Nelson Goodman - Dünyayı Yaratmanın Yolları - Notlar
Ways of World Making, Hackett Publishing Company,1977
Önsöz
Goodman’ın "av" metaforu
Önemli olan "av" (yani nihai, tek bir hakikat)
değil, o avın peşinde koşarken gerçekliğin hangi sembol sistemleriyle
haritalandırıldığıdır.
"Tek bir dünya" yoktur; doğru olan birçok farklı
"dünya versiyonu" vardır.
Bir astronomun dünyası ile bir ressamın dünyası birbirinden
farklıdır, ancak her ikisi de kendi sistemi içinde doğrudur.
Kelimeler, Eserler, Dünyalar
Dünya, keşfedilmeyi bekleyen hazır bir nesne değil; sembol
sistemleri aracılığıyla sürekli "inşa edilen" bir süreçtir.
Dünya Kurma Süreçleri
(Metodoloji)
Bileşim ve Ayrışma
(Composition and Decomposition): Parçaları birleştirip bütünler (örneğin;
farklı olayları tek bir "kişi" ismi altında toplamak) veya bütünleri
parçalara ayırmak (karı, farklı türlerine bölmek).
Ağırlıklandırma
(Weighting): Bazı özelliklere vurgu yapıp diğerlerini arka plana atmak. Bir
bilim insanı için kütle önemliyken, bir ressam için ışık ve doku
"gerçektir".
Sıralama (Ordering):
Zamanı, mekanı veya kavramları dizme biçimimiz. Örneğin; müzikteki gamlar veya
takvim sistemleri dünyayı farklı bir düzene sokar.
Silme ve Tamamlama
(Deletion and Supplementation): Algımızda işimize yaramayanı yok sayarız
(silme), eksik olanı ise beklentilerimizle doldururuz (tamamlama). Phi fenomeni
(iki ışığın yanıp sönmesini tek bir hareket olarak görmemiz) buna en iyi
örnektir.
Hiçbir algı saf değildir; her bakış zaten bir şema, bir
teori veya bir dil ile yüklüdür.
Kavram olmaksızın algı kördür; algı
olmaksızın kavram ise boştur.
Dünyayı bazen onu "bozarak" daha iyi anlarız.
Bir fizikçi, dağınık verilerin arasından en pürüzsüz eğriyi
çizerken aslında "deformasyon" yapar; yani karmaşık gerçeği ideal bir
basitliğe zorlar.
(Uygunluk)
Hakikat, ciddi bir efendi olmaktan
çok, uysal ve itaatkâr bir hizmetkârdır. Goodman burada bilimin bile
"saf gerçekleri" aramadığını, aksine sadelik, kapsam ve sistem
aradığını savunur. Eğer bir teori çok zarif ve kapsayıcıysa, bilim insanı
verileri o sisteme uyacak şekilde "şekillendirir."
Bilmek, sadece dışarıdaki bir gerçeği rapor etmek değildir.
Goodman için bilmek; uyum bulmaktır. Bir yapboz parçasını yerine oturtmak gibi,
bilgi de yeni bir verinin mevcut dünya versiyonumuza ne kadar "uygun"
olduğuyla ilgilidir.
Stilin Durumu (Üslup)
Geleneksel görüş, konunun sabit kalıp üslubun
değişebileceğini (eş anlamlılık) savunur.
Bir tarihçinin olayları "askeri stratejiler"
üzerinden mi yoksa "sosyal değişimler" üzerinden mi anlattığı, sadece
bir içerik seçimi değil, bir üslup meselesidir.
İki farklı söyleyiş biçimi asla tam olarak aynı şeyi ifade
etmez. Biçim değiştiğinde, kurulan dünya da değişir.
Özellik, eserin ne söylediği, neyi örneklediği veya neyi
ifade ettiğiyle ilgili olmalıdır.
Üslup ne kadar incelikli ve karmaşıksa, onu çözmek
izleyicinin algısını o kadar keskinleştirir.
Üslubu fark etmek, sanatçının sunduğu "dünya
versiyonuna" giriş biletidir. Bir eserin Rembrandt’a ait olduğunu bilmek,
ona hangi gözle bakacağımızı, hangi nitelikleri arayacağımızı belirler.
Alıntıyla İlgili Bazı Sorular
Bir sanat eseri, başka bir sanat eserinden nasıl alıntı
yapar?
Bir şeyin alıntı sayılabilmesi için iki temel teknik şart
vardır:
Kapsama (Containment): Alıntı yapanın, alıntılanan şeyi
(veya bir kopyasını) fiziksel olarak içinde barındırması.
Atıf (Reference): Alıntı yapanın, içindeki o parçaya bir
"isim" veya "yüklem" olarak işaret etmesi (Dilde bunu
tırnak işaretleri yapar).
Resimde alıntı yapmak, dildeki kadar kolay değildir.
Bir kelimenin "kopyası" varken, bir resmin tam
anlamıyla ontolojik bir kopyası yoktur.
Müzik, dilde olduğu gibi allografik (notasyona dayalı) bir
sistemdir; yani bir melodinin "kopyaları" (icraları) olabilir.
Dünya sadece nesnelerden değil, birbirine atıfta bulunan,
birbirini kapsayan ve birbirini yorumlayan devasa bir "semboller
ağından" oluşur. Bir sanatçı başka birini alıntıladığında, sadece bir
parça çalmaz; o parçanın ait olduğu tüm dünyayı kendi dünyasına davet eder.
Sanat Ne Zamandır?
Bir nesneyi "sanat" yapan şey, onun fiziksel
doğası değil, sembolik işleyişidir.
Hiçbir şeyi temsil etmeyen soyut bir resim bile, kendi
rengini, şeklini veya dokusunu örnekler. Bir şeyi örneklemek, ona atıfta
bulunmaktır. Dolayısıyla "sembolsüz sanat" imkansızdır; sadece
"temsil etmeyen" veya "ifade etmeyen" sanat olabilir.
Bir nesnenin bir özelliğe sahip olması yetmez; o özelliği
"vurgulaması" ve ona "atıfta bulunması" gerekir. Bir taş
müzede sergilendiğinde, artık sadece bir taş değildir; kendi şeklini ve dokusunu
örnekleyen bir semboldür.
Bir Rembrandt tablosu, eğer bir pencereyi kapamak için
battaniye niyetine kullanılıyorsa, o an için sanat değildir. Tersine, bir
"buluntu nesne" (araba yolundaki taş), eğer bir galeride estetik
belirtiler sergileyecek şekilde konumlandırılırsa, o an için sanattır.
Sanat kalıcı bir statü değil, bir durumdur. Bir nesne
sembolik bir işlev yüklendiğinde "sanatlaşır", bu işlev bittiğinde
ise tekrar sıradan bir nesneye dönüşür.
Algılamayla İlgili Bir Bulmaca
Görünür Hareket ve "Psi-Fenomeni"
En temel deney şudur: İki farklı noktada, çok kısa zaman
aralıklarıyla (10-45 ms) iki ışık parlatılır. Göz, iki ayrı ışık patlaması
yerine, tek bir noktanın birinci konumdan ikinci konuma doğru hareket ettiğini
görür.
Farklı şekillerin (kare-daire) birbirine dönüşürken zihnin
en yaratıcı yolları (dönme, sıkıştırma) seçtiğini belirtir.
Renkler arası geçişte yumuşak bir karışım yerine ani bir
sıçrama yaşanır.
Gerçeklerin Uydurulması
Gerçekler orada öylece durup bulunmayı bekleyen şeyler
değildir; onlar, kullandığımız sembol sistemleri ve teoriler aracılığıyla inşa
edilirler.
Bir masaya "atom yığını" demekle "yuvarlak
ahşap bir nesne" demek arasındaki fark, nesnenin kendisinden değil, kullandığımız
versiyondan kaynaklanır.
"Gerçek" terimi, bağımsız bir varlığı değil, bir
versiyonun doğruluğunu veya haklılığını ifade eder.
Kurgu, gerçek dünyalara uygulanır. Don Kişot kelimesinin tam
anlamıyla bir karşılığı yoktur, ancak metaforik olarak aramızdaki hayalperest
insanları sınıflandırmak için kullanılır.
Kurgu eserler (Cervantes veya Goya), olmayan dünyalar
yaratmak yerine, bizim "gerçek" dünyamızı yeni etiketlerle
(metaforlarla) yeniden organize ederler. Bir roman okuduğumuzda, dış dünyayı o
romanın sunduğu kategorilerle görmeye başlarız.
Doğru Sunum Üzerine
Dünya tek bir "hakikat" ile değil, birbiriyle
çatışan ama kendi içinde "doğru" olan pek çok versiyonla inşa edilir.
"Batlamyus'a göre dünya sabittir" demek, çatışmayı
çözmez; sadece birinin ne dediğini rapor eder. Asıl mesele, her iki versiyonun
da kendi sistemi içinde "hakikat" olarak işlev görmesidir.
Birçok yasa aslında kelimenin tam anlamıyla
"doğru" (true) değildir; onlar "aydınlatıcı yalanlar" veya
basitleştirmelerdir. Bir bilim insanı, verilerin karmaşası yerine "en
yakın uygun ve aydınlatıcı" olanı seçer.
Bir resim veya senfoni "doğru" veya
"yanlış" (true/false) değildir, ancak "haklı/yerinde"
(right) olabilir. Bir versiyon, dünyayı kavramamızı sağlıyor, tutarlıysa ve
yeni keşiflere yol açıyorsa "doğrudur".
Dünya, biz onu nasıl "çiziyorsak" öyledir; ancak
bu çizim, zihnimizin rastgele bir ürünü değil, binlerce yıllık gelenek, bilim
ve sanatın süzgecinden geçmiş bir yapıdır.
Bir şeye sonsuza dek inanılması (kalıcı güvenilirlik), o
şeyin mutlak hakikatinden daha önemli hale gelir. Eğer bir sapma varsa ve bu
sapma bizim için hiçbir zaman önemli olmayacaksa, "hakikat" pratik
açıdan yerini "kalıcı inanca" bırakır.
Tümevarımsal doğruluk, sadece mantıksal değil, aynı zamanda
geleneksel ve alışkanlığa dayalıdır.
Bir resmin "doğru" olması, nesnesine
"benzemesi" demek değildir.
Bir resim, ait olduğu kültürün yerleşik sembol sistemine
(örneğin Rönesans perspektifi) uyuyorsa "gerçekçi" kabul edilir.
Bazen bir sanatçı dünyayı daha önce görülmemiş bir sistemle
(örneğin Kübizm veya ters perspektif) sunar. Bu sistem alışılmadık olsa da, dünyayı
kavramamıza yeni bir boyut katıyorsa "doğru" (right) bir temsil
sayılır.
Doğruluk (Rightness), Hakikat'ten (Truth) çok daha geniş ve
kapsayıcı bir kavramdır.
Bilmek; bir versiyonu bir dünyaya, bir dünyayı bir versiyona
ve farklı versiyonları birbirine uydurma becerisidir.
…