1 Ağustos 2015 Cumartesi

John Fowles – Yaratık

John Fowles – Yaratık


Karakterler
Henry Ayscough / Yargıç 
Bartholomew / Lord’un oğlu.
Lord B. / Oğlunun kaybolmasının ardından soruşturmanın başlatılmasını sağlıyor.
Dick / Bartholomew’un sağır ve dilsiz uşağı. Bu ikisi sütkardeş ve iki ayrı bedende tek ruh gibiler.
Rebecca Hocknell / Diğer adları Louise veya Fanny / Romanın başlangıcında fahişedir. Beyefendinin oyununa dâhil olunca hayatı değişiyor.  
Francis Lacy / Oyuncu / Bartholomew’un amcasını oynuyor.
Farthing / gerçek adı Jones / gurubun bekçisi, Francis’in muhafızını oynuyor.
Bayan Claiborne / Bir dönem Louise’in işvereni.

Beş kişilik bir gurup ormanlık bölgede seyahat ediyor. Yol üzerinde küçük bir kasabada bir handa konaklıyorlar. Burada bir gece geçiriyorlar. Gece boyunca guruptaki kişiler hakkında malumat ediniyoruz. Ertesi sabah bu anlatı sona eriyor. Handan epey uzakta, guruptaki sağır ve dilsiz (hiç duymamış olan zaten dilsiz değil midir) uşak, ağzında bir demet menekşe olduğu halde bir ağaca asılmış şekilde bulunuyor. Ölmüş ama bu bir intihar mı yoksa cinayet mi?
Kitabın sonraki bölümleri bu intihar/cinayet vakasının ve gurubun kaybolan üyesi hakkındaki soruşturma tutanakları üzerinden ilerliyor.

Notlar
Maggot (kurtçuk) sözcüğü kanatlı bir yaratığın larva evresini ifade eder; …yazar bir metnin de en azından bu anlama geleceğini umut etmektedir.

…sözcük gelip geçici ani heves ya da tuhaflık anlamına da gelmektedir. (s. 5)

(Sene 1736)
Akşamüstü, perişan görünüşlü küçük bir seyyah topluluğu…
Gün adeta can sıkıcı bir beklenti içinde gerilip kalmış…

Gurup beş kişidir; (yeğen) Bartholomew, (uşak) Dick, (dayı) Francis Lacy, (bekçi-asker) Farthing ve (hizmetçi kız) Louise. Bartholomew ve Dick dışındakilerin isimleri sahtedir. Bu kafile, Bartholomew’un düzenlediği bir oyuna uygun olarak tertip edilmiştir. Bartholomew, güya babasından gizli şekilde uzak bir yerdeki sevgilisini kaçırmak, sevgilisiyle birleşmek üzere kendini saklamak için böyle bir ekip kurmuştur.

Uzaklarda kilise kulesini seçtikleri küçük bir kent görünüyor…

C kentinin hemen bütün evleri ün ticaretiyle uğraşıyor…

Hancı Puddicombe kafileyi karşılar…

Bartholomew & Louise
“İpek gübrenin üstünde nasıl durursa alçakgönüllülük de senin üstünde öyle duruyor.”

“Bunun bedelini cehennemde yanmakla ödeyeceksin.”
“Orada tek yanan ben olmayacağım.”

“İlk kez ne zaman yoldan çıktın”
“On altı yaşında / Bristol’de
Namusumla yapabileceğim bir iş bulamadığımdan sonunda dilenmeye başladım.
Hanımım, oğluna büyü yaptığımı ileri sürdü.”

Fanny, seninle alay ediyorlar. Doğduğun günden beri alay ettiler seninle. Öldüğün güne kadar da alay edecekler. Onlar için boyalı bir gölgeden başka bir şey değilsin sen ve senin bütün dünyan. İsa’ya inanıp inanmadığının onlar için hiçbir önemi yok. (s. 59)

Nasıl benim zevkim için satın alındıysan, onların eğlenceleri için de doğdun sen.
Başına gelebilecek şeyler onların umurunda bile değil.
Bideford yolu üzerinde kafiledeki Dick adlı uşak, ağzında bir demet menekşe ile asılmış ve dolayısıyla ölmüş olarak bulunur.

Yargıç Henry Ayscough’un sorguları
Thomas Puddicombe’un ifadesi
Söylediklerine bakılırsa Bideford’a seyahat ediyorlardı.

Yeğenin uşağı, asılı bulunan adam / ona dick diyorlardı.

(Louise için) Her zaman kuşkuyla bakan, hatırdan çıkmayacak kahverengi, derin gözleri vardı.

Dorcas Hellyer’in ifadesi
Handa çalışan hizmetçi kız, Louise ile kısa süre sohbet etmiş, sorgusunda bu konuşmayı anlatıyor.

Mr. Sampson Beckford’un ifadesi
Bölge papazıdır bu adam.

Franscis Lacy’nin ifadesi
Mr. Bartholomew / uygun bir biçimde ödüllendirilmem vaadiyle, yalnızca kendisi için bir rol oynamama ne diyeceğimi sordu.

Bu rolü oynayabilmem için yolculuk etmem ve başka sıkıntılara da katlanmam gerektiğini ve bu yolculuğun iki hafta kadar sürebileceğini, böylece kendisine olan hizmetimin yuvarlak hesap yüz guinea tutacağını ekledi.

Bana kız kaçırma olayına katılmamı talep etmeyeceğine dair şeref sözü verdi.

Hizmetimde kullanılacak bir hizmetkâr söz konusu oldu / David Jones, Farthing adıyla bu sayede kafileye katıldı.

Hizmetçi kız / genç hanımefendinin sırdaşıydı ve mektuplaşma içinde ona yardım ettiği için işinden kovulmuştu.

Amesbury’ye vardığımızda Mr. Bartholomew, Stonehenge’deki ünlü pagan tapınağını görmek istediğini söyledi.

Yanında kitaplarla dolu bir sandık getirmişti.

Bunların matematikle ilgili olduğunu söyledi.

(Bartholomew)
Eskiler öyle bir sırra sahiptiler ki, bunu ben de bilebilmek için sahip olduğum her şeyi verebilirim. Hayatlarının meridyenini biliyorlardı eskiler, ben benimkini hâlâ arıyorum. Öteki bakımlardan karanlıklar içinde yaşıyorlardı ama işte bu büyük ışığa sahiptiler. (s. 156)

Romalı tarihçiler bile düşmanları Druidlerin geleceği kuşların uçuşundan ve davranış biçiminden yola çıkarak okuyabildiklerini kabul etmişlerdi.

Hannah Claiborn’un ifadesi
(Louise’yi (ya da Fanny) fahişe olarak çalıştıran partoniçe)

Asıl adı / Rebecca Hocknell. Ama biz ona Fanny derdik.
Bristolluydu.
Hizmetçilik yaptığı evin oğluyla şerefini lekelemişti.
Fahişe olduğu kadar oyuncuydu da.

Oxfordshire’da bir arkadaşının malikânesinde bir sefahat âlemine davetli olduğunu söyledi.
Fanny’yi kiralamak istedi.

Mr. Francis Lacy’nin ifadesinin devamı
Mr. Bartholomew size yaşamının meridyeninden söz ettiğinde, bununla ne demek istediğini düşünüyordunuz?
Şiirsel, ancak karanlık bir metaforun düşündürebileceğinden daha fazlasını değil,
Kuşkusuz bir imandan ya da derin bir inançtan kaynaklanan bir kesinlik olabilirdi bu. Korkarım Mr. Bartholomew, dinin bu ülkenin topraklarındaki varoluş biçiminden pek az avuntu bulabiliyordu.

Dick / Mr. Bartholomew / her ikisi sütkardeş sayılırlardı.

Leonardo da Pisa’nın Liber Abacı adlı kitabı / Mr. Bartholomew bu oranlar yasasını doğada her yerde bulmak istiyordu.
…bu yasaya pyllotaxis adını veriyordu.
Son derece asal bir özellik taşıyan bu düzenin, hem geçmiş hem de gelecek, dünya tarihinde de bulunabileceğine inanıyordu.
Dolayısıyla bu düzen tümüyle aydınlığa kavuşturulabilmiş olsaydı, geçmişin kronolojisi açıklanabildiği gibi geleceğin kronolojisi üzerine de matematiksel olarak kehanette bulunulabilirdi. (s. 205)

David Jones’un ifadesi
Kafile handan ayrıldıktan sonra neler yaşandı, bu soruya verilen ilk cevaplar Jones’un ifadesinde karşımıza çıkıyor.

David Jones: 36 yaşındayım
Ben çenesi düşük, abuk sabuk konuşan bir yol arkadaşı rolünü oynayacaktım.

Mr. Bartholomew’ın gerçekte kim olduğunu biliyorum.
Bir sırrı paylaşmaktansa insan elini ısırgana kaptırsın.

1 Mayıs sabahı / çalılıkların arasında gizlenerek onları gözetlemeye koyuldum.

Louise kendine bir mayıs tacı yapıyordu.

Dick elleriyle bir işaret yaptı / şeytanın boynuzları işareti.

Birlikte tepeyi tırmandılar.

Bulundukları yerden biraz daha yukarıda bir kadın vardı, onlar şimdi kadının önünde diz çökmüşlerdi.
Sanki gümüş gibi bir şeydi giydiği, bir erkek gibi duruyordu.

Çimenlerin üstünde el ele mağaraya doğru ilerlemeye koyuldular.

Beyefendi sanki büyük bir kişinin huzuruna çıkar gibiydi…

Mağaraya girdiler.
…içeriden gelen bir kadın çığlığı / ses boğuktu

Yarım saat sonra / iki koca kara kuzgun gelip, mağaranın bulunduğu kayalığın üzerine tünedi.

Bütün gün bekledim ve sonunda Dick dışarıya çıktı, ardından kız çıktı ama beyefendi çıkmadı.

Küçük bir duman / hiç de hoş olmayan bir koku çıkarıyordu.
Mağaranın ağzından kulaklarıma kadar ulaşan bir ses / oğul vermiş arıların çıkardığı sese benzeyen bu ses çok zor işitiliyor…

Dick koşarak dışarıya çıkıverdi / geriye dehşet dolu bir bakış attı. Benim göremediğim bir şeyi görür gibiydi / tabana kuvvet koşmaya başladı.

Yarım saat sonra / kız göründü / doğduğu günkü gibi çırılçıplaktı.

Yanına vardığımda, gözlerini kapatmış, ağlamakta olduğunu gördüm.

Yarı baygın bir halde, maggot, yaratık deyip duruyordu.

Gece olmadan buradan uzaklaşmazsak bizi güçlerinin etkisi altına alacaklar.
Beyefendiye ne olduğunu sordum / O şeytana gitti dedi.

“Bristol’e gitmem gerek, çünkü annem ve babam orada yaşıyorlar” dedi.

Artık dayanamıyorum diye bağırıp duruyordu.
Sanki çok üşüyormuş ya da vücudunu ateş basmış gibi titriyordu.

“İsa benim içimde geri döndü” dedi.

Şu anda dostuz Farthing, dostluk ile yalan iyi geçinen şeyler değildir.

Kız, beyefendi ile ilk kez bir ay önce Claiborn’un evinde tanıştığını söyledi.
Vücudundaki büyük bir kusurdan dolayı ıstırap çektiğini söyledi. Yine de (…) bu işin kendi önünde yapılmasından belli bir haz duyabiliyordu.

Stonehenge / pagan tapınağına doğru at sırtında ilerlemişler.
Kızı tapınağın merkezine götürmüş.
Dimdik duran öteki taşlar arasına yatay olarak yerleştirilmiş büyük bir taşa işaret etmiş ve ona taşın üzerine uzanmasını söylemiş.

Gece karanlığında sanki oradan koskoca bir şahin geçmiş gibi, hışırtılı bir ses duymuş…
Göz alıcı ışıltı seli içinde, üstünde, taş bir direğin tepesinde tıpkı bir heykel gibi duran bir siluet görmüş.

Şimşekten bir ya da iki saniye sonra her yanı sıcak bir hava dalgası sardı…

Bu dalga, leş kokusuna benzer, insanın burnunu sızlatan pis bir koku çıkarıyordu…

Tekrar mağarada olanlara dönüyoruz
Gümüşi elbiseli kadın / kadın onlara birdenbire bir büyünün eseriymiş gibi gözükmüş…

Kız mağaranın içinde / ateşin yanında çok çirkin iki yaşlı kadınla, onlardan daha genç bir başka kadın görmüş.

En genç olanı / gümüşi elbiseli kadınmış.
Elinde bir körük tutuyormuş. Bir diğeri yanında, koskoca kara bir kedi ve bir kuzgunla birlikte yerde oturuyormuş. Üçünün arkasında koyu renkli bir harmaniye bürünmüş yüzü maskeli biri duruyormuş.
Şeytan’mış o…
Bezzle Bob’muş gördüğü
Beyefendi, kendisinin anlayamadığı bir dilde konuşmuş.
Büyücüler tıpkı keçiler gibi kekre pis bir koku salıyorlar
İki büyücü kadın / kızı soyup zorla yere yıkmışlar.
İblis / kızın üzerine çökmüş / kız bayılmış.

Sonra gözlerini açmış / genç büyücü kadınla beyefendi Şeytan’ın önünde damatla gelin gibi çırılçıplak duruyorlar ve şeytan onları evlendiriyor / onlara cinsel organını öptürüyormuş.

Büyücü kadın şurup gibi bir şey getirmiş.
Kız uykuya dalmış.
Gerçekte düş olmayan bir düş görmüş.
Gördüğü bu düşte, duvarları göz alabildiğine duvar halılarıyla kaplı bir soylu evinin koridorunda ya da galerisinde yürüyormuş.

Kız Şeytan’la yarenlik ederek ve onunla çiftleşerek azizliğe erişiyor…
Bu hikâyenin tek bir sözcüğüne bile inanan asılmaya müstahaktır.

Yaratık konusunda neler söyledi kız?
Bu yaratığın düşünde gördüğü şeytanın galerisindeki duvar halılarından biride olduğunu söyledi.
O halıda kurtçuklar kaynaşan genç bir hanımın cesedini görmüş,
Kurtçuklarda bir tanesi dev boyuttaymış (s. 281)

Babanın adı Amos Hocknell, annenin ise Martha
Hocknell, dinî görüşlerinde olduğu kadar siyasal görüşlerinde de ele avuca sığmaz yaygaracı bir adam.

Genç kadının hizmetçi olarak çalışmaya başladığı evin oğlu olan Henry Harvey adındaki biriyle zina yapıp suçlunun ortaya çıkmasından beri Quker mezhebinden olan tüm kişilerce kayıp bir insan olarak görüldüğünü söylemiş. (s. 295)

Kız bulundu / John Lee adındaki bir demirciyle evlenmiş
Lee de bir Quaker’mış.

Günümüzde yoksulluk çoğu kez ahlaksızlığı çağrıştırır.

Rebecca Lee’nin ifadesi
Bristol şehrinde 1712 yılının 5 Ocak günü doğdum.

Anne ve babanız, günahlarınızı bağışladılar mı?
Dinlerine gerçekten çok bağlıydılar, bu yüzden de beni bağışladılar.

İstediğin şeye inan. Hangisi daha utanç verici? Benim suskunluğum mu, yoksa seni ilgilendirmeyen şeylere burnunu sokman mı?

Bu piçi kimden peydahladın?
Beyefendinin uşağından.

Devonshire’daki o mağarada Şeytan senden faydalanmamış mıydı?
Ben ona inanabileceği bir şeyi söyledim.

İman içinde yaşayanlar paylaşmasını da bilmelidir. Biz böyle diyoruz, böyle yapıyoruz.

Bu iki adamın yine de tek bir ruhları varmış…

Bizler istediğimiz için değil, günah işlememiz gerektiği için günah işleriz, tıpkı nefret etse de efendisinin iradesine boyun eğmesi gereken bir köle gibi.

Yeterince çok düşünseydim, kuşkulanabilirdim. O zamanlar bütün görebildiğim benim kendi çıkarımdı.

Beni taşın üstünde diz çökmeye zorladılar.
Büyük bir hışırtı oldu. Tıpkı kanat sesi gibi bir ses ya da uğuldayan şiddetli bir rüzgâr…
Sonra bir sessizlik
Bu duraklama anında havaya öyle bir koku yayıldı ki anlatamam.
Birdenbire her yanımız yukarıdan gelen ışıkla kaplanıverdi.
Derken onları gördüm / on beş adım ötede / genç bir adam ile yaşlı bir adam ayakta durmuş bize bakıyorlardı. (s. 347)

Dick / beni en çok seven oydu / sözcüklere dökemese de beni bütün kalbiyle o tuhaf kalbiyle seviyordu. (s. 355)

Hiçbir izlenim edinmediniz mi / uşağın efendi ve efendinin de uşak olduğu durumdan.

Lord B.
Beyefendi’nin soğukluğundan, tensel zevklere baskın çıkan kitap ve çalışma düşkünlüğünden söz etti.
Kuşkulanılan gerçek, daha az gerçek değildir.

Artık korkmak için çok geç
Dick beni mağaraya götürdü.
Beni durdurarak sol yanıma doğru döndürdü.
Yaratık / kurtçuk
Mağaranın en dipteki kısmında, havada yüzüyordu, şişip şişip koskoca olmuş bir kurtçuk gibi bir şey, kar gibi beyazdı.

Üç araba kadar büyüktü, hatta daha büyüktü.
Koskoca bir göz bulunan başı daha da büyüktü.
Bir insan boyunun iki katı yüksekteydi.

Sen bir fahişenin ne olduğunu bilir misin Yargıç Ayscough? Erkeklerin bütün kadınların olmasını istediği şeydir fahişe, çünkü böylelikle kadınlar hakkında düşünebilecekleri kötülükleri daha kolay düşünebilirler. (s. 383)

Kurtçuk yavaş yavaş bir tüy gibi yere inmeye başladı. Karnı yere iyice yapışıncaya kadar indi. Sonra o karından, uçlarında siyah kocaman ayaklar bulunan ince bacaklar çıktı.
Kurtçuk / yere konduğunda orta kısmında bir kapı açıldı.
Aşağıya doğru üç ya da dört basamaklı bir merdiven iniverdi.

Bacaklar, harman değneği kalınlığındaydı.

Kapıda birisi göründü.
Gümüşi elbise giymiş kadındı bu. Elinde beyaz bir çiçek demeti vardı.
Arkada daha yaşlı başka bir kadın belirdi.
Sonra bir başka kadın, o daha yaşlıydı.
Ana, kız ve torun
Aralarındaki yaş farkına rağmen yüz çizgileri birbirine tıpatıp benziyordu.

Yaşlı olanın elinde siyaha yakın koyu mor bir çiçek demeti, anne olan da ise kırmızı renkte bir çiçek demeti vardı.
Sonra diğer ikisi ona doğru döndüler. Anne’de birleştiler. Elinde üç ayrı çiçek demeti vardı.

Kadın, beyefendiyi kucakladı.

Ellerimi tuttu ve beni ayağa kaldırdı.

Beni kurtçuğa doğru götürmek istedi.
Gümüşi renkli merdivenleri çıktım.
Her çeşit renkte taş vardı.
Hanımefendi  / değerli bir taşa dokundu ve kapı gizli bir mekanizmayla açıldığı gibi kapandı.

Odanın dibinde / başka pencere görünüverdi bu pencere üzerinde bir kuş gibi uçtuğumuz büyük bir kente açılıyordu.

Son derece güzel bir şehirdi.

Bize gösterilen bu ışıltılı toprağa ben, Sonsuz Haziran diyorum.

Sonunda ot ve çiçeklerle kaplı bir çayırlıkla yere konduk.

Bizi beklediğini gördüğüm / eli hâlâ benim elimi tutan kadındı.
Dışarıda da gözükmesine ve farklı beyaz bir elbise giymiş olmasına rağmen, yanımda sessiz sakin oturuyordu.

Görüntü olarak gerçek ruh yoktur ve hiçbir görüntü de gerçek ruhun görüntüsü olamaz.

Orada, otların arasında sırt üstü uzanmış olarak ikizi yatıyordu.
Bu iki adam gerçekte tek bir kişiydi / Yüce Efendimiz İsa

Omzuna yaslandığım kadının kim olduğunu hâlâ bilmiyorum.

Varlığı olmaksızın Tanrı Baba’nın eserlerini gerçekleştiremeyeceği, bazılarının Kutsal Ruh diye adlandırdığı kişiydi. Kutsal Bilgelik Ana’ydı.

Kurtarıcımız İsa’nın vaat ettiklerini gerçekleştirecek olan. İsa’nın hem annesi, hem Dulu, hem de Kız kardeşiydi o.

Kutsal Bilgelik Ana’nın baba uzattığı meyveyi almak için o cennet gibi çayırda koşmaya başladım / birdenbire her şey karardı, her yer zifiri geceyle kaplandı. Işık yeniden geldi ancak bir daha asla görmek istemeyeceğim bir sahneyi aydınlatarak geldi.
Oluk gibi kanın aktığı umutsuz bir savaş sahnesi.
Deccal ile birlikte korkunç bir hapishaneye tıkılmıştım.
Orada, her sahne bir öncekinden daha kötüydü.

Her şeyi silip gizleyen Tanrı / bir sessizlik / ve odanın dibinde beyefendiyi fark ettim.
Üzerinde Sonsuz Haziran’dakilerin giydikleri ipekten gömlekle pantolon vardı

“Beni unutma Rebecca, beni unutma.”

Uyumak ihtiyacı hissettim ve uyudum…

Peki, nerede uyandın?
Girdiğimiz mağaranın zemininde duran sert bir yatağın üzerinde…

 Kurtçuk / gitmişti. (s. 410)

James Wardley’in ifadesi
Ten hazları, tensel doğa Deccal’in evidir ve biz oraya hiç girmeyiz. Bizi onun zincirlerinden özgür kılan şey iffettir. (s. 427)

Kanunlar resmi kiliseye ve onun otoritesine itaat ister.
Evet, Roma Kilisesi de eskiden resmi kiliseydi.
İnsanlar etten kemikten yaratılmışlardır ve etten kemikten yaratılmış bir şey doğuştan yozdur. (s. 430)

Suç, kanıtlanabilen ya da kanıtlanamayan bir gerçektir. Günahı yargılama ise yalnızca Tanrı’ya düşer.
Günah bir kez suça dönüştü mü, Papacıların Engizisyonu gibi, bundan büyük bir tiranlık çıkar. (s. 434)

Onun çocuğunu taşıyorum ama kalbim yine de onun ölümüne seviniyor; kendim için değil onun için seviniyorum.

Sondeyiş
Çocuk gerçekte 29 Şubat 1736’da doğdu.

A Maggot
Türkçeleştiren: Serdar Rifat Kırkoğlu
Ayrıntı Yayınları
2000

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder