22 Mayıs 2024 Çarşamba

Wolf Schmid - Zihinsel Olaylar - Notlar

Wolf Schmid - Zihinsel Olaylar - Notlar

Orta Çağdan Modern Çağa Avrupa Anlatı Eserlerinde Bilinçteki Değişimler

Mentale Ereignisse Bewusstseinsveränderungen in europäischen Erzählwerken vom Mittelalter bis zur Moderne,  Walter de Gruyter, Berlin, 2017


 

Giriş: Eylem ve Bilinç

18. yüzyılın sonundan itibaren Avrupa edebiyatında belirleyici durum değişiklikleri doğası gereği zihinsel, yani bilinç değişiklikleri olmuştur. Thomas Mann, bu gelişmeyi Schopenhauer'dan alıntılayarak “içselleştirme” olarak adlandırır: Sanat, dış yaşamın mümkün olan en az harcamasıyla iç yaşamı en güçlü harekete geçirmekten ibarettir.

 

Modern hikaye anlatıcılığında eylem ve bilinç arasındaki bağlantı temel bir ilkedir. Alan Palmer gibi bilişselci kuramcılar, Roman okumak zihin okumaktır sloganıyla, kurgu okumanın temelinde karakterlerin zihinlerini çözmenin yattığını savunurlar.

 

Aristoteles, trajedide olay örgüsünün karakterden daha önemli olduğunu vurgulamış olsa da, "karakter" kavramını modern anlamda "bilinç" veya "zihin durumu" olarak yorumlamak mümkündür.

 

Bilinç ve Olay

Bilincin Temsili

Karakterlerin bilinci anlatıda açıkça (temsil nesnesi olarak) veya örtülü olarak (eylemleri motive eden bir faktör olarak) sunulabilir. Bazı bilişselciler, bilincin doğrudan temsil edilemeyeceğini (Marco Caracciolo), ancak okuyucu tarafından karakterin jest ve konuşmalarına "atfedilebileceğini" savunur.

 

Düşünce Yeniden Üretiminin Şablonları

Klasik teori, bilincin temsilini üç şablonla açıklar: doğrudan konuşma, dolaylı konuşma ve deneyimli konuşma. Dorrit Cohn ise bunları alıntılanan monolog, anlatılan monolog ve psiko-anlatım (anlatıcının karakter bilinci hakkındaki söylemi) olarak sınıflandırır.

 

Diegesis ve Mimesis Arasındaki Ölçek

Brian McHale, anlatı (diegetik) kutbundan şekilsel (mimetik) kutba doğru değişen yedi türü birbirinden ayırır.

Diegetik özet: ne söylendiği ya da nasıl söylendiği belirtilmeden, yalnızca bir konuşma olayının meydana geldiğine dair yalın bir rapor

Özet, daha az "tamamen" öyküsel: konuşma konularını isimlendirerek bir konuşma olayını yalnızca bildirmez, temsil eder

Dolaylı içerik açıklaması: varsayılan ‘orijinal’ ifadenin tarzına veya biçimine bakılmaz

Bir dereceye kadar taklitçi olan dolaylı söylem: bir ifadenin tarzının ‘korunduğu’ veya ‘çoğaltıldığı’ yanılsamasını verir

Serbest dolaylı söylem: hemen hemen her dereceye kadar taklitçi olabilir kısa anlatımlı monolog…

Doğrudan söylem: en saf taklitçi rapor türü

Serbest doğrudan söylem: geleneksel imla ipuçlarından arındırılmış doğrudan söylem

 

Metin Girişimi Modeli

Bu model, anlatıcı metni ile karakter metninin birbiriyle karışması esasına dayanır.

Metinsel müdahale, anlatı söyleminin bir ve aynı bölümünde, bazı özelliklerin anlatı metnine (ET) işaret ederken diğerlerinin köken olarak karakter metnine (FT) işaret etmesinden kaynaklanır.

 

Bilincin Belirgin Açık Temsili

    Doğrudan İç Monolog: Karakterin mahrem düşüncelerinin doğrudan, bazen mantıksal bir organizasyon olmaksızın sunulmasıdır.

    Dolaylı ve Serbest Dolaylı Temsil: Karakterin iç dünyasının anlatıcının süzgecinden geçerek (dolaylı) veya dilbilgisel sınırları ihlal eden hibrit bir formda (serbest dolaylı) sunulmasıdır.

    Bilinç Raporu (Psiko-anlatım): Karakterin zihinsel durumlarının en anlatısal sunumudur; karakterin kendi erişemediği derinliklere bile nüfuz edebilir.

 

Bilincin Gizli Açık Temsili:

    Deneyimli Konuşma (Erlebte Rede): Karakterin iç dünyasının anlatı söylemi gibi sunulduğu, ancak grafiksel olarak işaretlenmediği karmaşık bir formdur.

    Asılsız Anlatım (Figürlü Renkli Anlatım): Anlatıcının, karakterin kendine özgü sözcüklerini ve değerlendirmelerini işaretlemeden kendi konuşmasına dahil etmesidir.

 

Bilincin İndekssel ve Sembolik Temsili

Bilincin açıkça ifade edilmediği durumlarda, karakterlerin jestleri, davranışları veya algıladıkları dış dünya (manzara, nesneler) onların ruh halinin birer göstergesi (sembolü) haline gelir. Örneğin Tolstoy'da algılanan kişi ve nesnelerin seçimi ve değerlendirilmesi, algılayanın ruh halinin gösterge işaretleri olarak hareket eder.

 

Zihinsel Durum Değişiklikleri ve Olaylar

Anlatıcılık, Hal Değişimi ve Tarih

Bir anlatının en az bir durum değişikliğini temsil etmesi gerekir. Bu yapı için; zamansal bir yapı, başlangıç-sonuç durumları arasındaki kontrast ve bu değişimin aynı özneye atıfta bulunması şarttır.

 

Dış ve İç Durum Değişiklikleri

Olaylar dış dünyada (aksiyon) veya zihinsel dünyada gerçekleşebilir. Modern edebiyatta "anlatısal ilginin merkezine" zihinsel durum değişiklikleri taşınmıştır.

 

Olay ve Anlatı Değeri

Jurij Lotman'a göre, Metindeki bir olay, bir şeklin anlamsal alanın sınırı boyunca yer değiştirmesidir. Bir durum değişikliğinin olay sayılabilmesi için anlatılabilirlik (hikaye değeri) taşıması gerekir.

Olayın Koşulları

Bir olayın gerçekleşmesi için kurgusal dünya içinde gerçeklik (yanılsama olmaması) ve sonuç (belirli bir noktaya varma) kriterlerini karşılaması beklenir.

Olaylılık Kriterleri

Bir durum değişikliğinin "olaylılık" derecesini belirleyen beş kriter vardır:

    1. Alaka: Değişikliğin karakter veya anlatıcı için önemi.

    2. Tahmin Edilemezlik: Değişikliğin şaşırtıcı olması.

    3. Ardışıklık: Değişikliğin somut sonuçlar doğurması.

    4. Geri Döndürülemezlik: Yeni durumun eski haline dönmesinin mümkün olmaması.

    5. Yinelemesizlik: Değişimin benzersiz olması; tekrarlanan durumlar olay özelliğini kaybeder.

 

Diegetic ve Exegetic Zihinsel Olaylar

Zihinsel olaylar hikaye düzeyinde karakterlerde (öyküsel olay) veya anlatıcının yorum düzeyinde (yorumsal/dışsal olay) gerçekleşebilir. Ayrıca okuyucunun zihninde gerçekleşen "resepsiyon olayları" (algılama olayları) da bu kategoride tartışılır.

 

Alman Orta Çağı Destanlarında Bilinç Değişiklikleri

Alman Orta Çağı Destanlarında Bilinç Değişiklikleri: Parzival

Wolfram von Eschenbach'ın Parzival destanı, kahramanın "saf bir aptal" olmaktan Kâse Kralı'na dönüşme sürecindeki zihinsel evrelerini ele alır.

 

Tanrıya Küfür ve Nefret

Parzival, annesi tarafından dünyadan kopuk büyütüldüğü için şövalyelik dünyasının normlarını yanlış anlar. Kâse Kalesi'nde sorması gereken şefkat sorusunu sormadığı için lanetlenince Tanrı'ya savaş açar. Metinde bu durum, Eğer dünyanın eleştirisi onu etkiliyorsa, takip ettiği öğretiler kusurlu olmalıdır şeklinde ifade edilir. Parzival'in Tanrı ile ilişkisi feodal bir sadakat çerçevesindedir: Onun lütfunu bildiğimden beri kendimi onun hizmetine adadım - şimdi de hizmetimi ona bırakıyorum.

 

Tanıma

Hochvart (Gurur) ile mütivite (Alçakgönüllülük): Parzival'in dönüşümü, münzevi Trevrizent ile karşılaşmasıyla derinleşir. Burada günahlarını (Ither'i öldürmek, annesinin ölümü) ve kibrini fark eder. Metne göre; Alçakgönüllülük gururun üstesinden gelir. Parzival'in süreci sadece ahlaki değil, aynı zamanda bir öz-bilgi sürecidir.

 

Açıklık ve Kararlılık

Parzival'in gelişimi, hem önceden belirlenmiş bir kaderi hem de özgür iradeyle yapılan hataları içerir. Anlatıcı, Kâse'nin gücü ve sevginin onu koruyacağını belirtir: Onun Kâse'ye ve sevgiye olan hizmeti sarsılmaz ve kayıtsızdı.

 

Gottfried’in Tristan’ı: Sınır Geçişleri ve Aporialar

Gottfried von Strassburg’un Tristan’ı, iç dünya süreçlerini dış olayların bir değerlendirme ufku olarak kullanır.

 

Tantris'in İrlanda Gezisi

Tristan, düşmanı olan İrlanda'ya kılık değiştirerek girer ve burada iyileşme arar. Bu karar, hayatta kalma arzusuyla verilen zihinsel bir risktir.

 

Aşkın Başlangıcı

Metin, Tristan ve Isolde arasındaki aşkın sadece sihirli iksirle mi başladığını yoksa önceden mi var olduğunu tartışır. Belirtiler, iksir öncesi gizli bir sempatiye işaret eder.

 

Isolde'nin İç Monologu

Acı Veren Feragat: İki aşığın ayrılığı, bilincin ikiye bölünmesini (Ben ve Sen) yansıtan derin monologlarla işlenir. Isolde, Tristan'la olan birliğini şöyle anlatır: Benliğimiz ve yaşamlarımız birbirine o kadar iç içe geçmiş durumda.

 

Tristan'ın Duygularındaki Paradokslar

Tristan, uzaktaki Isolde'ye duyduğu özlemi, yanındaki Beyaz Elliler Isolde ile dindirmeye çalışırken karmaşık duygular yaşar.

 

Tristan'ın İlk İç Monologu

İsim Gerçekçiliği: Tristan, iki Isolde arasındaki karmaşayı isim benzerliği üzerinden anlamlandırmaya çalışır: Isolde benden uzak ama bir o kadar da yakın.

 

Tristan'ın Rahatlık Aşkı Arayışı ve İkinci İç Monoloğu

Tristan, yeni bir aşkla eskisinin yükünü hafifletmek ister ancak kendini sadakatsizlikle suçlar: İki Isolde'yi seviyorum... ama diğer hayatım, Isolde, yalnızca bir Tristan'a adanmış durumda.

 

Tristan'ın zwivelnot (Kararsızlık Izdırabı)

Aşkında sürekli tereddüt eden Tristan'ın ruh hali bir geminin yalpalamasına benzetilir.

 

Tristan'ın Üçüncü İç Monoloğu

Casuistik Gerekçe: Tristan, Ovid'in öğretilerini hatırlayarak sevgisini bölerek acısını azaltmaya çalışır: Bir aşk diğerinin gücünü elinden alır.

 

Gerçekleşmemiş Olaylar

Metin, Tristan'ın bir çıkmazda (aporia) kalmasıyla aniden kesilir. Bu durum şairin sanatsal bir tıkanıklığı olarak yorumlanabilir.

 

Onsekizinci ve Ondokuzuncu Yüzyıl İngiliz Edebiyatında Zihinsel Olaylar

Samuel Richardson'ın Eserindeki Duyguların Bükülmeleri Mektup romanları

Richardson, mektup romanı türüyle psikolojik anlatının temellerini atmıştır.

 

Pamela veya Erdem Ödüllendirildi

Pamela’nın mektupları, olayları bilincinde belirdiği anda kaydettiği bir "şimdi yazıyorum" tekniği sunar.

 

Toprak Sahibi B.'nin Dönüşümü ve Pamela'nın Aşkı Tanıması

Baştan çıkarıcı B. Pamela’nın günlüklerini okuyunca vicdan azabı çeker; Pamela ise ona olan gizli ilgisini fark eder: Aşk... bir hırsız gibi üzerime sürünüyor.

 

Clarissa veya Genç Bir Hanımın Tarihi

Roman, farklı karakterlerin bakış açılarını sunarak okuyucuya bir bilgi avantajı sağlar.

 

Karakterler kendi içlerinde tartışır. Metinde serbest dolaylı söylemin erken örnekleri görülür. Lovelace'in alaycı dehası şu sözlerde gizlidir: İcatlarım lanetim, gururum, cezam...

 

Clarissa'nın onurunu kaybetmesi, onun dünyadan vazgeçip cennetteki düğünü beklemesine yol açar: Hiçbir gelin benim kadar hazır olmadı.

 

Jane Austen’in Romanlarında Tanıma

Jane Austen, karakterlerin yanılsamalarını düzeltme ve kendini tanıma süreçlerini ön plana çıkarır.

 

Duyu ve Duyarlılık (Sense and Sensibility)

Elinor (akıl) ve Marianne (duygu) arasındaki karşıtlık, süreç içinde her iki karakterin de daha olgun bir tutum kazanmasıyla dengelenir. Elinor, Willoughby'nin pişmanlığından etkilenerek kendi "duyarlılığını" fark eder.

 

Gurur ve Önyargı (Pride and Prejudice)

Darcy kibrini, Elizabeth ise önyargısını yener. Elizabeth mektubu okuduktan sonra şu itirafta bulunur: Bu ana kadar kendimi hiç tanımadım.

 

Karakterlerin iradesi ile duyguları (bilinç ve bilinçdışı) arasındaki çatışma sistematik olarak işlenir.

 

Emma

Emma, başkalarının hayatlarını düzenlemeye çalışırken sürekli hata yapar. Knightley'e olan aşkını ancak Harriet'in itirafıyla, kıskançlık yoluyla fark eder.

 

Metin, hem karakterler hem de okuyucu için bir bilmece yapısı sunar: Frank Churchill'in daha derin bir oyununu gizlemek için seçilmiş bir çocuk oyunuydu bu.

 

Emma'nın zihinsel gelişimi, kendi hatalarını ("körlüğü") kabul ettiği acı verici revizyonlarla gerçekleşir: İnanılmaz bir kibirle herkesin duygularının sırrına inanmıştı.

 

19. Yüzyıl Edebiyatında Anlatılmayan ve Gerçekleşmeyen Olaylar

Puşkin’in düzyazıya yönelimi, yılların insanı kaba nesre meylettirmesi olarak tanımlanır. Yazar, Batı Avrupa edebiyatına, özellikle Richardson, Rousseau ve Constant gibi isimlere hakimdir.

 

Puşkin, Benjamin Constant’ın Adolphe romanını "ilk analitik roman" olarak görür ve insan ruhunun bölünmüşlüğünü tasvir etme biçiminden etkilenir. Puşkin’in erken dönem düzyazı denemeleri, "başarılı ama artık sevmeyen bir baştan çıkarıcının zihinsel ıstırabı" gibi temaları işler.

 

“Çıplak” Düzyazı

Puşkin’in erken düzyazısı, deneyimlerin çok hızlı özetlenmesi nedeniyle "çıplak" olarak nitelendirilir.

 

Puşkin’in erken düzyazısı, deneyimlerin çok hızlı özetlenmesi nedeniyle "çıplak" olarak nitelendirilir.

 

Puşkin, zamanla ruhun açık temsilinden vazgeçip açıklamadan imaya geçiş" yöntemini benimsemiştir. Belkin Hikayeleri'nde temel motivasyonlar açıklanmaz; örneğin, Silvio neden sayımı vurmuyor? sorusunun yanıtı metinde açıkça verilmez.

 

Tolstoy, Puşkin’in tarzını başlangıçta "modası geçmiş" bulsa da, sonradan bu eserleri "başyapıt" olarak nitelendirmiştir.

 

Üç Diegetic Süreç

Durumların paralelliği ve motiflerin tekrarı yoluyla okuyucuya yorum sinyalleri gönderilir.

 

Metinlerarasılık kullanılarak geleneksel konular yeniden uyandırılır veya eleştirilir. "Eski bir kumaş üzerine yeni desenler işlemek" Puşkin'in temel stratejisidir.

 

Atasözleri ve deyimlerin hikaye içinde beklenmedik şekilde somutlaşmasıdır.

 

Kar Fırtınası ve “İlk Görüşte Aşk”

Karamzin aşkı "birbiri için yaratılmış iki kalbin çekimi" olarak basitleştirirken; Puşkin, Kar Fırtınası'nda bu durumu kader ve psikolojik tesadüflerle temellendirir.

 

Puşkin’in metni, "tek tek motiflerin üzerinde oyalanan" duyarlı bir okuyucu gerektirir. Ruhun belirsizliği, doğrudan adlandırma yerine bu dolaylı temsil tarzıyla yansıtılır.

 

Puşkin’in dünyasında kader kör değildir; erdemler cesaret, çeviklik ve doğru anı fark etmektir. Sabit şemalara (kitaplardaki gibi yaşama) bağlı kalanlar genellikle başarısız olur.

 

Otto Ludwig'de Gerçekleşmeyen Olay: Cennet ve Dünya Arasında

Alman edebiyatının ilk "bilinç romanı" kabul edilen bu eser, bir "vazgeçiş" hikayesini anlatır.

 

Kahraman Apollonius, sevdiği kadınla evlenmekten ahlaki nedenlerle vazgeçer; bu "vazgeçiş" herkes tarafından beklendiği için bir olay niteliği kazanır.

Çağdaş okuyucular bu feragati "insan doğasına aykırı" bularak eleştirmiştir. Yazar ise kahramanının "hipokondriyal" ve "dar görüşlü" doğasının bu kararı gerektirdiğini savunur.

 

Şeylerin Psikogramı

Apollonius’un karakteri, titizlikle düzenlenmiş küçük bir bahçe ve temiz mavi ceketi üzerinden anlatılır. Küçük bahçe, kahramanın psikogramını yaratıyor.

 

Apollonius'un "inatçı temizlik ihtiyacı" ve düzen takıntısı, aslında dış dünyaya ve başkalarının duygularına karşı bir kapalılığı (zihin teorisi eksikliği) temsil eder.

 

Bilincin Açık Temsili

Anlatıcı, karakterlerin ufkunu aşan retorik sorular ve genellemelerle metne dahil olur.

 

Anlatıcının nesnel yargısı ile bir karakterin deneyimlenen konuşması arasındaki perspektif boşlukları okuyucunun sürekli dikkatli olmasını gerektirir.

 

Christiane, kocasının yalanlarını fark ettiğinde "masumiyetin tam tarafsızlığıyla" Apollonius’a yönelir.

 

Apollonius, kardeşinin ölümünde payı olduğunu düşünerek büyük bir suçluluk duyar ve bu durum onun Christiane ile birleşmesini engeller. Mutluluktan vazgeçmek isterse suçluluk hayaleti çökerdi.

 

Ludwig, karakterlerin psikolojik gelişimini aslında dramatik bir unsur olarak görür ancak bunu anlatı türüne entegre eder.

 

Roman, bizi "kırgınlığın derinliklerine ve takıntıların darlığına" götüren mükemmel bir yapıttır.

 

Çek yazar Jan Neruda

Hikayelerde aksiyondan ziyade, yazarın okuyucuyu "gerçekliğin dışsal görünümünden farkındalığa" yönlendirdiği bir bilişsel süreç hakimdir.

 

Karakterler genellikle illüzyonları fark edemez; bu "olay mahrumiyeti", Neruda’nın dünyasını en iyi temsil eden şeydir.

 

Bay Vorel Lületaşı Piposunu Nasıl İçti?

Bay Vorel'in yeni bir dükkan açması, statik olan "Küçük Kasaba" düzenine bir saldırı olarak algılanır.

 

Dükkanındaki tütün dumanı bahane edilerek boykot edilen Vorel, iflas eder ve intihar eder. Pipo içmesi boykotun nedeni değil sonucuydu.

 

ikayelerde bekar kalmak veya düğünden hemen önce birini kaybetmek gibi "gerçekleşmeyen olaylar" merkezi bir rol oynar.

 

Karakterlerin birbirlerine karşı duyduğu öfke ve başarısız flört girişimleri, kasabanın genel mutsuzluğunun ve durağanlığının bir parçasıdır.

 

Anlatıcı genellikle nedenleri açıklamaz ve "anlam verme otoritesinden tamamen uzaklaşarak" bu işi okuyucuya bırakır.

 

Bay Vorel'in hikayesi, "olayın gerçekleşmediği gerçeği" üzerinden bir anlatıya dönüşür; sonunda tek olumlu sonuç "iyi tütsülenmiş lületaşı pipo" olarak kalır.

 

Rus Gerçekçiliğinde Olay İyimserliği

Fyedor Dostoyevski

Dostoyevski'nin eserleri, Rus gerçekçiliğinde figürsel dünya algısı ve "çokseslilik" (polyphony) kavramlarının öncüsü sayılabilir.

 

İkiz (Golyadkin'in Maceraları)

Rusya'da baskın figürsel bakış açısıyla öykü anlatıcılığının çığır açan eseri, Avrupa öykücülüğünde deneyimli konuşmanın ve deneyimli iç monologun okuyucuyu rahatsız edecek şekilde aşırı kullanımının ilk örneği olarak karşımıza çıkar.

 

Kahraman Golyadkin'in yaşadığı delilik, rastlantısal bir hastalık değil, bir karakter bozukluğudur. Metin, kahramanın hastalıklı algısını nesnel bir gerçeklik gibi sunar; anlatıcı ve karakter metni neredeyse birbirinden ayrılamaz hale gelmiştir.

 

Mikhail Bakhtin, Dostoyevski'nin bu eserinde diyalojik dönüşü görür. Anlatıcı, Golyadkin'in sözlerini alaycı bir tonda tekrarlar. Metinden bir alıntıyla: Golyadkin'in kulaklarında anlatıcının kışkırtıcı ve alaycı sesi ile görsel ikizin sesi sürekli çınlıyor.

 

ostoyevski, 1866'da romanı revize ederek okuyucunun ve kahramanın bilişsel süreçlerini senkronize etmiştir. İlk versiyonda Golyadkin'in hayallere düşkünlüğü başta belirtilirken, ikinci versiyonda bu silinmiş ve okuyucu sona kadar ikizin gerçekliğinden emin olamamıştır.

 

Raskolnikov'un "Dirilişi": Suç ve Ceza

Raskolnikov'un cinayeti işleme nedenleri oldukça karmaşıktır; sosyal acımadan "aritmetik" faydacılığa kadar uzanır.

 

Kahramanın asıl motivasyonu, toplumu "sıradan" ve "olağanüstü" olarak ikiye ayıran teorisidir. Metne göre: Raskolnikov bir ideologdur ve bir fikirle yaşar.

 

Roman, Rus edebiyatının ilk bilinç romanı sayılır. Anlatıcı "görünmez ama her şeyi bilen bir varlık" olarak tanımlansa da, sık sık kendi değerlendirmeleriyle araya girer.

 

İtiraf ve "Diriliş"

Sibirya'daki çalışma kampında, Sonja'nın sevgisi ve bağlılığı sayesinde kahraman "diriliş" yaşar. Anlatıcı bu süreci şu şekilde duyurur: Aşk onları ayağa kaldırmıştı; birinin yüreği diğerinin yüreği için tükenmez yaşam kaynakları taşıyordu.

 

Karamazov Kardeşler: Dönüşümlerin Zincirleme Reaksiyonu

Dmitri Karamazov'un babasını öldürmekten son anda vazgeçmesi, vicdanın sesiyle gerçekleşen gerçek bir zihinsel olaydır.

 

Dönüşüm zinciri, ölmekte olan Markel'in ruhsal doğuşuyla başlar ve Zosima üzerinden diğer karakterlere yayılır. Markel'in şu sözü merkezi bir önem taşır: Hayat bir cennettir ve hepimiz cennetteyiz ama bunu kabul etmek istemiyoruz.

 

Ivan, Tanrı'nın varlığını değil, O'nun yarattığı dünyanın adaletini ve çocukların acı çekmesini sorgular.

 

Leo Tolstoy

İki yazar arasındaki temel fark; Tolstoy'un "ruhun diyalektiğini", Dostoyevski'nin ise "fikrin diyalojikliğini" araştırmasıdır. Tolstoy'a göre asıl olan, yaşam deneyimiyle oluşan kişiliktir.

 

Savaş ve Barış

Andrei Bolkonsky: Başlangıçta şöhret peşinde olan Prens Andrei, Austerlitz savaşında yaralanınca "sonsuz gökyüzünü" keşfeder ve hayattaki her şeyin boş olduğunu anlar. Ölüm döşeğinde ise ilahi aşkı şu sözlerle tanımlar: İnsan sevgisiyle seviyorsa bu sevgi nefrete dönüşebilir; ama ilahi aşk değişemez.

 

Pierre Bezukhov: Masonluk ve sosyal hayırseverlikte aradığı huzuru, Fransız esaretinde tanıştığı köylü Platon Karataev aracılığıyla bulur. Karataev, Tolstoy'un idealize ettiği "sadelik ruhu"nu temsil eder.

 

Tolstoy, ölümü ölen kişinin bakış açısından tasvir etmede ustadır.

Kahraman, ölüm anında korkunun yerini ışığın aldığını hisseder: Korku artık yoktu çünkü ölüm de artık yoktu. Ölümün yerinde bir ışık vardı.

 

Anna Karenina

Levin'in Planı: Konstantin Levin, hayatın anlamını entelektüel sorgulamalarda değil, çiftçilerle yaptığı basit bir sohbette bulur. Allah için yaşamak fikri onun ruhunda bir elektrik kıvılcımı etkisi yaratır.

 

Anna'nın İnşaatı: Anna'nın intiharı, sevgilisi Vronsky ile ilk tanıştığı günden itibaren bilincine kazınan uğursuz işaretlerin (demir, tren, küçük adam) bir sonucudur. Metne göre Anna raylara düştüğünde yaptığı şeyden dehşete düşer: Ayağa kalkıp geriye atlamak istedi ama devasa, amansız bir şey kafasına çarptı.

 

Tolstoy, büyük işlere ve ani değişimlere şüpheyle yaklaşır; ona göre hayat, sonsuz bir süreklilik ve küçük adımlardan oluşur. Ayrıca yazarın dünyasında kadınlar (Kitty, Natasa, Dolly), Tanrı ve hayatın anlamı üzerine düşünmeye ihtiyaç duymadan, içgüdüsel olarak doğruyu bilen pratik ahlak pusulalarıdır.

 

Rus Postrealizminde Olay Şüpheciliği

Anton Çehov

Çehov, hayatında aktif bir sosyal figür olmasına rağmen edebiyatında olaylara şüpheyle yaklaşmıştır. Sol aydınlar tarafından ilkesizliğin rahibi olarak aşağılanmış, ancak o nesnel hikayeler yazmaya devam etmiştir. Çehov'un bu konudaki savunması şöyledir: At hırsızlarını canlandırdığımda şunu söylememi istiyorlar: At hırsızlığı kötüdür. Ama insanlar bunu ben olmasam bile uzun zamandır biliyorlar... benim işim sadece nasıl olduklarını göstermek.

 

Çehov'un anlatılarında olay, realistlerdeki gibi mutlak bir ruhsal dönüşüm (epiphany) değildir. Realistlerin aksine Çehov'da bilişsel eylemler dünya tarafından motive edilir ve metafizik karşıtıdır.

Çehov'un anlatı dünyasında... hakikat yalnızca bireysel ve öznel olarak var olur.

 

Şişman ve Zayıf öyküsünde karakterler, sosyal koşullarla şekillenen tipler değil, değişmez arketiplerdir.

Ontogenetik bakış açısı, hikayenin mecazi anlamındaki 'kalın' ve 'zayıf' ikiliğinin oluşmadığını, her zaman öyle olduğunu ortaya koyuyor.

 

Çehov, fiziksel durumlar ile ideolojik konumlar arasındaki bağı gösterir. Öğrenci öyküsünde kahramanın dünyaya bakışı, açlık ve üşüme gibi fizyolojik etkenlerle değişir.

Velikopol'skij, algılanan ancak fark edilmeyen acıları hedonistik amaçlar uğruna istismar etmektedir.

 

Köpekli Bayan: Bu öyküde, Gurov'un "kadın avcılığından" gerçek aşka geçişi sorgulanır.

Bu değişimin gerçekliği anlatısal bir doğrulamadan yoksundur.

Çehov'un tutarlı biçimde figüratif performansı bize öznel kanaatin arkasında herhangi bir nesnel gerçeklik göstermiyor.

 

Gelin öyküsünde, zihinsel olaylar bir sonuca varmadan tamamlanma aşamasında kalır. Öykünün ünlü sonu, Nadja'nın kararının geri dönülemezliği hakkında şüphe uyandırır:

Yolculuğa hazırlanmak için yukarı çıktı ve ertesi sabah onlarla vedalaştı... şehri sonsuza dek terk etti.

 

Ölüm, Çehov için hem bir tanınma koşulu hem de sonuçların önündeki bir engeldir. Piskopos Petr, ölürken "basit, sıradan bir insan" olma vizyonuna kapılır ancak bu bir illüzyondur.

Zihinsel bir olay meydana gelmiştir ancak yanıltıcı bir görüntüde meydana gelir ve herhangi bir sonuç doğuramaz.

 

Üzüntü ve Rothschild'in Kemanı: Bu iki öyküde, kahramanların hayatlarını yeniden değerlendirmeleri "çok geç" gerçekleşir. Rothschild'in Kemanı öyküsünde Jakov, ölüme yakın bir kazanç-kayıp hesabı içindedir: İnsanın hayattan kayıpları, ölümden faydaları vardır.

 

Özet ve Değerlendirme

Parzival ve Tristan: Ortaçağ epiklerinde Parzival'in gelişimi "sıçramalarla asimetrik" olarak tanımlanırken; Tristan'da "diyaloglu iç monologlar" ile kalbin çelişkileri ön plana çıkar.

 

Samuel Richardson: Mektup romanlarıyla "bilinç sanatının başlangıcı" kabul edilir. Pamela ve Clarissa eserlerinde iç diyalog tekniklerini geliştirmiştir.

 

Jane Austen: Deneyimlenen konuşma (experienced speech) tekniğini kullanarak kendini tanıma süreçlerini işlemiştir. Austen’in olay felsefesi rasyonalist ve iyimserdir: Zihinsel değişikliklerin geri dönüşü yoktur.

 

Aleksandr Puşkin: Psikolojik durumları isimlendirmek yerine okuyucunun yorumuna bırakan gıyaben psikoloji yöntemini kullanmıştır. Karakterleri çok sesli ve belirsizdir.

 

Otto Ludwig ve Jan Neruda: Ludwig, meydana gelmeyen olayları ve zihinsel hayatın belirsizliğini işlerken; Neruda, Küçük Kasaba dünyasındaki başarısız olaylar dizisini ve değişime direnci anlatır.

 

Fedor Dostoyevski: Karakterlerinin bilincini iki kutuplu ve bölünmüş olarak tasvir eder. İçsel diyaloglar ve artılar-eksiler çatışması hakimdir.

 

Lev Tolstoy: Anlam arayışında ruhun diyalektiği üzerine yoğunlaşır. Otoriter bir anlatıcıyla zihinsel olayları net bir aksiyoloji (değerler hiyerarşisi) içinde sunar.

 

Anton Çehov (Postrealizm Değerlendirmesi): Çehov gerçekçiliği "öldüren" bir yenilikçidir. Postrealizmi; gerçeklik eksikliği, alaka düzeyinin göreliliği ve sonuçsuzluk gibi özelliklerle tanımlanır.

Çehov, yazar otoritesinden vazgeçerek hükmü tamamen okuyucuya bırakır: Yazarken tamamen okuyucuya güveniyorum ve anlatıda eksik olan öznel unsurları ekleme konusunda da onlara güveniyorum.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder