Odo
Casel - Yunan Filozoflarının Mistik Sessizliği
Üzerine - Notlar
De Philosophorum Graecorum Silentio Mystico, 1919
Yunanlıların mistik sessizliğine ilişkin bu yorum bana,
Hıristiyanların mistik sessizliğinin nedenleri ve başlangıcı hakkında yakında
yazmaya başlayacağım yolu hazırlamış gibi görünüyor.
O.C.
Bölüm I. Eleusis'in Sessizlik Disiplini Üzerine
Eleusis Gizemleri'nde katı bir susma yasası ve geleneği
hâkimdi.
Kutsal törenlerde haberci (keryx) katılanları
"euphemite" ("dilleri tutun / hayırlı konuşun") diyerek
uyarır, kutsal eylemlerin rastgele sözlerle lekelenmesini engellerdi.
Rahip ve rahibelerin ağzına "altın anahtar"
kapatılması gibi ritüelik semboller kullanılırdı.
Homeros İlahisi'nden aktarılan dizede sessizliğin temel
nedeni şöyle ifade edilir: "mega gar ti theion sebas ischanei auden"
("çünkü büyük bir ilahi heybet sesi engeller").
Sessizlik ve gizliliği ifade etmek üzere arreta
(söylenemez), aporreta (gizli), enaporreta, ekphainein (açığa vurmak) ve
exorcheisthai (dansla sırları dışarı taşımak) gibi özel teknik terimler
kullanılırdı.
Gizemlerin sırlarını dışarı sızdırmak ağır bir
"dinsizlik" (asebeia) suçu sayılır ve ölüme varan cezalarla
sonuçlanırdı.
Örneğin Eleusis tapınağına yetkisiz giren Akarnanalı iki
genç öldürülmüş, gizemleri evinde taklit edip kirletmekle suçlanan Alkibiades
kaçmak zorunda kalmış, şair Aiskhylos ise sırları istemeden açık ettiği için
ölümden zar zor kurtulmuştur.
Suskunluk Yasası Hangi Şeylerle İlgiliydi?
Eleusis inisiyeleri gizemler sayesinde "ölümden sonra
daha iyi bir kadere sahip olduklarına dair kesin bir umutları olduğunu"
ifade ederlerdi.
Mistiklerin gizlemek zorunda olduğu hususlar soyut bir
teolojik doktrinden ziyade; ayinler esnasında gerçekleştirilen kutsal eylemler
(dromena), gösterilen nesneler (deiknymena) ve okunan kutsal formüller ya da
sembollerdir (legomena / synthema).
Sessizlik emrinin psikolojik kaynağı ilahi heybet ve dehşet
duygusudur. Metindeki ifadeyle, "ilahi heybetin korkusu mistiklerin
zihnini işgal etti."
Mistikler yeraltı tanrıçaları Ceres ve Proserpina'nın
heybetinden hem dehşete düşer hem de onların vadettiği mutluluk ve lütfu
umarlardı.
Bölüm II. İmparatorlar Çağından Önceki Filozoflarda Mistik Sessizlik
Orfikler
Gizemlerden felsefeye geçen mistik sessizliğin ilk adımları
Orfiklerde görülür. Orfik topluluklar kendilerine has bir kutsal söylem (hieros
logos) ve teoloji geliştirmişlerdir.
Platon ve sonraki yazarlarca sıklıkla alıntılanan ünlü Orfik
ayette şöyle denmektedir: "phthengomai hois Themis esti, thyras d'
epithesthe bebeloi" ("hakkı olanlara konuşuyorum, kapıları kapatın ey
dinsizler").
Pisagor ve Pisagorcular
Pisagorcular felsefi araştırmayı mistik bir topluluk
yapısıyla birleştirerek sıkı bir sessizlik disiplini (ekeimythia)
uygulamışlardır. Öğrencilerini iki gruba ayırmışlardır: Sadece temel kuralları
kanıtsız alan akusmatikler ve öğretinin derin kanıtlarına inen matematikçiler.
Öğretilerini dışarıdakilerden (ekzoterik) saklamak amacıyla simgeler (symbola)
ve gizli formüller (akusmalar) kullanmışlardır.
Herakleitos
Efesli Herakleitos, doğanın ve hakikatin özü gereği
gizlenmeye eğilimli olduğunu savunmuştur. Ünlü özdeyişinde "he physis
kryptesthai philei" ("doğa saklanmayı sever")
demiştir. Hakikatin sıradan insanlarca kolayca anlaşılamayacağını düşündüğü
için bilerek kapalı ve karanlık (skoteinos) bir anlatım tarzı seçmiştir.
Platon
Platon, mistik terminolojiyi ve ayin sembolizmini felsefi
bilgelik seviyelerine uyarlamıştır. Yüce ve ilahi hakikatlerin yetersiz
zihinlerce alaya alınmasını önlemek için örtülü ifadeler (di' ainigmaton),
bilmeceler ve mitler kullanmıştır. Platon'un 2. Mektubu'nda yer alan alıntıda
şöyle denir: "Phrasteon de soi di' ainigmaton..." ("Sana
bilmecelerle anlatmalıyım ki, eğer mektup birinin eline geçerse okuyan
anlamasın"). Hakikatin kalbe yazılması gerektiğini, sıradan yazılı
metinlerle kamuya saçılmaması gerektiğini savunmuştur.
Aristoteles
Aristoteles, filozofların mitleri ve esrarengiz anlatımları
neden kullandıklarını açıklarken mitlerin hayretten doğduğunu ve hakikati ima
ettiğini (ainittetai ten aletheian) belirtir. Ayrıca mitlerin toplumsal
fayda sağlama, halkı yasalara ve devlet düzenine ikna etme amacıyla da
kullanıldığını vurgular.
Aristoteles, Platon gibi yüce öğretilerin gizlenmesine özel
bir çaba harcamamış, mitleri felsefi bir gizemden ziyade retorik süs amacıyla
kullanmıştır.
Epikürcüler
Atomcu evren anlayışları nedeniyle mistik şeyleri tamamen
reddetmişlerdir.
Stoacılar mitleri fiziksel ve etik öğretilerin bir kılıfı (tegumentum)
olarak görmüşlerdir.
Stoacıların benimsediği sessizlik mistik bir saygıdan ziyade
toplumsal düzeni ve siyasi faydayı gözeten bir siyasi sessizlik (silentium
non mysticum, sed politicum) niteliğindedir.
Augustin'in Scaevola ve Varro'dan aktardığı üzere,
"expedire igitur existimat falli in religione civitates"
("Halkın dinde yanıltılmasının devlet yararına olduğu") düşüncesi
hakimdir.
Strabon (X 467C) pasajında kutsal törenlerdeki gizliliğin
tanrısal olanı yücelttiği belirtilir: "Kutsal şeylerin gizlenmesi
tanrısal olanı aziz ve yüce kılar."
Sessizlik, insani duyuları aşan doğayı ve tanrısallığı
taklit etme biçimidir.
Bölüm III. Yeni-Platoncuların Yanı Sıra İmparatorlar Çağında Gelişen
Filozoflar ve İlahiyatçılarda Mistik Sessizlik
İmparatorluk döneminde mistik konulara ve felsefi gizemlere
duyulan ilgi yeniden artmıştır. Bu dönemde Yeni-Pisagorcular (örneğin Philo),
Plutarkhos, Platoncu filozoflar, Hermetik gelenek takipçileri, astrologlar,
simyacılar, büyücüler ve Gnostikler mistik sessizliği, sembolik dili ve
alegorik anlatımı yoğun bir şekilde kullanmışlardır.
İmparatorluk döneminde İç savaşlar, Stoacılığın katılığı ve
kuşkuculuğun getirdiği bıkkınlık insanların mistik akımlara ve Doğu gizemlerine
yönelmesini kolaylaştırdı.
Büyük İskender sonrasında Doğu (Mısır, Babil, Süryani,
Mitras) gizem dinleri ile Yunan felsefesi birleşmiş; Orfeusçuluk,
Yeni-Pisagorculuk ve Doğu ritüelleri felsefi birer boyut kazanmıştır. Felsefe
artık doğayı sadece akılla kavramak değil, Tanrı'yı ve evreni mistik bir
tefekkürle (contemplatio) anlamak amacını güden bir ilahiyata (teolojiye)
dönüşmüştür.
Pisagorcu tarikatın temel eğitim aşamaları
Pisagor okuluna kabul edilen öğrenciler, dillerini kontrol
etmeyi ve çekingenliği öğrenmek adına ilk 5 yıl boyunca tamamen sessiz kalmak
(echemythia) zorundaydı.
Pisagorcu öğretiler dışarıya kapalı tutulurdu. Öğretinin
sırlarını dışarıya sızdırmamak hayati önem taşıyordu.
Pisagorcu dersler doğrudan değil, semboller veya kısa
vecizeler aracılığıyla verilirdi. Bu semboller, bir ağacın tohumu veya büyük
bir yangının kıvılcımı gibi az sözle çok şey anlatma amacını taşırdı.
Bu yöntem hem derin felsefi anlamları muhafaza eder hem de
öğretinin ehil olmayan ("cahil") kişilerin eline geçmesini
engellerdi.
Pisagorcuların kullandıkları semboller aynı zamanda
birbirlerini tanımalarını sağlayan kimlik işlevi de görürdü (yabancı bir
diyarda hastalanıp ölen bir Pisagorcu, han sahibine borcunu ödeyemeyince bir
levhaya Pisagorcu bir sembol çizmiş, oradan geçen başka bir Pisagorcu bu
sembolü görüp durumu anlayarak borcu ödemiştir).
İskenderiyeli Philon, Yahudi geleneğine dayanarak Yunan
gizemlerini ve karanlık ayinlerini sertçe reddeder. Ancak Tanrı'nın niteliğinin
ifade edilemezliği karşısında saf bir ruhsal sessizliği savunur.
Plutarkhos
Eleusis ve İsis gizemlerindeki gizliliğe uyulması
gerektiğini savunur. Alegoriyi Tanrı'nın soyut bilgisine ulaşmada
bir araç görür.
Hermetika
Corpus Hermeticum metinlerinde gizli ilmin avama
açıklanmaması gerektiği belirtilir.
Tanrı'ya sunulacak tek gerçek kurban sessizlik içinde
zihinsel ibadettir.
Astrolojiyle ilgilenen Petosiris, Nechepso ve Vettius Valens
öğretilerini yeminlerle saklamışlardır.
Simyacılar ve gnostikler de benzer tutum içindeydiler.
Bölüm IV. Yeni-Platoncuların Mistik Sessizliği Üzerine
Yeni-Platonculuk akımının önde gelen isimleri — Numenius,
Plotinos, Porphyrios, Iamblikhos, Iulianus, Salustius, Macrobius, Proclus,
Olympiodorus ve Damascius — mistik sessizliği felsefelerinin merkezine
yerleştirmişlerdir. Yüce tanrısal ilkelerin sözlerle tam olarak ifade
edilemeyeceğini, ancak mitler, semboller ve kutsal sessizlik yoluyla
kavranabileceğini savunmuşlardır.
Plotinos
En Yüce Olan'ın sözlerin ve zihnin ötesinde olduğunu belirtir.
Mistik birleşmeyi ruhun yalnızlıktan Yalnız Olan'a kaçışı
olarak tanımlar: Yalnız olanın Yalnız Olan'a kaçışı…
Tanrı'ya duada sözler değil, ruhun sessiz yönelimi esastır.
Porphyrios
En Yüce Tanrı'ya saf zihin ve sessizlikle ibadet edileceğini
savunur: "Lekesiz bir sessizlik içinde O'na tapınırız."
Sonsöz
Yunan felsefesinde doğup Doğu etkileriyle derinleşen mistik
sessizlik düşüncesi, felsefi bir disiplinden dini bir ibadet ve tefekkür
biçimine dönüşmüştür.
Mistik sessizlik anlayışı tarihsel olarak Doğu kültürlerine
(Mısır, Babil, Pers) daha uygun görülse de, Yunanlılar bu unsurları kendi
rasyonel ve felsefi süzgeçlerinden geçirmişlerdir.
Yunan felsefesi tarihten silinmemiş; geliştirdiği bu mistik
sessizlik, sembolizm ve çileci (asketik) yaşam kültürünü Hristiyan mistisizmine
ve manastır (keşişlik) geleneklerine miras bırakmıştır.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder