12 Aralık 2022 Pazartesi

Frank Herbert - Dune

Frank Herbert - Dune

 


Caladan

Muad'Dıb, imparator Padişah IV Şaddam 57 yaşındayken doğmuştur

Caladan'da doğmuş ve ilk on beş yılını orada geçirmiş

Arrakis gezegeni, onun ebedi mekânıdır

 

Arrakis'e taşınmalarından önce ihtiyar bir kocakarı, Paul'ün annesini ziyarete geldi.

Yaşlı kadın adeta bir cadının gölgesiydi

 

Can düşmanları Harkonnenler seksen yıldır Arrakis'teydiler, ömrü uzatan bahar, yani melanj çıkarmak için

Harkonnenler, gezegeni, toprak idaresini bütünüyle alan Atreides evine bırakmak üzere terk ediyorlardı…

 

Başrahibe Gaius Helen Mohiam

Üzerimde Ses 'i kullanıyor, diye düşündü. Kadının işaretiyle, onun dizinin dibinde durdu.

yeşil, metal bir küp çıkardı.

"Sağ elini kutunun içine sok," dedi.

Korku, Paul'ün içini sardı. Gerilemeye başladı.

Boynunda göm cabbarı tutuyorum," dedi Başrahibe.

…eğer elini kutudan çekersen ölürsün. Tek kural bu.

 

"Korkmamalıyım. Korku akıl katilidir. Korku toptan yok oluşu getiren küçük ölümdür. Korkumla yüzleşeceğim Üzerimden ve içimden geçmesine izin vereceğim. Ve geçip gittiği zaman, geçtiği yolu görmek için iç gözümü ona çevireceğim. Korkunun gittiği yerde hiçbir şey olmayacak. Yalnızca ben kalacağım." / s. 18

 

"Kutuda ne var?"

"Acı."

 

Belki de sen Kuisatz Haderah'sın.

 

Bir zamanlar insanlar kendilerini özgür kılacağı umuduyla düşüncelerini makineler üzerine çevirmişlerdi. Ama bu yalnızca makineleri olan başka insanların onları köleleştirmesine fırsat verdi.

 

İlk Bene Gesserit okulu insan ilişkilerinde sürekli bir akışın gerekliliğini görenler tarafından yönetildi.

Genetik soylar daima kayıtlarımızda vardır,

 

Doğru Söyleten uyuşturucusu

"Bu uyuşturucu tehlikelidir," dedi yaşlı kadın. "Ama içgörü verir. Bir Doğru Söyleten, bu uyuşturucunun verdiği yetenekle kendi hafızasında, kendi vücudunun içindeki hafızada birçok yere bakabilir. Geçmişe ait öyle çok yola bakabiliriz ki... ama sadece dişil yollar." Sesinde üzüntülü bir tını vardı. "Yine de hiçbir Doğru Söyleten'in göremediği bir yer var. Bizi püskürtüyor, dehşete düşürüyor. Bir gün bir erkeğin geleceği ve bu uyuşturucunun verdiği yetenekle içe dönük gözünü bulacağı söylenir. O, bizim bakamadığımız yere: hem dişil hem de eril geçmişlere bakacak."

 

Harkonnen

Leto'nun, Caladan'la Dune'u değiş tokuş etmesini sağlamak; hem de İmparator emrettiği için hiçbir alternatifi olmadan.

 

"Ben Dük'ü eceline yollarken o bunu bilmeli," dedi Baron. "Ve diğer Büyük Evler de bunu öğrenmeli. Bu bilgi onları duraklatacak. Manevra yapmak için biraz daha yer kazanacağım.

 

Caladan

Bir Atreides kızı bir Harkonnen varisiyle evlenebilir ve boşluğu kapatabilirdi.

 

"Her gece rüya görüyor musun?"

 

"Genç adam, ben bir Bene Gesserit Gözetmeni olarak, Kuisatz Haderah'ı arıyorum: yani gerçekten bizden biri olabilecek erkeği. Annen sende bu olasılığı görüyor ama o bir annenin gözleriyle görüyor. Ben de bir olasılık görüyorum ama hepsi bu."

 

Boyun eğen hükmeder.

 

Bir dünya dört şeyle ayakta durur... Büyük eklemli parmaklarından dördünü kaldırdı, "...bilgenin ilmi, soylunun adaleti, haklının duaları ve cesurun yiğitliği. Ama tüm bunlar hiçbir şey değildir..." Parmaklarını kapatıp elini yumruk yaptı, "...yönetme sanatını bilen bir yönetici olmadıkça. Bunu, geleneğinin bilimi haline getir!

 

"Benden, yönetmenin ne olduğunu söylememi istedi," dedi Paul. "Birisinin emretmesi, dedim. Ve o öğrendiğim şeylerden bazılarını unutmam gerektiğini söyledi."

Yaşamın sırrının çözülecek bir problem değil tecrübe edilecek bir gerçeklik olduğunu söyledi.

 

Gurney Halleck: Gerekince dövüşürsün, havanda ol ya da olma! Hava, sığırlar içindir / Dövüşmek için değil.

 

(Arrakis’te) insanlar genel anlamda ikiye ayrılıyor: Fremenler, onlar bir grup ve diğerleri, graben, çanak ve tavalarda yaşayan insanlar.

 

Dük Leto Atreides / Kaderin tuzağına düşmüş bir adam, oğlunun zaferinin gölgesinde kalmış yalnız bir şahsiyet. Yine de şunu sormak gerekiyor: Oğul babanın bir uzantısından başka nedir ki?

 

Bir avuç baharla Tu-pil'de bir ev alınır. Bahar imal edilemez, Arrakis'ten çıkarılmak zorunda. Eşsizdir ve gerçekten ömrü uzatıcı özellikleri vardır

 

Tuzağın nerede olduğunu bilmek, ondan kurtulmanın ilk adımıdır

 

"Fremenler Sardokarlara karşı bize nasıl yardım edebilirler?"

"Hawat sana Salusa Secundus'tan bahsetti mi?"

"İmparator'un hapis gezegeni mi? Hayır."

"Ya orası bir hapis gezegeninden öte bir şeyse, Paul? İmparatorluk Sardokar Birlikleri hakkında sorulduğunu hiç duymadığın bir soru var: Nereden geliyorlar?"

"Hapis gezegeninden mi?"

"Bir yerden geliyorlar."

 

Arrakis

Jessica, bu gezegende rastladığı bütün yerlilerin kara kuru ve az beslenmiş göründüğünü düşündü.

Adım Shadout Mapes,

"Bene Gesseritlerin ilk öğrendiği şey dillerdir," dedi Jessica. "Bhotani Cib'i, Çakobsa'yı, bütün avlanma dillerini biliyorum."

"Efsaneden bahsediyorsun ve yanıt arıyorsun," dedi Jessica. "Bulacağın yanıtlara dikkat et. Korsajının içinde bir silahla şiddete hazırlıklı olarak geldiğini biliyorum."

"Leydim, ben..."

"Küçük bir olasılıkla canımı alabilirsin," dedi Jessica "ama bunu yaparak, en vahşi korkularının bile hayal edemeyeceği kadar çok yıkıma neden olursun. Ölmekten daha kötü şeyler vardır, bütün bir halk için bile."

"Leydim!" diye yalvardı Mapes. Dizlerinin üzerine çökecek gibi görünüyordu. "Silah size bir hediye olarak gönderildi; eğer O olduğunuz anlaşılırsa."

"Ve beni öldürecek alet olarak; eğer aksi anlaşılırsa," dedi Jessica.

"Bu bir hançer-i figan," dedi.

"Bu kadar hafife almayın," dedi Mapes. "Anlamını biliyor musunuz?"

Jessica: "Bu bir yaratan..."

"Ayyy!" diye feryat etti Mapes. Bu hem kederin hem de sevincin sesiydi. Kadın öyle şiddetle titriyordu ki, hançerin ağzı odanın dört bir yanında parlak yansımalara neden oluyordu.

Mapes hançeri indirdi. "Leydim, insan bu kadar zaman kehanetle yaşayınca, açıklama anı sarsıcı oluyor."

Jessica kehaneti düşündü... Şeria ve bütün törensel kehanet; Koruyucu Misyon'un, uzun yüzyıllar önce buraya bırakılan Bene Gesserit'i... hiç şüphesiz öleli çok olmuştu ama amacı başarıya ulaşmıştı: bir Bene Gesserit'in ihtiyaç duyacağı gün için bu insanların içine atılan koruyucu efsaneler tohumu.

Evet, o gün gelmişti.

"Bu kararsız bir bıçak Leydim. Bunu yanınızda tutun. Bir haftadan fazla tenden uzak kalırsa parçalanmaya başlar. Bu, şeyh-huludun dişi, yaşadığınız sürece sizin."

"Yaşam suyumu alın!" diye feryat etti.

…bıçağın ağzıyla Mapes'in sol göğsünün üzerini hafifçe çizdi.

"Bu hançeri gören arındırılmalı ya da katledilmeli"

Bir hançer-i figanı görüp de arındırılmayan Arrakis'ten canlı ayrılamaz (s. 81).

 

"Su durduruluyor Bir şey onu tıkıyor Benim şüphem bu" "Belki de nedeni bilmiyor," dedi Yueh "Harkonnenler Arrakis'le ilgili birçok bilgi kaynağını tıkadı Belki de bunu saklamak için bir neden vardı "

 

Baron, Leto'nun, ne kadar uzak olursa olsun İmparatorluk soyunun bir kuzeni olduğunu unutamaz. Ama onun içindeki, zihninin derinliklerindeki zehir, Corrin Savaşı'ndan sonra bir Atreides'in bir Harkonnen'i ödlekliği nedeniyle sürgüne gönderdiğini bilmesidir."

"Şu eski düşmanlık," diye mırıldandı Yueh. Ve bir an için nefretin yakıcı dokunuşunu hissetti. Bu eski düşmanlık Yueh' yi ağına düşürmüş; Wanna'sını öldürmüş belki de daha kötüsü Harkonnen işkencelerine terk etmişti, ta ki kocası onların emirlerini yerine getirene kadar. Bu eski düşmanlık Yueh'yi kapana kıstırmıştı.

 

Karyola başlığının arkasından beş santimetreden uzun olmayan ince bir güdümlü avcı çıktı. Paul onu hemen tanıdı: bu, soylu kandan her çocuğun küçük yaşta öğrendiği yaygın bir suikast silahıydı.

Paul'ün sağ eli hızla hedefi buldu ve öldürücü şeyi sıkıca tuttu.

 

…sonuna kadar gittiğin bir yol seni kesinlikle hiçbir yere ulaştırmaz

Dağın tepesinden dağı göremezsin.

 

"Kaç Fremen olduğuna dair yeni bir bilginiz var mı?"

Havvat: "Idaho, işledikleri yiyecek miktarı ve diğer kanıtlardan, ziyaret ettiği mağara kompleksinde toplam on bin kişi olduğunu tahmin ediyor. Liderleri iki bin ocaklık bir siyeçi yönettiğini söylemiş. Bu tür siyeç topluluklarından bir sürü olduğuna inanmak için nedenlerimiz var. Hepsi Liet denen birine bağlı görünüyorlar."

 

"Caladan'daki üstünlüğümüz," dedi Dük "deniz ve hava gücüne dayanıyordu. Burada, benim çöl gücü dediğim bir şeyler geliştirmeliyiz…”

 

"Bu Stilgar, ziyaret ettiğim siyeçin reisi, sahte gruptan bizi haberdar edenlerin lideri," dedi Idaho.

Sessiz bekleyiş sırasında, Paul adamı inceledi ve ondan yayılan güç aurasını hissetti. O bir liderdi, bir Fremen lideri.

 

(Dük Leto) “…Baron sahip olduğunu açıkça kabul edemeyeceği bir şeyin yok edilmesine itiraz edebilir mi?"

Giedi Prime'a bir baskın, böyle bir şaşırtma hareketinin taktik avantajları var,

 

Leto döndü, oğluna baktı. Harkonnenler, annenden şüphelenmemi sağlayarak beni kandırmayı düşündüler.

"Başardıklarını düşünmeliler,"

Annen bile bu hileyi bilmemeli.

"Bu durumda, eğer bana bir şey olursa ona gerçeği sen söyleyebilirsin: ondan asla şüphelenmedim, bir an bile. Onun bunu bilmesini istiyorum."

 

İhanet etmesi emredilen insanlarla ilk karşılaşması Dr. Kynes'ı sarstı.

Kynes, Dük'e sert bir bakış fırlattı. "Eğer yöneticileri bahar için eşelenmekten kafalarını kaldırabilselerdi, Arrakis bir Cennet olabilirdi!"

 

Kum fırtınalarından yayılan statik elektrik birçok sinyali maskeler. Vericiler devre dışı kalır. Burada daha önce de denendiler, biliyorsunuz. Arrakis donanım konusunda zorluk çıkarır. Ve bir solucan peşindeyse, çok vaktin olmaz. Çoğu zaman, on beş ya da yirmi dakikadan fazla zamanın olmaz.

 

"Solucanı duyuyorum ama göremiyorum," dedi Kynes. Ardından diğerleri de duydu: kulak tırmalayan bir sürtünme, uzaktan gelen ve gittikçe yükselen bir ses.

…fabrikanın çevresindeki kumda bir türbülans oluşuyormuş gibiydi.

"Solucan şu anda tırtılın altında," dedi Kynes. "Çok az insanın gördüğü bir şeye tanık olmak üzeresiniz."

Tırtılın çevresindeki kum o anda toz zerreleriyle gölgelendi. Koca makine sağa doğru gömülmeye başladı. Tırtılın sağında dev bir kum girdabı oluşmaya başladı. Gittikçe daha hızlı hareket ediyordu. Yüzlerce metre çapında bir alanda havayı kum ve toz doldurdu.

Ardından onu gördüler! Kumdan geniş bir delik çıktı. Güneş ışığı, deliğin içindeki parlak beyaz çubuklarda ışıldadı. Deliğin çapı tırtılın uzunluğunun en az iki katı, diye tahmin etti Paul. Makinenin, bir kum ve toz dalgası içinde bu açıklığa kaymasını izledi. Delik geri çekildi.

Tanrı bir canlıya belirli bir yerde ölmesini emrettiğinde, o canlının isteklerinin, onu oraya yönlendirmesini sağlar.

 

"Bu aşağılık şüphe neden bana yükleniyor?" diye sordu Jessica.

 

"Gündüz vakti bir duman kolonu, gece vakti bir ateş sütunu." imza yoktu.

Bu ne anlama geliyor acaba? diye düşündü.

…sürünen bedenin yanına çömeldi. Bu Mapes'ti, Fremen kahya

…çok geç kalmıştı. Kolunun yan tarafına çarpıp uyuşturan bir darbe hissetti. Acıyan koluna saplanmış küçük bir ok gördü, yukarıya doğru yayılan felci algıladı. Kafasını kaldırıp geçide bakmak için harcadığı çaba acı verdi. Jeneratör odasının açık kapısında Yueh duruyordu.

Baron'u öldürmek istiyorum.

"Dişi hatırlayın!" diye tısladı Yueh.

 

Bene Gesserıt 'i alt etmek ne kadar da basitmiş ihanet yeterliymiş.

Gözlerini açtı.

Tepesinde Baron Vladimir Harkonnen duruyordu.

 

Önce Paul kuma atladı, ardından annesi.

 

Baron. "Haine ödülünü vermeliyim."

"Wanna'mı ıstırabından kurtarmaya söz vermiştiniz."

Baron başıyla onayladı. "Ha, evet.

Piter'a bir el işareti yaptı.

Elindeki hançer yıldırım hızıyla Yueh'nin sırtına inerken bir pençe gibi parladı.

 

"Kadınla çocuk ne oldu, Piter?" diye sordu Baron.

"İz yok, Efendim, …

 

Baron'un, kendisinden kaçabileceği korkusuyla şoke olan Leto, kapsül dişi sertçe ısırdı ve kırıldığını hissetti.

Baron, sırtını masanın arkasındaki sığınağının gizli kapısına dayamış duruyordu. Kapıyı ölülerle dolu odanın üstüne kapatmıştı.

 

…odayı temizleyip sırlarını benim için incelerken oyalanmak istiyorum," diye gürledi Baron.

"Gamont'dan satın aldığımız, güzel gözlü genç çocuğu getirin bana. İyice ilaç verin. Canım güreşmek istemiyor."

 

(Paul) Bu akşam bilincine bir şey olmuştu; çevresindeki bütün koşulları ve olayları kesin bir netlikle görüyordu. Verilerin akışını ya da bilgisine eklenen her yeni parçayla ilgili nesnel kesinliği durduramayacağını hissediyordu; ve bu hesaplama, bilincinin merkezindeydi. Bu Mentat gücü ve daha da fazlasıydı.

 

"Bizi çölle Sardokarlar arasına sıkıştırdıklarını düşünüyorlar," dedi Paul. "Hiçbir Atreides'in kurtulmamasını planlıyorlar: tam bir soykırım.

 

"Bahar," dedi. "Buradaki her şeyde var: havada, toprakta, yemekte. Ömrü uzatan bahar. Doğru Söyleten uyuşturucusu gibi. Bu bir zehir!"

 

"Sana uyanıkken gördüğüm rüyayı anlatmalıyım," dedi Paul. (Şimdi sesinde hiddet vardı.) Burada, Arrakis'te, bir kız çocuğu doğuracağını biliyorum, kız kardeşimi doğuracağını,"

"Fremenlerin arasında bir yuva bulacağız."

 

"Harkonnenlerden kaçmak için bir yol var," dedi Jessica.

"Geçmişimizi beraberimizde taşırız. Ve, annem, bilmediğin ve bilmen gereken bir şey var: biz Harkonneniz."

Geleceğe yürüdüm, bir kayda baktım, bir yer gördüm, bütün verileri aldım. Biz Harkonneniz.

"Sen Baron'un öz kızısın," dedi Paul ve annesinin ellerini ağzına bastırışını izledi. "Baron gençliğinde birçok zevk tattı ve bir keresinde kendisinin baştan çıkarılmasına izin verdi. Ama bu sizden biri tarafından, Bene Gesserit'in genetik amaçları için yapıldı."

"Bana ulaşacaklarını düşünüyorlardı. Ama onların beklediği ben değildim ve ben zamanından önce geldim. Ve onlar bunu bilmiyorlar."

"Benim Kuisatz Haderah olduğumu düşünüyorsun," dedi Paul. "Bunu aklından çıkar. Ben beklenmeyen bir şeyim."

 

Karşılaşacağın şeyin değerini bilmeye hazırlıklı ol.

"Evet. Bana... Muad'Dib diyecekler, 'Yolu Gösteren.' Evet...böyle çağıracaklar beni."

 

(Havvat) Arrakis'e inen gemilerin sayısı iki binden fazlaydı: yalnızca küçük gemiler değil, firkateynler, keşif gemileri, monitörler, eziciler, birlik taşıyıcıları, boşaltma kutuları... Yüz tugaydan fazla: on lejyon!

Böyle bir maceranın maliyetini, Arrakis'in elli yıllık bahar gelirinin tümü ancak karşılayabilirdi.

 

"Kalkanın sende kalsın, Duncan. Senin sağ kolun benim için yeterli bir kalkandır."

 

Ekolojik Deney İstasyonlarından biri

 

"Arrakis, bir birleşme çığlığı haline gelecek. Her biri babamda kendisini görecek: sürüden kopartılmış ve öldürülmüş."

"Tahta geçince," dedi Paul, "elimin tek bir hareketi Arrakis'i cennet haline getirmeye yeter. Desteğiniz için önerdiğim karşılık bu."

Kynes kaskatı kesildi. "Sadakatim satılık değildir,

 

Paul'ün arkasındaki kapı sertçe açıldı. Hızla arkasına bakınca orada dönen çatışmayı gördü

…geçidi kapayan Idaho'yu, bir kalkanın titreşiminin gerisindeki kan çanağına dönmüş gözlerini…

 

Bu gece çölde bir fırtına var. Tek umudunuz bu fırtınayı yakalamak, tepesine dalmak ve onunla gitmek. / Fırtınanın içinde yüksekte kalırsanız, kurtulursunuz.

 

Paul kanatları kapattı, topteri sertçe sola doğru yatırarak, aldatıcı bir şekilde yavaş yavaş kaynaşan fırtına duvarının içine daldı

 

Harkonnen

"Öldüler, Baron," dedi muhafız yüzbaşısı

Dük'ün Baş Suikastçi'sini yakalamışlar.

"Hawat mı? Thufır Hawat mı?"

"Yalnızca, hainin Leydi Jessica olduğuna inandığını ortaya çıkarmaya yetecek kadar konuştu, Efendim."

…Leydi Jessica'ya karşı olan şüphelerini körükleyeceğiz.

"Bir Mentat'ı kontrol etmenin ve yönetmenin yöntemi, ona verilen bilgiler yoluyladır. Yanlış bilgiler... yanlış sonuçlar."

 

Arrakis

Jessica topterden kuma atladı ve koştu, kumula tırmanırken kayıyordu. Arkasında, Paul'ün soluk soluğa ilerleyişini duyuyordu. Kayalara doğru kıvrılan bir kum sırtının üzerine geldiler.

"Sırtı izle," diye emretti Paul. "Daha hızlı olur."

Hiç durmadan kayalara doğru ilerlediler, kum ayaklarını kavrıyordu.

Yeni bir ses kendisini hissettirmeye başladı: sessiz bir fısıltı, bir tıslama, kulak tırmalayıcı bir sürtünme.

"Solucan," dedi Paul.

 

Eğer adımlarımızı kesik kesik atarsak kum zaman zaman kendi kendine kaymalı Solucanlar her küçük sesi araştıramazlar. Yine de bunu denemeden önce iyice dinlenmeliyiz.

 

"Demek sen büyük Gurney Halleck'sin," dedi adam.

"Biz yetmiş dört kişiyiz," dedi Halleck.

 

Tarçın!

Kokusu Paul'ün etrafını sardı.

Solucanın baharla, melanjla ne ilgisi var? Diye sordu kendi kendine.

Önünde çöl bitkileri uzanıyordu: çalılar, kaktüsler, küçücük yaprak kümeleri; hepsi ayışığında titreşiyordu.

Fremenler tarafından yakalanmışlardı.

 

Ve ben bir çöl yaratığıyım, diye düşündü Kynes. Beni görüyor musun, baba? Ben bir çöl yaratığıyım. Kendisini kaldıran balonun patladığını ve toz girdabının onu yuttuğunu, soğuk karanlığın onu içine çektiğini hissetti.

 

"Seni tanıyorum, Stilgar," dedi Paul.

"Söyle adamlarına oğlumu kovalamayı bıraksınlar," dedi Jessica.

 

"Ben Chani, Liet'in kızı."

Bu yüzün aşinalığı, daha önce içine doğan sayısız görüntüdeki özellikler nedeniyle Paul'ün şaşkınlıktan dili tutuldu.

 

"İyi ilerliyoruz," dedi Stilgar. "Şeyh-hulud'un izniyle şafak sökmeden Sırtlar Mağarası'na varırız."

 

Uydularını semalarımızdan uzak tutabilmek için Lonca'ya rüşvet olarak anormal büyüklükte bir bahar ödemesi yapıyoruz, böylece Arrakis'in yüzüne ne yaptığımızı hiç kimse gözleyemiyor.

"Peki Arrakis'in yüzüne görülmemesi gereken ne yapıyorsunuz?"

"Değiştiriyoruz... yavaş yavaş ama kesin bir şekilde... onu insan yaşamına uyduracak şekilde. Bizim kuşağımız bunu görmeyecek, çocuklarımız da, çocuklarımızın çocukları da, onların çocuklarının torunları da... ama gerçekleşecek.

 

"Sayyadina," dedi adam. "Bizim Başrahibe'miz yaşlandı."

 

Lider, halkı güruhtan ayıran şeylerden biridir.

Çok az birey olması bir halkı güruha dönüştürür.

 

Körpe kamış kolay kırılır. Başlangıçlar çok tehlikelidir.

 

"Ben dövüşü seçiyorum," diye homurdandı Jamis.

Jessica hızla koşup Stilgar'ın kolunu tuttu. "Ne demek oluyor bu?" diye sordu.

"Bu amtal kuralı," dedi Stilgar. "Jamis senin efsanedeki rolünü sınama hakkını kullanmak istiyor."

"Kadının uğrunda mücadele edilmeli," dedi Jamis.

"Eğer onu savunan kazanırsa, bunda gerçek payı var demektir. Ama denir ki..." Bakışlarını topluluğun üzerinde gezdirdi. " ...bir Fremen'in onu savunmasına ihtiyacı yoktur ...bu tek bir anlama gelebilir: kendisini savunacak kişiyi yanında getirir."

Paul'le teke tek dövüşmekten bahsediyor' diye düşündü Jessica.

 

Idaho onu defalarca uyarmıştı:

"Zeminle ilgili şüphen varsa, en iyisi yalın ayak olmaktır "

 

Paul harekete hazır bir şekilde eğildi ve kendisine verilen eğitim gereği, akan ilk kandan sonra seslendi: "Pes ediyor musun?"

"Hah!" diye haykırdı Jamis.

 

Jamis lime lime olmuş bir paçavra gibi yüzüstü düştü,

Birlikten birisi seslendi: "Ona isim vermek gerek, Stil."

Aramızda Usul diye bilineceksin, sütunun kaidesi. Bu senin gizli adın, birlik adın…

"Küçük fareye, şu zıplayan fareye aranızda ne diyorsunuz?" diye sordu Paul,

"Ona muad'dib deriz," dedi Stilgar.

"Ben bir Atreides'im," diye fısıldadı Paul ve sonra daha yüksek bir sesle şunları söyledi: "Babamın bana verdiği isimden tamamen vazgeçmem doğru olmaz.

Aranızda Paul-Muad' Dib olarak adlandırılsam olur mu?"

"Sen Paul-Muad'Dib'sin," dedi Stilgar.

 

"Bunlar küller! Ve bunlar da kökler!"

Jamis'in cenaze töreni başlıyordu.

 

Cehaletle bilginin, vahşilikle kültürün buluşması...ölülere verdiğimiz değerde başlar.

 

Paul karanlıkta sessizce oturuyordu, bilincine tek bir çıplak düşünce hakimdi: Annem benim düşmanım Bunu bilmiyor ama öyle Cihada o yol açıyor Beni o doğurdu, beni o eğitti O benim düşmanım

 

Harkonnen

Feyd-Rautha Harkonnen, on yedinci doğum gününde, aile oyunlarındaki yüzüncü köle gladyatörünü öldürdü,

Giedi Prime'da o gün bayramdı.

 

Leydi Fenring şöyle düşündü: Başrahibe'nin kastettiği genç bu olabilir mi? Korumamız gereken soy bu mu?

 

Arrakis'te esaslı bir iş gücü oluşturmanın bir yolu var: burayı bir hapis gezegeni olarak kullanmak.

 

"Dük Leto'nun Mentat'ı Thufir Hawat'ın ölmediğini ve senin için çalıştığını öğrendik."

"Onu ziyan etmeye gönlüm el vermedi," dedi Baron.

 

Arrakis

Liet gezegenbilimcinin Fremen dilindeki adıydı.

"Usul, adetimize göre artık Jamis'in kadını ve iki oğlunun sorumluluğu sana ait.

Yalısı, meskeni senindir. Kahve takımı senindir... ve bu, onun kadını." / Harah

 

Demek Basrahibeleri bu, diye düşündü Jessica.

"Demek o sensin." Yaşlı kafa ince boynunun üstünde sanki düşecekmiş gibi bir kez sallandı. "Shadout Mapes sana acımakta haklıymış."

 

"Birazcık ölüm ölümün kendisinden daha kötüdür," dedi Chani. Gözlerini Jessica'ya dikip bekledi.

Fırıl fırıl dönen sessizlik Jessica'nın çevresine çöktü. Vücudunun her bir lifi, başına derin bir şeyler geldiği gerçeğini kabul etti. Jessica, kendisinin, bir atomaltı parçacıktan daha küçük bilinçli bir zerre olduğunu hissetti ama yine de hareket edebiliyor ve çevresindekileri algılayabiliyordu. Ani bir vahiy gibi perdeler açılıvermişti, kendisinin psikokinestezik bir uzantısının bilincine varmaya başlamış olduğunu farkına vardı. Zerreydi ama yine de zerre değildi (s. 479).

 

Bu bizim bakamayacağımız yer, diye düşündü, işte Başrahibelerin bahsetmekten kaçındıkları o yer... yalnızca bir Kuisat Haderah'in bakabileceği o yer

 

Bu, en üst düzeyde bir duygudaşlık gibiydi, aynı anda iki insan olmak: telepati değil ortak bilinç.

Yaşlı Başrahibe'yle birlikte!

Ama Jessica, Başrahibe'nin kendi kendini yaşlı olarak düşünmediğini anladı. Ortak zihnin gözünün önünde bir suret belirdi: canlı bir ruha ve sevecen bir mizaca sahip bir genç kız.

Genç kız ortak bilincin içinde şöyle dedi: "Evet, işte ben böyleyim."

 

"Hamile olduğunu bize söylemeliydin!"

Jessica ortak bilincin içinde konuşan sesi buldu. "Neden?"

“Bu ikinizi de değiştiriyor…”

 

…şimdi üçlü bir ortak bilinç vardı... ikisi aktif, biri sessizce yatıp emen

"Zaman beni zorluyor," dedi Başrahibe bilincin içinde

"Sana vereceğim çok şey var. Ve kızının bütün bunları delirmeden alıp alamayacağını bilmiyorum. Ama bu olmak zorunda, kabilenin ihtiyaçları her şeyin üstündedir."

"Ne..."

"Sesini çıkarma ve al!"

Tecrübeler Jessica'nın önüne serilmeye başladı.

 

Jessica ne olup bittiğini çok geç anladı: yaşlı kadın ölüyordu ve ölürken bir kaba su döker gibi, tecrübelerini Jessica'nın bilincine boşaltıyordu.

 

Arlık bir Başrahibe'yim, diye düşündü Jessica. Ve genelleşmiş bir bilinçle biliyordu ki, gerçekten, Bene Gesseritlerin sözcüğü tam olarak kullandıkları anlamda bir Başrahibe haline gelmişti. Zehirli uyuşturucu onu dönüştürmüştü.

 

Bunu ben yaptım, zavallı, şekillenmemiş, sevgili küçük kızım, seni bu evrene getirdim ve bilincini savunmasızca evrenin bütün çeşitliliğine açtım.

 

…dikkati Ab-ı Hayat'ın açıklaması üzerine yoğunlaştı, onun kaynağını gördü: ölen bir kum solucanının, bir yaratanın sıvı nefesi. Ve yeni hafızasında onun öldürülüşünü görünce nefesini tuttu.

Yaratık boğuluyordu!

 

"Sen kuvvetli olansın, Chani," diye mırıldandı.

"Yanımda kal."

"Daima," dedi kız ve onu yanağından öptü.

 

Harkonnen

"Odamda kaldırılmasını istediğim bir ceset var,"

 

"Aaah ah, gençlerin sabırsızlığı," dedi Baron. "Evet, bak, işin özü şu: hayatıma kasteden bu aptalca girişimlere son vereceksin. Ve sen hazır olduğunda, ben, senin yolunu açacağım. Danışman pozisyonuna çekilip koltuğu sana bırakacağım."

"Bir köşeye mi çekileceksiniz, Amca?"

“…seni izlemesi için Thufir Hawat'ı görevlendiriyorum.”

 

"Ve şimdi," dedi Baron, "ikimiz köle dairesine gideceğiz. Ve sen zevk kanadındaki bütün kadınları kendi ellerinle öldürürken ben seyredeceğim."

 

İmparator Padişah, Atreides Evi'ne düşman oldu; çünkü Dük'ün Başsavaşçıları Gurney Halleck ve Duncan Idaho, Sar-dokarlar kadar iyi olan savaşçı bir birlik, küçük bir savaşçı birlik eğitmişlerdi. Hatta bazıları onlardan daha iyiydi. Dük birliğini büyütebilecek ve her parçasını İmparator'un birlikleri kadar güçlü kılabilecek durumdaydı.

 

Arrakis'i benim için ele geçirecek başka birini hazırlıyorum. / Feyd-Rautha,

 

Arrakis

…kendisine bir şekilde fazla yüklendiği ve zamanın içinde kaybolduğu korkusunu içinden atamadı; geçmiş, gelecek ve şimdi ayrılamayacak bir şekilde birbirine karışmıştı.

 

"Aila'nın niçin farklı olduğunu biliyorum," dedi Paul.

…eğer yaratana hükmederse, yönetimi güçlenecekti; eğer içe dönük gözüne hükmederse, bu kendine ait bir komuta gücünü de beraberinde getirecekti.

 

...Alia'nın acayipliği nedeniyle yanlış anlamalar Kadınlar korkuyorlar çünkü küçücük bir çocuk... yalnızca yetişkinin bileceği şeylerden bahsediyor.

 

"Olabildiğince az emir ver,"

"Ben bir Naib'im," dedi Stilgar, "beni asla canlı ele geçiremezler. Ben düşmanlarımızı yok edecek ölüm üçayağının bir ayağıyım." Üzerlerine sessizlik çöktü.

 

Ben bir kum binicisiyim, dedi Paul kendi kendine.

"Yaklaşan yaratanı dikkatlice elemelisin," diye açıklamıştı Stilgar. "O geçerken, tırmanabileceğin kadar yakınında durmalısın ama seni yutabileceği kadar değil."

Yaratanı yolunda durduğun zaman tamamen hareketsiz olmalısın, kum öbeği gibi düşünmelisin. Cüppenin altına gizlen ve derin özünde küçük bir kumul haline gel.

Uzunluğu yarım fersahtan fazla görünüyordu, yükselen kafasının oluşturduğu kum dalgasının yüksekliği yaklaşan bir dağ gibiydi.

 

…iki yaşlarında bir kız çocuğu, Alia

"Yaşının çok ötesindeki şeylerden ve onun yaşındaki hiçbir çocuğun bilemeyeceği şeylerden geçmişe ait şeylerden bahsedişi."

 

Chani'yi seviyorum, diye düşündü Jessica; ama sevginin, aristokrat zorunluluklar için bir kenara çekilmek zorunda kalabileceğini hatırlattı kendi kendine. Aristokrat evliliklerin sevgiden farklı sebepleri olurdu.

 

(Harah) "Onlara Alia'nın küçük bir kızmış gibi göründüğünü ama onun hiçbir zaman küçük bir kız olmadığını söyleyeceğim."

Harah, "bunun nasıl bir şey olduğunu bana anlat ki ben de diğerlerine anlatabileyim. Başına ne geldiğini bana anlat."

"Bir gün uyandım," dedi Alia. "Uyuduğumu hatırlayamamam dışında uykudan uyanmak gibiydi. Sıcak, karanlık bir yerdeydim. Ve korkmuştum." Kızının yarı peltek konuşmasını dinleyen Jessica, büyük mağaradaki o günü hatırladı.

…onlarla birlikteydim, her şeyi görüyordum... her şeyi. Ve bu sona erdi ve ben onlardım ve tüm diğerleri ve kendim... yalnız kendimi tekrar bulmam uzun sürdü. Diğerleri öyle çoktu ki.

 

Paul kendisini solucanın tepesine çıkmış buldu.

 

"Bir yerlerde bu topteri bekleyen bir kanat ve bir tırtıl olmalı," dedi Paul. "Baharımız var. Hadi kumun üstüne biraz yem atalım da birkaç kaçakçı yakalayalım…”

 

Gurney'in önündeki savaşçının gözleri hançere uzanan elin hareketini izledi, sonra Gurney'in gözlerine dik dik bakmaya devam etti. "O hançeri kınından çıkarma, Gurney Halleck," dedi adam.

"Karşımda hançere ihtiyacın yok, Gurney," dedi adam.

 

"Dövüşmeyi kesin," diye bağırdı Gurney.

"Onlar dost," diye seslendi Gurney.

"Ne iyi dostlar!" diye bağırarak yanıtladı birisi.

"Bizimklerin yarısını öldürdüler."

"Bu bir hataydı," dedi Gurney. "Bir hata da siz yapmayın

 

"Bahar evrendeki en değerli şey," dedi Paul. "Onlar için."

"Harkonnenler kontrol ediyor!" diye karşı çıktı Gurney.

"Bir şeyi, onu yok edebilen insanlar kontrol eder," dedi Paul.

 

"Kim bana korkak demeye cüret ediyor?" diye sordu Paul.

"Stilgar'a meydan okuyup birliklerin liderliğini değiştirmenin zamanı geldi diye düşünüyorsunuz!" Onlar karşılık vermeye fırsat bulamadan kızgın bir ses tonuyla haykırdı: "Lisan-ül-Gayb'ın bu kadar salak olduğunu mu sanıyorsunuz?"

 

"Bu babamın dukalık mührü," dedi. "Birliklerimi Arrakis'in dört bir yanına göndermeye ve gezegenin yasal olarak idaremde olduğunu ilan etmeye hazır olana kadar takmamaya ant içmiştim." Yüzüğü parmağına taktı ve yumruğunu sıktı.

 

…su tutma havzasının yakınındaki mekana yöneldi. Bu mekanda küçük bir şeyh-hulud olurdu, su dolu hendeklerle çevrelenerek kıstırılmış ve bodur bırakılmış, uzunluğu dokuz metreden fazla olmayan bir yaratık. Yaratan, yaşam çevriminde taşıyıcı görevi gören küçük yaratanından çıktıktan sonra, onun için zehir olduğundan sudan kaçardı. Ve bir yaratanın boğulması en büyük Fremen sırrıydı; çünkü bu, birliklerinin özü olan Ab-ı Hayat'ı, yalnızca bir Başrahibe tarafından dönüştürülebilen zehri üretiyordu (s. 589).

Yaratanı boğacağım. Şimdi Başrahibelerın sağ çıktığı sınavdan sağ çıkabilen Kuisatz Haderah olup olmadığımı göreceğiz bakalım

 

"Harkonnenlerin," dedi Jessica, "Paul'ü zehirlemek için aramıza bir ajan sokmayı başardıklarını düşünüyorum. Duruma uygun tek açıklama bu gibi görünüyor. Son derece olağandışı bir zehir. Kanını en incelikli yöntemlerle inceledim ama zehiri saptayamadım."

"Ne zamandır bu halde?" diye sordu Chani. Elini Jessica'nın elinden çekti ve odanın içinde ilerledi.

"Üç hafta," dedi Jessica.

(Chani) Paul'ün yüzünü incelerken kafasındaki korkuları bastırdı. Bu, Başrahibeleri izlerken öğrendiği bir hünerdi. Zamanın zihne hizmet etmesi sağlanabilirdi. İnsan bütün dikkatini yoğunlaştırabilirdi.

 

…oğlunun Kuisatz Haderah olduğu -gerçeğine ulaştı; o, aynı anda birçok yerde olabilendi Paul

 

"Geleceği değil," dedi Paul. "Şimdi'yi gördüm." Kendini doğrulup oturmak için zorladı, kendisine yardım etmek için hamle yapan Chani'ye geri çekilmesini işaret etti. "Arrakis'in üzerindeki uzay Lonca'nın gemileriyle dolu."

Sesindeki kesinlik Jessica'yı ürpertti.

"Bizzat imparator Padişah orada," dedi Paul.

 

"Anne, bizim için bir miktar Ab dönüştürmelisin. Katalizöre ihtiyacımız var. Chani, bir keşif gücü gönder... ön-bahar kütlesi bulsunlar. Eğer bir miktar Ab-ı Hayat'ı ön-bahar kütlesinin üstüne yerleştirirsek ne olur biliyor musunuz?" Jessica oğlunun söylediklerini düşündü, birden ne kastettiğini anladı. "Paul!" dedi nefesi kesilerek.

"Ab-ı Ölüm" dedi. "Bu zincirleme bir reaksiyon olacak." Zemini gösterdi. "Küçük yaratanlar arasında ölüm yayacak, bahan ve yaratanları içeren yaşam çevriminin taşıyıcısını öldürecek. Arrakis gerçekten terk edilmiş bir yer olacak baharsız, yaratansız."

 

"Oğlum öldü," dedi Paul, bunu söylerken doğru olduğunu biliyordu. "Oğlum öldü... ve Alia bir tutsak... bir rehine." içinin boşaldığını hissetti, duyguları olmayan bir kabuk gibi.

 

Harkonnen

Imparator'un kızlarından biri / Prenses Irulan: en derin Bene Gesserit yöntemleriyle, bir Başrahibe olmak için eğitildiği söylenen bir kadın.

 

İmparator / Parmaklarını şıklattı ve tahtın arkasında, sol tarafındaki bir kapı açıldı. Yaklaşık dört yaşında bir kız çocuğunu getiren iki Sardokar kapıdan içeri girdi.

"Hiç de söylendiği gibi değil, öyle değil mi... süspansörlerin yardımı olmaksızın kendi vücudunu taşıyamayacak kadar güçsüz, korkmuş, şişko bir ihtiyar."

"Tutsak alınmama kendim izin verdim," dedi çocuk.

 

“…Şunu iyi dinle, sevgili Baron: Sardokarlar, kadınlar, çocuklar ve ihtiyarlar karşısında bozguna uğrayıp geri çekilmek zorunda kalmışlar!”

 

"Ben Alia, Dük Leto ve Leydi Jessica'nın kızı, Dük Paul-Muad'Dib'in kardeşi," dedi çocuk. Platformdan kabul salonunun zeminine atladı. "Ağabeyim senin kelleni savaş bayrağının tepesine geçirmeye ant içti ve sanırım bunu yapacak."

 

Yaşlı Bene Gesserit / “O benim zihnimin içinde. O benden öncekiler gibi, bana hafızalarını verenler gibi. Zihnimim içinde duruyor! Orada olması mümkün değil ama orada!”

 

Baron, Alia'nın yanında durmak için öne doğru sendeledi. "Majesteleri," diye yalvardı, "Hiçbir şey bilmiyordum..."

"Sözümü bir kez daha kesersen, Baron," dedi imparator, "bunu yapma yeteneğini kaybedeceksin... hem de sonsuza kadar."

 

"Şu anda ağabeyim geliyor," dedi Alia. "Dürüstlüğün gücüne sahip olduğu ve cennet ona gülümsediği için bir imparator bile Muad'Dib'in önünde titrer."

 

Alia'yı işaret etti. "Onu fırtınaya bırakın."

İmparator konuşurken Alia korkmuş gibi yaparak geriye kaçtı. "Varsın fırtına ne alabiliyorsa alsın!" diye haykırdı. Ve geri geri Baron'un kollarının arasına düştü.

"Onu yakaladım, Majesteleri!" diye bağırdı Baron. "Hemen haklaya... aaaaaaaaah!" Çocuğu zemine savurdu ve sol kolunu kavradı.

"Üzgünüm, Büyükbaba," dedi Alia. "Atreides göm cabbarıyla tanıştın."

 

Kum bulutunun içinden yıldırım hızıyla gelen şekillerin oluşturduğu düzenli bir kütle ortaya çıktı... kristal çubukları olan dev kıvrımlar; kum solucanlarının açık ağızlarının oluşturduğu bir duvar; her birinin üstünde, saldırı için binmiş Fremen birlikleri. Bir tıslama sesiyle birlikte kendilerine yol açarak geldiler... düzlükteki güruhu yarıp geçerlerken cüppeler rüzgarda uçuşuyordu.

 

Arrakis

"Paranın tamir edemeyeceği hiçbir şey yok herhalde," dedi Paul.

"Yaşamlar dışında, Efendim," dedi Gurney

 

Paul yalnız kalmışken odaya hızla göz gezdirdi; muhafızlarının, kendisinin huzurunda ne kadar düzgün ve teftişe hazır hale geldiklerini fark etti. Aralarındaki gizli rekabeti ve ön plana çıkma çabalarını hissetti: her biri Muad'Dib tarafından fark edilmeyi umuyordu. Muad'Dib, tüm lütuflar ondan akar, diye düşündü; ve bu, yaşamının en acı düşüncesi oldu.

 

…bilgelik sevgiyi azaltır, Ve nefrete yeni bir şekil verir.

 

Kont Fenring - Bir genetik-hadım...ve bir katil.

…olası gelecekler boyunca yayılan sayısız bağlantılarda İmparator'u görmüştü ama Kont Fenring bu önsezi görüntülerinde bir kez bile görünmemişti.

 

Bu bir düğüm noktası, diye düşündü Paul. Gelecek buradan açılacak, bir zaferi örten bulutlar dağılacak Ve eğer burada ölürsem, kendimi feda ettiğimi ve ruhumun onlara önderlik edebileceğini söyleyecekler. Ve eğer yaşarsam, hiçbir şeyin Muad 'Dib 'e karşı koyamayacağını söyleyecekler.

 

Paul, en sonunda, önsezi ağları boyunca neden Fenring'i hiç görmemiş olduğunu anladı. Fenring 'olması muhtemel'lerden biriydi, genetik akıştaki bir hata nedeniyle sakatlanmış bir 'neredeyse Kuisatz Haderah'tı… bir hadımdı, yeteneği gizlilik ve iç inzivaya yoğunlaşmıştı. Kont'a karşı derin bir şefkat duygusu Paul'e doğru aktı; bu, yaşadığı ilk birlik duygusuydu

…

I. Ek: Dune'un Ekolojisi

…sayılar arttıkça özgürlük azalır.

 

II. Ek: Dune'un Dini

 

III. Ek: Bene Gesserit'in Güdüleri ve Amaçlan Üzerine Rapor

Bene Gesserit programı, "aynı anda birçok yerde olabilen" anlamına gelen "Kuisatz Haderah" terimiyle ifade ettikleri kişinin üretilmesini hedef almıştır.

 

IV. Ek: Almanak en-Eşraf (Soylu Evler'den Seçilmiş Pasajlar)

Leydi Alia / Genellikle Bene Gesserit kaynaklarında "Lanetli" olarak geçmesinin nedeni doğum öncesinde bir bilinç-spektrumu uyuşturucusuna maruz kalmasıdır.

 

İmparatorluğun Terminolojisi

Ab-ı hayat: "Aydınlatıcı zehir". Bir kum solucanının boğularak öldüğü anda, ürettiği bu sıvı nefes, Başrahibe'nin vücudunda değişime uğrayarak siyeçin tau orjisinde kullanılan uyuşturucu madde haline gelir. Bir "bilinç spektrumu" uyuşturucusu.

Amtal veya Amtal kuralı: İlkel dünyalarda, bir şeyi, sınırlarını ya da kusurlarını belirlemek için sınarken kullanılan yaygın bir kural.

Arrakeen: Arrakis üzerindeki ilk yerleşim yeri

Arrakis: Düne adıyla bilinen gezegen

Bahar: Melanj / kaynağı Arrakis olan ürün. Temelde ömrü uzatıcı etkileriyle tanınan bahar, az miktarda alındığı zaman hafif bağımlılığa yol açar,

Baliset: Dokuz telli bir müzik aleti

Bene Gesserit: "Düşünen makineler" diye adlandırılanları ve robotları yok eden Butleryan Cihat'tan sonra, esas olarak kadın öğrenciler için kurulmuş, zihinsel ve fiziksel eğitim veren antik okul.

Caladan: Delta Pavonis'in üçüncü gezegeni; Paul Muad'Dib'in doğduğu dünya.

CHOAM: 'Combine Honnete Ober Advancer Mercantiles'm kısa adı

Çakobsa: "manyetik dil" / ilk Suikastçiler Savaşı'nın kiralık suikastçileri olan Botani'lerin avlanma dilidir.

Fedaykin: Fremen ölüm komandoları/mangaları

Fremen: Arrakis'in özgür kabileleri, çölde yaşarlar,

Galakça: imparatorluğun resmi dili.

Giedi Prime: Harkonnenlerin anadünyası.

Göm Cabbar: ucu meta-siyanürlü özel zehirli iğne.

Gümler: Ucunda yaylı bir dil olan kısa sopa. Kullanımı: kumun içinde çalıştırılır ve şeyh-hulud'u çağırmak üzere "güm güm" ses çıkaracak şekilde ayarlanır.

Lisan-ül-Gayb: "Dış Dünya'dan Gelen Ses". Mesihle ilgili Fremen efsanelerinde dünya dışı kahin.

Mentat: imparatorluk vatandaşlarının, mantık biliminde üstün başarılar elde etmek için eğitilen sınıfı, "insan bilgisayarlar".

Muad'Dib: Arrakis şartlarına uyum göstermiş kanguru faresi

Na-: "Aday" veya "sıradaki" anlamında önek. Dolayısıyla: na-Baron bir baronluğun velıahtı anlamına gelir.

Naip: Düşmanın eline asla sağ olarak düşmemeye yemin etmiş kişi; bir Fremen liderinin geleneksel andı.

Ornitopter (Genellikle: topter): Kuşlar gibi devamlı kanat çırparak uçabilen hava taşıtı.

Salusa Secundus: İmparatorluk Hapis Gezegeni / inanışlarına göre Fremenler, dokuz kuşak boyunca S.S.'te köleymiş.

Sardokar: imparator Padişah'ın fanatik askerleri. Her onüç kişiden altısının onbir yaşına basmadan öldüğü vahşilikte bir ortamdan gelirlerdi.

Sayyadina: Fremen dinsel hiyerarşisinde başrahibenin kadın yardımcısı.

Siyeç: Fremen dilinde: "Tehlike anında toplanma yeri". Fremenler çok uzun zamandır tehlike altında yaşadıklarından, genel kullanımda terim, kabilelerden birinin barındığı herhangi bir mağara bölgesini belirtir hale gelmiştir.

Solari: imparatorluğun resmi para birimi

Şeyh-hulud: Arrakis kum solucanı, "Çölün ihtiyarı," "Sonsuzluğun Yaşlı Babası" ve "Çölün Dedesi". Açık bir şekilde, bu isim, belirli bir tonda söylendiğinde veya büyük harflerle yazıldığında, Fremen yurdu batıl inançlarının toprak tanrısı olarak adlandırılır.

Tau: Fremen terminolojisinde, bir siyeç topluluğunun baharlı yiyeceklerle artan birliği ve özellikle birliğin Ab-ı Hayat içerek ortaya çıkarılan tau orjisi.

 

…

Türkçeleştiren: Arzu Taşçıoğlı – Deniz Vural

9 Aralık 2022 Cuma

Carlo Diano - Sanat Fenomenolojisi İçin Ana Hatlar - Notlar

Carlo Diano - Sanat Fenomenolojisi İçin Ana Hatlar - Notlar

Carlo Diano, Opere, Giunti Editore S.p.A. Bompiani, Floransa, 2022

 


Giriş

Form ve Etkinlik

Her oluşum veya sıradan olay bir "etkinlik" değildir. Bir durumun etkinlik (evento) sayılması için, bilincin onu doğrudan kendisi için gerçekleşiyormuş gibi deneyimlemesi gerekir.

Tyche, sırf rastlantısallık değil, biçimsel nedenlerin insan amacı ve bilinciyle karşılaşmasıdır. Tyche, tanrıça, kader, tesadüf ya da "ilahi olanın anlık tezahürü" olarak hep bir özneye göre şekillenir.

 

Şimdi ve Burada (Hic et Nunc)

Etkinlik, zamandaki algılanmamış akışın (sürenin) ansızın bir kesintiye uğramasıdır. Zaman mekândan önce gelir; kesintinin olduğu an (Şimdi), mekânı (Burada) tanımlar ve üretir.

 

Apeiron Periechon

Etkinlik her zaman iki kutup arasındaki dinamik ilişkiden doğar:

İnsanın Sonlu Varlığı: Şimdi ve Burada’da yer alan sınırlı birey.

Apeiron Periechon: Anaksimander ve Yunan teologlarının "ilahi" olarak adlandırdığı, tüm uzayı/zamanı kapsayan sonsuz çevre (her yerde ve her zaman).

 

Her etkinlik, yaşandığı an dünyadaki "tek etkinlik" haline gelir; zamansal bir duraklama/girdap ve mekânsal bir soyutlanma duygusu yaratır. Bu durum Stoacılıktaki Logos akışı, Heidegger'in Dasein (Dünyada-olma) ve Jaspers'ın Kapsayıcı (Das Umgreifende) kavramlarıyla doğrudan paralellik taşır.

 

Etkinliğin gerçekleştiği her kutsal mekân (tapınak, dağ, şehir) bir çelişki barındırmaksızın "Merkez" haline gelir. Mitin zamanı da Apeiron Periechon içinde "tüm zamanları/başlangıcı" temsil eder ve ritüel aracılığıyla tekrar güncel kılınır.

 

Sembolik Biçimler ve Şekiller

İnsanoğlu, etkinliğin yarattığı o dehşet, şaşkınlık (thambos) ve sonsuzluk açılımına yanıt olarak mekânı ve zamanı "kapatır" (sınırlandırır). Ritüeller, tabular, mitler ve kutsal mekânlar birer kapanış aracıdır.

Etkinlikte beliren güce bir isim vermek, onu sonsuzluğun yıkıcı belirsizliğinden kurtarır ve insanı özgürleştirir.

 

Yunan düşüncesinde Eidos (görülen şey), mutlak olarak "kendisi için" var olandır. İlişkiyi dışlar ve özü tefekkür edilebilirliğinde tükenir.

Mitler, isimler veya ritüeller saf "Biçim" değildir; onlar birer semboldür.

Sembol kendi dışında zorunlu bir "öteki"yi varsayar.

Mitin "öteki"si, ancak yaşanabilen Apeiron Periechon ve etkinliğin kendisidir.

Bu yüzden gösteren ile gösterilen arasında varoluşsal bir özdeşlik vardır.

 

Fiilden isme​

Antik dünyadaki isimlerin arkasında sabit bir "kişi" bulunmaz/bulunmayabilir.

 

Romalıların Rediculus ("Geri getiren") ilahı ya da Yunanca Tyche, anlık bir olayın (evento) aorist zamanlı bir fiilinden türemiş isimlerdir.

 

Yansıma ve kutuplaşma: iki kategorinin uzlaşmazlığı

Saf Biçim (Eidos / Görülen şey), mutlak olarak aynasaldır ve kendisiyle özdeştir.

Parmenides'in "akıl ve varlığın özdeşliği" ilkesinde varoluş, özne ve yüklemden soyutlanmış yalın varoluştur.

 

Teorik akılda özne ve nesne birdir. Ancak saf olay alanına geçildiğinde bu birlik kırılır; özne "yaratılmışlık ve terk edilmişlik" hissiyle karşı karşıya kalır. Olaydan saf biçime geçiş dereceli bir evrimle değil, aşkın bir sıçramayla / aniden gerçekleşir.

 

Uzay ve zaman

Etkinliğin/Kutsalın Zamanı: Şimdi ile Her Zaman arasındaki kutupsallıktan doğar. Kesintilidir, biriciktir ancak ritüel aracılığıyla tekrarlanabilir. Bu, Tanrı'nın zamanıdır (Pozitif sonsuzluk).

 

Rastlantısal Zaman (Şansın Zamanı - Tyche): Uzayda bağımsız biçimlerin çarpışması ve karşılaşmasıyla doğar. Doğrusal bir hat üzerinde akar, tekrarlanamaz ve geri döndürülemezdir. Bu, Tanrı'dan kopmuş insanın zamanıdır (Negatif olasılık).

 

Dairesel Zaman (Logos’un Zamanı): Başlangıç ile sonun örtüştüğü, uç noktaların eşitlendiği sürekli zaman modelidir. Ne yaşanabilir ne de düşünülebilir; rasyonel kurgunun bir ürünüdür.

 

Sonsuz Doğrusal Zaman (Tarihsel Zaman): Dairesel zamanın sayı dizisi gibi sonsuza açılmasıyla elde edilen soyut, boş zamandır. Kırılmadan yaşanamaz; eskatolojik bir son veya ampirik soyutlama dışında anlamsızdır.

 

Sanat

Yunanlıların deneyiminde ışık ve biçim​

Yunan düşüncesinde biçim, kaynağını dışarıdan almaz; kendi içinden aydınlıktır. Var olmak ile ışıkta olmak eş anlamlı kabul edilir. Şiirden heykeltıraşlığa kadar biçim, kendi merkezindeki gerilim ve titreşimle varlığını mutlaklaştırır.

 

Formun ortaya çıkış anı (exaiphnes) ve doğru zamanı (kairos) yakalamak estetik dengenin özüdür. Formun belirmesiyle ortaya çıkan kutsal ürperti (thambos), dehşete dönüşmek yerine zevk ve haz duygusuna (charis) evrilir.

 

Yunanlılara sanatta gösterildiği şekliyle biçimi karakterize eden titreşim ve gerilim, biçimin değil, sanatın bir özelliğidir.

 

Poiesis ya da "yapılan bir şey" olarak sanat​

Sanat, tek başına soyut bir biçimden ibaret değildir; yaratıcısından (şairden/sanatçıdan) ve onu meydana getiren eylemden ayrı düşünülemez.

Sanat eserini var eden temel unsur, yaratım esnasındaki varoluşsal eylemdir.

 

…biçime 'dalmış' olduğunuz için yapma eylemini unuttunuz ve onu tefekkürle yok ettiniz.

 

Biçim ve olayın bir sentezi olarak​ Sanat

Sanat, yalnızca düşünülebilen "saf biçim" (akıl/bilim) ile yalnızca deneyimlenebilen "saf olay"ın (ruh/din) birleşimidir. Sanat eseri bu sayede hem zamanın ve mekânın içinde hem de ötesinde yer alan dinamik bir eylem alanına dönüşür.

 

Alètheia, epiphàneia ve sanatın "hakikat"i

Aletheia, var olanın üzerindeki örtünün kalkması ve açığa çıkmasıdır. Sanat, biçimi olayların ve zamanın geçiciliğinden kurtararak hakikatin kendisine dönüştürür.

 

Exaiphnes’te iki hakikatin birleşimi

Exaiphnes / "An"

Özün temsil ettiği biçimsel hakikat (Aletheia) ile varoluşun/olayın sunduğu vahiy, tek başlarına mutlaklaştırıldıklarında mantıksal ya da eksik birer soyutlamaya dönüşürler. Sanat, birbirini dışlar gibi görünen bu iki kutbu "üçüncü bir gerçek" bünyesinde birleştirir.

 

Bu sentez, zamanın akışında izole edilemeyen ancak Platon'un bahsettiği o "an" (exaiphnes) içinde gerçekleşir: Biçimin aynasallığı (öz) ile olayın kutupsallığı (varoluş) birleşir.

 

Biçim statiktir, olay ise dinamiktir. Biçim, olayın ortaya çıkışına direnerek dinamikleşir; bu gerilim ve direnç biçimi titreştirir, ona "imge" görünümünü kazandırır.

 

Imge, bir yandan mekânsızlık ve zamansızlığı korurken, diğer yandan "burada ve şimdi" olanın rastlantısallığını üstlenir. Böylece parçalı varoluş, "her yerde ve her zaman" olan aşkınlıkla (periekhon) ve Bir olanla bağ kurar.

 

Güzellik, mutlak anlamda görünmez olan İyiliğin görünür kılınmış halidir (charis). Güzellik, aşkın olana uyum sağlayıp yok olmak yerine onun gölgesinde kalır ve onu görünür kılar. Bu durum, kutsalın yarattığı "dehşet" duygusunu sanatsal bir "haz", "hayranlık" ve "aşk"a dönüştürür.

 

Sentezin sonsuz çeşitliliği ve dört sınırlayıcı konum

Maksimum Biçim / Pozitif Vahiy (Örn. Yunan Sanatı): Varoluşun ve biçimin en yüksek düzeyde ışıkla kaynaştığı, aydınlanmanın pozitif olduğu konum.

 

Minimum Biçim / Negatif Vahiy (Örn. Çin Sanatı / Varoluşçuluk): Aşkınlığın Hiçlik (fundus / uçurum) olarak tecrübe edildiği, varoluşun belirsizleşip ironi, çirkinlik ya da yalnızlığa çekildiği durum.

 

Diğer Uçlar: Negatif aydınlanmayla maksimum biçim veya pozitif aydınlanmayla minimum biçim (Örn. Erken Hristiyan Dönemi Bazilika sanatı).

 

Ateizm sadece kelimelerde var olur, çünkü onsuz hiçbir olay olmaz... Ve insan sadece bir biçim değil, her şeyden önce bir olaydır.

 

Yaşamın hakikati olarak sanatın hakikati ve bilimin ve "kutsal"ın karşıt hakikatleri karşısındaki konumu

Felsefe / Bilim: Yalnızca nesne alanında, zekâ ve biçimin aynasallığında (mantık/özdeşlik) hareket eder. Yaşamın trajik çelişkilerini diyalektik formüllerle çözmeye çalışır.

 

Din: Olayın ve mutlak Özne olan Tanrı'nın/aşkın olanın alanındadır; varoluşu "başlangıç ve son" (eskatoloji) üzerinden okuyarak yaşamın ötesine taşır.

 

Sanat: Zihinsel kavramlar ile tecrübe edilen olayı (içkinlik ile aşkınlığı) ayrıştırmadan bir arada tutar. Bu yüzden felsefe ve din insanı yaşamdan soyutlayabilirken, sanat insanı doğrudan yaşamın gerçeğine bağlar.

 

Sanatın gerçeği, her ikisine de katılan ama ne biri ne de diğeri olmayan, yalnızca o anda var olan, zaman içinde olan ve zaman içinde olmayan, yaşam 'içinde' olan ve yaşamdan 'olan' bir şeydir.

 

Bizler, rüyalardan yapılmış bir maddeyiz ve küçük hayatımız tamamen uykuyla kuşatılmış durumda.

 

Bireyin ve anlamın hakikati olarak sanatın ve yaşamın hakikati

Yaşamın gerçeği; varoluş ile varlığın, gerçeklik ile rüyanın tam sınırında yer alan istikrarsız ve belirsiz bir birliktir.

 

Birey ve anlam, ancak bu iki kutbun askıda kaldığı "içkinlik" alanında var olabilir. Epikuros'un belirttiği gibi, "anlamın sona ermesi, yaşamın sona ermesidir".

 

Anlam, zihnin soyut evrensel ilkeleri ile duyuların kaba tikel dünyası arasındaki çatışmayı aşan yegâne zemindir.

 

Zeka (akıl/öz) ile duyuyu (nesnel varoluş) diyalektik olarak birbirinden ayırmak ebedi bir çıkmaza (doxa) yol açar:

Saf Akıl Yolu: Ölümü ve yokluğu dışlayan ebedi özlere sığınır; fakat bu durumda somut insanın ölümü ve yaşamın somut acısı açıklanamaz, "piç bir aletheia" üretilir.

Saf Duyu Yolu: Akıl terk edilip sadece duyulara sığınıldığında ise Sokrates'in ölümü veya varoluşun trajedisi tamamen anlaşılmaz ve saçma kalır. Şiirsel anlatımda Shakespeare'in dediği gibi her şey bir rüyaya indirgenir: "Küçük yaşamımızın tamamı uykuyla çevrili."

 

Aristoteles'in varoluşu/maddeyi işaret etmek için kullandığı "Bu" (tode ti), ancak insan bilincinin ve duyusunun orada bir "anlam" olarak bulunmasıyla mümkündür.

 

"Bu" ve "Burada ve şimdi", yalnız başına nesnelleştirilip düşünülemez; insan ruhu ve aklıyla birleştiğinde bir anlam kazanır.

Anlam; akıl ile ruhun, varlık ile yokluğun aynı anda mevcut olduğu o dinamik birliktir. Sanat da gücünü tam olarak bu birlikten alır.

 

Algı doğru veya yanlış olabilirken, anlam her zaman doğrudur, çünkü onun doğruluğu bireyin doğruluğudur.

Anlam, sanatsal form dışında tam olarak aktarılamaz. İnsanın her eyleminde ve ânında az da olsa bir "şiirsellik" (estetik duyarlık) bulunmalıdır. Şiirselliğin reddedildiği veya yok sayıldığı yerde insanlığın kendisi de eksilir ve duyarsızlığa dönüşür.

 

Bir anlam yaratma eylemi olarak sanat üretimi ve nedensellik ile teknik arasındaki çelişki

Sanat Üretimi ile Teknik Üretim Arasındaki Fark

Teknik (Teknoloji): Biçim ile maddeyi, yaratıcı ile eseri birbirinden ayıran iki ayrı nedene dayanır. Nesne yaratıcısından ayrıldığı için "yeniden üretilebilir" (kopyalanabilir) niteliktedir.

Sanat: Yapma eylemi bir "anlam yaratımı"dır. Sanatta ruh/varlık hem biçim hem de maddi neden (materia) olarak iş görür. Eser, yaratıcısının varoluşundan ve ruhundan ayrılamaz.

 

Mantıksal (Biçimsel) Nedensellik: Döngüseldir ve ilişkiler çift yönlüdür (özsel özdeşlik). Varoluşsal çeşitliliği açıklayamaz; iki “A” varoluşsal olarak da aynı olsaydı iki ayrı şey değil, tek bir şey olurdu.

 

Tarihsel (Maddi) Nedensellik: Doğrusal ve geri döndürülemez bir hatta ilerler (sadece sonuçtan öncüle doğru tarihsel olarak saptanabilir). Geleceğe dönük bir zorunluluk barındırmaz. Hume'un reddettiği gibi, A'nın ardından B'nin gelmesi bir doğa zorunluluğu değil, olgusal bir tespittir.

 

Özden ayrılmış varoluş hiçliğe eşittir.

Tarihsel nedensellik serisi, varoluş dışında nedeni olmadığı için hiçlikten yaratılmıştır.

 

Aristoteles evrenin ve göklerin dairesel hareketini açıklamak için "hareketsiz ilk hareket ettirici"ye ve ruh taşıyan kürelere başvurur. Ancak bu adım felsefeyi/bilimi doğrudan "mit" alanına taşır.

 

Bilim, nesnel varoluş ve biçimle ilgilenir; fakat burada ve şimdi olan tarihsel olayı yakalayamaz.

 

Matematik, kendisini ilkelere ve mantıksal zorunluklara kapatarak kesinliğini korur. Matematiksel ve mantıksal zorunluluk, zaman ve mekânın dışında olan zihinsel (dianoia) zorunluluktur.

 

Modern operasyonizm (bilimi yalnızca teknik işlemlere ve homo faber'e indirgeyen anlayış), insanı ve bilim insanını sadece önermeler üreten bir "işlemciye" dönüştürmeye çalışır.

 

Ancak operasyonizm, dili ve bilimi ebedi bir sanı (doxa) ve anlamsızlık alanına iter. Parmenides'in belirttiği gibi, düşünce varlıktan ayrılamaz; dili ve bilimi yönlendiren şey insanın o söze sığmayan varoluşsal zeminidir.

 

Anlam oluşturma sürecinde mantıksallık ve tarihsellik antinomisinin birleşimi ve bunun dört sınırlayıcı biçimi

Bilimsel akıl yürütme; maddeyi (hypokeimenon / en alttaki zemin) ile görünür özü ayrıştırdığında maddeyi bir "hiçliğe" indirger. Bu durumda "Ben" (özne), bilimin nesnel aynasına baktığında ya Narcissus gibi kendi imgesinde boğulur ya da Dionysos gibi parçalanıp o hiçlik uçurumuna düşer.

 

Maddede ve insanda "ruh" dediğimiz şey, tikel varoluşun merkezden çevreye genişleyip kutsal/aşkın olanla birleştiği o dinamik andır.

 

Ruh, "sürekli hareket halinde olma" niteliğidir.

 

Bir'in (Aşkın olanın) katında hareket ile durağanlık birleşik ve aşılmış durumdadır. Varoluşta ise olasılık bir rastlantısallıktır (tyche); ancak insan yüreği bu hareketin içinde hiçliğine dokunup Bir'e ulaştığında huzura (sükunet) erer.

 

Tarihselciliğin Diyalektik AşılmasıÇizgisel Tarihselcilik (A -> B): Nesnel ve mekaniktir; antinomi üretir.

Sonsuz Dönüş Çemberi (Nietzsche / Nihilizm): İnsanı yok eder.

Varoluşsal / Yaşanan Tarihselcilik: Antinomi içinde yaşanan, vahiyle (revelatio) o dikey "an"da keşfedilen tarihselciliktir. Bu an; özgürlük ile kaderi, sorumluluk ile önceden belirlenmişliği, liyakat ile lütfu (charis) birleştirir.

 

Eylemin/etiğin bir kural bilimi veya tekniğe dönüştürülmesi imkansızdır; zira etik hesaplanamaz, muğlaklık (doxa) barındırır.

 

Sanat bir araç veya nesne üretimi değil, "anlamın yaratılmasıdır."

Sanat icrası hem "istenerek" yapılan bir şey değildir hem de engellenemez. Sanatçı her anı yeniden kazanmak zorundadır.

 

Anlam Yaratımının 4 Sınırlayıcı Biçimi

Maksimum Biçim / Pozitif Vahiy (Klasik Yunan Anlayışı): Doğanın (phya) lütuf ve aydınlanmayla (charis) kavrandığı, bilgeliğin (sophia) biçim kazandığı dengeli sentez.

 

Maksimum Biçim / Negatif Vahiy (Hellenistik Dönem / Teknik): Aşkınlığın kaybolduğu, tekniğin ön plana çıktığı ve işbirlikçisinin sadece şans/rastlantı (tyche) olduğu mekanik konum.

 

Minimum Biçim / Pozitif Vahiy (Romantik Anlayış): Olayın ve coşkunun tamamen baskın olduğu, tekniğe ve biçimsel kalıplara düşman olan saf esrime konumu.

 

Minimum Biçim / Negatif Vahiy (Çin / Taoist Sanat Anlayışı): Biçimden ziyade duygunun, kavramlara sığmayan "ruh yankısı"nın (Ch'i-yün) ve yaşamın hareketinin (sheng-tung) ön planda olduğu; niyet edilmeden doğan eylemsizlik (Wu-wei) sanatı.

 

Teknik üretimi ile ritüel eyleminin birliği olarak sanatın yapımı: sanatın tarihselliği

Anlamda yaratılan bir biçim (sanat) neden nesneleştirilerek maddeye aktarılır? Eylemden (erlebnis) neden ayinin eylemine (dromenon) geçilir?

 

Nedeni: Varlığın ve onu kuşatan çevrenin (periekon) kutupsallığını nesnel düzlemde tekrarlama arzusudur.

 

Ritüelde: Kutupsallık bir olaya dayanır; simge ancak ilahi olana yeniden açıldığı anda "gerçek" kılınır.

 

Sanatta (Aletheia + Vahiy): Biçim özgündür; iptal edilemez. Sanattaki tekrarlama, anın "bir kez daha" (Nietzsche'nin ebedi dönüşü) yaşanması ve anlamın muhafaza edilmesidir.

 

Ruh bedenden, beden de ruh/varlık zemininden tamamen ayrılamaz.

 

Sanatın en üstün türü olarak şiir sanatları ve bunların sistemi

Sanatlar Sistemi

Plastik ve Heykel (En Yüksek Biçim / En Düşük Olay):

Mekânsallığın maksimum, zamansallığın minimum olduğu; biçimin ve özselliğin zirveye ulaştığı uç nokta.

 

Mimari:

Ritmin mekânsallaştırılması ve görselleştirilmesidir; heykel ile müzik arasında bir köprüdür.

 

Resim:

Sesin ve ışığın mekânsallaştırılması; çizgi, renk ve derinlik aracılığıyla zamanı mekâna taşır.

 

Müzik (En Yüksek Olay / En Düşük Biçim):

Zamanın, ritmin ve hareketin maksimuma çıktığı; maddesi saf zaman olan kozmik/kutsal sanat.

 

Şiir (Merkezdeki Sanat):

Dilin; isim (biçim) ve fiil (olay) karşıtlığını bünyesinde barındıran, tüm sanat kategorilerini kapsayan evrensel merkez.

 

Dram (Tiyatro): Heykel (biçim) ile Müzik (olay) arasındaki çatışmanın sözleştiği, insanlık tarihinin ve sanatsal tarihselliğin doruk noktasıdır.

 

Sözün Yönelimi: Tüm sanatlar kendini ifade edebilmek için "söze" yönelir; ancak söz de insanı aşan o mutlak aşkınlığın (periekon) sınırında "sessizliğe" yönelir.

 

Sanatın Doğası: Sanat durduğu yerde biten bir "son" değil; her eserde doruğa ulaşıp bir sonrakine devreden bitimsiz bir "yoldur".

…

 

Carlo Diano - Medea Üzerine Notlar - Notlar

Carlo Diano - Medea Üzerine Notlar - Notlar

Carlo Diano, Opere, Giunti Editore S.p.A. Bompiani, Floransa, 2022

 


Alkestis: Doğurgan, besleyici, hayat veren ve lütuf taşıyan tatlı yönüdür.

 

Medea: Yıkıcı, anaç olmayan, mutlak öfkesiyle yok eden ama aynı zamanda dönüşümün/yeniden doğuşun gücü olan korkunç yönüdür.

 

Her kadında var olan bu ilahi potansiyelde Medea ve Alkestis aynı madalyonun iki yüzüdür; Medea’nın yıkımında da Alkestis’i yücelten mutlak aşkın derin izleri bulunur.

 

Euripides öncesi gelenekte Medea’nın çocukları ya istemsizce bir tanrılaştırma ayininde (Hera Akraea tapınağında) ya da Korint halkı tarafından öldürülmüştür. Çocuk katliamını, Jason'ın ihanetini, Creon ve kızının oyuna dahil edilmesini kurgulayan doğrudan Euripides'tir.

 

Yunan ahlakındaki "dostlara iyilik, düşmanlara zarar" ilkesi ve öfke krallara özgüdür. Ancak Medea bunu kadınlığın en temel direği olan yatak/evlilik (lekos) kışkırtmasıyla birleştirir. Erkek açıkça güçle savaşırken Medea öfkesini dişi bir aslan gibi "bilgelik ve hile sanatıyla" silaha dönüştürür.

 

Oyunun sonundaki Güneş’in kanatlı arabası (ex machina) ve Aegeus'un aniden ortaya çıkışı:

Güneş’in torunu olan Medea sıradan bir insan değildir; o, yaşamın merkezine bağlı her kadında beliren tanrısal doğanın kendisidir. Oyunun doruk noktasındaki "Gidin! Gidin!" çığlığı, Medea'nın içindeki Tanrıça ile Kadın'ın trajedi yaratan içsel çatışmasıdır. Trajedi sonunda tanrıçanın zaferiyle noktalanır.

 

Jason, aklın ve günlük pratiklerin sesidir (evliliği çocukların geleceği için yaptığını savunurken samimidir). Ancak akıl, hayatın derin dinamikleriyle her zaman örtüşmez.

 

Sahnenin finalinde Medea, Güneş’in ışık saçan arabasında yüksekte, öldürdüğü evlatlarının cesetleriyle ilahi ve korkunç bir konumda dururken; Jason aşağıda, günlük yaşamın sığlığında paramparça olmuş bir halde çığlıklarıyla baş başa kalır.

…

 

Carlo Diano - Hümanizmin Babası Anaksagoras ve melete thanatou - Notlar

Carlo Diano - Hümanizmin Babası Anaksagoras ve melete thanatou - Notlar

Carlo Diano, Opere, Giunti Editore S.p.A. Bompiani, Floransa, 2022

 


Carlo Diano’nun 25-27 Ağustos 1972 tarihlerinde Padua Üniversitesi’nin Bressanone’deki sempozyumunda sunduğu tebliğidir.

…

 

Hümanizm; Pascal ve Platon’un belirttiği iki sonsuz uçurum (sonsuzluk ve hiçlik) arasında kalan insanoğlunun "orta yol" arayışıdır. İnsan tek başına durağan değildir; sürekli iki uçurum arasında bocalayan bir "olay"dır (synfora / Herodot).

 

İnsanı bu uçurumlardan (hiçlik ve umutsuzluktan) koruyan şey Biçim’dir (Forma). Biçimler, Parmenides'in "varlık ve düşüncenin özdeşliği" ilkesine dayanır. Biçimlerin olmadığı yerde (örneğin radikal varoluşçulukta) nesnel bir hümanizm inşa edilemez.

 

Hümanizm, tanrısal tefekkürden ziyade insanın kendi ürettiği eserlere, eylemlere, erdem ve şana odaklandığı için özü gereği ateist bir yapıya sahiptir.

 

Anaksagoras tanrılara ihtiyaç duymayan evrensel ve mekanik bir sistem kurarak onları doğal olarak sistemin dışına itmiştir. Bunu iki temel ilkeyle başarmıştır:

 

Mantıksal İlke (Parmenidesçi Varlık): Hiçten hiçbir şey çıkmaz (ex nihilo nihil fit). Oluş ve bozuluş; sonsuz bölünebilen ve niteliksel olarak aynı kalan "tohumların" (homeomeri) birleşmesi ve ayrılmasından ibarettir.

 

Metodolojik İlke: "Görünmeyen şeyleri, görünen şeylerden hareketle kavramak" (opsıs tōn adēlōn ta phainomena). Bu ilke Hipokrat tıbbının, Thukydides tarihçiliğinin ve Aristoteles biliminin temeli olmuştur.

 

Anaksagoras, maddeyi harekete geçiren ilke olarak şahıslaştırılmış mitolojik güçleri (Empedokles'in Sevgi ve Nefret'i gibi) reddedip Nous'u (Aklı/Ruhu) koymuştur. Ancak Nous bir tanrı değil, her şeye karışmayan en ince maddedir.

 

Nous, insanda deneyim (empeiria), hafıza (mneme), bilgelik (sophia) ve ellerin kullanımı sayesinde sanatlara/tekniğe (tekhne) dönüşür.

 

Tanrılar evrenden çıkarılınca, döngüsel zaman doğrusal hale gelmiş, evren genişlemiştir. İlahi takdirin yerini mekanik zorunluluk ve insanın nedenini öngöremediği rastlantısallık (Tyche / Şans) almıştır.

 

Nous ebediyen aynı kalmaz; zamanın belirli bir anında özgür bir irade hamlesiyle dairesel hareketi (eukyklos) başlatır. Bu durum zamanı döngüsel olmaktan çıkarıp doğrusal hale getirir.

 

Anaksagoras öncesi düşüncede evreni tanrısal adalet kapsayıp yönetirken (periekon), Anaksagoras’ta tanrısallık boş bir isme dönüşür. Nous merkezde çevrelenen (perichomenos) konumuna çekilir. İnsan tıpkı Pascal'ın betimlediği gibi yukarısı ile aşağısındaki iki sonsuzluk/hiçlik arasında orta noktada yer alır.

 

Gelecek önceden çizilmemiştir (Tyche egemendir). İnsan, zekâsı, ellerinin kullanımı ve zaman içinde hafızada biriken tecrübesiyle sanatları (tekhne) ve bilgeligi (sophia) geliştirir.

 

Sofokles'in Oedipus Rex ve Antigone oyunlarındaki gibi insan, "Şansın (Tyche) oğlu" olarak zekâsı ve cesaretiyle (tolma) zayıf durumdan çıkıp doğaya egemen olan "korkunç/şaşırtıcı" (deinos) bir varlığa dönüşür.

 

Melete Thanatou (Ölüm Meditasyonu)

Anaksagoras, genç yaşta ölen oğlunun ardından ağlamayarak ölümlülüğü bilimin sağduyusuyla karşılamıştır. Bu yaklaşım Euripides aracılığıyla trajedilere ve Cicero'nun bahsettiği "Gelecekteki kötülüklerin önceden zihinde provası / tasarlanması" (praemeditatio malorum) ilkesine dönüşmüştür.

 

Melete Thanatou, tıpkı Platon'un Phaedon'unda Cebes'in bahsettiği "içimizdeki korkan çocuğu yatıştırma" eylemi gibi ruhu ve bedeni ecele alıştırma egzersizidir (Antiphon'un acısızlık sanatı techne alypias fikri de buradan doğar).

 

Euripides'in Alcestis trajedisinde ölümün dört farklı boyutu

Kahramanlık Etiği: Ölmek bir onur borcudur.

 

Somut Bireysel Varlık (Bu Oluş): Birey için ölüm kaçınılmaz tek gerçekliktir, başkası için ölmek deliliktir.

 

Olimpos Dini: Ölüm kaçınılmaz bir kaderdir, kabullenilmelidir.

 

Aşk (Eros): Fedakârlığı üstlenmeye hazırdır ama sevdiğini yitirmeden bunu başaramaz. Çözüm ancak Şiirin/Mitin kurgulayabileceği bir "yeniden diriliş" mucizesiyle mümkündür.

…

 

Carlo Diano - Euripides’in Elektra’sına Giriş Notu - Notlar

Carlo Diano - Euripides’in Elektra’sına Giriş Notu - Notlar

Carlo Diano, Opere, Giunti Editore S.p.A. Bompiani, Floransa, 2022

 


Euripides, Aeschylus ve Sofokles’in aksine sahneyi ihtişamlı Argos/Miken saraylarına veya kutsal Agamemnon mezarına değil; Sparta sınırındaki Tanaus vadisine, dağlık bir arazideki mütevazı bir köylü evine taşır.

 

Doğal mekânın seçilmesiyle ilahi unsurlar işlevsizleştirilir. Apollon uzaktadır; ex machina olarak beliren Dioskuriler (Kastor ve Polluks) ise yalnızca Atina-Argos siyasi ittifakını pekiştirmek ve Syracuse seferine iyi dilek sunmak için kullanılan tiyatral kurgulardır.

 

Anaksagoras’ın rasyonel doğa felsefesinde olduğu gibi, tanrılar çekilince yerini kader, doğanın zorunluluğu (ananke) ve tesadüf/şans (tyche) alır. Trajedinin akışını ilahi kehanetler değil; karakterlerin anlık kararları ve psikolojik kırılmaları belirler.

 

Elektra bir köylüyle evlendirilmiştir; ancak kocası onun soyluluğuna saygı duyarak ona dokunmamıştır. Elektra’nın içinde biriken kin, bastırılmış kadınlığı ve bozulmamış çocukluğuyla derinleşir.

 

Klytemnestra, Aeschylus’taki o heybetli ve korkunç kraliçe değildir; güzel, kibirli, zevkine düşkün ama vicdan azabı çeken sıradan bir kadındır. Elektra ve Orestes ile karşılaşmasında insani bir acıma anı doğsa da, Aegisthus’a olan bağımlılığı yüzünden trajik sonundan kaçamaz.

 

Anne katliamı (matricide) tamamlandıktan sonra tanrısal bir arınma gelmez. Elektra ve Orestes, batan gökyüzünün altında yalnızlıkları, suçlulukları ve gözyaşlarıyla baş başa kalırlar. Euripides, tiyatronun yanılsaması içinde karakterleri mitolojik varlıklar olmaktan çıkarıp tamamen çıplak ve çaresiz insani gerçekliklerine teslim eder.

…