Carlo
Diano - Sanat Fenomenolojisi İçin Ana Hatlar -
Notlar
Carlo Diano, Opere, Giunti Editore S.p.A. Bompiani, Floransa,
2022
Giriş
Form ve Etkinlik
Her oluşum veya sıradan olay bir "etkinlik"
değildir. Bir durumun etkinlik (evento) sayılması için, bilincin onu doğrudan
kendisi için gerçekleşiyormuş gibi deneyimlemesi gerekir.
Tyche, sırf
rastlantısallık değil, biçimsel nedenlerin insan amacı ve bilinciyle
karşılaşmasıdır. Tyche, tanrıça, kader, tesadüf ya da "ilahi olanın anlık
tezahürü" olarak hep bir özneye göre şekillenir.
Şimdi ve Burada (Hic et Nunc)
Etkinlik, zamandaki algılanmamış akışın (sürenin) ansızın
bir kesintiye uğramasıdır. Zaman mekândan önce gelir; kesintinin olduğu an
(Şimdi), mekânı (Burada) tanımlar ve üretir.
Apeiron Periechon
Etkinlik her zaman iki kutup arasındaki dinamik ilişkiden
doğar:
İnsanın Sonlu Varlığı:
Şimdi ve Burada’da yer alan sınırlı birey.
Apeiron Periechon: Anaksimander ve Yunan teologlarının
"ilahi" olarak adlandırdığı, tüm uzayı/zamanı kapsayan sonsuz çevre (her yerde ve her zaman).
Her etkinlik, yaşandığı an dünyadaki "tek
etkinlik" haline gelir; zamansal bir duraklama/girdap ve mekânsal bir
soyutlanma duygusu yaratır. Bu durum Stoacılıktaki Logos akışı, Heidegger'in
Dasein (Dünyada-olma) ve Jaspers'ın Kapsayıcı (Das Umgreifende) kavramlarıyla
doğrudan paralellik taşır.
Etkinliğin gerçekleştiği her kutsal mekân (tapınak, dağ,
şehir) bir çelişki barındırmaksızın "Merkez" haline gelir. Mitin
zamanı da Apeiron Periechon içinde "tüm zamanları/başlangıcı" temsil
eder ve ritüel aracılığıyla tekrar güncel kılınır.
Sembolik Biçimler ve Şekiller
İnsanoğlu, etkinliğin yarattığı o dehşet, şaşkınlık
(thambos) ve sonsuzluk açılımına yanıt olarak mekânı ve zamanı
"kapatır" (sınırlandırır). Ritüeller, tabular, mitler ve kutsal
mekânlar birer kapanış aracıdır.
Etkinlikte beliren güce bir isim vermek, onu sonsuzluğun
yıkıcı belirsizliğinden kurtarır ve insanı özgürleştirir.
Yunan düşüncesinde Eidos (görülen şey), mutlak olarak
"kendisi için" var olandır. İlişkiyi dışlar ve özü tefekkür
edilebilirliğinde tükenir.
Mitler, isimler veya ritüeller saf "Biçim"
değildir; onlar birer semboldür.
Sembol kendi dışında zorunlu bir "öteki"yi
varsayar.
Mitin "öteki"si, ancak yaşanabilen Apeiron
Periechon ve etkinliğin kendisidir.
Bu yüzden gösteren ile gösterilen arasında varoluşsal bir
özdeşlik vardır.
Fiilden isme
Antik dünyadaki isimlerin arkasında sabit bir
"kişi" bulunmaz/bulunmayabilir.
Romalıların Rediculus ("Geri getiren") ilahı ya da
Yunanca Tyche, anlık bir olayın (evento) aorist zamanlı bir fiilinden türemiş
isimlerdir.
Yansıma ve kutuplaşma: iki kategorinin uzlaşmazlığı
Saf Biçim (Eidos / Görülen şey), mutlak olarak aynasaldır ve
kendisiyle özdeştir.
Parmenides'in "akıl ve varlığın özdeşliği"
ilkesinde varoluş, özne ve yüklemden soyutlanmış yalın varoluştur.
Teorik akılda özne ve nesne birdir. Ancak saf olay alanına
geçildiğinde bu birlik kırılır; özne "yaratılmışlık ve terk
edilmişlik" hissiyle karşı karşıya kalır. Olaydan saf biçime geçiş
dereceli bir evrimle değil, aşkın bir sıçramayla / aniden gerçekleşir.
Uzay ve zaman
Etkinliğin/Kutsalın Zamanı: Şimdi ile Her Zaman arasındaki
kutupsallıktan doğar. Kesintilidir, biriciktir ancak ritüel aracılığıyla
tekrarlanabilir. Bu, Tanrı'nın zamanıdır (Pozitif sonsuzluk).
Rastlantısal Zaman (Şansın Zamanı - Tyche): Uzayda bağımsız
biçimlerin çarpışması ve karşılaşmasıyla doğar. Doğrusal bir hat üzerinde akar,
tekrarlanamaz ve geri döndürülemezdir. Bu, Tanrı'dan kopmuş insanın zamanıdır
(Negatif olasılık).
Dairesel Zaman (Logos’un Zamanı): Başlangıç ile sonun
örtüştüğü, uç noktaların eşitlendiği sürekli zaman modelidir. Ne yaşanabilir ne
de düşünülebilir; rasyonel kurgunun bir ürünüdür.
Sonsuz Doğrusal Zaman (Tarihsel Zaman): Dairesel zamanın
sayı dizisi gibi sonsuza açılmasıyla elde edilen soyut, boş zamandır.
Kırılmadan yaşanamaz; eskatolojik bir son veya ampirik soyutlama dışında
anlamsızdır.
Sanat
Yunanlıların deneyiminde ışık ve biçim
Yunan düşüncesinde biçim, kaynağını dışarıdan almaz; kendi
içinden aydınlıktır. Var olmak ile ışıkta olmak eş anlamlı kabul edilir.
Şiirden heykeltıraşlığa kadar biçim, kendi merkezindeki gerilim ve titreşimle
varlığını mutlaklaştırır.
Formun ortaya çıkış anı (exaiphnes) ve doğru zamanı (kairos)
yakalamak estetik dengenin özüdür. Formun belirmesiyle ortaya çıkan kutsal
ürperti (thambos), dehşete dönüşmek yerine zevk ve haz duygusuna (charis)
evrilir.
Yunanlılara sanatta gösterildiği şekliyle biçimi karakterize
eden titreşim ve gerilim, biçimin değil, sanatın bir özelliğidir.
Poiesis ya da "yapılan bir şey" olarak sanat
Sanat, tek başına soyut bir biçimden ibaret değildir;
yaratıcısından (şairden/sanatçıdan) ve onu meydana getiren eylemden ayrı
düşünülemez.
Sanat eserini var eden temel unsur, yaratım esnasındaki
varoluşsal eylemdir.
…biçime 'dalmış' olduğunuz için yapma eylemini unuttunuz ve
onu tefekkürle yok ettiniz.
Biçim ve olayın bir sentezi olarak
Sanat
Sanat, yalnızca düşünülebilen "saf biçim"
(akıl/bilim) ile yalnızca deneyimlenebilen "saf olay"ın (ruh/din)
birleşimidir. Sanat eseri bu sayede hem zamanın ve mekânın içinde hem de
ötesinde yer alan dinamik bir eylem alanına dönüşür.
Alètheia, epiphàneia ve sanatın "hakikat"i
Aletheia, var olanın
üzerindeki örtünün kalkması ve açığa çıkmasıdır. Sanat, biçimi olayların ve
zamanın geçiciliğinden kurtararak hakikatin kendisine dönüştürür.
Exaiphnes’te iki hakikatin birleşimi
Exaiphnes / "An"
Özün temsil ettiği biçimsel hakikat (Aletheia) ile
varoluşun/olayın sunduğu vahiy, tek başlarına mutlaklaştırıldıklarında
mantıksal ya da eksik birer soyutlamaya dönüşürler. Sanat, birbirini dışlar
gibi görünen bu iki kutbu "üçüncü bir gerçek" bünyesinde birleştirir.
Bu sentez, zamanın akışında izole edilemeyen ancak Platon'un
bahsettiği o "an" (exaiphnes) içinde gerçekleşir: Biçimin aynasallığı
(öz) ile olayın kutupsallığı (varoluş) birleşir.
Biçim statiktir, olay ise dinamiktir. Biçim, olayın ortaya
çıkışına direnerek dinamikleşir; bu gerilim ve direnç biçimi titreştirir, ona
"imge" görünümünü kazandırır.
Imge, bir yandan mekânsızlık ve zamansızlığı korurken, diğer
yandan "burada ve şimdi" olanın rastlantısallığını üstlenir. Böylece
parçalı varoluş, "her yerde ve her zaman" olan aşkınlıkla (periekhon)
ve Bir olanla bağ kurar.
Güzellik, mutlak anlamda görünmez olan İyiliğin görünür
kılınmış halidir (charis). Güzellik, aşkın olana uyum sağlayıp yok olmak yerine
onun gölgesinde kalır ve onu görünür kılar. Bu durum, kutsalın yarattığı
"dehşet" duygusunu sanatsal bir "haz",
"hayranlık" ve "aşk"a dönüştürür.
Sentezin sonsuz çeşitliliği ve dört sınırlayıcı konum
Maksimum Biçim / Pozitif Vahiy (Örn. Yunan Sanatı):
Varoluşun ve biçimin en yüksek düzeyde ışıkla kaynaştığı, aydınlanmanın pozitif
olduğu konum.
Minimum Biçim / Negatif Vahiy (Örn. Çin Sanatı /
Varoluşçuluk): Aşkınlığın Hiçlik (fundus / uçurum) olarak tecrübe edildiği,
varoluşun belirsizleşip ironi, çirkinlik ya da yalnızlığa çekildiği durum.
Diğer Uçlar: Negatif aydınlanmayla maksimum biçim veya
pozitif aydınlanmayla minimum biçim (Örn. Erken Hristiyan Dönemi Bazilika
sanatı).
Ateizm sadece kelimelerde var olur, çünkü onsuz hiçbir olay
olmaz... Ve insan sadece bir biçim değil, her şeyden önce bir olaydır.
Yaşamın hakikati olarak sanatın hakikati ve bilimin ve "kutsal"ın
karşıt hakikatleri karşısındaki konumu
Felsefe / Bilim: Yalnızca nesne alanında, zekâ ve biçimin
aynasallığında (mantık/özdeşlik) hareket eder. Yaşamın trajik çelişkilerini
diyalektik formüllerle çözmeye çalışır.
Din: Olayın ve mutlak Özne olan Tanrı'nın/aşkın olanın
alanındadır; varoluşu "başlangıç ve son" (eskatoloji) üzerinden
okuyarak yaşamın ötesine taşır.
Sanat: Zihinsel kavramlar ile tecrübe edilen olayı (içkinlik
ile aşkınlığı) ayrıştırmadan bir arada tutar. Bu yüzden felsefe ve din insanı
yaşamdan soyutlayabilirken, sanat insanı doğrudan yaşamın gerçeğine bağlar.
Sanatın gerçeği, her ikisine de katılan ama ne biri ne de
diğeri olmayan, yalnızca o anda var olan, zaman içinde olan ve zaman içinde
olmayan, yaşam 'içinde' olan ve yaşamdan 'olan' bir şeydir.
Bizler, rüyalardan yapılmış bir maddeyiz ve küçük hayatımız
tamamen uykuyla kuşatılmış durumda.
Bireyin ve anlamın hakikati olarak sanatın ve yaşamın hakikati
Yaşamın gerçeği; varoluş ile varlığın, gerçeklik ile rüyanın
tam sınırında yer alan istikrarsız ve belirsiz bir birliktir.
Birey ve anlam, ancak bu iki kutbun askıda kaldığı
"içkinlik" alanında var olabilir. Epikuros'un belirttiği gibi,
"anlamın sona ermesi, yaşamın sona ermesidir".
Anlam, zihnin soyut evrensel ilkeleri ile duyuların kaba
tikel dünyası arasındaki çatışmayı aşan yegâne zemindir.
Zeka (akıl/öz) ile duyuyu (nesnel varoluş) diyalektik olarak
birbirinden ayırmak ebedi bir çıkmaza (doxa) yol açar:
Saf Akıl Yolu: Ölümü ve
yokluğu dışlayan ebedi özlere sığınır; fakat bu durumda somut insanın ölümü ve
yaşamın somut acısı açıklanamaz, "piç bir aletheia" üretilir.
Saf Duyu Yolu: Akıl terk
edilip sadece duyulara sığınıldığında ise Sokrates'in ölümü veya varoluşun
trajedisi tamamen anlaşılmaz ve saçma kalır. Şiirsel anlatımda Shakespeare'in
dediği gibi her şey bir rüyaya indirgenir: "Küçük yaşamımızın tamamı
uykuyla çevrili."
Aristoteles'in varoluşu/maddeyi işaret etmek için kullandığı
"Bu" (tode ti), ancak insan bilincinin ve duyusunun orada bir
"anlam" olarak bulunmasıyla mümkündür.
"Bu" ve "Burada ve şimdi", yalnız başına
nesnelleştirilip düşünülemez; insan ruhu ve aklıyla birleştiğinde bir anlam
kazanır.
Anlam; akıl ile ruhun, varlık ile yokluğun aynı anda mevcut
olduğu o dinamik birliktir. Sanat da gücünü tam olarak bu birlikten alır.
Algı doğru veya yanlış olabilirken, anlam her zaman
doğrudur, çünkü onun doğruluğu bireyin doğruluğudur.
Anlam, sanatsal form dışında tam olarak aktarılamaz. İnsanın
her eyleminde ve ânında az da olsa bir "şiirsellik" (estetik
duyarlık) bulunmalıdır. Şiirselliğin reddedildiği veya yok sayıldığı yerde
insanlığın kendisi de eksilir ve duyarsızlığa dönüşür.
Bir anlam yaratma eylemi olarak sanat üretimi ve nedensellik ile teknik
arasındaki çelişki
Sanat Üretimi ile Teknik Üretim Arasındaki Fark
Teknik (Teknoloji): Biçim
ile maddeyi, yaratıcı ile eseri birbirinden ayıran iki ayrı nedene dayanır.
Nesne yaratıcısından ayrıldığı için "yeniden üretilebilir"
(kopyalanabilir) niteliktedir.
Sanat: Yapma eylemi bir
"anlam yaratımı"dır. Sanatta ruh/varlık hem biçim hem de maddi neden
(materia) olarak iş görür. Eser, yaratıcısının varoluşundan ve ruhundan
ayrılamaz.
Mantıksal (Biçimsel) Nedensellik: Döngüseldir ve ilişkiler
çift yönlüdür (özsel özdeşlik). Varoluşsal çeşitliliği açıklayamaz; iki “A”
varoluşsal olarak da aynı olsaydı iki ayrı şey değil, tek bir şey olurdu.
Tarihsel (Maddi) Nedensellik: Doğrusal ve geri döndürülemez
bir hatta ilerler (sadece sonuçtan öncüle doğru tarihsel olarak saptanabilir). Geleceğe
dönük bir zorunluluk barındırmaz. Hume'un reddettiği gibi, A'nın ardından B'nin
gelmesi bir doğa zorunluluğu değil, olgusal bir tespittir.
Özden ayrılmış varoluş hiçliğe eşittir.
Tarihsel nedensellik serisi, varoluş dışında nedeni olmadığı
için hiçlikten yaratılmıştır.
Aristoteles evrenin ve göklerin dairesel hareketini
açıklamak için "hareketsiz ilk hareket ettirici"ye ve ruh taşıyan
kürelere başvurur. Ancak bu adım felsefeyi/bilimi doğrudan "mit"
alanına taşır.
Bilim, nesnel varoluş ve biçimle ilgilenir; fakat burada ve
şimdi olan tarihsel olayı yakalayamaz.
Matematik, kendisini ilkelere ve mantıksal zorunluklara
kapatarak kesinliğini korur. Matematiksel ve mantıksal zorunluluk, zaman ve
mekânın dışında olan zihinsel (dianoia) zorunluluktur.
Modern operasyonizm (bilimi yalnızca teknik işlemlere ve
homo faber'e indirgeyen anlayış), insanı ve bilim insanını sadece önermeler
üreten bir "işlemciye" dönüştürmeye çalışır.
Ancak operasyonizm, dili ve bilimi ebedi bir sanı (doxa) ve
anlamsızlık alanına iter. Parmenides'in belirttiği gibi, düşünce varlıktan
ayrılamaz; dili ve bilimi yönlendiren şey insanın o söze sığmayan varoluşsal
zeminidir.
Anlam oluşturma sürecinde mantıksallık ve tarihsellik antinomisinin
birleşimi ve bunun dört sınırlayıcı biçimi
Bilimsel akıl yürütme; maddeyi
(hypokeimenon / en alttaki zemin) ile görünür özü ayrıştırdığında maddeyi bir
"hiçliğe" indirger. Bu durumda "Ben" (özne), bilimin nesnel
aynasına baktığında ya Narcissus gibi kendi imgesinde boğulur ya da Dionysos
gibi parçalanıp o hiçlik uçurumuna düşer.
Maddede ve insanda "ruh" dediğimiz şey, tikel
varoluşun merkezden çevreye genişleyip kutsal/aşkın olanla birleştiği o dinamik
andır.
Ruh, "sürekli hareket halinde olma" niteliğidir.
Bir'in (Aşkın olanın) katında hareket ile durağanlık
birleşik ve aşılmış durumdadır. Varoluşta ise olasılık bir rastlantısallıktır
(tyche); ancak insan yüreği bu hareketin içinde hiçliğine dokunup Bir'e
ulaştığında huzura (sükunet) erer.
Tarihselciliğin Diyalektik AşılmasıÇizgisel Tarihselcilik (A
-> B): Nesnel ve mekaniktir; antinomi üretir.
Sonsuz Dönüş Çemberi (Nietzsche / Nihilizm): İnsanı yok
eder.
Varoluşsal / Yaşanan Tarihselcilik: Antinomi içinde yaşanan,
vahiyle (revelatio) o dikey "an"da keşfedilen tarihselciliktir. Bu
an; özgürlük ile kaderi, sorumluluk ile önceden belirlenmişliği, liyakat ile
lütfu (charis) birleştirir.
Eylemin/etiğin bir kural bilimi veya tekniğe dönüştürülmesi
imkansızdır; zira etik hesaplanamaz, muğlaklık (doxa) barındırır.
Sanat bir araç veya nesne üretimi değil, "anlamın
yaratılmasıdır."
Sanat icrası hem "istenerek" yapılan bir şey
değildir hem de engellenemez. Sanatçı her anı yeniden kazanmak zorundadır.
Anlam Yaratımının 4 Sınırlayıcı Biçimi
Maksimum Biçim / Pozitif Vahiy (Klasik Yunan Anlayışı):
Doğanın (phya) lütuf ve aydınlanmayla (charis) kavrandığı, bilgeliğin (sophia)
biçim kazandığı dengeli sentez.
Maksimum Biçim / Negatif Vahiy (Hellenistik Dönem / Teknik):
Aşkınlığın kaybolduğu, tekniğin ön plana çıktığı ve işbirlikçisinin sadece
şans/rastlantı (tyche) olduğu mekanik konum.
Minimum Biçim / Pozitif Vahiy (Romantik Anlayış): Olayın ve
coşkunun tamamen baskın olduğu, tekniğe ve biçimsel kalıplara düşman olan saf
esrime konumu.
Minimum Biçim / Negatif Vahiy (Çin / Taoist Sanat Anlayışı):
Biçimden ziyade duygunun, kavramlara sığmayan "ruh yankısı"nın
(Ch'i-yün) ve yaşamın hareketinin (sheng-tung) ön planda olduğu; niyet
edilmeden doğan eylemsizlik (Wu-wei) sanatı.
Teknik üretimi ile ritüel eyleminin birliği olarak sanatın yapımı: sanatın
tarihselliği
Anlamda yaratılan bir biçim (sanat) neden nesneleştirilerek
maddeye aktarılır? Eylemden (erlebnis) neden ayinin eylemine (dromenon)
geçilir?
Nedeni: Varlığın ve onu kuşatan çevrenin (periekon)
kutupsallığını nesnel düzlemde tekrarlama arzusudur.
Ritüelde: Kutupsallık bir olaya dayanır; simge ancak ilahi
olana yeniden açıldığı anda "gerçek" kılınır.
Sanatta (Aletheia + Vahiy): Biçim özgündür; iptal edilemez.
Sanattaki tekrarlama, anın "bir kez daha" (Nietzsche'nin ebedi
dönüşü) yaşanması ve anlamın muhafaza edilmesidir.
Ruh bedenden, beden de ruh/varlık zemininden tamamen
ayrılamaz.
Sanatın en üstün türü olarak şiir sanatları ve bunların sistemi
Sanatlar Sistemi
Plastik ve Heykel (En Yüksek Biçim / En Düşük Olay):
Mekânsallığın maksimum, zamansallığın minimum olduğu;
biçimin ve özselliğin zirveye ulaştığı uç nokta.
Mimari:
Ritmin mekânsallaştırılması ve görselleştirilmesidir; heykel
ile müzik arasında bir köprüdür.
Resim:
Sesin ve ışığın mekânsallaştırılması; çizgi, renk ve
derinlik aracılığıyla zamanı mekâna taşır.
Müzik (En Yüksek Olay / En Düşük Biçim):
Zamanın, ritmin ve hareketin maksimuma çıktığı; maddesi saf
zaman olan kozmik/kutsal sanat.
Şiir (Merkezdeki Sanat):
Dilin; isim (biçim) ve fiil (olay) karşıtlığını bünyesinde
barındıran, tüm sanat kategorilerini kapsayan evrensel merkez.
Dram (Tiyatro): Heykel (biçim) ile Müzik (olay) arasındaki
çatışmanın sözleştiği, insanlık tarihinin ve sanatsal tarihselliğin doruk
noktasıdır.
Sözün Yönelimi: Tüm sanatlar kendini ifade edebilmek için
"söze" yönelir; ancak söz de insanı aşan o mutlak aşkınlığın
(periekon) sınırında "sessizliğe" yönelir.
Sanatın Doğası: Sanat durduğu yerde biten bir
"son" değil; her eserde doruğa ulaşıp bir sonrakine devreden bitimsiz
bir "yoldur".
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder