4 Aralık 2022 Pazar

Odo Casel - Yunan Filozoflarının Mistik Sessizliği Üzerine - Notlar

Odo Casel - Yunan Filozoflarının Mistik Sessizliği Üzerine - Notlar

De Philosophorum Graecorum Silentio Mystico, 1919

 


Yunanlıların mistik sessizliğine ilişkin bu yorum bana, Hıristiyanların mistik sessizliğinin nedenleri ve başlangıcı hakkında yakında yazmaya başlayacağım yolu hazırlamış gibi görünüyor.

O.C.

 

Bölüm I. Eleusis'in Sessizlik Disiplini Üzerine

Eleusis Gizemleri'nde katı bir susma yasası ve geleneği hâkimdi.

Kutsal törenlerde haberci (keryx) katılanları "euphemite" ("dilleri tutun / hayırlı konuşun") diyerek uyarır, kutsal eylemlerin rastgele sözlerle lekelenmesini engellerdi.

Rahip ve rahibelerin ağzına "altın anahtar" kapatılması gibi ritüelik semboller kullanılırdı.

 

Homeros İlahisi'nden aktarılan dizede sessizliğin temel nedeni şöyle ifade edilir: "mega gar ti theion sebas ischanei auden" ("çünkü büyük bir ilahi heybet sesi engeller").

 

Sessizlik ve gizliliği ifade etmek üzere arreta (söylenemez), aporreta (gizli), enaporreta, ekphainein (açığa vurmak) ve exorcheisthai (dansla sırları dışarı taşımak) gibi özel teknik terimler kullanılırdı.

 

Gizemlerin sırlarını dışarı sızdırmak ağır bir "dinsizlik" (asebeia) suçu sayılır ve ölüme varan cezalarla sonuçlanırdı.

Örneğin Eleusis tapınağına yetkisiz giren Akarnanalı iki genç öldürülmüş, gizemleri evinde taklit edip kirletmekle suçlanan Alkibiades kaçmak zorunda kalmış, şair Aiskhylos ise sırları istemeden açık ettiği için ölümden zar zor kurtulmuştur.

 

Suskunluk Yasası Hangi Şeylerle İlgiliydi?

Eleusis inisiyeleri gizemler sayesinde "ölümden sonra daha iyi bir kadere sahip olduklarına dair kesin bir umutları olduğunu" ifade ederlerdi.

 

Mistiklerin gizlemek zorunda olduğu hususlar soyut bir teolojik doktrinden ziyade; ayinler esnasında gerçekleştirilen kutsal eylemler (dromena), gösterilen nesneler (deiknymena) ve okunan kutsal formüller ya da sembollerdir (legomena / synthema).

 

Sessizlik emrinin psikolojik kaynağı ilahi heybet ve dehşet duygusudur. Metindeki ifadeyle, "ilahi heybetin korkusu mistiklerin zihnini işgal etti."

Mistikler yeraltı tanrıçaları Ceres ve Proserpina'nın heybetinden hem dehşete düşer hem de onların vadettiği mutluluk ve lütfu umarlardı.

 

Bölüm II. İmparatorlar Çağından Önceki Filozoflarda Mistik Sessizlik

Orfikler

Gizemlerden felsefeye geçen mistik sessizliğin ilk adımları Orfiklerde görülür. Orfik topluluklar kendilerine has bir kutsal söylem (hieros logos) ve teoloji geliştirmişlerdir.

Platon ve sonraki yazarlarca sıklıkla alıntılanan ünlü Orfik ayette şöyle denmektedir: "phthengomai hois Themis esti, thyras d' epithesthe bebeloi" ("hakkı olanlara konuşuyorum, kapıları kapatın ey dinsizler").

 

Pisagor ve Pisagorcular

Pisagorcular felsefi araştırmayı mistik bir topluluk yapısıyla birleştirerek sıkı bir sessizlik disiplini (ekeimythia) uygulamışlardır. Öğrencilerini iki gruba ayırmışlardır: Sadece temel kuralları kanıtsız alan akusmatikler ve öğretinin derin kanıtlarına inen matematikçiler. Öğretilerini dışarıdakilerden (ekzoterik) saklamak amacıyla simgeler (symbola) ve gizli formüller (akusmalar) kullanmışlardır.

 

Herakleitos

Efesli Herakleitos, doğanın ve hakikatin özü gereği gizlenmeye eğilimli olduğunu savunmuştur. Ünlü özdeyişinde "he physis kryptesthai philei" ("doğa saklanmayı sever") demiştir. Hakikatin sıradan insanlarca kolayca anlaşılamayacağını düşündüğü için bilerek kapalı ve karanlık (skoteinos) bir anlatım tarzı seçmiştir.

 

Platon

Platon, mistik terminolojiyi ve ayin sembolizmini felsefi bilgelik seviyelerine uyarlamıştır. Yüce ve ilahi hakikatlerin yetersiz zihinlerce alaya alınmasını önlemek için örtülü ifadeler (di' ainigmaton), bilmeceler ve mitler kullanmıştır. Platon'un 2. Mektubu'nda yer alan alıntıda şöyle denir: "Phrasteon de soi di' ainigmaton..." ("Sana bilmecelerle anlatmalıyım ki, eğer mektup birinin eline geçerse okuyan anlamasın"). Hakikatin kalbe yazılması gerektiğini, sıradan yazılı metinlerle kamuya saçılmaması gerektiğini savunmuştur.

 

Aristoteles

Aristoteles, filozofların mitleri ve esrarengiz anlatımları neden kullandıklarını açıklarken mitlerin hayretten doğduğunu ve hakikati ima ettiğini (ainittetai ten aletheian) belirtir. Ayrıca mitlerin toplumsal fayda sağlama, halkı yasalara ve devlet düzenine ikna etme amacıyla da kullanıldığını vurgular.

Aristoteles, Platon gibi yüce öğretilerin gizlenmesine özel bir çaba harcamamış, mitleri felsefi bir gizemden ziyade retorik süs amacıyla kullanmıştır.

 

Epikürcüler

Atomcu evren anlayışları nedeniyle mistik şeyleri tamamen reddetmişlerdir.

 

Stoacılar mitleri fiziksel ve etik öğretilerin bir kılıfı (tegumentum) olarak görmüşlerdir.

Stoacıların benimsediği sessizlik mistik bir saygıdan ziyade toplumsal düzeni ve siyasi faydayı gözeten bir siyasi sessizlik (silentium non mysticum, sed politicum) niteliğindedir.

Augustin'in Scaevola ve Varro'dan aktardığı üzere, "expedire igitur existimat falli in religione civitates" ("Halkın dinde yanıltılmasının devlet yararına olduğu") düşüncesi hakimdir.

 

Strabon (X 467C) pasajında kutsal törenlerdeki gizliliğin tanrısal olanı yücelttiği belirtilir: "Kutsal şeylerin gizlenmesi tanrısal olanı aziz ve yüce kılar."

Sessizlik, insani duyuları aşan doğayı ve tanrısallığı taklit etme biçimidir.

 

Bölüm III. Yeni-Platoncuların Yanı Sıra İmparatorlar Çağında Gelişen Filozoflar ve İlahiyatçılarda Mistik Sessizlik

İmparatorluk döneminde mistik konulara ve felsefi gizemlere duyulan ilgi yeniden artmıştır. Bu dönemde Yeni-Pisagorcular (örneğin Philo), Plutarkhos, Platoncu filozoflar, Hermetik gelenek takipçileri, astrologlar, simyacılar, büyücüler ve Gnostikler mistik sessizliği, sembolik dili ve alegorik anlatımı yoğun bir şekilde kullanmışlardır.

 

İmparatorluk döneminde İç savaşlar, Stoacılığın katılığı ve kuşkuculuğun getirdiği bıkkınlık insanların mistik akımlara ve Doğu gizemlerine yönelmesini kolaylaştırdı.

 

Büyük İskender sonrasında Doğu (Mısır, Babil, Süryani, Mitras) gizem dinleri ile Yunan felsefesi birleşmiş; Orfeusçuluk, Yeni-Pisagorculuk ve Doğu ritüelleri felsefi birer boyut kazanmıştır. Felsefe artık doğayı sadece akılla kavramak değil, Tanrı'yı ve evreni mistik bir tefekkürle (contemplatio) anlamak amacını güden bir ilahiyata (teolojiye) dönüşmüştür.

 

Pisagorcu tarikatın temel eğitim aşamaları

Pisagor okuluna kabul edilen öğrenciler, dillerini kontrol etmeyi ve çekingenliği öğrenmek adına ilk 5 yıl boyunca tamamen sessiz kalmak (echemythia) zorundaydı.

Pisagorcu öğretiler dışarıya kapalı tutulurdu. Öğretinin sırlarını dışarıya sızdırmamak hayati önem taşıyordu.

Pisagorcu dersler doğrudan değil, semboller veya kısa vecizeler aracılığıyla verilirdi. Bu semboller, bir ağacın tohumu veya büyük bir yangının kıvılcımı gibi az sözle çok şey anlatma amacını taşırdı.

Bu yöntem hem derin felsefi anlamları muhafaza eder hem de öğretinin ehil olmayan ("cahil") kişilerin eline geçmesini engellerdi.

 

Pisagorcuların kullandıkları semboller aynı zamanda birbirlerini tanımalarını sağlayan kimlik işlevi de görürdü (yabancı bir diyarda hastalanıp ölen bir Pisagorcu, han sahibine borcunu ödeyemeyince bir levhaya Pisagorcu bir sembol çizmiş, oradan geçen başka bir Pisagorcu bu sembolü görüp durumu anlayarak borcu ödemiştir).

 

İskenderiyeli Philon, Yahudi geleneğine dayanarak Yunan gizemlerini ve karanlık ayinlerini sertçe reddeder. Ancak Tanrı'nın niteliğinin ifade edilemezliği karşısında saf bir ruhsal sessizliği savunur.

 

Plutarkhos

Eleusis ve İsis gizemlerindeki gizliliğe uyulması gerektiğini savunur. Alegoriyi Tanrı'nın soyut bilgisine ulaşmada bir araç görür.

 

Hermetika

Corpus Hermeticum metinlerinde gizli ilmin avama açıklanmaması gerektiği belirtilir.

Tanrı'ya sunulacak tek gerçek kurban sessizlik içinde zihinsel ibadettir.

 

Astrolojiyle ilgilenen Petosiris, Nechepso ve Vettius Valens öğretilerini yeminlerle saklamışlardır.

Simyacılar ve gnostikler de benzer tutum içindeydiler.

 

Bölüm IV. Yeni-Platoncuların Mistik Sessizliği Üzerine

Yeni-Platonculuk akımının önde gelen isimleri — Numenius, Plotinos, Porphyrios, Iamblikhos, Iulianus, Salustius, Macrobius, Proclus, Olympiodorus ve Damascius — mistik sessizliği felsefelerinin merkezine yerleştirmişlerdir. Yüce tanrısal ilkelerin sözlerle tam olarak ifade edilemeyeceğini, ancak mitler, semboller ve kutsal sessizlik yoluyla kavranabileceğini savunmuşlardır.

 

Plotinos

En Yüce Olan'ın sözlerin ve zihnin ötesinde olduğunu belirtir.

Mistik birleşmeyi ruhun yalnızlıktan Yalnız Olan'a kaçışı olarak tanımlar: Yalnız olanın Yalnız Olan'a kaçışı…

Tanrı'ya duada sözler değil, ruhun sessiz yönelimi esastır.

 

Porphyrios

En Yüce Tanrı'ya saf zihin ve sessizlikle ibadet edileceğini savunur: "Lekesiz bir sessizlik içinde O'na tapınırız."

 

Sonsöz

Yunan felsefesinde doğup Doğu etkileriyle derinleşen mistik sessizlik düşüncesi, felsefi bir disiplinden dini bir ibadet ve tefekkür biçimine dönüşmüştür.

 

Mistik sessizlik anlayışı tarihsel olarak Doğu kültürlerine (Mısır, Babil, Pers) daha uygun görülse de, Yunanlılar bu unsurları kendi rasyonel ve felsefi süzgeçlerinden geçirmişlerdir.

 

Yunan felsefesi tarihten silinmemiş; geliştirdiği bu mistik sessizlik, sembolizm ve çileci (asketik) yaşam kültürünü Hristiyan mistisizmine ve manastır (keşişlik) geleneklerine miras bırakmıştır.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder