23 Ocak 2021 Cumartesi

Sina Akşin - Kısa Türkiye Tarihi

Sina Akşin - Kısa Türkiye Tarihi

25 Kasım’da Şapka Kanunu diye bilinen yasa çıkarıldı. Memurlar şapka giyecekti, fes yasaktı. O tarihten sonra fes ortadan kalktı, kentliler şapka, köylüler kasket giymeye başladılar. Şapka devrimi anlaşılması pek kolay olmayan bir devrimdir. Osmanlı toplumunda başlık, insanın dinini, hatta toplumsal mevkiini, yaptığı işi tanımlayan bir işaretti. Öldüğü zaman, başlığı tabutun başucuna konur, parası varsa mezar taşı o başlık biçiminde yapılırdı. Şapka Müslüman olmayanlara özgü bir başlıktı. II. Mahmut, Rumların da benzerini giydiği fesi asker ve memurlara giydirdiği için, çok şimşek çekmiş, kendisine “gâvur padişah” diyenler çıkmıştı. Şimdi Atatürk buna benzer, hatta belki daha cesur bir adım atıyordu. Bu adımı, önemli olan topluma çağdaş kurumları, insanlara çağdaş zihniyeti getirmektir diye, kılık kıyafetle uğraşmak biçimsel ve yüzeyseldir diye, “gardırop devrimi” diye eleştirenler olmuştur (s. 226).

 

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2007

…

Sinan Meydan - El-Cevap

Sinan Meydan - El-Cevap

Rize’de bir iki hocanın elebaşlığında “hükümetin dinsizliğe gitmesini önleme” adıyla hükümet karşıtı bir hareket yapılmak istenmiş, bazı yalanlarla halk kışkırtılmış ancak olay derhal bastırılmıştır. Rize’ye gelen İstiklal Mahkemesi olaya el koyarak sorumluları yargılayıp gerekli cezaları vermiştir.

16 Kanunuevvel 1341 (1925) tarihli Cumhuriyet gazetesinde Rize’deki olayların ayrıntılarına yer verilmiştir:

“Rize’nin Potamya mıntıkasında İmam Şaban ile Muhtar Yakup Ağa ve rüfekası, civar köyler halkını Uulu Cami nam mevkide içtima ya (toplanmaya) davet (etmişler) ve öteden beri şekavetle (eşkıyalıkla) me’luf (tanınan) birçok eşkıyayı silahlarıyla birlikte celp eylemişlerdir (bir araya toplamışlardır).”

Gazetenin haberine göre halk bu çağrıyı genel bir “dua toplantısı” sanarak gelmiştir. Fakat sonradan toplananlar jandarma karakolunu basarak jandarmayı esir alıp Rize’yi yağmalamayı planlamışlardır. Haber şöyle devam ediyor:

“Muhtar Yakup’un akrabasından Biçeli Mehmet, ‘Ey ahali! Ankara ihtilal içindedir! Mustafa Kemal Paşa üç yerinden yaralı olarak doktorlar elindedir! İsmet Paşa ortadan kaldırılmıştır! Dindar paşalarımız hükümeti ellerine aldılar!

Şeriatı kurtarıyorlar! Korkacak bir şey kalmamıştır! Erzurum yapacağını yaptı! Biz de iştirak edelim,’ demiştir. Yeni Pazar köyünden Muharrem Hoca’nın şapka aleyhinde fetva şeklinde muhaberatı, içtimada hazır hocalar tarafından nakil ve tekrar edilmiştir.

Rize’deki olaylar bastırıldıktan sonra “kışkırtıcılar” Rize’ye gelen istiklal Mahkemesi’nde yargılanarak gerekli cezaları almıştır.

16 Kasım 1925 tarihli Hâkimiyeti Milliye gazetesi, Rize’deki olayları “İstiklal Mahkemesi’nde? başlıklı haberinde şöyle duyurmuştur.

“Rize köylerindeki hadise failleri mahkûm oldu. Mahkeme heyeti muhteremesi Giresun’a hareket etmiştir.

İstiklal Mahkemesi bugün Rize’nin bazı köylerine ait hadisei irticaiye muhakemesini intaç etti. Bugün hitam bulan mahkeme neticesinde ileri gelen muhrik ve müşviklerden 8 kişi idama, 14 kişi on beş sene, 2 kişi on sene, 9 kişi de beşer sene küreğe mahkûm edilmişlerdir. Kararları samiin ile beraber maznunlar da alkışlamışlardır. Mahkeme safahatı bütün Rize’de derin tesirler bırakmış, memnuniyetle karşılanmıştır.

İstiklal Mahkemesi Rize’de 12-13 Aralık’ta 143 sanığı yargılamıştır. Yargılama sonunda bazı köy imamlarının halkı kışkırtıp ayaklandırdığı ve İskilipli Atıf Hoca’nın Frenk Mukallitliği ve Şapka adlı kitapçığının da kışkırtıcılıkta etkili olduğu anlaşılmıştır.”

Gerçek şu ki, 1925 yılının sonlarında yurdun değişik yerle rinde “Şapka Kanunu” üzerinden “din istismarı” yaparak halkı Cumhuriyet’e karşı kışkırtmak isteyenler vardır. Mesele bireysel olarak insanların şapka takıp takmamaları meselesi değildir; mesele, Anadolu’da halkın arasına giren din adamı kılıklı bazı kışkırtıcıların “Şapka Kanunu”nu bahane ederek “din istismarı” ile Müslüman halkı Cumhuriyet hükümetine karşı isyan ettirmek istemesidir.

…

İnkılap Kitabevi, 2013

…


Sevan Nişanyan - Yalnış Cumhuriyet

Sevan Nişanyan - Yalnış Cumhuriyet

 

Şapka, alfabe ve medeni kanun gibi reformların, Batı uygarlığının teknik, ekonomik ve askeri gücüne olan muhtemel katkılarından ötürü benimsendiğini sanmak herhalde safdillik olur. Öyleyse bu reformların gerekçesi nedir?

(…)

Bu soruların cevabını, bir yandan kişi faktöründe, öbür yandan lslami kesime karşı girişilen siyasi mücadelede aramak gerekiyor (s. 295).

 

Atatürk'ün, "Batı kültürü" kavramından tam olarak ne anladığı, modern Türk tarihçiliğinin yeterince üzerinde durmamış olduğu bir konudur (s. 297).

 

"Laiklik" adı altında girişilen şey, bir tasfiye hareketidir: Milli Mücadeledeki ortaklığı sayesinde Osmanlı devletinde yüz yıldan beri sahip olamadığı bir güç ve ağırlığa kavuşan, devlet iktidarına ortak olan popüler İslamiyetin, siyasi sahneden silinmesi hedeflenmiştir.

(…)

Düşmanı çökertmek için seçilen yöntem, onun iaşe ve mühimmat kaynaklarına saldırmaktır. İslamcı siyasetin güç aldığı kaynak, Türk toplumunda derin kökleri olan dini kültürdür. O halde bu kültürün - örgütsel yapıları, dayanışma ve eğitim kurumları, literatürü, hukuku, ayırdedici simge ve kıyafetleri, gelenekleri, tarih bilinci, sanatı ve müziği ile birlikte - yokedilmesi gereklidir (s. 297).

 

Maksat, o halde, Batı kültürünü ilginç, güçlü ve güzel kılan şeyleri benimsemek değildir: siyasi nedenlerle düşman sayılan bir kesimin toplumsal dayanaklarını ortadan kaldırmaktır. İki hedef arasında mantıki bir ilişki bulunmaz. İslam kültürünü reddetmek, Batılılaşmak değildir. İkisi ayrı ayrı şeylerdir. Kemalist rejim Türkiye'de İslam kültürünün, İslami değer ve alışkanlıkların bir kısmını tahrip etmiş olabilir. Ama bundan Türkiye'nin Batı kültürüne yaklaştığı ya da Batı uygarlığına özgü fevkalade yaratıcılıktan pay almaya başladığı sonucu çıkmaz.

Nitekim "Batılılık" adına getirilen şeylerin olağanüstü yüzeyselliği, hatta anlamsızlığı oldukça erken bir tarihte farkedilmiş olmalı ki, 1930'lardan itibaren Tek Parti rejiminin ideolojik vurgusu artık "Batılılaşmak" değil, Ergenekon uygarlığının ihya edilmesine yoğunlaşacaktır.

1930'lara doğru Reisicumhurun söylemine hakim olan kültürel referans ise artık Batı değil, düşsel bir Orta Asya geçmişidir (s. 299).

…

Everest Yayınları, 6. Baskı, 2010

…


Sol Kemalizme Bakıyor - Ruşen Çakır

Sol Kemalizme Bakıyor - Ruşen Çakır

Murat Belge: “Tüm Toplum Atatürk Adına Ordudan Dayak Yedi”  / s. 119-136

Türk toplumu. Onların ideolojisinde İslam sadece bir din değil, tüm değerler sisteminin temelinde yatan bir tür genel bir anlamlandırma sistemi.

(…)

İnsanlara “bunları bırak, şu türlü düşün,” dediğin zaman, bu kolayca olacak bir şey değil.

(…)

Bir toplumu dönüştürmenin fiziksel imkânlarına sahip olduğu zaman, yani iktidar olduğu zaman, eğitimle tüm bir toplumu değiştirmesi zor. Çünkü bu çok zaman alacak, para isteyecek — eğitim sistemi kuracaksın filan.

(…)

Kurtuluş Savaşı’nı da gerçekten bir halk hareketi olarak tanımlamak mümkün değil, bir burjuva hareketi sonuçta (s. 121-122).

(…)

Başından itibaren bir halk hareketi değildi ve iktidar olup toplumu dönüştürme aşamasına geldiğinde, bir halk hareketi olarak ortaya çıkmadı. O zaman, benim bazı yazılarımda söylediğim bir yöntem kaldı; kanunlar çıkarıp kanunla toplumu Batılılaştırmak. Kitleler kendi içlerinden Batılılaşacak bir dinamizme sahip değiller.

(…)

Bazen insan şapka giymediği için idam edilebildi, İstiklal Mahkemesi’nde bu tip şeyler olabildi (s. 122).

 

…

Ahmet İnsel: “Sosyalist Olduğum İçin Anti-Kemalist’im” / s. 213-228

Solun o dönemde (1920’ler) mücadele hattını demokrasi değil, ilerleme oluşturuyor.

(…)

1924’ten sonra Mustafa Kemal’in devleti her türlü farklılığı yok etmeye başlayıp, solun da tepesine bindiği zaman feryat ediyor. Ama dikkat ederseniz orada “bizi eziyorlar, bize vuruyorlar,” diye feryat ediyor. Kemalizm’in yaptıklarıyla, şapka inkılâbıyla, getirdiği kanunlarla —Takriri Sükûn’a elbette karşı çıkıyor ama İstiklal Mahkemeleri’nin fes giymekte direnenleri asmasıyla pek ilgilenmiyor— mücadelesi seçmeci (s. 217).

…

Şerafettin Turan - İsmet İnönü

 

Şerafettin Turan - İsmet İnönü

…barış görüşmeleri sırasında kalpak yerine şapka giymesi…

Üstelik görüşmelerin ikinci dönemine götürdüğü eşi Mevhibe hanım da başını açmış ve çarşaf yerine manto giymişti. Böylelikle de her ikisi daha şapka giyilmesine ilişkin yasanın çıkmasından (25 Kasım 1925) '2,5' yıl önce bunu kendiliklerinden gerçekleştirmişler, öncü olmuşlardı. Oysa İsmet Paşa'nın kendi anılarında belirttiği gibi, Kurtuluş Savaşı yıllarında şapka'ya öyle büyük bir karşıtlık vardı ki, olmayacak bir iş için "Bunlar adama şapka bile giydirirler!" diye bir deyim kullanılır olmuştu. (II, 209). / s. 149

 

Mevhibe hanım da daha Lozan barış görüşmelerinden başlayarak bu örnek olma görevini üstlenmişti. İlk olarak bir daha giymemek üzere çarşafı çıkarmış ve yüzünü açmıştı. Lozan'a giderken İstanbul'a gabardin bir pardesü almış ve trene binmek için istasyona pardösülü ve yüzü açık olarak gelmişti. Lozan'dan gönderdiği mektuplarda "Sokağa manto ile çıkıyorum. Burada çarşaf giyen olmadığı için çarşafla çıkmıyorum" diye yazmıştı Orada iken İsmet Paşa gibi şapka bile giymişti. Ancak yurda döndüğünde şapkasını bırakmış, saçlarını sıkmabaş denen biçimde şifon bir eşarpla örtmeye başlamıştı (Agy . I, 116, 157) . / s. 514-515

 

1961 anayasası

…başlangıç kısmında Türk ulusunun Atatürk devrimine bağlılığı vurgulanması ve "Devrim Yasalarının Korunması" başlığını taşıyan ayrı bir maddenin de (153) düzenlenmiş olmasıydı. Söz konusu maddede, Türk toplumunun çağdaş uygarlık düzeyine erişmesi ve Cumhuriyetin laik niteliğini koruma amacını güden halifeliğin kaldırılması, öğretimin birleştirilmesi, şapka giyilmesi ve yeni Türk harflerinin kabulü ne ilişkin '8' yasanın anayasaya aykırı olduğunun öne sürülemiyeceği belirtilmişti (s. 380).

…

Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2000

…