Linda
Nochlin, Georges Bataille, Pierre Bourdieu - Manet -
Sembolik Devrim - Notlar
Mütercim: Aslı Sümer - Ahu Antmen, İletişim Yayınları, 2023
Sunuş / Manet'nin Toplumsal Estetiği
Ali Artun
Manet, 19. yüzyılın ortalarında akademizme ve geleneksel
sanata karşı başlayan hareketin öncüsüdür. Georges Bataille onun modern resmi
başlattığını, Michel Foucault 20. yüzyıl sanatına yön veren derin kopuşu
gerçekleştirdiğini, Pierre Bourdieu ise bir "sembolik devrim"
başlattığını ifade eder.
Linda Nochlin, avangardizmin "ruhsal, toplumsal ve
ontolojik yabancılaşma kavramına" dayandığını ve Manet'nin tablolarının
kenarlarındaki figürleri keserek estetik fragmanlaşmayı kurduğunu savunur.
Bataille, Manet'nin resimdeki konuyu ve anlamı imha
ettiğini, Mallarmé ile dostluğunun da etkisiyle sanatı söylemden yalıttığını
vurgular.
Foucault'ya göre Manet, resmi üç boyutlu yanılsamadan
çıkarıp iki boyutlu maddi bir gerçekliğe dönüştürmüştür. T. J. Clark gibi
Marksist tarihçiler ise modernliğin miti olan "marjinalliği"
resimdeki "düzlük" (flatness) estetiğiyle ilişkilendirir.
Manet, resmi neyse o olarak gösteren kişidir.
Manet'nin Metropolü
Manet, gelişmekte olan kentin ve burjuvazinin ressamıdır;
Degas gibi eserlerini açık havadan ziyade atölyesinde modelleriyle çalışmış ve
empresyonistlerin toplu sergilerine katılmamıştır.
Resimlerinde burjuvazinin ve yeni zenginlerin bakışlarındaki
boşluğu ve beğenilerindeki bayağılığı (kitsch, chic, poncif) hicveder.
Manet'nin kentsel sosyolojiyi en keskin biçimde yansıttığı
eserleri fahişe tasvirleridir (Olympia, Folies-Bergère'de Bir Bar, Nana, Kırda
Öğle Yemeği, Opera'da Maskeli Balo).
Manet'nin gözünde fahişe, metropolleşmenin, modernleşmenin
hakikatinin temsilidir.
Fahişeler, Paris'in kentsel sınıflarının, kamusal mekân
işlevi gören "salonların" ve genelevlerin merkezindedir.
1865 Salonu'nda büyük skandal yaratan Olympia, Rönesans
ikonu Tiziano'nun Urbino Venüsü'nü yıkarak burjuvazinin asillik maskesini söker
ve etik/estetik değerleriyle alay eder.
Kırda Öğle Yemeği ise fraklı erkeklerle çıplak kadınları yan
yana koyarak burjuvazinin fahişe düşkünlüğü ve görmemişliğiyle dalga geçer.
Avangardın İcadı: Fransa, 1830-1880
Linda Nochlin
1848 Devrimi sonrasında sanat ile siyasi ilericilik arasında
doğrudan bağ kurulmuştur.
"Avangard" terimi ilk kez Saint-Simon tarafından
sanatçıları yeni toplumun elit önderleri olarak tanımlamak için kullanılmış,
Laverdant ise sanatın toplumun en ileri eğilimlerini dışavuran öncü misyonunu
vurgulamıştır.
Sanatsal ve siyasi ilericiliğin birlikteliğini ilk
somutlaştıran isim, "militan radikal realizmi" ve Ressamın Atölyesi
eseriyle Gustave Courbet'dir. Courbet'nin eseri, Papety'nin Fourierci ütopik
çizimleriyle karşılaştırıldığında, soyut ilkeleri çağdaş ve somut bir
gerçekliğe dönüştürür.
Ancak modern anlamda avangardizm Courbet ile değil Manet ile
başlar; çünkü modern avangard anlayışının merkezinde yabancılaşma yatar.
Orta sınıf kökenli Manet, Flaubert ve Baudelaire gibi içsel
ve dışsal bir yabancılaşma yaşamıştır. Manet'nin resimleri bir dandy gibi
hissiz ve mesafelidir; dönemin yıkıcı nüktedanlığı olan blague (kutsal
değerleri ayağa düşürme, alay) anlayışını anıtsal boyuta taşır (Kırda Öğle
Yemeği, Olympia).
Manet için sanatçının toplumla ilişkisi toplumsal olmaktan
ziyade fenomenolojiktir (Rochefort'un Kaçışı). Bu yabancılaşmanın doruk noktası
ise Folies-Bergère'de Bir Bar'dır.
Manet Üzerine
Georges Bataille
Manet'nin Zarafeti
Manet, kendinden önceki resim geleneğiyle bağını kopararak
modern dönemi başlatmıştır. Tabloları yerleşik sanat fikrinden bir kopuş
sergilemiş, Olympia kitlelerin karşısında kahkahalar attığı ilk şaheser
olmuştur.
Kahve hayatını Seven, şık ve flanör görünümünün ardında
gizli bir şiir ihtiyacı ve hırs taşıyan Manet, Baudelaire ve Mallarmé ile derin
dostluklar kurmuştur. Dışarıdan bakıldığında alaycı ve zarif olsa da
anlaşılamamanın ve sürekli eleştirilmenin getirdiği derin bir hüzün ve
buruklukla yaşamıştır.
Gayri Şahsi Bir Altüst Ediş
Manet, Tanrı ve kralların saraylarında biçimlenmiş eski
dünyanın çöküşünde ortaya çıkan dönüşümün gayrişahsi bir aracısıdır.
Romantiklerin aksine toplumu kasten tahrik etmek ya da isyan
etmek gibi bir amacı olmadığını, sadece kabul görmek istediğini belirtmiştir.
Baudelaire'in tüm insanlığı karşına alma tavrına uyacak kadar özgüvenli
değildir ve ikilemde kalmıştır. Baudelaire'in yönlendirmesiyle girdiği
"İspanyolizm" çizgisinden sonra, modern yaşamı ve gündelik
kıyafetleri resmetme arayışına girmiştir (Tuileries'de Müzik).
Konunun İmha Edilişi
Thomas Couture'ün atölyesindeki akademik eğitimi ve
modellerin belagatli/kahramanca pozlarını reddeden Manet, resmin söylem
işlevinden kurtulup özerkleşmesini, yani "resmin sessizliğini"
amaçlamıştır.
Eskiden didaktik ve dini abidelerin hizmetinde olan
anlatımcı dil yıkılmıştır. André Malraux'nun belirttiği gibi, Maximilien'in
İnfazı, Goya'nın 3 Mayıs tablosunun ifade ettiği anlamın çıkarılmış halidir.
Manet, ölüm veya kurban konusunu bir çiçek ya da balık resmedercesine
kayıtsızlıkla ve renk lekelerine indirgeyerek sunar. Resim dışındaki tüm
değerleri reddederek "yüce bir sessizlik mekânına" ulaşır.
Olympia Skandalı
1865 Salonu'nda sergilenen Olympia, izleyiciler ve
muhafazakâr eleştirmenler (Claretie, Saint-Victor, Gautier) arasında muazzam
bir infial ve dehşetli kahkahalara yol açmıştır.
Paul Valéry'nin ahlaki yorumlarının aksine Manet, Olympia'da
toplumsal bir sırrı veya fuhşu anlatmamış, konunun anlamını bütünüyle
silmiştir.
Tiziano'nun Urbino Venüsü'nü esas alarak ilahi Venüs
figürünü çıplak bir Paris modeline dönüştürmüş; mitolojik uzlaşımları ve
geçmişin belagatini yok etmiştir. Olympia, renklerin katıksız patlaması ve
nesnelliğiyle modern resmin doğuşunu simgeler.
Sır
Manet'nin üslubunun temelinde "azami kayıtsızlık"
ve izleyicinin beklentilerini sistematik olarak boşa çıkarma (déplacement)
ilkesi yatar.
Marcel Proust'un Elstir karakterinde çözümlediği gibi Manet;
karayı denize, denizi karaya benzeterek ve nesneler arasındaki alışılmış
sınırları kaldırarak anlam kaymaları yaratır (Folkestone Vapuru'nun Kalkışı, Plajda,
Balkon, Opera'da Maskeli Balo, Folies-Bergère'de Bir Bar).
Şüpheden, En Yüce Değere
Manet'nin fırça tekniği empresyonizmin renk çeşitliliğinden
ziyade donuk ve düz renklerin ("iskambil kâğıdı" yoğunluğu)
kullanıldığı bir katılığa sahiptir (Flüt Çalan Çocuk). Konuyu yok etmez, onu
katıksız resmin titreşiminde aşar.
Natürmortlarında insan figürü ile nesneleri (limon,
kuşkonmaz) aynı seviyeye getirir. Berthe Morisot ile tanışması onu açık havaya
ve canlı renklere yöneltmiş olsa da empresyonist gruba katılmamış, mesafeli
durmuştur.
Mallarmé'nin Portresi, şairin özü ile resmin arınmış
inceliğini buluşturarak Manet'nin zaferini tamamlar.
Anominin Kurumsallaşması
Pierre Bourdieu
Modern resmi anlamak için akademik kurumu ve onun uzlaşımsal
üslubunu incelemek şarttır.
Manet ve empresyonistlerin gerçekleştirdiği "sembolik
devrim", bugün dünyayı algılama ve değerlendirme kategorilerimizi
biçimlendirdiği için, o dönem yaratılan skandalı kavramak bugün şaşırtıcı
gelir. Bu devrim, sanatsal yaratımı temsil edilen nesneye değil, temsilin
kendisine yerleştiren özerk bir üretim alanının kurulmasını sağlamıştır.
Akademik Göz
Akademik sanat, Devrim sırasında David'le doğmuş ve devletin
düzen/meşruiyet arayışına yanıt veren eklektik bir "orta yol" kültürü
olarak gelişmiştir.
Sistem; Güzel Sanatlar Okulu (Ecole des Beaux-Arts),
atölyeler ve Roma Ödülü yarışmaları aracılığıyla öğrencileri kaskatı bir
uysallığa ve normalleşmeye tabi tutar.
Akademik ressamlar birer özgür sanatçı değil, unvan ve
payelerini devletin teminatından alan "üst düzey sanat memurları" ve
ustalardır.
Akademik üslup; teknik virtüözlük, rötuş ile çalışma
izlerini silme (tamamlanmışlık estetiği), çizgiye ve desene öncelik verme ile
edebi/tarihsel içeriğin okunurluğuna (ut pictura poesis) dayanır.
Manet'nin eserleri (Absent İçen Adam, Zola Portresi, Maximilien'in
İnfazı, Balkon); rötuşsuz/eskizimsi bulunması, ahlaki bir mesaj iletmemesi ve
konular arasındaki hiyerarşiyi sıfırlaması nedeniyle akademik gözün
beklentilerini boşa çıkarmış ve etik bir ihlal sayılmıştır.
Model: Nomos'tan, Anominin Kurumsallaşmasına
Akademik tekel, meşru görme ve bölme ilkesini (sanatsal nomos)
ve meşru üretici olma yetkisini (adlandırma/atama tekelini) elinde tutan
devletin sembolik şiddetine dayanır.
Akademi, Salon sergileri kabul jürisiyle piyasayı denetler
ve zümre saflarını korur. Ancak ressam sayısındaki morfolojik artış, sistemin
dışında "bohem" sanat çevresinin doğmasına yol açmıştır.
1863'te Reddedilenler Salonu'nun (Salon des refusés)
açılması ve devlet kararnameleriyle Akademik tekel kırılmıştır. Sanat evreni,
tek bir otoritenin nomos'una tabi olmaktan çıkarak anominin kurumsallaşmasına, yani meşruiyet tekeli için birden fazla rakip anlayışın mücadele ettiği özerk
bir alana, dönüşmüştür.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder