Wolf Schmid - Zihinsel Olaylar - Notlar
Orta Çağdan Modern
Çağa Avrupa Anlatı Eserlerinde Bilinçteki Değişimler
Mentale Ereignisse Bewusstseinsveränderungen in europäischen
Erzählwerken vom Mittelalter bis zur Moderne, Walter de Gruyter, Berlin, 2017
Giriş: Eylem ve Bilinç
18. yüzyılın sonundan itibaren Avrupa edebiyatında belirleyici
durum değişiklikleri doğası gereği zihinsel, yani bilinç değişiklikleri
olmuştur. Thomas Mann, bu gelişmeyi Schopenhauer'dan alıntılayarak
“içselleştirme” olarak adlandırır: Sanat, dış yaşamın mümkün olan en az
harcamasıyla iç yaşamı en güçlü harekete geçirmekten ibarettir.
Modern hikaye anlatıcılığında eylem ve bilinç arasındaki
bağlantı temel bir ilkedir. Alan Palmer gibi bilişselci kuramcılar, Roman
okumak zihin okumaktır sloganıyla, kurgu okumanın temelinde karakterlerin
zihinlerini çözmenin yattığını savunurlar.
Aristoteles, trajedide olay örgüsünün karakterden daha
önemli olduğunu vurgulamış olsa da, "karakter" kavramını modern
anlamda "bilinç" veya "zihin durumu" olarak yorumlamak mümkündür.
Bilinç ve Olay
Bilincin Temsili
Karakterlerin bilinci anlatıda açıkça (temsil nesnesi
olarak) veya örtülü olarak (eylemleri motive eden bir faktör olarak)
sunulabilir. Bazı bilişselciler, bilincin doğrudan temsil edilemeyeceğini (Marco
Caracciolo), ancak okuyucu tarafından karakterin jest ve konuşmalarına
"atfedilebileceğini" savunur.
Düşünce Yeniden
Üretiminin Şablonları
Klasik teori, bilincin temsilini üç şablonla açıklar:
doğrudan konuşma, dolaylı konuşma ve deneyimli konuşma. Dorrit Cohn ise bunları
alıntılanan monolog, anlatılan monolog ve psiko-anlatım (anlatıcının karakter
bilinci hakkındaki söylemi) olarak sınıflandırır.
Diegesis ve Mimesis
Arasındaki Ölçek
Brian McHale, anlatı (diegetik) kutbundan şekilsel (mimetik)
kutba doğru değişen yedi türü birbirinden ayırır.
Diegetik özet: ne söylendiği ya da nasıl söylendiği
belirtilmeden, yalnızca bir konuşma olayının meydana geldiğine dair yalın bir
rapor
Özet, daha az "tamamen" öyküsel: konuşma
konularını isimlendirerek bir konuşma olayını yalnızca bildirmez, temsil eder
Dolaylı içerik açıklaması: varsayılan ‘orijinal’ ifadenin
tarzına veya biçimine bakılmaz
Bir dereceye kadar taklitçi olan dolaylı söylem: bir
ifadenin tarzının ‘korunduğu’ veya ‘çoğaltıldığı’ yanılsamasını verir
Serbest dolaylı söylem: hemen hemen her dereceye kadar
taklitçi olabilir kısa anlatımlı monolog…
Doğrudan söylem: en saf taklitçi rapor türü
Serbest doğrudan söylem: geleneksel imla ipuçlarından
arındırılmış doğrudan söylem
Metin Girişimi Modeli
Bu model, anlatıcı metni ile karakter metninin birbiriyle
karışması esasına dayanır.
Metinsel müdahale, anlatı söyleminin bir ve aynı bölümünde,
bazı özelliklerin anlatı metnine (ET) işaret ederken diğerlerinin köken olarak
karakter metnine (FT) işaret etmesinden kaynaklanır.
Bilincin Belirgin Açık Temsili
Doğrudan İç
Monolog: Karakterin mahrem düşüncelerinin doğrudan, bazen mantıksal bir
organizasyon olmaksızın sunulmasıdır.
Dolaylı ve Serbest
Dolaylı Temsil: Karakterin iç dünyasının anlatıcının süzgecinden geçerek
(dolaylı) veya dilbilgisel sınırları ihlal eden hibrit bir formda (serbest
dolaylı) sunulmasıdır.
Bilinç Raporu
(Psiko-anlatım): Karakterin zihinsel durumlarının en anlatısal sunumudur;
karakterin kendi erişemediği derinliklere bile nüfuz edebilir.
Bilincin Gizli Açık Temsili:
Deneyimli Konuşma
(Erlebte Rede): Karakterin iç dünyasının anlatı söylemi gibi sunulduğu, ancak
grafiksel olarak işaretlenmediği karmaşık bir formdur.
Asılsız Anlatım
(Figürlü Renkli Anlatım): Anlatıcının, karakterin kendine özgü sözcüklerini ve
değerlendirmelerini işaretlemeden kendi konuşmasına dahil etmesidir.
Bilincin İndekssel ve
Sembolik Temsili
Bilincin açıkça ifade edilmediği durumlarda, karakterlerin
jestleri, davranışları veya algıladıkları dış dünya (manzara, nesneler) onların
ruh halinin birer göstergesi (sembolü) haline gelir. Örneğin Tolstoy'da algılanan
kişi ve nesnelerin seçimi ve değerlendirilmesi, algılayanın ruh halinin
gösterge işaretleri olarak hareket eder.
Zihinsel Durum Değişiklikleri ve Olaylar
Anlatıcılık, Hal
Değişimi ve Tarih
Bir anlatının en az bir durum değişikliğini temsil etmesi
gerekir. Bu yapı için; zamansal bir yapı, başlangıç-sonuç durumları arasındaki
kontrast ve bu değişimin aynı özneye atıfta bulunması şarttır.
Dış ve İç Durum
Değişiklikleri
Olaylar dış dünyada (aksiyon) veya zihinsel dünyada
gerçekleşebilir. Modern edebiyatta "anlatısal ilginin merkezine"
zihinsel durum değişiklikleri taşınmıştır.
Olay ve Anlatı Değeri
Jurij Lotman'a göre, Metindeki bir olay, bir şeklin anlamsal
alanın sınırı boyunca yer değiştirmesidir. Bir durum değişikliğinin olay
sayılabilmesi için anlatılabilirlik (hikaye değeri) taşıması gerekir.
Olayın Koşulları
Bir olayın gerçekleşmesi için kurgusal dünya içinde
gerçeklik (yanılsama olmaması) ve sonuç (belirli bir noktaya varma)
kriterlerini karşılaması beklenir.
Olaylılık Kriterleri
Bir durum değişikliğinin "olaylılık" derecesini
belirleyen beş kriter vardır:
1. Alaka:
Değişikliğin karakter veya anlatıcı için önemi.
2. Tahmin
Edilemezlik: Değişikliğin şaşırtıcı olması.
3. Ardışıklık:
Değişikliğin somut sonuçlar doğurması.
4. Geri
Döndürülemezlik: Yeni durumun eski haline dönmesinin mümkün olmaması.
5. Yinelemesizlik:
Değişimin benzersiz olması; tekrarlanan durumlar olay özelliğini kaybeder.
Diegetic ve Exegetic
Zihinsel Olaylar
Zihinsel olaylar hikaye düzeyinde karakterlerde (öyküsel
olay) veya anlatıcının yorum düzeyinde (yorumsal/dışsal olay) gerçekleşebilir.
Ayrıca okuyucunun zihninde gerçekleşen "resepsiyon olayları"
(algılama olayları) da bu kategoride tartışılır.
Alman Orta Çağı Destanlarında Bilinç Değişiklikleri
Alman Orta Çağı
Destanlarında Bilinç Değişiklikleri: Parzival
Wolfram von Eschenbach'ın Parzival destanı, kahramanın
"saf bir aptal" olmaktan Kâse Kralı'na dönüşme sürecindeki zihinsel
evrelerini ele alır.
Tanrıya Küfür ve Nefret
Parzival, annesi tarafından dünyadan kopuk büyütüldüğü için
şövalyelik dünyasının normlarını yanlış anlar. Kâse Kalesi'nde sorması gereken
şefkat sorusunu sormadığı için lanetlenince Tanrı'ya savaş açar. Metinde bu
durum, Eğer dünyanın eleştirisi onu etkiliyorsa, takip ettiği öğretiler kusurlu
olmalıdır şeklinde ifade edilir. Parzival'in Tanrı ile ilişkisi feodal bir
sadakat çerçevesindedir: Onun lütfunu bildiğimden beri kendimi onun hizmetine
adadım - şimdi de hizmetimi ona bırakıyorum.
Tanıma
Hochvart (Gurur) ile mütivite (Alçakgönüllülük): Parzival'in
dönüşümü, münzevi Trevrizent ile karşılaşmasıyla derinleşir. Burada günahlarını
(Ither'i öldürmek, annesinin ölümü) ve kibrini fark eder. Metne göre; Alçakgönüllülük
gururun üstesinden gelir. Parzival'in süreci sadece ahlaki değil, aynı zamanda
bir öz-bilgi sürecidir.
Açıklık ve Kararlılık
Parzival'in gelişimi, hem önceden belirlenmiş bir kaderi hem
de özgür iradeyle yapılan hataları içerir. Anlatıcı, Kâse'nin gücü ve sevginin
onu koruyacağını belirtir: Onun Kâse'ye ve sevgiye olan hizmeti sarsılmaz ve kayıtsızdı.
Gottfried’in Tristan’ı: Sınır Geçişleri ve Aporialar
Gottfried von Strassburg’un Tristan’ı, iç dünya süreçlerini
dış olayların bir değerlendirme ufku olarak kullanır.
Tantris'in İrlanda
Gezisi
Tristan, düşmanı olan İrlanda'ya kılık değiştirerek girer ve
burada iyileşme arar. Bu karar, hayatta kalma arzusuyla verilen zihinsel bir
risktir.
Aşkın Başlangıcı
Metin, Tristan ve Isolde arasındaki aşkın sadece sihirli
iksirle mi başladığını yoksa önceden mi var olduğunu tartışır. Belirtiler,
iksir öncesi gizli bir sempatiye işaret eder.
Isolde'nin İç
Monologu
Acı Veren Feragat: İki aşığın ayrılığı, bilincin ikiye
bölünmesini (Ben ve Sen) yansıtan derin monologlarla işlenir. Isolde,
Tristan'la olan birliğini şöyle anlatır: Benliğimiz ve yaşamlarımız birbirine o
kadar iç içe geçmiş durumda.
Tristan'ın
Duygularındaki Paradokslar
Tristan, uzaktaki Isolde'ye duyduğu özlemi, yanındaki Beyaz
Elliler Isolde ile dindirmeye çalışırken karmaşık duygular yaşar.
Tristan'ın İlk İç
Monologu
İsim Gerçekçiliği: Tristan, iki Isolde arasındaki karmaşayı
isim benzerliği üzerinden anlamlandırmaya çalışır: Isolde benden uzak ama bir o
kadar da yakın.
Tristan'ın Rahatlık
Aşkı Arayışı ve İkinci İç Monoloğu
Tristan, yeni bir aşkla eskisinin yükünü hafifletmek ister
ancak kendini sadakatsizlikle suçlar: İki Isolde'yi seviyorum... ama diğer
hayatım, Isolde, yalnızca bir Tristan'a adanmış durumda.
Tristan'ın zwivelnot
(Kararsızlık Izdırabı)
Aşkında sürekli tereddüt eden Tristan'ın ruh hali bir
geminin yalpalamasına benzetilir.
Tristan'ın Üçüncü İç
Monoloğu
Casuistik Gerekçe: Tristan, Ovid'in öğretilerini
hatırlayarak sevgisini bölerek acısını azaltmaya çalışır: Bir aşk diğerinin
gücünü elinden alır.
Gerçekleşmemiş
Olaylar
Metin, Tristan'ın bir çıkmazda (aporia) kalmasıyla aniden
kesilir. Bu durum şairin sanatsal bir tıkanıklığı olarak yorumlanabilir.
Onsekizinci ve Ondokuzuncu Yüzyıl İngiliz Edebiyatında Zihinsel Olaylar
Samuel Richardson'ın Eserindeki Duyguların Bükülmeleri Mektup romanları
Richardson, mektup romanı türüyle psikolojik anlatının
temellerini atmıştır.
Pamela veya Erdem
Ödüllendirildi
Pamela’nın mektupları, olayları bilincinde belirdiği anda
kaydettiği bir "şimdi yazıyorum" tekniği sunar.
Toprak Sahibi B.'nin
Dönüşümü ve Pamela'nın Aşkı Tanıması
Baştan çıkarıcı B. Pamela’nın günlüklerini okuyunca vicdan
azabı çeker; Pamela ise ona olan gizli ilgisini fark eder: Aşk... bir hırsız
gibi üzerime sürünüyor.
Clarissa veya Genç Bir Hanımın Tarihi
Roman, farklı karakterlerin bakış açılarını sunarak
okuyucuya bir bilgi avantajı sağlar.
Karakterler kendi içlerinde tartışır. Metinde serbest
dolaylı söylemin erken örnekleri görülür. Lovelace'in alaycı dehası şu sözlerde
gizlidir: İcatlarım lanetim, gururum, cezam...
Clarissa'nın onurunu kaybetmesi, onun dünyadan vazgeçip
cennetteki düğünü beklemesine yol açar: Hiçbir gelin benim kadar hazır olmadı.
Jane Austen’in Romanlarında Tanıma
Jane Austen, karakterlerin yanılsamalarını düzeltme ve
kendini tanıma süreçlerini ön plana çıkarır.
Duyu ve Duyarlılık
(Sense and Sensibility)
Elinor (akıl) ve Marianne (duygu) arasındaki karşıtlık,
süreç içinde her iki karakterin de daha olgun bir tutum kazanmasıyla
dengelenir. Elinor, Willoughby'nin pişmanlığından etkilenerek kendi
"duyarlılığını" fark eder.
Gurur ve Önyargı
(Pride and Prejudice)
Darcy kibrini, Elizabeth ise önyargısını yener. Elizabeth
mektubu okuduktan sonra şu itirafta bulunur: Bu ana kadar kendimi hiç tanımadım.
Karakterlerin iradesi ile duyguları (bilinç ve bilinçdışı)
arasındaki çatışma sistematik olarak işlenir.
Emma
Emma, başkalarının hayatlarını düzenlemeye çalışırken
sürekli hata yapar. Knightley'e olan aşkını ancak Harriet'in itirafıyla,
kıskançlık yoluyla fark eder.
Metin, hem karakterler hem de okuyucu için bir bilmece
yapısı sunar: Frank Churchill'in daha derin bir oyununu gizlemek için seçilmiş
bir çocuk oyunuydu bu.
Emma'nın zihinsel gelişimi, kendi hatalarını
("körlüğü") kabul ettiği acı verici revizyonlarla gerçekleşir: İnanılmaz
bir kibirle herkesin duygularının sırrına inanmıştı.
19. Yüzyıl Edebiyatında Anlatılmayan ve Gerçekleşmeyen Olaylar
Puşkin’in düzyazıya yönelimi, yılların insanı kaba nesre
meylettirmesi olarak tanımlanır. Yazar, Batı Avrupa edebiyatına, özellikle
Richardson, Rousseau ve Constant gibi isimlere hakimdir.
Puşkin, Benjamin Constant’ın Adolphe romanını "ilk
analitik roman" olarak görür ve insan ruhunun bölünmüşlüğünü tasvir etme
biçiminden etkilenir. Puşkin’in erken dönem düzyazı denemeleri, "başarılı
ama artık sevmeyen bir baştan çıkarıcının zihinsel ıstırabı" gibi temaları
işler.
“Çıplak” Düzyazı
Puşkin’in erken düzyazısı, deneyimlerin çok hızlı
özetlenmesi nedeniyle "çıplak" olarak nitelendirilir.
Puşkin’in erken düzyazısı, deneyimlerin çok hızlı
özetlenmesi nedeniyle "çıplak" olarak nitelendirilir.
Puşkin, zamanla ruhun açık temsilinden vazgeçip açıklamadan
imaya geçiş" yöntemini benimsemiştir. Belkin Hikayeleri'nde temel
motivasyonlar açıklanmaz; örneğin, Silvio neden sayımı vurmuyor? sorusunun
yanıtı metinde açıkça verilmez.
Tolstoy, Puşkin’in tarzını başlangıçta "modası
geçmiş" bulsa da, sonradan bu eserleri "başyapıt" olarak
nitelendirmiştir.
Üç Diegetic Süreç
Durumların paralelliği ve motiflerin tekrarı yoluyla
okuyucuya yorum sinyalleri gönderilir.
Metinlerarasılık kullanılarak geleneksel konular yeniden
uyandırılır veya eleştirilir. "Eski bir kumaş üzerine yeni desenler
işlemek" Puşkin'in temel stratejisidir.
Atasözleri ve deyimlerin hikaye içinde beklenmedik şekilde
somutlaşmasıdır.
Kar Fırtınası ve “İlk
Görüşte Aşk”
Karamzin aşkı "birbiri için yaratılmış iki kalbin
çekimi" olarak basitleştirirken; Puşkin, Kar Fırtınası'nda bu durumu kader
ve psikolojik tesadüflerle temellendirir.
Puşkin’in metni, "tek tek motiflerin üzerinde
oyalanan" duyarlı bir okuyucu gerektirir. Ruhun belirsizliği, doğrudan
adlandırma yerine bu dolaylı temsil tarzıyla yansıtılır.
Puşkin’in dünyasında kader kör değildir; erdemler cesaret,
çeviklik ve doğru anı fark etmektir. Sabit şemalara (kitaplardaki gibi yaşama)
bağlı kalanlar genellikle başarısız olur.
Otto Ludwig'de
Gerçekleşmeyen Olay: Cennet ve Dünya Arasında
Alman edebiyatının ilk "bilinç romanı" kabul
edilen bu eser, bir "vazgeçiş" hikayesini anlatır.
Kahraman Apollonius, sevdiği kadınla evlenmekten ahlaki
nedenlerle vazgeçer; bu "vazgeçiş" herkes tarafından beklendiği için
bir olay niteliği kazanır.
Çağdaş okuyucular bu feragati "insan doğasına
aykırı" bularak eleştirmiştir. Yazar ise kahramanının
"hipokondriyal" ve "dar görüşlü" doğasının bu kararı
gerektirdiğini savunur.
Şeylerin Psikogramı
Apollonius’un karakteri, titizlikle düzenlenmiş küçük bir
bahçe ve temiz mavi ceketi üzerinden anlatılır. Küçük bahçe, kahramanın
psikogramını yaratıyor.
Apollonius'un "inatçı temizlik ihtiyacı" ve düzen
takıntısı, aslında dış dünyaya ve başkalarının duygularına karşı bir kapalılığı
(zihin teorisi eksikliği) temsil eder.
Bilincin Açık Temsili
Anlatıcı, karakterlerin ufkunu aşan retorik sorular ve
genellemelerle metne dahil olur.
Anlatıcının nesnel yargısı ile bir karakterin deneyimlenen
konuşması arasındaki perspektif boşlukları okuyucunun sürekli dikkatli olmasını
gerektirir.
Christiane, kocasının yalanlarını fark ettiğinde
"masumiyetin tam tarafsızlığıyla" Apollonius’a yönelir.
Apollonius, kardeşinin ölümünde payı olduğunu düşünerek
büyük bir suçluluk duyar ve bu durum onun Christiane ile birleşmesini engeller.
Mutluluktan vazgeçmek isterse suçluluk hayaleti çökerdi.
Ludwig, karakterlerin psikolojik gelişimini aslında dramatik
bir unsur olarak görür ancak bunu anlatı türüne entegre eder.
Roman, bizi "kırgınlığın derinliklerine ve takıntıların
darlığına" götüren mükemmel bir yapıttır.
Çek yazar Jan Neruda
Hikayelerde aksiyondan ziyade, yazarın okuyucuyu
"gerçekliğin dışsal görünümünden farkındalığa" yönlendirdiği bir
bilişsel süreç hakimdir.
Karakterler genellikle illüzyonları fark edemez; bu
"olay mahrumiyeti", Neruda’nın dünyasını en iyi temsil eden şeydir.
Bay Vorel Lületaşı
Piposunu Nasıl İçti?
Bay Vorel'in yeni bir dükkan açması, statik olan "Küçük
Kasaba" düzenine bir saldırı olarak algılanır.
Dükkanındaki tütün dumanı bahane edilerek boykot edilen
Vorel, iflas eder ve intihar eder. Pipo içmesi boykotun nedeni değil sonucuydu.
ikayelerde bekar kalmak veya düğünden hemen önce birini
kaybetmek gibi "gerçekleşmeyen olaylar" merkezi bir rol oynar.
Karakterlerin birbirlerine karşı duyduğu öfke ve başarısız
flört girişimleri, kasabanın genel mutsuzluğunun ve durağanlığının bir
parçasıdır.
Anlatıcı genellikle nedenleri açıklamaz ve "anlam verme
otoritesinden tamamen uzaklaşarak" bu işi okuyucuya bırakır.
Bay Vorel'in hikayesi, "olayın gerçekleşmediği
gerçeği" üzerinden bir anlatıya dönüşür; sonunda tek olumlu sonuç
"iyi tütsülenmiş lületaşı pipo" olarak kalır.
Rus Gerçekçiliğinde Olay İyimserliği
Fyedor Dostoyevski
Dostoyevski'nin eserleri, Rus gerçekçiliğinde figürsel dünya
algısı ve "çokseslilik" (polyphony) kavramlarının öncüsü sayılabilir.
İkiz (Golyadkin'in
Maceraları)
Rusya'da baskın figürsel bakış açısıyla öykü anlatıcılığının
çığır açan eseri, Avrupa öykücülüğünde deneyimli konuşmanın ve deneyimli iç
monologun okuyucuyu rahatsız edecek şekilde aşırı kullanımının ilk örneği olarak
karşımıza çıkar.
Kahraman Golyadkin'in yaşadığı delilik, rastlantısal bir
hastalık değil, bir karakter bozukluğudur. Metin, kahramanın hastalıklı
algısını nesnel bir gerçeklik gibi sunar; anlatıcı ve karakter metni neredeyse
birbirinden ayrılamaz hale gelmiştir.
Mikhail Bakhtin, Dostoyevski'nin bu eserinde diyalojik
dönüşü görür. Anlatıcı, Golyadkin'in sözlerini alaycı bir tonda tekrarlar.
Metinden bir alıntıyla: Golyadkin'in kulaklarında anlatıcının kışkırtıcı ve
alaycı sesi ile görsel ikizin sesi sürekli çınlıyor.
ostoyevski, 1866'da romanı revize ederek okuyucunun ve
kahramanın bilişsel süreçlerini senkronize etmiştir. İlk versiyonda
Golyadkin'in hayallere düşkünlüğü başta belirtilirken, ikinci versiyonda bu
silinmiş ve okuyucu sona kadar ikizin gerçekliğinden emin olamamıştır.
Raskolnikov'un
"Dirilişi": Suç ve Ceza
Raskolnikov'un cinayeti işleme nedenleri oldukça
karmaşıktır; sosyal acımadan "aritmetik" faydacılığa kadar uzanır.
Kahramanın asıl motivasyonu, toplumu "sıradan" ve
"olağanüstü" olarak ikiye ayıran teorisidir. Metne göre: Raskolnikov
bir ideologdur ve bir fikirle yaşar.
Roman, Rus edebiyatının ilk bilinç romanı sayılır. Anlatıcı
"görünmez ama her şeyi bilen bir varlık" olarak tanımlansa da, sık
sık kendi değerlendirmeleriyle araya girer.
İtiraf ve
"Diriliş"
Sibirya'daki çalışma kampında, Sonja'nın sevgisi ve
bağlılığı sayesinde kahraman "diriliş" yaşar. Anlatıcı bu süreci şu
şekilde duyurur: Aşk onları ayağa kaldırmıştı; birinin yüreği diğerinin yüreği
için tükenmez yaşam kaynakları taşıyordu.
Karamazov Kardeşler:
Dönüşümlerin Zincirleme Reaksiyonu
Dmitri Karamazov'un babasını öldürmekten son anda
vazgeçmesi, vicdanın sesiyle gerçekleşen gerçek bir zihinsel olaydır.
Dönüşüm zinciri, ölmekte olan Markel'in ruhsal doğuşuyla
başlar ve Zosima üzerinden diğer karakterlere yayılır. Markel'in şu sözü
merkezi bir önem taşır: Hayat bir cennettir ve hepimiz cennetteyiz ama bunu
kabul etmek istemiyoruz.
Ivan, Tanrı'nın varlığını değil, O'nun yarattığı dünyanın
adaletini ve çocukların acı çekmesini sorgular.
Leo Tolstoy
İki yazar arasındaki temel fark; Tolstoy'un "ruhun
diyalektiğini", Dostoyevski'nin ise "fikrin diyalojikliğini"
araştırmasıdır. Tolstoy'a göre asıl olan, yaşam deneyimiyle oluşan kişiliktir.
Savaş ve Barış
Andrei Bolkonsky: Başlangıçta şöhret peşinde olan Prens
Andrei, Austerlitz savaşında yaralanınca "sonsuz gökyüzünü" keşfeder
ve hayattaki her şeyin boş olduğunu anlar. Ölüm döşeğinde ise ilahi aşkı şu
sözlerle tanımlar: İnsan sevgisiyle seviyorsa bu sevgi nefrete dönüşebilir; ama
ilahi aşk değişemez.
Pierre Bezukhov: Masonluk ve sosyal hayırseverlikte aradığı
huzuru, Fransız esaretinde tanıştığı köylü Platon Karataev aracılığıyla bulur.
Karataev, Tolstoy'un idealize ettiği "sadelik ruhu"nu temsil eder.
Tolstoy, ölümü ölen kişinin bakış açısından tasvir etmede
ustadır.
Kahraman, ölüm anında korkunun yerini ışığın aldığını
hisseder: Korku artık yoktu çünkü ölüm de artık yoktu. Ölümün yerinde bir ışık
vardı.
Anna Karenina
Levin'in Planı: Konstantin Levin, hayatın anlamını
entelektüel sorgulamalarda değil, çiftçilerle yaptığı basit bir sohbette bulur.
Allah için yaşamak fikri onun ruhunda bir elektrik kıvılcımı etkisi yaratır.
Anna'nın İnşaatı: Anna'nın intiharı, sevgilisi Vronsky ile
ilk tanıştığı günden itibaren bilincine kazınan uğursuz işaretlerin (demir,
tren, küçük adam) bir sonucudur. Metne göre Anna raylara düştüğünde yaptığı
şeyden dehşete düşer: Ayağa kalkıp geriye atlamak istedi ama devasa, amansız
bir şey kafasına çarptı.
Tolstoy, büyük işlere ve ani değişimlere şüpheyle yaklaşır;
ona göre hayat, sonsuz bir süreklilik ve küçük adımlardan oluşur. Ayrıca
yazarın dünyasında kadınlar (Kitty, Natasa, Dolly), Tanrı ve hayatın anlamı
üzerine düşünmeye ihtiyaç duymadan, içgüdüsel olarak doğruyu bilen pratik ahlak
pusulalarıdır.
Rus Postrealizminde Olay Şüpheciliği
Anton Çehov
Çehov, hayatında aktif bir sosyal figür olmasına rağmen
edebiyatında olaylara şüpheyle yaklaşmıştır. Sol aydınlar tarafından ilkesizliğin
rahibi olarak aşağılanmış, ancak o nesnel hikayeler yazmaya devam etmiştir. Çehov'un
bu konudaki savunması şöyledir: At hırsızlarını canlandırdığımda şunu söylememi
istiyorlar: At hırsızlığı kötüdür. Ama insanlar bunu ben olmasam bile uzun
zamandır biliyorlar... benim işim sadece nasıl olduklarını göstermek.
Çehov'un anlatılarında olay, realistlerdeki gibi mutlak bir
ruhsal dönüşüm (epiphany) değildir. Realistlerin aksine Çehov'da bilişsel
eylemler dünya tarafından motive edilir ve metafizik karşıtıdır.
Çehov'un anlatı dünyasında... hakikat yalnızca bireysel ve
öznel olarak var olur.
Şişman ve Zayıf öyküsünde karakterler, sosyal koşullarla
şekillenen tipler değil, değişmez arketiplerdir.
Ontogenetik bakış açısı, hikayenin mecazi anlamındaki
'kalın' ve 'zayıf' ikiliğinin oluşmadığını, her zaman öyle olduğunu ortaya
koyuyor.
Çehov, fiziksel durumlar ile ideolojik konumlar arasındaki
bağı gösterir. Öğrenci öyküsünde kahramanın dünyaya bakışı, açlık ve üşüme gibi
fizyolojik etkenlerle değişir.
Velikopol'skij, algılanan ancak fark edilmeyen acıları
hedonistik amaçlar uğruna istismar etmektedir.
Köpekli Bayan: Bu
öyküde, Gurov'un "kadın avcılığından" gerçek aşka geçişi sorgulanır.
Bu değişimin gerçekliği anlatısal bir doğrulamadan
yoksundur.
Çehov'un tutarlı biçimde figüratif performansı bize öznel kanaatin
arkasında herhangi bir nesnel gerçeklik göstermiyor.
Gelin öyküsünde, zihinsel olaylar bir sonuca varmadan
tamamlanma aşamasında kalır. Öykünün ünlü sonu, Nadja'nın kararının geri
dönülemezliği hakkında şüphe uyandırır:
Yolculuğa hazırlanmak için yukarı çıktı ve ertesi sabah
onlarla vedalaştı... şehri sonsuza dek terk etti.
Ölüm, Çehov için hem bir tanınma koşulu hem de sonuçların
önündeki bir engeldir. Piskopos Petr, ölürken "basit, sıradan bir
insan" olma vizyonuna kapılır ancak bu bir illüzyondur.
Zihinsel bir olay meydana gelmiştir ancak yanıltıcı bir
görüntüde meydana gelir ve herhangi bir sonuç doğuramaz.
Üzüntü ve Rothschild'in Kemanı: Bu iki öyküde, kahramanların
hayatlarını yeniden değerlendirmeleri "çok geç" gerçekleşir. Rothschild'in
Kemanı öyküsünde Jakov, ölüme yakın bir kazanç-kayıp hesabı içindedir: İnsanın
hayattan kayıpları, ölümden faydaları vardır.
Özet ve Değerlendirme
Parzival ve Tristan: Ortaçağ epiklerinde Parzival'in
gelişimi "sıçramalarla asimetrik" olarak tanımlanırken; Tristan'da "diyaloglu
iç monologlar" ile kalbin çelişkileri ön plana çıkar.
Samuel Richardson: Mektup romanlarıyla "bilinç
sanatının başlangıcı" kabul edilir. Pamela ve Clarissa eserlerinde iç
diyalog tekniklerini geliştirmiştir.
Jane Austen: Deneyimlenen konuşma (experienced speech)
tekniğini kullanarak kendini tanıma süreçlerini işlemiştir. Austen’in olay
felsefesi rasyonalist ve iyimserdir: Zihinsel değişikliklerin geri dönüşü
yoktur.
Aleksandr Puşkin: Psikolojik durumları isimlendirmek yerine
okuyucunun yorumuna bırakan gıyaben psikoloji yöntemini kullanmıştır.
Karakterleri çok sesli ve belirsizdir.
Otto Ludwig ve Jan Neruda: Ludwig, meydana gelmeyen olayları
ve zihinsel hayatın belirsizliğini işlerken; Neruda, Küçük Kasaba dünyasındaki başarısız
olaylar dizisini ve değişime direnci anlatır.
Fedor Dostoyevski: Karakterlerinin bilincini iki kutuplu ve
bölünmüş olarak tasvir eder. İçsel diyaloglar ve artılar-eksiler çatışması
hakimdir.
Lev Tolstoy: Anlam arayışında ruhun diyalektiği üzerine
yoğunlaşır. Otoriter bir anlatıcıyla zihinsel olayları net bir aksiyoloji
(değerler hiyerarşisi) içinde sunar.
Anton Çehov (Postrealizm Değerlendirmesi): Çehov
gerçekçiliği "öldüren" bir yenilikçidir. Postrealizmi; gerçeklik
eksikliği, alaka düzeyinin göreliliği ve sonuçsuzluk gibi özelliklerle
tanımlanır.
Çehov, yazar otoritesinden vazgeçerek hükmü tamamen
okuyucuya bırakır: Yazarken tamamen okuyucuya güveniyorum ve anlatıda eksik
olan öznel unsurları ekleme konusunda da onlara güveniyorum.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder