23 Mayıs 2024 Perşembe

Nelson Goodman - Dünyayı Yaratmanın Yolları - Notlar

Nelson Goodman - Dünyayı Yaratmanın Yolları - Notlar

Ways of World Making, Hackett Publishing Company,1977

 


Önsöz

Goodman’ın "av" metaforu

Önemli olan "av" (yani nihai, tek bir hakikat) değil, o avın peşinde koşarken gerçekliğin hangi sembol sistemleriyle haritalandırıldığıdır.

"Tek bir dünya" yoktur; doğru olan birçok farklı "dünya versiyonu" vardır.

Bir astronomun dünyası ile bir ressamın dünyası birbirinden farklıdır, ancak her ikisi de kendi sistemi içinde doğrudur.

 

Kelimeler, Eserler, Dünyalar

Dünya, keşfedilmeyi bekleyen hazır bir nesne değil; sembol sistemleri aracılığıyla sürekli "inşa edilen" bir süreçtir.

 

Dünya Kurma Süreçleri (Metodoloji)

Bileşim ve Ayrışma (Composition and Decomposition): Parçaları birleştirip bütünler (örneğin; farklı olayları tek bir "kişi" ismi altında toplamak) veya bütünleri parçalara ayırmak (karı, farklı türlerine bölmek).

Ağırlıklandırma (Weighting): Bazı özelliklere vurgu yapıp diğerlerini arka plana atmak. Bir bilim insanı için kütle önemliyken, bir ressam için ışık ve doku "gerçektir".

Sıralama (Ordering): Zamanı, mekanı veya kavramları dizme biçimimiz. Örneğin; müzikteki gamlar veya takvim sistemleri dünyayı farklı bir düzene sokar.

Silme ve Tamamlama (Deletion and Supplementation): Algımızda işimize yaramayanı yok sayarız (silme), eksik olanı ise beklentilerimizle doldururuz (tamamlama). Phi fenomeni (iki ışığın yanıp sönmesini tek bir hareket olarak görmemiz) buna en iyi örnektir.

 

Hiçbir algı saf değildir; her bakış zaten bir şema, bir teori veya bir dil ile yüklüdür.

Kavram olmaksızın algı kördür; algı olmaksızın kavram ise boştur.

 

Dünyayı bazen onu "bozarak" daha iyi anlarız.

Bir fizikçi, dağınık verilerin arasından en pürüzsüz eğriyi çizerken aslında "deformasyon" yapar; yani karmaşık gerçeği ideal bir basitliğe zorlar.

 

(Uygunluk)

Hakikat, ciddi bir efendi olmaktan çok, uysal ve itaatkâr bir hizmetkârdır. Goodman burada bilimin bile "saf gerçekleri" aramadığını, aksine sadelik, kapsam ve sistem aradığını savunur. Eğer bir teori çok zarif ve kapsayıcıysa, bilim insanı verileri o sisteme uyacak şekilde "şekillendirir."

 

Bilmek, sadece dışarıdaki bir gerçeği rapor etmek değildir. Goodman için bilmek; uyum bulmaktır. Bir yapboz parçasını yerine oturtmak gibi, bilgi de yeni bir verinin mevcut dünya versiyonumuza ne kadar "uygun" olduğuyla ilgilidir.

 

Stilin Durumu (Üslup)

Geleneksel görüş, konunun sabit kalıp üslubun değişebileceğini (eş anlamlılık) savunur.

Bir tarihçinin olayları "askeri stratejiler" üzerinden mi yoksa "sosyal değişimler" üzerinden mi anlattığı, sadece bir içerik seçimi değil, bir üslup meselesidir.

İki farklı söyleyiş biçimi asla tam olarak aynı şeyi ifade etmez. Biçim değiştiğinde, kurulan dünya da değişir.

 

Özellik, eserin ne söylediği, neyi örneklediği veya neyi ifade ettiğiyle ilgili olmalıdır.

 

Üslup ne kadar incelikli ve karmaşıksa, onu çözmek izleyicinin algısını o kadar keskinleştirir.

Üslubu fark etmek, sanatçının sunduğu "dünya versiyonuna" giriş biletidir. Bir eserin Rembrandt’a ait olduğunu bilmek, ona hangi gözle bakacağımızı, hangi nitelikleri arayacağımızı belirler.

 

Alıntıyla İlgili Bazı Sorular

Bir sanat eseri, başka bir sanat eserinden nasıl alıntı yapar?

Bir şeyin alıntı sayılabilmesi için iki temel teknik şart vardır:

Kapsama (Containment): Alıntı yapanın, alıntılanan şeyi (veya bir kopyasını) fiziksel olarak içinde barındırması.

Atıf (Reference): Alıntı yapanın, içindeki o parçaya bir "isim" veya "yüklem" olarak işaret etmesi (Dilde bunu tırnak işaretleri yapar).

 

Resimde alıntı yapmak, dildeki kadar kolay değildir.

Bir kelimenin "kopyası" varken, bir resmin tam anlamıyla ontolojik bir kopyası yoktur.

Müzik, dilde olduğu gibi allografik (notasyona dayalı) bir sistemdir; yani bir melodinin "kopyaları" (icraları) olabilir.

 

Dünya sadece nesnelerden değil, birbirine atıfta bulunan, birbirini kapsayan ve birbirini yorumlayan devasa bir "semboller ağından" oluşur. Bir sanatçı başka birini alıntıladığında, sadece bir parça çalmaz; o parçanın ait olduğu tüm dünyayı kendi dünyasına davet eder.

 

Sanat Ne Zamandır?

Bir nesneyi "sanat" yapan şey, onun fiziksel doğası değil, sembolik işleyişidir.

Hiçbir şeyi temsil etmeyen soyut bir resim bile, kendi rengini, şeklini veya dokusunu örnekler. Bir şeyi örneklemek, ona atıfta bulunmaktır. Dolayısıyla "sembolsüz sanat" imkansızdır; sadece "temsil etmeyen" veya "ifade etmeyen" sanat olabilir.

 

Bir nesnenin bir özelliğe sahip olması yetmez; o özelliği "vurgulaması" ve ona "atıfta bulunması" gerekir. Bir taş müzede sergilendiğinde, artık sadece bir taş değildir; kendi şeklini ve dokusunu örnekleyen bir semboldür.

 

Bir Rembrandt tablosu, eğer bir pencereyi kapamak için battaniye niyetine kullanılıyorsa, o an için sanat değildir. Tersine, bir "buluntu nesne" (araba yolundaki taş), eğer bir galeride estetik belirtiler sergileyecek şekilde konumlandırılırsa, o an için sanattır.

 

Sanat kalıcı bir statü değil, bir durumdur. Bir nesne sembolik bir işlev yüklendiğinde "sanatlaşır", bu işlev bittiğinde ise tekrar sıradan bir nesneye dönüşür.

 

Algılamayla İlgili Bir Bulmaca

Görünür Hareket ve "Psi-Fenomeni"

En temel deney şudur: İki farklı noktada, çok kısa zaman aralıklarıyla (10-45 ms) iki ışık parlatılır. Göz, iki ayrı ışık patlaması yerine, tek bir noktanın birinci konumdan ikinci konuma doğru hareket ettiğini görür.

 

Farklı şekillerin (kare-daire) birbirine dönüşürken zihnin en yaratıcı yolları (dönme, sıkıştırma) seçtiğini belirtir.

Renkler arası geçişte yumuşak bir karışım yerine ani bir sıçrama yaşanır.

 

Gerçeklerin Uydurulması

Gerçekler orada öylece durup bulunmayı bekleyen şeyler değildir; onlar, kullandığımız sembol sistemleri ve teoriler aracılığıyla inşa edilirler.

 

Bir masaya "atom yığını" demekle "yuvarlak ahşap bir nesne" demek arasındaki fark, nesnenin kendisinden değil, kullandığımız versiyondan kaynaklanır.

 

"Gerçek" terimi, bağımsız bir varlığı değil, bir versiyonun doğruluğunu veya haklılığını ifade eder.

 

Kurgu, gerçek dünyalara uygulanır. Don Kişot kelimesinin tam anlamıyla bir karşılığı yoktur, ancak metaforik olarak aramızdaki hayalperest insanları sınıflandırmak için kullanılır.

 

Kurgu eserler (Cervantes veya Goya), olmayan dünyalar yaratmak yerine, bizim "gerçek" dünyamızı yeni etiketlerle (metaforlarla) yeniden organize ederler. Bir roman okuduğumuzda, dış dünyayı o romanın sunduğu kategorilerle görmeye başlarız.

 

Doğru Sunum Üzerine

Dünya tek bir "hakikat" ile değil, birbiriyle çatışan ama kendi içinde "doğru" olan pek çok versiyonla inşa edilir.

 

"Batlamyus'a göre dünya sabittir" demek, çatışmayı çözmez; sadece birinin ne dediğini rapor eder. Asıl mesele, her iki versiyonun da kendi sistemi içinde "hakikat" olarak işlev görmesidir.

 

Birçok yasa aslında kelimenin tam anlamıyla "doğru" (true) değildir; onlar "aydınlatıcı yalanlar" veya basitleştirmelerdir. Bir bilim insanı, verilerin karmaşası yerine "en yakın uygun ve aydınlatıcı" olanı seçer.

 

Bir resim veya senfoni "doğru" veya "yanlış" (true/false) değildir, ancak "haklı/yerinde" (right) olabilir. Bir versiyon, dünyayı kavramamızı sağlıyor, tutarlıysa ve yeni keşiflere yol açıyorsa "doğrudur".

 

Dünya, biz onu nasıl "çiziyorsak" öyledir; ancak bu çizim, zihnimizin rastgele bir ürünü değil, binlerce yıllık gelenek, bilim ve sanatın süzgecinden geçmiş bir yapıdır.

 

Bir şeye sonsuza dek inanılması (kalıcı güvenilirlik), o şeyin mutlak hakikatinden daha önemli hale gelir. Eğer bir sapma varsa ve bu sapma bizim için hiçbir zaman önemli olmayacaksa, "hakikat" pratik açıdan yerini "kalıcı inanca" bırakır.

Tümevarımsal doğruluk, sadece mantıksal değil, aynı zamanda geleneksel ve alışkanlığa dayalıdır.

 

Bir resmin "doğru" olması, nesnesine "benzemesi" demek değildir.

Bir resim, ait olduğu kültürün yerleşik sembol sistemine (örneğin Rönesans perspektifi) uyuyorsa "gerçekçi" kabul edilir.

