Jan Alber, Greta Olson - Anlatı ile Nasıl Şeyler Yapılır - Notlar
How to Do Things with Narrative, Cognitive and Diachronic
Perspectives, Walter de Gruyter, Berlin, 2018
Kitapta Monika Fludernik’in öncülük ettiği bilişsel
anlatıbilim ve deneyimsellik kavramları çerçevesinde edebiyat ile medyadaki
anlatı yapılarını inceleniyor.
Jane Austen’in romanlarındaki ironi kullanımı, Alfred
Hitchcock filmlerindeki travma temsilleri ve modern dizilerdeki doğrudan hitap
yöntemleri gibi spesifik örnekler üzerinden kuramsal tartışmalar yürütülüyor.
Jan Alber, Greta
Olson
Monika Fludernik ve Anlatıyla Bir Şeyler Yapmaya Davet
Giriş bölümü, antolojinin temel sorusu olan "anlatıyla
işlerin nasıl yapılacağı" üzerine odaklanır. Bölümde Fludernik'in
geliştirdiği teorik kavramların, özellikle "deneyimsellik" ve
"doğal anlatıbilim" kavramlarının önemi vurgulanır.
Teorik Kavramlar: Fludernik, geleneksel olay örgüsü odaklı
kavramları reddederek anlatıyı deneyimsellikle eşitler. "Antropomorfik bir
deneyimleyicinin kurgusal varoluşu, olmazsa olmaz anlatısallığın oluşumu
için" temel bir şarttır.
Doğal Anlatıbilimin Dört Seviyeli Modeli: Metinleri gerçek
dünya deneyimlerinden türetilen bilişsel parametrelerle anlatılaştıran bir
model sunulur.
Artzamanlılık ve Sosyal Eleştiri: Fludernik’in hukuka ve
hapishanelerin anlatısal temsillerine olan ilgisi, anlatı analizinin adaletsiz
güç ilişkilerini nasıl eleştirebileceğini gösterir.
Marco Caracciolo
Anlatı ve Ruh Hali Üzerine Perspektifler
Caracciolo, Fludernik’in "deneyimsellik" kavramını
genişleterek anlatıların okuyucuda nasıl belirli "ruh halleri" (mood)
uyandırdığını inceler.
Ruh Hali Üzerine Ön Bilgiler: Duygular belirli nesnelere
yöneliktir, ancak ruh halleri daha dağınık ve nesnesizdir.
Ruh Hali, Atmosfer ve Duygusal Tepkiler: Mekansal ortamın
duygusal nitelikleri bir atmosfer yaratır; ruh hali / her zaman
değerlendiricidir.
Ruh Hali ve Anlatı Kalıpları: Anlatı hızı ve tarzı,
müzikteki ritme benzer şekilde bedensel duygulara hitap ederek ruh halini
şekillendirir.
Anlatı Stratejileri, Ruh Hali ve Psikiyatrik Hastalıklar
(Memento): Christopher Nolan'ın Memento filmi örneğiyle, karmaşık anlatı
yapılarının izleyicide nasıl bir "gizem ve gerilim duygusu" yarattığı
analiz edilir.
Hilary Duffield
Alfred Hitchcock'un Filmlerinde Gizemli Deneyimsellik
Duffield, Hitchcock’un travma tasvirlerini "esrarengiz
deneyimsellik" olarak tanımladığı bir kavram üzerinden ele alır.
Hitchcock'ta Gizemli Deneyimselliğin İnşasındaki Temel
Bileşenler: "Bilişsel Tabakalaşma" yani karakterler ve okuyucu
arasındaki bilgi dengesizliği, gerilimin ana kaynağıdır. Travmatize edilmiş
karakterler ve araştırmacı figürleri bu yapının merkezindedir.
Hitchcock'un Üç Filminde (Büyülenmiş, Baş Dönmesi, Marnie)
Gizemli Deneyimsellik: Büyülenmiş (1945) filminde görsel ipuçları ve rüya
sekansları kullanılır. Baş dönmesi (1958) filminde bilgi dünyaları arasındaki
kopuş izleyiciyi farklı bir konuma yerleştirir. Marnie (1964) ise "olay
örgüsünün düşürüldüğü ve saf esrarengiz deneyimselliğin çağrıştırılmasının
artırıldığı" bir aşamadır.
Wolfgang G. Müller
Jane Austen'de İroni: Bilişsel-Anlatolojik Bir Yaklaşım
Müller, Austen’in ironi kullanımını bilişsel anlatıbilim
yöntemleriyle inceler.
İletişim Modelleri ve Bilişsel Yaklaşımlar: İroninin
anlaşılması için "yankılı anma" (echoic mention) ve
"göstermelik" (pretense) teorilerinden yararlanılır.
Anlatımsal (Yazarlık) İroni: Austen’in anlatıcıları, Gurur
ve Önyargı’daki ünlü açılış cümlesinde olduğu gibi, "evrensel olarak kabul
edilen bir gerçek" kılıfıyla ironi yapar.
İroni ve Konuşmanın/Düşüncenin Özgür Dolaylı Temsili:
Austen, kadın kahramanların düşüncelerine ayrıcalık tanırken ironiyi genellikle
ikincil karakterlerin konuşmalarında kullanır. Austen'in sanatı güçlü bir
şekilde cinsiyete dayalıdır.
Kurt Schmid
Bilişsel Anlatı Biliminde Kurgusal Zihinler
Schmid, bilişsel anlatıbilimin "zihin okuma"
kavramını eleştirir ve eylemlerin önemini savunur.
Erişilebilirlik ve İstisnailik: Schmid, kurgusal anlatının
"konuşmacı dışındaki bir kişinin söylenmemiş düşüncelerinin / tasvir
edilebildiği tek edebi tür" olduğu görüşünü savunur.
Sosyal Zihinler: Alan Palmer'ın "sosyal zihin" ve
"ara düşünce" kavramlarını tartışmaya açar.
Sonuç: Schmid'e göre, "Roman okuması olay okumasıdır
veya daha da iyisi, Roman okuma, zihinsel olayları okumanın zihinsel
olayıdır".
Eva von Contzen
Dido'nun Sözleri: Antik ve Ortaçağ Anlatısında Konuşmayı ve Bilinci Temsil Etmek
Bu bölüm, anlatı biliminin tarihselleştirilmesi çağrısına
yanıt vererek, Dido figürünün farklı dönemlerdeki temsillerini inceler.
Gelenek ve Modern Öncesi Karakterler: Modern öncesi
karakterlerin psikolojik derinliğinden ziyade "referans boyutu" ön
plandadır.
Vergil'den Caxton'a Dido: Vergil’in Aeneis’inde eylem odaklı
bir yapı varken, Caxton’ın Eneydos’unda Dido "sözlü aşırılık ve
dolayısıyla aşırı açık sözlülük" sergiler.
Chaucer'ın Dido'su: Chaucer'ın Şöhret Evi eserinde Dido'nun
"geleneğin ezici gücüne yenik düştüğü" ve bağımsız bir statüye
ulaştığı gösterilir.
Miriam Nandi
Anlatısal Kimlik ve Erken Modern Günlük
Nandi, Paul Ricœur'un "anlatısal kimlik" modelini
erken modern dönem günlüklerine uygular.
Günlük Nedir: Günlük, "şimdiki zamana dalma"
konumundan yazılan, plansız ve aralıklı üretilen bir türdür.
Anlatı Kimliği: Hayatımızdaki kopuk unsurları bir araya
getirerek "uyumsuz uyum" yaratma işidir.
Leydi Anne Clifford Örneği: Clifford, günlüğünü mülkiyet
haklarını savunmak ve bir "anlatısal ses" geliştirmek için kullanır.
Clifford'un günlükleri zaman ve mekanda sentetik bağlantılar kuran ilahi
benzeri tekrarlayan kalıplar sunar.
Susan Lancer
Diakronizasyon Jane Eyre
Lanser, Charlotte Brontë'nin Jane Eyre romanındaki
"Okuyucu, onunla evlendim" cümlesini anlatı tarihi açısından dönüm
noktası olarak inceler.
Doğrudan Hitabın Tarihi: Lanser, anlatıcı ve anlatılan
arasındaki ilişkileri kişisel olmayan, ironik ve samimi modeller olarak
sınıflandırır.
Yeni Bir Kültür: Lanser, Brontë'nin "kişinin hikâyesini
yabancılara anlatmanın yalnızca toplumsal değişimin bir aracı olarak roman için
bir araç haline gelmediği yeni bir kültürü" başlattığını savunur.
Philippe Carrard
Tarihyazımsal Söylem ve Anlatıbilim: Fludernik'in Olgusal Anlatı Üzerine Çalışmasına
Bir Dipnot
Carrard, Fludernik'in olgusal (gerçek) anlatılar üzerine
çalışmasını güncel bilimsel tarih yazımı bağlamında sürdürür.
Anlatım ve Bağlam: Tarihçiler yazar ve anlatıcı işlevlerini
birleştirse de bazen ironi veya "biz" anlatılarıyla bu sınırları
esnetebilirler.
Anlatı Dışı Modeller: Tarih yazımında her zaman hikaye
anlatılmaz; "analiz", "betimleme" ve "tablo" gibi
anlatı dışı modeller de kullanılır.
Şiirselliğe Geçiş: Anlatıbilim araçları yetersiz kaldığında,
söylemi şekillendiren kuralları inceleyen "şiirsellik" (poetics)
devreye girer.
Dorothee Birke, Robyn
Warhol
Multimodal Siz: Çağdaş Anlatı Televizyonunda Doğrudan Adresle Oynamak
Bu bölüm, modern TV dizilerinin (örneğin House of Cards,
Modern Family) izleyiciye doğrudan hitap etme yöntemlerini analiz eder.
Anlatım, Belgesel ve Dramatik Modlar: Adres yapıları; roman
benzeri iç sesler (anlatım), sahte belgesel röportajları (belgesel) ve
"dördüncü duvarı yıkma" (dramatik) olarak üç modda incelenir.
İzleme Duruşu: TV dizileri, "izleme duruşlarının,
belirli bir medyanın tüketicisi rolündeki gerçek bir izleyiciye hitap edecek
şekilde nasıl tasarlandığıyla" ilgilenir.
Vera Nünning, Ansgar
Nünning
Anlatılarla Nasıl Sağlıklı Kalınır ve Refahı Nasıl Geliştirilir veya:
Anlatı Bilimi ve Salutogenezin Buluşabileceği Yer
Yazarlar, anlatıların ve hikaye anlatımının sağlığı
destekleyen faktörler (salutogenez) üzerindeki etkisini araştırır.
Anlatısal Tıp ve Tutarlılık Duygusu: Hikaye anlatmak,
bireyin "anlaşılabilirlik, yönetilebilirlik ve anlamlılık" üzerinden
gelişen "tutarlılık duygusu" (SoC) için hayati önem taşır.
Salutogenetik Güç: Kişisel deneyimler hakkında yazmak zihinsel
ve fiziksel sağlıkta iyileşmelere neden olur. Kurgu okumak ise empatiyi ve
Zihin Teorisini geliştirebilir.
Benjamin Kohlmann
Boş vakit, Çalışma ve Boş Zaman: Yabancılaşmamış Yaşamın Ondokuzuncu Yüzyıl
Vizyonları
Kohlmann, Almanca "boş vakit" (Muße) kavramının
19. yüzyıl anlatılarındaki sosyoekonomik sonuçlarını izler.
Burjuva ve İşçi Sınıfı Muße: Burjuvazi için boş vakit,
"iş ve boş zamanın uyumlu bir şekilde yeniden bütünleşmesi" iken;
işçi sınıfı için "yabancılaşmamış ve özgürleşmiş bir faaliyet" olarak
yeniden tasarlandı.
Ütopik Vizyonlar: William Morris'in Hiçbir Yerden Haberler
eseri, boş vaktin bütün bir yaşam biçimi olarak gerçekleştirildiği ütopik bir
hayal sunar.
Kerstin Fest
İyi ve Kötü Şirket Arasındaki Orta Durum: Frances Brooke'ta Boş Zamanı Yönetmek
Gezi
Fest, 18. yüzyıl romanı The Excursion üzerinden boş zaman
kavramının ahlaki belirsizliğini tartışır.
Kentsel ve Kırsal Boş Zaman: Kentsel boş zaman (kumar, lüks)
ahlaki açıdan riskliyken; kırsal boş zaman (bahçıvanlık) "iyi
yönetilmesi" gereken bir yatırımdır.
Ekonomik Boyut: Roman, "iyi" boş zamanın ancak
"ihtiyatlı yatırımla" ve biraz da şansla kazanılabileceğini gösterir.
Margarete Rubik
Zindandan Dünyaya: Emma Donoghue'nun Hapishane Romanının Yönleri Oda
Rubik, hapis cezasının beş yaşındaki bir çocuğun gözünden
temsilini analiz eder.
Hapishane Tasviri ve Psikolojik Etkiler: Küçük Jack için
"Oda" güvenli bir dünyayken, annesi için bir işkence odasıdır.
Jack’in gelişimi bazı alanlarda çok ileri, bazılarında ise geri kalmış
durumdadır.
Hapis Metaforları: Metin, "insanlar her türlü yolla
kilit altına alınmıştır" diyerek fiziksel hapsin ötesindeki toplumsal
kısıtlamaları eleştirir.
Franz K.Stanzel
Sonsöz: Karşılamanın Olası Tarihi Üzerine Notlar - Stanzel'den Fludernik'e
Anlatıbilimin öncülerinden Stanzel, Monika Fludernik'in
kendi teorilerini nasıl geliştirdiğini ve "yapısalcı anlatıbilimin
araçlarını ve kavramlarını daha da ileriye taşıdığını" över. Fludernik'in
"figürleştirme" ve "yansıtıcılaştırma" kavramlarına
getirdiği yeni tanımlar metnin incelikli analizine katkı sağlar.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder