16 Temmuz 2018 Pazartesi

Etnik, Dinî, Ekonomik ve Kültürel Özellikleriyle Giresun Yöresinin Sosyal Yapısı


Melda Medine Güleç - Etnik, Dinî, Ekonomik ve Kültürel Özellikleriyle Giresun Yöresinin Sosyal Yapısı

Merkezi Trabzon olmak üzere Doğu Karadeniz Bölümü'nde Hıristiyanlık ve İslamiyet gibi çeşitli inançlar, değişik etnik gruplarca yaşatılmış ve yaşanmıştır (Uzun, 2009).

1071 Malazgirt Savaşı'nın kazanılmasıyla birlikte Oğuz-Türkmen boyları Anadolu'ya girmeye başlamıştır.
(Bunun) bir sonucu olarak kırsal kesimlerde yaşayan Grekler topraklarını Türkmenlere terk ederek şehir merkezlerine doğru taşınmışlardır (Tellioğlu, 2005).

Mehmet Âşık'ın XVI. yüzyıl sonlarında kaleme aldığı Menâzirul-Evâlim adlı eserde, Trabzon yöresinde yaşayan Türk halkının önemli bir kısmının Çepniler'den meydana geldiği, yörenin batı ve güney taraflarındaki dağların da Çepni dağları adını taşıdığı şeklinde kayıtlar bulunmaktadır.

Osmanlı Devleti'nin dağılma süreciyle birlikte bölgede Rumlar Pontusçuluk adına örgütlenmişlerdi.

Bölgenin etnik yapısı Türklerin buraları yurt edinmesi ve Rumların mübadele ile bölgeden ayrılması ile şekillenmiştir. Ancak bazı Kafkasyalı topluluklar da küçük gruplar halinde bölgeye göç ederek, günümüze dek varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bugün Türk yurdu olan Giresun'da başta Keşap ve Bulancak ilçelerinde olmak üzere Gürcü kökenli vatandaşlarımız da yaşamaktadır (s. 185).

…yörede dinî örgütlenme resmî kaynaklıdır. Dini resmi kanallar aracılığıyla öğrenme ve aktarma gayri resmî dinî kanallar aracılığıyla öğrenmeye göre çok daha baskındır (s. 186).

Çepniler, Anadolu'nun Türkleşmesinde etkin rol oynamışlardır. Tarihî süreç içerisinde bir kısmı Sünniliği bir kısmı da Aleviliği seçmiştir.

Faal nüfusun %80'i tarımla (fındık tarımı) uğraşır (s. 187).

Fındık üretim miktarındaki dalgalanmada hava şartlarının mevsim normallerinde seyir etmemesi etkilidir. Örneğin kış mevsiminin soğuk olmayıp ılıman geçmesi, nisan ve mayıs aylarında yani fındık doğum mevsiminde havaların soğuk olması, haziran ve temmuz aylarında yani hasat mevsiminden önce hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde geçmesi gibi mevsimsel değişiklikler fındık rekoltesini etkilemektedir.
Karasal iklime sahip Şebinkarahisar, Alucra ve Çamoluk ilçelerinde başta hayvancılık olmak üzere hububat, kuru fasulye, nohut, patates, ceviz ve yem bitkileri tarımı yapılmaktadır (s. 189).

Ayrıca çalışma sahasının ve iş olanaklarının az olması sebebiyle Giresun göç veren bir ildir (s. 190).

Giyim-kuşam, yeme-içme ve yerleşim biçimi kültürel yapının sacayağı diyebileceğimiz üç belirgin semboldür. Giresun'da dasdar adlı dokuma türü ve dasdardan yapılan keşan (bir çeşit peştamal) halen yaygın bir şekilde kullanılan ve gündelik hayatta da yalnızca kırsal alanda değil kentsel alanlarda da görülen bir kadın giyim biçimidir. Günümüzde rastlanmayan (ya da çok az rastlanan) erkek giyim biçimi ise aba-zıbka şeklindedir.

…yeme-içme kültürü bakımından bölgede vejeteryan türü beslenme biçimi yaygındır. Mısır, karalâhana ve fasulye tüketiminin yanı sıra gücükdene, yemlik, merulcan (dikenucu), sakarca, ışıldak, kuzu kulak, evelik, ısırgan, kuş pancarı, ebe küme, çeftik, çileklik, galdirik, kabalak, nane (anuk), pezik, hoşuran yörede bulunan ve tüketilen otlar arasındadır (s. 191).
---
KSBD, Karadeniz Özel Sayısı Bahar 2014, y. 6, s. 183-194

13 Temmuz 2018 Cuma

Doğu Karadeniz'de Antik Bir Yerleşim Aretias- Khalkeritis Adası (Giresun Adası)


Gazanfer İltar, Akın Temür - Doğu Karadeniz'de Antik Bir Yerleşim Aretias- Khalkeritis Adası (Giresun Adası)
Giresun Adası, Doğu Karadeniz’de Antik Çağda ve Ortaçağda yerleşime sahne olmuş tek adadır.
…ada Klasik Çağda Aretias, Roma İmparatorluk Döneminde ise Khalkeritis Adası olarak adlandırılmıştır.
…ada üzerinde yoğun olarak Ortaçağ’a tarihlenen kalıntılar bulunmaktadır (s. 11).

1204’te Kommenoslar Hanedanlığının Trabzon merkezli yeni devleti kurmaları, bölgenin hızlı bir şekilde gelişmesine sebep olmuştur.
M.Ö. 3. yüzyılda Apollonios Argonautlar’ın, Altın Postu 7 aramak için çıktıkları yolculuğunu anlattığı eserinde (adada yaşayan Amazonlardan söz eder).

Arrianus (…) adadan Ares Adası olarak söz eder.

Antik Kaynaklar, bu küçük adaya, Grek Dönemi’nde Ares, Roma İmparatorluk Dönemi’nde Khalkeritis Adası denildiğini; Pharnakeia’nın hemen karşısında yer aldığını; Ares’e adanmış bir tapınak olduğunu ve Amazonların burada siyah bir taşa tapındığını bildirmektedir (s. 14).

Yapılan yüzey araştırmaları sırasında iskele, sur, Kybele kutsal alanı, kule yönetici yapısı, kilise ve şapel olmak üzere 6 yapı kalıntısı tespit edilmiştir. İskelede yürütülen araştırmalarda (…) kayaya oyulmuş halkalar ve çukurlar (gemi bağlama yerleri) tespit edilmiştir.
…günümüze ulaşabilen surların ise, Giresun Kalesiyle birlikte 1806-1812 yıllarında Osmanlı-Rus Savaşı sırasında onarım gördüğü bilinmektedir.
Kybele Kutsal Alanı adanın doğu kıyısında, teknelerin bağlandığı alanın kuzey ucunda bulunmaktadır (s. 15).

(Adada ayrıca) 10.80 x 10.20 metre ölçülerinde, 12 metre yüksekliğindeki kule yapısı (…) ve bir şapele ait olduğu düşünülen kalıntılar bulunmaktadır (s. 16).

Kilise/Manastır kompleksinde yürütülen kazılar sırasında toplam 128 mezar tespit edilmiştir.

Yapılan kazılarda elde edilen bulgular adanın sivil yerleşim alanından daha çok dinsel bir merkez olarak kullanıldığını göstermektedir.
---
İltar, Gazanfer – Temür, Akın. (2018), “Doğu Karadeniz'de Antik Bir Yerleşim Aretias- Khalkeritis Adası (Giresun Adası),” Karadeniz İncelemeleri Dergisi, Sayı: 24 (s. 11-30)

Doğu Karadeniz Köy Evlerinde Aşhsane Mekânı Üzerine Notlar


Mustafa Reşat Sümerkan - Doğu Karadeniz Köy Evlerinde Aşhsane Mekânı Üzerine Notlar

Doğu Karadeniz köy evlerinde aşhane; yemek pişirilen, oturulan (…) çok amaçlı bir mekânın yaygın adlarından biridir.

Çadırlı toplum üyelerinin, taş ve ahşabı bulunca hemen birkaç odalı ev yapacağını düşünmek mümkün değildir.
Zaman ilerledikçe değişen, başkalaşan gelenekler ve farklı örnekleri görerek bilgilenme süreci; iç bölümün birden çok mekâna ayrılmasını sağlamış olmalıdır (s. 11).

…aşhane adı, bölgenin birçok yöresinde değişiklikler göstermekte:
Giresun: Aşhane, İçeri, İçerisi, Bucaklık
Trabzon: Aşhane, Avliya, Yerevi, Yerüstü, Yeryüzü
Rize: Aşhane, Ateşlik, Eviçi, Ev, Ocak, Ashana, Ohormonduni (s. 12-13)

Aşhanede yapılan işler: Yemek hazırlıkları, Pişirme, ateş yakma, yemek yeme, bulaşık yıkama, turşu kurma, süt ürününü hazırlama, fındıkları kurutulmuş yeşil dış kabuklarından soyarak ayırma, mısır soyma-ayıklama, akraba-komşu ziyaretçileri ağırlama, kına-nişan gibi törenleri düzenleme vs. (s. 13-14).

Aşhaneler, eğimli yamaç üzerinde kurulan evlerin arka yönüne yerleştirilmiş ve toprak üzerine oturtulmuştur.

Aşhanelerin bir başka işlevi de, evin diğer mekânlarına geçiş sağlayan bir tür “Sofa” görevi üstlenmesidir.

Giresun yöresinde tüm odaların kapıları salona açılır.
Trabzon yöresinde yatak odalarının kapıları doğrudan aşhaneye açılır.
Rize Hemşin, Çamlıhemşin yörelerinde, aşhaneden “Hayat”a geçilir. Hayat üç, dört adet yatak odası kapısının açıldığı bir sofadır (s. 14).

Trabzon yöresi köy evlerinde, aşhanenin yatak odası tarafında, tahtalarla yapılmış, en az 60 – 70 cm. genişliğinde ve yerden bir merdiven basamağı kadar yüksek set vardır. Evin iki yan duvarı arasında düzenlenmiştir. Bu yükselti “Tahtaüstü”, “Badama” gibi adlarla bilinir. Döşeme anlamına gelen Badama’lar, aşhanede minderli ya da mindersiz, oturulan uzun bir sedir düzlemidir.
…badama üzerinde menteşeli kapakla korunan bir geçit alt katta bulunan ahır bölümüne açılır. Trabzon yöresinde “Furzihte”, “Furçıkti”, “Kadarahti”, “Kepenk” adlarıyla bilinen bu geçişler kullanılarak ahıra inilebilir, sebze artıkları atılabilir.

Evler çoğunlukla, arka yönlerinde yükselen eğimli yamaca yaslanmıştır (s. 16).

Hemşin, Çamlıhemşin yörelerinde, Aşhane girişlerinde bir çardak yer alır. “Çardak” ya da “Dış Hayat”, bu yönde aşhane duvarının geri çekilmesiyle oluşan üstü kapalı, önü açık bir mekândır (s. 17).

Zemine oturan aşhanelerde zemin kaplaması topraktır.
Toprak döşemeler, çıplak ayakla rahatça gezildiğinden vücut elektriğini alarak bünyeyi sağlıklı kılar (s. 18).

Açıkta yakılan bu ateşin dumanı tüm aşhaneye yayılır. Mekân içine yayılan yoğun duman duvarların kararmasına yol açtığı gibi, insanları da rahatsız eder. Dumanın çabucak yükselerek yapı dışına çıkışını sağlamak için, aşhaneye tavan döşemesi yapılmamıştır. Duman, saçak arası ve çatıdaki boşluklardan yükselerek çıkar.

…çatının ana taşıyıcı direkleri altına yerleştirilen ve aşhane üzerinden geçirilen bir ahşap kirişin sembolik önemi vardır.
…bu kirişin kesit ölçüleri, ev sahibinin maddi gücünün de göstergesi olarak bilinir. Bu yüzden de aşhane tavanında, taşımakta olduğu yükün çok ötesinde ölçüleri olan, çok kalın kirişler görülür. Trabzon, köprübaşı ilçesi köylerinde adı “Zor ağacı”, “Zor kirişi” olan bu kirişlerin ormandan kesilerek eve taşınmasındaki zorluklar bile yıllarca anlatılır.
Ocaklar Giresun ilçeleri, Maçka vadisi, Of, Çaykara yörelerinde şömine ölçülerindedir. Geri kalan yörelerdeyse, arka taş duvarın 2-3 m. önünde ve bazen 5 m. açıklık geçen kemerlerle korunmuş ayrı bir oda konumundadır. En yüksek noktası insan boyunu geçmeyen kemerin görevi, dumanın aşhane ortamına yayılmasını engellemektir (s. 19).

Aşhane donatıları
Duvara monte edilmiş şekilde tabak, çanak, sahan, tas, bardak, maşrapa vb. eşyalar için açık raflar (terek). Sahan, tencere vb. saklamaya yönelik kapaklı eşya dolapları. Sandık biçiminde, üstten kapaklı un kapları. Ocak üzerinden sarkıtılmış durumda, efsane ve söylentilerde de adı sıklıkla geçen ocak zinciri (kremul, kremuli, klemur).
Duvar diplerine dizili turşu teneke ve küpleri, ahşaptan yapılmış yoğurt, ayran, yağ, su kapları (kufa, külek, varel), yayık, kazanlar, güğüm ve ibrikler, yufka sacı, sacayak, duvarda çivilere asılı kaşıklık sepeti, tavalar, elek, kalbur, kepçeler. Yuvarlak yer sofrası ya da bakır sini ve ayağı (s. 22).
---
UKHAD 1 (2) HAZİRAN 2015

Doğu Karadeniz Bölgesi Tulum Çalgısının Tarihsel Serüveni Hakkında Bazı Tespitler


Enver Uzun - Doğu Karadeniz Bölgesi Tulum Çalgısının Tarihsel Serüveni Hakkında Bazı Tespitler

Hemşinliler Horasan üzerinden gelerek başta Hemşin olmak üzere Trabzon’a kadar yayılmışlardır. Günümüzde değişik nitelendirme ve sahiplenmelere rağmen Hemşinlilerin Horosan’dan Doğu Karadeniz bölgesinde kültürel izler bırakmış olan Arşaklı uruklarının bakiyeleridirler (s. 54).

(Arşaklılar) İranlılarca “Eşkaniyan”, Avrupalılarca “Arsacides”, Yunanlılarca “Arsakides”, Ermenicede “Bahlavig, Bahlavani ya da Arşaguni” şeklinde telaffuz edilirler…

Partlar, Parni kabilesinin bir hissesi olup, Dahae’lilerdendiler. Dahaeliler ise Sakaların bir koluydu.
Sakalar’ınPart kolundan Arsak (250-247) ve halefleri, Türkçede yırtıcı anlamına gelen Arsak unvanını kullanıyorlardı.

Arşaklı olan I. Mitridat (M.Ö. 174-136) bütün İran ve Irak’ın hâkimi iken, Azerbaycan’ı da alıp başkentini Hamadan’a bağlamıştır (s. 56).

Part hükümdarı Arsak M.Ö. (250-247) tarafından İran’ın Hamedan topraklarına (koruyucu olarak) Manua adlı pehlivan yapılı yiğidin uruğunu yerleştirmişti. Onlara yerleştirildikleri Hamedan bölgesine göre Amad-Uni (Hamad Hanedanı)denilmeğe başlandı. Bu Horasanlı Türkmenler, sonradan ateşe tapan Sasani-İran baskısından kaçarak, 626 tarihinde Bizans idaresindeki Rize Bölgesine gelip yerleştiler. Yerleştikleri bölgeye de adlarını (Hemşen/Hemşin) verdiler.

Hemşinliler Kıpçak kökenli olup, esasen MS. 620 yıllarda Orta Asya’dan, Moğolistan’dan, İran üzerinden bu bölgeye yerleşmişlerdir.

Dr. Jörg Wagner’in 2014 yılının sonlarına doğru Doğu Türkistan’ın Turfan kenti yakınlarında antik bir Türk şehrinde yaptığı arkeolojik kazılarda 500’e yakın mezar bulunmuştur (s. 57).

Mezarlarda bulunan ve 3 bin 500 yıllık olduğu tahmin edilen pantolon ise bilim dünyası tarafından dünyanın en eski pantolonu olarak kabul edilmiştir.
Mustafa Aksoy, pantolonun üzerindeki damgaların Anadolu’da özellikle kilim ve çorapların üzerindeki motiflerle aynı olduğunu tespit etti. 3 bin 500 yıllık damganın Rize’nin Hemşin ilçesindeki yöresel el dokuması çorapların üzerinde de yer alması, Ermeni Diasporası’nın yıllardır Hemşin ile ilgili ortaya attığı asılsız iddiaları bir kez daha çürüttü.
Hemşinliler tarafından Türkmen geleneği olan yaylacılık, düzenli olarak yapılır ve vartevor şenlikleri düzenlenir (s. 58).

Trabzon’ yöresinde bu çalgı aleti için ayrıca “Guda” adının da kullanılmış olduğu görülmektedir. Tulumda nefes verilen kısmın Türklerde meşhur olan yağış ve Güneş çağırma merasimlerine verilmiş olan “Guda” şeklinde adlandırılması oldukça ilginçtir.
“D(t)ulum” Sümerce bir kelime olup, bu sözcük Akad dilinde “ Yolug “ olarak geçmektedir.
Artvin yöremizde de tulum ve zurnaya gayda, kayda ve göğde denilmiştir.
Litvence’de “duda”, Slovanca’da “dude”, Çekçe “dudy”, Letonca “duhka”, Macarca’da “duda” ve eski Leh dilindeki “dudlic ve dudy” sözleri hep Türkçe düdükten bozma olarak oralarda bu kelime yerleşmiştir.
Yusufeli yöresinde tuluma “tuluğ”, Hopa ve çevresinde “Tulumi”, ve bazı yerlerde ise “çimon” denilmektedir (s. 61).

İbni Batuta Fas’ta gayda adı verilen çalgıya İlhanlılarda “Zurna” denildiğini belirtir. Hiçbir şekilde tulum sözü yerine gayda sözü kullanılmamıştır.
Hemşin’de hemen hemen her birey türkü söylemekte ve horon oynamaktadır. Eğlenceyi ve hüznü bir arada yaşayan yörede her türlü duygu ve düşüncenin ifade edildiği tek çalgı tulumdur (s. 62).

Tulum 15 kilo ağırlığındaki yaklaşık 8 aylık oğlak derisinden yapılır (s. 66).

---
UKHAD 1 (6) 2016

Bulancak'ta Yaylacılık Geleneği


Aşlar Melikoğlu - Bulancak'ta Yaylacılık Geleneği

Bulancak köylülerinin gittiği birçok farklı yayla vardır ve bu yaylarının bir kısmı resmi olarak Giresun, Dereli ve Ordu’ya aittir.
Bulancak köylerinde yaylalara gidiş en erken nisan ayında başlar. Yaylada hayat hayvancılık üzerine şekillenmiştir. Bunun dışında yayla iklimine uygun sebze ve meyve yetiştiriciliği de yapılır (s. 81).

Köylerde yaşayan halkın geçim kaynağı genellikle tarım ve hayvancılıktır. Bunlar dışında ilçede arıcılık, tatlı su balıkçılığı ve bazı sanayi alanları da gelişme göstermektedir (s. 82).

…yayla yerleşmeleri, toplu yerleşmeler olup, büyük çoğunluğu kaynak suları yakınında, yamaç yüzeylerinin güneye bakan yerlerinde ve ulaşımın daha kolay olduğu bölgelerdedir (s. 83).

…halk, karların erimeye başlamasıyla beraber asıl göçten önce yaylaya gider…
…bu yayla gezilerinde evler tamir edilirken, ahırlar temizlenir, bağlak denilen ot yetiştirme alanlarının etrafı çevrilir, gübre atılır. Bazen bu gidişlerde pancar, soğan, patates gibi yiyecekler de dikilebilir.
…okula giden çocuğu olan birçok aile haziran ortalarında yaylaya göç gider.
Küçükbaş hayvan sahipleri ve çok sayıda büyükbaş hayvana sahip olanlar yaylaya yürüyerek çıkarlar (s. 84).

Yaylada gün çok erken saatlerde başlar, özellikle havanın sıcak olduğu günlerde çok erken kalkılır. Evin hanımı önce sığırları sağıp, diğer hayvanların bakımını yaptıktan sonra onları otlaklara götürür.
Kahvaltıdan sonra evin hanımı sığırlardan alınan sütü peynir ya da yoğurt yapar. Bu süt ürünlerinin bir kısmı yaylada tüketilir, bir kısmı kışlık yiyecek olarak köylere getirilir ve bir kısmı da yaylaların merkezlerinde kurulan pazarlarda satılır.
Temmuz- ağustos aylarında, ormanlara yakın yaylalarda mantar toplamı dönemi başlar (s. 85).

Ağustos ayı fındık toplama zamanıdır ve bu ayda birçok kişi fındık toplamak için köylere gider, yaylalarda ise genellikle yaşlılar ve çocuklar kalır.
Yayladaki yer şekillerinin köylere oranla daha az engebeli olması ve ekonominin temelini hayvancılığın oluşturması, yayla evlerinin birbirleriyle olan mesafelerini belirlemiştir (s. 86).

Yayladan dönüşler okulların açılmasıyla başlar. Bu tarihten itibaren hava şartlarına göre kasım ayının ortalarına kadar yaylada yaşayanlar görülebilir.
Bulancak’ta yaylacılar köylere “cenik” derler. Köylere göç zamanı geldiğinde önce patatesler sökülüp çuvallara doldurulur, yaz boyu biriktirilen süt ürünleri de köylere giderken götürülür (s. 87).

---
UKHAD 1 (5) 2016