Bazen bir sanatçı dünyayı daha önce görülmemiş bir sistemle (örneğin Kübizm veya ters perspektif) sunar. Bu sistem alışılmadık olsa da, dünyayı kavramamıza yeni bir boyut katıyorsa "doğru" (right) bir temsil sayılır.

 

Doğruluk (Rightness), Hakikat'ten (Truth) çok daha geniş ve kapsayıcı bir kavramdır.

 

Bilmek; bir versiyonu bir dünyaya, bir dünyayı bir versiyona ve farklı versiyonları birbirine uydurma becerisidir.

… 

22 Mayıs 2024 Çarşamba

Karin Kukkonen, Sonja Klimek - Popüler Kültürde Metalepsis - Notlar

Karin Kukkonen, Sonja Klimek - Popüler Kültürde Metalepsis - Notlar

Metalepsis in Popular Culture, Walter de Gruyter, Berlin, 2011


 

Kitap kurgusal dünyalar ile gerçeklik arasındaki sınırların ihlali olarak tanımlanan metalepsis kavramının popüler kültürdeki çeşitli tezahürlerini inceliyor.

 

Önsöz

Projenin 2008'de Graz'da düzenlenen bir konferanstaki gayri resmi tartışmalardan doğuşu anlatılıyor.

 

Popüler Kültürde Metalepsis: Giriş

Metalepsis en temel haliyle "kurgusal dünyanın sınırlarının aşılması" olarak tanımlanır.

 

Metalepsis... Genette'in iki tanımına odaklanır: "Bir anlatı düzeyinden diğerine geçiş" ve "anlatımın gerçekleştiği dünya ile anlatılan dünya arasındaki sınırın canlandırılması". Metalepsisin temel işlevi, "kurgusal dünya ile gerçek dünyanın (temsili) arasındaki sınırın aşılması" olmaya devam etmektedir.

 

Dünyalar, Sınır ve İhlal: Metalepsis, "ontolojik" (fiziksel yer değiştirme) veya "retorik" (hitap yoluyla) olabilir. Ayrıca yönüne göre "yükselen" (karakterin gerçek dünyaya çıkması) veya "alçalan" (yazarın kurguya girmesi) olarak ayrılır.

 

A. Popüler Kültür: Popüler kültürdeki metalepsislerin, genellikle tür beklentilerine (komedi, polisiye, fantezi) bağlı olarak daldırmayı güçlendirdiğini veya bozduğunu belirtir.

 

B. Medya Olanakları: Farklı medyaların (yazılı, görsel, performans) metalepsisi nasıl şekillendirdiğini inceler. Örneğin, "performans metalepsis olasılıkları açısından özellikle zengindir" çünkü oyuncular kurgusal karakterleri etten kemikten bedenleriyle temsil eder.

 

Fantastik Kurguda Metalepsis

Klimek, fantastik kurgunun son otuz yılda anlatı paradoksları açısından büyük bir zenginlik gösterdiğini savunur.

 

Transmedial Bir Fenomen Olarak Metalepsis: Metalepsis için iki kriter belirler: Bir "mise en abyme" (iç içe geçmiş yapı) olmalı ve hiyerarşik düzeyler paradoksal olarak karıştırılmalıdır.

 

"Azalan Metalepsis": Yazarın veya anlatıcının kurgu dünyasına inmesi durumudur. Walter Moers örneğinde olduğu gibi, bu genellikle "estetik yanılsamayı kırmak ve böylece komik bir etki yaratmak için kullanılır".

 

"Yükselen Metalepsis": Kurgusal karakterlerin canlanarak üst düzeye çıkmasıdır. Cornelia Funke'nin Mürekkep Yürek serisi, "hikaye kitabındaki kötü adamların 'gerçek' dünyanın sakinlerini terörize etmeye başlaması" ile buna örnektir.

 

Metalepsisin Karmaşık Biçimleri: "Möbius şeridi" hikayeleri ve hiyerarşinin tamamen yok olduğu "karışık heterarşi" durumlarını ele alır.

 

Dedektif Kurguda Anlatı Metalepsisi

Lutas, rasyonelliğe dayanan polisiye türünde metalepsisin nasıl yer bulduğunu inceler.

 

Teorik Giriş: Geleneksel polisiyenin "epistemolojik kesinlik" aradığını, metalepsisin ise bunu istikrarsızlaştırdığını belirtir.

 

Dünyalar ve Sınırlar: Flanders Paneli örneğinde, bir satranç oyunu ile karakterlerin hayatları arasındaki paralelliğin metaleptik bir his yarattığını gösterir.

 

Metaleptik İhlaller ve Etkileri: Hiber Conteris ve Stephen King örneklerinde, yazar ile karakterin buluşması incelenir. Bu eserler "tüm kurgu eserlerinin arkasında yatan üretim sürecini ön plana çıkararak daha çok anti-illüzyonist etkiye katkıda bulunurlar".

 

Alegori: Jasper Fforde'un Eyre Olayı romanında metalepsis, "okuma sürecinin bir alegorisi" olarak kullanılır.

 

Pop Müzik ve Şarkı Sözünün Sorunlu "Ben"i

Metaleptik Anlatılar: "Pop müzik doğası gereği metaleptik bir formdur". Ben-Merre, anlatıcı ile karakter arasındaki "otorite mücadelesini" Charles Dickens'ın Pickwick Kağıtları üzerinden örneklendirir.

 

Carly Simon ve "sen": "You're So Vain" şarkısındaki "sen" hitabının, gerçek ve kurgusal dünya arasındaki sınırı aşarak dinleyici ve karakter rollerini kaynaştırdığını savunur.

 

Popüler Şarkı: Pop müzikteki "özgünlük" dilinin, kurgusal olanı gerçekliğe dayandırdığını belirtir.

 

Lirik "Ben": Şarkıdaki "ben" ve "sen" zamirlerinin sabit kalamayacağını, sürekli metaleptik bir kayma halinde olduğunu açıklar.

 

Hayran Videolarında ve Hayran Kurgularında Metalepsis

Hayran kurguları ve hayran videoları: Bu eserler, hayranların kaynak metni yorumlaması ve kendi arzularını dahil etmesiyle oluşur.

 

Metin sınırları: Hayran çalışmaları, izleyici ile yaratıcı arasındaki sınırı yıkar. "Hayran çalışmaları, kurgu dünyaya dünya dışı arzuların dayatılmasını temsil etmeleri anlamında her zaman metaleptiktir".

 

Videolarda metalepsis: "Seni Oraya Koydum" videosunda bir hayranın Giles karakterini kendi dünyasına çizerek dahil etmesi, "izleyicilerin hikayeye müdahale etmelerini" sembolize eder.

 

Hayran kurgusunda metalepsis (Mary Sue): Yazarın kendisini idealize edilmiş bir karakter olarak kurguya dahil etmesi olan "Mary Sue", metaleptik bir ihlaldir.

 

Müzik Videolarında Metalepsis

Film ve Müzik Videosu: Müzik videolarının filmin "yüzeysel küçük kardeşi" olarak görülmesini eleştirir ve estetik deneylerin platformu olduklarını belirtir.

 

Gerard Genette ve Öp öpücük bang bang: Genette'in metalepsis tiplerini film ortamına uyarlar.

 

Çizgi romanlardan veri hırsızlığına: A-ha'nın "Take On Me" videosunda metalepsisin temsil edildiğini, ancak videonun kendi sınırlarını ihlal etmediği için "canlandırılmadığını" belirtir.

 

Kurgusal olmak: Aerosmith'in "Amazing" klibinde sanal gerçeklik ile müzik videosu dünyası arasındaki iç içe geçmişlik incelenir.

 

"Şimdiye kadarki en zor haftayı geçirdim!": Craig David'in "Seven Days" klibinde anlatıcının videonun "duraklat" düğmesine basarak kaderini değiştirmesini "metaleptik ihlalin en cüretkar örneklerinden biri" olarak sunar.

 

Metaleptik TV Geçişleri

Feyersinger, metalepsis (dikey ihlal) ile "çapraz geçiş" (yatay ihlal) arasındaki farkı açıklar.

 

1. Metalepses Konfigürasyonları ve Geçişlerde Metaleptik Etkiler:

 

Metaleptik Yan Ürünler: Boston Legal karakterinin, ana dizisi olan The Practice'in tema müziğini zil sesi yapması gibi örnekler verilir.

 

Tutarsız Kurgusallık Durumu: İki dizinin birbirini kurgu olarak içermesi (örneğin The Simpsons ve Futurama) "garip döngüler" yaratır.

 

Promosyon Yan Metinlerini Aşmak: Bir dizinin tanıtım karakterlerinin, o an yayınlanan dizinin içine girerek fiziksel etkileşime girmesi durumudur.

 

2. Geçişleri ve Metalepsesleri Teorileştirmek: Dünyaların "dinamik inşası" (diegetizasyon) ve "statik kavramsallaştırılması" arasındaki farkları ve bu süreçlerin crossover/metalepsis algısını nasıl etkilediğini teorize eder.

 

Metaleptik Uzaktan Kumandalar

Thoss, uzaktan kumandanın kurguda "farklı ontolojik alanları birleştirme olasılığını" sağlayan sihirli bir aygıta dönüşmesini inceler.

 

Macera ve Zevk: Eerie, Indiana ve The Simpsons bölümlerinde çocukların televizyonun içine girmesi, medyanın "sürükleyici zevklerini" kutlar.

 

Kanalda gezinme: Ay'daki Amazon Kadınları ve Bizi Takip Edin filmlerinde uzaktan kumanda, karakterleri farklı TV kanalları (paralel dünyalar) arasında sürükler.

 

(Uzaktan) kontrol için mücadele: Family Guy ve Michael Haneke’nin Komik Oyunlar filminde, karakterlerin uzaktan kumandayı ele geçirip filmi "geri sarması", "izleyicinin kontrol kaybıyla karşı karşıya kalmasına" neden olur.

 

Popüler Komedi Filmlerinde Metalepsis

Bir Anlatı Olgusu Olarak Metalepsis: Sinematik anlatıcının sadece ses değil, kamera ve kurgu gibi araçların sentezi olduğunu belirtir.

 

Anlatı Filmik Metalepses: Kameranın aksiyona çarpması (High Anxiety), altyazılarla konuşan karakterler veya film logolarıyla etkileşim gibi örnekler verilir.

 

C. Komedi Etkileri: Komik etkinin ihlalin kendisinden değil, karakterlerin buna verdiği absürt tepkiden doğduğunu savunur.

 

Kurgusal Filmsel Metalepsis:

A. Kurgusal İhlaller ve Daldırmalar: Kahire'nin Mor Gülü filminde karakterin ekrandan çıkması, "sağduyumuza göre mantıksal ve ontolojik olarak imkansız" olan fantastik bir durumdur.

B. Geçirgenlik, Tersinirlik ve Karşılıklılık: Karakterlerin ekrandaki izleyiciyi izlemesi gibi durumlar, gerçekliğin de bir kurgu olabileceği şüphesini doğurur.

 

Tex Avery'nin Karikatürlerinde Metalepsis

Limoges, Tex Avery'nin çizgi filmlerinin Genette'in tanımını genişleten zengin örnekler sunduğunu belirtir.

 

Metalepsisin kapsamlı bir tanımına doğru: "Dünya", "sınır" ve "ihlal" kavramlarını detaylandırır.

 

Geçici tipoloji: İhlallerin "yönü" (dikey, yatay) ve "modu" (sözlü, fiziksel, görsel, işitsel) üzerine yeni bir sınıflandırma önerir.

 

Tex Avery'ye göre metalepsis: Karakterlerin anlatıcıya itiraz etmesi, "kamera"yı barda durdurması veya ekranın altındaki bir saç telini koparması gibi çok sayıda yaratıcı ihlali inceler. "Tex Avery'nin karikatürleri tek başına ihlal biçimlerine dair neredeyse kapsamlı bir repertuar sunuyor".

 

Çizgi Romanlarda Metalepsis

Dünyalar ve Sınırlar (Oluk): Çizgi romanda paneller arası boşluk olan "oluk" (gutter), gerçek dünyanın temsil edildiği yerdir. "Karakterler panel çerçevelerinden geçerken hikaye dünyasını terk ediyorlar".

Ön plana çıkarma: Metalepsis, normalde fark edilmeyen temsil geleneklerini (panel düzeni, çizim stili) dikkatin odağına getirir.

Temsil Sözleşmeleri: Mürekkebin sayfada dağılması veya karakterlerin yazarın kalemiyle karşılaşması metaleptik durumlardır.

İşlevler ve Etkiler: Süper kahraman çizgi romanlarında metalepsis genellikle bir "güç mücadelesi silahı" olarak iş görür.

 

Holografik Projeksiyonda Metalepsis

Holografi ve Projeksiyonun Kısa Tarihi: 19. yüzyıldaki "Pepper's Ghost" illüzyonunun tarihsel gelişimini anlatır.

Gorillaz ve Performansları: Sanal bando Gorillaz'ın 2005 MTV ödüllerindeki 3D hologram performansı incelenir.

Gorillaz Gerçek Dünyaya Geçiyor: İki boyutlu çizgi film karakterlerinin görünüşte üç boyutlu hale gelip sahnede gerçek insanlarla etkileşmesi, izleyici üzerinde güçlü bir metaleptik etki yaratır.

Kurgusallık ve Gerçeklik Düzeyleri: Gerçek insan, sahne kişiliği ve holografik projeksiyon arasındaki farklı "gerçeklik derecelerini" analiz eder.

İşlevler ve Etkiler: Bu performanslar sansasyonel eğlence sağlar ve "insan hayal gücünün sınırlarını zorlar".

 

Tarihte Popüler Kültür: Metalepsis ve Metareferans

Fricke, operanın tarihsel olarak en metaleptik türlerden biri olduğunu savunur.

• Teori: Metareferans yapılarını; derecelendirilmiş, sonsuz, özyinelemeli ve "paradoksal metareferans" (metalepsis) olarak sınıflandırır.

• Vaka Çalışması ve Açıklama: Rossini'nin operalarında karakterlerin kendi yaratıcıları olan şairle alay etmesi gibi durumları inceler. Operanın "aşırı resmileştirilmiş doğası", metalepse zemin hazırlar.

• Örnek: Richard Strauss'un Capriccio operasında kurgusal karakterlerin, içinde bulundukları operayı adım adım icat ettiklerini belirtir; bu durum "operanın yılanının (Ouroboros) kendi kuyruğunu ısırmasıdır".

 

Sonsöz

Pier, metalepsisin anlatı teorisinde bir "eşik" görevi gördüğünü belirtir. Bu cildin, metalepsis çalışmalarını "yüksek kültür" tekelinden çıkarıp popüler kültürün çok modlu ve teknik yeniliklerle dolu dünyasına taşıdığını vurgular. Sonuç olarak metalepsis, kurgunun hem yıkıcı hem de sürükleyici etkilerini anlamada temel bir araçtır.

 

Jarmila Mildorf - Ses Anlatımı Bilimi - Notlar

Jarmila Mildorf - Ses Anlatımı Bilimi - Notlar

Audionarratology, Interfaces of Sound and Narrative, Walter de Gruyter, Berlin, 2016

 


Jarmila Mildorf, Till Kinzel

İşitsel anlatıbilim: Ses ve Anlatıyı Keşfeden Bir Araştırma Paradigmasının Prolegomeni

Anlatı teorisinin film, çizgi roman ve dijital oyunlar gibi çeşitli alanlarda ilerlemesine rağmen, ses odaklı medyanın (radyo oyunları, sesli kitaplar vb.) anlatıbilimsel araştırmalarda hala "kenarlarda" kaldığına dikkat çekiyor.

 

Ses ve anlatı, insanın en eski deneyimlerinden biridir; işitsel algı hafıza ve mekansal yönelim gibi bilişsel yeteneklerle ilişkilidir. Seslerin sadece bir arka plan olmadığını belirten yazarlar, "tanıdık sesler ve sesler bir gruba ait olma duygusunu besleyebilir ve korunaklı hissetme hissi" yaratabilirler. Ayrıca, işitsel anlatıbilimin "sinematik filmden pragmatik türlere (sesli rehberler gibi)" kadar geniş bir yelpazeyi kapsadığı ifade edilir.

 

Anlatının sadece sözel olması gerekmediği, bir dizi sesin (örneğin yere çarpan bir şey, dökülen sıvı ve kadeh sesleri) zihinde bir "hikaye dünyası" yaratabileceği savunulur. Ses, zaman içinde hareket ettiği için potansiyel olarak anlatısaldır ve olaysallık kriteri / muhtemelen yalnızca ses yoluyla yaratılabilir.

 

Fred Everett Maus, dinleyicilerin "müzik olaylarını antropomorfik olarak yorumlama kapasitesine" dikkat çeker.

 

M.Dolores Porto Requejo

Çok Modlu Anlatılarda Müzik: Dijital Hikayelerde Film Müziğinin Rolü

Dijital hikayelerde müziğin yapısal, değerlendirici ve ikna edici işlevleri incelenir. Müzik bir hikayenin tonunu belirleyebilir, duygusallığı artırabilir ve anlatıya derinlik ve karmaşıklık katabilir.

 

M. Ángeles Martínez

Hayalet Karışımını Baladın İki Versiyonunda Sahnelemek “Büyük Joe ve Phantom 309”

Bir baladın farklı versiyonlarının dinleyicinin zihninde nasıl farklı "hikaye dünyası olası benlikleri" (SPS'ler) yarattığı analiz edilir.

 

Alan Palmer

“İçine Kalbini Koy!”: Country Müzik ve Blues'da Anlatı

Country şarkılarının Blues'a göre daha fazla anlatısal (narrative) özellik taşıdığı, Blues'un ise daha çok "lirik" (ruh halleri ve duygular) kutbuna yakın olduğu savunulur.

 

Markus Wierschem

Animae Partus: Kavramsal Mythopoeisis, Progressive Rock ve Kurtuluş BE'nin Acısının Birçok Sesi

Pain of Salvation grubunun BE albümü, kökenler ve sanatsal yaratım hakkında bir "meta-efsane" olarak incelenir.

 

Elke Huwiler

Ses Sanatının Bir Anlatısı: Sesle Hikayeler Anlatmak

Radyo dramasının sadece bir "edebi" form değil, gürültü, müzik ve teknik manipülasyonu içeren bağımsız bir sanat formu olduğu vurgulanır. Sesle hikaye anlatımı artık konuşulan söze dayanmıyor... ortamın sağladığı tüm işitsel ve teknik özellikleri bütünleştiriyor.

 

Bartosz Lutostański

Radyo Dramasının Anlatısı: Ses, Perspektif, Mekan

Mikrofonun rolü ve "kulaklaştırma" (auricularization) kavramı üzerinden The Horsemen adlı eser analiz edilir.

 

Lars Bernaerts

Anlatı Karşıtı Radyo Çalmada Ses ve Ses

Gerçekçilik yanılsamasını reddeden deneysel radyo oyunları ele alınır. "Deneysel sesli dramanın anlatı mantığı ve dış dünya hakkındaki geleneksel varsayımları sorgulamak için sesi ve sesi yaratıcı şekillerde kullandığı" belirtilir.

 

Zoë Skoulding

Kaybolan Sesler: Şiir, Gürültü ve Anlatı

Şiirsel performanslarda sesin mekanı nasıl şekillendirdiği ve "doğal" olanı nasıl sorguladığı tartışılır.

 

Thijs Festjens

Rimini Protokoll’un Call Cutta Oyununda İşitsel Enerjiler: “Dünyanın İlk Cep Telefonu Tiyatrosu”nun Ses, Belgesel, Performans ve Anlatısal Yönleri

Bir çağrı merkezi çalışanıyla telefon üzerinden yapılan interaktif şehir turu, "dünyanın ilk cep telefonu tiyatrosu" olarak tanımlanır.

 

Sebastián Domsch

Hikaye Dünyalarını İşitmek: Video Oyunları Anlatıyı Aktarmak İçin Sesi Nasıl Kullanıyor?

Video oyunlarında sesin "öyküsel" (diegetic), "ekstra-diegetik" ve "oyunsal" (ludic) işlevleri ayrıştırılır. Özellikle Papa Sangre gibi oyunlarda ses / herhangi bir dilsel anlatıcı olmadan bile anlatıdır.

 

Ivan Delazari

Bölünmüş Anlatıcıyı Seslendirmek: Toni Morrison'ın "Recitatif" Eserinde Okuyucuların Görevleri

Toni Morrison’un "Recitatif" öyküsünde, okuyucunun anlatıcıya ırksal bir kimlik ve ses atama görevi tartışılır. Metin, "yalnızca sessiz okumanın yankılarında mevcut olan işitsel ve göndergesel belirsizlikler" üzerinden işler.

 

Anežka Kuzmičová

Sesli Kitaplar ve Basılı Anlatım: Metin Deneyimindeki Benzerlikler

Sesli kitap dinleme ile basılı okuma arasındaki benzerlikler (zihinsel imgeleme, dikkatsizlik, fenomenal bilinç) ele alınır. Sesli kitapların "benmerkezci olmayan hayaller kurma" imkanı sunduğu belirtilir.

 

Jarmila Mildorf

Resimlerden Sese: Sanat Galerisi'nde İşitsel Dünya Yaratmak Sesli Kılavuzlar

Sesli rehberlerin sadece bilgi vermekle kalmayıp, ses nitelikleri ve müzik aracılığıyla "hikaye dünyaları" yarattığı savunulur. "Anlatı yapısının aynı zamanda konuşmacıların konuşmalarındaki duraklamalar, tonlama hatları ve ritmik kadansları ile güçlendirildiği" gösterilir.

… 

Jan Alber, Greta Olson - Anlatı ile Nasıl Şeyler Yapılır - Notlar

Jan Alber, Greta Olson - Anlatı ile Nasıl Şeyler Yapılır - Notlar

How to Do Things with Narrative, Cognitive and Diachronic Perspectives, Walter de Gruyter, Berlin, 2018

 


Kitapta Monika Fludernik’in öncülük ettiği bilişsel anlatıbilim ve deneyimsellik kavramları çerçevesinde edebiyat ile medyadaki anlatı yapılarını inceleniyor.

Jane Austen’in romanlarındaki ironi kullanımı, Alfred Hitchcock filmlerindeki travma temsilleri ve modern dizilerdeki doğrudan hitap yöntemleri gibi spesifik örnekler üzerinden kuramsal tartışmalar yürütülüyor.

 

Jan Alber, Greta Olson

Monika Fludernik ve Anlatıyla Bir Şeyler Yapmaya Davet

Giriş bölümü, antolojinin temel sorusu olan "anlatıyla işlerin nasıl yapılacağı" üzerine odaklanır. Bölümde Fludernik'in geliştirdiği teorik kavramların, özellikle "deneyimsellik" ve "doğal anlatıbilim" kavramlarının önemi vurgulanır.

 

Teorik Kavramlar: Fludernik, geleneksel olay örgüsü odaklı kavramları reddederek anlatıyı deneyimsellikle eşitler. "Antropomorfik bir deneyimleyicinin kurgusal varoluşu, olmazsa olmaz anlatısallığın oluşumu için" temel bir şarttır.

 

Doğal Anlatıbilimin Dört Seviyeli Modeli: Metinleri gerçek dünya deneyimlerinden türetilen bilişsel parametrelerle anlatılaştıran bir model sunulur.

 

Artzamanlılık ve Sosyal Eleştiri: Fludernik’in hukuka ve hapishanelerin anlatısal temsillerine olan ilgisi, anlatı analizinin adaletsiz güç ilişkilerini nasıl eleştirebileceğini gösterir.

 

Marco Caracciolo

Anlatı ve Ruh Hali Üzerine Perspektifler

Caracciolo, Fludernik’in "deneyimsellik" kavramını genişleterek anlatıların okuyucuda nasıl belirli "ruh halleri" (mood) uyandırdığını inceler.

 

Ruh Hali Üzerine Ön Bilgiler: Duygular belirli nesnelere yöneliktir, ancak ruh halleri daha dağınık ve nesnesizdir.

 

Ruh Hali, Atmosfer ve Duygusal Tepkiler: Mekansal ortamın duygusal nitelikleri bir atmosfer yaratır; ruh hali / her zaman değerlendiricidir.

 

Ruh Hali ve Anlatı Kalıpları: Anlatı hızı ve tarzı, müzikteki ritme benzer şekilde bedensel duygulara hitap ederek ruh halini şekillendirir.

 

Anlatı Stratejileri, Ruh Hali ve Psikiyatrik Hastalıklar (Memento): Christopher Nolan'ın Memento filmi örneğiyle, karmaşık anlatı yapılarının izleyicide nasıl bir "gizem ve gerilim duygusu" yarattığı analiz edilir.

 

Hilary Duffield

Alfred Hitchcock'un Filmlerinde Gizemli Deneyimsellik

Duffield, Hitchcock’un travma tasvirlerini "esrarengiz deneyimsellik" olarak tanımladığı bir kavram üzerinden ele alır.

 

Hitchcock'ta Gizemli Deneyimselliğin İnşasındaki Temel Bileşenler: "Bilişsel Tabakalaşma" yani karakterler ve okuyucu arasındaki bilgi dengesizliği, gerilimin ana kaynağıdır. Travmatize edilmiş karakterler ve araştırmacı figürleri bu yapının merkezindedir.

 

Hitchcock'un Üç Filminde (Büyülenmiş, Baş Dönmesi, Marnie) Gizemli Deneyimsellik: Büyülenmiş (1945) filminde görsel ipuçları ve rüya sekansları kullanılır. Baş dönmesi (1958) filminde bilgi dünyaları arasındaki kopuş izleyiciyi farklı bir konuma yerleştirir. Marnie (1964) ise "olay örgüsünün düşürüldüğü ve saf esrarengiz deneyimselliğin çağrıştırılmasının artırıldığı" bir aşamadır.

 

Wolfgang G. Müller

Jane Austen'de İroni: Bilişsel-Anlatolojik Bir Yaklaşım

Müller, Austen’in ironi kullanımını bilişsel anlatıbilim yöntemleriyle inceler.

 

İletişim Modelleri ve Bilişsel Yaklaşımlar: İroninin anlaşılması için "yankılı anma" (echoic mention) ve "göstermelik" (pretense) teorilerinden yararlanılır.

 

Anlatımsal (Yazarlık) İroni: Austen’in anlatıcıları, Gurur ve Önyargı’daki ünlü açılış cümlesinde olduğu gibi, "evrensel olarak kabul edilen bir gerçek" kılıfıyla ironi yapar.

 

İroni ve Konuşmanın/Düşüncenin Özgür Dolaylı Temsili: Austen, kadın kahramanların düşüncelerine ayrıcalık tanırken ironiyi genellikle ikincil karakterlerin konuşmalarında kullanır. Austen'in sanatı güçlü bir şekilde cinsiyete dayalıdır.

 

Kurt Schmid

Bilişsel Anlatı Biliminde Kurgusal Zihinler

Schmid, bilişsel anlatıbilimin "zihin okuma" kavramını eleştirir ve eylemlerin önemini savunur.

 

Erişilebilirlik ve İstisnailik: Schmid, kurgusal anlatının "konuşmacı dışındaki bir kişinin söylenmemiş düşüncelerinin / tasvir edilebildiği tek edebi tür" olduğu görüşünü savunur.

 

Sosyal Zihinler: Alan Palmer'ın "sosyal zihin" ve "ara düşünce" kavramlarını tartışmaya açar.

 

Sonuç: Schmid'e göre, "Roman okuması olay okumasıdır veya daha da iyisi, Roman okuma, zihinsel olayları okumanın zihinsel olayıdır".

 

Eva von Contzen

Dido'nun Sözleri: Antik ve Ortaçağ Anlatısında Konuşmayı ve Bilinci Temsil Etmek

Bu bölüm, anlatı biliminin tarihselleştirilmesi çağrısına yanıt vererek, Dido figürünün farklı dönemlerdeki temsillerini inceler.

 

Gelenek ve Modern Öncesi Karakterler: Modern öncesi karakterlerin psikolojik derinliğinden ziyade "referans boyutu" ön plandadır.

 

Vergil'den Caxton'a Dido: Vergil’in Aeneis’inde eylem odaklı bir yapı varken, Caxton’ın Eneydos’unda Dido "sözlü aşırılık ve dolayısıyla aşırı açık sözlülük" sergiler.

 

Chaucer'ın Dido'su: Chaucer'ın Şöhret Evi eserinde Dido'nun "geleneğin ezici gücüne yenik düştüğü" ve bağımsız bir statüye ulaştığı gösterilir.

 

Miriam Nandi

Anlatısal Kimlik ve Erken Modern Günlük

Nandi, Paul Ricœur'un "anlatısal kimlik" modelini erken modern dönem günlüklerine uygular.

 

Günlük Nedir: Günlük, "şimdiki zamana dalma" konumundan yazılan, plansız ve aralıklı üretilen bir türdür.

 

Anlatı Kimliği: Hayatımızdaki kopuk unsurları bir araya getirerek "uyumsuz uyum" yaratma işidir.

 

Leydi Anne Clifford Örneği: Clifford, günlüğünü mülkiyet haklarını savunmak ve bir "anlatısal ses" geliştirmek için kullanır. Clifford'un günlükleri zaman ve mekanda sentetik bağlantılar kuran ilahi benzeri tekrarlayan kalıplar sunar.

 

Susan Lancer

Diakronizasyon Jane Eyre

Lanser, Charlotte Brontë'nin Jane Eyre romanındaki "Okuyucu, onunla evlendim" cümlesini anlatı tarihi açısından dönüm noktası olarak inceler.

 

Doğrudan Hitabın Tarihi: Lanser, anlatıcı ve anlatılan arasındaki ilişkileri kişisel olmayan, ironik ve samimi modeller olarak sınıflandırır.

 

Yeni Bir Kültür: Lanser, Brontë'nin "kişinin hikâyesini yabancılara anlatmanın yalnızca toplumsal değişimin bir aracı olarak roman için bir araç haline gelmediği yeni bir kültürü" başlattığını savunur.

 

Philippe Carrard

Tarihyazımsal Söylem ve Anlatıbilim: Fludernik'in Olgusal Anlatı Üzerine Çalışmasına Bir Dipnot

Carrard, Fludernik'in olgusal (gerçek) anlatılar üzerine çalışmasını güncel bilimsel tarih yazımı bağlamında sürdürür.

 

Anlatım ve Bağlam: Tarihçiler yazar ve anlatıcı işlevlerini birleştirse de bazen ironi veya "biz" anlatılarıyla bu sınırları esnetebilirler.

 

Anlatı Dışı Modeller: Tarih yazımında her zaman hikaye anlatılmaz; "analiz", "betimleme" ve "tablo" gibi anlatı dışı modeller de kullanılır.

 

Şiirselliğe Geçiş: Anlatıbilim araçları yetersiz kaldığında, söylemi şekillendiren kuralları inceleyen "şiirsellik" (poetics) devreye girer.

 

Dorothee Birke, Robyn Warhol

Multimodal Siz: Çağdaş Anlatı Televizyonunda Doğrudan Adresle Oynamak

Bu bölüm, modern TV dizilerinin (örneğin House of Cards, Modern Family) izleyiciye doğrudan hitap etme yöntemlerini analiz eder.

 

Anlatım, Belgesel ve Dramatik Modlar: Adres yapıları; roman benzeri iç sesler (anlatım), sahte belgesel röportajları (belgesel) ve "dördüncü duvarı yıkma" (dramatik) olarak üç modda incelenir.

 

İzleme Duruşu: TV dizileri, "izleme duruşlarının, belirli bir medyanın tüketicisi rolündeki gerçek bir izleyiciye hitap edecek şekilde nasıl tasarlandığıyla" ilgilenir.

 

Vera Nünning, Ansgar Nünning

Anlatılarla Nasıl Sağlıklı Kalınır ve Refahı Nasıl Geliştirilir veya: Anlatı Bilimi ve Salutogenezin Buluşabileceği Yer

Yazarlar, anlatıların ve hikaye anlatımının sağlığı destekleyen faktörler (salutogenez) üzerindeki etkisini araştırır.

 

Anlatısal Tıp ve Tutarlılık Duygusu: Hikaye anlatmak, bireyin "anlaşılabilirlik, yönetilebilirlik ve anlamlılık" üzerinden gelişen "tutarlılık duygusu" (SoC) için hayati önem taşır.

 

Salutogenetik Güç: Kişisel deneyimler hakkında yazmak zihinsel ve fiziksel sağlıkta iyileşmelere neden olur. Kurgu okumak ise empatiyi ve Zihin Teorisini geliştirebilir.

 

Benjamin Kohlmann

Boş vakit, Çalışma ve Boş Zaman: Yabancılaşmamış Yaşamın Ondokuzuncu Yüzyıl Vizyonları

Kohlmann, Almanca "boş vakit" (Muße) kavramının 19. yüzyıl anlatılarındaki sosyoekonomik sonuçlarını izler.

 

Burjuva ve İşçi Sınıfı Muße: Burjuvazi için boş vakit, "iş ve boş zamanın uyumlu bir şekilde yeniden bütünleşmesi" iken; işçi sınıfı için "yabancılaşmamış ve özgürleşmiş bir faaliyet" olarak yeniden tasarlandı.

 

Ütopik Vizyonlar: William Morris'in Hiçbir Yerden Haberler eseri, boş vaktin bütün bir yaşam biçimi olarak gerçekleştirildiği ütopik bir hayal sunar.

 

Kerstin Fest

İyi ve Kötü Şirket Arasındaki Orta Durum: Frances Brooke'ta Boş Zamanı Yönetmek Gezi

Fest, 18. yüzyıl romanı The Excursion üzerinden boş zaman kavramının ahlaki belirsizliğini tartışır.

 

Kentsel ve Kırsal Boş Zaman: Kentsel boş zaman (kumar, lüks) ahlaki açıdan riskliyken; kırsal boş zaman (bahçıvanlık) "iyi yönetilmesi" gereken bir yatırımdır.

 

Ekonomik Boyut: Roman, "iyi" boş zamanın ancak "ihtiyatlı yatırımla" ve biraz da şansla kazanılabileceğini gösterir.

 

Margarete Rubik

Zindandan Dünyaya: Emma Donoghue'nun Hapishane Romanının Yönleri Oda

Rubik, hapis cezasının beş yaşındaki bir çocuğun gözünden temsilini analiz eder.

 

Hapishane Tasviri ve Psikolojik Etkiler: Küçük Jack için "Oda" güvenli bir dünyayken, annesi için bir işkence odasıdır. Jack’in gelişimi bazı alanlarda çok ileri, bazılarında ise geri kalmış durumdadır.

 

Hapis Metaforları: Metin, "insanlar her türlü yolla kilit altına alınmıştır" diyerek fiziksel hapsin ötesindeki toplumsal kısıtlamaları eleştirir.

 

Franz K.Stanzel

Sonsöz: Karşılamanın Olası Tarihi Üzerine Notlar - Stanzel'den Fludernik'e

Anlatıbilimin öncülerinden Stanzel, Monika Fludernik'in kendi teorilerini nasıl geliştirdiğini ve "yapısalcı anlatıbilimin araçlarını ve kavramlarını daha da ileriye taşıdığını" över. Fludernik'in "figürleştirme" ve "yansıtıcılaştırma" kavramlarına getirdiği yeni tanımlar metnin incelikli analizine katkı sağlar.

… 

J. Alexander Bareis, Lene Nordrum - İnandırıcı Hale Getirme - Notlar

J. Alexander Bareis, Lene Nordrum - İnandırıcı Hale Getirme - Notlar

How to Make Believe, The Fictional Truths of the Representational Arts, Walter de Gruyter, Berlin, 2015

 


Kitap Kendall Walton ve Gregory Currie gibi düşünürlerin temellerini attığı "hayali oyun" (make-believe) teorisinin modern sanat dallarındaki kapsamlı etkilerini inceliyor.

Edebiyat, sinema, dijital oyunlar ve görsel sanatlar gibi farklı alanlarda kurgu ile gerçeklik arasındaki sınırların nasıl silikleştiğini analiz ediyor.

 

Giriş

1990’da Kendall Walton ve Gregory Currie tarafından yayımlanan eserler, kurgusallığı çocukların oyunlarına benzeterek açıklayan "Hayal Ürünü Teorisi"nin temelini attılar.

Bu teoriye göre sanat eserleri, katılımcıların kurgusal gerçekler üretmek için kullandığı "sahne malzemeleri" (props) işlevi görür.

 

Teori

Edebi Gerçekçilik Kavramı

Stein Haugom Olsen

Gerçekçilik bir dönem kavramı olmasının yanı sıra, diğer dönemlerde de görülebilen bir yazı tarzıdır.

 

Düşünce, İnandırmak ve Anlatının Donukluğu

Peter Lamarque

Lamarque’ın Düşünce teorisi, okuyucu eserin kurgusal olduğunu bilse bile, kurgusal eserlerin bu eserlere karşı nasıl duygusal tepkiler uyandırabileceği sorusunu ele alıyor.

 

Anlatı kendi başına ve Anlatılabilirlik

James Hamilton

Hamilton, kurgusal ve kurgusal olmayan anlatılar arasında önceden bir ayrım olmadığını varsayar.

Hamilton anlatının minimalist bir tanımını kullanarak anlatıları açıklamaya çalışır.

 

Edebiyat ve Sinema

Kurguda Mesafe

Tobias Klauk, Tilmann Köppe

Edebi kurguda "anlatma" (telling) ve "gösterme" (showing) arasındaki ayrımı Walton’un "reçete" kavramı üzerinden analiz ediyorlar.

Bir metnin okuyucunun hayal gücünü ne kadar kısıtladığı, o metnin "mesafesini" belirler.

 

Anlatım, Temsil, Anı, Gerçek ve Yalanlar

Sarah E. Worth

Makale, anıların (memoirs) sadece belgelenebilir gerçekler üzerinden değil, yorumlayıcı bir edebi tür olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

Anıların, anlatılarının öncelikle yorumlayıcı, ikincil olarak ise hakikatin temsili olarak görülmesi gereken bir edebi türü temsil ettiği sonucuna varıyor.

 

Kurguda Gerçek

Remigius Bunia

Kurgu ve gerçek ayrımının dilsel biçimden ziyade zihinsel süreçlerle ilgili olduğunu öne sürer. İletişimi "önermesel" (bilgi odaklı) ve "estetojenik" (algı odaklı) olarak ikiye ayırır ve bu ayrımın kademeli olduğunu belirtir.

 

İstikrarsızlaştırıcı Gerçeklik: Postmodern Anlatı ve İnandırmanın Mantığı

Ira Newman

Alain Robbe-Grillet'nin Kıskançlık romanındaki mantıksal çelişkiler…

 

Edebi Kurgu Okumada Dışsal Düşüncelerin Yeri

Jukka Mikkonen

Okurların bir eseri okurken gerçek dünyadaki bilgilerinden ve dışsal değerlendirmelerinden nasıl yararlandığını, bu etkileşimin eserin "edebilik" statüsünü nasıl etkilediğini tartışır.

 

Kurgusal Gerçek, Üretim İlkeleri ve Yorumlama

J. Alexander Bareis

Kurgusal gerçeklerin üretiminde Medya ve Tür Sözleşmesi İlkesini geliştirir. The Sopranos dizisinin final sahnesini analiz ederek, Tony Soprano'nun vurulduğu sonucuna bu ilkelerle ulaşılabileceğini gösterir.

 

Edebi ve Film Kurguda Deixis

Mario Slugan

Kurgusal anlatıcıların varlığını fiillerin zaman özelliklerine (deixis) dayandırarak tartışır. Edebiyatta anlatıcıların her yerde bulunduğunu savunurken, bu argümanın filme genellenmesine karşı çıkar.

 

Metalepsis ve Make-Believe Oyunlarına Katılım

Liviu Lutas

Anlatı düzeyleri arasındaki sınırın ihlali olan metalepsis kavramını transmedial bir perspektifle (resim, fotoğraf, film) inceler. Metalepsisin kurgusal dünyaya dalmayı (immersion) engellemek yerine artırabileceğini savunur.

 

Make-Believe olarak 'üzüntü yaşıyorum'

Sonja Klimek

18. yüzyıl ağıt şiirleri üzerinden lirik şiirde kurgusal hakikatin üretimini inceler. Şiirdeki "ben"in yazarla özdeşleştirilmesinin tarihsel ve türe bağlı bir tercih olduğunu belirtir.

 

Tiyatro ve Müzik

Drama, Tiyatro ve Operada Kurgusallık ve İnandırmak

Frank Zipfel

Kurgusallığı kurgusal dünya, hayal ürünü oyun ve kurumsal pratikten oluşan "çok katmanlı bir yaklaşım" ile açıklar. Operada orkestranın bir anlatıcı işlevi görebileceğini tartışır.

 

Tiyatroda Anlam Yaratmak: İkili Bilgi

Matthew De Coursey

Oyuncunun ve izleyicinin deneyimini Husserl'in "bilgi" (appresentation) kavramıyla açıklar. Oyuncunun hem gerçek dünyayı (sahne, ekip) hem de kurgusal dünyayı (karakter, duygular) aynı anda algıladığı "ikili bir bilince" sahip olduğunu savunur.

DeCoursey, oyuncuların tiyatro performansının estetik bir nesne olduğunun farkında oldukları için / ikili bir algıyı sürdürme becerisine sahip olduklarını savunuyor.

 

Saf Olmayan Müzikal Make-Believe

Eran - Inbal Guter

Enstrümantal müziği "süsleme" (ornamentation) kavramı üzerinden inceler. Müzik dinleme stratejilerinin "anlatı" ve "biçimci" uçlar arasında bir süreklilik olduğunu ve süslemenin bizi kurgusal dünyadan uzaklaştırarak yapıtın kendisine odaklanmamızı sağladığını savunur.

 

Oyunlar

Yaptır-İnandır Kötülük ve Kötü Yaptır-İnandır

E. M. Dadlez

Rol yapma oyunlarında (RPG) oyuncuların karakterlerin ahlaksız tutumlarını benimsemesinin etik boyutlarını tartışır. Birinci şahıs bakış açısıyla kötülüğü hayal etmenin, gerçek hayattaki tutumları yansıtıp yansıtmadığını sorgular.

 

İnandırıcı Dünyalarda Faillik ve İrade

Jason D'Cruz

Second Life gibi sanal dünyalardaki eylemlerin gerçek "faillik" (agency) teşkil edip etmediğini inceler. Sanal dünyada risklerin düşük olmasının, oyuncunun gerçek hayattaki kadar güçlü bir "irade" sergilemesini engellediğini iddia eder.

 

Nesne Perspektifi ve Oyunun Estetiği

Chris Bateman

Bilgisayar oyunlarını Walton’un teori çerçevesinde "oyuncak görünümü", "oyuncak bebek görünümü" ve "tablo görünümü" metaforlarıyla analiz eder. Oyunların sunduğu zengin kurgusal dünyalar nedeniyle sanat kategorisinde değerlendirilmesi gerektiğini savunur.

 

Bateman'ın makalesi, cildin temasına uygun olarak, temsili sanatlarda genel hayal ürünü şemsiyesi altında bilgisayar oyunlarının özel işleyişine ilişkin anlayışımıza katkıda bulunuyor.

… 

Fotis Jannidis - Figür ve Kişi - Notlar

Fotis Jannidis - Figür ve Kişi - Notlar

Tarihsel Bir Anlatıbilime Katkı

Figur und Person Beitrag zu einer historischen Narratologie, Walter de Gruyter, Berlin, 2004

 


Giriş

Edebi figürler okuyucular üzerinde kalıcı izler bırakır. Buna rağmen edebiyat biliminde teorik olarak ihmal edilirler.

Alman filolojisinde figür genellikle tarihsel bir unsur olarak görülürken, Anglo-Sakson geleneklerinde daha çok bireysel metin analizlerine odaklanılmıştır.

 

Karakter Analizinde Altı Temel Boyut

Tanıma ve Adlandırma: Bir ismin veya tanımlamanın (antonomasia) metin boyunca aynı varlığa nasıl işaret ettiği.

Karakterizasyon: Karakter bilgilerinin (doğrudan/dolaylı) bir varlık oluşturacak şekilde nasıl birleştirildiği.

Olay Örgüsü ile İlişki: Aristoteles’ten beri süregelen "eylem mi karakter mi önceliklidir?" tartışması.

Tipolojiler: Karakterlerin hızlı anlaşılması için kullanılan şablonlar (örn. kahraman, kötü adam).

Anlam ve İşlev: Karakterin metnin genel iletisine veya felsefi sorunsalına katkısı.

Okuyucu Rehberliği: Okuyucunun karakterle kurduğu empati veya mesafe (özdeşleşme süreçleri).

 

Anlatı iletişimi

İletişimin sadece kod çözme değil, büyük ölçüde bir çıkarım sürecidir.

Kodlar, ifadenin anlamının kodun basit bir atama kuralıyla belirlenebilmesi anlamında bile ifadenin anlamıyla özdeş değildir; daha ziyade anlamın belirlenmesinde buluşsal bir işleve sahiptirler.

 

Karakter Tipolojileri

E.M. Forster / Düz (Flat) vs. Yuvarlak (Round) / Karakterin tek bir fikir etrafında mı (Düz), yoksa şaşırtıcı ve karmaşık mı (Yuvarlak) olduğuyla ilgili.

 

C.N. Wenger / Varoluş Düzeni, Birliği, Tamlığı...     / Karakterin gelişimi (statik/dinamik) ve iç yaşamının temsilini sisteme dahil eder.

 

W. Harvey /  Protagonist, Ficelle, Card, Background           / Karakterin olay örgüsündeki işlevi ve okuyucuyla kurduğu mesafeyi temel alır.

 

S. Rimmon-Kenan  / Karmaşıklık, Gelişim, İç Yaşam          / Karakteri "hikaye" (anlatılan dünya) ve "söylem" (anlatım biçimi) ayrımı içinde inceler.

 

Greimas'ın modeli "bir karakterin olay örgüsüne göre rolünü tanımlayan bir dizi kriter" olarak görülebilir.

 

Karakterin adlandırılması

Bir varlığı figür yapan temel özellik "insan" olma niteliğidir; ancak konuşma ve kasıtlı eylem (intentional behavior) cansız nesneleri bile figür haline getirebilir.

 

Kimlik, karakterin daha önce tanıtılanla aynı olduğu bilgisidir ve bu süreçte özel isimler ekonomik birer araçtır.

 

Figür nedir?

Lotman figürü bir "özellikler paradigması", Barthes ise "kişisel olmayan bir semboller ağı" olarak görür.

Uri Margolin figürü kurgusal dünyanın bir parçası olarak kavramsallaştırır.

 

Figürlerin anlaşılmasında insanların birbirlerinin davranışlarını açıklamak için kullandıkları "halk psikolojisi" (folk psychology) yapısının temel teşkil eder.

 

Figürün yapısı

Metinde figüre atfedilen bilgiler…

 

Karakterizasyon, bilginin figürle uzun vadeli bağlantısıdır.

 

Karakter bilgisi ile olay örgüsü arasındaki ilişki; nedensel (causal), nihai (final) ve kompozisyonel (compositional) motivasyon olmak üzere üçe ayrılır.

 

Sonuç

Yenilenmiş Anlatı İletişim Modeli

Geleneksel modellerin aksine, bu yaklaşım pragmatik faktörleri analizin merkezine yerleştirir:

Gerçek Yazar ve Niyet: Yazar artık sadece metin dışı bir figür değil, çıkarımların derinliğini belirleyen bir "niyet otoritesi" olarak modelin bir parçasıdır.

Model Okuyucu: Hafıza, kültürel bilgi ve çıkarım yeteneğiyle donatılmış, yazarın hedeflediği ideal zihinsel işleyici.

Çıkarım (Inference): Anlam, kodların çözülmesinden ziyade; dünya bilgisi, tür gelenekleri ve "anlatı işbirliği ilkesi" çerçevesinde yapılan akıl yürütmelerle oluşur.

 

Karakter modeli iki ana eksende oluşur:

İç ve Dış Ayrımı: Dış özellikler (fiziksel görünüm) ve iç özellikler (arzular, duygular, niyetler).

Kısa ve Uzun Vadeli Atıflar: Anlık duygu durumları ile kalıcı karakter özellikleri arasındaki fark.

 

Karakterin olay örgüsündeki rolü, üç farklı motivasyon düzeyiyle analiz edilir:

Nedensel Motivasyon: Karakterin özellikleri veya geçici durumlarının olayları tetiklemesi.

Final Motivasyon: Olayların teleolojik (amaçsal) bir bütünlük içinde yapılandırılması.

Kompozisyon Motivasyonu: Estetik veya tematik desenlerin (kahraman-düşman karşıtlığı gibi) oluşturulması.

 

Kuramın testi (Jerry Cotton polisiye serisi)

Perspektif: Birinci şahıs anlatımıyla okuyucunun kahramanla kurduğu empati (durum, ifade, değerlendirme boyutları).

Şematik Yapı: Türün kuralları (polisiye) sayesinde okuyucunun eksik bilgileri (çıkarım yoluyla) hızla tamamlaması.

Paradokslar: Metindeki mantıksal boşluklara rağmen (Challoner'ın niyetinin açıklanmaması gibi), okuyucunun zihnindeki "karakter modelinin" tür sözleşmesi gereği bu boşlukları tolere edebilmesi.

… 

Stephan Brössel - Sinematik Anlatı - Notlar

Stephan Brössel - Sinematik Anlatı - Notlar

Walter de Gruyter, Berlin, 2014

 


Önsöz

Kitap 2011 yılında Wuppertal Üniversitesine tez olarak sunuldu

 

Kurmacada 'sinema' olgusu üzerine: Giriş

“Harry Potter'ın Büyücülük Dünyasında resimlerin hareket ettiği kitaplar var.

…yakında her sıradan Muggle bu tür görselleri e-kitap okuyucularında görebilecek.

 

Edebiyat, tarihsel süreçlerin ve teknolojik değişimlerin estetik olarak işlendiği bir alandır.

 

Filmsel hikaye anlatımının edebi biçimlerinin incelenmesi için üç ana araştırma alanı önemlidir:

filmde anlatının ve edebiyatta sinematik hikaye anlatımının yapısal 'şekli'

sinematik hikaye anlatıcılığının tarihsel gelişimi

Edebiyatı ve filmi çevreleyen ve etkileyen ve tarihin farklı noktalarında birbirinden ayrılan bağlamsal nitelikteki karmaşık ilişkiler.

 

…soruşturmanın iki ana hedefi belirlenmiştir:

– edebiyatta filmsel anlatı biçimlerinin (anlatolojik) bir sistemini ve tipolojisini yaratmak

– iki tarihsel aşamaya (Şiirsel Gerçekçilik ve Erken Modernizm) odaklanmak ve bağlamsal etkileşimleri göstermek.

Bu hedeflere ulaşmak için filmdeki anlatının derinlemesine incelenmesi ve edebiyattaki belirli anlatı kalıplarının anlatıbilimsel olarak belirlenmesi yapılmaktadır.

 

Konunun ve metodolojik ilkelerin belirlenmesi

Temel sorun, iki farklı düzeyi içermesi gereken 'filmsel yazı' ile 'filmsel hikaye anlatımı' arasındaki tatmin edici olmayan ayrımda yatmaktadır: metnin dışındaki düzey Üretim düzeyi filmsel hikaye anlatımı sırasında gerçekleşir

 

…edebiyat, filme özgü özelliklerle (örneğin, bir analepsin filmsel uygulamasının edebi biçimleri) karakterize edilen, medyaya özgü anlatı iletişimi ve anlam üretimi süreçlerini geliştirir.

 

Filmsel hikaye anlatımının transmedya özü, medya tarihi tarafından şekillendirilen soykütüğünde yatmaktadır. 20. yüzyılın başında sinemadaki anlatı, düzyazı ve dramadaki mevcut anlatı kalıplarına ve prosedürlerine dayanılarak yaratılmıştır.

 

Anlatıbilimsel yöntemler ile sosyal ve kültürel tarihsel yaklaşımların birleşimidir. Sinematik anlatım sadece metin düzeyinde değil, aynı zamanda tarihsel bağlamda da incelenmelidir.

 

Wolf Schmid'in idealgenetik dönüşüm modeli: bu model olay, hikaye, anlatı ve sunum düzeylerini kapsar.

 

Filmde anlatım

Film anlatıcısının üç konumu:

Anlatıcıya Yapışanlar (Metz, Kozloff): Her anlatının bir "konuşma" (discourse) olduğunu ve dolayısıyla perde arkasında seçen, yapılandıran bir "merkezi zeka" veya anlatı örneği bulunduğunu savunurlar.

Anlatıcıyı Reddedenler: Filmin bir anlatıcıya ihtiyaç duymadan, doğrudan bir olaylar silsilesi olduğunu ileri sürerler.

Orta Yol (Neo-yapısalcılar ve Kuhn): "Anlatıcı" yerine "anlatı örneği" (narrative instance) kavramını kullanarak, görsel ve işitsel işaretlerin toplamının bir anlatı eylemi oluşturduğunu savunurlar.

 

Gösterme (Monstration): Kamera, olayların o andaki yakınlığını ve gerçekliğini ima eder. İzleyici kendini "gerçek bir şeyin" içindeymiş gibi hisseder.

Anlatma (Narration): Kurgu (editing) devreye girdiğinde zaman düzenlenir. Kesmeler, yavaşlatmalar veya müzik, bize birinin bu hikayeyi "anlattığını" hatırlatır.

 

Film anlatıcısı şu araçlarla var olur:

Kamera: Bakış açısını ve odaklanmayı (focalization) belirler.

Kurgu: Zamanı ve olayların sırasını manipüle eder.

Müzik ve Ses: Duygusal derinlik katar (metnin belirttiği gibi bazen ihmal edilen bir alandır).

Dış Ses (Voice-over): Edebi anlatıcıya en yakın, doğrudan müdahale eden araçtır.

 

Filmin kendi anlatı eylemini "unutturma" becerisi: Film, gösterme eylemini o kadar aşırı ve başarılı yapar ki, izleyici bunun "tasarlanmış bir dünya" olduğunu unutur ve karakterlerle empatik bir bağ kurarak dünyanın içine dalar.

 

Sunum, dünyayı kuran "haritalama işlevleri" ve öyküyü aktaran "aracılık işlevleri" olarak ikiye ayrılır.

 

Mizansen, ışıklandırma ve CGI (bilgisayar üretimli imge) gibi unsurlar kurgusal evreni oluşturur.

 

Kameranın bakış açısı, montajın zamansal-mekansal dizilimi, müziğin dramaturjik işlevi ve "dış ses anlatıcı" (voice-over) gibi unsurlar öyküyü aktaran temel araçlardır.

 

Sinematik hikaye anlatımının edebi biçimleri: Bir tipoloji

Sinemanın icadından önce (Dickens, Flaubert gibi yazarlarda) görülen görsel ve hareketli anlatım teknikleri…

Açık tip: Filmin içerik veya biçim düzeyinde belirgin bir şekilde yer aldığı metinlerdir.

Filmin bir konu veya ekonomik güç olarak hikayeye dahil olduğu eserlerdir.

Metnin bir film senaryosu veya "kamera gözü" gibi tasarlandığı biçimlerdir.

Hem konunun hem de anlatım tarzının sinematik olduğu metinlerdir.

 

Gizli tip: Filmsel referansın zayıf veya örtülü olduğu, ancak tekniklerin sinemayı anımsattığı durumlardır.

Karakter anlatıcının algısal dünyasının ön planda olduğu anlatılardır.

 

'Yakalama' ve 'temsil' yönleri yalnızca anlatı örneği ve karakterler arasındaki ilişkiyi ifade etmekle kalmaz, aynı zamanda kurgusal olanın görselleştirilmesi ve mekanın oluşumu üzerinde de sonuçlara sahiptir.

 

Mekan kategorisi, karakterlerin algılanmasında ve eyleminde temel bir rol oynar, çünkü onlar kendilerini orada yönlendirirler ve eylemlerini gerçekleştirirler.

 

"Short cuts" (kısa yollar) eşzamanlılık ve hızlı sahne geçişleriyle zaman geçişleri ve hareket işlenebilir.

 

19. yüzyılın film öncesi çağında sinematik hikaye anlatımı

Sinematik anlatımın kökleri 19. yüzyıla dayanır.

Kurmaca film hayali kurmadı ama aslında filmdeki anlatıyı tahmin ederek bu hayali gerçekleştirdi.

 

Sinemanın doğuşundan çok önce, insanın hareketli görüntüleri sabitleme ve yeniden üretme ihtiyacı sanatsal faaliyetlerin temelini oluşturmuştur.

Hayat dinamik bir süreçtir ve insan algısı hareketle doğrudan ilişkilidir.

 

Hareket tasviri Paleolitik çağdaki mağara resimlerine kadar uzanır; Lascaux mağarasındaki "çift çizim" tekniği buna erken bir örnektir.

 

Aeneas / artık hayvanların ve insanların gerçek hareketlerinin yakalanması değil, iki çarpıcı özelliğin öne çıktığı mitsel-kurgusal olayların tasvir edilmesi söz konusu.

 

19. yüzyıldaki modernleşme ve teknolojik patlama, insanın algı dünyasında bir "görsel devrim" yaratmıştır.

"Sinematik yazı", kamera teknolojisinden önce algı ve temsil biçimlerinin edebi olarak sahnelenmesidir.

 

İzleyici, dış koşulların dayattığı kuralları benimseyen aktif bir "gözlemci" (observer) haline gelmiştir.

 

(Keskin bakış) Teleskop ve mikroskobun etkisiyle nesnelerle mesafenin yanılsamalı olarak azalması.

 

Camera Obscura cihazı şu özelliklerle karakterize edilir: İnsanoğlunun aygıta gömülmesi, bu da onun bedensizleşmesine ve optik duyunun vurgulanmasına neden olur.

…anlatısal varlık ile okuyucu arasındaki olağan iletişim durumu askıya alınıyor ve yerini (sinematik) 'dolayımlı bir dolaysızlık' alıyor.

 

Görmenin bedenden ayrılmasına benzer şekilde, algı nesnesinin hareket yanılsamasını geliştirmesinin temeli izleyicinin fizyolojik öznelliğine bağlıdır.

 

Panorama ve diorama da mevcut bağlam için önemlidir, çünkü anlatı edebiyatı bunlardan büyük ölçekli mekansal tablolar türetmektedir.

Bunlar demiryolu gibi ulaşım araçlarının hızı ve metropol yaşamının dinamizmiyle şekillenen yeni görme biçimleridir.

 

Alman gerçekçiliğinde sanatın görevi, gerçekliğin çıplak bir kopyasını sunmak değil, onu estetik olarak yeniden inşa etmektir. Otto Ludwig'e göre gerçek şair, "idealizm ile realizmin dengesini koruyan" kişidir. Bu dönemde, kamera hareketlerine benzeyen (yakın-uzak plan değişimi, odaklanma vb.) anlatım teknikleri edebiyatta kullanılmaya başlanmıştır.

 

Gerçekçi metinlerde dünya "somut, plastik ve ayrıntılı" bir şekilde tasarlanır. Oliver Twist gibi eserlerde anlatıcı, olayları bir kamera gibi tarafsız ve görsel detaylarla sunar.

 

Flaubert'in Madame Bovary eserindeki at arabası sahnesinde olduğu gibi, anlatı ritmi ve sahneler arası hızlı geçişler sinematik bir dinamizm yaratır.

 

Edebi metinlerde gürültü, müzik ve seslerin kullanımı sadece gerçeklik etkisi yaratmaz, aynı zamanda dramaturjik bir işlev üstlenir. Örneğin, Siyah Örümcek eserindeki fırtına sesleri olayı dramatize eder.

 

Sinematik Hikâye Anlatımının Kurumsallaşması

Sinema, başlangıçtaki "çekim/atraksiyon" karakterinden sıyrılıp edebiyatın anlatı modellerini (karakter perspektifi, kurgu vb.) benimseyerek anlatısal bir araca dönüşmüştür.

 

Yazarların film yapımına dahil olması ve edebi eserlerin filme uyarlanmasıyla sinema, "burjuva değerlerinin aracısı" haline getirilmeye çalışılmıştır.

 

20. yüzyılın başındaki "dil krizi" (dilin gerçekliği ifade etmedeki yetersizliği), yazarları daha doğrudan bir araç olarak görülen görselliğe yöneltmiştir.

 

Alfred Döblin (Kinöstil), psikolojik tasvirler yerine "ruhtan arındırılmış gerçekliği" ve hızlı, nesnel anlatımı savunmuştur.

 

Kurt Pinthus sinema eserinin romandaki gibi mekânsal sınırları aşan bir hareket serbestisine sahip olması gerektiğini vurgular.

 

Modern metinlerde görsellik, anlatılan dünyanın bir parçası olmanın ötesinde anlam üretiminin temelidir.

 

Berlin Alexanderplatz ve Manhattan Transfer gibi romanlarda, farklı olay örgülerinin yan yana getirilmesiyle (eşzamanlı montaj) büyük şehir karmaşası yansıtılır.

 

Filmin sunduğu yanılsamalı gerçeklik ile karakterlerin yaşadığı "otantik gerçeklik" arasındaki çatışma, modern edebiyatın önemli bir temasıdır.

 

Müziğin edebi metne ana motif (leitmotif) olarak entegre edilmesi, karakter gelişimini ve atmosferi destekler.

 

Vaka Çalışmaları

Friedo Lampe / Büyülü gerçekçilik içinde, "belirsizlik estetiği" ve montaj tekniklerini kullanarak faşist dönem Almanya'sında apolitik ama yapısal olarak derin bir dünya kurar.

 

Wolfgang Koeppen / Savaş sonrası Almanya'da "kısa yollar" (shortcuts) ve montaj teknolojisini, yeni bir Alman kimliği ve anlatısı arayışında bir araç olarak kullanır.

 

Peter Weiss / Yeni gerçekçilik anlayışıyla, algısal perspektifi merkeze alarak "soğuk bir dünyada duygusallığın başlangıcını" sinematik bir gözlemle anlatır.

 

Alexander Kluge / "Radikal kurgu" kavramıyla, belgesel gerçekliği ile kurguyu iç içe geçirir. Ona göre anlatı, **"bir hikâye değil, birçok hikâye"**den oluşur.

 

Sonuç

19. yüzyıldaki kentleşme, ulaşım teknolojileri (trenler vb.) ve hızlanan yaşam, insanın dünyayı görme biçimini değiştirmiştir.

 

Realist yazarlar, dünyayı "yakalamak" ve "temsil etmek" için kameraya benzer bir "göz" ve "hareket" perspektifi geliştirmişlerdir. Yani edebiyat, teknik olarak film icat edilmeden önce "sinematik bir dil" konuşmaya başlamıştır.

 

Sinematik anlatıyı anlamak için iki yönlü bir model:

Mikro Model (Wolf Schmid) / Metnin içsel, klasik anlatıbilimsel yapısına odaklanır.

Makro Model (Sistem Teorisi) / Anlatıyı sosyal tarih ve medya tarihi bağlamına yerleştirir.

Bu iki model, anlatıcının dünyaya nasıl "eriştiğini" (kamera gözü mü, tanrısal anlatıcı mı, parçalanmış perspektif mi) belirler.

 

Dilin gerçekliği temsil etmekte zorlandığı "dil krizi" döneminde, görsel ve işitsel temsil biçimleri (film) edebiyata bir kaçış ve yenilenme yolu sunmuştur.

debiyat, sinema yöntemlerini "doğrudan" kopyalayamaz (çünkü malzemesi dildir). Bu yüzden, medya arasındaki boşluğu kapatmak için kendine özgü anlatı stratejileri geliştirir.

 

Edebiyat, sinematik araçları kendi bünyesine katarak anlatı zenginliğini genişletmiştir.

… 

Nico Kunkel - Modüler Hikaye Anlatımı - Notlar

Nico Kunkel - Modüler Hikaye Anlatımı - Notlar

“Yedi Bilge Üstat”ın Hikaye Anlatım Geleneğinde Serilik ve Hareket

Modulares Erzählen, Serialität und Mouvance in der Erzähltradition der Sieben weisen Meister, Walter de Gruyter, Berlin, 2023

 


Bu çalışma 2020 yılında Konstanz Üniversitesi'nde tez olarak kabul edildi

 

Giriş / SWM- Orta Çağ'dan kalma(veya) keşfedilmemiş bir çok satan kitap mı?

Yedi Bilge Usta (Seven Wise Masters - SwM)

 

12. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar dünyanın en çok okunan metinlerinden biri olmasına rağmen, araştırmacılar tarafından uzun süre "estetikten yoksun, kaba ve tekrara dayalı" olduğu gerekçesiyle marjinalleştirilmiştir. Ancak metin, Boccaccio ve Chaucer gibi dev isimleri etkilemiş, matbaanın icadıyla Avrupa'nın ilk "best-seller"larından biri olmuştur.

 

SwM, klasik bir çerçeve anlatı (frame narrative) örneğidir. Ana hikaye, Roma İmparatoru'nun oğlunun, üvey annesi tarafından atılan iftira sonrası idamdan kurtulma çabasını anlatır.

 

Sessizlik Yemini: Prens, yıldızların uyarısı üzerine 7 gün sessiz kalmalıdır.

 

Anlatı Rekabeti: Üvey anne her gün infazı hızlandırmak için bir hikaye anlatırken, yedi bilge usta infazı erteletmek için karşı hikayeler anlatır. Bu yapı, tehlikeli bir sürenin "anlatılarak aşıldığı" tipik bir boyun masalı (neck-riddle/tale) örneğidir.

 

SWM geleneği iki ana gruba ayrılır:

Doğu Grubu (Sindbad-Kitabı): 8.- 9. yüzyıl Fars kökenli olduğu düşünülmektedir. Vezirler her gün iki hikaye anlatır. Süryanice, İbranice, Arapça ve Yunanca versiyonları mevcuttur.

Batı Grubu (Seven Wise Masters): 12. yüzyıldan itibaren Avrupa'da gelişmiştir. Bilgeler her gün bir hikaye anlatır, üvey anne karşı hikaye ile yanıt verir (14+1 yapısı).

 

Avrupa geleneği, Sistersiyen keşişi Johannes de Alta Silva’nın yazdığı Dolopathos (1200 civarı) ile başlar. Daha sonra Latince Historia Septem Sapientum versiyonu, Almanca da dahil olmak üzere birçok yerel dildeki uyarlamaların ana kaynağı olmuştur.

15. yüzyılda Hans von Bühel'in şiir versiyonuyla başlayan süreç, 16. yüzyılda eserin en popüler "halk kitabı" (Volksbuch) haline gelmesiyle zirveye ulaşmıştır.

 

Filolojik inceleme SWM

19. yüzyıldan itibaren Gaston Paris ve Detlef Roth gibi isimlerin öncülüğünde SwM metinlerinin eleştirel baskıları (edisyon kritik) yapılmıştır. Bu çalışmalar; Efesli Dul Kadın veya Rhampsinitos Hazinesi gibi antik kökenli motiflerin Hint (Pancatantra), Arap ve Avrupa edebiyatı (Boccaccio, Shakespeare) arasındaki göç yollarını ortaya koymuştur.

 

Modern çalışmalar, metindeki baba-oğul ilişkisi, üvey anne figürü ve kadın düşmanlığı gibi temalara odaklanmaktadır.

 

Teorik ve metodolojik ön hususlar

SwM, "neredeyse sonsuz derecede esnek" ve modüler bir yapıya sahiptir. Modülerlik, bileşenlerin sistemin işlevini bozmadan yeniden birleştirilebilmesi ve değiştirilebilmesi yeteneğidir. Bu yapı, anlatının mantığını bozmadan yeni hikayeler eklenmesine veya çıkarılmasına izin verir.

 

Metinsel istatistiksel bakış açıları

Vladimir Propp'un masal morfolojisinden esinlenerek, SWM anlatısı "anlatı modüllerine" bölünmüştür. XML kullanımı, "belirsizliğin giderilmesi" ve sonuçların "şeffaf ve özneler arası anlaşılır" olmasını sağlar.

 

Metinlerin başlangıcında yüksek benzerlik görülürken, sonuç bölümlerinde (idam ve ceza sahneleri) benzerlik azalmaktadır.

 

Karşılaştırmalı Okumalar

SWM geleneği, başlangıç noktası olarak "prensler için ayna" (Fürstenspiegel) edebiyat türüyle yakından ilişkilidir. Araştırmacılar, bu metinlerin sadece bir hikaye koleksiyonu değil, aynı zamanda genç prensin eğitimi ve hükümdarlık nitelikleri üzerine didaktik bir model sunduğunu belirtir.

 

Bea Lundt gibi araştırmacılar, bu metinlerdeki çatışmanın sadece bir tecavüz suçlaması değil, "genç adamın eğitimi ve yönetici olarak uygunluğunun değerlendirilmesi" olduğunu savunur. Bu bağlamda, din adamları, soylular ve yeni kentsel yaşam tarzları arasında bir kimlik mücadelesi sergilenmektedir.

 

Hikaye, imparatorun yedi bilgeyi oğlunu eğitmek üzere çağırmasıyla başlar. Farklı versiyonlarda bilgelerin uzmanlık alanları ve eğitim süreleri (7 yıl gibi) değişiklik gösterir.

 

Eğitimin sonunda bilgeler, öğrencinin algı gücünü test etmek için uyurken yatağını sarmaşık yapraklarıyla yükseltirler. Öğrencinin bu değişikliği fark etmesi, onun bilgeliğinin ve "inceliğinin" (subtilitas) kanıtı olarak kabul edilir.

 

Diocletian, yedi günlük sessizlik yemini bittikten sonra üstün bilgeliğini kanıtlayarak babasının yerini almaya hak kazanır. Anlatı, imparatorun ölümünden sonra Diocletian'ın yönetimi bilgece devralmasıyla sona erer.

 

SWM, başarısız bir imparator örneği üzerinden "verimli yönetim teknikleri" ve danışmanlara bağımlılık gibi konuları müzakere eder.

 

Halk, anlatıda "potansiyel bir kriz anı" ve hükümdarın kararlarını etkileyen bir belirsizlik faktörü olarak sunulur.

Danışmanlar, halkın tepkisinden ve "söylentilerden" korktukları için imparatora adil bir yargılama yapmasını tavsiye ederler.

 

Çatışmanın sonunda, Diocletian üvey annesinin gizli sevgilisini (Yeşil cübbeli bakire) tüm halkın önünde ifşa eder. Bu ifşa ve imparatoriçenin itirafı, hukuki düğümü çözer ve idamla sonuçlanır.

 

Metin tarihsel olarak tipik bir "kadın düşmanı yazı" olarak kabul edilse de, modern araştırmalar bu temanın hicivsel veya didaktik işlevlerine odaklanmaktadır.

 

Sonuç

SWM'nin benzersiz modüler yapısı, yerel çevirmenlerin ana yapıyı bozmadan modülleri değiştirerek farklı vurgular (kadın düşmanlığını artırma veya azaltma gibi) yapmasına olanak tanır.

 

Metinlerin dijital yöntemlerle ve "anlatı modülleri" üzerinden karşılaştırılması, geleneksel okumaların göremediği sistematik değişimleri ortaya koymaktadır.

 

SWM, yerel yazarlara 'katı karşıt-tartışmacı' yapıda kapsamlı değişiklikler yapmadan / bireysel yönleri vurgulama olanağı sunmuştur.

…