2 Ağustos 2019 Cuma

Kırım Savaşı’nda (1853-1856) Karadeniz ve Boğazlar Meselesi


Kırım Savaşı’nda (1853-1856) Karadeniz ve Boğazlar Meselesi

Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, Sayı: 23, 2008, s. 149-194
Erdoğan Keleş

Rusya, sıcak denizlere çıkışı bulunmayan bir ülkedir.
Osmanlı Devleti, İstanbul’a sahip olduktan sonra boğazları tüm devletlerin harp gemilerine kapalı fakat ticaret gemilerine açık tutmuştur.
1833 Hünkâr İskelesi Antlaşması ile boğazları harp gemilerinin geçişine açtırmayı başaran Rusya, 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi ile bu hakkını kaybetmiştir. 1853’de başlayan Kırım Savaşı’nın en önemli müzakere konularını, boğazların kapalılığı ve Karadeniz’in tarafsızlığı ilkesi oluşturmuştur. 1856 Paris Antlaşması ile boğazların kapalılığı ve Karadeniz’in tarafsızlığı bir kez daha teyit edilmiştir.

Osmanlı Devleti, boğazlar üzerindeki mutlak hâkimiyetini 18. yüzyılın son çeyreğine kadar sürdürmüştür…

Rusya tarihte ilk defa olarak Karadeniz’de serbest ticaret imkânını 16 Kasım 1720 tarihinde imzalanan antlaşma ile elde etmiştir.
Karadeniz’deki Rus tüccarların statüleri 18 Eylül 1739 tarihli Belgrad Antlaşması ile ortaya konmuştur. Buna göre, Rusya Karadeniz’de gemi bulundurmayacak ve Rus tüccarları Osmanlı Devleti gemileri ile ticaret yapabilecekti.

Rusya, 1768 senesinde Osmanlı Devleti’ne karşı savaş açtı.
…bir Rus filosu 1770 senesinin ilkbaharında (İngiltere’nin teşvik ve yardımı ile) Akdeniz’e gelerek Ege Denizi’ne doğru ilerledi.
Rus filosu, 7 Temmuz 1770’de Çeşme körfezindeki Osmanlı donanmasını yakmıştır.
Rusya, uzun mücadeleler sonunda 1771’de Kırım’ı ve Kefe’yi işgal etmiştir. Dolayısıyla Rusya, Kırım’a ayak basmak ve Kefe’yi işgal etmek suretiyle Karadeniz’de stratejik iki noktayı ele geçirmiştir.
Savaş sonunda 12 Temmuz 1774’de Küçük Kaynarca Antlaşması imzalanmıştır. Tarihte ilk defa olarak bu antlaşmanın 11. maddesi ile Rusya, Karadeniz’de kendi harp ve ticaret gemilerini inşa etmek ve ticaret gemilerinin boğazlardan serbestçe geçiş yapabilmesi hakkını elde etmiştir. Fakat Osmanlı Devleti, hiçbir zaman Rus ticaret gemilerinin boğazlardan geçişine müsaade etmemiştir

22 Haziran 1783’de ilk Türk-Rus Ticaret Antlaşması imzalandı. 1740 Fransız kapitülasyonları örnek alınarak hazırlanan bu antlaşmaya göre; Rus ticaret gemilerinin boğazlardan serbestçe geçişlerine ve aynı şekilde Rus limanlarına gidecek yabancı ticaret gemilerinin de geçişlerine müsaade edildi.
Rusya, 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım’ın bağımsızlığını elde etmesini sağlamıştı. Rusya bununla yetinmeyerek Çar II. Katerina zamanında 1783 senesinde Kırım’ı kendi topraklarına kattı.

Rusya’nın Kırım’ı ilhak ettiğini ilan etmesinden sonra Fransa Kralı XVI. Louis’in nazırlarından Vergennes ilk defa Karadeniz’in tarafsız hale getirilmesi fikrini ortaya attı.
Rusya’nın hızlı şekilde Osmanlı Devleti’ne karşı başarılar ve pek çok imtiyazlar elde etmesi, İngiltere’nin dikkatini çekmeye başladı.
İngiltere Başvekili William Pitt Rusya’nın Osmanlı Devleti’ni yutmak üzere olduğunu ve bu nedenle Osmanlının toprak bütünlüğünün korunması yönünde 29 Mart 1791’de İngiltere Parlamentosu’nda bir konuşma yaptı.
I. Napolyon’un 1798’de Mısır’ı işgali üzerine Osmanlı Devleti, Rusya’dan yardım istemek zorunda kaldı. Bunun üzerine Eylül 1798’de bir Rus filosu İstanbul’a gelerek demir attı.
Böylece tarihte ilk defa olarak Rus harp gemilerinin boğazlardan geçerek Akdeniz’e açılmaları resmen kabul edilmiş olduğu gibi boğazlar, Osmanlı Devleti ile Rusya’nın ortak taahhüdü altına girdi.
23 Eylül 1805 tarihinde imzalanan “tedafü-î ittifak” antlaşmasının 7. maddesi ile Rus harp gemilerinin boğazlardan geçişi hakkı kabul edilirken diğer devletlerin harp gemilerinin geçişine kapalı kalacaktı. Ayrıca boğazlara yönelecek bir saldırıya karşı iki devlet müştereken karşı koyacaktı.
1805 senesinde Rus-Fransız harpleri başladı.
Osmanlı Devleti 1805’de yenilenmiş olan 1798 antlaşması ile kendisini Rus vesayeti altında hissediyor ve bu durumdan kurtulmak istiyordu.
1798 ve 1805 antlaşmaları gereğince Rus harp gemilerine açık olan boğazlardan gemi geçişlerine izin verilmedi. Rusya, bu durumun antlaşmalara aykırı olduğunu ileri sürerek 16 Ekim 1806’da Osmanlı Devleti’ne harp ilan etti.
Savaş sonunda Fransa ile Rusya arasında Tilsit’te başlayan barış görüşmelerinde I. Napolyon, Rusya’yı İngiltere’ye karşı kullanmak için Osmanlı Devleti’ne karşı olan niyetlerini gündeme getirdi.
Pazarlığın hareket noktasını “İstanbul şehri ile İstanbul ve Çanakkale boğazları” teşkil ediyordu. (bu görüşmelerden Boğazlar paylaşılamadı)
(daha sonra tekrar masaya oturdular) Paylaşımın ön görüşmeleri 4 Mart 1808’de Petersburg’da Fransız Sefir Caulaincourt ile Rus Hariciye Nazırı Ruminantsov arasında başladı. Bu görüşmelerin de ana konusunu İstanbul ve boğazların kimin himayesinde kalacağı konusu oluşturmuştur.
(Ruslar Boğazları istiyor, eğer bu olmazsa) İstanbul serbest şehir olmalı ve milletlerarası bir hükümetin denetiminde olmalıdır.
24 Haziran 1808’de yapılan son görüşmede de bir sonuca varılamadı.
(Bu süreçlerin sonunda Osmanlı Devleti İngiltere’nin etkisi altına girdi.)
Rusya’nın, 1798 ve 1805 antlaşmaları ile boğazlar üzerinde elde ettiği avantajlı konum İngiltere’yi harekete geçirmiştir.
İngiltere ile Osmanlı Devleti arasında 5 Ocak 1809’da bir ittifak antlaşması imzalandı. Antlaşmaya göre boğazların barış zamanında tüm devletlerin harp gemilerine kapalı olması ilkesi benimsendi. Bu tarihten sonra “boğazlar meselesi” uluslararası bir nitelik kazandı.
İngiltere ve Osmanlı Devleti bundan sonraki süreçte “boğazlar meselesinde” daima birlikte harekete edeceklerdir.
Çar I. Aleksandr’ın siyasi ricalinden Kont Victor Kotchoubey (Koçubey) tarafından 1802 senesinde sunulan bir layihada, boğazların Osmanlı Devleti gibi zayıf bir devletin elinde kalmasının Rusya’nın çıkarlarına uygun olduğu ve bu suretle Osmanlı Devleti üzerinde himaye bile kurulabileceği ifade edilmiştir.
Rusya ile Osmanlı Devleti arasında devam eden savaş sonunda 16 Mayıs 1812 tarihinde Bükreş Antlaşması imzalandı.
…Bu antlaşma ile Rusya, sadece Karadeniz’de harp gemisi bulundurma hakkını elde etmiş, ancak boğazlardan serbest geçiş hakkına sahip olamamıştır.
Çar I. Nikola, 1822’de başlayan Mora isyanına destek vermiştir.
Rusya, ticaret gemilerinin boğazlardan serbestçe geçebilmeleri ve Rus limanlarına gelecek yabancı gemilere de bu hakkın verilmesini teklif etti. Tam da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırıldığı (Haziran 1826) bir dönemde gelen bu isteği Sultan II. Mahmut kabul etmek zorunda kaldı.
Rusya, Mora isyanı ile başlayan Osmanlı-Yunan Savaşı’na iştirak etmiş ve Osmanlı birliklerini ağır bir yenilgiye uğratmıştı.
20.000 kişilik bir Rus ordusu İstanbul açıklarında beklerken, Karadeniz filosu İstanbul Boğazı’nda dolaşmakta, Çanakkale Boğazı yakınlarında ise başka bir Rus filosu bulunmaktaydı.
Çar I. Nikola, “Şark meselesi ile ilgili özel bir komisyon” kurarak çözüm önerisi sunmalarını istedi. D. V. Daşkov tarafından oluşturulan komisyon şu öneriyi sunmuştur: “Daha uygun bir komşuluk yapamayacağı ve yıkılmasının tüm dünya barışına ve Avrupa’daki düzene ağır darbeler indirme ihtimalinden başka Rusya’yı zor duruma sokacağı göz önünde bulundurularak Rusya, Osmanlı İmparatorluğu’nun muhafaza edilmesini istemek zorundadır.”
14 Eylül 1829’da imzalanan Edirne Antlaşması ile Rusya, boğazlardan ticaret gemilerinin serbestçe geçişi ilkesini bir kez daha teyit ettirmiştir.

1832’de Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın isyanı ile Sultan II. Mahmut Rusya’dan yardım istemek zorunda kalmıştır. Çar I. Nikola’nın gönderdiği donanma ve askerler Şubat 1833’de ilk defa olarak İstanbul’a ayak basmıştır.
İngiltere ve Fransa, Mısır isyanının son bulması üzerine Rus birliklerinin boğazlardan çekilmesini istediler. Rusya ise yardımlarının mükâfatını almak için Osmanlı Devleti ile 8 Temmuz 1833 tarihli Hünkâr İskelesi Antlaşması’nı imzaladı. Süresi 8 yıl olan antlaşmanın gizli bir maddesine göre boğazlar bir harp durumunda diğer devletlere kapalı ancak Rusya’ya açık hale getirildi.
Mayıs 1838’de ikinci Mısır meselesinin patlak vermesi üzerine boğazlar meselesi tekrar gündeme geldi.
15 Temmuz 1840 tarihli Londra Mukavelesi ile Mısır isyanının bastırılması ve boğazların kapalı hale getirilmesi ilkesi benimsendi.
27 Kasım 1840 tarihli İskenderiye Antlaşması ile Mısır meselesine son verilirken; Avrupa devletleri 13 Temmuz 1841’de Londra Boğazlar Sözleşmesi’ni imzaladılar. 1833 Hünkâr İskelesi Antlaşması’na son veren bu antlaşma ile boğazlar eskisi gibi ticaret gemilerine açık, harp gemilerine kapalı hale getirildi.
Fransa ile Rusya arasında eskiden beri süre gelen Kudüs’teki Kutsal Yerler’in bakım ve onarımına dair hak ve imtiyaz elde etme mücadelesi 1850 tarihinde yeniden alevlendi.
(Bu anlaşmazlık) Kırım Savaşı’na (1853-1856) neden oldu.
Rusya, Fransa ve Osmanlı Devleti arasında 1850-1853 senelerinde devam eden müzakerelerde Kudüs Meselesi’nde istediğini elde edemeyen Çar I. Nikola, verilen kararları kendisine hakâret olarak algılayarak Odesa’da seferberlik ilan ettiği gibi Sultan Abdülmecit’in gözünü korkutmak amacıyla Bahriye Bakanı Prens Mençikof’u fevkalade elçi olarak İstanbul’a gönderdi.
İngiltere maslahatgüzarı Colonel Rose, hükümetine dahi danışmaksızın Malta’da bulunan Amiral Dundas’a Akdeniz donanmasını Çanakkale önlerine getirmesi için 6 Mart 1853’de emir verdi. Aynı şekilde Fransa maslahatgüzarı M. Benedetti ise hükümetinden Toulun’da bulunan Akdeniz donanmasının derhal Ege Denizi’ne gönderilmesini talep etti.
Prens’in 21 Mayıs 1853’de diplomatik ilişkileri keserek sefaretini terk etmesiyle beraber Rusya, Osmanlı Devleti sınırlarına asker ve donanma yığmaya başladı.
Osmanlı Devleti 26 Mayıs 1853’de, 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi’nde imzası olan Avusturya, İngiltere, Fransa ve Prusya sefaretlerine kendini korumak amacıyla Tuna kıyıları, Anadolu sahilleri ve boğazlarda askeri tedbirler almaya başladığını ve bu konuda kendisine hak vereceklerini ümit ettiğine dair bir nota verdi.
İngiliz hükümeti, 2 Haziran’da donanmanın Malta’dan Beşike Körfezi’ne gitmesine dair emir verildi.
Çar, 31 Mayıs 1853 tarihinde verdiği son bir nota ile Prens Mençikof’un teklif ettiği taleplerin sekiz gün içinde kabul edilmesini, aksi takdirde Memleketeyn’i işgal edeceğini bildirdi.
Mustafa Reşid Paşa, 16 Haziran’da verdiği cevapta bu istekleri bir kez daha reddetmiştir.

Rusya ordusu General Prens Gorçakof’un komutasında 22 Haziran tarihinden itibaren bu toprakları işgale başlamış ve 2 Temmuz tarihinde Prut nehrini geçerek 35.000 asker ile Memleketeyn’i işgal etmiştir.
İngiliz ve Fransız donanmaları Kasım ayının ilk günlerinde Büyükdere limanına demir attılar.

Rus Çarı I. Nikola’nın, Osmanlı limanlarına ve gemilerine saldırılmamasına dair yayınladığı talimata aykırı olarak Nahimov idaresindeki bir Rus filosu, 30 Kasım 1853 tarihinde Karadeniz’de devriye görevini ifa eden ve fırtına nedeniyle Sinop limanına sığınmış olan Osman Paşa idaresindeki 12 gemiden oluşan bir Osmanlı filosuna saldırarak yok etmiştir.
Sinop baskını İngiltere ve Fransa’nın harekete geçmesini sağladı.
Verilen talimata göre, İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz’de gezen Rus gemilerine saldırabilecekler ve Rus limanlarına girebileceklerdi. Lord Stratford uzun bir bekleyişten sonra nihayet 31 Aralık 1853’de donanmaların Karadeniz’e çıkmasına dair emir verdi.

İngiltere ve Fransa hükümetleri 27 Şubat 1854 tarihinde Rusya’ya verdikleri bir nota ile 30 Nisan’a kadar Memleketeyn’i tahliye etmesini aksi takdirde savaş ilan edeceklerini bildirdiler. Ancak Çar, 19 Mart tarihinde bu notaya cevap bile vermekten imtina ettiğini bildirdi.
İngiltere Hariciye Bakanı Lord Clarendon ve Fransız Kont Walewski’nin imza koyduğu 6 maddelik bir ittifak anlaşması yapıldı (Şubat 1854). Buna göre, her iki devletin de amacı Avrupa’nın asayişini korumak ve Osmanlı toprak bütünlüğünü muhafaza etmektir. Bunu sağlamak için de Rusya’ya karşı her türlü tedbiri alacaklarını beyan ettiler.
Osmanlı Devleti, kendi toprak bütünlüğünün korunmasına yönelik olarak üçlü bir ittifak antlaşması yapılması için resmen müracaat etti.
…üç devlet arasında 12 Mart 1854 tarihinde bir ittifak antlaşması imzalandı.
27 Mart 1854’te Fransa ve 28 Mart 1854 tarihinde ise İngiltere Rusya’ya resmen savaş ilan ettiler.
(Haziran 1855’e kadar Viyana’da toplanan taraflar arasında görüşmeler yapıldı, müspet bir sonuç alınamayınca askeri harekâta geçildi.)
4 Haziran 1855’de dağılması üzerine İngiltere, Fransa ve Osmanlı Devleti devam eden Sivastopol kuşatmasına hız verdiler. Rusya’nın savaş meydanında ağır bir yenilgi almadan kendi isteklerini kabul etmeyeceği görüşünde birleşen müttefiklerin saldırıları neticesinde Rusya, Eylül 1855’de Sivastopol şehrini terk etmek zorunda kaldı.
Bu gelişme üzerine (…) İngiltere, Fransa, Avusturya, Rusya ve Osmanlı Devleti’nin murahhasları Viyana’da bir araya gelerek 1 Şubat 1856 tarihinde müzakerelerin başlamasına dair protokolü imzaladılar.
Savaş sonunda imzalanan 30 Mart 1856 tarihli Paris Antlaşması ile boğazların kapalılığı ilkesi bir kez daha vurgulandı:
Madde 10: Akdeniz ve Karadeniz boğazları tüm yabancı devletlerin harp gemilerine eski antlaşmalar gereğince (13 Temmuz 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi) tamamen kapalı kalacaktır. Yani, “Osmanlı İmparatorluğu’nun esasat-ı kadimesindendir.”
Madde 11: Karadeniz tarafsız olarak tüm devletlerin ticaret gemilerine açıktır. Ancak, Karadeniz’in tüm sahilleri ile limanları Osmanlı ve Rusya Devleti’nin olduğu gibi (belirlenecek şartlar dışında) diğer tüm devletlerin de harp gemilerine kapalıdır.
Madde 13: Karadeniz’in tarafsızlığı kabul edildiğinden Rusya ve Osmanlı Devleti, Karadeniz sahillerinden hiçbir harp tersanesi yapmayacağı gibi mevcut olanları da yıkacaklardır.
Madde 15-19: Tuna Nehri’nin ortak kullanımı için kıyısı olan devletler tarafından daimi bir komisyon kurulacaktır. Bu komisyon Tuna Nehri’ndeki seyr-i sefayini düzenleyecektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder