Eric
Havelock - Platon'a Önsöz - Özet-Notlar
Preface to Plato, Grosset & Dunlap, New York, 1967
Önsöz
(Sözlü kültürden yazılı kültüre geçiş)
Erken dönem Yunan uygarlığı, bilgiyi depolamak ve aktarmak
için Homeros'tan itibaren sözlü hafızaya güveniyordu. Homeros ile Platon
arasında geçen süreçte bilgilerin alfabeyle kaydedilmesiyle birlikte, bilginin
ana organı kulak yerine göz olmuştur.
Geleneksel felsefe tarihi (Zeller, Burnet vb.), Presokratik
düşünürlerin en başından beri modern/kavramsal anlamda "metafizik" ve
soyut sistemlerle uğraştığını varsayar.
Presokratik filozoflara dair elimizdeki veriler (Theophrastus
doksografisi), aslında Aristoteles’in kendi felsefi sistemini ve
terminolojisini geriye doğru yansıtmasından ibarettir (Harold Cherniss ve J. B.
McDiarmid’in araştırmaları).
Hülasa, geleneksel Presokratik anlatısı tarihsel bir
gerçeklikten ziyade "Aristotelesçi bir kurgu"dur.
Ksenophanes, Herakleitos ve Parmenides gibi ilk düşünürler
henüz "soyut kavramsal terminolojiye" sahip değildiler.
Bu ilk düşünürler hazır bir metafizik sistem kurmuyorlardı;
aksine somuttan soyuta geçecek, geleceğin felsefi sistemlerini mümkün kılacak
yeni bir sözdağarcığı (vocabulary) ve sözdizimi (syntax) icat etmeye
çalışıyorlardı.
John Burnet, Julius Stenzel, Bruno Snell ve Kurt von Fritz
gibi araştırmacıların çalışmaları; "ruh" (psyche), "bilinç"
veya "zaman" gibi kavramların verili olmadığını, dilin aşamalı olarak
pekiştirilmesiyle 5. yüzyılın sonlarında biçimlendiğini gösterir. Bir düşünceye
sahip olmak için önce onun uygun bağlamdaki kelimesine/terminolojisine sahip
olmak gerekir.
Yunan zihnindeki dönüşümün asıl motoru iletişim
teknolojisindeki (sözlü gelenekten yazılı alfabeye) değişimdir.
1. Görüntü - Düşünürler
Platon'un Şiir Üzerine
Platon'un Cumhuriyet (Devlet) adlı çalışması, popüler
etiketinin oluşturduğu beklentinin aksine sadece ütopik bir siyaset teorisi
makalesi değildir. Metnin yalnızca üçte biri doğrudan devlet adamlığıyla
ilgilidir; kalan kısımlar insanlık durumunun çok çeşitli meselelerine
ayrılmıştır.
Eserin onuncu ve son kitabı siyasetle değil, şiirin
doğasının incelenmesiyle açılır. Platon şairi ressamla bir tutarak sanatçının "gerçeklikten
iki kez kopmuş bir deneyim versiyonu ürettiğini" savunur. Şiirin ruh
üzerindeki etkisini "zihnin sakatlanması" ve "psişik
bir zehir" olarak nitelendirir. Homeros'tan Euripides'e kadar büyük
Yunan şairlerinin eğitim sisteminin dışında tutulması gerektiğini belirtir.
Platon'un şiire yönelik sert tutumunu hafifletmek isteyen
modern yorumcular eseri “ütopya” olarak niteleyerek şairlere karşı bu aşırı
tutumu yumuşatmaya çalışırlar. Halbuki Platon şairleri siyasi değil entelektüel
bir suçla itham eder.
Sofistlerin şiiri eğitim amaçlı kullanımını da bahane
edenler vardır fakat şairlere karşı tutumunda sofistleri müttefik olarak kabul
eder.
Platon’un, çağdaşı sayılabilecek drama şairlerini kastederek
böyle bir tutum takındığını iddia edenler de vardır ve bu yaklaşım da
tutarsıdır; Platon destan, trajedi ve Homeros dahil tüm şairlere karşı keskin
ve nettir.
Platon’un Cumhuriyet’inde eğitimin iki aşaması
tanımlanır:
Temel eğitim (başlangıç ve orta düzey) müfredatında müziğe
yer verir. Burada geleneksel şiir müfredatı korunur.
Yüksek eğitim (akademi) müfredatında şiir tamamen dışlanır.
Mimesis
Mimesis terimi ilk olarak Üçüncü Kitap'ta betimleyici
(düz anlatı) kompozisyona karşı dramatik üslubu tanımlamak için sunulur. Şair
bir başkasının şahsında konuştuğunda "sözlü aracısını (lexis) konuşmacıya
benzetir."
Platon terimi kullanırken üç farklı durumu birbiriyle
örtüştürür: şairin yaratım eylemi, aktörün performansı ve
öğrencilikteki öğrenme eylemi. Öğrenci, dersleri özümseyen ve kendisine
ustalaşması söyleneni tekrarlayarak "taklit eden" bir çıraktır.
Onuncu Kitap'ta mimesis sadece dramatik üslup değil, "bütünüyle
şiirsel temsil eylemi" haline gelir. Platon'un Formlar Kuramı
çerçevesinde rasyonel ve bilimsel bilginin aksi olan şiirsel mimesis, "karanlıkta
mağara duvarında görülen görüntülere benzeyen hayaletlerden oluşan bir gölge
gösterisidir." Şiirsel dil, bilincin rasyonel olmayan, patolojik ve
dizginsiz duygusal alanına hitap ederek akıl yetisini zayıflatır.
Platon şairi estetik ölçütlerle değil, bir bilgi kaynağı ve
toplumsal ansiklopedi sunucusu gibi yargılar. Dönemin geleneksel kabulüne göre
Homeros, "Hellas'ı insani işleri idare etmek ve orada eğitim vermek
amacıyla" eğiten temel kılavuzdur. Platon, bu ansiklopedik iddiayı
Formlar Kuramı açısından yetersiz ve yanıltıcı bularak mahkûm eder.
Korunmuş İletişim Olarak Şiir
Antik Yunan'da sözlü iletişim
yaşamın tüm alanlarına hakimdir. Şiir okumak için değil, dinlemek içindir;
halkın şiirle ilişkisi okur ilişkisi değil, "dinleyici"
ilişkisidir. Okuryazarlık gelişse bile beşinci yüzyıl boyunca yarı
okuryazarlık durumu devam etmiş ve geleneksel sözlü eğitim yöntemleri
sürdürülmüştür.
Okuryazarlık öncesi veya yarı okuryazar bir toplumda kamusal
ve özel hukuk, gelenekler (nomos) ve kişisel davranış kalıpları (ethea)
yaşayan anılarda saklanmak zorundadır. Düzyazı aktarımda bozulmayı önleyecek
biricik sözel teknoloji, "şeklini koruyacak kadar benzersiz sözel ve
ölçü kalıplarında kurnazca düzenlenen ritmik sözcük teknolojisidir."
Sözlü geleneğin ezberlenmesi tutkulu bir kişisel katılım ve
duygusal özdeşleşme gerektirir. Dinleyici veya oyuncu nesnelliğini tamamen
kaybederek karakterle bütünleşir: "Kendinizi Aşil'in durumuna attınız,
onun acısıyla ya da öfkesiyle özdeşleştiniz. Siz kendiniz Aşil oldunuz."
Platon'un "sözlü ruh hali" olarak adlandırdığı bu durum, nesnel,
analitik ve bilimsel rasyonalizmin önündeki en büyük engeldir.
Homeros Ansiklopedisi
Modern okuyucu Homeros'u saf bir hikaye anlatıcısı olarak
görse da, arkaik Yunan toplumunda destandaki olay örgüsü (masal), aslında
toplumsal eğitim materyallerini, yasaları ve gelenekleri taşıyan bir
kılıf/araçtır.
Homeros destanlarında anlatısal masal, toplumsal ve teknik
bilgileri taşıyan bir edebi araçtır.
Hesiodos'un ifadesiyle şiir "insanların ve ölümsüzlerin
adetlerini/yasalarını (nomos ve ethea)" kaydeder.
Nomos: Kamusal
hukuku, yazısız toplumsal yasaları, gelenekleri ve ortak kuralları temsil eder.
Ethea:
Kişisel/ailevi davranış kalıplarını, ahlakı ve insanın yaşadığı yerdeki özel
alışkanlıklarını kapsar (Aristoteles'teki "etik" kavramının kökeni).
İlyada'nın ilk kitabı incelendiğinde metnin bir
kabile ansiklopedisi gibi işlediği görülür: Agamemnon ile Akhilleus arasındaki
kavga, ganimetlerin nasıl dağıtılacağını ve geri alınacağını düzenleyen katı
geleneksel kurallardan (nomos) kaynaklanır.
Akhilleus'un ordunun ortak ganimetlerinin keyfi olarak
toplanamayacağını söylemesi, dönemin hukuki prosedürünün kaydıdır.
Akhilleus'un üzerine yemin ettiği asa, sadece bir tahta
parçası değil; yargıçların/kralların elinde tuttuğu hukuki emsal ve otorite
sembolüdür. Nestor'un araya girerek "Asayı tutan bir prensin otoritesine
saygı duyulmalıdır" demesi, toplumsal yapının istikrarı için gerekli
siyasi ilişkilerin formülleştirilmiş ifadesidir.
Apollon rahibi Chryses'in kızını kurtarmak için getirdiği
fidye, savaş zamanındaki mülkiyet ve esir hukukunun standart uygulamasıdır.
Rahibin asası ve çelengi, dini görevlilerin dokunulmazlık
teçhizatını tanımlar.
Rahip Chryses'in Apollon'a ettiği dua; hitap, tanrının
niteliklerini sayma, geçmiş hizmetleri hatırlatma ve talepte bulunma
aşamalarıyla standart bir dua/ritüel kalıbı (paradigması) sunar.
Etlerin kesilmesi, parçalanması, şişe dizilmesi, pişirilmesi
ve sunulması aşamaları (9 satırlık detaylı tanım), sonraki nesillere kılavuzluk
eden dini bir kurban/ziyafet rehberidir.
Agamemnon'un Chryseis hakkındaki sözleri; kadınların ev
içindeki sorumluluklarını (dokuma, çocuk bakımı, yatak arkadaşlığı) ve bir
erkeğin eş/cariye seçerken göz önünde bulundurduğu kriterleri (görünüş, zeka,
beceri) tanımlayan toplumsal kodlardır.
Olimpos'taki ziyafet sahnesinde tanrıların Zeus gelince
ayağa kalkması ve oğlu Hephaistos'un annesi Hera'ya "babayı
öfkelendirmeme" öğüdü vermesi; yetişkin çocukların baba karşısındaki
ikincil konumunu ve ataerkil aile yapısının normlarını öğretir.
Eserde pratik zanaat bilgileri de standart kalıplarla
öğretilir. Örneğin, denizcilik operasyonları (geminin denize indirilmesi,
kürekçilerin seçimi, yükleme, seyir, demirleme ve karaya çıkma) dört ayrı
formülsel pasajda adeta bir ders kitabı ayrıntısıyla aktarılır. Bu gibi teknik
süreçlerin aktarımı, hatırda kalmayı kolaylaştıracak biçimde fonetik (ses
uyumları) ve ritmik formüllerle (tekerleme üslubuyla) yapılandırılmıştır.
Kayıt Olarak Epik ve Anlatı Olarak Epik
Sözlü ozan, "büyük ve mobilyalarla dolu bir evde
yürüyen, giderken mobilyalara dokunup onların şeklini ve dokusunu bildiren bir
adam" gibidir. Seçtiği anlatı rotası kendi tasarımı olsa da dokunduğu
mobilyalar (toplumsal kodlar ve gelenekler) kolektif kültürün malıdır.
Milman Parry tarafından analiz edilen ölçülü formül tekniği,
öncelikle doğaçlama aracı olarak değil, "bir ezberleme ve kayıt etme
aracı" olarak ortaya çıkmıştır. Katı sınırlar içinde sonsuz sözel
varyasyon imkanı sunarak geleneksel içeriğin hafızada korunmasını sağlar.
Modern Balkan/Doğu Avrupa halk şiiri analojileri
yanıltıcıdır. Balkan şarkıcısı merkezileşmiş okuryazar yönetimin yanında sadece
bir şovmene dönüşmüştür. Homeros dönemi Yunan destanı ise toplumun yönetim,
hukuk, din, teknoloji ve eğitimdeki biricik ve merkezi aygıtıdır.
Şiir Üzerine Hesiodos
Şiirin toplumsal düzeni sağlayan, koruyan ve aktaran bir
teknoloji olduğunu kavramsal seviyede sezen ilk şair Hesiodos’tur.
Hesiodos, Teogoni girişindeki Musalara İlahi
bölümünde şairlik mesleğinin ve şiirin toplumsal rolünü kendi
öz-farkındalığıyla dile getirir.
Alegorik Soykütük ve Şiirin İşlevi
Hesiodos'un mitolojik şemasında Musalar, Hafıza (Mnemosyne)
ile Zeus'un kızlarıdır.
Hafıza'nın Kızları Olmaları: Şiirin ilham veya
kişisel buluştan ziyade ezberleme, kaydetme ve koruma işlevine dayandığını
simgeler.
Zeus'un Kızları Olmaları: Şiirin içeriğinin Zeus'un
yönetimi altında kurulan siyasi, hukuki ve toplumsal düzen olduğunu gösterir.
Sözlü kültürde yazılı kayıt olmadığı için bilginin korunması
tamamen ezberleme yeteneğine dayanır. Dolayısıyla Musaların temel görevi yeni
bir şey yaratmak değil, mevcut toplumsal birikimi korumak ve hatırlatmaktır.
Musaların babası Zeus’tur. Bu soykütük, şiirsel alanın
doğrudan Zeus’un kurduğu siyasi, hukuki ve ahlaki düzenle (nomos ve ethea)
ilgili olduğunu gösterir. Musalar şarkı söylerken Zeus’un adaletini, evrensel
düzeni ve toplumsal kuralları anarlar.
Homeros, olay örgüsü (anlatı) içinde kültürel bilgileri
tesadüfi olarak aktarırken; Hesiodos anlatıyı en aza indirerek doğrudan
toplumsal aygıtın, tarihin, hukukun ve ahlakın bir envanterini/kataloğunu
(kabile ansiklopedisini) sunar.
Calliope ve Prensin Müzikal Otoritesi
Dokuzuncu Muse olan Calliope ("Adil
ifade"), doğrudan saygı duyulan prenslerle ilişkilendirilir.
Yazılı kanunları olmadığı sözlü iletişim toplumunda prensin
siyasi ve hukuki ikna gücü, kararlarını "ölçülü ve kalıplaşmış sözel
formüllerle" (yani teknik anlamda müzikal bir biçimde)
sunabilme yeteneğine dayanır. Prens ve şair, sözlü geleneğin korunmasında ve
yönetim mekanizmasının işlemesinde birbirini tamamlayan rollere sahiptir. Bu
çağda sanat ile eylem, şair ile siyasetçi/yönetici iç içedir. Ölçülü dil (ritim
ve formül), toplumsal düzenin ve yönetimin temel iletişim aygıtıdır.
Helen Zekasının Sözlü Kaynakları
MÖ 1175 civarında Miken uygarlığının çöküşüyle başlayan
Yunan Karanlık Çağı, okuryazarlık dışı sözlü bir kültür dönemidir. Bu dönem,
Homeros (İlyada ve Odysseia) ile Hesiodos'un (Teogoni ve İşler ve Günler)
eserlerinin MÖ 700–650 yılları arasında alfabetik yazıyla kaydedilmesiyle sona
ermiştir.
Linear B yazısının deşifre edilmesi, Karanlık Çağ'ın ortak
konuşma dili aracılığıyla Miken çağına bağlı olduğunu kanıtlamıştır. Ancak
Miken hece yazısı, "yalnızca özel olarak eğitilmiş katipler"
tarafından kullanılabilen karmaşık bir sistem olduğu için toplumsal hafızanın
korunmasında sözlü tekniğin yerini alamamıştır.
Miken zamanlarında yazının kullanımı sözlü tekniğinin yerini
alamazdı, çünkü genel toplumsal ihtiyaçlara hizmet edemeyecek kadar
özelleşmişti.
Miken'in çöküşü sonrası yaşanan göçler ve dağılma sürecinde
Yunanlılar, grup bilincini ve geleneksel hukukunu (nomos) korumak için sözlü
destan geleneğine sarılmışlardır. Homeros destanları romantik bir nostalji
değil, Yunan toplumunun kurumlarını, törelerini ve yaşam tarzını kuşaktan
kuşağa aktaran bir "yaşayan kabile ansiklopedisi" ve pan-Helenik bir
eğitim (paideia) aracıdır.
Kültürel sürekliliğin temel aracı, sözlü üslubun taze ve
ayrıntılı bir şekilde geliştirilmesiyle sağlandı. Böylece sadece kahramanların
eylemleri değil, bütün bir yaşam tarzı bir arada tutulacak ve nesiller arasında
aktarılabilir hale getirilecekti.
Okuryazar olmayan bu toplumda sözlü üslup devletin ve
yönetici sınıfın hizmetindeydi. Yargıçlar ve prensler kararlarını destansı
üslubun kalıplaşmış formülleriyle veriyorlardı. Solon örneğinde olduğu gibi,
ölçülü şiir kompozisyonu bilmek, siyasi etkinliğin temel şartıydı.
Yaşayan sözlü hafıza, katı bir tarihsel kronoloji tutmak
yerine geçmiş ile şimdiyi iç içe geçirir. Güncel yaşam için alakasız hale gelen
detaylar elenir veya yeni tecrübelerle yeniden şekillendirilir. Örneğin İlyada'daki
Gemiler Kataloğu, Miken dönemi askeri toplanma emrinden Ege denizcilik
rehberine dönüşmüştür.
Homerosvari Zihin Durumu
Modern kültürün aksine, okuryazar olmayan Yunan toplumunda
şiir ile günlük dil arasında bir ayrım bulunmuyordu. Toplumun bütün kültürel
hafızası ve düşünce kalıpları şiirselleştirilmişti.
Halkın tüm hafızasının şiirselleştirilmesi, onların gündelik
konuşmada kendilerini ifade etme biçimleri üzerinde sürekli bir kontrol
sağlıyordu.
Alfabe icat edilse de okuryazarlığın kitleselleşmesi yavaş
gerçekleşmiş; Euripides dönemine kadar metinler sessiz okunmak için değil,
kulakla dinlenmek ve topluluk önünde icra edilmek için kaleme alınmıştır. Şiir,
kişisel bir sanat formu değil, toplumsal düzeni ve verimliliği sağlayan bir
zorunluluktu. Bu yüzden şair, sadece bir "sanatçı" değil; kültürün,
yönetimin ve eğitimin temel aktarıcısıdır.
Miken (Knossos/Pylos) tabletlerindeki talimatlarda, Ugarit
ve Asur kraliyet yazışmalarında görülen kalıplaşmış, ritmik ve halka yapılı
anlatımlar; yazının bir "düzyazı aracı" olmaktan çok, zaten kulak ve
hafıza için ritmik tasarlanmış sözlü ifadeleri kâğıda/kil tabletlere dökme
aracı olduğunu gösterir.
Çanakkale 1915
Gelibolu'da ölülerin gömülmesi için yapılan ateşkeste,
Britanyalı okuryazar subayların kısa ve düz ifade kalıplarına karşılık,
yarı-okuryazar Türk askerlerinin gündelik ilişkileri dahi atasözü ve ritmik
ifade kalıplarıyla idare etmesi kriz ve baskı anlarında sözlü/yarı-sözlü
kültürün kalıplaşmış ve korunan dile nasıl başvurduğunu kanıtlar (Siperlerden
ayrılan düşman askerlerine Türkler, "Gülümseyerek gidersin, gülümseyerek
tekrar gelirsin" sözleriyle mukabele etmişler, kaynak; Alan Moorehead,
Gelibolu).
Lawrence’ın Arabistan'da gözlemlediği, Arapların askeri
sevkiyat ve birlik organizasyonlarında doğaçlama şiirsel ritimleri kullanması;
süslü bir romantizm değil, okuma yazması olmayan bir toplumda askeri disiplin
ve yönetimi sağlayan işlevsel bir zorunluluktur.
Sözlü gelenekte üstün bir hafıza ve sözel ritim duygusu
doğrudan güç ve zekayla eşdeğer görülmüştür. Okuryazar olmama durumu bir
eksiklik değil, Yunan dehasının olgunlaşması için zorunlu bir ortamdı.
Yunan okuryazarlığının gelişimiyle (M.Ö. 4. yüzyıla doğru
alfabenin yaygınlaşması) birlikte şiirin bu "saklama ve yönetim"
işlevi geçerliliğini yitirmiştir.
Platon'un şairlere ve şiirsel geleneksel eğitime
saldırmasının arkasındaki gerçek sebep estetik değil, sosyo-politik ve
psikolojiktir: Platon, sözlü şiir geleneğinin Yunan zihni üzerindeki bu
kapsayıcı, kabilevi ve analitik düşünmeyi engelleyen hegemonyasını yıkmaya
çalışmaktadır.
Şiirsel Performansın Psikolojisi
Ozan (şair), kabile ansiklopedisini aktarabilmek için
dinleyicilerin kişisel hafızalarını ve duygularını kontrol altına almak
zorundaydı. Okuryazar insanın yalnız ezber yapmasının aksine, sözlü ezberleme
dinleyicinin ozanın büyüsüne ve hipnozuna teslim olmasıyla gerçekleşirdi.
Sözlü ezberleme; ölçü (daktilik heksametre), melodi (lir) ve
dans gibi tüm sinir sistemini ve bedensel motor refleksleri harekete geçiren
ritmik kalıplarla sağlanıyordu. Gırtlak, dil, kulak ve uzuvların paralel ritmik
hareketleri zihnin ezberleme yükünü hafifletiyordu. Adeta tüm sinir sistemi
ezberleme görevine ayarlanmıştır.
Ritmik hareketlerin otomatizmi, kişiliğin bilinçdışı
katmanlarında şehvet ve erotik duyguları serbest bırakarak beden ve zihindeki
korku, kaygı ve kederi yatıştırıyordu. Hesiodos'un İlham Perilerini (Musaları)
anlatırken vurguladığı gibi şiir icrası dinleyicilere haz verir ve kederi
unuttururdu.
Platon'un eleştirdiği mimesis kavramı, basit bir
"taklit" değil; icracı ve dinleyicinin kahramanların eylemleriyle ve
gelenekle tam bir psikolojik özdeşleşme kurması ve bunu tüm beden
refleksleriyle yeniden canlandırmasıdır.
Şiirselleştirilmiş İfadenin İçeriği ve Niteliği
Sözlü ezberleme psikolojisi gereği, şiirsel içerik soyut
kavramlardan veya ilkelerden değil, somut eylemlerden ve bu eylemleri
gerçekleştiren siyasi kahramanlardan oluşmak zorundaydı.
Korunmuş destan bu nedenle kişisel olmayan olgularla değil,
yalnızca insanlarla ilgilenebilir.
Doğal olaylar, tarihsel nedenler ve soyut güçler doğrudan
ifade edilemediği için, insan gibi davranan failler (tanrılar) aracılığıyla
kişileştirilerek eyleme dönüştürülmüştür. Örneğin ordudaki veba veya iki
liderin kavgası, Apollon'un öfkesi ve eylemi şeklinde anlatılır.
İnsan dışı tüm fenomenlerin metafor yoluyla bir dizi eyleme
dönüştürülmesi gerekir ve bunu başarmanın en yaygın yolu, onları özellikle göze
çarpan faillerin, yani tanrıların eylemleri ve kararları olarak temsil etmektir.
Sözlü gelenekteki bilgi, soyut mantıksal sistemler yerine
parataktik (birbiri arkasına eklenen "ve sonra" mantığıyla dizilen)
canlı görsel imgeler serisi olarak hatırlanır. Zamansız evrensel yargılar
("üçgenin iç açıları iki dik açıya eşittir") sözlü dilde ifade
edilemez.
Didaktik ve ansiklopedik bilgiler (örneğin denizcilik
talimatları, toplanma listeleri), anlatının belirli epizodik durumları içine
gizlenerek hatırlanabilir kılınmıştır. İlyada'daki Gemiler Kataloğu
bunun belirgin örneğidir.
2. Platonizmin Gerekliliği
Psike veya Bilenin Bilinenden Ayrılması
"Psyche" (Özerk Ruh/Öz-Bilinç)
MÖ 5. yüzyılın sonlarında Sokrates, Herakleitos ve
Demokritos ile birlikte Yunan zihninde psyche (düşünen, ahlaki kararlar
alan özerk ruh) ve benlik anlayışı keşfedilmiştir. İnsanın kendisini şiirsel
geleneğin hipnotik büyüsünden ayırması mümkün hale gelmiştir.
Platon Devlet diyalogunda, şiirsel mimesis'in
(özdeşleşme) öğrencinin kişiliğini böldüğünü ve rasyonel aklın özerkliğini
engellediğini savunur. Zihin, kendisini sürekli başkalarının eylemleriyle
özdeşleştirmek yerine, hesaplayıcı akıl vasıtasıyla kendi içsel düzenini ve
adaletini kurmalıdır.
Zihni şiirsel uykudan ve hipnotik trans halinden uyandırmak
için diyalektik soru-cevap yöntemi ("Ne demek istiyorsun? Bunu alternatif
sözcüklerle tekrar söyle") ve aritmetik/sayısal hesaplama eğitimi
geliştirilmiştir. Diyalektik soru, şiirsel formülün yarattığı hazzı bozarak
konuşmacıyı soyut ve hesaplamalı düşünmeye zorlar. Aritmetik ise duyusal
imgelerle özdeşleşmek yerine nesnel oranlar kurarak düşünen benliği bilinen
nesneden ayırır.
Diyalektik, bilinci rüya dilinden uyandıran ve onu soyut
düşünmeye teşvik eden bir silahtı.
Nesne Olarak Bilinenin Tanınması
Özerk kişilik ve kendini tanıma kavramı soyut bir keşif
olmayıp, Herakleitos'tan Platon'a kadar olan dönemde Yunan düşünürü için
kişisel ve samimi bir iç gözlem süreciydi.
Yunan halkının doğaya ve dış çevreye duyduğu derin saygı,
tam bir öznelcilik felsefesi geliştirmelerine engel olmuştur. Bu tutum plastik
sanatlarda da kendini göstermiş; sanatçı kendi dışındaki gerçeklikleri görüp
onları taklit etmeye çalışmıştır.
Düşüncede benliğin varlığı netleştikçe, benliği ben
olmayanla ilişkilendirme çabası doğmuştur.
Öznenin varlığı Yunan için nesnenin varlığının habercisi
olmuştur.
Platon Cumhuriyet’in 4. kitabında ruhtaki içsel
inancın adaletini öne sürerken, 7. Kitapta zihnin ustalaşması için kendi
dışında verilere ve bir düşünme nesnesine ihtiyaç duyduğunu kavrar. Adaletin
kalıpları insanın ötesinde, kozmosun yapısında mevcuttur.
Yunan eğitiminde kendini şiirle özdeşleştirmek eski bir
alışkanlıktı ve ezberleme, kabilenin geleneklerini, kamu ve özel hukukunu
korumanın temel aracıydı.
Şiirsel yapıdan ayrılmak zorunluydu; çünkü şiirsel metinler
kendini tanımlama mekanizmasını, büyünün büyüsünü, hipnotize eden ilacı
sağlıyordu.
Şiirin dili soğukkanlı ve sakin bir düşünceye uygun hale
getirilmelidir.
Ezber kültüründe hukuk sadece eylemler ve olaylar içinde
hafızada yaşayabiliyordu. Yasanın bilinebilmesi için anlatıdaki yer, zaman ve
durum eklerinden sıyrılması, "yasanın kendisinin" soyutlanması
gerekir.
Hikâyeden izole edilen nesneye Yunancada "kendinde
(şey)", Latince karşılığıyla kendisi için (Katha Auto) denir.
Platon'un metinleri adil bir eyleme değil "bizzat adaletin
kendisine", kahramanların yataklarına değil "yatak fikri üzerine
kendisi için" odaklanır.
Soyutlama eylemi, farklı anlatı bağlamlarına dağılmış benzer
örneklerin toplanması, ortak faktörlerin bulunması ve "çoğun" bir
"bir" haline getirilmesidir.
Şiirsel dil eylemlere ve zaman kipindeki fiillere (oluş)
dayanırken; soyutlanan ilke ve yasalar zamandan arınmış analitik ifadelere
("varlık" / "olan") dayanır.
Somut durumdan kopan soyut nesne renk, biçim ve duyusal
nüanslarını kaybederek "görünmeyen" bir nitelik kazanır.
İzole edilmiş özler, mantık ilişkisi içinde hiyerarşik bir
sistem ve bütünlüklü bir bilgi dünyası (noetos topos) oluştururlar.
Cumhuriyet 2. Kitapta Glaucon ve Adimantus,
Sokrates'ten adaleti sosyal prestij ve Ödüllerinden soyutlayarak "hem
kendisi hem de sonuçları açısından" ve "kendi adına"
(kendisi için) tanımlamasını isterler.
Musaeus, Orpheus, Homeros ve Hesiodos gibi şairlerin temsil
ettiği geleneksel ahlak eğitimi, erdemi kendisi için değil sadece getirdiği
unvan ve ödüller için övmüştür.
5. Kitapta siyasi gücün aydınlara verilmesi talebinin
ardından Platon bilme yetisini (gnosis / dianoia) tanımlar. Bu
yeti, uygulamalarından soyutlanmış güzel kendisi için, adil kendisi
için, çift ve yarı kendisi için gibi nesnelere yönelir.
Platon görünür dünya ile anlaşılır kavramsal dünyayı ayırır;
ruhun oluş dünyasından varlık dünyasına dönüştürülmesi gerektiğini vurgular.
Görüş Olarak Şiir
Yunan kültürünün sözlü olduğu dönemde şairin temel işlevi
toplumsal yasaları, gelenekleri ve teknolojiyi içeren kültürel birikimi (ethos)
tekrarlamak ve aktarmaktı. Eğitim, öğrencinin duyduğu şiirle psikolojik olarak
özdeşleşmesi üzerine kuruluydu.
Platonculuk, özerk düşünen bir "özne" ile tamamen
soyut olan bir "bilgi nesnesi" alanını doğrulamayı amaçlar. Bu
hedefler doğrudan şiirsel deneyimden kopma ihtiyacından doğmuştur.
Platon felsefi olmayan zihinsel durumu doksa (görüş)
olarak adlandırır. Görüş, dili mantıksız kullanan ve vizyonu fiziksel
dışsallıklara sabitlenmiş deneyim düzeyidir.
Şiirsel gelenek zamana bağlı bir anlatı sözdizimine (mythos)
dayanırken; felsefi bilgi zamansız analitik ifadelere (logos) dayanır.
7. Kitapta müzik eğitimi, bilimi aktarmayıp sadece uyum ve
ritim yoluyla alışkanlık kalıplarını eğittiği için reddedilir.
Müzik alışkanlık kalıplarını eğitir ve armoni ve ritmi
kullanarak uyumlu ve ritmik bir durum aktarır. Bilimi aktarmaz.
Şair, eyleme dahil olan insanları ve onların olaylar
karşısındaki anlık reflekslerini taklit eder (mimesis).
Şiirsel mimesis, Çizgi Benzetmesi'nin en alt bölümüne
denk gelir; nesnelerin sadece tek bir yönünü veya yüzeydeki renklerini yansıtan
aynadaki hayalet bir görünümdür. Platon şairin işlevini "bir erdem
hayaletinin taklidi" olarak özetler.
Duyusal ve şiirsel raporlar çelişkilidir (aynı nesne hem
büyük hem küçük görünebilir). Ruhtaki hesap ve ölçüm unsuru (phronesis)
çelişkileri düzeltirken, taklitçi şiir akıl yürütmeye yabancı duygusal parçaya
başvurur.
5. Kitapta görünümlere, seslere ve renklere hayran olan
görüş sevenler (philodoxoi) ile soyut nesneleri kucaklayan filozoflar (philosophoi)
birbirine zıt konuma yerleştirilir.
"Görenler" ve tiyatro müdavimleri, soyutlanmış
nesneyi reddeden ve deneyimleri çelişkilerle dolu olan halk kitlesini temsil
eder. Şiirsel performans sırasında kurulan büyüleyici bağ bir rüya durumuna
benzetilir.
7. Kitapta parmaklar örneği üzerinden, duyarlılığın (aisthesis)
çelişkili raporlar verdiği, aklın ise hesaplama yoluyla nesneleri ayırıp
"varlığa" ulaştığı açıklanır.
Doksa terimi, hem öznenin zihnindeki kişisel izlenimi
hem de dışarıya bıraktığı imajı kapsayarak özne ile nesnenin özdeşleşme
anındaki kaynaşmasını tanımlar.
Formlar Teorisinin Kökeni
Formlar Teorisinin asıl temeli, teknik bir felsefe
teriminden ziyade Yunan dilinde yinelenen "kendi başına kendisi" (kendisi
için) deyimidir.
Platonculuğun temel çağrısı, tekil örnekleri destansı anlatı
bağlamından çıkararak yalıtılmış zihinsel varlıklar ve soyut bir dil
kullanmaktır.
Platon'un metin boyunca soyutladığı unsurlar şunlardır:
Ahlaki değerler ve ilkeler (iyilik, adalet, kötülük,
haksızlık).
Matematiksel ve oransal kategoriler (tek, çift, bir, iki
kat, yarım).
Geometrik şekiller ve ilkeler (kare, köşegen, açılar).
Fiziksel nitelikler ve koordinatlar (büyüklük, küçüklük,
sert, yumuşak, ağır, hafif, hız, yavaşlık).
7. Kitapta aritmetikten harmoniğe kadar sıralanan bilimler
kapalı konular değildir; amaç zihni oluş dünyasından varlık dünyasına
sürüklemektir.
Astronomi dahi görünür gök cisimlerini değil, görünmez hız
ve hareketi yöneten zamansız yasaları incelemelidir.
Platon, soyutlamaları zihinsel bir yapı veya insan icadı
olarak göstermemek için "kavram" kelimesinden kaçınmıştır.
Ahlak ilkelerinin (adalet, iyilik) insan aklının esnek
icatları olmadığını, zihinden bağımsız, sabit ve otoriter bir varlığa sahip
olduğunu vurgulamak istemiştir. Bu nedenle formlar aklın yaratımı değildir.
Fiziksel çevreye dair akli kategorilerin de insanın keyfi
kolaylıkları olmayıp kozmik yapının kendisini temsil ettiğine inanılmıştır.
"Form" (eidos / idea) sözcüğünün
kökeni "bakmak" ve dış görünüşle ilgili olduğundan, soyut nesneleri
zihinde yeniden görselleştirme riski taşır.
İnsanların Formları "taklit ettiği" (mimesis)
fikri, Sokratik aktif araştırma çabasının yerine pasif bir alıcılığı riske
atabilir.
10. Kitaptaki ideal "Yatak" Formu örneği,
soyutlama çabasını minimuma indiren ve visual/geometrik kopyalamaya dayanan
kısıtlı bir retorik örnektir.
Görsel metaforlara aşırı dayanılması, Platon'un Timaeus
diyalogunda diyalektiğin yerini bir tür mistik ve görsel kozmoloji vizyonuna
bırakmasına yol açmıştır.
En Yüce Müzik Felsefedir
Yunan eğitimi (Paideia) üzerinde eski Homerosçu
şiirsel sanatçı ile yeni Platoncu entelektüel arasında tarihsel bir yarış
yaşanmıştır.
Cumhuriyet 10. Kitapta Platon bu mücadeleyi "Felsefe
ile şiir arasında çok eskilere dayanan bir çekişme olduğunu..."
sözleriyle aktarır.
Ksenophanes, Herakleitos, Parmenides, Empedokles,
Anaksagoras ve Demokritos gibi Sokrates öncesi düşünürler, halkın ve şairlerin doksa
zihniyetine saldırmışlardır.
Amaçları anlatı olaylarının yerine beden, uzay, madde,
hareket, oluş, varlık, bir ve çok gibi evrensel kategorileri koyan felsefi bir
sözdizimi ve kelime dağarcığı oluşturmaktı.
Philosophos (filozof) sözcüğü 5. yüzyılın sonlarında
görünmeye başlamış; Platon ile birlikte somut deneyimi soyut kategorilerle
yeniden düzenleyen "entelektüel" tipini tanımlamıştır.
Sophia sözcüğü önceleri zanaatkarın veya ozanın
teknik/iletişim becerisi (know-how) anlamına gelirken; zamanla soyut
düşünce ve konuşma becerisine evrilmiştir.
Sözlü kültür bilginin kafada tutulması için ritim, beden
refleksleri ve anlatı dizisine muhtaçtı. MÖ 8. yüzyılda alfabenin icadı
bilginin pasif olarak saklanmasını sağladı.
Hesiodos, Teogoni eserinde fiziksel çevreyi, İşler
ve Günler eserinde ahlaki çevreyi anlatı akışından soyutlayarak kataloglar
ve proto-kategoriler (örneğin iki tür Kavga ayrımı, insan tipleri) halinde
düzenleyen ilk büyük adımı atmıştır.
Sofistler ve Sokrates, soyutlama yöntemini çevre yerine
insan davranışlarına, siyasete ve etiğe uygulayarak Hak, İyi, Faydalı, Doğal ve
Gelenek gibi kavramları söylemin merkezine yerleştirmişlerdir.
Sokrates'in hapishanedeyken söylediği ve Savunma
metninde de yer alan bu ilke, geleneksel şiirsel eğitimin yerini ruhu
mükemmelleştiren soyut analizin alması gerektiğini vurgular. Sokrates
yurttaşlarına "Neden düşünmeye odaklanmıyorsunuz ve onu, gerçeği ve
düşüncenizi ruh mümkün olduğu kadar mükemmel hale getirmek için?" diye
seslenir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder