Doğan
Avcıoğlu - Türklerin Tarihi Cilt 5 -
Notlar
Tekin Yayınları, 1982
Anadolu Selçuklu Devletinin Kuruluşu
Anadolu'nun Türklerin Yurdu Oluşu
1071 Malazgirt Savaşı ile Bizans ordusunun yok olması, özerk
Türkmen gruplarına Anadolu'da yerleşme yolunu açar.
Türkmen grupları Ege kıyılarına kadar ulaşmışlardır. Selçuklu
sultanlarına karşı isyanlarda rol aldığı bilinen "Navekiyye" adı
verilen grup Selçukluya itaat etmek istemediği için Ege kıyılarına kadar gelir.
Kutalmışoğulları
Süleyman ve Mansur gibi Kutalmış'ın oğulları, başlangıçta
diğer askeri şeflerden farksız bir konumdayken zamanla öne çıkmışlardır.
Selçuklu Devleti, Bizans Desteği ile Kurulur
Anadolu Selçuklu Devleti'nin kuruluşu, Bizans'ın iç
karışıklıklarından ve taht kavgalarından faydalanılarak gerçekleşmiştir.
Türkmenler, Bizanslı generallerle ittifaklar kurarak kentlere yerleşmişlerdir.
İznik'in Türk başkenti oluşu 1080-1081 yıllarına dayanır.
Devletin sınırları henüz belirsizdir ve askeri gücü
sınırlıdır.
Büyük Selçuklular, Anadolu Türk Devletine Karşı Çıkarlar
Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah, Anadolu'da bağımsız bir
devlet kurulmasını hoş karşılamamış ve komutanlarını (Porsuk, Bozan) Türkmen
şeflerini cezalandırmak için göndermiştir.
Süleyman Şah ise Bizans desteğiyle Doğuya yönelmiş ve
Antakya'yı almıştır.
Çaka Bey
İzmir Beyliği'nin kurucusu Çaka Bey, Bizans'a tutsak düşmüş,
sarayda Rumca ve Yunan kültürünü öğrenecek kadar yükselmiş bir Türkmen beyidir.
İstanbul'dan kaçtıktan sonra İzmir, Urla ve Foça'yı almış;
Ege'de ilk Türk donanmasını kurarak Midilli ve Sakız adalarını ele geçirmiştir.
Çaka Bey’in amacı İstanbul'u alıp Roma (Basileus) tahtına
oturmaktır. Bunun için Peçenekler ve İznik Türkmenleriyle ittifak kurmuştur.
Çanakkale Boğazı'ndaki Abydos'u kuşattığı sırada, kendisini
rakip gören damadı İznik Sultanı I. Kılıç Arslan, Bizans İmparatoru Aleksios
ile anlaşıp Çaka Bey'i ortadan kaldırmıştır (1092/93).
Birinci Haçlı Seferi, Kılıç Arslan Malatya’yı kuşattığı
sırada İznik’e saldırır. Kılıç Arslan geri dönmüşse de İznik'in düşmesini
engelleyememiştir (1097). İznik düşünce başkent Konya'ya taşınmıştır.
Eskişehir (Dorylaion) ve sonrasındaki çatışmalarda Türkler,
şehirleri yakıp yıkarak ve kaynakları kurutarak Haçlı ordularını yıpratma
taktiği uygulamıştır.
Bizans İmparatoru Aleksios, Haçlıların gelişini fırsat bilip
İzmir, Sart, Alaşehir, Denizli ve Menderes Vadisi'ni Türkmenlerden geri almış;
Türkmen kitleleri Orta Anadolu platosuna (Frigya/Bozkır) çekilmek zorunda
kalmıştır.
Devletin zayıfladığı dönemlerde Türkmen akınları Bizans'a
karşı direnci sürdürmüştür. Sultanlar güçlü iken genellikle Bizans ile barış
aramayı... uygun bulurlar... Sultanlar güçlerini yitirip Türkmen üzerinde
denetim azalınca, Batıya Türkmen saldırıları çoğalır.
Kılıç Arslan ile Danişmend Gazi güçlerini birleştirerek
Niksar'daki Haçlı komutanı Bohemond'u kurtarmaya gelen Haçlı dalgalarını
Kızılırmak yakınlarında imha eder.
Danişmend Gazi
Selçuklular Güney yoluna (Suriye-Konya-İzmit) egemenken;
Sivas, Kayseri, Tokat ve Amasya çevresindeki Kuzey yolunu Danişmend Gazi elinde
tutmuştur.
1101'de Malatya'yı alan ve Bohemond'un fidyesini paylaşmak
istemeyen Danişmend Gazi ile Kılıç Arslan'ın arası açılmıştır. Kılıç Arslan,
Danişmend'e karşı Bizans ile ittifak yapmış ve 1103'te onu bozguna uğratmıştır.
Doğu'ya (Musul ve Doğu Anadolu) yönelen I. Kılıç Arslan,
Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar'ın komutanı Çavlı, Artukoğlu İlgazi ve
Halep Selçuklu Prensi Rıdvan'ın birleşik ordusuna yenilerek Habur Nehrinde
hayatını kaybetmiştir.
Kılıç Arslan'ın ölümüyle oğulları arasında taht kavgaları
çıktı.
Selçuklu Sultanları (Şahinşah ve Mesud) zayıfladıkça Bizans
ile barış yapmayı denemiş, ancak otoriteden bağımsız hareket eden uc/bozkır
Türkmenleri Ege, Marmara ve Göller Bölgesi'ne akınlar düzenlemeye devam
etmiştir.
Konya Sultanı I. Mesud, kayınpederi Danişmendoğlu Emir
Gazi'nin vesayeti/himayesi altına girdi. Bu dönemde Anadolu Selçuklu Devleti,
Konya çevresine sıkışmış küçük bir beylik konumuna düşerken, Anadolu'daki
siyasi liderlik ve ana güç Danişmendlilere geçmiştir.
Hıristiyan Türklerle Güçlenen Gürcü Devleti
1080'den itibaren Türkmenlerin Tiflis-Berdaa hattına
yerleşmesi üzerine Gürcü Kralı David (1089-1125), Büyük Selçuklu Sultanı
Melikşah'a haraç vererek ülkesini korumaya çalışmıştır.
1097 Haçlı Seferi sonrası haracı kesen Kral David,
Türkmenleri ezmek için Kuzey Kafkasya'dan 40 bin Kıpçak savaşçısını
(aileleriyle 220 bin kişi) ülkesine getirip yerleştirmiştir.
Büyük Selçuklu ve Doğu Anadolu beylerinin (İlgazi, Saltuk
vb.) düzenlediği sefer ağır bir yenilgiyle sonuçlanmış; Gürcü-Kıpçak güçleri
Tiflis, Ani, İspir, Pasinler ve Oltu'yu ele geçirip Erzurum'a kadar
dayanmıştır.
Prens Transferleri
Konya Sultanı Mes'ut, kardeşi Arap'ın isyanı üzerine Bizans
İmparatoru Yuannis'e sığınmış, ondan aldığı altın ve askerle tahtını
korumuştur.
Bizans İmparatoru'nun kardeşi İsak, tahtı ele geçirme
girişimi başarısız olunca önce Danişmendli Emir Gazi'ye, ardından Ermeni
Prensi'ne ve en sonunda Konya Sultanı Mes'ut'a sığınmıştır.
İsak'ın oğlu ise İslamiyet'i kabul edip Sultan Mes'ut'un
kızıyla evlenerek Selçuklu soyluları arasına katılmıştır.
Bizans İmparatoru'nun ordusuna karşı Beyşehir Gölü
adalarındaki Rum halkı, zamanla ticari ve insani yakınlık kurdukları
Türkmenlerin yanında yer almış; Bizans İmparatoru kendi tebaasını cezalandırmak
zorunda kalmıştır.
İkinci Haçlı Seferi
Haçlılara ve Bizans'a karşı kazandığı başarılar sayesinde
Emir Gazi, Bağdat Halifesi ve Büyük Selçuklu Sultanı Sancar tarafından
"Kuzey Bölgelerinin Meliki" ilan edilerek Anadolu'nun meşruiyeti
onaylanan ilk hükümdarı olmuştur.
Emir Gazi'nin ölümü sonrası Danişmendlilerin iç karışıklığa
düşmesini fırsat bilen Sultan Mes'ut, Ankara, Çankırı ve Yukarı Ceyhan'ı alarak
Anadolu Selçuklu Devleti'ni bölgeden en güçlü güç haline getir
1147-1148 / Alman İmparatoru Conrad'ın ordusu Eskişehir
yakınlarında Türkmen direnişiyle durduruldu.
Fransa Kralı Louis'nin ordusu da Denizli-Antalya hattında
Türkmen okçularının ve gıda sıkıntısının kurbanı oldu.
II. Kılıç Arslan Bizans Vasalı Olur
II. Kılıç Arslan; içte kardeşi Şahinşah ve Danişmendli
Yağıbasan ile, dışta ise Suriye Atabeyi Nurettin Zengi ve Bizans İmparatoru
Manuel ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalınca tahtını korumak için Bizans
İmparatoru Manuel ile ittifak yapmış ve bir nevi vasal durumuna düşmeyi kabul
etmiştir.
Nurettin Zengi, Kılıç Arslan'ı Bizans ile ittifak yaptığı
için "dinsizlikle" suçlamış ve üzerine yürümüştür.
Malazgirt'ten Önemli Türk Yengisi
Miryokefalon Savaşı (1176) / Anadolu'nun Kesin Olarak Türk
Yurdu Olması
İmparator Manuel, Türkleri Anadolu'dan tamamen atmak
amacıyla büyük bir ordu ve ağır lojistik yüklerle (5 bin araba) Konya üzerine
yürüdü.
II. Kılıç Arslan, suları kirletip ikmal hatlarını keserek
Bizans'ı yıpratmış; ardından orduyu Miryokefalon (Hayran Gölü - Kumdanlı
arasındaki sarp geçit) dar boğazına çekerek çembere aldı.
Bizans ordusu ağır bir imha yaşamıştır. Kılıç Arslan, yenik
İmparator ile haraç ve sınır kalelerinin (Sublaion ve Eskişehir) yıktırılması
karşılığında barış yapmıştır.
Malazgirt'ten 105 yıl sonra kazanılan bu zafer, Bizans'ın
Türkleri Anadolu'dan çıkarma umudunu tamamen bitirmiştir. Bizans savunmaya
çekilmiş, Anadolu resmen "Türkiye" olarak tanınmaya
başlanmıştır.
Denize Ulaşma Çabası
Zaferin ardından Türkmenler Menderes Vadisi, Aydın, Denizli,
Honas ve Antalya hattına yayılmıştır.
Bizans'taki taht karışıklıklarını ve iç savaşları
değerlendiren Selçuklular, Alaşehir bölgesinden Ege Denizi'ne ulaşmış;
Uluborlu, Kütahya ve Menderes çevresindeki birçok kale ve kenti (toplam 72
kale) kontrol altına almıştır.
Kürt-Türkmen Savaşları
Harizmşah-Oğuz savaşları nedeniyle Doğu Anadolu'ya büyük bir
Türkmen göçü yaşanmıştır.
Musul, Cizre, Diyarbakır, Ahlat ve Malatya hattında
Türkmenler ile Kürtler arasında şiddetli çatışmalar çıkmış; yollar kapanmış ve
bölge ağır bir kargaşaya sürüklenmiştir.
"Rüstem" adlı bir şefin önderliğindeki bu Türkmen
kitleleri Toroslar, Kilikya Ermeni Prensliği ve Antakya Haçlı Bölgesi'ne kadar
yayılmış; devleti ve komşu devletleri uzun süre meşgul etmiştir.
Selçuklu Devleti, Onbir Prensliğe Bölünüyor
II. Kılıç Arslan, ilerleyen yaşında (ve muhtemelen Türkmen
kargaşasını dizginlemek ile evlatları arasındaki taht kavgalarını önlemek
amacıyla) ülkeyi 10 oğlu, kardeşi ve yeğeni arasında 11 melikliğe/eyalete
bölmüştür:
Rükneddin Süleymanşah - Tokat ve çevresi
Gıyaseddin Keyhüsrev - Uluborlu bölgesi (Uç meliki)
Kudbeddin Melikşah - Sivas ve Aksaray
Nurettin Sultandşah – Kayseri
Mu'izeddin Kayserşah – Malatya
Muhiyeddin Mes'utşah - Ankara ve Çankırı
Mugiseddin Tuğrulşah – Elbistan
Nasrettin Berkyarukşah – Niksar
Arslansah – Niğde
Sancarşah (Oğul) - Konya Ereğlisi
Nizamettin Argunşah (Kardeş) - Amasya
Bölünme barış getirmemiş; tam aksine şehzadelerin
birbirleriyle ve dış güçlerle (Bizans, Eyyubiler) bağımsız ittifaklar kurarak
taht kavgasına girişmesine neden olmuştur.
III. Haçlı Seferi
1190 yılında Alman İmparatoru Frederik Barbarossa
("Kızılsakal") ordusuyla Anadolu'ya girmiştir. Uluborlu Meliki
Keyhüsrev, Ankara Meliki Mes'ut ve Sivas Meliki Kudbeddin Melikşah'a bağlı
Türkmenler Haçlı ordusuna geçitlerde yıpratma savaşları uygulamıştır.
Frederik Barbarossa Konya önlerine gelerek kenti yağmalamış Kudbeddin
Melikşah şehri koruyamamıştır. Yaşlı Sultan Kılıç Arslan rehineler vererek
Almanlarla barış yapmış ve ordunun Karaman üzerinden güneye geçmesini
sağlamıştır.
II. Kılıç Arslan'ın "Avarelik" Yılları
Yaşlı Kılıç Arslan, tahtı zorla ele geçiren Sivas Meliki
Kudbeddin Melikşah'ın elinden kaçarak diğer oğullarının (Kayseri, Malatya vb.)
yanına sığınmış, ancak gittiği hiçbir evladının yanında huzur bulamamıştır.
En sonunda Uluborlu Meliki Gıyaseddin Keyhüsrev ile anlaşan
yaşlı Sultan, onun desteğiyle Konya'yı yeniden ele geçirip Keyhüsrev'i veliaht
ilan etmiş; kısa süre sonra 77 yaşında (1192) hayatını kaybetmiştir.
Devletin Birliğinin Yeniden Kurulması
Gıyaseddin Keyhüsrev, devletin birliğini yeniden sağlamış ve
merkeziyetçi bir yönetim kurmuştur.
Selçuklular bu dönemde, ticareti canlandırmak için
kervansaraylar inşa etmiş ve liman kentlerini ele geçirmeye odaklanmışlardır.
Samsun ve Antalya (1207) fethedilerek devlet deniz
ticaretine açılmıştır.
Alaaddin Keykubat Dönemi
Keykavus'un ölümünden sonra büyük komutanlar (Beylerbeyi
Seyfettin Ayaba önderliğinde), uzun süredir hapiste tutulan kardeşi Alaeddin
Keykubat’ı sultan seçmiştir.
Sultan Keykubat, aşırı güçlenen ve devlete alternatif güç
haline gelen komutanların servetlerini eritmek için onları Konya ve Sivas
surlarını kendi keselerinden yaptırmaya zorlamıştır (140 komutan, 140 burç
yaptırmıştır).
Komutanların saraya silahlı girmesini yasaklamış; zamanı
geldiğinde bu nüfuzlu emirleri bertaraf ederek devlet otoritesini tamamen kendi
elinde toplamıştır.
1221’de Alaiye (Alanya) alınmış, sahibi Kyr Vart’a Akşehir
verilmiştir. Sultan, kışlık merkez yaptığı Alanya ve Sinop’ta tersaneler
kurarak ilk Selçuklu deniz gücünü oluşturmuştur. Antalya-Anamur-Silifke hattı
alınarak bölgeye Karamanlıların da dahil olduğu Türkmenler yerleştirilmiştir.
Kırım Seferi
1225 yılında Trabzon Rum Devleti'nin Karadeniz ticaretindeki
baskısını kırmak ve Kırım'daki Türk/Müslüman tüccarların güvenliğini sağlamak
amacıyla Kastamonu Uç Beyi Hüsameddin Çoban komutasındaki Selçuklu donanması
Kırım'a gönderilmiştir.
Suğdak limanı alınmış, buraya garnizon yerleştirilip cami
yaptırılmıştır.
Doğu Anadolu Politikası
Selçuklular Erzincan Mengücekoğulları (1228) ve Erzurum
Melikliği’ni merkezi devlete bağladı.
Moğollardan kaçarak Doğu Anadolu’ya gelen Celaleddin
Harizmşah’ın Ahlat’ı alıp Selçuklu aleyhine genişlemesi üzerine Keykubat,
Eyyubilerle birleşerek Yassıçimen Savaşı’nda Harizmşah’ı ağır bir yenilgiye
uğratmıştır.
Harizmşah devletinin yıkılması Selçukluları Moğollarla baş
başa bırakmıştır. Keykubat, Moğol Kağanı’nın vasallik teklifine hediyeler
göndererek zaman kazanmaya çalışmış ancak yanıtı yollayamadan 1237’de vefat
etmiştir.
Keykubat’ın veliaht tayin ettiği İzzeddin Kılıç Arslan
yerine, emiirlerin desteğiyle büyük oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev tahta
çıkarılmıştır (Keykubat'ın zehirlendiği iddiaları vardır).
Harizm komutanı Kayır-Han’ın hapsedilip ölmesi üzerine 12
bin kişilik Harizm birliği Selçuklu hizmetinden çıkıp Doğu ve Güneydoğu
Anadolu'yu yağmalamıştır.
Sarayda büyük güç kazanan Sadeddin Köpek, rakip emiirleri ve
şehzadeleri tasfiye etmiş; ancak başarısızlıkları ve aşırı güçlenmesi üzerine
1240 yılında II. Keyhüsrev tarafından bir saray tuzağıyla öldürtülmüştür.
Harizmlilerin yenilmesi ve Eyyubi bölünmelerinin
kullanılmasıyla Diyarbakır, Harran, Siverek, Ergani ve Çermik Selçuklu
topraklarına katılmıştır.
1240 yılı itibarıyla Anadolu Selçuklu Devleti tarihinin en
geniş sınırlarına ve gücüne ulaşmıştır. İznik Devleti, Kilikya Ermeni Krallığı,
Trabzon Rum Devleti ve Halep Eyyubi Melikliği Selçuklulara asker göndermekle
yükümlü vasallar haline gelmiştir.
Baba İshak Ayaklanması
İsyan, Malatya, Samsat (Sumeysat), Maraş ve Behisni
bölgesinde yaşayan Türkmenler arasında patlak vermiştir. Lideri olan Baba İshak
münzevi ve fakir yaşantısıyla halkı etkilemiş, kendisini peygamber ("Baba
Resul") ilan etmiştir.
Baba İshak; II. Gıyaseddin Keyhüsrev ve saray çevresini
lüks, işret ve adalet çizgisinden sapmakla suçlamıştır. Müritleri vasıtasıyla
Amasya, Tokat, Çorum, Sivas, Doğu Karahisar ve Urfa hattına kadar yayılmış;
halkı ellerindeki hayvanları satıp at ve silah almaya, mevcut yönetime karşı
cihad ilan etmeye çağırmıştır.
Türkmenler Kahta, Adıyaman ve Sivas’ı ele geçirmiş, Malatya
Subaşısı Muzafferiddin Alişir’i defalarca mağlup etmişlerdir. Sivas’taki
milisleri yenip Amasya’ya doğru ilerlemişlerdir.
Sultan Keyhüsrev endişelenip Beyşehir Gölü’ndeki bir adaya
çekilmiş, Amasya Subaşılığına atanan Hacı Armağanşah ise Amasya'ya varıp Baba
İshak’ı yakalayıp kale burcunda astırmıştır. Ancak müritleri onun öldüğüne
inanmayıp "göklere çıktığını ve melekleri yardıma getireceğini"
düşünerek saldırılarına devam etmiş ve Armağanşah’ı da öldürmüşlerdir.
Selçuklu ordusu, bünyesindeki Frank (Frenk) ve Gürcü paralı
askerlerin de desteğiyle Kırşehir Ovası’nda Babailerle karşılaşmış; ilk
saldırıyı Frank atlılarının püskürtmesiyle cesaretlenen ordu, Babai
kuvvetlerini ağır bir kırıma uğratarak isyanı bastırmıştır.
Babailiğin Dinsel ve Toplumsal Yapısı
Eski Türk Şamanizm inançları, Orta Asya dervişliği ve
Güneydoğu Anadolu’daki (Maniheizm, Pavlakiler, Yezidilik, İsmaililik/Bâtınilik)
inanç ögelerinin bir karışımı olarak görülür.
İsyanın ana gücü göçebe Türkmenlerdir. Moğol ve Harizm
kargaşasından kaçıp Anadolu’ya yığılan Türkmenler; otlak, geçim sıkıntısı ve
Selçuklu merkezî yönetiminin onları baskı altına alma politikaları nedeniyle
devlete karşı asi bir öge haline gelmiştir.
Moğollar Anadolu'ya Girer
Selçukluların Babai İsyanı ile uğraşmasını fırsat bilen
Moğol Noyanı Baycu, Erzurum’u ele geçirerek yağmalayıp tahrip eder.
II. Gıyaseddin Keyhüsrev vasallarından, komşularından
(İznik, Trabzon, Kilikya Ermenileri, Eyyubiler) ve paralı askerlerden kuvvet
toplamaya çalışmıştır.
Kösedağ Bozgunu (1243)
Sivas ile Suşehri arasındaki Kösedağ geçidini tutan 70-80
bin kişilik Selçuklu ordusu, sayıca az olan Moğol ordusu karşısında Baycu
Noyan'ın sahte ricat (turan) taktiğine kapılarak 1 saat içinde dağılmış ve
savaşı kaybetmiştir.
Zaferin ardından Moğollar; Sivas, Kayseri ve Erzincan’ı ele
geçirerek büyük yıkım, yağma ve katliam gerçekleştirmiştir.
Moğol Vasallığı
Vezir Müzehibüddin Ali ve Amasya Kadısı, Moğol komutanı
Baycu Noyan’a giderek Selçuklu Devleti’nin Moğol vasallığını ("il
olmayı") kabul etmişlerdir. Yılda 360 bin dirhem gümüş haraç ve hediye
verilmesi şartıyla barış sağlanmıştır.
Selçuklu vasali olan Trabzon Rum İmparatorluğu ve Kilikya
Ermeni Krallığı, Selçuklu denetiminden çıkarak doğrudan Moğol vasallığına
girmiştir.
2 - İslamlaşma ve Türkleşme Süreci
Anadolu Selçuklu Devleti, Büyük Selçukluların aksine,
halkının neredeyse tamamı Hristiyan olan bir bölgede kurulmuştur. Bu durum,
devletin İslam dünyasıyla bağlarını zayıflatmış ve onu "yabancı" bir
ülke gibi göstermiştir. Kaynak yetersizliği nedeniyle devletin ilk yüzyılı
hakkında bilgiler sınırlıdır ve dönemin tarihini anlamak için komşu devletlerin
(Bizans, Ermeni, Süryani vb.) kayıtlarına başvurulmaktadır.
Türkler, İlkin Küçük Bir Azınlıktır
Moğol istilasına kadar Anadolu'ya gelen Türkmen sayısı,
yerli nüfusa oranla oldukça azdır; tahminler 200-300 bin ile 1 milyon arasında
değişmektedir.
Türkmenler genellikle sınır bölgelerinde ve göçebe bir yaşam
sürerken, devlet İslam geleneğine uygun olarak kentlerde kurulmuştur.
Sivil Yöneticiler İran'dan Gelir
Selçuklu sultanları dinsel bağnazlıktan uzak oldukları için
yerli Hristiyanları yönetici olarak kullanmışlardır; ancak resmi işlemler
Arapça ve Farsça bilgi gerektirdiğinden, özellikle İran'dan "yönetici
sınıf" çekilmeye çalışılmıştır.
Bilinen ilk Selçuklu medresesi ancak 1193'te Kayseri'de
kurulmuştur.
Bu dönemde genellikle kiliseler camileştirilir ya da
kiliselerin bazı bölümleri cami olarak kullanılır.
Süryaniler
Süryaniler, Bizans'ın baskılarına karşı Selçukluları birer
kurtarıcı olarak görmüştür.
Sultanlar Süryanilere büyük hoşgörü göstermiştir.
İkinci Kılıç Arslan, Süryani Patriği Mihail ile dostluk
kurmuş ve onların İslam geleneğine aykırı biçimde, haç ve İncil elde, ilahiler
söyleyerek huzuruna gelmelerine izin vermiştir.
Ermeniler
Selçuklular Ermenilere de geniş dinsel özgürlükler tanımıştır.
Ermeni kilise ve manastırlarına yapılan vakıflar İslam vakıflarıyla eş statüde
tutulmuştur.
Serbestçe yortular kutlarlar, kalabalık kitleler sokaklarda
haçlarını mızrak gibi başlarının üzerine kaldırarak dolaşabilirler.
Selçuklu Devleti ve Rumlar
Rumların durumu diğer Hristiyanlardan farklıdır; ilk
akınlarda büyük göçler yaşanmış, İç Anadolu'da ıssız bölgeler ("no man's
land") oluşmuştur.
Selçuklu Devleti, tarımsal temele ihtiyaç duyduğu için kaçan
Rum köylüleri geri döndürmeye ve onları Türkmenlere karşı korumaya büyük önem
vermiştir.
Devlet, Türkmen'e Karşı Tarımcı Hıristiyan’ı Korur
Türkmenler göçebelik ve hayvancılıkta direnip tarımdan uzak
dururken, devlet gelirlerini artırmak için tarımla uğraşan Hristiyan köylüyü
korumuştur.
Dönemin gezginleri Türkmenlerden "ekmek yemez, şarap
içmez, hayvanların eti ile geçinirler" diye söz eder.
Hristiyan Çiftçi İskanı
Sultanlar, ıssızlaşan bölgeleri canlandırmak için fethedilen
yerlerdeki Hristiyan halkı zorla veya teşvikle kendi arazilerine
yerleştirmişlerdir.
Keyhüsrev, getirdiği Rumlara tohumluk dağıtmış ve beş yıl
vergi almamıştır.
Devletin Rum Yöneticileri
Rumlar, Selçuklu devlet mekanizmasında en yüksek mevkilere
getirilmiştir; Beylerbeyi Mavrozomes ve Yuannis Çelebi gibi isimler Hıristiyan
kalarak veya din değiştirerek devlet hizmetinde bulunmuşlardır.
Devşirme Rum Yöneticiler
Birçok önemli devlet adamı köle olarak yetiştirilmiş ve
İslamlaştırılmıştır.
Dar-ül-harp'ten tutsak ettikleri birçok köleleri büyük
makamlara, emirliğe çıkarır ve sancak sahibi ederlerdi. Bugüne kadar Rum'da
bulunan büyük beylerin çoğu, onların kölelerinin oğullarıdır.
Rum köle Karatay, ilk Mogol döneminde üç sultanın atabeyi
olur ve devletin en kudretli kişisi durumuna gelir.
Türk ve Rum Sarayları Arasında Dostluk
Selçuklu ve Bizans sarayları arasında evlilikler ve siyasi
sığınma yoluyla yakın ilişkiler kurulmuştur.
Sultanlar zor durumda kaldıklarında diğer İslam devletlerine
değil, İstanbul'a gitmeyi tercih etmişlerdir.
Bizans Kilisesi'ne Tanınan Aşırı Özgürlük
Selçuklu topraklarındaki Rum kiliseleri, İstanbul
Patrikliği'ne bağlılıklarını sürdürebilmişlerdir. Grek Kilisesi'ne tanınan
özgürlükler, diğer İslam ülkelerindeki sınırları aşmıştır.
Mevlana'nın cenazesine Hıristiyan, Yahudi, İslam her dinden
insanlar katılır.
Kentlerde kıyafet ve yaşam tarzı bakımından Müslümanlar ile
Hristiyanları ayırt etmek imkansız hale gelmiştir. Mevlana'nın yakın çevresinde
Rumca isimler ve unvanlar yaygındır.
İslam nüfusu, göçlerden ziyade Hristiyanların din
değiştirmesiyle artmıştır. Bu süreçte vakıfların sağladığı yardımlar ve
toplumsal statü kazanma arzusu etkili olmuştur.
İğdişler
Karışık evliliklerden doğanlara iğdiş denir ve bunlar ayrı
sınıf meydana getirmişlerdir. Türk ve Hristiyan evliliklerinden doğan
İğdişler, kentlerde tüccarlara eşit soylu bir zümre oluşturmuş ve kentin
asayişini sağlayan bir milis gücü meydana getirmişlerdir.
İslamlaşma, Türkleşme Değildir
Kentlerde İslamlaşma artarken, kültür ve dil bazında
Türkleşme aynı hızda olmamıştır; İran kültürü ve Farsça baskın kalmıştır.
İslam olan hıristiyanlar Türkçe değil, Farsça öğrenirler.
Moğol'dan önce Anadolu'da Türkçe bir yapıt gözükmez... Edebi
dil ve yapıtlar Farsçadır.
Moğollardan sonra Türkmen etkinliğinin artması, beyliklerin
kurulması ve kırsal alanlarda tekkeler kuran dervişlerin misyonerlik
çabalarının genişlemesiyle, köylerde hızlı bir İslamlaşma görülür.
Türkler ve Kürtler
Türkler ve Kürtler, XI. yüzyıldan itibaren siyasi ve askeri
alanlarda yoğun bir etkileşim içine girdiler.
Alparslan, Anadolu'nun Türkleşmesine yol açan Malazgirt
yengisini, Kürt askerinin önemli desteğiyle kazanır. Melikşah, amcası Kavurd'a
karşı tahtı, Kürt ve Arap bey ve savaşçılarının desteğiyle elde eder.
Selçuklu Sultanı Sancar, yeğeni Süleyman Şah için Kürdistan
adlı bir eyalet kurar.
Şerefname'ye göre pek çok Kürt hanedanı (Çemişgezek, Eğil,
Gelbaği) Türk soyundan gelmekte ya da Türklerle evlilikler yoluyla akrabalık
kurmaktadır.
Kürtşahları/yıllıkları karıştırılınca, Türk adlarının ve
lakaplarının büyük sayıda olduğu görülür.
Kürtlerin Kökeni
N.I. Marr: Kürtlerin kökenini Mezopotamya ve Kafkasya'nın
eski topluluklarına (Karduk, Haldi/Urartu, Güti) bağlar. Marr'a göre Kürtler
"yafetik" gruptandır; dilleri ise toplumsal evrim süreçleriyle
Hint-Avrupa karakteri kazanmıştır.
V. Minorsky: Kürtçenin kesin olarak Batı İran dillerinden
olduğunu belirtir. Kürtlerin, Urmiye Gölü çevresinden Bohtan'a göç eden ve Med
lehçeleri konuşan Kort (Kyrtioi) ile Manneen (Mardoi) kabilelerinin
karışımından oluştuğunu savunur.
Kürt toplumu tarih boyunca çevresindeki Araplar, Ermeniler,
Nasturiler ve Türkmenlerle karışmıştır.
Kürtlerin Türkleşmesi, Türklerin Kürtleşmesi
Özellikle Karakoyunlu ve Safevi dönemlerinde Türkmen ve Kürt
boyları arasında büyük bir kaynaşma yaşanmıştır.
Şah İsmail gibi Kürt kökenli olduğu iddia edilen liderlerin
Türkçeyi kullanması ve Anadolu Türkmenlerini etkilemesi bu sürecin bir
parçasıdır.
3 - Anadolu'nun Ekonomik Merkezi
XIII. yüzyılın başlarından itibaren Anadolu, ticaret ve
bayındırlık hareketlerinin hızlanmasıyla bir ekonomik merkez haline gelmiştir.
Bu gelişim, farklı kökenlerden gelen İslam bilginlerini ve
tüccarları Anadolu kentlerine çekerek devletin İslami temelini güçlendirmiştir.
Tarımsal Gelişme
Anadolu, bu dönemde zengin ve güçlü bir tarım tablosu
çizmektedir.
Konya ve tüm Anadolu'da bağ ve meyve bahçeleri yaygındır.
Aksaray'dan Konya'ya öküz arabalarıyla meyve ihraç
edilmektedir.
Ticaret ve Kervansaraylar
Selçuklu sultanları, uluslararası ticareti Anadolu'ya çekmek
için büyük çaba harcamışlardır. Sinop ve Antalya gibi limanların fethi bu
stratejinin bir parçasıdır.
Kervansaraylar, tüccarlara "güvenlik ve parasız
hizmetler" (yiyecek, yatak, sağlık vb.) sağlayarak ticareti teşvik
etmiştir. Kervansaraylar çevresinde zamanla yerel pazarlar ve ticaret
kasabaları gelişmiştir.
Anadolu'da Batılı Tüccarlar
Akdeniz ve Karadeniz ticaretine hakim olan İtalyanlara
(özellikle Venediklilere) kapitülasyon türü ticari ayrıcalıklar tanınmıştır.
Sultanlar, korsan saldırısına uğrayan tüccarların zararını
hazineden karşılayarak bir nevi "devlet sigortası" sistemi
kurmuşlardır. Bu durum, Batılı tüccarların Selçuklu ülkesine akmasına neden
olmuştur.
Selçuklu sultanlarının "tüketici bir ekonomiyi, üretici
bir ekonomiye yeğ" tutması, yerli sanayinin gelişmesini frenlemiştir.
Hammadde (örneğin şap madeni ve Ankara tiftiği) satıp mamul mal satın alma
üzerine kurulu olan bu sistem, Batı ile sömürge tipi ekonomik ilişkilere
yönelişin ilk belirtileridir.
Gelişen Sanayi ve Ahilik
Kentlerin büyümesiyle birlikte esnaf ve zanaatçılar güçlü
örgütler kurmuşlardır. İslam ve Bizans kent geleneğinde kent bir merkezken,
Selçuklu Anadolu'sunda bu örgütlenme "Ahi" adı verilen yapılarla
güçlenmiştir.
Özgür Esnaf Örgütleri
İbn Batuta'nın gözlemlerine göre, ahilik Anadolu'nun her
yerinde yaygındır. Ahi başkanları kendi zanaatçılarından seçilir ve
konukseverlikleriyle tanınırlar. Genç ahiler gündüz çalışıp kazandıklarını
şeflerine verirler; bu parayla "tekkenin giderleri karşılanır" ve
toplu yaşam sürdürülür.
Ahilerin Siyasal Gücü ve Yönetimi Alması
Merkezi yönetimin zayıfladığı Moğol baskısı döneminde
ahiler, kentlerde siyasal bir güç haline gelmişlerdir.
Birçok kentte, hükümdar bulunmadığı durumlarda ahiler
yönetimi üstlenmişlerdir.
Ahiliğin Kökeni ve Fütuvvet
Ahiliğin kökeni tartışmalı olmakla birlikte, Anadolu'da
XIII. yüzyılda Ahi Evren tarafından sistemleştirildiği kabul edilir.
Ahilik, İslam'ın "fityan" (yiyecek, spor ve
eğlence kulübü niteliğindeki gençlik örgütleri) geleneğiyle birleşmiştir.
Halife Nasır'ın saray fütuvveti de bu süreci etkilemiştir.
Anadolu Fütuvvetinin Özelliği
Anadolu fütuvvetinin en büyük özelliği, zanaatçılar arasında
yayılmasıdır.
Ancak bu yapı içinde sınıfsal farklar da vardır: Kurulu
düzenden yana "soylu ve zengin ahiler" ile şiddete ve kitle
hareketine yatkın "ahi kitlesi" arasında bir ikilik mevcuttur.
Ahilik ve Bektaşilik
Zamanla ahilikte dervişlik ve Şii eğilimler artmıştır.
Ahilik kurumu, Osmanlı döneminde merkeziyetçiliğin artmasıyla dervişlik
kurumuna, bektaşi tarikatına ve Osmanlı lonca örgütüne sığınır.
Hıristiyan Zanaatçının İslamlaşması
Ahilik, ekonomik örgütler üzerinden Hristiyan kent nüfusunun
İslamlaşmasında kritik bir rol oynamıştır.
Yerli Hristiyan zanaatçılar zamanla bu İslami çevre ve
derviş etkisiyle İslam'a geçmişlerdir.
4 - Türkiye Selçukluları, Büyük Selçuklulardan Ayrı Yol İzler
Konya Selçuklu Devleti, kurumlarını şekillendirirken yalnız
Doğu İslam geleneğinden değil, aynı zamanda Anadolu'nun yerel koşullarından ve
Bizans mirasından da yararlanmıştır.
Hıristiyanlık, sivil yönetim hizmetlerine girmek için bir
engel değildir. Selçuklu yönetiminde, 'noter' adıyla Rum katipler kullanılır.
XIII. yüzyıldaki yoğun İranlı bürokrat ithalinden önce yerli
Hristiyan kökenli aileler etkin rol oynamıştır: Ünlü Gavras ailesi, XII.
Yüzyılda uzun süre vezirliği elinde tutar.
Türkmen Askerinden Frank Askerine
Orduda Türkmen disiplinsizliğini aşmak için köle askerlerin
yanı sıra ücretli Hıristiyan Frank birlikleri artan ölçüde rol oynamaya
başlamıştır.
Baba İshak Ayaklanması'nın bastırılmasında, Erzurum'un
savunulmasında ve Kösedağ Savaşı'nda ücretli Hristiyan/Frank askerleri yer
almıştır.
İslam-Türk-Bizans Sentezi
Anadolu Türk sanatı ve kurumları bu üç geleneğin bir
sentezidir.
Mimaride Doğu'nun tuğla malzemesi yerini Anadolu'nun
"kesme taş" geleneğine bırakmış, cami şemalarında Hristiyan mimari
formlarından etkilenilmiştir.
Hıristiyan azizleri ile Türk azizleri karışır. Sarı Saltuk
St. Nicholas ile, Hızır İlyas St. George ile... birleştirilir.
Devlet, Askeri Kastın Elindedir
Anadolu Selçuklularında vezirlik makamı, Moğol öncesi
dönemde Büyük Selçuklulara kıyasla daha zayıftır. Bu durum, köle kökenli askeri
kastın ağırlığını artırmıştır.
Naip ve atabey gibi askeri kökenli figürler devletin en
önemli kişileri haline gelmiştir.
"Antifeodal" Merkeziyetçi Devlet
Büyük Selçuklularda eyalet yöneticileri özerk hanedanlar
kurabilirken, Anadolu Selçukluları "eyaletleri her an görevden alabileceği
subaşılar" eliyle yöneterek merkeziyetçi bir yapı kurmuşlardır.
Bu nedenle devlet, Büyük Selçuklu'nun aksine
"antifeodal" bir evrim göstermiştir.
Arazi Sistemi - Devlet Mülkiyeti
Merkeziyetçiliği güçlendiren en önemli unsur, toprakta
"devlet mülkiyetinin (miri)" genel kural olarak kabul edilmesidir.
Anadolu'daki arazinin büyük bölümü devlet mülkiyetindedir;
bu da toprak rejiminde klasik İslam modelinden bir ayrılmadır.
Selçuklular Anadolu'da fethettikleri Bizans topraklarında
mirî sistemi kurarken; önceden İslam hakimiyetinde olan Güneydoğu Anadolu'da
klasik İslam hukukuna göre şekillenmiş hukuki statüyü (özel/haraç arazisini)
korumuşlardır.
Toprakta Özel Mülkiyet
Kent yakınlarındaki tarla, bağ ve bahçeler tam mülkiyet
konusudur; satılabilir, devredilebilir veya vakfedilebilir.
Vakfiyelerde (örneğin Karatay ve Altun-aba vakfiyelerinde)
hem Müslüman hem de Hristiyan şahıslara ait özel mülkler sınır tanımı olarak
açıkça kayıt altına alınmıştır.
Askerî İkta Sistemi
Büyük Selçuklulardaki gibi özerkleşen ve hanedanlaşmaya yol
açan eyalet iktalarından kaçınılmıştır. Eyaletler "Subaşı" adı
verilen merkeze bağlı askerî valilerce yönetilmiştir.
İkta sahibi sipahi, toprağın mülkiyetine değil, sadece o
toprağı işleyen köylüden (reaya) devlet adına vergi toplama hakkına sahiptir.
Sipahinin hizmeti aksatması durumunda iktaı geri alınabilir.
Moğol istilasıyla birlikte bu miri arazi ve ikta sistemi çökmüş, yerini
beyliklere ve özel mülklere bırakmıştır.
5 - Moğol İşgalinde Anadolu
Moğollar, Anadolu’da Selçuklu ordusunu Kösedağ'da bozguna
uğratmalarına rağmen doğrudan bir fetih amacı gütmemiş, Konya Sultanlığı'nı
haraç ödeyen bir vasal devlet olarak tutmayı tercih etmişlerdir.
Bu süreçte Selçuklu vezirleri, Moğol Hanı'ndan aldıkları
özel yetki belgeleriyle (yarlık) sultandan daha kudretli hale gelmişlerdir.
Mali Sömürgeleşme
Moğolların Anadolu üzerindeki baskısı zamanla artmış ve
talep edilen yıllık haraç miktarı fahiş rakamlara ulaşmıştır. Selçuklu Devleti,
Moğollara sadece nakit para değil; koyun, sığır, at ve ipekli kumaş gibi ağır
vergiler de ödemek zorunda kalmıştır.
İşbirlikçi Vezirin Sonu
Vezir İsfahanlı Şemsettin’in Moğol desteğiyle kurduğu
diktatörlük, Moğol içindeki güç dengelerinin değişmesiyle sona ermiştir. Rakip
şehzadelerin Moğol Hanları tarafından desteklenmesi sonucunda vezir, çeşitli
işkencelerle öldürülmüştür.
Konya'da «İdari Reform» Denemesi
Vezirin ölümünden sonra Celaleddin Karatay, devletin en
güçlü kişisi olarak öne çıkmıştır. Karatay, üç Selçuklu şehzadesini (İzzeddin,
Rükneddin ve Alaaddin) ortaklaşa tahta çıkararak Moğol baskısını hafifletmeye
çalışmıştır.
Bu dönemde devlet harcamalarında tasarrufa gidilmeye
çalışılmış olsa da başarılı olunamamıştır.
«Feodalizm»e Yöneliş
Mali kriz ve Moğol talepleri, Selçuklu idaresini maaşları
hazineden ödemek yerine devlet görevlilerine eyaletlerin gelirlerini (ikta)
tahsis etmeye zorlamıştır. Bu durum merkeziyetçiliğin bozulmasına ve
feodalleşmeye yol açmıştır.
Bizans ve Moğol Yanlısı Sultanlar Savaşı
Selçuklu şehzadeleri arasında Moğol ve Bizans yanlısı
klikler oluşmuştur. İzzeddin Keykavus Bizans ile ittifak yaparken, kardeşi
Kılıç Arslan Moğol yanlısı bir politika izlemiştir.
Rum anadan doğma İzzeddin, Rum ve Bizans yanlısıdır...
Rükneddin Kılıç Arslan ise, Moğol yanlısıdır.
Moğol’a Karşı Son Bağımsızlık Denemesi
İzzeddin Keykavus, Moğol komutanı Baycu’ya karşı direnmiş
ancak Aksaray yakınlarında yapılan savaşı kaybetmiştir.
Bu yenilgiden sonra Moğollar Anadolu üzerindeki
kontrollerini daha da sıkılaştırmıştır.
Sultan Keykavus'un Direnişçi Türkmenleri
Baycu'nun çekilmesinden yararlanan Keykavus, halkı ve
Türkmenleri Moğollara karşı cihada çağırmış, ancak bu girişimler de Moğol
askeri gücü karşısında kırılmıştır.
Borçlandırma Yoluyla Sömürme
Moğollar, Selçuklu sultanlarına borç vererek yeni bir sömürü
kapısı açmıştır. Anadolu, Moğol hazinesine borçlandırılmış ve bu borçların
faizleri ülkeyi ekonomik olarak çökertmiştir.
Moğol Düyun-U Umumiye İdaresi
1262-1277 yılları arasındaki "Pervane Dönemi"nde,
Moğol borçlarının tahsili için özel bir mali idare kurulmuştur. Belirli
eyaletlerin gelirleri doğrudan Moğol temsilcilerine bırakılmıştır. Böylece bir
çeşit «Düyun-u Umumiye» yönetimi kurulmuş olur.
Türkmen'in İlk Beylik Denemeleri
Moğol baskısına en büyük tepki uç bölgelerindeki
Türkmenlerden gelmiştir. Karamanoğulları ve Denizli Türkmenleri Moğollara karşı
ayaklanarak bağımsızlık arayışına girmişlerdir.
Pervane Dönemi (1262-1277)
Muineddin Süleyman Pervane, Moğol desteğiyle Anadolu'nun tek
hakimi olmuş, rakiplerini tasfiye ederek kendi diktatörlüğünü kurmuştur.
Pervane, Mısır Memlükleri ile gizli ittifaklar kurarak
Moğollardan kurtulmaya çalışmış ancak bu ikili oyunu hayatına mal olmuştur.
Anadolu, Memlük ve İlhanlı devletlerinin rekabet alanı
haline gelmiştir.
Erzincan'da Ermeni Yönetimi
Bölgedeki Hristiyan azınlıklar ve din adamları Moğol
desteğiyle idari yetkiler kazanmıştır.
Moğol’a Karşı Devlet Ayaklanması
Anadolu’daki Selçuklu ileri gelenleri Memlük Sultanı
Baybars’ı Anadolu’ya davet etmiş, ancak Moğollar bu ayaklanmayı sert bir
şekilde bastırarak liderleri idam etmiştir.
Pervane Döneminin Sonu
Baybars'ın 1277'deki Anadolu seferi ve Elbistan zaferi
sonrası, Moğollar ihanetle suçladıkları Pervane'yi öldürmüştür.
Konya'da Türkmen Devleti
Karamanoğlu Mehmet Bey, Konya’yı ele geçirerek Siyavuş’u
(Cimri) tahta oturtmuş ve meşhur dil fermanını yayınlamıştır.
Ancak bu Türkmen devleti Moğol orduları tarafından kısa
sürede dağıtılmıştır.
Doğrudan Moğol Yönetimi
Pervane’den sonra Moğollar Anadolu’yu doğrudan bir vali ve
yüksek vergi memurları aracılığıyla yönetmeye başlamışlardır.
Gölge Sultanlar
Selçuklu sultanları artık sadece Moğolların atadığı silik
figürlerdir.
Mülk Sahiplerinin Moğol’a Direnişi
Ağır vergiler ve toprakların mülkiyetine yapılan
müdahaleler, yerli halkın ve eşrafın direnişine yol açmıştır.
Orta Doğu'da İlk Kağıt Para Denemesi
İlhanlı Hanı Geyhatu'nun ekonomik krizi aşmak için
bastırdığı "Çav" adlı kağıt paralar piyasada karşılık bulmamış ve
büyük bir ekonomik kaosa neden olmuştur.
Moğol’a Karşı Tek Güç, Türkmen'dir
Moğol otoritesi zayıfladıkça, bağımsızlıklarını kazanan
Türkmen beylikleri Anadolu'nun asıl gücü haline gelmişlerdir.
Vatanı Anadolu Olan Moğol Tümenleri
Anadolu'ya gelen Moğol askeri birlikleri, zamanla
aileleriyle birlikte buraya yerleşmiş ve yerel kabilelere karışmışlardır.
Baltu ve Sülemiş Ayaklanmaları
İlhanlı yönetimine isyan eden Moğol komutanları (Baltu ve
Sülemiş), Türkmenlerle ittifak kurarak Anadolu'da bağımsız bir düzen kurmaya
çalışmışlar ancak başarısız olmuşlardır.
Anadolu'nun Yeni Sultanı Timurtaş
Moğol komutanı Çoban'ın oğlu Timurtaş, Anadolu Genel Valisi
olarak gelmiş ve kendisini bağımsız bir hükümdar ve "Mehdi" ilan
etmiştir.
Türkmen beyliklerini sert bir şekilde baskı altına alan
Timurtaş, babasının Moğolistan'da gözden düşmesiyle Mısır'a kaçmış ancak orada
öldürülmüştür.
Anadolu'da Moğol Egemenliğinin Sonu
Timurtaş'tan sonra Moğol otoritesi hızla çözülmüş, İlhanlı
İmparatorluğu'ndaki taht kavgaları Anadolu'nun tamamen bağımsız beyliklere
bölünmesine yol açmıştır.
Doğu Anadolu'da Türkmen Egemenliği
Moğol hakimiyetinin sona ermesiyle Doğu Anadolu’da Akkoyunlu
ve Karakoyunlu gibi büyük Türkmen federasyonları ortaya çıkmıştır.
6 - Anadolu Feodalitesi
Transit Ticaretin Dünü ve Bugünü
Anadolu Selçuklu Devleti Moğol baskısıyla gerileme dönemine
girdi, ancak Moğollar sanılanın aksine ticaret ve kent yaşamını geliştirmeye
yönelik politikalar izledi.
Moğollar ticareti geliştirmek için tüccarlara
"ortak" adı verilen ayrıcalıklı bir statü tanıdı ve onları devlet
sermayesiyle destekledi.
Transit ticaret Anadolu'nun üretim güçlerini geliştirmekten
ziyade sadece geçiş yolları üzerinde kısıtlı bir canlılık yarattı.
Tarımda Özel Mülkiyet
Moğol baskısı ve göçebe akınları tarımı geriletmiş olsa da,
Gazan Han ve Vezir Reşideddin gibi yöneticiler tarımı canlandırmak için özel
mülkiyeti teşvik ettiler.
Moğol dönemi Anadolu'da özel mülklerin büyük ölçüde
çoğalmasına ve Batı feodalitesini anımsatan yüzlerce küçük beyliklerin meydana
çıkmasına yol açmıştır.
Askeri İktadan Özel Mülklere
Selçuklu dönemindeki askeri iktalar Moğol yönetimi altında
özel mülklere dönüştü, devlet arazileri kişilere satıldı.
Tarımda özel mülkiyetin artması köylünün statüsünü
değiştirmiş, devlet topraklarındaki vergi mükellefiyetinden mülk sahibine
bağımlı "ortakçılık" sistemine geçilmiştir.
Bu durum köylü bağımlılığını artırmış, köle emeği kullanımı
yaygınlaşmıştır.
Feodal Senyörlükler
Moğol hanlarının verdiği "tahranlık" (vergi
bağışıklığı) ve "soyurgal" (mülkiyet bağışı) belgeleriyle Anadolu'da
senyörlükler oluştu.
Bu sistemde köylü toprağa bağlanmış ve serfleşme eğilimi
güçlenmiştir.
Soyurgal sistemi Batı'daki feodal mülkiyetle benzer.
Moğol döneminde İran'da köylülerle köleler arasında çok kez
hiçbir ayırım gözetilmemiştir.
Feodalleşme eğilimi Selçuklu'nun merkezi olan Orta
Anadolu'da da Pervaneoğulları ve Eretna gibi örneklerle gelişti.
Bölgesel büyük beyliklerin altında, kale sahibi birçok küçük
sülalenin ve vasal beylerin (Canik beyleri gibi) bulunduğu bir hiyerarşi
oluştu.
Anadolu beylerinin, Batı'daki "vassus"lara benzer
"nöker" adı verilen sadık savaşçıları vardı; bu kişiler askeri hizmet
karşılığında mülk sahibi kılındı.
Anadolu Feodal İdi, Ama...
Anadolu'da Batı tipi bir feodal evrim gözlenir fakat göçebe
aşiretlerin kentler ve tarım üzerinde egemenliği, üretim güçlerini geriletti.
7 - Doğu Anadolu'nun Osmanlı'dan Ayrı Gelişme Çizgisi
Eretna Devleti
Eretna Devleti, eski Moğol valisi Uygur Türkü Eretna
tarafından kuruldu. Eretna, Selçuklu mirasını diplomasi ve denge
politikalarıyla ayakta tutmaya çalışmıştır. Ancak 1352'de Eretna Bey’in ölümünden
sonra devlet, güçlü feodal beylerin ve aşiretlerin oyuncağı haline geldi. Bu
dönemde Anadolu'ya yerleşmiş Çaykazan ve Samagar gibi Moğol oymakları feodal
savaşlarda belirleyici rol oynamaya başladı.
Türkmen-Kürt Konfederasyonu
İlhanlı Devleti'nin çöküşüyle birlikte Diyarbakır, Musul ve
Erzurum bölgelerinde Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmenleri ön plana çıktı.
Karakoyunlular özellikle Zırki, Süleymani ve Mahmudi gibi
Kürt aşiretleriyle güçlü ittifaklar kurarak bir konfederasyon yapısı oluşturdular.
Karakoyunlular ayrıca Kürt aşiretlerinden 50 bin evlik bir
topluluğu, hizmetlerinde kullanılmak üzere örgütlerler... Bu topluluğa Karaulus
adını verirler.
Dulkadiroğulları
1337'de Maraş ve Elbistan bölgesinde kurulan bu beylik,
Suriye Türkmenlerinin Boz-ok koluna dayanmaktadır. Bayat, Avşar, Beğdili, Değer
oymaklarından kurulu Boz-ok'lar, Dulkadırlı ailesinin liderliğinde
örgütlenirler.
Başlangıçta Memluk Devleti'nin uç beyliğini yapmışlar, ancak
zamanla bölgedeki güç mücadelelerine ve Memlukler ile Eretna Devleti arasındaki
çatışmalara aktif olarak katılmışlardır.
Kadı Burhaneddin Devleti
Oğuzların Salur boyundan gelen Kadı Burhaneddin, Kayseri
kadılığından vezirliğe ve ardından sultanlığa yükselmiştir.
Kılıcı ve kalemiyle otorite kuran Burhaneddin, Eretna
Devleti'nin mirası üzerinde disiplin sağlamaya çalışmış; Amasya, Erzincan ve
Karaman beyleriyle sürekli savaşmıştır.
Timur Erzurum'da
1387 baharında Timur, Doğu Anadolu'ya girer. Karakoyunlu
Beyi Kara Mehmet'i ve Dulkadirlileri hacı/kervan soymakla suçlar.
Erzurum'u bir gün içinde yağmalar. Güneye, Çapakçur (Bingöl)
tarafına inerek Kara Mehmet üzerine birlikler gönderir. Ancak Bingöl dağlarında
Kara Mehmet, Muş güneyinde ise Pir Hasan komutasındaki Karakoyunlular (ve
ardından Ermeni ile Kürt toplulukları) Timur ordusunu ağır hezimetlere uğratır.
Bu yenilgiler üzerine Muş ovasına inip bölgeyi yağmalayan
Timur; Ahlat, Adilcevaz ve Van'ı alır. Erzincan Beyi Mutahharten'in
bağımlılığını (vasallığını) kabul ettikten sonra ülkesine döner. Timur'un bu
ilk seferi arkasında yıkım bırakmaktan başka bir sonuç vermez, bölgedeki güç
mücadeleleri kaldığı yerden devam eder.
Mısır Askeri Sivas’ta
Anadolu beylerinden de destek gören Mısır Sultanı Berkuk, iç
politikalarına karışan Kadı Burhaneddin'i cezalandırmak istemekteydi. Bu amaçla
Memlûk ordusu Sivas'ı kırk gün boyunca kuşatır. Kadı Burhaneddin; şehirdeki
Anadolu Moğollarının ve silahlandırdığı Ermenilerin desteğiyle Sivas'ı
başarıyla savunur. Memluk ordusu geri çekilir.
Osmanlı Amasya'da
Kadı Burhaneddin kaybettiği yerleri geri alır.
Kadı Burhaneddin'in göçebe baskılarından bunalan Amasya ve
çevre beyleri, düzenli ve disiplinli bir yapıya sahip olan Osmanlı Devleti'ni
yardıma çağırır.
Yıldırım Bayazıt, Şehzade Ertuğrul komutasında bir ordu
gönderir ancak Çorum Ovası'ndaki savaşta (1391) Osmanlı kuvvetleri yenilir.
Kadı Burhaneddin bu zaferin ardından Osmanlı topraklarını (Ankara, İskilip vb.)
yağmalatır ve Amasya'yı kuşatır. Ancak Yıldırım'ın yeni kuvvetler göndermesi
üzerine çekilir ve Amasya, Osmanlı'ya bağlı özerk bir beylik haline gelir.
1393-94 yıllarında Timur'un yeniden belirmesi, baskı
altındaki beylikler için bir umut kapısı olmuş; Karaman ve Dulkadir beyleri
Osmanlı ve Kadı Burhaneddin'e karşı Timur'la ittifak aradılar.
Kadı Burhaneddin’in 1398'de Akkoyunlu Kara Yülük Osman
tarafından öldürülmesiyle devleti sarsılmış ve toprakları büyük ölçüde
Osmanlı'ya katılmıştır.
Yıldırım, Timur'a Neden Yenildi?
1399'da Hindistan seferini tamamlayan Timur yeniden Doğu
Anadolu'ya yönelir. Sığınacak yer arayan Karakoyunlu Kara Yusuf ve Celayir
Sultanı Ahmet, Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayazıt'a sığınırlar. Yıldırım, Kara
Yusuf'a Kayseri ve Aksaray civarında ikta verir. Buna karşılık Akkoyunlu Kara
Yülük Osman ile Erzincan Beyi Mutahharten ise Timur'un yanına gidip onu
Anadolu'ya yürümeye teşvik ederler.
1400 Temmuzunda Anadolu'ya giren Timur, 18 günlük kuşatmadan
sonra Sivas'ı alır; kan dökülmeyeceği sözüne rağmen kale muhafızlarını diri
diri gömdürür ve şehri yakıp yıkar. Timur Suriye'ye yöneldiğinde Yıldırım
misilleme olarak Erzincan'ı alıp Kara Yusuf'a verir; ancak yönetim
sağlanamayınca eski beyi Mutahharten'e ailesini Bursa'da rehin tutmak şartıyla
geri teslim eder.
Timur, Yıldırım'dan kendisine itaat etmesini ve beyliklerin
haklarını tanımasını ister. İki hükümdar arasındaki gerilim 1402 Ankara Savaşı
ile sonuçlanır. Osmanlı tarihçilerinin yenilgiyi "Kara Tatarların (Anadolu
Moğolları) ihaneti"ne bağlamasına karşın; asıl temel neden, Yıldırım'ın
mülklerini ellerinden aldığı Anadolu beylerinin asker/sipahilerinin savaş
sırasında Timur'un safındaki eski beylerinin tarafına geçmesidir. Bu yenilgiyle
Batı Anadolu beylikleri geçici olarak yeniden canlanırken, Timur, sadık vasali
Kara Yülük Osman'a Diyarbakır bölgesini vererek Akkoyunlu Devleti'nin
temellerini attırmış (1403) böylece Doğu Anadolu'da göçebe aşiret yapısı ve
Akkoyunlu gücü pekişmiştir.
Karakoyunlu Devleti
Kara Yusuf, Timur'un çekilmesinden sonra 1408'de Timurlu
prenslerini yenerek Azerbaycan'ı ele geçirmiş ve devletini kurmuştur.
Karakoyunlular kısa sürede Doğu Anadolu ve İran'da güç kazanmışlardır.
Akkoyunlu-Karakoyunlu Savaşları
Bu iki Türkmen devleti, bölgedeki hakimiyet için on yıllarca
kıyasıya savaşmışlardır. Kara Yusuf döneminde Karakoyunlular üstünlük sağlasa
da, Akkoyunlular Doğu Anadolu'daki varlıklarını korumuşlardır.
Karakoyunlu Devleti İran'a Karşı
Cihan-Şah döneminde Karakoyunlular, İran, Irak ve Horasan'a
kadar yayılarak büyük bir imparatorluk olmuşlardır. Ancak iç zayıflıklar ve
Akkoyunlu Uzun Hasan'ın yükselişi, 1467'de Cihan-Şah'ın yenilmesiyle devletin
sonunu getirmiştir. Uzun Hasan, Karakoyunlu mirasını devralarak büyük bir
imparatorluk kursa da, bu yapı da zayıf merkeziyetçilik nedeniyle Safevi
hanedanı tarafından yıkılmıştır.
Anadolu'da Alevilik ve Şah İsmail
İran'da kurulan Şii Safevi Devleti'nin halkı ağırlıklı
olarak Sünni iken, bu devleti kuran Anadolu göçebe Türkmenleri Şii/Kızılbaş
inancına sahiptir. Anadolu'ya gelen Türkmen kitleleri, İslamiyet'i Orta Asya
Şamanist gelenekleriyle harmanlayarak yaşamışlardır. Ortodoks Selçuklu uleması
ve kadılar (örneğin Niğdeli Kadı Ahmet), din kurallarına uymayan bu heteredoks
göçebe toplulukları ve şeyhlerini "ibahiye" veya "zındık"
sayarak ağır şekilde suçlamışlardır.
1240 Baba İshak Ayaklanması ile Hacı Bektaş, Dede Garkın ve
Barak Baba gibi figürler bu heteredoks geleneği sürdürmüştür.
XIV. Yüzyıl başlarında İlhanlı Hükümdarı Olcaytu'nun Oniki
İmam Şiiliğini kabul etmesi, Anadolu'daki ortodoksi dışı göçebe ve köylü
çevreler tarafından sevinçle karşılanmış ve Şiiliğin yayılmasına uygun bir
zemin oluşturmuştur.
İhtilalci Şii Akımlar
Horasan'da eşitlikçi ve halkçı derviş hareketleri olan
"Serbedariler", Basra/Irak bölgesinde mehdilik iddiasındaki
"Müşaşaalar" ve Tanrı'yı harflerde/insanda gören
"Hurufilik" gibi ihtilalci Şii akımlar geniş kitleleri etkilemiştir.
Ayrıca Luristan kökenli "Ehl-i Hak" inancı Azerbaycan, Irak ve
Anadolu Türkmenleri arasında taraftar bulmuştur.
Akkoyunlu Devleti daha Sünni bir çizgi izlese de militan bir
tutum sergilememiş; Şii eylemlere girişen Safevi Şeyhi Cüneyt ile Akkoyunlu
Uzun Hasan müttefiklik ve akrabalık kurabilmiştir.
Bozulan ekonomik koşullarla birlikte XIII. ve XIV.
Yüzyıllarda Anadolu'da gezgin derviş grupları (Kalenderi, Cavlaki, Haydari vb.)
hızla çoğalmıştır.
Vilayetname'ye göre Karadeniz Çepnileri ile Çukurova, Halep
ve Maraş bölgesindeki Boz-Ok ve Üç-Ok Türkmenleri Bektaşi ve derviş
propagandalarından etkilenmişlerdir. Toplumsal kurallara ve Sünni şeriata
uymayan bu dervişler, şifa ve keramet bekleyen Anadolu köylüleri ve göçebeleri
üzerinde büyük bir dini ve manevi nüfuz elde etmişlerdir.
Erdebil merkezli Safevi tarikatının kurucusu Şeyh Safi'dir.
Şeyh Safi ve ardılları Türkçe konuşan ve Türkmen oymaklarına
önderlik eden bir hanedan haline gelmiştir.
Başlangıçta mezhepler üstü (çoğunlukla Şafii) ve
ilmi/tasavvufi bir çizgi izleyen Erdebil Tekkesi, Osmanlı ve Timurlulardan
hürmet görmüştür. Ancak İlhanlılar sonrası süreçte Şeyh Sadreddin ve Şeyh Hoca
Ali dönemleriyle birlikte tarikat ideolojik olarak Şii bir renk almaya ve
müritlerini silahlandırmaya başlamıştır. Şeyh Cüneyt döneminde kitlesel bir güç
ve silahlı eylem niteliği kazanan bu hareket, Karakoyunlu Sultanı Cihan-Şah'ın
tepkisini çekmiş ve Şeyh Cüneyt Erdebil'den sürülmüştür.
Sünnilikten Şiiliğe
Şeyh Cüneyt'in Anadolu gezisi, Erdebil şeyhlerinin Şii
inançlı Türkmenlerle ilk yoğun temasıdır. Bu süreçte müritlerin şeyhlerini
"tanrısallaştıracak" kadar aşırı bir bağlılık geliştirdikleri
görülür.
Akkoyunlu Uzun Hasan, Şeyh Cüneyt ile ittifak kurmuş ve dini
hoşgörüsüyle dikkat çekmiştir. Kur'an'ı Türkçeye çevirtmiş ve dervişlere
yakınlık göstermiştir.
Kızılbaş Külahı
Şeyh Haydar döneminde, Oniki İmam'ı simgeleyen oniki dilimli
kırmızı başlık (taç) kabul edilmiştir. Bu başlığı giyenlere Osmanlılar
"Kızılbaş" adını vermiştir.
Şeyh Haydar, müritlerini bizzat silahlandırmış ve Erdebil'i
bir askeri üsse dönüştürmüştür. Çerkezler üzerine düzenlenen gazalarla ganimet
ve askeri tecrübe kazanılmıştır.
Şeyh Haydar'ın ölümünden sonra oğulları Akkoyunlular
tarafından hapsedilmiştir. Rüstem Bey'in iktidar kavgası sırasında serbest
kalan Sultan Ali öldürülmüş, küçük yaştaki İsmail ise müritleri tarafından
saklanmıştır.
Gilan'da saklanan İsmail, 12 yaşında harekete geçerek
Erzincan'da Anadolu Türkmen müritlerini toplamıştır.
Ustaclu, Şamlu ve Rumlu gibi pek çok oymak bu davete
katılmıştır.
Kızılbaş Devletinin Kuruluşu
Şirvanşah ve Akkoyunlu ordularını yenen İsmail, 1501'de
Tebriz'e girerek şahlığını ilan etmiş ve Oniki İmam adına hutbe okutmuştur.
Şah İsmail'in başarısı, Anadolu'dan İran'a kitlesel bir göçü
tetiklemiştir.
Osmanlı topraklarında "reaya" (alt tabaka) olan
Türkmenler, İran'da "bey" olma umuduyla yola düşmüşlerdir.
Anadolu'da Şahkulu ve Nur Ali Halife gibi büyük ayaklanmalar
çıkmış, bu hareketler Osmanlı yönetimini sarsmıştır.
Kızılbaşlığın yayılmasına karşı Yavuz Sultan Selim'in sert
önlemleri ve Çaldıran zaferi belirleyici olmuştur.
Safevi Devleti'nin idari ve askeri yapısı tamamen Türk
ögelerine dayanmaktadır. Sarayda ve resmi yazışmalarda Türkçe kullanılmış,
Anadolu ve İran halk kültürü bu dönemde kaynaşmıştır.
İran'a yönelik sürekli göçler ve Osmanlı'nın izlediği bazı
politikalar sonucunda Doğu Anadolu'daki Türk nüfus yoğunluğu azalmış, feodal
Kürt beylikleri güç kazanmıştır.
8 - Batı Anadolu'nun Türkleşmesi
Devletin Çökmesi, Türkmen'e Yarar
Selçuklu otoritesinin Moğol baskısıyla zayıflaması,
uçlardaki Türkmen şeflerinin bağımsız hareket etmesine zemin hazırlamıştır.
Germiyanlılar, başlangıçta Selçuklular tarafından Batı'daki
Türkmenleri dengelemek için yerleştirilmiş, ancak zamanla bölgenin en güçlü
beyliği haline gelmişlerdir.
Karamanoğulları ve Eşrefoğulları gibi beylikler Selçuklu
İslam geleneğini sürdürmeye çalışırken, Ege beylikleri daha çok denizciliğe ve
gazaya yönelmişlerdir.
Kuzey Anadolu ucunda Hüsameddin Çoban tarafından kurulan
beylik, zamanla yerini Candaroğulları'na ve ardından Sakarya boylarında
güçlenen Osmanlılara bırakmıştır.
Batı Anadolu'nun İkinci Fethi
Bizans savunmasının çökmesi ve Moğol baskısı, Türkmenlerin
Bizans arazisine kitlesel akınlar yapmasına neden olmuştur.
Ege Fethini Menteşe Bey Başlatır
İlk fetih hareketini Menteşe Bey başlatmış, ardından Aydın,
Saruhan ve Karasi beylikleri Ege kıyılarını tamamen ele geçirmişlerdir.
Osmanlı'nın Zuhuru
Osmanlılar başlangıçta diğer büyük beyliklerin yanında adı
geçmeyen küçük bir sınır beyliği iken, Bizans'a karşı kazandığı başarılarla
güçlenmiştir.
"Deniz Gazileri"
Aydın, Menteşe ve Karasi beyleri donanma kurarak Ege
adalarına ve Balkanlara seferler düzenlemişlerdir.
Umur Paşa'nın deniz gazaları bu dönemin en parlak
olaylarındandır.
Batı Anadolu beylikleri aşiret yapısından ziyade, ortak bir
gaza idealiyle bir araya gelen kozmopolit "gazi" topluluklarına
dayanmaktadır.
Osmanlı Devleti sınır gazileri ve Selçuklu saray
geleneğinden gelen askeri şefler tarafından kuruldu.
Selçuklu'daki Farsça egemenliğine karşın, Anadolu beylikleri
Türkçeyi resmi dil ve edebiyat dili haline getirmişlerdir.
Karaman, Germiyan, Aydınoğlu ve Osmanlı gibi Türkmen
beylikleri Türkçenin gelişmesine öncülük etmişlerdir.
Ahmet Fakih, Şeyyad Hamza ve Yunus Emre gibi isimlerle
başlayan Türkçe mistik ve halk edebiyatı; Gülşehri, Ahi Evren ve Aşık Paşa gibi
figürlerle derinleşmiştir. Germiyan ve Aydın saraylarında Farsça ve Arapça
eserler Türkçeye çevrilmiş; Şeyhoğlu Mustafa, Şeyhi ve Ahmedi gibi şairler
yetişmiştir. Germiyan sarayında olgunlaşıp Osmanlı hizmetine giren bu
sanatçılar sayesinde, Farsça odaklı Selçuklu geleneğinin yerini; dili ve
edebiyatı Türkçe olan cihanşümul bir Osmanlı İmparatorluğu'nun temelleri
almıştır.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder