15 Ocak 2025 Çarşamba

Linda Nochlin, Georges Bataille, Pierre Bourdieu - Manet - Sembolik Devrim - Notlar

Linda Nochlin, Georges Bataille, Pierre Bourdieu - Manet - Sembolik Devrim - Notlar

Mütercim: Aslı Sümer - Ahu Antmen, İletişim Yayınları, 2023

 


Sunuş / Manet'nin Toplumsal Estetiği

Ali Artun

 

Manet, 19. yüzyılın ortalarında akademizme ve geleneksel sanata karşı başlayan hareketin öncüsüdür. Georges Bataille onun modern resmi başlattığını, Michel Foucault 20. yüzyıl sanatına yön veren derin kopuşu gerçekleştirdiğini, Pierre Bourdieu ise bir "sembolik devrim" başlattığını ifade eder.

 

Linda Nochlin, avangardizmin "ruhsal, toplumsal ve ontolojik yabancılaşma kavramına" dayandığını ve Manet'nin tablolarının kenarlarındaki figürleri keserek estetik fragmanlaşmayı kurduğunu savunur.

 

Bataille, Manet'nin resimdeki konuyu ve anlamı imha ettiğini, Mallarmé ile dostluğunun da etkisiyle sanatı söylemden yalıttığını vurgular.

Foucault'ya göre Manet, resmi üç boyutlu yanılsamadan çıkarıp iki boyutlu maddi bir gerçekliğe dönüştürmüştür. T. J. Clark gibi Marksist tarihçiler ise modernliğin miti olan "marjinalliği" resimdeki "düzlük" (flatness) estetiğiyle ilişkilendirir.

 

Manet, resmi neyse o olarak gösteren kişidir.

 

Manet'nin Metropolü

Manet, gelişmekte olan kentin ve burjuvazinin ressamıdır; Degas gibi eserlerini açık havadan ziyade atölyesinde modelleriyle çalışmış ve empresyonistlerin toplu sergilerine katılmamıştır.

 

Resimlerinde burjuvazinin ve yeni zenginlerin bakışlarındaki boşluğu ve beğenilerindeki bayağılığı (kitsch, chic, poncif) hicveder.

Manet'nin kentsel sosyolojiyi en keskin biçimde yansıttığı eserleri fahişe tasvirleridir (Olympia, Folies-Bergère'de Bir Bar, Nana, Kırda Öğle Yemeği, Opera'da Maskeli Balo).

Manet'nin gözünde fahişe, metropolleşmenin, modernleşmenin hakikatinin temsilidir.

Fahişeler, Paris'in kentsel sınıflarının, kamusal mekân işlevi gören "salonların" ve genelevlerin merkezindedir.

1865 Salonu'nda büyük skandal yaratan Olympia, Rönesans ikonu Tiziano'nun Urbino Venüsü'nü yıkarak burjuvazinin asillik maskesini söker ve etik/estetik değerleriyle alay eder.

Kırda Öğle Yemeği ise fraklı erkeklerle çıplak kadınları yan yana koyarak burjuvazinin fahişe düşkünlüğü ve görmemişliğiyle dalga geçer.

 

Avangardın İcadı: Fransa, 1830-1880

Linda Nochlin

 

1848 Devrimi sonrasında sanat ile siyasi ilericilik arasında doğrudan bağ kurulmuştur.

"Avangard" terimi ilk kez Saint-Simon tarafından sanatçıları yeni toplumun elit önderleri olarak tanımlamak için kullanılmış, Laverdant ise sanatın toplumun en ileri eğilimlerini dışavuran öncü misyonunu vurgulamıştır.

 

Sanatsal ve siyasi ilericiliğin birlikteliğini ilk somutlaştıran isim, "militan radikal realizmi" ve Ressamın Atölyesi eseriyle Gustave Courbet'dir. Courbet'nin eseri, Papety'nin Fourierci ütopik çizimleriyle karşılaştırıldığında, soyut ilkeleri çağdaş ve somut bir gerçekliğe dönüştürür.

Ancak modern anlamda avangardizm Courbet ile değil Manet ile başlar; çünkü modern avangard anlayışının merkezinde yabancılaşma yatar.

 

Orta sınıf kökenli Manet, Flaubert ve Baudelaire gibi içsel ve dışsal bir yabancılaşma yaşamıştır. Manet'nin resimleri bir dandy gibi hissiz ve mesafelidir; dönemin yıkıcı nüktedanlığı olan blague (kutsal değerleri ayağa düşürme, alay) anlayışını anıtsal boyuta taşır (Kırda Öğle Yemeği, Olympia).

Manet için sanatçının toplumla ilişkisi toplumsal olmaktan ziyade fenomenolojiktir (Rochefort'un Kaçışı). Bu yabancılaşmanın doruk noktası ise Folies-Bergère'de Bir Bar'dır.

 

Manet Üzerine

Georges Bataille

 

Manet'nin Zarafeti

Manet, kendinden önceki resim geleneğiyle bağını kopararak modern dönemi başlatmıştır. Tabloları yerleşik sanat fikrinden bir kopuş sergilemiş, Olympia kitlelerin karşısında kahkahalar attığı ilk şaheser olmuştur.

 

Kahve hayatını Seven, şık ve flanör görünümünün ardında gizli bir şiir ihtiyacı ve hırs taşıyan Manet, Baudelaire ve Mallarmé ile derin dostluklar kurmuştur. Dışarıdan bakıldığında alaycı ve zarif olsa da anlaşılamamanın ve sürekli eleştirilmenin getirdiği derin bir hüzün ve buruklukla yaşamıştır.

 

Gayri Şahsi Bir Altüst Ediş

Manet, Tanrı ve kralların saraylarında biçimlenmiş eski dünyanın çöküşünde ortaya çıkan dönüşümün gayrişahsi bir aracısıdır.

Romantiklerin aksine toplumu kasten tahrik etmek ya da isyan etmek gibi bir amacı olmadığını, sadece kabul görmek istediğini belirtmiştir. Baudelaire'in tüm insanlığı karşına alma tavrına uyacak kadar özgüvenli değildir ve ikilemde kalmıştır. Baudelaire'in yönlendirmesiyle girdiği "İspanyolizm" çizgisinden sonra, modern yaşamı ve gündelik kıyafetleri resmetme arayışına girmiştir (Tuileries'de Müzik).

 

Konunun İmha Edilişi

Thomas Couture'ün atölyesindeki akademik eğitimi ve modellerin belagatli/kahramanca pozlarını reddeden Manet, resmin söylem işlevinden kurtulup özerkleşmesini, yani "resmin sessizliğini" amaçlamıştır.

Eskiden didaktik ve dini abidelerin hizmetinde olan anlatımcı dil yıkılmıştır. André Malraux'nun belirttiği gibi, Maximilien'in İnfazı, Goya'nın 3 Mayıs tablosunun ifade ettiği anlamın çıkarılmış halidir. Manet, ölüm veya kurban konusunu bir çiçek ya da balık resmedercesine kayıtsızlıkla ve renk lekelerine indirgeyerek sunar. Resim dışındaki tüm değerleri reddederek "yüce bir sessizlik mekânına" ulaşır.

 

Olympia Skandalı

1865 Salonu'nda sergilenen Olympia, izleyiciler ve muhafazakâr eleştirmenler (Claretie, Saint-Victor, Gautier) arasında muazzam bir infial ve dehşetli kahkahalara yol açmıştır.

 

Paul Valéry'nin ahlaki yorumlarının aksine Manet, Olympia'da toplumsal bir sırrı veya fuhşu anlatmamış, konunun anlamını bütünüyle silmiştir.

Tiziano'nun Urbino Venüsü'nü esas alarak ilahi Venüs figürünü çıplak bir Paris modeline dönüştürmüş; mitolojik uzlaşımları ve geçmişin belagatini yok etmiştir. Olympia, renklerin katıksız patlaması ve nesnelliğiyle modern resmin doğuşunu simgeler.

 

Sır

Manet'nin üslubunun temelinde "azami kayıtsızlık" ve izleyicinin beklentilerini sistematik olarak boşa çıkarma (déplacement) ilkesi yatar.

Marcel Proust'un Elstir karakterinde çözümlediği gibi Manet; karayı denize, denizi karaya benzeterek ve nesneler arasındaki alışılmış sınırları kaldırarak anlam kaymaları yaratır (Folkestone Vapuru'nun Kalkışı, Plajda, Balkon, Opera'da Maskeli Balo, Folies-Bergère'de Bir Bar).

 

Şüpheden, En Yüce Değere

Manet'nin fırça tekniği empresyonizmin renk çeşitliliğinden ziyade donuk ve düz renklerin ("iskambil kâğıdı" yoğunluğu) kullanıldığı bir katılığa sahiptir (Flüt Çalan Çocuk). Konuyu yok etmez, onu katıksız resmin titreşiminde aşar.

 

Natürmortlarında insan figürü ile nesneleri (limon, kuşkonmaz) aynı seviyeye getirir. Berthe Morisot ile tanışması onu açık havaya ve canlı renklere yöneltmiş olsa da empresyonist gruba katılmamış, mesafeli durmuştur.

Mallarmé'nin Portresi, şairin özü ile resmin arınmış inceliğini buluşturarak Manet'nin zaferini tamamlar.

 

Anominin Kurumsallaşması

Pierre Bourdieu

Modern resmi anlamak için akademik kurumu ve onun uzlaşımsal üslubunu incelemek şarttır.

Manet ve empresyonistlerin gerçekleştirdiği "sembolik devrim", bugün dünyayı algılama ve değerlendirme kategorilerimizi biçimlendirdiği için, o dönem yaratılan skandalı kavramak bugün şaşırtıcı gelir. Bu devrim, sanatsal yaratımı temsil edilen nesneye değil, temsilin kendisine yerleştiren özerk bir üretim alanının kurulmasını sağlamıştır.

 

Akademik Göz

Akademik sanat, Devrim sırasında David'le doğmuş ve devletin düzen/meşruiyet arayışına yanıt veren eklektik bir "orta yol" kültürü olarak gelişmiştir.

Sistem; Güzel Sanatlar Okulu (Ecole des Beaux-Arts), atölyeler ve Roma Ödülü yarışmaları aracılığıyla öğrencileri kaskatı bir uysallığa ve normalleşmeye tabi tutar.

Akademik ressamlar birer özgür sanatçı değil, unvan ve payelerini devletin teminatından alan "üst düzey sanat memurları" ve ustalardır.

 

Akademik üslup; teknik virtüözlük, rötuş ile çalışma izlerini silme (tamamlanmışlık estetiği), çizgiye ve desene öncelik verme ile edebi/tarihsel içeriğin okunurluğuna (ut pictura poesis) dayanır.

Manet'nin eserleri (Absent İçen Adam, Zola Portresi, Maximilien'in İnfazı, Balkon); rötuşsuz/eskizimsi bulunması, ahlaki bir mesaj iletmemesi ve konular arasındaki hiyerarşiyi sıfırlaması nedeniyle akademik gözün beklentilerini boşa çıkarmış ve etik bir ihlal sayılmıştır.

 

Model: Nomos'tan, Anominin Kurumsallaşmasına

Akademik tekel, meşru görme ve bölme ilkesini (sanatsal nomos) ve meşru üretici olma yetkisini (adlandırma/atama tekelini) elinde tutan devletin sembolik şiddetine dayanır.

Akademi, Salon sergileri kabul jürisiyle piyasayı denetler ve zümre saflarını korur. Ancak ressam sayısındaki morfolojik artış, sistemin dışında "bohem" sanat çevresinin doğmasına yol açmıştır.

1863'te Reddedilenler Salonu'nun (Salon des refusés) açılması ve devlet kararnameleriyle Akademik tekel kırılmıştır. Sanat evreni, tek bir otoritenin nomos'una tabi olmaktan çıkarak anominin kurumsallaşmasına, yani meşruiyet tekeli için birden fazla rakip anlayışın mücadele ettiği özerk bir alana, dönüşmüştür.

…

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder