George
Thomson - İnsanın Özü -
Notlar
Mütercim: Celal Üster, 4. Basım, Payel Yayınları
Önsöz
Celal Üster
1903 yılında Londra’da doğan Thomson, 1926'da Cambridge
Üniversitesi'nden mezun olmuş, İrlanda dili üzerine incelemeler yapmıştır.
Galway, Cambridge ve Birmingham üniversitelerinde Eski Yunan
dili ve edebiyatı dersleri vermiştir.
1937–1970 yılları arasında Birmingham Üniversitesi'nde
öğretim üyeliği yapmış, Eski Yunan klasiklerini İngilizce ve İrlandacaya
çevirmiştir.
Aiskhylos ve Atina (1941): Tiyatro sanatının toplumsal
kökenlerini ve sanatsal gelişimi tarihsel maddecilikle inceler.
Tarihöncesi Ege (1949): Ege'nin eski uygarlıklarını, Tunç
Çağı'nı, ekonomik gelişme ve epik şiirin evrimi temelinde ele alır.
İlk Filozoflar (1955): Doğa felsefesini meta üretimi, para
dolaşımı ve köleciliğin gelişimiyle bağdaştırarak Yakındoğu ve Çin
felsefeleriyle karşılaştırır.
Üçlü Dizi (1971–1974): Devrimci Diyalektik Üzerine,
Kapitalizm ve Sonrası ve İnsanın Özü adlı eserleriyle Marksist teorinin güncel
ve teorik sorunlarına eğilir.
İnsanın Özü / Sanat ve bilimin ilkel toplumdaki büyüden
doğduğunu, çalışma süreciyle şekillendiğini ve toplumun gelişimiyle ayrıştığını
gösterir.
Eser, Birminghamlı işçilerden oluşan Clarion Şarkıcıları
korosuna adanmıştır. Thomson, geleceğin sanatının bu tür halk/işçi
topluluklarının içinden doğacağına inanır.
BİRİNCİ BÖLÜM: İNSAN VE DOĞA
Yaşam ve Bilinç
Maddecilik, zihni maddenin belirlediğini ve düşüncenin beyin
adlı maddi organizmanın bir işlevi olduğunu savunur.
"Düşünce olmadan madde var olabilir, ama madde olmadan
düşünce varolamaz." Madde sürekli bir devinim ve değişim içindedir;
diyalektik ise bu genel devinim ve gelişme yasalarının bilimidir.
İnsanı hayvanlardan ayıran temel nitelik, kendisi ile
çevresi arasındaki madde değiş-tokuşunu bilinçli denetimi altında
gerçekleştirmesidir.
Marx'ın belirttiği gibi: "Hayvan, kendi yaşam
etkinliğiyle dolaysızca özdeştir. Kendini yaşam etkinliğinden ayırt etmez...
İnsan ise, yaşam etkinliğinin kendisini isteminin ve bilincinin nesnesi
yapar."
İnsanın bilinci, birey ile doğal çevre arasındaki ilişkiden
öte, toplum ile çevre arasındaki ilişkinin toplumsal bir imgesidir; insan
bilincini belirleyen şey onun toplumsal varlığıdır.
Üretim ve Tüketim
İnsan, üretim çalışması sırasında çevresini bilinçli olarak
denetimi altına alır ve araç kullanarak varlığını sürdürecek şeyleri üretir. Böylece
insan dış dünyayı etkileyip değiştirirken, aynı zamanda kendi doğasını da
değiştirmiş olur.
İnsan üretimi ile hayvan faaliyeti arasındaki temel fark,
insanın kuracağı yapıyı ya da üreteceği nesneyi önce kafasında tasarlamasıdır.
Her çalışma süreci, emekçinin kafasında daha başından
varolan bir şeyin yaratılmasıyla sona erer.
Önceden tasarlanan bu imge, hem önceki üretim uygulamasından
gelen bilgiyi (nesnel/bilgisel yön - bilim) hem de tüketim uygulamasından gelen
isteği (öznel/duyumsal yön - sanat) kapsar.
Bölüşüm
Bölüşüm, üretim ile tüketim arasındaki bölünmenin zorunlu
kıldığı toplumsal bir eylemdir. İlkel toplumda üretim fazlası olmadığından
ortaklaşa üretilenler eşit paylaşılır. Üretim araçlarının gelişmesiyle ortaya
çıkan ürün fazlası işbölümünü doğurmuş, ürünlerin değişim için üretilmesiyle
meta ve pazar ilişkileri gelişmiştir. Bu süreç kafa emeği ile kol emeğinin
ayrılmasına ve egemen sınıfların doğuşuna yol açmıştır.
Metanın kullanım-değeri ile değişim-değeri arasındaki
çelişki soyut düşünme yetisini geliştirirken, üreticinin ürünü üzerindeki
denetimini yitirmesi "düzmece bilinçliliği", yani idealizm ve
metafiziği ortaya çıkarmıştır.
Bilim, insanın bilgisel deneyimlerini örgütleme biçimidir.
Sanat ise, insanın duyumsal deneyimlerini örgütleme biçimidir.
İKİNCİ BÖLÜM: MAYMUNDAN İNSANA GEÇİŞ
İnsan ve Yüksek Memeliler
İnsan, ağaçlarda yaşamaktan yerde dik yürümeye geçen yüksek
memelilerden farklılaşarak gelişmiştir. Dik duruş sayesinde eller serbest
kalmış, el ile beynin uyumlu gelişimi gerçekleşmiştir. İnsan, araç kullanarak
ve üreterek doğaya edilgin uymak yerine doğayı kendi gereksinmelerine uydurur.
Aracın yapılması, bir üretim aracı olarak kullanılmasından
daha önemli bir etkinliği zorunlu kılar. Çünkü aracın kullanılması belli bir
ürüne yönelik olmakla birlikte, aracın yapılması belli bir üretime yöneliktir.
İkinci İşaret Sistemi
Pavlov'un çalışmaları, canlılardaki doğuştan gelen
tepkilerin (koşulsuz tepke) yanında deneyimlerle kazanılan koşullu tepkilerin
bulunduğunu ve bunların "birinci işaret sistemini" oluşturduğunu
gösterir. İnsanda ise sözcüklerin ve dilin uyarım kaynağı olduğu "ikinci
işaret sistemi" gelişmiştir. "'Zil' sözcüğü zil sesinin yanı sıra
zilin biçimini ve işlevini de yansıtır... tek tek belirli zillerin somut
niteliklerinden soyutlanan ortak özelliklerin toplamını dile getirir." Bu
durum soyut düşünmenin ve Lenin'in yansıma kuramının fizyolojik temelidir.
İşbirliği
İnsan beyninin gelişimi uzun çocukluk dönemi ve toplumsal
bakıma bağımlılıkla şekillenmiştir. Hayvanlardaki bilinçsiz öykünmeden farklı
olarak çocuklarda ve ilk insanlarda bilinçli öykünme işbirliğine giden yolu
açmıştır. Araç kullanma, konuşma ve işbirliği yapma, insanı oluşturan tek bir
sürecin —üretim çalışmasının— ayrılmaz parçalarıdır.
Maymunlarda Konuşma ve Düşünme
Maymunlardaki sesler öfke, korku ve istek gibi edilgin
duyguları dile getiren ilkel işaretlerdir; nesnel bir kavram ya da konuşma
niteliği taşımazlar. Maymunların basit pratik sorunları çözmesi konuşmadan
bağımsız ilkel bir düşünmedir. İnsan öncesi çığlıklar ve jestler, ortaklaşa
emek süreci içinde düzenli bir bildirime dönüşmüştür. Engels'in belirttiği
gibi: "İlk önce, emek, ondan sonra ve sonra onunla birlikte,
konuşma..."
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: SÖZ VE TÜRKÜ
Tümce Yapısı
Sözlü konuşmanın organik birimi tümcedir. İki deyimli
("ot yeşildir", "koyun yer") ve üç deyimli ("koyun ot
yer") yalın tümce türleri mantıksal önermelere karşılık gelir.
İnsanın somut düşünceden soyut düşünceye geçişi konuşma
aracılığıyla gerçekleştiğine göre... konuşma sınıflamalarının kökenini çalışma
sürecinde aramak gerekir.
Çalışma Sürecinin Yapısı
Marx'a göre çalışma süreci üç temel etkene dayanır:
(1) insanın kipsel etkinliği, yani yapılan iş;
(2) işin nesnesi ve
(3) o işte kullanılan araç.
Araç nasıl emekçi ile işin nesnesi arasına girerek etkinliği
aktarırsa, konuşma da emekçilerin kendi aralarındaki çalışmayı uyum içinde
yürütmelerini sağlayan bir araç işlevi görür. Tümcenin özne, tümleç ve eylem
yapısı çalışma sürecinin bu üç unsurunu yansıtır.
Türkü Yapısı
Dilbilgisi ile müzik aynı kökten beslenir. Doğadaki sesleri
öykünen yansılama ikilemeleri (tak tuk, şakır şukur) ve heyamolalar, ritmik kol
emeğine yön veren iş türkülerinin temelidir.
İş türküsü iki bölümden oluşur: Değişmeden yinelenen nakarat
(heyamola) ve duruma göre doğaçtan söylenen dizeler. Zamanla çalışma sürecinden
kopan türkülerden ikili (A-B) ve üçlü müzik biçimleri ile dörtleme ve balad
gibi şiir yapıları türemiştir.
Dil tümcesinin çalışma sürecinin mantıksal bir biçimde
düzenlenen nesnel ya da bilgisel yönüne, müzik tümcesinin de çalışma sürecinin
ritimli bir biçimde düzenlenen öznel ya da duyumsal yönüne denk düştüğü
söylenebilir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: İLKEL BİLGİ
Algısal Bilgi ve Ussal Bilgi
Diyalektik maddeciliğe göre bilginin temeli toplumsal
kılgıdır. İnsanın bilgisi ilk başlarda şeylerin dış görünüşüyle sınırlı olan
"algısal bilgi" aşamasıdır. Toplumsal kılgı sürdükçe niteliksel bir
sıçramayla şeylerin özünü ve yasalarını kavrayan "ussal (mantıksal)
bilgi" aşamasına geçilir. İlkel düşünce, soyutlama gücünden yoksun olup
bütünüyle algısal ve somut düzeydedir.
Çağrışım Kümeleri
Çocuklardaki zihinsel gelişim ile ilkel insanın düşünüşü
arasında paralellik vardır. Çocuk düşüncesinde nesneler arasındaki ilişkiler
mantıksal olmaktan çok algısal ve işlevsel "çağrışım kümeleri"
biçiminde kurulur.
Dilbilgisi Sınıfları
Çeşitli dillerdeki eril/dişil/yansız cins sınıflamaları veya
Çincedeki somut sınıflayıcılar, kökenini ilkel zihnin oluşturduğu çağrışım
kümelerinden alır.
Cins sınıflamasının ilk başta bir çağrışım kümesi olduğu ve
bu çağrışım kümesinde de doğadaki olayların cins ayrımına dayanan gruplar
içinde bir araya getirilerek ilkel bilince göre bir düzene konulduğu sonucuna
varılabilir.
Totemcilik
Totemcilik, klan yapısının ve cinsel işbölümünün doğuşuyla
ortaya çıkan ilk toplumsal sınıflandırma biçimidir. Totemcilik, insan
toplumunun hayvan dünyasından ayrıldığı ilk aşamaya kadar uzanır. O aşamada
insan daha kendini gerek nesnel olarak, gerekse öznel olarak doğadan ayırmış
değildi.
İlkel Tapınma Töreni ve Mitos
İlkel tapınma töreni şimdilik kılgıdır, ama emekten bilinçli
olarak ayrılmış bir kılgı.
Yansılama dansları ve ilkel büyü, insanların gerçekleşmesini
istedikleri sonuçları düşsel olarak önceden yerine getirmeleridir. Dansçılar
ekinlerin büyümesini yansılayarak onları büyümeye zorlayacaklarına inanırlardı.
Bu törenlerden zamanla koral şiir, tiyatro, resim ve yontu sanatları doğmuştur.
Yaradılış Söylenceleri
Mitoslar, tapınma törenlerine eşlik eden sözlerden
gelişmiştir. "İlkel düşüncede, doğa dünyası toplumsal dünyanın bir
izdüşümüdür." Tribünün iki yarıma, klanlara ve yönlere bölünmesi, evrenin
ve doğa unsurlarının (gece/gündüz, gök/yer, dört öğe) yaratılış kurgularına
yansıtılmıştır.
BEŞİNCİ BÖLÜM: DOĞA FELSEFESİ
Kuram ve Kılgı
Bilgi süreci diyalektik bir döngüdür: Algısal bilgiden ussal
bilgiye geçilir, ardından kuram yeniden kılgıya dönerek sınanır ve
geliştirilir. Kuramsal bilginin gelişmesi toplumsal sınıfların ayrışmasıyla
mümkün olmuş, ancak egemen sınıflar kılgıdan koparak bilginin ilerlemesini
kısıtlama eğilimi göstermiştir.
Kafa Emeği ile Kol Emeği
Eski Yakın Doğu'da (Mısır, Mezopotamya) tekerlek, yelkenli,
yazı ve matematiğin bulunuşu kafa ve kol emeğinin ayrılmasıyla gerçekleşmiştir.
Yazı konuşmayı soyutlaştırıp dilbilgisini doğurmuş,
matematik ise düşünceyi niceliksel düzeyde genelleştirmiştir. Zamanla egemen
rahip ve kralların sınıf çıkarları kuram ile kılgıyı koparmış, bilimi dinsel
törenler ve mitoslarla dondurmuştur.
Yabancılaşma
Üreticilerin ürün fazlasını haraç olarak vermesiyle emeğin
yabancılaşması doğmuştur.
Emekçi hem yarattığı ürünü, hem de üretim etkinliğini...
başkalarına teslim ediyordu.
Kölelikte beden de yabancılaşır; ruh/beden karşıtlığı ve
gizemci dinler bu toplumsal bölünmenin yansımasıdır. Marx'ın belirttiği gibi: "Din,
ezilen yaratığın inleyişidir... Din, halkın afyonudur."
Maddecilik ve Diyalektik
Eski Yunan'da (Miletos okulu: Thales, Anaksimandros) tüccar
sınıfının gelişimiyle ilkel maddecilik ve kendiliğinden diyalektik doğmuştur.
Evren ortak kökenden gelen, sürekli devinim halindeki karşıtların çatışmasıyla
açıklanmıştır. Herakleitos bu anlayışı doruğa taşımıştır: "Her şey hem
kendisidir, hem de kendisi değildir, çünkü her şey akış halindedir, durmadan
değişmekte, durmadan oluşmakta ve yok olmaktadır."
İdealizm ve Metafizik
Pythagoras sayıları esas alarak idealizme giden yolu açmış,
Parmenides ise devinimi ve değişmeyi duyuların bir yanılsaması sayarak
metafizik düşünceyi başlatmıştır. Leukippos ve Demokritos atom kuramıyla
maddeciliği sürdürürken, Platon "İdealar Kuramı" ile felsefede
idealizmin kurucusu olmuştur. Aristoteles ise mantık ve doğa incelemeleriyle
bilimsel yöntemi geliştirmiştir.
ALTINCI BÖLÜM: BÜYÜDEN SANATA
Mitologya ve Sanat
Bütün mitologya, doğa güçlerini düşgücünün içinde ve düşgücü
yoluyla bağımlı kılar, denetler ve biçimlendirir.
Sınıflı toplumda mitoslar sanatın malzemesi haline
gelmiştir. Sanat dünyası, bilinçli bir aldatmaca dünyasıdır. Sanatçı, insanları
coşkusal bir kurtuluşa kavuşturarak gerçeklikle savaşmak için yeni bir güç
kazandırır.
Şiirsel Esinlenme
İlkel ozan, toplumsal işlevi bakımından rahip ve büyücüyle
bir tutulurdu. İlkel esinlenme, gizli derneklerin esrime törenlerinden ve
büyücülük loncalarından gezginci oyuncu topluluklarına ve tiyatroya
dönüşmüştür.
Şiir Dili
Şiir dilini oluşturan üç temel öğe vardır: Ritim, ezgi
(uyak, ses yinelemesi) ve eğretileme (istiare). Ritim ve ezgi çalışma
sürecinden doğmuştur.
Şair imgelerle düşünür. Eğretileme, kavramsal düşünceyi
imgelerle örterek güçlü bir duygusal etki yaratır.
Bilinçli Sanat
Sanatçı ilkel büyücünün manevi önderlik işlevini sürdürür.
Belinski'nin dediği gibi: "Toplum, şairin bir eğlendirici olmasını
istemiyor; toplumun ruhsal ve düşünsel yaşamının bir temsilcisi... olmasını
istiyor."
Sappho, Keats ve Mao Zedung'un şiirleri incelediğinde, en
gelişmiş şiirlerin bile ritim, ikili/üçlü yapı ve mitolojik imgelerle ilkel
büyünün izlerini taşıdığı görülür.
YEDİNCİ BÖLÜM: MODERN BİLİM VE FELSEFE
Modern Bilimin Başlangıcı
Rönesans ve Reformasyon dönemiyle modern doğa bilimi
doğmuştur. Francis Bacon modern deneysel bilimin kurucusudur: "İnsan,
Doğa'nın yardımcısı ve yorumlayıcısıdır... Bilim deneyseldir ve duyularla elde
edilen verilere akılcı bir yöntemin uygulanmasından başka bir şey
değildir." Bu dönemde kuram ve kılgı yeniden birleşmiştir.
Yeni Metafizik
17 ve 18. yüzyıl bilimi (Newton, Linnaeus), evreni organik
ve gelişen bir süreç olarak değil, durğan ve değişmez mekanik bir sistem olarak
ele alan metafizik anlayışa düşmüştür. "Metafizikçiye göre, şeyler ve
onların zihindeki yansımaları olan düşünceler, birbirinden kopuk... katı,
durağan, bir kerelik inceleme konularıdır." Bu durum pazar ve meta
ilişkilerinin yarattığı soyutlamaların (düzmece bilinçlilik) sonucudur.
Yeni Diyalektik
Kant evrimci varsayımlar öne sürmüş, Hegel ise diyalektik
mantığı (sav-karşısav-bireşim / yadsımanın yadsınması) sistemleştirmiştir.
Ancak Hegel idealist olduğu için diyalektiği zihnin devinimi olarak görmüştür.
Karl Marx, Hegel'in diyalektiğini idealist zincirlerinden
kurtararak diyalektik maddeciliği kurmuştur. Marx'ın belirttiği gibi:
"Bugüne kadar düşünürler dünyayı yalnızca yorumlamakla yetindiler. Oysa
asıl sorun, dünyayı değiştirmektir."
SEKİZİNCİ BÖLÜM: ÖZ VE BİÇİM
Bilimsel ve Sanatsal Yaratış
Bilim adamı, insanın doğayla olan nesnel ilişkilerinin dış
dünyasını değiştirmeyi amaçlar. Sanatçı ise, insanın öteki insanlarla olan
öznel ilişkilerinin iç dünyasını değiştirmeye çalışır.
Bilim niceliksel ve matematiksel soyutlamalara yönelirken,
sanat niteliksel verilere ve duygusal ifadelere dayanır.
İlkel Tapınma Töreni Yapısı
Sanat traditional tapınma yapılarından doğar. Sanatçı
geleneksel biçim ile yeni içerik arasında bir denge kurar. Öz ile biçim
arasındaki diyalektik bağı koparan sanatçı ya biçimciliğe ya da doğalcılığa
saplanır.
Aiskhylos
Atina demokrasisinde Aiskhylos, Dionysos tören yapısını
sürdürerek Oresteia üçlemesinde kan davası ve soylu ayrıcalığı
çatışmasının demokrasi ve hukuk düzeni içinde çözülüşünü (sav-karşısav-bireşim)
işlemiştir.
Senfoni ve Roman
Senfoni ve roman kentsoylu toplumunun iki karşıt ürünündür.
Senfoni çalgısal seslerle katıksız duygunun diyalektiğini (Beethoven) sunan
"soyut" ve kamusal bir sanatken; roman basılı sözcüklerle kişisel
yaşantıları aktaran "somut" ve bireysel bir sanattır.
Senfoni Biçimi
Klasik müzikteki sonat ve senfoni biçimi (Sergi - Gelişme -
Serginin Yinelenmesi), diyalektik üçlü yapıya (A-B-A) ve tonalite değişimlerine
dayanır.
Beethoven
Beethoven senfoniye Fransız Devrimi'nin ve kentsoylu
demokrasisinin devrimci ruhunu taşımıştır. Koral Senfoni (9. Senfoni)
evrensel kardeşliği ve halk yığınlarının tarihsel gücünü sanatsal olarak dile
getiren devrimci bir yapıttır.
DOKUZUNCU BÖLÜM: AYDINLAR VE EMEKÇİLER
Devrimci Aydınlar
"Her dönemde, egemen düşünceler egemen güçlerin
düşünceleridir." Ancak toplumsal bunalım dönemlerinde burjuva aydınlarının
bir kesimi kendi sınıfından koparak geleceği elinde tutan işçi sınıfının safına
geçer.
Anamalın Hizmetindeki Bilim
Kapitalizmde bilim kâr ve savaş hizmetine sokularak halktan
koparılır. Bilim insanları dar uzmanlık alanlarına sıkıştırılır. Bilimin
yeniden toplum yararına çalışması ancak emekle birleşmesiyle mümkündür.
Bir Meta Olarak Sanat
Kapitalizm sanata ve kafa emeğine düşmandır; sanatı piyasada
alınıp satılan bir meta haline getirir. "Sanat için sanat" anlayışı
da burjuva bireyciliğinin bir yansımasıdır. Sanatçı yaratıcı gücünü ancak
halkla bütünleşerek kazanabilir.
İdeolojik Yeniden Biçimlenme
Sosyalist dönüşüm sürecinde hem aydınların hem de
emekçilerin kendilerini ideolojik olarak yeniden kalıba dökmeleri gerekir.
Emekçiler, sınıf savaşımı ve doğaya karşı savaşım içinde,
bütün toplumu olduğu kadar kendilerini de yeniden biçimlendirir. Bu süreç
yönetsel baskılarla değil, demokratik inandırma ve tartışma yöntemiyle
yürütülmelidir.
Kentsoylu Ahlakı ve Kültürü
Sömürücü burjuva ahlakı reddedilirken burjuva kültürü ve
bilimsel birikimi miras alınır. Sanat yapıtları değerlendirilirken hem siyasal
hem de sanatsal ölçüt birleştirilmelidir: Bizim istediğimiz, siyasetle sanatın
birliği, öz ile biçimin birliği, devrimci siyasal öz ile olabildiğince yetkin
sanat biçiminin birliğidir.
Yanılsama ve Gerçeklik
Sanatçı kendi yanılsamasının toplumsal temelini
kavradığında, gerçeklikten kaçmak yerine toplumsal mücadeleye ışık tutar.
Toplumcu sanat ve edebiyat, gerçek yaşamdan çıkarılmış
çeşitli kişiler yaratmalı ve yığınların tarihi ilerletmelerine yardımcı
olmalıdır. Sonuçta kafa ile kol emeği, kuram ile kılgı arasındaki ayrım ortadan
kalkarak özgür insan toplumunda yeniden bütünleşecektir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder