15 Nisan 2022 Cuma

George Thomson - İnsanın Özü - Notlar

George Thomson - İnsanın Özü - Notlar

Mütercim: Celal Üster, 4. Basım, Payel Yayınları

 


Önsöz

Celal Üster

 

1903 yılında Londra’da doğan Thomson, 1926'da Cambridge Üniversitesi'nden mezun olmuş, İrlanda dili üzerine incelemeler yapmıştır.

 

Galway, Cambridge ve Birmingham üniversitelerinde Eski Yunan dili ve edebiyatı dersleri vermiştir.

 

1937–1970 yılları arasında Birmingham Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmış, Eski Yunan klasiklerini İngilizce ve İrlandacaya çevirmiştir.

 

Aiskhylos ve Atina (1941): Tiyatro sanatının toplumsal kökenlerini ve sanatsal gelişimi tarihsel maddecilikle inceler.

 

Tarihöncesi Ege (1949): Ege'nin eski uygarlıklarını, Tunç Çağı'nı, ekonomik gelişme ve epik şiirin evrimi temelinde ele alır.

 

İlk Filozoflar (1955): Doğa felsefesini meta üretimi, para dolaşımı ve köleciliğin gelişimiyle bağdaştırarak Yakındoğu ve Çin felsefeleriyle karşılaştırır.

 

Üçlü Dizi (1971–1974): Devrimci Diyalektik Üzerine, Kapitalizm ve Sonrası ve İnsanın Özü adlı eserleriyle Marksist teorinin güncel ve teorik sorunlarına eğilir.

 

İnsanın Özü / Sanat ve bilimin ilkel toplumdaki büyüden doğduğunu, çalışma süreciyle şekillendiğini ve toplumun gelişimiyle ayrıştığını gösterir.

Eser, Birminghamlı işçilerden oluşan Clarion Şarkıcıları korosuna adanmıştır. Thomson, geleceğin sanatının bu tür halk/işçi topluluklarının içinden doğacağına inanır.

 

BİRİNCİ BÖLÜM: İNSAN VE DOĞA

Yaşam ve Bilinç

Maddecilik, zihni maddenin belirlediğini ve düşüncenin beyin adlı maddi organizmanın bir işlevi olduğunu savunur.

"Düşünce olmadan madde var olabilir, ama madde olmadan düşünce varolamaz." Madde sürekli bir devinim ve değişim içindedir; diyalektik ise bu genel devinim ve gelişme yasalarının bilimidir.

İnsanı hayvanlardan ayıran temel nitelik, kendisi ile çevresi arasındaki madde değiş-tokuşunu bilinçli denetimi altında gerçekleştirmesidir.

Marx'ın belirttiği gibi: "Hayvan, kendi yaşam etkinliğiyle dolaysızca özdeştir. Kendini yaşam etkinliğinden ayırt etmez... İnsan ise, yaşam etkinliğinin kendisini isteminin ve bilincinin nesnesi yapar."

İnsanın bilinci, birey ile doğal çevre arasındaki ilişkiden öte, toplum ile çevre arasındaki ilişkinin toplumsal bir imgesidir; insan bilincini belirleyen şey onun toplumsal varlığıdır.

 

Üretim ve Tüketim

İnsan, üretim çalışması sırasında çevresini bilinçli olarak denetimi altına alır ve araç kullanarak varlığını sürdürecek şeyleri üretir. Böylece insan dış dünyayı etkileyip değiştirirken, aynı zamanda kendi doğasını da değiştirmiş olur.

İnsan üretimi ile hayvan faaliyeti arasındaki temel fark, insanın kuracağı yapıyı ya da üreteceği nesneyi önce kafasında tasarlamasıdır.

Her çalışma süreci, emekçinin kafasında daha başından varolan bir şeyin yaratılmasıyla sona erer.

Önceden tasarlanan bu imge, hem önceki üretim uygulamasından gelen bilgiyi (nesnel/bilgisel yön - bilim) hem de tüketim uygulamasından gelen isteği (öznel/duyumsal yön - sanat) kapsar.

 

Bölüşüm

Bölüşüm, üretim ile tüketim arasındaki bölünmenin zorunlu kıldığı toplumsal bir eylemdir. İlkel toplumda üretim fazlası olmadığından ortaklaşa üretilenler eşit paylaşılır. Üretim araçlarının gelişmesiyle ortaya çıkan ürün fazlası işbölümünü doğurmuş, ürünlerin değişim için üretilmesiyle meta ve pazar ilişkileri gelişmiştir. Bu süreç kafa emeği ile kol emeğinin ayrılmasına ve egemen sınıfların doğuşuna yol açmıştır.

Metanın kullanım-değeri ile değişim-değeri arasındaki çelişki soyut düşünme yetisini geliştirirken, üreticinin ürünü üzerindeki denetimini yitirmesi "düzmece bilinçliliği", yani idealizm ve metafiziği ortaya çıkarmıştır.

Bilim, insanın bilgisel deneyimlerini örgütleme biçimidir. Sanat ise, insanın duyumsal deneyimlerini örgütleme biçimidir.

 

İKİNCİ BÖLÜM: MAYMUNDAN İNSANA GEÇİŞ

İnsan ve Yüksek Memeliler

İnsan, ağaçlarda yaşamaktan yerde dik yürümeye geçen yüksek memelilerden farklılaşarak gelişmiştir. Dik duruş sayesinde eller serbest kalmış, el ile beynin uyumlu gelişimi gerçekleşmiştir. İnsan, araç kullanarak ve üreterek doğaya edilgin uymak yerine doğayı kendi gereksinmelerine uydurur.

Aracın yapılması, bir üretim aracı olarak kullanılmasından daha önemli bir etkinliği zorunlu kılar. Çünkü aracın kullanılması belli bir ürüne yönelik olmakla birlikte, aracın yapılması belli bir üretime yöneliktir.

 

İkinci İşaret Sistemi

Pavlov'un çalışmaları, canlılardaki doğuştan gelen tepkilerin (koşulsuz tepke) yanında deneyimlerle kazanılan koşullu tepkilerin bulunduğunu ve bunların "birinci işaret sistemini" oluşturduğunu gösterir. İnsanda ise sözcüklerin ve dilin uyarım kaynağı olduğu "ikinci işaret sistemi" gelişmiştir. "'Zil' sözcüğü zil sesinin yanı sıra zilin biçimini ve işlevini de yansıtır... tek tek belirli zillerin somut niteliklerinden soyutlanan ortak özelliklerin toplamını dile getirir." Bu durum soyut düşünmenin ve Lenin'in yansıma kuramının fizyolojik temelidir.

 

İşbirliği

İnsan beyninin gelişimi uzun çocukluk dönemi ve toplumsal bakıma bağımlılıkla şekillenmiştir. Hayvanlardaki bilinçsiz öykünmeden farklı olarak çocuklarda ve ilk insanlarda bilinçli öykünme işbirliğine giden yolu açmıştır. Araç kullanma, konuşma ve işbirliği yapma, insanı oluşturan tek bir sürecin —üretim çalışmasının— ayrılmaz parçalarıdır.

 

Maymunlarda Konuşma ve Düşünme

Maymunlardaki sesler öfke, korku ve istek gibi edilgin duyguları dile getiren ilkel işaretlerdir; nesnel bir kavram ya da konuşma niteliği taşımazlar. Maymunların basit pratik sorunları çözmesi konuşmadan bağımsız ilkel bir düşünmedir. İnsan öncesi çığlıklar ve jestler, ortaklaşa emek süreci içinde düzenli bir bildirime dönüşmüştür. Engels'in belirttiği gibi: "İlk önce, emek, ondan sonra ve sonra onunla birlikte, konuşma..."

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: SÖZ VE TÜRKÜ

Tümce Yapısı

Sözlü konuşmanın organik birimi tümcedir. İki deyimli ("ot yeşildir", "koyun yer") ve üç deyimli ("koyun ot yer") yalın tümce türleri mantıksal önermelere karşılık gelir.

İnsanın somut düşünceden soyut düşünceye geçişi konuşma aracılığıyla gerçekleştiğine göre... konuşma sınıflamalarının kökenini çalışma sürecinde aramak gerekir.

 

Çalışma Sürecinin Yapısı

Marx'a göre çalışma süreci üç temel etkene dayanır:

(1) insanın kipsel etkinliği, yani yapılan iş;

(2) işin nesnesi ve

(3) o işte kullanılan araç.

Araç nasıl emekçi ile işin nesnesi arasına girerek etkinliği aktarırsa, konuşma da emekçilerin kendi aralarındaki çalışmayı uyum içinde yürütmelerini sağlayan bir araç işlevi görür. Tümcenin özne, tümleç ve eylem yapısı çalışma sürecinin bu üç unsurunu yansıtır.

 

Türkü Yapısı

Dilbilgisi ile müzik aynı kökten beslenir. Doğadaki sesleri öykünen yansılama ikilemeleri (tak tuk, şakır şukur) ve heyamolalar, ritmik kol emeğine yön veren iş türkülerinin temelidir.

İş türküsü iki bölümden oluşur: Değişmeden yinelenen nakarat (heyamola) ve duruma göre doğaçtan söylenen dizeler. Zamanla çalışma sürecinden kopan türkülerden ikili (A-B) ve üçlü müzik biçimleri ile dörtleme ve balad gibi şiir yapıları türemiştir.

Dil tümcesinin çalışma sürecinin mantıksal bir biçimde düzenlenen nesnel ya da bilgisel yönüne, müzik tümcesinin de çalışma sürecinin ritimli bir biçimde düzenlenen öznel ya da duyumsal yönüne denk düştüğü söylenebilir.

 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: İLKEL BİLGİ

Algısal Bilgi ve Ussal Bilgi

Diyalektik maddeciliğe göre bilginin temeli toplumsal kılgıdır. İnsanın bilgisi ilk başlarda şeylerin dış görünüşüyle sınırlı olan "algısal bilgi" aşamasıdır. Toplumsal kılgı sürdükçe niteliksel bir sıçramayla şeylerin özünü ve yasalarını kavrayan "ussal (mantıksal) bilgi" aşamasına geçilir. İlkel düşünce, soyutlama gücünden yoksun olup bütünüyle algısal ve somut düzeydedir.

 

Çağrışım Kümeleri

Çocuklardaki zihinsel gelişim ile ilkel insanın düşünüşü arasında paralellik vardır. Çocuk düşüncesinde nesneler arasındaki ilişkiler mantıksal olmaktan çok algısal ve işlevsel "çağrışım kümeleri" biçiminde kurulur.

 

Dilbilgisi Sınıfları

Çeşitli dillerdeki eril/dişil/yansız cins sınıflamaları veya Çincedeki somut sınıflayıcılar, kökenini ilkel zihnin oluşturduğu çağrışım kümelerinden alır.

Cins sınıflamasının ilk başta bir çağrışım kümesi olduğu ve bu çağrışım kümesinde de doğadaki olayların cins ayrımına dayanan gruplar içinde bir araya getirilerek ilkel bilince göre bir düzene konulduğu sonucuna varılabilir.

 

Totemcilik

Totemcilik, klan yapısının ve cinsel işbölümünün doğuşuyla ortaya çıkan ilk toplumsal sınıflandırma biçimidir. Totemcilik, insan toplumunun hayvan dünyasından ayrıldığı ilk aşamaya kadar uzanır. O aşamada insan daha kendini gerek nesnel olarak, gerekse öznel olarak doğadan ayırmış değildi.

 

İlkel Tapınma Töreni ve Mitos

İlkel tapınma töreni şimdilik kılgıdır, ama emekten bilinçli olarak ayrılmış bir kılgı.

Yansılama dansları ve ilkel büyü, insanların gerçekleşmesini istedikleri sonuçları düşsel olarak önceden yerine getirmeleridir. Dansçılar ekinlerin büyümesini yansılayarak onları büyümeye zorlayacaklarına inanırlardı. Bu törenlerden zamanla koral şiir, tiyatro, resim ve yontu sanatları doğmuştur.

 

Yaradılış Söylenceleri

Mitoslar, tapınma törenlerine eşlik eden sözlerden gelişmiştir. "İlkel düşüncede, doğa dünyası toplumsal dünyanın bir izdüşümüdür." Tribünün iki yarıma, klanlara ve yönlere bölünmesi, evrenin ve doğa unsurlarının (gece/gündüz, gök/yer, dört öğe) yaratılış kurgularına yansıtılmıştır.

 

BEŞİNCİ BÖLÜM: DOĞA FELSEFESİ

Kuram ve Kılgı

Bilgi süreci diyalektik bir döngüdür: Algısal bilgiden ussal bilgiye geçilir, ardından kuram yeniden kılgıya dönerek sınanır ve geliştirilir. Kuramsal bilginin gelişmesi toplumsal sınıfların ayrışmasıyla mümkün olmuş, ancak egemen sınıflar kılgıdan koparak bilginin ilerlemesini kısıtlama eğilimi göstermiştir.

 

Kafa Emeği ile Kol Emeği

Eski Yakın Doğu'da (Mısır, Mezopotamya) tekerlek, yelkenli, yazı ve matematiğin bulunuşu kafa ve kol emeğinin ayrılmasıyla gerçekleşmiştir.

Yazı konuşmayı soyutlaştırıp dilbilgisini doğurmuş, matematik ise düşünceyi niceliksel düzeyde genelleştirmiştir. Zamanla egemen rahip ve kralların sınıf çıkarları kuram ile kılgıyı koparmış, bilimi dinsel törenler ve mitoslarla dondurmuştur.

 

Yabancılaşma

Üreticilerin ürün fazlasını haraç olarak vermesiyle emeğin yabancılaşması doğmuştur.

Emekçi hem yarattığı ürünü, hem de üretim etkinliğini... başkalarına teslim ediyordu.

Kölelikte beden de yabancılaşır; ruh/beden karşıtlığı ve gizemci dinler bu toplumsal bölünmenin yansımasıdır. Marx'ın belirttiği gibi: "Din, ezilen yaratığın inleyişidir... Din, halkın afyonudur."

 

Maddecilik ve Diyalektik

Eski Yunan'da (Miletos okulu: Thales, Anaksimandros) tüccar sınıfının gelişimiyle ilkel maddecilik ve kendiliğinden diyalektik doğmuştur. Evren ortak kökenden gelen, sürekli devinim halindeki karşıtların çatışmasıyla açıklanmıştır. Herakleitos bu anlayışı doruğa taşımıştır: "Her şey hem kendisidir, hem de kendisi değildir, çünkü her şey akış halindedir, durmadan değişmekte, durmadan oluşmakta ve yok olmaktadır."

 

İdealizm ve Metafizik

Pythagoras sayıları esas alarak idealizme giden yolu açmış, Parmenides ise devinimi ve değişmeyi duyuların bir yanılsaması sayarak metafizik düşünceyi başlatmıştır. Leukippos ve Demokritos atom kuramıyla maddeciliği sürdürürken, Platon "İdealar Kuramı" ile felsefede idealizmin kurucusu olmuştur. Aristoteles ise mantık ve doğa incelemeleriyle bilimsel yöntemi geliştirmiştir.

 

ALTINCI BÖLÜM: BÜYÜDEN SANATA

Mitologya ve Sanat

Bütün mitologya, doğa güçlerini düşgücünün içinde ve düşgücü yoluyla bağımlı kılar, denetler ve biçimlendirir.

Sınıflı toplumda mitoslar sanatın malzemesi haline gelmiştir. Sanat dünyası, bilinçli bir aldatmaca dünyasıdır. Sanatçı, insanları coşkusal bir kurtuluşa kavuşturarak gerçeklikle savaşmak için yeni bir güç kazandırır.

 

Şiirsel Esinlenme

İlkel ozan, toplumsal işlevi bakımından rahip ve büyücüyle bir tutulurdu. İlkel esinlenme, gizli derneklerin esrime törenlerinden ve büyücülük loncalarından gezginci oyuncu topluluklarına ve tiyatroya dönüşmüştür.

 

Şiir Dili

Şiir dilini oluşturan üç temel öğe vardır: Ritim, ezgi (uyak, ses yinelemesi) ve eğretileme (istiare). Ritim ve ezgi çalışma sürecinden doğmuştur.

Şair imgelerle düşünür. Eğretileme, kavramsal düşünceyi imgelerle örterek güçlü bir duygusal etki yaratır.

 

Bilinçli Sanat

Sanatçı ilkel büyücünün manevi önderlik işlevini sürdürür. Belinski'nin dediği gibi: "Toplum, şairin bir eğlendirici olmasını istemiyor; toplumun ruhsal ve düşünsel yaşamının bir temsilcisi... olmasını istiyor."

Sappho, Keats ve Mao Zedung'un şiirleri incelediğinde, en gelişmiş şiirlerin bile ritim, ikili/üçlü yapı ve mitolojik imgelerle ilkel büyünün izlerini taşıdığı görülür.

 

YEDİNCİ BÖLÜM: MODERN BİLİM VE FELSEFE

Modern Bilimin Başlangıcı

Rönesans ve Reformasyon dönemiyle modern doğa bilimi doğmuştur. Francis Bacon modern deneysel bilimin kurucusudur: "İnsan, Doğa'nın yardımcısı ve yorumlayıcısıdır... Bilim deneyseldir ve duyularla elde edilen verilere akılcı bir yöntemin uygulanmasından başka bir şey değildir." Bu dönemde kuram ve kılgı yeniden birleşmiştir.

 

Yeni Metafizik

17 ve 18. yüzyıl bilimi (Newton, Linnaeus), evreni organik ve gelişen bir süreç olarak değil, durğan ve değişmez mekanik bir sistem olarak ele alan metafizik anlayışa düşmüştür. "Metafizikçiye göre, şeyler ve onların zihindeki yansımaları olan düşünceler, birbirinden kopuk... katı, durağan, bir kerelik inceleme konularıdır." Bu durum pazar ve meta ilişkilerinin yarattığı soyutlamaların (düzmece bilinçlilik) sonucudur.

 

Yeni Diyalektik

Kant evrimci varsayımlar öne sürmüş, Hegel ise diyalektik mantığı (sav-karşısav-bireşim / yadsımanın yadsınması) sistemleştirmiştir. Ancak Hegel idealist olduğu için diyalektiği zihnin devinimi olarak görmüştür.

Karl Marx, Hegel'in diyalektiğini idealist zincirlerinden kurtararak diyalektik maddeciliği kurmuştur. Marx'ın belirttiği gibi: "Bugüne kadar düşünürler dünyayı yalnızca yorumlamakla yetindiler. Oysa asıl sorun, dünyayı değiştirmektir."

 

SEKİZİNCİ BÖLÜM: ÖZ VE BİÇİM

Bilimsel ve Sanatsal Yaratış

Bilim adamı, insanın doğayla olan nesnel ilişkilerinin dış dünyasını değiştirmeyi amaçlar. Sanatçı ise, insanın öteki insanlarla olan öznel ilişkilerinin iç dünyasını değiştirmeye çalışır.

Bilim niceliksel ve matematiksel soyutlamalara yönelirken, sanat niteliksel verilere ve duygusal ifadelere dayanır.

 

İlkel Tapınma Töreni Yapısı

Sanat traditional tapınma yapılarından doğar. Sanatçı geleneksel biçim ile yeni içerik arasında bir denge kurar. Öz ile biçim arasındaki diyalektik bağı koparan sanatçı ya biçimciliğe ya da doğalcılığa saplanır.

 

Aiskhylos

Atina demokrasisinde Aiskhylos, Dionysos tören yapısını sürdürerek Oresteia üçlemesinde kan davası ve soylu ayrıcalığı çatışmasının demokrasi ve hukuk düzeni içinde çözülüşünü (sav-karşısav-bireşim) işlemiştir.

 

Senfoni ve Roman

Senfoni ve roman kentsoylu toplumunun iki karşıt ürünündür. Senfoni çalgısal seslerle katıksız duygunun diyalektiğini (Beethoven) sunan "soyut" ve kamusal bir sanatken; roman basılı sözcüklerle kişisel yaşantıları aktaran "somut" ve bireysel bir sanattır.

 

Senfoni Biçimi

Klasik müzikteki sonat ve senfoni biçimi (Sergi - Gelişme - Serginin Yinelenmesi), diyalektik üçlü yapıya (A-B-A) ve tonalite değişimlerine dayanır.

 

Beethoven

Beethoven senfoniye Fransız Devrimi'nin ve kentsoylu demokrasisinin devrimci ruhunu taşımıştır. Koral Senfoni (9. Senfoni) evrensel kardeşliği ve halk yığınlarının tarihsel gücünü sanatsal olarak dile getiren devrimci bir yapıttır.

 

DOKUZUNCU BÖLÜM: AYDINLAR VE EMEKÇİLER

Devrimci Aydınlar

"Her dönemde, egemen düşünceler egemen güçlerin düşünceleridir." Ancak toplumsal bunalım dönemlerinde burjuva aydınlarının bir kesimi kendi sınıfından koparak geleceği elinde tutan işçi sınıfının safına geçer.

 

Anamalın Hizmetindeki Bilim

Kapitalizmde bilim kâr ve savaş hizmetine sokularak halktan koparılır. Bilim insanları dar uzmanlık alanlarına sıkıştırılır. Bilimin yeniden toplum yararına çalışması ancak emekle birleşmesiyle mümkündür.

 

Bir Meta Olarak Sanat

Kapitalizm sanata ve kafa emeğine düşmandır; sanatı piyasada alınıp satılan bir meta haline getirir. "Sanat için sanat" anlayışı da burjuva bireyciliğinin bir yansımasıdır. Sanatçı yaratıcı gücünü ancak halkla bütünleşerek kazanabilir.

 

İdeolojik Yeniden Biçimlenme

Sosyalist dönüşüm sürecinde hem aydınların hem de emekçilerin kendilerini ideolojik olarak yeniden kalıba dökmeleri gerekir.

Emekçiler, sınıf savaşımı ve doğaya karşı savaşım içinde, bütün toplumu olduğu kadar kendilerini de yeniden biçimlendirir. Bu süreç yönetsel baskılarla değil, demokratik inandırma ve tartışma yöntemiyle yürütülmelidir.

 

Kentsoylu Ahlakı ve Kültürü

Sömürücü burjuva ahlakı reddedilirken burjuva kültürü ve bilimsel birikimi miras alınır. Sanat yapıtları değerlendirilirken hem siyasal hem de sanatsal ölçüt birleştirilmelidir: Bizim istediğimiz, siyasetle sanatın birliği, öz ile biçimin birliği, devrimci siyasal öz ile olabildiğince yetkin sanat biçiminin birliğidir.

 

Yanılsama ve Gerçeklik

Sanatçı kendi yanılsamasının toplumsal temelini kavradığında, gerçeklikten kaçmak yerine toplumsal mücadeleye ışık tutar.

Toplumcu sanat ve edebiyat, gerçek yaşamdan çıkarılmış çeşitli kişiler yaratmalı ve yığınların tarihi ilerletmelerine yardımcı olmalıdır. Sonuçta kafa ile kol emeği, kuram ile kılgı arasındaki ayrım ortadan kalkarak özgür insan toplumunda yeniden bütünleşecektir.

…

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder