9 Aralık 2022 Cuma

Carlo Diano - Antik Felsefe Üzerine Çalışmalar ve Denemeler - Notlar

Carlo Diano - Antik Felsefe Üzerine Çalışmalar ve Denemeler - Notlar

Carlo Diano, Opere, Giunti Editore S.p.A. Bompiani, Floransa, 2022

 


Giriş / Önsöz

Teknoloji, üreten ile üretileni ayırdığı için kopyalanabilir; sanat ise üreticinin ruhunu zorunlu kıldığı için "anlam yaratımıdır".

 

Çizgisel tarihsel nedensellik A -> B mantıksal bir zorunluluk taşımaz; olgusal tespittir. Hakiki tarihimsellik dikey "an"da yaşanan varoluşsal sentezdir.

 

Sanat, kavramsal bir soyutlama değil; chora (mekân) ve bedenleşme zemininde durdurulan tarihsel anlamdır.

 

Sanat, plastik (maksimum mekân/biçim) ile müzik (maksimum zaman/olay) spektrumunda salınır; tiyatro/dram aracılığıyla sözde zirveye erer ve mutlak aşkınlığın sınırında sessizliğe ulaşır.

 

Anaksimander'den Stoacılara Yunan düşüncesi

(https://sozriko.blogspot.com/2022/12/carlo-diano-anaksimandrostan-stoaclara.html)

 

Anaksagoras'ın "syngraphè" eserinin yayın tarihi

Diogenes Laertius’un (II, 7) aktardığı dört farklı tanıklık:

Apollodorus’un Kronik’ine ve A tanıklığına göre Anaxagoras MÖ 500-499 civarında doğmuş, 72 yaşında MÖ 428-427'de ölmüştür.

 

C tanıklığına göre, 20 yaşında Callias (MÖ 456/5) zamanında Atina'da felsefe yapmaya başlamıştır.

 

Ancak Callias isminin MÖ 480/79'daki arkon Calliades ile karıştırıldığı düzeltmesi kabul edilirse, Anaxagoras MÖ 480'de Atina'da olmalıdır.

 

Eğer Anaxagoras MÖ 480'de Atina'ya gelip orada 30 yıl yaşadıysa (D tanıklığı), sürgüne gönderildiği ünlü davanın MÖ 450 civarında olması gerekir. Oysa dinsel kovuşturma (Diopithes kanunu) ve Perikles ile olan ilişkisi davanın MÖ 433 civarında gerçekleştiğini göstermektedir.

 

Anaxagoras, MÖ 468-467 (Aegospotami meteoru/aeroliti) yılında Atina'da değil, İyonya'daki Mimas burnunda gözlem yapmaktadır. Dolayısıyla Atina'ya gelişi 20 yaşında değil, olgunluk çağında (MÖ 464-462) gerçekleşmiştir. C tanıklığındaki "20 yaşında felsefeye başladı" ifadesi, Helenistik dönemin anakronik bir uydurmasıdır.

 

Syngraphē

Syngraphē (συγγραφή): "Düzyazı / Yazılı Metin" / Şiirden/Mitos'tan sıyrılan ilk sistematik, bilimsel düzyazı formu.

Clement of Alexandria (A 36), Diogenes Laertius (II, 11) ve Plutarch'ta (A 18) "Anaxagoras'ın yazılı bir kitap yayınlayan ilk kişi olduğu" aktarımı mevcuttur.

 

Kohte, Capelle gibi araştırmacılar metindeki συγγραφς (syngraphē) kelimesini çizim anlamındaki grafē ile karıştırıp Anaxagoras'ın "çizimlerle/şekillerle dolu bir kitap yayınlayan ilk kişi" olduğunu iddia etmişlerdir.

 

Beşinci yüzyıl Attika dilinde ve Herodot/Thukydides kullanımında συγγραφή (syngraphē); şiirsel/şifahi anlatımın aksine "düzyazı eser" (yazılı konuşma) anlamına gelir.

 

Diogenes Laertius'taki βιβλίον συγγραφς tamlaması "çizimli kitap" değil, "Düzyazı Kitabı" (Prosaische Schrift) demektir. Clement’in metnindeki bozulmuş δι γραφς ifadesi de aslında anlaşılmayarak bozulmuş bir συγγραφς kelimesinden başka bir şey değildir.

 

Anaxagoras, felsefi doktrinini şifahi geleneğin dışına çıkararak Atina'da kamusal alanda satılan, pazar piyasası bulunan ilk yazılı felsefe metinlerinden (βιβλία) birinin yazarıdır (Sokrates'in Savunma 26d'de pazarda satıldığını belirttiği metin).

 

Antik dönemde felsefe kitaplarının başında özel bir başlık (Peri Physeos gibi) bulunmayıp, yazarın adı ve memleketiyle başlayan mühür cümleleri yer alırdı ("Klazomenai'li Hegesiboulos oğlu Anaxagoras şöyle der..."). Syngraphē ise bu eseri piyasada tanımlayan genel isimdir.

 

Diogenes Laertius’ta geçen "20 yaşında felsefeye başladı" (τν εκοσιν ν / ρξατο φιλοσοφεν) ifadesi, filolojik bir bozulmanın ürünüdür.

Arkon Callias dönemi (MÖ 456/5 - Aeschylus’un ölüm yılı) Anaxagoras’ın felsefeye başladığı yaşını değil; Atina’da yayımlanan ilk felsefe kitabının (Syngraphē) çıkış tarihini gösterir.

 

Plutarch ve Diogenes Laertius’un (Satyrus’a dayandırarak) aktardığı dinsizlik (asebeia) ve Medizm (Pers yanlılığı - μηδισμός) suçlamaları, MÖ 433-431 yıllarında anlamsızken; MÖ 411 oligarşik darbe girişimi ve terör atmosferinde tam bir anlam kazanır.

 

Aristophanes (Thesmophoriazusae - MÖ 411) ve Sophocles (Oedipus Rex), Anaxagoras’ın "Akil / Nous" ve "Doğa / Meteoroloji" doktrinlerini oligarkların (Kritias vb.) tiranlığıyla özdeşleştirerek eleştirmişlerdir. Plutarch’ın aktardığı gelenek, Philochorus üzerinden MÖ 411 krizinin izlerini taşır.

 

Aeschylus Trajedilerinde Anaxagoras İzleri

Nil’in Taşması (Suppliants / Yalvarıcılar - v. 559): Taşkınların Etiyopya karlarının erimesiyle açıklanması. Oxyrhynchus Papirüsü (n. 2256) ışığında Suppliants trajedisinin MÖ 463 baharına tarihlenmesi, Anaxagoras’ın Atina’ya gelişiyle (MÖ 464-462) tam bir uyum sağlar.

 

Üremede Babanın Rolü (Eumenides - v. 657): Çocuğun tek gerçek ebeveyninin baba olduğu doktrini.

 

Egospotami Meteoru (Choephori - v. 589-590): Gökyüzündeki ateşli taşlar (pedaimioi lampades) göndermesi, filozofa açık bir hürmettir.

 

İnsan Mükemmelliği ve Zanaat (Prometheus Bound): Sanatların/tekniğin ilerlemesiyle insanın doğaya egemen oluşu teorisi. Buradaki Prometheus simgesi, Anaxagoras’ın Nous (Saf Akıl) ilkesinin kozmik ve ontolojik kutlamasıdır.

 

Görünmez Hakikat (Suppliants - v. 603): Tanrı’ya "görmediğimiz kişi" denebilmesi, Anaxagoras’ın "Görünmeyenler görünür olanlardan türetilir" (B 21a) ilkesinin ilahiyattaki karşılığıdır.

 

Syngraphē Yayın Tarihi: MÖ 456/5 (Callias Arkonluğu)

Syngraphē Atina’da yayımlanıp satılan ilk yazılı felsefe metnidir.

 

Callias / Calliades Arkonluğu: MÖ 480/479 yıllarına denk gelen ve adını dönemin baş yöneticisi (eponymous archon) Calliades'ten alan tarihi dönem veya takvim yılıdır.

 

Sürekli hareket halinde olan şey ebedidir.

Platon’un Phaedrus diyalogundaki (245c) ünlü ruhun ölümsüzlüğü kanıtlaması

Oxyrhynchus Papirüsü (P.Oxy. 1016) metinde ατοκίνητον (autokinēton - "kendi kendine hareket eden"), kenar notunda ise εικίνητον (aeikinēton - "sürekli/ebedi hareket eden") okunuşunu sunar. L. Robin ve G. Pasquali gibi metin eleştirmenleri, geleneksel el yazması külliyatını (vulgate) terk ederek Papirüs'ün autokinēton dersini kabul etmişlerdir.

Robin ve Pasquali: "Sürekli hareket eden şey ölümsüzdür" (τ γρ εικίνητον θάνατον) ifadesinin bir totoloji (gereksiz yineleme) olduğunu, ölümsüzlük ile ebedi hareketin zaten aynı anlama geldiğini savunurlar.

Ατοκίνητον (autokinēton) ve τεροκίνητον (heterokinēton) terimleri Platon'un diline yabancıdır. Platon bunun yerine her zaman ifadeyi açık yazarak τ ατ αυτ κινον ("kendi kendini hareket ettiren şey") kalıbını kullanır.

Autokinēton kavramı ilk kez Aristoteles’te (Fizik VIII 5), tam teşekküllü haliyle ise çok daha geç dönemde (Hermias vb. Neoplatoncularda) görülür.

Papirüsteki okuma, kenar notuna yazılmış açıklayıcı bir glosun (şerhin) kopyacı tarafından ana metin varyantı sanılarak içeri alınması ve asıl metinde yer alan εικίνητον'un kenar boşluğuna itilmesiyle oluşmuş bir hatadır.

 

Platon'un kurgusunda εικίνητον ("sürekli hareket"), ölümsüzlük ile kendi kendini hareket ettirme arasındaki zorunlu orta terimdir.

 

Platon'da madde problemi

Platon’un Parmenides diyalogundaki son dört hipotez "Madde"nin (Chōra) ontolojik ön-statüsünü kurar:

Var Olan Bir vs. Var Olmayan Bir: "Var Olan Bir", Varlık (Ousia) ile özdeşlik kurup her şeyi kuşatan bir bütünlük (Periechon / Holon) iken; "Var Olmayan Bir", Yokluğa ve ötekiliğe (Heteron) katılan, bütünlükten yoksun bir çoğulluktur (Plethos).

 

Görünür Birlik ve Sonsuz Bölünebilirlik: "Var Olmayan Bir" bağlamındaki "Ötekiler" (Ta Alla), kendi içinde bir sınıra (Peras) sahip değildir. Uzaktan bakıldığında bir bütün veya kütle (Onkos) gibi görünse de, yaklaşıldığında ya da en küçük parçası hedeflendiğinde aniden rüyadaymışçasına sonsuz bir çokluğa parçalanır (164d).

 

Anın Mantığı (Exaiphnēs): "Var Olmayan Bir", ilişkisinden soyutlandığında mutlak "Hiçlik"e (Mēden) dönüşür. Durağanlık ile hareket arasındaki dikey sıçrama anı (Exaiphnēs), Varlık ile Yokluğun teğet geçtiği ontolojik kesişim noktasıdır.

 

Demokritos ve Lökippos'un Parmenides’in Varlık anlayışından yola çıkarak Yokluğa (Mēden / Boşluk) varlık kazandırma girişimi ("Den, Mē-den'den daha fazla var değildir" - Ouch mallon) derin bir felsefi başarısızlık ve mantıksal çelişkidir.

Atomcular için atom hem bir nitelik/biçimdir (Idea - bölünemez Varlık) hem de mekânsal bir nicelik/şekildir.

Eğer atom biçimse, boşluğu ve mekânı mutlak olarak dışlar.

Eğer atom şekilse, sınıra (Peras) tabi olur ve Zeno'nun sonsuz bölünebilirlik ve hiçlik antinomisine geri düşer.

 

Atomcuların "Varlık Yokluktan daha fazla var değildir" ilkesi özne-yüklem ilişkisi incelendiğinde felç olur. Varlık ve Yokluk eşitlendiğinde her şey "sıfır"a; "artı ve eksi" (daha fazla ve daha az) olarak alındığında ise sonsuz nitel/nicel karmaşaya (Kaos) sürüklenir.

 

Atomcular, Elea mantığını niteliksel ve niceliksel olarak tahrif ederek kaçındıkları sanıyı (Doxa), göreliliği (Nomos) ve belirsizliği sistemlerinin merkezine (sonuçlar düzeyine) yerleştirmek zorunda kalmışlardır.

Demokritos’un kontrol edemediği ve sistemden kovduğunu sandığı Yokluk; Platon'un Timaeos diyalogunda Demiurgos'un karşısına çıkan "Kör Zorunluluk" (Anankē) ve "İkincil / Katkıda Bulunan Neden" (Synaition) olarak geri dönmüştür.

 

Platon Sofist diyalogunda Yokluğu mutlak "Hiçlik" olarak değil, "Öteki" (To Heteron) olarak tanımlayarak Parmenidesçi Varlığın birliğini ve üstünlüğünü korumuş; ancak Parmenides ve Timaeos diyaloglarında bu nesnel dünyadaki somut maddeselliğin ve hareketin izahı için mitik/diyalektik katmana (Chōra) başvurmuştur.

 

Filebos: Maddeyi niceliksel/formel açıdan ele alır; Sınırsız olan (apeiron), "daha fazla ve daha az" (mallon kai hetton), "büyük ve küçük" ikiliği üzerinden tanımlanır.

 

Timaios: Maddeyi fiziksel/unsursal açıdan ele alır; oluşumun gerçekleştiği "yer/hazne" (khōra / hypodokhē / hedra) olarak sunar.

 

Demokritos duyusal/karanlık bilgiyi "piç" (skotie) olarak adlandırırken; Platon Timaios (52b) diyalogunda maddenin/uzayın duyularla değil, "duyumsamadan yoksun (met' anaisthēsias) bir tür piç mantık/akıl yürütmeyle (logismōi tini nothōi), yalnızca dokunmayla (hapton)" kavranabileceğini ifade eder.

 

Demokritos'un ou mallon ("daha fazla değil / ne o ne öteki") ilkesi, varlık ile yokluğu eşitlemiş ve duyusal dünyaya bir kaos getirmiştir.

 

Platon, Parmenides diyalogundaki analizleriyle, uzay ve zaman içinde parçalanmış "atomik fikirlerin" yol açtığı bu kaosu düzene sokmak için "Formlar/İdealar" ile "Maddeyi/Boşluğu" birbirinden ayırmak zorunda kalmıştır.

 

Filebos

Filebos (23c-27c) diyalogunda varlığın açıklanması

Sınırsız (Apeiron): Niteliği olmayan, sürekli hareket halinde olan "daha fazla ve daha az" (mallon kai hetton).

 

Sınır (Peras): Ölçü, sayı, eşitlik ve oranı getiren ilke.

 

Karışım / Doğmuş Olan (Ekgonon): Sınır ile Sınırsızın birleşmesinden doğan somut varlıklar/oluşlar.

 

Neden / Sebep (Aitia): Sınır ve Sınırsızı birleştiren etken güç. Platon bunu Akıl (Nous) ve Ruh (Psyche) ile ilişkilendirir (Timaios'taki Demiurgos ve Zeus'un kraliyet ruhu/aklı).

 

[Gizli] Beşinci Cins (Arayan/Bölen Neden): Metin, Filebos 23d'de ima edilen "beşinci cins"in, unsurları sadece birleştiren değil aynı zamanda ayıran/bölen bir neden (Empedokles'in Nefret'i gibi) olması gerektiğini ve bunun ontolojik olarak "Var Olmayan Bir"e denk geldiğini vurgular.

 

Platonik/Yeni-Platoncu gelenekte "Bir", varlığın da, yokluğun da ötesindedir. Kendisine isim verilemez, hakkında bilimsel (epistemik) bilgi üretilemez; o yalnızca Sessizliktir.

 

Demokritos, Varlık (Den) ile Yokluk/Boşluk (Mēden) arasındaki sınırı kaldırarak Var-olmayanı da Var-olan kadar etkin kılmıştır (Mēden mallon to den). Bu durum kozmosu kaosa, bilimi çelişkiye ("Uçurumda Hakikat") sürüklemiştir.

 

Timaios

Nedensellik ve evrenin oluşum yapısı / Timaios (46c-53b)

Birinci Tür (Model / Paradeigma): Kendisiyle aynı kalan, doğmamış, yok olmayan, yalnızca akılla (Noesis) kavranabilen İdealar / Formlar.

 

İkinci Tür (Kopya / Mimema): Duyusal dünyadaki, sürekli değişen, doğan ve yok olan, görüş/duyu (Doxa) nesnesi durumundaki olgular.

 

Üçüncü Tür (Kap / Taşıyıcı / Khōra / Hypodokhē):

 

Doğan her şeye "yer/zemin" (hedra) veren, çürümeyen, duyularla tam algılanamayıp "gayrimeşru/sahte bir mantıkla" (logismo tini notho) rüyadaymışçasına kavranan Mekân/Süreç (Khōra).

 

Platon bunu bir "Besleyici Anne / Sütanne", şekil verilecek "Altın" veya "Balmumu / Şekilsiz Madde" (Ekmageion) benzetmesiyle sunar. O, niteliksizdir (amorphon), görünmezdir ama her türlü formu kabul eder (pandeches).

 

Formların (Birinci tür) maddesel kopyalara (İkinci tür) dönüşebilmesi için duyusal niteliklerden tamamen arınmış, "her şeyi kabul eden" bir alt-tabakaya (Hypodokhē/Khōra) ihtiyaç vardır. Tanrı (Demiourgos), kaotik olan ve Apeiron (sınırsızlık) taşıyan bu yapıya Sayılar ve Formlar (Peras / Sınır) vererek düzenli Kozmos'u yaratmıştır.

 

Aristoteles, Platon’un Timaios’taki kabul edicisini (Hypodokhē/Khōra) ve "Büyük ve Küçük İkiliği"ni (Aóristos Dyas) kendi "İmkân/Kuvve Halindeki Madde" (Hylē) kavramıyla özdeşleştirir.

Platon’da Khōra, Aristoteles’in durağan/potansiyel maddesi değil; "Var-Olmayan"ın (Mē On) işleyişi, ötekiliğin (heteron) ve duyusal dünyadaki kaotik hareketin dinamik zeminidir.

 

"Bir" (To Hen) ve "İki" (Dyas). Birlik ve Varlığın ilkeleridir.

Bir ve Varlık ikiliğinden (Heterotēs) türeyen, ebedi olan ve formel neden işlevi gören ideal sayılardır.

Duyusal Sayılar ve Nesneler: Apeiron (Sınırsızlık) ile Mē On (Yokluk) ilişkisinde, Ekmageion (Maddesel Alt-Tabaka) üzerinde Demiurgos'un geometrik biçimler (Şekiller) vermesiyle sürekli çoğalan nesneler dünyasıdır.

 

Platon'un Timaios 52b'de belirttiği gibi, Mekân/Khōra duyularla (aisthesis) doğrudan algılanamaz. Nesnelerin sıcaklık, sertlik, renk gibi tüm nitelikleri (pathēmata) soyutlandığında geriye kalan yalın bedensellik/uzam, "sahte bir akıl yürütme" ve rüya benzeri bir sezgiyle kavranır.

 

Ruh, evrenin duyusal niteliklerinden arındığında, kendi "orada var-oluşunu" ve bedenselliğin zeminini hisseder.

 

Platon, Elealıların "Yokluk yoktur" doktrinini ve Demokritos’un atomcu boşluğunu dönüştürerek; duyusal dünyanın kaotik değişimini Sınır (Peras), Sınırsızlık (Apeiron) ve Kabul Edici Mekân (Khōra) üçlüsüyle temellendirmiştir.

 

Tyche ve Kaza Sorunu

Aristoteles'e göre evrensel kavramlar (örneğin türel anlamda "İnsan") kendi başlarına varlığa sahip değildir ve bireysel bir şeyi meydana getiremezler.

Bireysel varlığın (to kath' hekaston) ilkesi yine bireysel varlıktır. Aşil’in varlık nedeni genel olarak "insan" değil, somut bir birey olan Peleus'tur (babası).

 

Geleceğe veya geçmişe doğru giden nedensellik zinciri (Epsilon 2-3) sonsuza kadar sürdürülemez. Eğer her olay zorunlu bir nedene bağlansaydı, evrendeki her şey önceden belirlenmiş (fetalist) bir zorunlulukla gerçekleşirdi.

 

Aristoteles bu sonsuz geri gidişi engellemek için nedensellik zincirini bir noktada keser ve buna "Tychē" (Rastlantı / Neden-sizlik) adını verir.

 

Nedensellik zinciri kapatılırsa her şey zorunlu olur, bireysellik ortadan kalkar.

Nedensellik zinciri açık bırakılırsa, her terim sonsuz bir silsileyi varsayacağı için düzen çözülür ve evren kaosa düşer.

Aristoteles silsileyi keserek rastlantıyı (tychē) kabul eder.

 

Profesör Diano, Aristoteles'in Metafizik XII, 7, 1072a24 pasajını açıklıyor

Ross ve kabul görmüş klasik edisyonlarda ilgili cümle şöyle okunuyor:

"Fakat hareket ettirilen ve hareket ettiren şey ortada olduğuna göre, hareket ettirilmeden hareket eden bir şey vardır..."

 

Grekçe τοίνυν (toinyn) edatının cümledeki konumu sentaks kurallarına aykırıdır (her zaman cümlenin/ifadenin ikinci sırasında yer almalıdır, virgülle ayrılan bir duraklamadan sonra gelemez).

Klasik metinde Aristoteles, "Hareket eden ve hareket ettiren şey ortadadır" diyerek henüz kanıtlamadığı "İlk Hareketsiz Hareket Ettirici"nin varlığını önceden varsaymış olur. Bu durum Mantık biliminin kurucusu olan Aristoteles için kabul edilemez bir akıl yürütme hatasıdır (kısır döngü).

 

Kopyacıların (müstensihlerin) gözden kaçırdığı μή (mē - olumsuzluk eki) metne iade edildiğinde ve virgül μέσον teriminin önüne çekildiğinde pasaj şu mantıksal forma kavuşur:

"Hareket ettirilen şey hem hareket halinde olabilir hem de olmayabilir [hareket etmeyenlerin altına düşebilir]; o halde bu iki durumun ortasında (meson), kendisi hareket ettirilmeden hareket ettiren bir şey vardır..."

 

Hareket ve Hareket Ettirme ilişkisinde mantıksal olarak 4 olası hipotez

Hareket ettiren VE Hareket eden (Hem motor hem hareketli — Örn: Fiziksel nesneler, aracılar)

Hareket ettirmeyen VE Hareket eden (Motor değil ama hareketli — Örn: Sadece etkilenen son nesne)

Hareket ettirmeyen VE Hareket etmeyen (Ne motor ne hareketli) -> Mantıksal olarak hiçbir şeye karşılık gelmediği için DERHAL ELENİR.

Hareket ettiren VE Hareket etmeyen (Motor ama kendisi hareketsiz — Hareketsiz Hareket Ettirici)

 

İlk üç hipotez analiz edildiğinde ve imkânsız olan elendiğinde, geriye mantıksal zorunluluk olarak 4. Hipotez yani "Hareketsiz Hareket Ettirici" (To Kinoun Akineton) kalır.

 

Trajik arınmanın yazarı Euripides

Kötülükleri Önceden Hayal Etme (Praemeditatio): Anaksagoras'ın başlattığı, Perikles, Euripides (Theseus tragedyası parçaları) ve Stoacılara kadar uzanan bu gelenekte; insan henüz başına felaket gelmeden (sürgün, ölüm, kayıp) bunları zihninde canlandırarak kendini hazırlar.

 

Platon'un Phaidon diyaloğundaki "ölüm pratiği / meditasyonu" (μελέτη θνάτου) ve katarsis kavrayışının kökeni de bu Anaksagorasçı/Antiphoncu kederden arınma geleneklerine dayanır.

 

Trajik arınmanın (katarsis) özü evrenselleşmedir. Seyirci/insan sadece kendi kişisel talihsizliği için ağlamayı bırakır; insanlık durumunun kendisi için gözyaşı döker.

Ağlamak ve empati (sympatheia) kurmak, ruhun üzerindeki gerilimi boşaltarak iyileştirici bir haz (doygunluk) sağlar.

 

Trajedi, insanın henüz başına felaket (ölüm, sürgün, yoksulluk, hastalık) gelmeden önce, bu durumları sahnede başkalarının temsilinde izleyerek zihinsel bir alıştırma / hazırlık (μελέτη θανάτου / apatē) yapmasını sağlar. Böylece felaket gerçekleştiğinde ruh hazırlıksız yakalanmaz (παρασκεύως) ve yıkılmaz.

 

Katarsis Mekanizmasının Safhaları

Önceden Düşünme / Tasavvur (Praemeditatio): İnsan henüz başına felaket gelmeden trajediler aracılığıyla olası tüm acılarla yüzleşir.

 

Kişisel Acıdan Evrensel Acıya Geçiş (Sympatheia): Seyirci sahnede başkasının acısını izlerken kendi dertlerini unutur; acı bireysel ve anlamsız olmaktan çıkıp insani bir boyuta evrenselleşir.

 

Ağlama ve Haz Yoluyla Rahatlama (Kouphizomai / Katharsis): Gözyaşlarının dökülmesiyle ruh üzerindeki ağır baskıyı atar; yerini arınmış bir dinginlik ve kabullenişe bırakır.

 

Katarsis yorumcusu Francesco Robortello

Udine'li Francesco Robortello, 1548'de Floransa'da yayımlanan şerhiyle Aristoteles'in Poetika eserini akademik anlamda sistemli olarak yorumlayan ilk Hümanist bilgindir.

Robortello, trajik katarsisin ne anlama geldiği tartışmasını Rönesans'ta ilk kez ortaya atan ve buna tarihsel/doktrinsel açıdan tek doğru çözümü getiren kişidir.

Robortello'ya göre katarsis; insanın sahnede başkalarının felaketlerini, acılarını, korkularını izleyerek bu duygulara alışmasıdır (alışkanlık kazanması). Böylece gerçek hayatta başına bir felaket geldiğinde hazırlıksız yakalanmaz, daha az acı ve korku duyar.

Ahlaki ve zihinsel alışkanlık (Habitus)

 

Antiphon, Korint'te dükkan açarak acı çekenleri nēpenth eis akroaseis (kederi unutturan dinleme seansları) ile tedavi etmiştir. Trajedi de bu dinleme/izleme seanslarının en etkili formudur.

 

Euripides'in kayıp oyunu Theseus ve Supplices (v. 176-183) fragmanlarında görüldüğü üzere; bilge insan vatanından sürgün edilmeyi, zamansız ölümü ve felaketleri henüz gerçekleşmeden önce zihninde canlandırır. Böylece felaket gerçekleştiğinde bu onun için "yeni bir şey" olmaz.

 

Gorgias'ın Helen'e Övgü eserinde trajedi; dinleyicide ürperti, acıma ve yas tutma arzusu uyandırarak başkasının kaderini kendi kaderi gibi hissettiren sanatsal bir aldatmaca/yanılsama olarak tanımlanır.

 

Komedi yazarı Timocles, insanın en büyük tesellisinin trajedilerde başkalarının (örneğin kendisinden daha fakir olan Telephus'un) halini izlemek olduğunu söyler. Zihin başkasının derdine daldığında kendi acısını unutar ve bundan arındırıcı bir haz duyar.

 

Euripides’in Hippolytos Eserinde Başlıca Erdemler

Platon’un Devlet eserinde kuramsallaştırdığı dört temel erdem (Ölçülülük/Sohprosne, Metanet/Gözüpeklik, Adalet/Dikaiosyne, Bilgelik/Sophia); Platon’un doğumundan bir yıl önce (M.Ö. 428) Euripides’in İppolito tragedyasında sistemli bir bütün olarak işlenmiştir.

 

Euripides’in ilk oyunu Örtülü Hippolytus (kayıp oyun), Phaedra’nın ahlaksızca Hippolytus’u bizzat baştan çıkarmaya çalışması nedeniyle Atina’da büyük tepki çekmişti. İkinci oyun (Taç Taşıyan), sadece bir tiyatro revizyonu değil; Peloponez Savaşı ve M.Ö. 430 Atina veba salgınının yarattığı toplumsal/ahlaki çöküşe karşı aristokratik erdemleri (gennaiotēs) yeniden inşa etme manifestosudur.

 

Euripides, dört temel erdemi karakterlerin eylemlerine ve iç çatışmalarına şu şekilde dağıtır:

 

Ölçülülük / Saflık (Sōphrosynē): Hippolytus’un temel karakteridir. Doğuştan gelen (physei) bir ruhi iffete ve alçakgönüllülüğe (Aidōs) sahiptir. Afrodit’in sunduğu bedensel hazları reddederek Artemis’in saflığına sığınır.

 

Adalet (Dikaiosyne): Hippolytus, üvey annesinin baştan çıkarma teklifini öğrendiğinde, hileyle ettirildiği yemine sadık kalır. Babası Theseus kendisini haksız yere sürgüne gönderdiğinde dahi yemini bozmaz ve babasını ikna edemeyeceğini bile bile adaletli duruşundan taviz vermez.

 

Metanet / Cesaretsizlikten Uzaklık: Hippolytus ölümle yüzleşirken dik durur; Phaedra ise hazza yenilmek yerine onurunu ve çocuklarının geleceğini korumak adına ölümü göze alarak trajik bir metanet gösterir.

 

Bilgelik / Müzik İlhama Dayalı Hayat (Sophia): Hippolytus, politik hırslardan ve devlet yönetiminden uzak durarak (apragmosynē / inziva/boş vakit); avcılık, müzik ve felsefi arınmayla ilgilenir.

 

Oyunda Hippolytus’un Amazon bir anneden doğma bir piç (nothos) olarak sürekli vurgulanması, Perikles’in M.Ö. 451’de çıkardığı ebeveynlik yasasına ve Aspasia'dan olan oğlu Genç Perikles’in durumuna doğrudan bir göndermedir.

 

Perikles, M.Ö. 430'da görevden alınmış, para cezasına çarptırılmış ve kısa süre içinde iki meşru oğlunu (Ksantipsos ve Paralos) vebadan kaybetmiştir. Hippolytus’un kadınların lüks harcamalarına yönelik eleştirileri, Perikles’in oğlu Ksantipsos ile yaşadığı finansal ve ailevi çatışmalara ima taşır.

 

Oyunun sonunda Koronun yas tuttuğu ve "Atina'nın en parlak yıldızının başka bir diyara gittiğini" belirttiği satırlar, M.Ö. 429 sonbaharında vebadan ölen Perikles'in ardından tutulan toplumsal yası simgeler.

 

Techne Alypias (Acıyı Dindirme Sanatı): Antiphon'un Korint'te kurduğu ruhsal tedavi klinikleri ve ruhu acıdan koruma arayışı, Anaksagoras'ın geliştirdiği Melētē Thanatou (Ölüm/Kötülük Meditasyonu) pratiğine dayanır.

 

Bilge insan, sürgün, ölüm ve felaketleri henüz gerçekleşmeden önce zihninde canlandırır (egzersiz yapar). Böylece felaket gerçekleştiğinde şok yaşamaz ("Bu benim için yeni bir şey değil" mantığı). Perikles'in oğullarını kaybettiğinde "Onları zaten ölümlü doğurduğumu biliyordum" demesi bu felsefenin sonucudur.

 

Koronun kullandığı Katharan (korkudan arınmış/temizlenmiş) ifadesi, Antiphon'un tıp terminolojisinden gelmektedir. Platon'un Phaidon’da ruhun arınması olarak tanımladığı ve Aristoteles’in Poetika’da trajedinin amacı olarak sunduğu Katarsis, aslında Euripides’in tiyatroya uyarladığı bu "zihinsel hazırlık ve acıdan arınma" sanatından türemiştir.

 

Haz felsefesi ve dostlar topluluğu

Epikuros, duyusal zevkleri (tatma, işitme, görme, mide zevki) en yüce iyiliğin kökü saydığı ifadeleri nedeniyle tarih boyunca sığ bir ahlaksızlık/hazcılık filozofu olarak damgalanmıştır.

Epikuros’a göre erdemler hazdan ayrılamaz; bilgelik, ölçülülük ve adalet olmadan haz içinde yaşamak imkansızdır.

Epikuros için en yüce haz, ek bir uyarıcıya ihtiyaç duymaksızın bedenin acıdan, ruhun huzursuzluktan arınmış olduğu bu "denge ve durağanlık" durumudur.

 

İnsanı en çok sarsan iki korku; Tanrı korkusu ve Ölüm korkusudur.

Tanrılar: Ölümsüz ve mutludurlar; insani kaygı, öfke veya dünyevi müdahalelerden uzaktırlar (ilahi takdir yoktur). Bu yüzden onlardan korkmaya gerek yoktur.

Ölüm: "Biz varsak ölüm yoktur, ölüm geldiğinde ise biz artık yokuz." Ölüm bilincin parçalanması olduğundan duyusal bir acı barındırmaz.

 

Epikuros'a göre tüm insan ilişkileri faydadan doğar. Kamusal alandaki çatışmaları yasalar ve devlet çözerken; özel alandaki kırılganlığı Dostluk çözer.

 

Atina dışındaki ünlü "Bahçe"de kurulan bu topluluk; köleleri, kadınları, farklı milletlerden insanları ve her statüyü kapsayan, eşitlikçi ve özgür bir etik dayanışma ağıdır.

 

Epikuros, kitlelere değil bireye seslenir ("İkiden başka sayı yoktur"). Okulun sürdürülebilirliği için üyelere sembolik, son derece düşük bir yıllık katkı payı (2 obol / köle yevmiyesi) kuralı koymuş, biriken parayla kıtlık ve savaş dönemlerinde yardım faaliyetleri yürütmüştür.

 

Epikurosçu haz; gösterişsizlik, ölçülülük, ölüm korkusundan arınmış bir iç huzuru ve dostluk sevgisinden oluşan bütüncül bir yaşam felsefesidir.

 

Ek

Aristoteles’in Yaşamı

Çocukluk ve Gençlik Dönemi (MÖ 384–367):

Trakya Chalkidike'sindeki Stagira kasabasında doğdu. Babası Nikomakhos, Makedonya Kralı III. Amyntas’ın saray hekimiydi.

Genç yaşta yetim kalınca akrabası Proxenus'un koruyuculuğunda büyüdü.

 

Atina / Akademi Dönemi (MÖ 367–348):

17 yaşında Atina’ya gelerek Platon’un Akademi’sine girdi ve Platon’un ölümüne dek 20 yıl boyunca burada kaldı.

Platon’a duyduğu derin saygıya rağmen, "İdealar Kuramı"nı eleştirerek kendi felsefi yolunu çizmeye başladı ("Platon dostumdur ama hakikat daha büyük dostumdur" ilkesi).

 

Sürgün Yılları (MÖ 347–343):

Makedonya karşıtı tepkiler ve Platon’un ölümü üzerine Atina’dan ayrıldı; dostu Hermias’ın davetiyle Assos’a gitti, orada dersler verdi.

Lesbos (Midilli) adasındaki Mytilene’e geçti; burada en yakın öğrencisi ve halefi Theophrastus ile doğa incelemelerine (biyoloji/botanik) başladı.

 

İskender’in Eğitmenliği (MÖ 343–335):

Kral II. Philippos’un davetiyle Pella/Mieza’ya giderek 13 yaşındaki Büyük İskender’in eğitmenliğini üstlendi.

İskender’in Asya seferindeki doğu-batı sentezi politikasına karşı çıkarak, Barbarlar ile Yunanların eşit tutulamayacağını savundu.

 

Atina / Lykeion (Peripatos) Dönemi ve Ölümü (MÖ 335–322):

Atina’ya dönerek Apollo Lykeus alanında kendi okulunu (Lykeion / Peripatos) kurdu.

İskender’in MÖ 323'te ölmesiyle Atina'da başlayan Makedonya karşıtı dalga nedeniyle "dinsizlikle" suçlandı.

Sokrates'in kaderini paylaşmamak için Atina'dan kaçarak annesinin memleketi Halkis'e sığındı ve MÖ 322'de 63 yaşında öldü.

 

Aristoteles’in eserleri Antik Çağ'da iki ana kategoriye ayrılıyordu:

Egzoterik (ξωτερικά) Yazılar: Dışarıya/halka açık, diyalog biçiminde yazılmış, edebi üslubu yüksek popüler eserler (Eudemos, Protreptikos, Felsefe Üzerine). Günümüze sadece fragmanları ulaşmıştır.

Akroamatik (Ders Notları) Yazılar: Doğrudan okul içi derslerde kullanılmak üzere derlenmiş, son derece yoğun, özlü ve teknik metinler. Günümüze ulaşan ana gövde (Corpus) bu gruptadır.

 

Aristoteles’in el yazmaları halefi Theophrastus'a, ondan Neleus’a geçti. Tahrip olmamaları için Scepsis'te bir mahzende saklandı.

MÖ 86'da Roma Generali Sulla metinleri ele geçirip Roma’ya götürdü.

MÖ 1. yüzyılın sonlarında Rodoslu Andronikos, bu metinleri tasnif ederek günümüzdeki klasik Corpus Aristotelicum edisyonunu oluşturdu.

 

Corpus Aristotelicum

Mantık (Organon - "Araç")

Kategoriler (Kategoriai)

Yorum Üzerine (Peri Hermeneias)

Birinci Analitikler (Analytika Protera) - Kıyas kuramı

İkinci Analitikler (Analytika Hystera) - Kanıtlama ve bilimsel yöntem

Topikler (Topika) & Sofistçe Çürütmeler (Sophistikoi Elenchoi)

 

Doğa Felsefesi ve Biyoloji (Fizik Grubu)

Fizik (Physike) - 8 Kitap (Hareket, zaman, uzay ve İlk Hareket Ettirici)

Gökyüzü Üzerine (Peri Ouranou) & Oluş ve Bozuluş Üzerine

Meteoroloji & Ruh Üzerine (Peri Psyches)

Parva Naturalia (Hafıza, uyku, rüya üzerine kısa incelemeler)

Hayvan İncelemeleri: Hayvanların Tarihi, Hayvanların Kısımları, Hayvanların Gelişimi, Hayvanların Üretimi (Biyolojinin kurucu metinleri).

 

Metafizik (İlk Felsefe)

Metafizik (Ta meta ta physika - "Fizikten sonra gelenler"): 14 kitaptan oluşur. Eudemus tarafından derlendiği düşünülür.

Varlığın varlık olarak incelenmesini, çelişki ilkesini, madde-form (hilemorfizm) ilişkisini ve "İlk Mümeyyiz/Hareketsiz Hareket Ettirici" (Teoloji) kuramını ele alır.

 

Pratik ve Poetik Felsefe (Ahlak, Siyaset, Sanat)

Etik: Nikomakhos'a Etik (En olgun etik eseri), Eudemos Etiği, Magna Moralia (Büyük Ahlak).

Siyaset: Politika (8 Kitap - Anayasalar, devlet biçimleri, ideal toplum). Atinalıların Anayasası (Papirüs olarak sonradan keşfedilen 158 kent anayasası incelemesinden biri).

Retorik & Poetika: Retorik (İkna sanatı) ve Poetika (Şiir ve Tragedya sanatı üzerine günümüze kalan tek kitaplık metin).

 

Platon'un Üç Varlık Türü

Formlar (İdealar): Değişmez, ebedi, yalnızca akılla kavranabilen görünmez varlıklar.

Duyusal Nesneler: İdeaların imgesini taşıyan, zaman içinde sürekli oluş ve bozuluş halindeki nesneler.

Mekân (Khôra): Geçici nesnelerin "içinde" ve "üzerinde" yer aldığı, duyulara hitap etmeyen belirsiz uzam.

 

Aristoteles'in Radikal Onarımı

Aristoteles birinci türü (müstakil İdeaları) ortadan kaldırır; Formu bir kavrama indirgeyip somut nesnenin içine yerleştirir.

Üçüncü türü (mekân/madde) ikincinin içine dahil eder.

Böylece varlık, Platon'daki aşkın "İdea" olmaktan çıkıp "Tóde ti" (Bu, şu) ile ifade edilen somut bireysel gerçekliğe (Ousia / Öz) dönüşür. Aristoteles için asıl var olan, soyut "insan" değil; parmakla gösterilebilen "bu insan"dır (Sokrates veya Kallias).

 

Platon’da hem ontolojik hem mantıksal olan üçlü ayrım, Aristoteles’te mantıksal düzleme çekilir:

Ousia (Öz / Varlık): Formdur (Eidos).

Hyle (Madde): İşlenmeye hazır zanaatkâr ahşabı gibi alt katmandır (Hypokeimenon).

Synolon (Bileşik Varlık): Varlık tam anlamıyla Madde ve Formun Birleşimidir (Synolon).

Oluşun İmkânı (Potansiyelden Eyleme): Oluşum, mutlak yokluktan değil; potansiyel halden (Dynamis) eylem haline (Energeia / Entelecheia) geçiştir.

 

Aristoteles, Platonik Diyalektiği bir bilim yöntemi olmaktan çıkarıp "olasılıklar üzerinden lehte/aleyhte tartışma sanatı" seviyesine indirgemiştir:

Apodiks (Kesin İspat): Bilimsel bilginin yöntemi analizdir; zorunlu ilkelerden sonuçlara inen kıyastır (Sillojizma).

Kategoriler Doktrini: Terimler tek başlarına ele alındığında varlığın 10 kategorisine (Madde, Nicelik, Nitelik, İlişki, Yer, Zaman, Konum, Durum, Eylem, Edilgi) dağılır. Varlığın merkezi Birinci Madde’dir (Tóde ti); diğer 9 kategori onun yüklemleridir.

Tümevarım (Epagoge): Bilimin ilk ilkeleri ve tanımlar (öz), tekil deneyimlerden hareketle tümevarım yoluyla kavranır.

 

Aristoteles metafiziğinde bireysel maddenin varlığı ve nitelikleri mantıksal bir zorunlulukla değil, rastlantıyla (Tyche) açıklanır. Aristoteles, mantıksal yapı ile tarihsel/somut gerçeklik arasındaki bu antinomiyi aşmak için ruh mitine başvurmaz; rastlantıyı/kazayı sistemin bir parçası olarak kabul eder. (Bu durum, Hristiyan felsefesinin Enkarnasyon dogması için Aristoteles ontolojisini benimsemesine olanak sağlamıştır).

 

Doğa, kendi içinde hareket ve durgunluk ilkesine sahip olan şeylerin biçimi ve varlığıdır.

 

Hareket, "potansiyelliğin potansiyellik olarak eyleme geçişi" (entelekya) sürecidir. Nicelik, nitelik, yer ve madde değişimlerini kapsar.

 

Sonsuzluk: Gerçekte (aktüel) var olan bir şey değildir; yalnızca potansiyel olarak vardır.

Uzay (Mekân): Atomistlerin iddia ettiği gibi "boşluk" değildir; "kabın anlık ve hareketsiz sınırı"dır.

Zaman: "Önceki ve sonrakine göre hareketin sayısıdır." Süreklidir ve zamanı ölçen temel hareket ilk göğün dairesel hareketidir.

 

Göksel cisimler ebedi, basit ve dairesel hareket eden maddelerden (esir/aether) oluşur. Yeryüzü ise dört temel unsurdan (ateş, hava, su, toprak) ve bunların zıt niteliklerinden (sıcak, soğuk, kuru, yaş) meydana gelir.

 

Ruh, "potansiyel olarak hayata sahip organik bir bedenin ilk entelekyası (faaliyeti/biçimi)"dir.

 

İnsanın amacı sadece yaşamak değil, "iyi yaşamak"tır. Mutluluk, ruhun erdeme uygun faaliyetidir. En yüce mutluluk ise tefekkür (theoria) yaşamıdır.

Ahlaki (etik) erdemler, iki aşırı uç (aşırılık ve eksiklik) arasındaki "orta nokta"dır. Erdem, özgür seçimle kazanılan kalıcı bir alışkanlıktır.

 

İrade eylemi pratik bir kıyaslama içerir. İnsanın bilerek hata yapması (aşırılık) duyusal hazzın galip gelmesi veya düşünsel zayıflıktan kaynaklanır.

 

İnsan doğası gereği toplumsal ve siyasal bir varlıktır. Toplum yapısı aileden köye, köyden ise kendine yeten en üst yapı olan şehre (polis) doğru gelişir.

 

Retorik: İkna etme sanatı olup diyalektiğin bir parçasıdır. Teknik ikna araçları üç grupta toplanır: Ethos (konuşmacının karakteri), Pathos (dinleyicinin ruh hali) ve Logos (argüman/enthymeme).

 

Şiir/Sanat, doğanın ve insan eylemlerinin taklit edilmesidir.

Şiir, "olmuş olanı" anlatan tarihten daha felsefidir; çünkü "olması muhtemel ve evrensel olanı" konu edinir.

 

Epikuros

MÖ 341'de Sisam'da (Samos) doğdu. Platoncu Pamphilus ve Atomcu Nausiphanes'i dinledi. Midilli (Mytilene) ve Lampsakos'ta dersler verdikten sonra MÖ 306'da Atina'ya geçerek ünlü ekolü "Bahçe"yi (Kepos) kurdu.

 

Hermarkhos, Metrodorus, Polyaenos, Kolotes, Idomeneus gibi sadık öğrencileriyle bir topluluk oluşturdu. Kadınların (örn. Leontion) ve kölelerin de dahil olduğu, dostluk ve yardımlaşmaya dayalı kolektif bir yaşam sürdü.

Öğretilerini öğrencilerin kolayca ezberleyebilmesi için özet önermeler ve mektuplar formunda "kateşizm" mantığıyla düzenledi.

 

Felsefenin amacı mutlu bir yaşam sağlamaktır; bilgi teorisi (Kanonik) Fiziğe ve Etiğe hizmet eder.

 

Demokritos'un atomculuğunu Aristotelesçi tümevarım ve mantık süzgecinden geçirerek geliştirdi. Evren sonsuz boşluk ve sonsuz atomlardan oluşur.

 

Demokritos'un katı kaderciliğine/determinizmine karşı, atomların dik çizgiden rastlantısal sapmasını (clinamen) öne sürerek insanın irade özgürlüğünü fiziksel temele oturttu.

Ruh da atomlardan müteşekkildir; bedenle birlikte çözülür ve yok olur (animus ve anima ayrımı).

 

En büyük kötülükler Tanrı korkusu ve Ölüm korkusudur.

 

"Ölüm varken biz yokuz, biz varken ölüm yoktur."

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder