18 Eylül 2023 Pazartesi

Serik Bıçağı’nın Coğrafi İşaret Tescili Kapsamında Değerlendirilmesi

 

Serik Bıçağı’nın Coğrafi İşaret Tescili Kapsamında Değerlendirilmesi

İhsan Bulut

Şakir Fural

 

Serik bıçağı Türkiye’nin güneyinde Akdeniz bölgesinde Antalya’nın Serik ilçesinde geleneksel yöntemler ve el işçiliği ile üretim yapan atölyelerde imal edilmektedir.

 

Sanayide seri üretimle yapılan fabrikasyon bıçakların Serik bıçağı olarak piyasaya sürülmesi, çırak istihdamında sorunların yaşanması ve en önemlisi marka değerinin oluşturulamamış olması ciddi problem…

 

Coğrafi işaret kavramı yöresel ürünlerin ekonomik değerini arttırması nedeniyle kırsal kalkınma açısından değerlendirilmesi gereken önemli fırsatlar sunmaktadır

 

Serik Bıçağı’nın sap kısmı Teke Yöresi’nin doğal ortam ve kültürel özelliklerine bağlı olarak yetiştirilen teke ve koç boynuzlarından üretilmektedir.

 

Serik Bıçağı’na benzer bıçaklar farklı üretim teknikleri ve malzemeler kullanarak Denizli, Adana, Sivas, Kahramanmaraş, Trabzon gibi illerde üretilmektedir.

 

Bursa Bıçakları kestane kabuğu ya da kestane ağacı kömüründe ısıtılmakta ve sonrasında su verme işlemi gerçekleştirilmektedir. Yüksek kalorili bir kömür olan Kestane kömürünün sağladığı yüksek ısı ve Bursa’lı ustaların çift su verme tekniği ile Bursa Bıçakları keskin ve sağlam bir namlu özelliği kazanmaktadır

 

Kahramanmaraş ilinin Coğrafi İşaret Tescilli Hartlap Bıçakları ise manda boynuzu, şimşir ağacı, keçi ve koç boynuzları ile fiber malzemeden yapılan saplar (kabze) kullanılarak üretilmektedir

 

Serik bıçağı son yıllarda ortaya çıkan taklit üretim dolayısı ile önemli bir prestij kaybına uğramaya başlamıştır.

 

Türkiye’de 11 ilde bıçak üretimi yapılmaktadır. Bu iller arasında Denizli, Trabzon, Sivas ve Kahramanmaraş ve Bursa illerinde yapılan bıçak üretimi üzerine bilimsel araştırmalar yapılmıştır.

 

Türkiye’de bıçak üretiminin yapıldığı en eski merkezlerden birisi Denizli’dir. (Yatağan)

 

Koç boynuzu, manda boynuzu, gül ağacı ve fiber saplı olarak üretilen Sivas bıçakları üstün kaliteli namlu çeliği ile ünlüdür.

 

Bıçakların sap ya da namlusunu oluşturan iki ana malzemeden en az birinin elde edildiği alanlar bıçak üretim merkezi haline gelmektedir. Örnek vermek gerekirse Sivas bıçaklarının üretimi bölgedeki madencilik faaliyetleri ile yakından ilişkilidir

Serik bıçağı üretiminin ana malzemelerinden biri olan boynuz saplar ilçede yetiştirilen keçilerden elde edilmektedir. Aynı şekilde Denizli’nin Yatağan ilçesinde üretilen koç ve keçi boynuzu saplı bıçaklarda kullanılan boynuzlar yöreden temin edilmektedir

 

 

Yazılı kaynaklar ilk katlanabilir çelik bıçağın M.S. 1. yüzyılda Romalı’lar tarafından yapıldığını

belirtmektedir. Türkiye’de ise 16. yüzyılda Batı Anadolu’da kısa kemik saplı, eğri ve uzun gövdeli, adına “koca bıçak” denilen bir bıçak türünün, zeybekler tarafından kullanıldığı bilinmektedir.

 

İlçede el yapımı bıçak üretimi Osmanlı döneminde “kömbeciler” olarak bilinen aile tarafından başlatılmıştır. Kömbeciler ailesinin bilinen ilk bıçak ustası Kömbeci Hacı Ahmet ustadır.

 

Serik bıçağı biçimsel olarak bir sap ve tamamen el ustalığı ile imal edilen dövme çelikten yapılan bıçak (namlu) kısmı olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır.

 

İncelemeler sırasında Serik bıçağı üretiminde kullanılan birçok malzemenin el yapımı olduğu anlaşılmıştır.

 

 

Serik bıçağı üretiminde kullanılan testere sanayi üretimi testerelerden farklı olarak çapraz dişli değil, düz dişli özelliktedir.

 

boynuz kesmede kullanılan el yapımı kesici alet: İki sap ve yatay bir kesici yüzeyden oluşan alet sert boynuzların kesimi sırasında ustanın daha az enerji harcamasına aynı zamanda hızlı bir kesme işlemi sağlayarak boynuz yüzeyinin daha pürüzsüz şekillenmesine yardımcı olmaktadır.

 

Günlük kullanıma uygun olması, yörenin kültürel özelliklerini yansıtması ve fonksiyonel özelliklerden dolayı çakı türü bıçaklar diğer türlere göre daha fazla üretilmektedir.

 

Serik bıçağının üretim aşaması keçi boynuzu ve işlemeye uygun çeliğin temin edilmesi ile başlamakta

öncelikle namlu kısmı diye tabir edilen çelik kısmın imalatı yapılmaktadır.

ısıtılan şerit çelik usta tarafından bıçak şeklini alıncaya kadar tamamen el gücü ile örs ve çekiç

yardımı ile dövülmektedir

marka baskısı ile motif baskıları yapıldıktan sonra çeliğe su verilir

sonra bıçak üzerine motif işleme ya da herhangi bir işlem yapılamamaktadır. Çünkü yüksek sıcaklıkta ısıtıldıktan sonra aniden soğutulan ve “su verme” olarak adlandırılan işlemden sonra çelik son derece sert ve kırılgan bir yapı kazanmaktadır

 

ham şekilde temin edilen boynuzlar testere ile kesilerek işlenmeye hazır hale getirilmektedir

boynuzlar şekil vermek için ısıtılmakta ve ardından mengene ile sıkıştırılarak el yapımı özel bir alet ile bıçak sapı şekli verilmesi için sıyrılarak kesilmektedir

 

bıçak sapı seklini almaya hazır hale gelen boynuzlar tekrar ısıtılarak yatay iki demir plaka arasına alınarak mengene ile sıkıştırılmaktadır

Bu işlem sayesinde yuvarlak yapıdan yatay bir yapıya dönüşen boynuzlar zımparalama, cilalama ve bıçak yatağı açma işlemlerinin tamamlanmasıyla bıçak sapı olmak için hazır duruma gelmektedir.

sap ve namlu kısmına açılan delikleri birleştirecek olan pul kesme, mil kesme ve yay sarma işlemleri yapılmaktadır

açıp kapama mekanizması ve perçinleme işlemi ile birleştirilmesinin ardından imalat işlemi tamamlanmaktadır.

 

…

Bulut, İhsan – Fural, Şakir (2018), Serik Bıçağı’nın Coğrafi İşaret Tescili Kapsamında Değerlendirilmesi, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 22, s. 557-580

Sümerlerde Kullanılan Ağırlık Ölçüm Aletleri ve Ağırlık Ölçüm Sistemi Üzerine Bir Değerlendirme

 

Sümerlerde Kullanılan Ağırlık Ölçüm Aletleri ve Ağırlık Ölçüm Sistemi Üzerine Bir Değerlendirme

Şerife Koçyiğit

 

M.Ö. 10 Bin’li yıllarda insanlar avcı toplayıcı hayattan sıyrılarak yerleşik hayata geçmiş ve tarımsal faaliyetler artırılmış, hayvanlar evcilleştirilmiş, sosyal anlamda komşuluk ve bölgeler arası ticari ilişkiler geliştirilmiştir. Tarım ve ticaret faaliyetlerinin artması, bölgeler arasında yayılması elde edilen ve alım-satımı yapılan ürünlerin kayıt altına alma ihtiyacını doğurmuştur.

 

Sümerler / “tahıl tanesi” üzerinden bir hesaplama yapmışlardır.

 

tahıl tanesi en hafif ağırlık birimini ifade etmektedir.

 

paranın icadına giden süreç ağırlık ölçüm aletlerinin icadı ile başlamıştır.

 

Ağırlık ölçüm aletlerinin özellikle M.Ö. 3000’lerden itibaren antik toplumlarda üretim ve alışveriş faaliyetlerinde ön planda olduğu görülmüştür.

 

Sümerler tarafından kullanılıp geliştirilen ağırlık ölçüm aletleri arasında zoomorfolojik (hayvan biçimli) ağırlık, sfendonoid (oval) biçimli ağırlık, silindirik biçimli ağırlık, dikdörtgen ve küre(kubbe) biçimli geometrik ağırlık modelleri yer almıştır.

 

Ağırlık ölçüm hesaplama sistemi ilk olarak Erken Hanedanlar döneminde (M.Ö. 3000) Sümerler tarafından icat edilmiştir.

 

En hafif ağırlık terimi olan “še”/ Akadca karşılığı “uṭṭetūm”

 

Bir diğer ağırlık terimi ise GIN’dir. GIN Sümerce bir ideogram olarak yazılırken Akadca karşılığı šeqel’dir.

 

“mana” / Sümerce’de “mina” ideogramı ile geçmektedir. Sümerce’de mana kelimesi “saymak,

sayaç” anlamında kullanılmıştır. Antik Yunan’da “Mna”, İngilizce’de “Mina” olarak çevrilmiştir.

 

1 Mana ise yaklaşık 500 grama tekabül etmektedir. Mezopotamya ağırlık hesaplamalarında kullanılan “GU” ise en büyük ağırlık terimi olarak bilinmektedir. 1 GU yaklaşık olarak 30 kilograma tekabül etmektedir. Mezopotamya terazilerinde en fazla 30 kg ağırlığında taşlar kullanılmıştır. GU terimi Akadca’da “Biltum”, Babil ve Asur kaynaklarında Talent olarak geçmektedir.

 

…

Koçyiğit, Şerife (2021), Sümerlerde Kullanılan Ağırlık Ölçüm Aletleri ve Ağırlık Ölçüm Sistemi Üzerine Bir Değerlendirme, Kare Uluslararası Karşılaştırmalı Edebiyat Tarih ve Düşünce Dergisi, Sayı: 12, s. 175-195

Şâhnâme’de Yer Alan Mızrak, Balta ve Gürz ile İlgili Kayıtlar

 

Şâhnâme’de Yer Alan Mızrak, Balta ve Gürz ile İlgili Kayıtlar

İbrahim Duman

 

Şâhnâme / İran’ın milli destanı sayılmaktadır. İslam öncesi İran tarihinin mitolojik unsurlarını ve eski İran şahlarının hikayelerini barındıran Şâhnâme’de silahları belirten birçok kelime bulunmaktadır.

 

Ahamenişler’e başkentlik yapmış olan Persepolis antik kentindeki arkeolojik kazılarda birçok mızrak temreni ele geçirilmiştir. Bu mızrak temrenleri geniş-yaprak şekilli ve dar-söğüt yaprağı biçimli olmak üzere iki formda sınıflandırılmıştır.

 

İran kaynaklarında teber, teber-zîn ve nâçeh gibi balta kayıtları bol bir şekilde geçmektedir.

 

Ortaçağda gürz savaş aleti demir, ağaç, taş veya başka malzemelerden yapılmaktaydı. Bu silahın öküz ve aslan gibi figürleri barındıran başlıkları, kanatlı-dilimli çeşitleri, taştan ve ağaç budağından yontulmuş türleri bulunmaktaydı.

 

Firdevsî, X. yüzyılda Horâsân’ın Tûs şehrinde dünyaya gelmiştir.

 

Firdevsî’nin eserini hicrî 370/980 veya hicrî 380/990 yıllarında parça parça yazmaya başladığı, hicrî 408/1018 yılında da bitirdiği düşünülmektedir.

 

Eserde mızrak silahını belirtmek için neyze, zûpîn, hişt, harbe kelimeleri geçmektedir.

Zûpîn, Ortaçağda Deylemli piyadelerin kullandığı bir mızrak çeşidiydi.

bu mızrağın temreni çift uçlu çatal biçimindeydi.

 

Eserde balta silahını belirtmek için teber ve teber-zîn kelimelerinden bahsedilmektedir.

 

gürz silahını belirtmek için gurz ve ‘amûd kelimeleri geçmektedir.

 

…

Duman, İbrahim (2022), Şâhnâme’de Yer Alan Mızrak, Balta ve Gürz ile İlgili Kayıtlar, Selçuklu Medeniyeti Araştırmaları Dergisi, Yıl: 7, Sayı: 7, s. 37-48

 

Tarihî Türkçe Tıp Metinlerinde Savaş Aletleri ve Savaş Yaralarının Tedavileri

 

Tarihî Türkçe Tıp Metinlerinde Savaş Aletleri ve Savaş Yaralarının Tedavileri

Meryem Arslan

 

Tıp metinlerinde, savaş yaralarına neden olan silahlar, onların neden olduğu yara çeşitleri, bu yaralarda kullanılması gereken ilaçlar ve onların tedavileri de bulunabilmektedir.

 

…ok, yay, bozdoğan, kılıç, mızrak, top, tüfek/tüfenk, çomak, gönder, bıçak, zemberek ve temrenler, tıp metinlerinde geçen savaş aletleridir.

 

Alaim-i Cerrahin (Ac): 15. yüzyılda İbrahim bin Abdullah tarafından yazılmış bir tıp kitabıdır.

 

Hulasa Fi’t-Tıbb (H): Eserin müellifi Cerrah Mesud’dur. 15. Yüzyıla ait

 

Enva-ı Emraz (EE): 16. Yüzyılda yazılmış / Müellifi bilinemeyen bir tıp kitabıdır.

 

Gāyetü’l-Müntehā Fì-Tedbîrü’l-Merzā (GM): Müderris Hasan Efendi tarafından yapılan bir tercüme tıp metnidir.

 

Kenzü’s-Sıhhatü’l-Ebdâniyye Eser-i Mürşid-i Osmaniyye (Ks): 19. yüzyılda yazılmış bir tıp ve ecza kitabıdır / müellifi Osman Hayri Mürşid Efendi’dir.

 

Kitab-ı Tercüme-i Tezkire-i Dâvûd Fi İlmü’t-Tıbb (KTT): 17. Yüzyılda Muhammed Bin Mustafa El-Gûrânî tarafından Tezkire-i Dâvûd adlı eserden yapılmış bir tercüme tıp metnidir

 

Maddetü’l-Hayat (MH1): 15. yüzyılda Akşemseddin tarafından kaleme alınmış bir tıp kitabıdır

 

Ma-Hazar (MH): Eser, 18. yüzyılda kaleme alınmış (müellifi Ebû Bekir) ve 19. yüzyılda istinsah edilmiştir (müstensihi de Abdülkadir el-Besim).

 

Müfîd (Nazmü’t-Teshîl) (M): Muhyiddin Mehî tarafından 15. Yüzyılda yazılmış bir eserdir.

 

Müntahab-ı Fi’t-Tıbb (MFT): Çelebi Mehmed adına Abdülvehhâb bin Yûsuf İbn Ahmed El-Mardânî tarafından 15. yüzyılda yazılmıştır

 

Terceme-i Kâmilü’s-Sınâʿa (TKs): 14 ya da 15. Asra ait bir eserdir.

 

Terceme-i Kitab-ı Ebûbekir Râzî (TKEr): Ali Münşî adlı hekimin 18. yüzyılda yapmış olduğu bir tercümedir

 

Tuhfetü’l-Erîbi’n-Nâfia li’r-rûhânî ve’t-Tabîb (TEN): Hezârfen Hüseyin Efendi tarafından yazılmış tıp kitabıdır.

 

Türk tıp tarihinde ateşli silah yaralarının bahsedildiği ilk eser Alâim-i Cerrâhîn’dir.

 

Tıp Metinlerinde Geçen savaş Aletleri

bıçak: bıçağın silah olarak özelleşmiş şekillerine kama veya hançer adı verilir.

ilk bronz hançer ve bıçak üretimi MÖ 500-300 yılları arasında Sibirya’da olmuştur.

 

Çomak: Türkçe Sözlük’te ucu topuzlu değnek

çomak, köküyle birlikte çıkarılan ağacın kök kısmının yontulmasıyla topuz haline getirilerek silah olarak kullanılmıştır

başa çomaḳ [...] doḳunsa ḳafa yarılsa [...] nesne çeyneyimez gözleri şişer

 

Kılıç: bedende cirāḥat [...] üç dürlü sebebden vāḳiʿ olur evveli ḳılıcdan bıçaḳdan oḳdan [...] ikinci düşmekden

 

bozdoğan: Orta Çağ Türk İslam devletlerinde debbus ve amud sözcükleri de topuz karşılığında kullanılmıştır.

 

Gönder: Bazı kaynaklarda gönder, mızrak, cıda ve kargı gibi süngü çeşitlerinden biri olarak gösterilir

gönder, ucuna bir şey takılan uzun sopa, sırık; mızrak ise uzun kargıdır

 

Mızrak:

 

Ok ve yay: Tıp metinlerinde yay çekmek ve dolayısıyla ok atmak, bedeni atıklardan temizleyecek bir spor olarak tavsiye edilmiştir

 

Kamış ok: …kim yir vardur oķı ķamışdandur, demreni baķırdandur

 

Ok demreni/Ok demiri/Demren: Okların daha etkili olması için onlara takılan uçlara temren, başak veya peykân adı verilmektedir.

 

…ok ucunun demirden yapılanına temren; kemik, boynuz, fildişi veya balık dişinden yapılanına da soya denildiği bilgisine de rastlanmıştır

 

Ağulu demren: Zehirli temrenlerdir.

Türklerin zehirli ok veya zehirli silah kullandıklarına dair bir kayıt bulunmamaktadır.

 

Top, Tüfenk…

 

Zenberek: …hayvan sırtında taşınabilen küçük top, çelik veya pirinçten yapılmış ok

 

Savaş Yaraları ve Tedavileri

Kılıç, bıçak, ok ve tüfek yaraları, özellikleri ve onlarda uygulanan tedavi şekilleriyle ilgili tespitler şöyledir:

Abanoz ağacı ve kuvayı kökü kullanılır

Abanûs ağacının kullanımı, yaraya sürtülmesi yoluyladır

 

Ebegömeci dövülür, koyun ve canavar yağıyla karıştırılır ve yara üzerine konulur

Ebegömeci dövülür, buğday ekmeğinin içiyle yoğrulur ve yara üstüne konulur. Bu tedavi çürükleri temizler ve çıkarır

 

Kılıç yarası, debeye “fıtık” neden olmuşsa vurunyāyı dövülür, içirilir; kılıç deşiğe neden olmuşsa selvi yaprağı dövülür, deşilmiş yaranın üzerine konulur

 

Tavşanın kanı kavrulur ve zehirli ok yarasına ekilirse zehri giderir ve yarayı iyileştirir

 

Belesān yağı tüfekten, toptan, mızraktan veya başka şeylerden olan yaralar için faydalıdır

 

Selvi yaprağı dövülür ve deşik üzerine konulursa iyi olur. Yine çam sakızı ile zift ve zeytin yağından yapılmış merhem deşik için iyidir

 

Demü’l-ahaveyn veya iki kardeşkanı, kılıç ve ok yaralarında akan kanı keser ve iyi eder

 

Kılıç ve tüfek yarası derin değilse üzerine zerur, iki kardeşkanı, anzerut, günlük ekilir; derinse yara kurşundan ve demirden temizlenir, dikilmesi icap ederse dikilir

 

Bıçak ve kılıçtan dolayı bağırsak çıkmışsa gözlemlenerek karar verilir ve temizse sıcağı sıcağına yerine konulur ve ilgili yer dikilir

 

Kılıç ve bıçak yarasında et parçası kafa derisinden ayrılmış ve üzerinden de birkaç gün geçmişse o deri kesilmemelidir. Böyle durumlarda deri iyice kanatılır, kafa üzerine konulur ve sonra dikilir, ama altında da fitil yeri bırakılır. Bu işlemlerin arkasından her iki tarafa yastık konularak bağlanır. Bu bağ günde iki kez açılarak merhem-i basâlikûn sürülür

 

Merhem-i asfar, kılıç ve bıçak yaralarını bitirir

 

Savaş aletlerinin neden olduğu kırıklar, özellikleri ve tedavileri

Kılıcın vurduğu ve doğradığı kemik, düzgün kırılmadığı için iyileştirilmesi zor kırıklardandır.

 

İliği kopan kırığın ilacı yoktur.

Karıca “pazu”, bilek ve kürek gibi kıkırdak olan yerde bulunan kırıklar geç kaynar. Burun kırığı on günde; diğerlerinin kırığı yirmi günde; dirsek ve kol kırığı kırk günde; uyluk eğer fazlaca parçalanmışsa üç ayda kaynar

 

Kafada kırılan kemik olduğunda, o kemik ihtiyatla kaldırılmalı ve onu tutan bir yer varsa kerpetenle veya testereyle kesilmeli ve beynine bakılmalıdır. Beyin sağlamsa korkulmamalıdır. Beyne kan inmişse (kanamışsa), şeker ekilmelidir. Çünkü şeker kanı keser ve onu su gibi yapar. Bundan sonra pamuk alınıp ortam temizlenmelidir. Sonra iri bir bezle deriye sürülmeli arkasından anzarut, mastaki ve ratenecin toz haline getirilmişi ekilmelidir. Kemik yerli yerine konularak kapatılmalı ve ibrişimle dikilmelidir. Bir yerine iğne bırakılarak açık yer kalması sağlanmalıdır. Çünkü buradan su ve irin akmalı, beyinde birikmemelidir. Yaraya merhem-i Mısrî, kuyruk kapağı sürülerek iyileşmesi sağlanmalıdır. Hamamdan sakınılmalı, şeker şerbeti, bal şerbeti içirilmeli, tavuk suyuyla pişirilmiş erişte yedirilmelidir. Ekşi yemeklerden uzak durulmalıdır

 

Kılıç veya bıçak yarasından dolayı başta cerahat oluşursa, cerahatin dört tarafı kazınır ve mil ile aralanır. Mil kemiğe dokununca (çır diye ses çıktığında) cerahat açılır ve temizlenir

 

Ok yarasında hamamda bir süre dinlenilir ve sonra aceleyle fasd “kan alma” yapılır

 

Kılıç veya bıçaktan kaynaklı olarak kemik aşağı çökmüş ama az kesilmişse, ilk önce yaraya bir sargı bezi konulur, üzerine de yumurta sarısı sürülür ve sonra sıkıca bağlanır. Bu yakı üç gün durmalıdır. Üç günden sonra süci ile zeytinyağı kaynatılır. Sonra cerahat açılır ve yağla kaynatılan süciyle yıkanır. Bıçak ve kılıç yarasında kemik çok kesilmiş ve açıkta kalmışsa zeytinyağından sakınılmalıdır. Böyle durumlarda canavar yağıyla yapılan merhem-i basâlikûn sürülerek yara iyileştirilmelidir. Tamamen iyileştikten sonra da merhem-i kâfûrî sürülmelidir

 

…

Arslan, Meryem (2019), Tarihî Türkçe Tıp Metinlerinde Savaş Aletleri ve Savaş Yaralarının Tedavileri, Erdem Dergisi, Sayı: 77, s. 281-306

Taşlıcalı Yahyâ Bey ve Dukakin-Zâde Ahmed Bey Dîvanlarında Musikî Âletleri

 

Taşlıcalı Yahyâ Bey ve Dukakin-Zâde Ahmed Bey Dîvanlarında Musikî Âletleri

M. Nejat Sefercioğlu

 

Taşlıcalı Yahyâ Bey ve Dukakin-Zâde Divanlarında Yer Alan Musikî Âletleri

Berbat, “Lavta adı da verilen, telli bir musikî aletidir.”

Berbat-ı bezm-i gazâyam ki anılsa a’dâ

Sînede cûşa gelür depreşür erlik damarı

 

Hayvan boynuzundan yapılan ve nefesli çalgılar grubunda yer alan korno, kornet ve trompetin

de ilham kaynağı olan boynuz,

Yasağ oldı şehirde çeng ü nâya

Meger şimden gerü boynuz çalasın

 

çeng, “Kanuna benzeyen ve dik tutularak çalınan bu saz, şekil bakımından Batı musikîsi sazlarından harpa banzer.

Çeng ile insan arasında kurulan ilginin temelinde ses ve şekil benzerliği yer alır.

Çözüp saçını ey meh-i nâ-mihribân çeng

Bezmünde kıldı mutrib elinden figân çeng

 

Çegâne “bir çeşit çalpara, çengi tefçiği”dir.

Oyuncuların kullandığı zilli bir tartım çalgısı olan çegâne, şekil olarak harpa benzer ve çengiler oynarken çalınır.

 

Def, “Çok eski devirlerden beri tanınan ve genelde ritm için kullanılan bir çalgıdır.”

Def oldı kâse-i Mecnûn gibi iki pâre

Sifâl-i seg gibi câmun dürüldi devrânı

 

Kamânçe (kemençe), dut, kiraz ya da ardıç ağacından yapılan, üç telli, diz üzerine konularak çalınan küçük bir yaylı çalgıdır.

Ne zulm idi ki def itdi pâdişâh-ı cihân

Kemânçe mutrib elinden iderdi efgânı

 

Kopuz, akınlar yoluyla gelen ve akıncılar arasında çok tutulan, sert bir mızrapla ya da parmak ve yayla çalınan, sapında perde bulunmayan, yayla çalınanlarına “Kıl kopuz”, mızrapla çalınanlarına “Kopça kopuz” adları verilen telli bir mûsikî aletidir.

 

Kös ya da kûs, “eski savaşlarda, alaylarda deve veya araba üstünde taşınarak çalınan büyük davul”dur.

 

Nakkâre, üzerine deri geçirilmiş birbirine bağlı iki bakır kâseden oluşan, yere oturarak veya bele bağlanarak ya da göğse dayalı olarak, çalınan, diğer adı kudüm olan vurmalı bir mûsikî aletidir.

 

Nefîr “Arapça ‘toplukluk’ anlamındaki bu kelime hemen bütün sözlüklerde ‘boynuzdan yapılmış basit bir mûsikî âleti’ olarak tanımlanır

 

Ney, divan şâirlerinin en fazla ilgi gösterdiği ve benzetmelere en çok konu ettiği nefesli musikî aletlerinden birisidir.

 

Rebâb (Rebap)

…bir grup telli mûsikî âletinin genel adı olan rebâb, hem ayaklı kemâne hem de lavta türünden tamamen veya yarı yarıya deri göğüslü çalgıların ismi olarak kullanılmıştır...

 

Saz kelimesi, bütün musikî adlarını da ifade eden bir isimdir.

 

Tabl (Davul) “Davul” ve anatomide “kulakta sesi aksettiren zar” anlamlarına gelen tabl vurmalı musikî aletlerindendir.

 

Tambûr, “Türk müziğinde yaygın olarak kulanılan ve yalnız Türklerde görülen telli bir sazdır. “Tanburun kökeni ve hangi tarihte ortaya çıktığı bilinmemektedir. Sümerce ‘pantur’dan geldiği hakkında bilgiler vardır.”

 

“Ut ya da ud, telli bir musiki aletidir. Kelimenin aslı aslı Arapça’da sarısabır veya ödağacı anlamındaki el-oud’dan gelir…

 

…

Sefercioğlu, M. Nejat (2016), Taşlıcalı Yahyâ Bey ve Dukakin-Zâde Ahmed Bey Dîvanlarında Musikî Âletleri, Uluslararası Beşeri Bilimler ve Eğitim Dergisi, Cilt: 2, Sayı: 2, s. 158-186