözünden kasabanın ticari Hyannis'in aksine turizm patlamasına
nasıl direndiği ve özgün ruhunu nasıl koruduğu anlatılır.
“Yeteneksiz Çocuk” (The No-Talent Kid)
Öykü, Lincoln Lisesi bando direktörü George M. Helmholtz ile
kulak eğitimi yetersiz ama azimli klarnetçi Walter Plummer'ın mücadelesini konu
alır.
“Zavallı Küçük Zengin Kasaba” (Poor Little Rich Town)
Öykü, dizginsiz ilerleme ve verimlilik hırsının insani
bağları yok edip etmediğini sorgular. Upton Beaton'ın "Gayrimenkul
patlaması yaşayacak ve kendi ruhunu kaybedecek bir köyün kazancı ne olur?"
sorusu öykünün ana temasını özetler.
“Zayıf Tercüman” (“Der Arme Dolmetscher”)
Almanca bilmediği halde bildiği tek şiir nedeniyle tabur
tercümanı yapılan bir Amerikan askerinin öyküsüdür.
Ordunun absürt bürokrasisini ve beceriksizliğini mizahi bir
dille eleştirir.
Deneme, Konuşma ve Oyunlar
Palmiye Pazarı / Palm Sunday
1981'de yayımlanan bu eser, Vonnegut'un makale, konuşma ve
mektuplarını bir araya getirdiği otobiyografik bir "kolajdır".
Önsözde otobiyografik parçaların birleştirilmesi "blivit"
ve Frankenstein metaforu ile açıklanır.
Vonnegut'un konuşmaları ve makalelerinin yer aldığı eserde aile
içi akıl hastalıkları, savaş karşıtlığı, bağnaz din eleştirisi ve hümanizm
savunusu ön plandadır.
Doğum Günün Kutlu Olsun Wanda June
Maço avcı Harold Ryan üzerinden eril maço kahramanlık
anlayışını eleştirir.
El Sıkışmak Gibi Tanrı: Bir Konuşma Yazma Hakkında (Like Shaking Hands with
God)
Kurt Vonnegut ile Lee Stringer'ın yazarlık üzerine
sohbetidir.
Onur Dışında Hiçbir Şey Kaybolmaz: İki Deneme (Nothing is Lost Save
Honor: Two Essays)
Vonnegut bu yayını bir "pasta satışındaki
pastaya" benzetmiş ve bağış amacıyla sunmuştur.
Ülkesi Olmayan Bir Adam (A Man Without a Country)
Vonnegut'un 82 yaşında kaleme aldığı denemeleridir. Fosil
yakıtları "tüm zamanların en çok suiistimal edilen, bağımlılık yaratan
ve yıkıcı uyuşturucusu" olarak tanımlar.
Wampeters, Foma ve Granfalloon'lar (Wampeters, Foma, and Granfalloon's,
1974)
Adını Kedi Beşiği romanındaki üç kurgusal terimden alır.
Dürüstlük ilkesi olarak "Biz, öyleymiş gibi
davrandığımız şeyiz, bu yüzden neymiş gibi davrandığımız konusunda dikkatli
olmalıyız."
“Yeni Sözlük” (The Random House Dictionary / New Dictionary)
Vonnegut'un yeni çıkan Random House Dictionary of the
English Language sözlüğü üzerindeki düşüncelerini aktarır.
Zaman ile Timbuktu Arasında
Vonnegut eserlerinden sahnelerin uzay-zaman tünelinde
seyahat eden şair Stony Stevenson üzerinden harmanlandığı televizyon oyunudur.
Televizyon senaryosu olan eser, Vonnegut'un Oyuncu Piyano,
Titan'ın Sirenleri ve Kedi Beşiği gibi romanlarından parçaları
birleştirir.
İlgili Kişiler, Yerler ve Konular
Abe Lincoln: Vonnegut'un hayran olduğu,
konuşmalarından alıntılar yaptığı ABD başkanı.
Atom Bombası: Hiroşima ve Nagazaki yıkımlarının
Vonnegut'un insan ruhuna ilişkin inancını sarsması.
Céline, Louis-Ferdinand: Vonnegut'un üslubundan ve
zamanı dondurma çabasından etkilendiği Fransız yazar.
Dresden: Vonnegut'un hayatını ve edebiyatını
şekillendiren yangın bombalaması felaketi.
Kilgore Trout: Vonnegut'un kurgusal alter-egosu olan
başarısız bilimkurgu yazarı.
Tralfamadore: Zamanı tüm boyutlarıyla aynı anda gören
uzaylıların gezegeni.
Ekler
Kilgore Trout
Vonnegut romanlarında adı geçen hayali karakterdir.
2BRO2B, Uzaydan Gelen İncil, Dördüncü Boyuttaki Manyaklar ve
daha pek çok hikayesini bu kurgu karaktere mal eder.
Bibliyografya…
Kronoloji…
Merritt Moseley - Julian Barnes'ı Anlamak - Notlar
Merritt
Moseley - Julian
Barnes'ı Anlamak - Notlar
Understanding Julian Barnes, University of South Carolina
Press, 1997
Birinci Bölüm: Kariyer ve Genel Bakış
1980 yılında ilk romanıyla edebiyat dünyasına adım atan
Julian Barnes, eleştirmenler tarafından "İngiliz edebiyatının
bukalemunu" olarak adlandırılmıştır.
Kendi adıyla yazdığı ciddi kurgusal romanların yanı sıra Dan
Kavanagh takma adıyla polisiye gerilim romanları, kısa öyküler ve kurgu
dışı makaleler kaleme almıştır.
Fransız edebiyatına ve özellikle Gustave Flaubert'e derin
bir hayranlık duyar. Oxford Magdalen Koleji'nde modern diller eğitimi almış;
yayıncılık, sözlükçülük, edebiyat eleştirmenliği (The Guardian, New
Statesman) ve televizyon eleştirmenliği yapmıştır.
Metroland ile Somerset Maugham Ödülü'nü, Flaubert'in
Papağanı ile Fransa'da Prix Médicis'i kazanmış, Booker Ödülü adaylıkları ve
çeşitli uluslararası nişanlar elde etmiştir.
Barnes'ın romanları geleneksel roman kalıplarını ve
sınırlarını zorlar; anlatı ile deneme arasındaki çizgiyi bulanıklaştırır.
Eserlerinin değişmez temaları; aşk, evlilik ilişkileri,
cinsel kıskançlık, sadakatsizlik, hakikat ile kurgunun karmaşıklığı ve insan
kalbinin değişmeyen tutkularıdır.
İkinci Bölüm: Metroland
Barnes'ın otobiyografik ögeler içeren ilk romanıdır (1980).
Christopher Lloyd adındaki gencin olgunlaşma, isyan ve ardından burjuva
sıradanlığına uyum sağlama sürecini anlatır.
Metroland (1963): Christopher ve arkadaşı
Toni'nin Londra banliyösündeki ergenlik yılları, Fransız kültürüne duydukları
hayranlık ve burjuvaziyi şok etme (épater la bourgeoisie) çabaları
işlenir.
Paris (1968): Paris'teki öğrencilik dönemi,
ilk cinsel tecrübesi (Annick) ve romantik idealizmin gerçeklikle sınanması ele
alınır.
Metroland II (1977): Christopher'ın Marion ile
evlenmesi, yayıncılık/reklamcılık sektörüne girmesi ve gençlik radikalizminden
vazgeçip banliyö mutluluğunu kabul etmesi anlatılır.
Her üç bölüm de "Nesne İlişkileri" (Object
Relations) adlı alt başlıklarla son bulur ve karakterin gelişim aşamalarını
simgeleyen nesnelere odaklanır.
Üçüncü Bölüm: Duffy
Barnes, popüler tür kurgusunu edebi itibarından ayrı tutmak
amacıyla Dan Kavanagh ismi için macera dolu, uydurma biyografiler yaratmıştır.
Ana karakter Duffy; biseksüel, polisten kumpasla
uzaklaştırılmış eski bir dedektif olup özel güvenlik danışmanlığı yapmaktadır.
Romanlar Londra'nın farklı ve karanlık alt kültürlerini ele
alır: Soho seks endüstrisi (Duffy), Heathrow Havaalanı'ndaki kaçakçılık
(Fiddle City), alt lig futbol kulüpleri (Putting the Boot In) ve
köpek yarışları ile zengin züppeliği (Going to the Dogs).
Dördüncü Bölüm: Benimle Tanışmadan Önce (Before She Met Me)
Kıskançlık ve saplantının insan zihnini nasıl yıkıma
sürüklediğini işleyen karanlık bir komedidir.
Tarih akademisyeni Graham Hendrick, eski bir oyuncu olan
ikinci eşi Ann'in kendisinden önceki cinsel geçmişini ve oynadığı filmleri
saplantı haline getirir.
Çapkın ve çifte standartlı romancı arkadaşı Jack Lupton ise
evlilik dışı ilişkiler ve zina konusunda bir "uzman" rolündedir.
Romanda insanın evrimsel "üç beyni" (sürüngen
beyni, eski memeli beyni, yeni memeli beyni) tartışılır; ilkel sürüngen
beyninin mantıklı ve medeni zihni nasıl ele geçirdiği gösterilir.
Romanın vurucu açılış cümlesi şöyledir: "Graham
Hendrick, karısının zina yaptığını ilk kez gördüğünde hiç aldırış etmedi.
Kendini kıkırdarken buldu."
Beşinci Bölüm: Flaubert'in Papağanı (Flaubert's Parrot)
Barnes'ın dünya çapında tanınmasını sağlayan ve roman
biçimini yeniden tanımlayan başyapıtıdır (1984).
Emekli doktor Geoffrey Braithwaite, Flaubert'in bir öyküsünü
yazarken masasında tuttuğu doldurulmuş papağanın izini sürmek için Fransa'ya
gider. Ancak iki ayrı müzede iki farklı "gerçek" papağanla
karşılaşınca nesnel hakikatin imkansızlığını kavrar.
Eser; alternatif kronolojiler, hayvanlar kitabı (bestiary),
tren gözlemcisi rehberi, sınav kağıdı ve Flaubert'in metresi Louise Colet'nin
ağzından yazılan savunma gibi farklı metin türlerini harmanlar.
Madam Bovary karakterinin göz rengi üzerine
eleştirmen Enid Starkie ile girilen polemik üzerinden kurgu ile gerçeklik
arasındaki sınırlar sorgulanır.
"Kitaplar size olayların açıklandığı yerdir; hayat ise
olayların anlatılmadığı yerdir."
Altıncı Bölüm: Güneşe Bakmak (Staring at the Sun)
1922 doğumlu Jean Serjeant adlı sıradan bir kadının
çocukluğundan 2021 yılındaki yaşlılığına kadar uzanan ömrünü konu alır.
Üç bölümden oluşan romanda; II. Dünya Savaşı pilotu Thomas
"Sun-Up" Prosser'ın uçakla güneşe yükselme deneyimi, Leslie Amca'nın
hileleri ve Jean'in oğlu Gregory'nin varoluşsal/teolojik soruları işlenir.
Çocukluğundan kalma "Vizon hayata karşı son derece
dayanıklıdır" cümlesi hayatın anlamını arayan ana motiftir.
"Güneşe bakmak", ölümle ve hayatın kaçınılmaz
çıplak gerçeğiyle doğrudan yüzleşmeyi simgeler.
Yedinci Bölüm: 10½ Bölümde Dünya Tarihi (A History of the World in 10½
Chapters)
Tarih yazımını, din mitlerini ve insanlığın felaketlerle
dolu serüvenini ironik bir yapıda ele alan 10.5 bölümlük romandır (1989).
Nuh'un gemisindeki olayların kaçak bir tahta kurdu gözünden
anlatıldığı ilk bölüm (The Stowaway), teröristlerce kaçırılan yolcu
gemisi (Visitors), Medusa'nın Salı tablosunun incelendiği sanat denemesi
(Shipwreck) ve Cennet rüyası (The Dream) gibi bağımsız ama
tematik olarak bağlı parçalardan oluşur.
Barnes'ın doğrudan kendi sesiyle konuştuğu yarım bölüm olan
"Parantez", tarihin yıkıcı ve anlamsız çarkına karşı koyabilecek tek
insani sığınağın aşk olduğunu savunur.
Sekizinci Bölüm: Bunu Konuşmak (Talking It Over)
Stuart, Oliver ve Gillian arasındaki aşk üçgenini işleyen,
karakterlerin doğrudan okuyucuya konuştuğu monolog yapısına sahip bir romandır
(1991).
Düzgün ve sıkıcı bankacı Stuart, gürültücü ve entelektüel
dostu Oliver ve her ikisi arasında kalan Gillian. Karakterler bir tiyatro
sahnesindeymiş gibi sırayla okuyucuya savunma yaparlar.
Zamanla Oliver, Gillian'ı Stuart'ın elinden alır ve evlenip
Fransa'ya yerleşirler; bu süreçte Stuart ile Oliver rollerini değiştirir.
Aşk ile para kavramları arasında ahlaki tarafsızlık ve
piyasa koşulları açısından benzerlikler kurulur.
Oliver aşk ile parayı şöyle kıyaslar: "Aşk ve
para... Her ikisi de nereye giderse gitsin, neyi geride bıraktığını umursamadan
yükselir... Para, daha da ilerledikçe bunu anlayın, ahlaki açıdan tarafsızdır."
Dokuzuncu Bölüm: Kirpi (The Porcupine)
Bulgaristan benzeri bir Doğu Avrupa ülkesinde komünizmin
çöküşünün ardından yaşanan siyasi yargılama sürecini anlatan romandır (1992).
Yargılanan devrik komünist diktatör Stoyo Petkanov ile onu
mahkum etmeye çalışan idealist ama sistemi sorgulayan savcı Peter Solinsky
arasındaki ahlaki ve hukuki duello anlatılır.
Diktatörü mahkum etmek adına sahte bir belgenin delil olarak
kullanılmasıyla, "amaçların araçları meşrulaştırması" mantığının hem
yeni demokraside hem de eski rejimde aynı kaldığı gösterilir.
Onuncu Bölüm: Kısa Hikayeler ve Kurgusal Olmayan Yazılar
Cross Channel (1996) derlemesinde İngilizler ile
Fransızlar arasındaki tarihi ve kültürel karşılaşmaları işleyen öyküler (Dragons,
Interference, Experiment) incelenir.
Barnes'ın The New Yorker dergisine yazdığı Londra
mektupları (Letters from London, 1995), Fransız müzisyen Jacques Brel
hakkındaki yazıları ve Arthur Koestler ile satranç anıları değerlendirilir.
On Birinci Bölüm: Sonuç
Barnes; Vladimir Nabokov, Italo Calvino ve Milan Kundera
gibi uluslararası ustalarla karşılaştırılır.
Sadece teknik oyunlar oynan bir postmodernist değil; George
Eliot ve Nathaniel Hawthorne gibi insan kalbinin gerçeklerine, ahlaki
sorumluluğa ve dürüstlüğe inanan hümanist ve liberal bir yazardır.
Barnes'ın tüm kariyerine yön veren temel ilke Flaubert'ten
mülhemdir: "Yazmak için, bunun sizin için yeni bir ayrılış olduğuna ve
yalnızca sizin için değil, aynı zamanda romanın tüm tarihi için yeni bir
ayrılış olduğuna kendinizi ikna etmelisiniz."
…
ed. Harold Bloom - Joyce Carol Oates - Notlar
ed.
Harold Bloom - Joyce Carol Oates -
Notlar
Bloom's Modern Critical Views, Joyce Carol Oates, Chelsea
House Publishers, 1987
Kitapta Yer Alan İncelemeler
Walter Sullivan: Oates'in erken dönem romanlarına
olumsuz bir açıyla yaklaşır; Oates'in temsil etmeye çalıştığı çağı, içinde
yaşanılan "fantazmagorik bir gerçekdışılığın kurbanı" olarak
değerlendirir.
Calvin Bedient (Do With Me What You Will / Benimle
Dilediğini Yap): Oates'i sosyal bir doğa bilimci kılığında güçlü bir
efsane yaratıcısı (mit oluşturucu) olarak nitelendirir.
Gordon O. Taylor & G. F. Waller (Wonderland /
Harikalar Diyarı): Taylor romanı otobiyografik bir aciliyetle okurken;
Waller metnin, tarihin yerini kendine zarar veren tutkuların aldığı hissini
vurgular.
Eileen T. Bender (Marriages and Infidelities /
Evlilikler ve Sadakatsizlikler): Oates'in Henry James, James Joyce ve
Franz Kafka'nın ünlü öyküleriyle kurduğu bağları inceleyerek egonun ölümü
vizyonunu açığa çıkarır.
Mary Allen: Oates'in fiziksel şiddet ve ekonomik
çöküş altında ezilen "dehşete düşmüş kadınlar" konusundaki
duyarlılığını genel bir bakışla ele alır.
Rose Marie Burwell (With Shuddering Fall / Ürpertici
Düşüşle): Oates'in ilk romanında toplumun sürekli direnç gösterdiği
Jungcu bireyselleşme modelini inceler.
John Gardner (Bellefleur): Romanı, meraka ve
dehşete doğru kaçan neşeli bir alegori olarak görür.
Thomas R. Edwards (Angel of Light / Işık Meleği):
Oates'in Bellefleur’deki fanteziden sıyrılarak kamusal şiddetin kişisel
köklerini çıkardığı tanıdık gerçekçi bölgesine döndüğünü savunur.
Frederick R. Karl (them / Onlar): Oates'in
Detroit kıyametini tasvir edişini Theodore Dreiser'ın natüralist eserleriyle
karşılaştırır.
Samuel Chase Coale (Bellefleur): Bellefleur’ü
Oates'in başyapıtı olarak nitelendirir; başarısını Nathaniel Hawthorne ve
William Faulkner geleneğine bağlar.
Elaine Showalter (Marya: A Life / Marya: Bir Hayat):
Derlemenin son makalesidir. Feminist çevrelerde şiddet dolu vizyonları
nedeniyle mesafeyle karşılanan Oates ile feminist eleştirmenleri uzlaştıran
anlamlı bir saygı duruşudur.
…
Giriş (Harold Bloom)
Oates, sanatta ve yaşamda sınırlamaları kabul etmeyi
öğretirken aynı zamanda yaşam gücüne (vitalizm) tapınmayı teşvik eder.
Oates’in eserlerinde hem Theodore Dreiser hem de D. H.
Lawrence’ın izleri açıkça görülür. Romantizm geleneğine karşı mücadele etmesine
rağmen, tek günahın sınırlama olduğu konusunda Ralph Waldo Emerson ile ayrışır
ve kendi iradesine aykırı olarak bu romantik gelenekte kendine bir yer bulur.
Lawrence’ın Aşık Kadınlar (Women in Love) eseri üzerine yazdığı
makalede Oates şöyle der:
"Tarihten nasıl kaçacağız? Kültürümüzün ölüm
sürecine nasıl meydan okuyacağız? Zorlukla. Acı içinde. Yaşadığımız sürece,
erkeklerle kadınlar arasındaki 'mistik birleşme', 'nihai birliktelik' ile
güçlenmiş olsak bile, hayatlarımız bir metafor değil, tek evimiz olan dünyanın
yönetilemez beklenmedik durumları tarafından şekillendirilir."
Bloom, Oates’te en dokunaklı bulduğu unsurun, "hakarete
uğrayan ve yaralananlarla olan yoğun empatisi ve Amerikan alt sınıflarıyla
derin özdeşleşmesi" olduğunu vurgular.
Romanın sonunda (Onlar) kardeş Jules Wendall’ın kız
kardeşi Maureen’e yönelttiği "Ama tatlım, sen de onlardan biri değil
misin?" sorusu, beklenmedik durumların içinde sıkışıp kalmış insan
gerçeğini simgeler.
Oates'in radikal ve dönüştürülmüş Katolikliği, O'Connor'ın
kıyametçi ve mistik dünyasıyla akrabadır. Oates'in Son of the Morning
(1978) romanı, O'Connor'ın The Violent Bear It Away (1960) yapıtının
dengidir.
Yapay Şeytan: Joyce Carol Oates ve Gerçeğin Boyutları (Walter Sullivan)
Oates’in karakterleri sıradan insanlardan ziyade zengin ya
da fakir, suçlu ya da hastadır.
The Wheel of Love derlemesindeki yirmi öyküde çok
sayıda cinayet, intihar ve nevroz vakası yer alır.
Oates'in en ünlü öykülerinden "Where Are You Going,
Where Have You Been?" (Nereye Gidiyorsun, Neredeydin?) üzerinden korkunun
doğasını açıklar:
"Tüm iyi yazarların anladığı gibi gerçek terör
budur: Bir rüya manzarasının çarpıklıklarından korkabiliriz; ama korku, en iyi
bildiğimiz şeyin, hayatımızın mahrem ve rahatlatıcı ayrıntılarının aniden
tehdit edici hale gelmesinin dönüşümünde gizlidir."
Diğer öykülerden "Wild Saturday" anne-baba
bencilliğinde kaybolan Buchanan adındaki masum çocuğun sürüklenişini,
"Bodies" ise boğazını kesen bir adamın kanıyla yıkanan heykeltıraş
Pauline'in deliliğe gidişini inceler.
A Garden of Earthly Delights romanında gezici tarım
işçisi Carleton Walpole ve kızı Clara’nın amansız yoksulluk mücadelesi
anlatılır.
Edebiyat ahlaki açıdan önemli bir eylemi gerektirir; bu
da karakterlerin en azından teorik olarak kendileri için seçim yapmada özgür
olması gerektiği anlamına gelir. Eğer Macbeth'in kralı... kontrolü dışında kral
öldürmeye zorlayan bir tür psikozun sonucu olarak öldürdüğüne ikna olursak, o
zaman oyunun pek bir anlamı kalmaz.
Them (Onlar)
Them, Detroit yoksullarının yaşantısını Loretta,
Maureen ve Jules üzerinden destansı bir dille aktarır. Maureen’in fahişelik
yapması, üvey babasından dayak yemesi, akıl hastalığına yakalanması ve ardından
bir profesörle evlenerek kaçış arayışı ayrıntılandırılır.
Eğer Tanrı'ya olan toplumsal inanç... azaldıysa, o zaman
Tanrı'nın insanın halüsinasyonlarının en uzak noktalarına göre yeniden
tanımlanması bize trajedi için yeni bir temel sağlayabilir.
Uyuyan Güzel ve Nefret Gibi Aşk (Calvin Bedient)
Oates’in romanları ezici, acımasız ve son derece
klostrofobiktir.
Oates, sosyal bir doğa bilimcinin sıkıcı görünümüne bürünmüş
güçlü bir efsane yaratıcıdır. Detroit'in ıssız sokaklarına kabus gibi şeyler
salıyor.
Do With Me What You Will romanı odağında Elena Ross
karakterinin pasif bir "Uyuyan Güzel" durumundan, varoluşsal riske ve
cinsel saldırganlığa doğru gelişimi çözümlenir.
Joyce Carol Oates, Wonderland Sanatçısı (Gordon O. Taylor)
Wonderland romanında insan beynini, kimlik
dönüşümlerini ve hafızayı sorgular.
Romanın kahramanı Jesse Harte; Pedersen ve Vogel soyadlarını
alarak sürekli yeni benliklere bürünür.
Jesse'nin babası tüm ailesini katleder; tek sağ kalan Jesse
yetimhaneden Dr. Pedersen’in evine geçer. Pedersen’in evinde oburluk, zenginlik
ve zihinsel yıkım iç içedir. Jesse’nin hafızasındaki temel ilke şudur:
"Geçmiş her zaman oradadır, kafanın içinde." "Jesse
Harte burada, hayatta kalanlardan biri."
Jesse tıp eğitimi alıp başarılı bir beyin cerrahı olur.
Ancak içsel huzursuzluğu ve parçalanmışlığı bitmez; Reva Denk ile yaşadığı
saplantılı ilişki ve kızı Shelley’yi uyuşturucu dünyasından kurtarma çabası
romanın sonunu hazırlar.
Joyce Carol Oates'in Wonderland'ı: Giriş (G. F. Waller)
Pedersen ailesinin aşırı yemek yemesi ve hijyen fetişi,
ruhsal boşluğu bastırma çabasıdır.
Organizmanın dış etkenlere karşı dengesini koruma çabası
metafizik bir kavrama dönüşür:
"Canlı sabittir. Onu çevreleyen devasa güçler
tarafından yok edilmemek, çözülmemek veya parçalanmamak için böyle olması
gerekir... Kararlıdır çünkü değiştirilebilir; hafif bir istikrarsızlık
organizmanın gerçek istikrarı için gerekli koşuldur."
Jesse'nin Reva Denk’e olan aşkı ve kendini usturayla kestiği
sahne, temiz yüzeyin altındaki şiddetin fışkırmasıdır.
Özerklik ve Etki: Joyce Carol Oates'in Marriages and Infidelities'i
(Eileen T. Bender)
Harold Bloom'un "etki kaygısı" aksine Oates, edebi
geçmişle bağ kurmayı bir evlilik olarak görür.
"Sanatçı, sanatını hem yaratır hem de onun
tarafından yaratılır."
Henry James – "The Turn of the Screw":
Oates, James’in gizemli yapısını cinsel açlık çeken genç bir adam ve yaşlı bir
röntgencinin karşılıklı yanlış anlamalarına dönüştürür.
Franz Kafka – "Metamorfoz" (Dönüşüm):
Kafka'da kurban oğul (Gregor) iken, Oates kurban rolünü sinir krizi geçiren
otomobil satıcısı babaya aktarır.
James Joyce – "Ölüler" (The Dead): Joyce’un
Gabriel Conroy’u yerine Oates, uyuşturucu ve çöküş içindeki kadın yazar Ilena
Williams’ı merkeze koyar:
"Ben bir birey olarak var değilim, sadece bir
geleneğin tamamlanması olarak varım, bir şeyin sonu, onun en iyi kısmı değil
sadece sonu..."
"Kutsal Evlilik" (Sacred Marriage):
James’in The Aspern Papers öyküsüne karşılık olarak ölen şairin
karısının akademisyenlerle kurduğu ritüelistik ilişki işlenir.
Joyce Carol Oates'in Dehşete Düşmüş Kadınları (Mary Allen)
Oates’in kadın karakterlerinin yaşadığı temel terör ve
ekonomik baskılar:
En büyük gerçekler fiziksel ve ekonomiktir; hayatın tüm
incelikleri sonradan gelir...
Cinsel eylem kadınlar için neşe değil işkencedir:
"Aşk eylemindeki bir kadın neşe duymaz, yalnızca
terörü, doğum yapmanın bir parodisini hisseder. İşkence... Bedenin kendisi de
bir şaka değil mi?"
Kadınlar kendilerini erkeklerden korumak için şişmanlar
(Hilda Pedersen, Sally), yüzlerini yaralamak isterler ya da pasaklı giyinirler
("Stalking", "In the Region of Ice").
Annelik uğursuz ve kanlı bir süreçtir; anneler çocuklarından
ve onların kontrol edilemezliğinden korkarlar ("Normal Love",
"Puzzle", "Children").
With Shuddering Fall ve Bireyselleşme Süreci (Rose Marie Burwell)
Karen Herz'in Ahlaki Olgunlaşması: Karen, babasının
patriarkal otoritesinden ve ahlaki uykusundan uyanarak yarış arabası sürücüsü
Shar Rule ile kaçar.
Varoluşçu Seçimler ve Shar’ın Ölümü: Yarış sponsoru
Max’in temsil ettiği pasifliğe karşı Shar ve Karen varoluşçu kararlar alırlar.
Friedrich Nietzsche’nin "Sevgiyle yapılanlar her zaman iyinin ve
kötünün ötesinde gerçekleşir" ilkesi uyarınca Shar ölümü kucaklayarak
kendi benliğini bulur.
Sonuç: Karen psişik bütünlüğe ulaşarak Eden County’ye
döner:
"Varoluşta anlam aramak delilik - ve bunu yapmamak
delilik."
Garip Gerçek Dünya (John Gardner)
Bellefleur ailesinin nesiller boyu süren hikayesi;
hayaletler, şekil değiştirenler, vampirler ve mucizelerle doludur.
Oates'e göre hepimiz tek bir yaşam gücünün ifadeleriyiz;
ancak bireyleştiğimizde bunu unuttuğumuz için birbirimize düşman kesiliriz.
Değişim, gurur, açgözlülük ve zamanın göreceliğidir. Gideon
Bellefleur uçağını malikaneye düşürerek ailesinin Ölüm Meleği olurken, Jedediah
yaşam gücünün simgesi haline gelir.
Evin Şimdisi (Thomas R. Edwards)
Angel of Light
Roman, Yunan trajedisindeki Atreus Hanesi mitinin (Orestes
ve Electra) modern Amerika'daki hükümet, iş dünyası ve terörizm bağlamına
uyarlanmasıdır.
Dürüst bürokrat Maurice Halleck'in şüpheli intiharından
sonra çocukları Kirsten ve Owen, anneleri Isabel ile sevgilisi Nick'ten intikam
almak için kanlı bir komplo kurarlar.
Roman adını Henry David Thoreau'nun abolisyonist John Brown
için kullandığı "Işık Meleği" (Lucifer) ifadesinden alır. Owen ve
Kirsten, idealler uğruna şiddeti meşrulaştıran sapkın bir adalet arayışına
girerler.
Hayatta Kalma Modları (Frederick R. Karl)
Them
Erkekler (Howard, Brock, Furlong) şiddet ve yıkım
getirirken, kadınlar (Loretta, Maureen) bir şekilde hayatta kalmayı başarırlar.
Maureen’in duygusal boşluğu, cinsel ilişkiyi bir
"çamaşır yıkama makinesi döngüsüne" dönüştürerek kontrol etmesiyle
somutlaşır.
Maureen’in eski öğretmeni Oates’e yazdığı mektup, akademik
sistem ile alt sınıfın acı gerçekliği arasındaki derin uçurumu ortaya koyar:
"Senden nefret ediyorum ve bu benim için kesin olan
tek şey... Zaten bir ömür yaşadım ve kendimi içeri ve dışarı çevirdim ve bundan
hiçbir şey elde edemedim, hiçbir şey... Hayatımı yaşadım ama onun bir biçimi
yok. Şekli yok."
Joyce Carol Oates: Mücadele Eden Ruhlar (Samuel Chase Coale)
Akıl ile kör irade, ruh ile beden, heves ile yıkım
arasındaki amansız savaş Oates’in gotik romantizmini şekillendirir.
The Triumph of the Spider Monkey: Gitarist Bobbie
Gotteson’ın birinci şahıs itirafları üzerinden medyanın, cinayetin ve
"Örümcek Maymun" benliğinin şizofrenik analizi.
The Assassins: Sağcı politikacı Andrew Petrie’nin
suikastından sonra kardeşleri Hugh (karikatürist), Yvonne ve Stephen’ın
(mistik) Püriten mirası ve bilincin hadım edici kelimeleri içinde yok oluşları.
Son of the Morning: Nathanael Vickery’nin karizmatik
bir vaiz olarak geçirdiği yedi dinsel vizyon ve Tanrı ile benlik arasındaki
Maniheist trajedisi.
Bellefleur: İç ve dış dünyaların Poe ve Hawthorne
tarzında muhteşem bir gotik kurguyla birleşmesi. Oates şöyle yazar:
"Bellefleur ruhun bir bölgesidir, bir halidir ve
vardır; ve orada, kutsal yasalar son derece mantıklıdır."
Joyce Carol Oates: Bir Portre (Elaine Showalter)
Oates’in çok yazması ve şiddet öğelerine yer vermesi erkek
eleştirmenlerce sıkça eleştirilmiştir. Oates bu eleştirilere cevaben şiddetin
erkek eyleminin özel alanı olmadığı gibi erkek yazarların da tekelinde
olmadığını savunur.
Bellefleur, A Bloodsmoor Romance ve Mysteries
of Winterthurn romanlarında kadınların uğradığı tarihsel haksızlıklar ve
dişil anlatı gelenekleri işlenir. Solstice ise iki kadın arasındaki güç
ve erotik gerilim ilişkisini inceler.
Marya: A Life: Kahraman Marya Knauer’in akademide ve
edebiyatta ilerlerken kaybettiği annesini ve kadın mirasını arayışının
otobiyografik ve dokunaklı anlatımıdır.
…
Kronoloji
1938: 16 Haziran'da Millerport, New York'ta doğdu.
1960: Syracuse Üniversitesi'nden sınıf birincisi
olarak mezun oldu.
1961: Raymond J. Smith ile evlendi; Wisconsin
Üniversitesi'nde yüksek lisansını tamamladı.
1963–1964: İlk öykü kitabı By the North Gate
(1963) ve ilk romanı With Shuddering Fall (1964) yayınlandı.
1967–1970: A Garden of Earthly Delights
(1967), Expensive People (1968) ve Ulusal Kitap Ödülü kazanan them
(1969) romanları yayınlandı.
1971–1978: Wonderland (1971), Do With Me
What You Will (1973), The Assassins (1975), Son of the Morning
(1978) yayınlandı; Princeton Üniversitesi'nde öğretim üyesi oldu.
1980–1986: Gotik romanları Bellefleur (1980), A
Bloodsmoor Romance (1982), Mysteries of Winterthurn (1984) ve
feminist dönüm noktası Marya: A Life (1986) ile Boxing (1987)
eserlerini verdi.
…
Cheryl K. Bove - Iris Murdoch'u Anlamak - Notlar
Cheryl
K. Bove - Iris Murdoch'u Anlamak -
Notlar
Understanding Iris Murdoch, University of South Carolina
Press, 1993
Önsöz
Edebiyat gelenekler üzerine kurulur fakat yazarlar sürekli
yeni anlatı biçimleri inşa eder. Bu seri, okurun bu yeni edebi biçimlere
alışmasını sağlar.
Birinci Bölüm: Modern Gerçekçi
Iris Murdoch, Britanya'nın yaşayan, eleştirmenlerce en çok
beğenilen yazarları arasında yer alır. Kara Prens ile James Tait Black
Memorial Ödülü'nü, Kutsal ve Saygısız Aşk Makinesi ile Whitbread
Ödülü'nü ve Deniz, Deniz ile Booker McConnell Ödülü'nü kazanmıştır.
Toplamda yirmi dört roman, beş oyun, dört felsefe kitabı, bir kısa öykü, bir
şiir kitabı, felsefe ve estetik denemeleri ile bir opera librettosu kaleme
almıştır.
1919'da Dublin'de doğan yazar, Oxford'daki Somerville
College'da Latin ve Yunan dilleri, edebiyat, tarih ve felsefe eğitimi almıştır.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Hazine Müsteşarlığı'nda ve Birleşmiş Milletler
Yardım ve Rehabilitasyon İdaresi'nde (UNRRA) idari görevlerde bulunmuştur.
Belçika'da bulunduğu dönemde Jean-Paul Sartre'ın varoluşçu
felsefesiyle tanışmış, daha sonra Fransız mistik Simone Weil'in etik
yazılarından etkilenmiştir. Cambridge Newnham College'da Sarah Smithson Felsefe
Öğrenciliği'ni kabul etmiş ve Ludwig Wittgenstein'ın mantıksal pozitivizminin
etkili olduğu bu çevreden sonra Oxford St. Anne's College'da felsefe
öğretmenliği yapmıştır. Iris Murdoch Britanya'nın yaşayan, eleştirmenlerce en
çok beğenilen yazarıdır.
Murdoch, 19. yüzyılın büyük gerçekçilerinden (özellikle
Dostoyevski, George Eliot ve Tolstoy) ilham alarak İngiliz realist geleneğinde
yazar.
Onun roman anlayışında en
belirleyici öge "gerçek ve özgür karakterler" yaratma arzusudur.
Ahlak felsefesi ve karakter yaratımı bir Platoncu olarak
konumunu yansıtır. Simone Weil'in "dikkat" (attention) kavramı
aracılığıyla bireylerin egolarından sıyrılarak başkalarına odaklanmalarını ve
böylece hakikate yaklaşmalarını savunur. Egoizm, Batı bilincindeki manevi
boşluk ve dilin yetersizliği, modern bireyin başkalarını yalnızca benliğin
uzantısı olarak görmesine neden olur.
İnsan varoluşunun rastlantısal ve olumsal özellikleri tüm
Murdoch romanlarında ana temadır. Kara Prens romanındaki Bradley Pearson
karakteri bu durumu şöyle tanımlar: "Hayat korkunçtur, metafiziksel anlamı
yoktur, şansla, acıyla ve yakın ölüm ihtimaliyle mahvolmuştur."
Tanrı inancının kaybı "meleklerin zamanı" olarak
adlandırılan bir fetret dönemi yaratır. Karakterler geçmişlerinin şimdiki
yaşamları üzerindeki belirleyici etkisini yaşarlar; milli kimlik, tarihsel
miras ve dilsel yabancılaşma iletişim kopukluklarına ve yalan yapısına yol
açar. İyiliğin Egemenliği adlı eserinde erdemi, gerçeği ve sevgiyi
birbirine bağlayarak benlikten uzaklaşmayı ahlaki gelişimin temeli sayar. Erdem
söz konusu olduğunda çoğu zaman açıkça anladığımızdan daha fazlasını anlarız ve
bakarak büyürüz.
İkinci Bölüm: Ahlak Felsefesi ve Estetik
Sartre: Romantik Rasyonalist (1953)
Murdoch'un yayımlanan ilk eseri, Jean-Paul Sartre'ın
varoluşçuluğunun ve estetiğinin eleştirel bir incelemesidir. Sartre'ın
romandaki ideolojik ve politik propaganda amacını eleştirir.
Sartre'a hayranlık duymakla birlikte, onun roman sanatı
bakımından başarısız olduğunu öne sürer. Sartre'ın "bir romancı için
ölümcül olan bir sabırsızlığa sahip" olduğunu ve "insanların absürt,
indirgenemez benzersizliğine ve onların birbirleriyle ilişkilerine dair hiçbir
anlayışı" bulunmadığını belirtir.
İyiliğin Egemenliği (1967)
Bu eser "Mükemmellik Fikri", "'Tanrı' ve
'İyi' Üzerine" ve "İyinin Diğer Kavramlar Üzerindeki Egemenliği"
başlıklı üç makaleden oluşur. Murdoch, davranışçı ve varoluşçu insan anlayışını
eleştirerek dikkate ve içsel vizyona dayalı bir ahlak modeli geliştirir.
Freud'un benmerkezci ruh tanımını kabul eder ve egonun
yenilmesi gerektiğini savunur. Tanrı'nın yokluğunda odak noktası olarak
"İyi" kavramını koyar; büyük sanat ve alçakgönüllülük ahlaki
mükemmelliğin araçlarıdır. Ölümün kabulü, kendi hiçliğimizin kabulüdür.
Ateş ve Güneş: Platon Sanatçıları Neden Sürgün Etti? (1977)
Murdoch, Platon'un Formlar Teorisi ve Mağara Alegorisi
bağlamında sanata yönelik güvensizliğini inceler. Platon'un aksine Murdoch,
büyük sanatın yanılsama perdelerini delip bireyleri hakikate
yönlendirebileceğini savunur. Murdoch'a göre "Sanat, sahip olduğumuz en
eğitici şeydir" ve Shakespeare gibi büyük sanatçılar insan hayatındaki
zorunlulukları gösterir.
Acastos: İki Platonik Diyalog (1986)
Sanat ve Eros: Sanat Üzerine Bir Diyalog ve Tanrıların
Üstünde adlarını taşıyan iki diyalogdan oluşur. Sokrates, Platon, Acastos
ve arkadaşları sanat, din ve ahlakın doğasını tartışırlar. Diyalogda Sokrates
şu sonuca varır: "Birbirimizi gerçekten sevmekle, belki de tüm
çalışmalarımızdan daha fazlasını öğreniyoruz." Tanrıların Üstünde
diyalogunda ise geleneksel Tanrı inancı olmadan ahlakın nasıl sürdürülebileceği
ele alınır.
Üçüncü Bölüm: Erken Büyük Eserler (1954-1962)
Ağın Altında (1954)
Murdoch'un yayımlanan ilk romanı, beceriksiz yazar Jake
Donaghue'nun Londra ve Paris'teki pikaresk ve varoluşsal maceralarını konu
alır.
Wittgenstein figürü olan Hugo Belfounder, dilin hakikati
tahrif ettiğini savunur. Hugo'nun ifadesiyle: "Dil onu gerçekte olduğu
gibi sunmanıza izin vermiyor. ... Bütün dil yalanlar üreten bir makinedir."
Roman sessizliğin saflığını ve konuşmanın yüzeyselliğini
vurgular.
Çan (1958)
Gloucestershire'daki bir Benedictine Anglikan manastırına
bağlı laik Imber Court topluluğunu konu alır. Michael Meade, Dora Greenfield ve
Toby Gashe arasındaki ilişkiler, manastırın kayıp ortaçağ çanının bulunmasıyla
trajik bir boyuta ulaşır. Başrahibe, insani başarısızlıklar karşısında dengeli
bir sevgi anlayışı sunarak şöyle der: "Sevmeyi ancak severek
öğrenebiliriz. Tüm başarısızlıklarımızın sonuçta aşkta başarısızlık olduğunu
unutmayın. Kusurlu aşk kınanıp reddedilmemeli, mükemmelleştirilmeli."
Resmi Olmayan Bir Gül (1962)
Fanny Perone'nin cenazesiyle başlayan roman, Hugh Peronett,
oğlu Randall ve gelini Ann etrafındaki karmaşık aşk ilişkilerini ve tutkuları
işler. Tintoretto'nun çıplak Susannah Banyosu tablosu etrafında gelişen
ikonografi, karakterlerin kendi fantezileri ve başkalarının manipülasyonları
nedeniyle özgürlüklerini yitirmelerini gösterir.
Dördüncü Bölüm: Orta Dönemin Başlıca Eserleri (1968-1973)
Güzel ve İyi (1968)
Whitehall memuru John Ducane ve Theo Gray aracılığıyla ahlak
felsefesi ve estetik bütünleştirilir. Bronzino'nun Bir Alegori tablosu
ikonografik zemin oluşturur. Gunnar'ın mağarasında ölüme yakın bir deneyim
yaşayan Ducane şu aydınlanmayı yaşar: "Sevgi tek adalettir. Affetmek,
uzlaşmak, kanun değil". Theo Gray ise güzel ile iyi arasındaki devasa
mesafeyi görerek Budist manastırına dönmeye karar verir.
Oldukça Onurlu Bir Yenilgi (1970)
Gündelik hayatta iyi ile kötünün mücadelesini alegorik bir
düzlemde işler. Şeytan figürünü temsil eden biyokimyacı Julius King, insan
egoizmini kanıtlamak için Rupert ve Hilda Foster'ın evliliğini ve Simon ile
Axel'in mutlu eşcinsel ilişkisini bozmaya çalışır. Julius, "her insanın
kendisini astronomik olarak komşusunu sevdiğinden daha fazla sevdiği"
iddiasını sinsi planlarıyla sınar. İyilik figürü Tallis Browne ise
alçakgönüllülüğü ve özverili sevgisiyle öne çıkar.
Kara Prens (1973)
James Tait Black Ödülü kazanan bu eserde 58 yaşındaki eski
memur ve yazar Bradley Pearson, arkadaşı Arnold Baffin'i öldürmekten haksız
yere suçlanır. Apollo/Marsyas miti ve Hamlet göndermeleriyle dolu roman, erotik
aşk (Eros) ve acı çekme aracılığıyla egonun yok edilerek büyük sanatın
üretilmesini konu alır. Romanın sonunda şu ifade yer alır: "Sanat sonuçta
önemli olan tek gerçeği söyler. İnsani şeylerin onarılabileceği ışıktır. Ve
sizi temin ederim ki sanattan sonra hiçbir şey yoktur."
Beşinci Bölüm: Daha Sonraki Büyük Eserler (1978-1980)
Deniz, Deniz (1978)
Booker Ödüllü roman, eski tiyatro yönetmeni Charles
Arrowby'nin deniz kenarındaki Shruff End'e çekilerek ilk aşkı Hartley'i takıntı
haline getirmesini ve kaçırmasını anlatır. Tiyatro büyüsü, fantezi ve
kıskançlık deniz canavarı egoizmin tezahürleridir. Charles'ın Budist kuzeni
James Arrowby ise gücün terk edilmesi gerektiğini vurgulayarak şöyle der: "İyilik,
güçten vazgeçip dünyaya olumsuz etki etmektir."
Rahibeler ve Askerler (1980)
Manastırdan ayrılan eski rahibe Anne Cavidge ve Polonyalı
sürgün Wojciech Szczepanski'nin (Kont) hikayesidir. Anne, İsa Mesih'in
göründüğü mistik bir vizyon deneyimler. Vizyonda İsa ona şu yalın emri verir: "Doğruyu
yap, yanlıştan sakın." Anne, tüm tesellilerden ve insani aşktan vazgeçerek
kendisini başkalarına hizmete adar.
Altıncı Bölüm: Son Eserler (1983-1989)
Filozofun Öğrencisi (1983)
Ennistone kaplıca kasabasında geçen roman, ünlü filozof John
Robert Rozanov ve onun şiddet yanlısı eski öğrencisi George McCaffrey etrafında
döner. Quaker alçakgönüllülüğüne sahip William Eastcote iyiliğin canlı kanıtı
iken, Peder Jacoby Tanrı'sız bir çağda dinin fetret dönemini temsil eder.
İyi Çırak (1985)
Arkadaşı Mark Wilsden'ın ölümüne istemeden neden olan Edward
Baltram'ın yaşadığı derin suçluluk duygusu ve kurtuluş arayışını konu alır.
Üvey kardeşi Stuart Cuno ise Tanrı'sız bir dünyada mutlak ahlaki bir yaşam
sürmeye çalışır. Edward, başkalarını sevmeyi ve sorumluluk almayı öğrenerek
iyileşir.
Kitap ve Kardeşlik (1987)
Oxford mezunu bir grup arkadaşın, Marksist bir yazar olan
David Crimond'a verdikleri finansal desteği ve değişen ideolojik görüşlerini
değerlendirmelerini anlatır. İyilik figürü Jenkin Riderhood, başkalarına hizmet
ederken hayatını kaybeder.
Gezegene Mesaj (1989)
Eski bir matematikçi olan Sefarad Yahudisi Marcus Vallar'ın
şifacılık ve paranormal güçler kazanması etrafında din ve ahlak sorgulanır.
Alfred Ludens, Vallar'ın peşinden giderken varoluşun tesadüfi yapısını kavrar.
Yazarın romandaki temel mesajı şudur: "Kişi iyi olmaya çalışmalıdır -
boşuna. ... Hayatımız kaos ve moloz üzerine kurulu ve yapabileceğimiz tek şey
iyi olmaktır."
Yedinci Bölüm: Diğer Romanlar ve Oyunlar
Kumdan Kale (1957)
Okul öğretmeni Bill Mor ile genç ressam Rain Carter
arasındaki aşkı konu alır. Resim ustası Bledyard, iyilik ile hakikati
bağdaştırarak Platoncu anlamda temsil sanatının tehlikelerine dikkat çeker.
Kesik Bir Kafa (1961) ve Tiyatro Uyarlaması (1964)
Eşlerin sürekli yer değiştirdiği esprili bir Restorasyon
komedisi ve Freudcu teori hicvidir. Martin Lynch-Gibbon, karısı Antonia, onun
analisti Palmer Anderson ve antropolog Honor Klein arasındaki ensest ve ilkel
güç ilişkileri işlenir.
Kırmızı ve Yeşil (1965)
1916 Paskalya Ayaklanması döneminde Dublin'de geçen tek
tarihi romanıdır. Milliyetçilik, cinsel uyanış ve tarih takıntısı karmaşık aile
içi ilişkiler üzerinden ele alınır.
Hizmetçiler ve Kar (1970)
Gücün kötüye kullanılması, feodal baskı ve şiddet temalarını
işleyen özgün bir tiyatro oyunudur.
Kazara Bir Adam (1971)
Alkollü iken bir kız çocuğunu öldüren bencil Austin Gibson
Gray'in merkezinde olduğu, hayatın tesadüfi ve kasvetli yapısını sergileyen bir
romandır. Austin hayatı şöyle özetler: "Hayat sefalet ve karışıklıktır,
o... sefalet ve karışıklıktır."
Üç Ok (1972)
Orta Çağ Japonya'sında geçen politika, özgürlük ve güç
hiyerarşisini konu alan bir oyundur.
Kutsal ve Saygısız Aşk Makinesi (1974)
Whitbread Ödüllü eser, Titian'ın Kutsal ve Saygısız Aşk
tablosundan esinlenir. Psikoterapist Blaise Gavender'ın evli hayatı ile metresi
arasındaki ikili yaşamı işlenir.
Bir Kelime Çocuğu (1975)
Yetim büyüyen ve dil becerilerine rağmen insanlarla iletişim
kuramayan Hilary Burde'un geçmişteki hatalarını ve kısırlığını konu alır.
Kensington Bahçeleri'ndeki Peter Pan heykelinde çocukça egoizm sembolize
edilir.
Henry ve Cato (1976)
Korku ve acı çekmeyle yüzleşen Henry Marshalson'ın mistik
bir farkındalık yaşayıp bunu sürdürmekten korkarak vasat bir hayatı seçmesini
anlatır.
Hizmetçiler (Opera - 1981) ve Kara Prens (Oyun - 1989)
Sırasıyla William Mathias'ın bestelediği opera librettosu ve
Aldwych Tiyatrosu'nda sahnelenen oyun uyarlamalarıdır.
Sekizinci Bölüm: Gotik
Büyücüden Uçuş (1956)
Esrarengiz güç figürü Mischa Fox ve onun karanlık yardımcısı
Calvin Blick üzerinden gücün yıkıcılığı ve başkalarının kontrolü altına girme
arzusu işlenir.
Tekboynuz (1963)
Gaze Kalesi'nde hapsedilen Hannah Crean-Smith etrafında
gelişen tam bir Gotik romandır. Yunan Até (acının otomatik olarak
başkasına aktarılması) kavramı işlenir. Denis Nolan, acıyı başkalarına
aktarmadan üstlenen saflığın ve kefaretin simgesidir.
İtalyan Kız (1964) ve Tiyatro Uyarlaması (1968)
Aile evine dönen Edmund Narraway'in aile sırları, acı çeken
göçmenler ve hizmetçi Maggie ile Oedipal ilişkisi anlatılır.
Meleklerin Zamanı (1966)
Terk edilmiş, savaştan zarar görmüş bir Londra cemaatinde
ateist Anglikan rahip Carel Fisher'ın karanlık dünyası ve ensest ilişkisi Gotik
ögelerle sunulur.
Bruno'nun Rüyası (1969)
Ölmekte olan Bruno Greensleave'in ölüme yaklaşırken egoist
sevgilerini fark etmesi ve aşkın gerçek anlamını keşfetmesi anlatılır. Bruno
şöyle der: "Aşkın nasıl olması gerektiğini ancak ölüm karşısında bu kadar
net görebildik mi?"
Dokuzuncu Bölüm: Sonuç
Cheryl Browning Bove'un değerlendirmesine göre Iris
Murdoch'un estetiği ile ahlak felsefesi birbirinden ayrılamaz. Murdoch,
geleneksel Tanrı anlayışının yerine "İyi" kavramını koysa da Yahudi,
Hristiyan ve Budist ilkelerin sentezinden oluşan evrensel bir maneviyatı
savunur.
Bireylerin egolarından sıyrılarak başkalarına ve sanata adil
bir "dikkat" göstermeleri ahlaki gelişimin tek yoludur. 19. yüzyıl
gerçekçi geleneğine bağlı kalarak özgür ve çeşitli karakterler yaratır.
Murdoch'a göre insan hayatını doğru anlatmanın komik bir
tarafı vardır: "İnsan hayatını bir romanın ya da en azından geleneksel
romanın yaptığı gibi tasvir edecekseniz komik olmaktan kaçınamazsınız çünkü
insan hayatı öyle eğlenceli". Murdoch'un kırk yıllık yazarlık
kariyerindeki temel mesajı son derece nettir: "Mesaj şu; her şey
tesadüfidir. Derin temeller yok. Hayatımız kaos ve moloz üzerine kurulu ve
yapabileceğimiz tek şey iyi olmaktır."
…

+1.jpg)

+2.jpg)