22 Mayıs 2024 Çarşamba

Marilia P. Futre Pinheiro, Marilyn B. Skinner, Froma I. Zeitlin - Arzuyu Anlatmak - Notlar

Marilia P. Futre Pinheiro, Marilyn B. Skinner, Froma I. Zeitlin - Arzuyu Anlatmak - Notlar

Antik Romanda Eros ve Cinsiyet

Narrating Desire Eros, Sex, and Gender in the Ancient Novel, Walter de Gruyter, Berlin, 2012

 


Kitap Dördüncü Uluslararası Antik Roman Konferansı'nda (ICAN IV) sözlü sunum için seçilen on dört makaleyi bir araya getirmeye karar veren üç editör arasındaki işbirliğinin bir ürünüdür.

 

Giriş

Manila P. Futre Pinheiro, Marilyn B. Skinner, Froma I. Zeitlin

 

Geçmişte küçümsenen antik roman türü, günümüzde özellikle feminist eleştiri ve queer çalışmaları sayesinde yeniden değer kazanmıştır.

 

David Konstan'ın vurguladığı gibi, ideal Yunan romanının en benzersiz özelliği, hem erkek hem de kadının arzu öznesi olduğu ve benzer sınavlardan geçtiği bir "cinsel simetri" sunmasıdır.

 

Aşıkların birbirlerini öldü sanıp yas tutmaları ve ardından yeniden kavuşmaları, bu türün en önemli anlatısal klişelerinden biridir.

 

Michel Foucault, Cinselliğin Tarihi / Foucault sadece seçkin erkeklerin "kendini yönetme" pratiklerine odaklandı ve kadın sesini, köleleri veya marjinal kimlikleri dışladı.

Lacancı psikanaliz (Jean Alvares), mekan teorisi ve sosyo-tarihsel veriler (yazıtlar, mezar taşları) kullanılarak Foucault'nun "erkek merkezli" odağı aşmaya çalışır.

 

Antik romandaki cinsiyet rolleri sabit değil, istikrarsız ve akışkandır.

Aşil Tatius gibi yazarlarda erkek bedeni şiddete maruz kalır, korku duyar ve bazen kadınsı roller üstlenir (Brethes'in "Geri Dönüşümlü Karakter" kavramı).

Kadınlar sadece arzu nesnesi değil, bazı eserlerde "rıza gösteren ve arzuyu başlatan" aktif özneler olarak (Chloe örneği) karşımıza çıkar.

Yatak odasındaki gizli eylemlerle mahkeme salonundaki kamusal cezalandırma arasında gerilim yaratılır.

 

Yunan romanındaki "ideal aşk" anlayışına karşılık Roma romanı (Petronius ve Apuleius) bu kavramları tersyüz eder: Petronius'un Encolpius karakteri, Latin aşk şiiri (Ovidius) geleneklerinde parodiye dönüştürülür.

 

Antik roman sadece "kaçış edebiyatı" değil, kimliklerin müzakere edildiği, eril hegemonyanın bazen onaylanıp bazen alt üst edildiği karmaşık bir kültürel laboratuvardır.

 

Lacancı Teori: Bazı Keşifler

John Alvares

Jacques Lacan'ın psikanalitik teorilerini Yunan aşk romanlarına uygular.

 

Lacan, ihtiyacı arzudan ayırır; arzu "hayali, ilkel (ama imkansız) tam bir kişisel bütünlük" arayışıdır. Aşık, sevilen kişide aslında var olmayan nitelikleri gördüğü bir "fantastik anlatı" yaratır.

"İlk görüşte aşk" olgusu, aşığın sevgiliyi arzunun gerçek nesnesi olan nesne a olarak yanlış tanımlamasıdır.

Sabit bir kişisel kimlik olmadığı için istikrarlı bir hikâye de yoktur.

"Babanın Sözü" olarak adlandırılan Yasa, arzuyu kısıtlayan ve toplumsal kuralları koyan düzendir.

 

Antik Yunan Romanında Mekan ve Cinsiyet

Elena Redondo Moyano

Yunan romanlarındaki mekânlar, geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini yeniden tanımlayan bir arka plan oluşturur.

 

(Makro-uzay) Kahramanların evlerinden uzakta yaşadıkları tehlikeli olayların geçtiği geniş coğrafi alandır. Bu alanda "sadakate dayalı iffetli bir aşk ve evlilik" savunulur.

(Mikro-uzay) Longus gibi yazarlarda görülen, çiftlerin günlük yaşamının geçtiği sınırlı alanlardır; burada genellikle "erkek otoritesinin her zaman yeniden öne sürüldüğü" modeller aktarılır.

 

Daha Sonraki İki Antik Romanda Cinsiyetlendirilmiş Yerler

(Aithiopika, Apollonius'un Tarihi)

Donald Latiner

Ev ve yatak odası gibi kapalı alanlar biyososyal güvenliği temsil eder; ancak romanlar "güzel genç kadınları ebeveynlerinin koruması alanından kopararak" bu beklentileri istismar eder.

 

Hapishaneler, genelevler ve mezarlar gibi "istemsiz izolasyon" alanları…

Zeki karakterler, hareketliliklerini geri kazanmak için bu sınırları manipüle ederler.

 

'Kallimachos ve Chrysorrhoe' Bahçeleri

Antony Littlewood

Bizans romanındaki bahçe betimlemeleri

 

Bahçeler hem erotik gelişimin aşamalarını simgeler hem de "Adem ile Havva'nın Cennet Bahçesi" gibi dini alegorilerle ilişkilendirilir.

 

Performans Paideia: Chariton'da Kamusal ve Özel Erkeklik

Meriel Jones

Antik dünyada "eğitimli adam" (pepaideumenos) olmak sadece kitap okumak değil, aynı zamanda belirli bir ahlaki duruş sergilemekti.

Eğitimli erkek; arzuları üzerinde kontrol sahibi olan, talihsizliklere erkekçe katlanan ve hem başkalarıyla hem de kendiyle (içsel bir diyalogla) mantıklı bir şekilde konuşabilen kişidir.

 

Logos (akıl/konuşma) sadece mahkemede nutuk atmak için değil, kişinin kendi iç kargaşasını dindirmesi için de bir araçtır.

 

Sempozyum (içkili meclis), bir erkeğin statüsünü kanıtladığı en önemli kamusal alanlardan biridir.

 

Dionysios, Callirhoe’ye olan aşkını (bir köleye aşık olmanın utancını) gizlemek için sessiz kalır. Ancak bir sempozyumda sessizlik, "çocukça" (meirakion) bir durum olarak algılanır.

Dionysios, statüsünü korumak için kullandığı paideia (gizleme becerisi) yüzünden, tam tersine daha çok dikkat çeker. Bu durum, toplumsal cinsiyet performansının ne kadar hassas olduğunu gösterir.

 

Dionysios, duyguları ile toplumsal beklentiler arasında sıkışmış, ancak eğitimli kimliği sayesinde bu çatışmayı (en azından kamusal düzeyde) başarıyla yönetmiş bir karakterdir.

 

Aşil'de Cinsiyet Belirsizlikleri, Melez Oluşumlar ve Beden Hayali

Froma I. Zeitlin

Aşil Tatius, bedeni sadece estetik bir obje olarak değil, aynı zamanda bilimsel ve klinik bir gözlem nesnesi olarak ele alır.

Roman, bir öpücüğün anatomisinden gözyaşının fizyolojisine kadar bedensel tepkimeleri analiz eder. Beden, dış dünyaya karşı hem "geçirgen" (arzuyu kabul eden) hem de "kapalı" (bütünlüğünü korumaya çalışan) bir yapıdadır.

 

Bekaretin bozulmasının bir "yara" veya "kan dökme" eylemi (Longus’un metnindeki gibi) olarak hayal edilmesi, arzuyu bir tür şiddetle (Thanatos) birleştirir.

Murex kabuğundan mor boyanın çıkış hikâyesindeki "kanlı ağız" ve "mabedin açılması" metaforları, cinsel birleşmenin hem kutsal hem de travmatik bir "ihlal" olarak algılandığını gösterir.

 

Nasıl Erkek Olunur: Aşil Tatius'un Romanında Benliğin Cinsel Tanımına Doğru

Romain Brethes

Clitophon'un kimliğini "sorunlu bir kimlik" olarak tanımlar. Karakter, "kadınlarla bir erkeği taklit eden ama erkeklerle kadına dönüşen" bir aşık olarak gösterilerek erkeklik ve kadınlık arasındaki sınırlar sarsılır.

 

‘Erkek Gibi Almak’: Toplumsal Cinsiyet, Kimlik ve Beden

Daniel King

Leucippe'nin işkence ve zorluklar karşısındaki direncini Hıristiyan şehit hikayeleriyle karşılaştırır. Leucippe, "atletik rekabet" (agon) diliyle kendi fiziksel deneyiminin anlamını şekillendirerek erkeksi bir otorite kazanır.

 

Kri'air İçeride: Heliodoros'un Bedtrick Üzerine Çeşitlemeleri

Saundra Schwartz

Zina senaryolarını ve "yatak hilesi" (bedtrick) motifini inceler. Karanlık yatak odasında yaşanan yanlış kimlik durumları, genellikle "gerçeğin ortaya çıkarılması için mahkeme salonunun yeterliliğini test eden" adli duruşmalara yol açar.

 

Longus ve Alciphron'da Kadın Cinselliği

Melissa Funke

Chloe ve Alciphron'un fahişelerini "arzulayan özneler" olarak karşılaştırır. Her iki yazar da, kadınların erotik ilişkilerinde "rıza, arzunun görsel olarak başlatılması ve eyleme geçme" yoluyla aktif bir rol üstlendiğini gösterir.

 

Fortunata ve Azat Edilmiş Kadınların Erdemleri

Marilyn B. Skinner

Trimalchio'nun karısı Fortunata'yı "ideal azat edilmiş kadının karısı" modeli üzerinden analiz eder. Fortunata, kocasının imajını korumaya çalışan "sadık ve çalışkan" bir eştir, ancak ziyafette uğradığı aşağılanma sosyal konumunun ne kadar kırılgan olduğunu gösterir.

 

Kaygı ve Etki: Ovid'in Amores 3.7 ve Encolpius'un İktidarsızlığı

Judith P. Hallett

Petronius'un, Encolpius'un cinsel başarısızlığını anlatırken Ovid'in iktidarsızlık konulu şiirini parodileştirdiğini savunur. Petronius, Ovid'in "erkek cinsel işlev bozukluğunun yol açabileceği acıyı ve aşağılanmayı gizlediğini" ima eder.

 

Petronius'un Giton'u: Cinsiyet ve Tür

John F. Makowski

Giton karakterinin destan, trajedi ve pandomim kahramanlarıyla kurulan parodik ilişkisini inceler. Giton'un cinsiyet rollerindeki akışkanlık, romanın "edebiyat türleri arasındaki dalgalanmasını" yansıtması bakımından "tüm zamanların en çok yönlü drama kraliçelerinden biri" olarak görülür.

 

Cinsiyet Dönüşümleri Apuleius'un Metamorfozlar'ı

Anna McCullough

Apuleius'ta kadınların cinsiyet değiştirmesi, fiziksel bir kılık değiştirmeden ziyade bir "ruh göçü" gibidir. Kadın, zayıf kabul edilen doğasını (sadakatsizlik, korku, şehvet) terk edip, erkeksi nitelikleri (animus masculus) kuşanır.

Charite: Kocasının intikamını alırken "erkek ruhuyla" hareket eder.

Plotina: Kocasını sürgünde korumak için saçlarını keser ve sadece kıyafetini değil, karakterini de "erkekçe bir dayanıklılığa" dönüştürür.

Psyche: Korkusunu yenip elinde bıçakla Cupid’in üzerine giderken "cinsiyetini cesaretle değiştirmiş" sayılır.

 

Erkekler için kadın kılığına girmek (travestizm), hiçbir zaman içsel bir dönüşüm olarak kabul edilmez. Bu ya bir kurnazlık (Tlepolemus/Haemus) ya da bir ritüel/eğlence (İsis alayı) aracıdır.

Haemus: Kadın kıyafeti giymesi onun erkekliğini eksiltmez; aksine bu kılık değiştirme yeteneği onun stratejik zekasını (eril bir yetkinlik) kanıtlar.

Cinaedi (Hadım Rahipler): Kadınsı tavırlar sergileseler de, Roma bakış açısıyla onlar "kadın" değil, "kusurlu/bozulmuş erkekler"dir. Cinsiyetleri statiktir ama kalitesi düşüktür.

 

Apuleius'ta erkek bedeni "eşek" gibi bir hayvana dönüşse bile ruhu (Lucius örneğinde olduğu gibi) insan ve erkek kalmaya devam eder. Ancak kadınlar, ruhsal bir sıçrama yaparak "erkek" mertebesine yükselebilirler. Bu, Roma kültüründe erkekliğin bir zirve noktası olarak görülmesinden kaynaklanır; zirveye tırmanmak (kadından erkeğe) bir başarıyken, aşağı inmek (erkekten kadına) bir dönüşüm değil, sadece bir "yozlaşma" veya "maske" olarak kabul edilir.

 

Roma ahlak sisteminde bir kadının kocasına olan sadakati (fides), sadece pasif bir bekleyiş değil, gerektiğinde fiziksel risk alan aktif bir korumadır.

Laudatio Turiae (Turia Övgüsü): Analizinizde belirttiğiniz gibi, Turia sadece evi çekip çeviren bir eş değil, haydutlara karşı mülkünü savunan ve Octavianus'un karşısına dikilen bir figürdür. Bu, Roma "matrona"sının (saygın ev kadını) gerektiğinde kamusal ve askeri bir kararlılık sergileyebileceğinin kanıtıdır.

Arria ve Lucretia: Bu figürler, "erkeksi bir ölüm" seçerek bedensel zayıflığı aşarlar. Charite’nin zehir yerine kılıcı seçmesi, onun sadece bir kurban değil, Roma onuruna sahip bir "vir" (erkek/kahraman) gibi öldüğünü simgeler.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder