1 Ağustos 2015 Cumartesi

Nikos Kazancakis - Assisili Francis

Nikos Kazancakis - Assisili Francis

Peder Francis, benimle ilk karşılaştığın zaman, yüzü gözü kıllarla kaplı zavallı bir dilenciydim.

Bana Birader Leo adını taktın.
İzlediklerini ancak bir aslan elde etmeye çalışır.

Evlenmedim, çocuklarım olmadı, çünkü Tanrı’yı arıyordum.

Herkes güldü bana, uçurumun kıyısına varıncaya dek ittiler.
Gerçekten insan, toprak demektir.

Hey, hayır sahibi Hıristiyanlar, dedim.
…kim sadaka verebilir bana?
Pietro Bernadone’nin oğlu Francis, meşhur “avucu delik” sana sadaka verir.

(Francis) “…hiçbir eksiğim yok”
…size acıyorum efendim, dedim.
Cennet içimizdedir genç efendimiz, diye tekrarladım.

(Francis) “bana cennetten söz etme, belki senin içindedir ama benim içimde değildir.”

Sevginin en alt basamağındaki bir başarı, Tanrı’ya götürecek yolu şekillendirmeye yardım eder.

(Francis) “evliya olmak, dünyaya ait her şeyden başka, Tanrısal olan her şeyden vazgeçmek demektir.”

Alfabenin harfleri, kurnaz, arsız şeytanlardır onlar…

Dua bitince nefesim kirlenmesin diye kimseyle konuşmadan hücreme koştum.

Zamanla anlamaya sonra ağlamaya başlayacak, belki de dönmek isteyeceksin. Yukarılara çıkan yol cidden çok çetindir.

(Sior Bernadone) “Piskopos hazretleri, benim şu oğlum aklını kaçırdı.
… son zamanlarda (…) kiliseleri onarmaya merak saldı.
Onu evlatlıktan reddediyor, mirasımdan mahrum bırakıyorum.”

(Francis) “…oğlu yok artık, benim de babam yok. Ödeştik!

Nereye gidiyoruz Birader Francis, diye sordum.
Cennete, dedi.

Başkalarını günahlarından kurtaramazsak, biz nasıl kurtulabiliriz?

…hazineyi ne yapayım?
(Francis) “…bu çok ciddi bir sorun, Birader Bernard (…) kiliseye gidip Tanrı’ya soralım.

(Sior Pietro, Bolonya Üniversitesi’nin tanınmış hukuk profesörü) “buraya gelmeden önce bütün kitaplarımı, yazdığım yazıları ateşe attım.”

İnsan incecik bir altın zincir bile alıkoysa, ağırlığı ruhunun yükselmesini önleyecektir.

Yoksul olan, çıplak olan gelsin, Tanrı adına mallarımı dağıtıyorum.

Assisi’nin işe yaramaz iki serserisi gelip Francis’in elini öptüler. Kardeşliğe kabul edilmek istediler. Biri Sabbatino’ydu, diğerinin adı Capella. (s. 143)

Gün geçmiyor ki (…) bir kişi çıkıp Francis’in ayaklarına kapamasın.

(Cortonalı Elias Bombarone) “Francis’i arıyorum. Bolonya Üniversitesi’ni bitirdim.
Büyük işler yapmak istiyorum.
(Francis) “Bir tarikat kurmak üzere değil, ruhlarımızı kurtarmak çabasında bulunmamız için topladım rahipleri etrafımda. Biz cahil insanlarız. Sen ki eğitim görmüşsün, aramızda ne işin var?”

Adım Masseo, sürücüyüm (…) nereye götürmemi istiyorsunuz?
(Francis) “ben de sürücüyüm Birader Masseo, insanları yeryüzünden alıp cennete götürüyorum.”

Gelin nerede?
(Francis) “göremezsin Birader Leo, çünkü gözlerin açık. Gözlerini kapa, o zaman onu göreceksin.

Sokaklardan aldım seni, gelinim olarak seçtim seni. Sevgilim ver elini bana!

Yaz Birader Leo (…) hepsinden üstün sevgidir.

Yazdım.
Francis, yazının altına imzasını alttı: Francis, Allah’ın Fukarası.

Yakınlaştıkça Roma’nın güçlü böğürtüsünü daha iyi duyabiliyorduk.

Papa’nın bekleme odasında beklediğini görüyorum. Sabahtan akşama kadar bekledik.
İsa Peygamberi görmemiz daha kolay olacak, demiştim bıkkınlıkla üçüncü gün.

Kutsal Peder, dedi Francis.
Papa ağır ağır başını kaldırdı. “Bu ne pis koku” diye haykırdı.

Yoksullukla evlenmek isteyen rahipleriz. Evliliğimizi takdis etmenizi, bir de vazetmemize izin vermenizi rica etmeye geldim kutsal peder.
Ne vazedeceksiniz?
Mutlak yoksulluk, mutlak itaatkârlık, mutlak sevgi… (s. 186)

Neden böyle vazetmek arzusundasın?
Uçurumun kenarına vardığımızı sezmekteyim çünkü.

…kötü haberler getirdim Birader Francis,
Elias yasanızı değiştirmek istiyor.

Rüyalar Tanrı’nın gece kuşlarıdır.

Doymak bilmeyen hayvanı, benliğinizi Tanrı’nın sevgisine teslim edin. Cennete “ben” denilen şey giremez.

Sultan! Sultan! diye bağırdı Francis, minareleri göstererek.
Bizi iyice patakladılar.
Aralarına alıp sultanın sarayına götürdüler.

Kimsiniz, diye sordu Sultan.
Hıristiyanız, dedi Francis, İsa bizi yolladı, çünkü size acıyordu…

Sultan güldü,
Yiyecek verin bunlara (…) sonra götürün gitsinler kendileri gibi puta tapan softaları bulsunlar. (s. 229)

Sessizce yolumuza devam ettik.

Haçlıların çadırlarını kurdukları ovaya indiğimizde (…) Savaş yeniden başlamıştı.
Yanan evlerin, insan vücutlarının dumanı gökyüzünü kaplamıştı.

Birader Leo, Tanrı’ya dua ettiğimizde, hiçbir şey, hiçbir şey elde etmeye çalışmamalıyız. Zaman geçtikçe, O’nun bütün sızlanmalara, yalvarmalara aldırmadığını anlamaya başladım.
Şöyle seslenmekte: “Doğru yolda değilsin!” Doğru yol hangisi Birader Leo? Hâlâ bilemiyorum. Bekleyelim bakalım, anlarız.

Rahibe Clara, tarikatımıza hoş geldiniz, (s. 255)

(Elias) Kesin yoksulluk bir engeldir yolumuzun ortasında, istemiyoruz onu,
Tam sevgi de engeldir.
Kurtlar arasında yaşamaktayız, bundan dolayı aslan olmalıyız.
Tam saflık da işimize gelmez.
Elveda Birader Francis, gidiyoruz.

Birader Elias, sürümü sana teslim ediyorum.

Gel zavallı Birader Leo, evimizden kovulduk.

Yağmur da temizdir, toprak da ama ikisi birleşince çamur olur. Erkeğin eli, kadın eline değdi mi aynı şey olur.

Geniş yol asla Tanrı’ya gitmez, dar geçitler ulaşır evine…

Bir gün küçük bir köyde mola verdik.
(Francis) sizlere vazetmemin gereği yok kardeşlerim. Sizlere cennete eriştiren yolu göstermem gerekmiyor. Yoksul, alçakgönüllü, cahil çalıştığınızdan dolayı bu yolda ilerliyorsunuz zaten.

“Asla” ve “Daima” sözleri Tanrı’ya aittir.
Yalnız o söyleyebilir bu sözleri…

Rahiplere ne oldu?
Yollarını değiştirdiler…
Ya kutsal sevgi?
Rahipler şuraya buraya dağıttılar…
Ya kutsal saflık?
O da yok oldu, öldü…

Bir yerin mi ağrıyor Peder Francis?
Evet, ağrı çeken birisi var Birader Leo.

Cennete giden en güzel yol hangisidir?
İnsanoğullarının nefreti. En kısa yol hangisidir? Ölüm…

Şükürler olsun Yüce Tanrı’ya. Ben ölürken başkası doğmaktadır.
Hoş geldin Birader Antonio. Seni takdis ediyor, erişemediğim yükseklere erişmeni diliyorum.

İnsanoğluna güvenmeyiniz sakın, yalnız Tanrı’ya inanın!
---

Türkçeleştiren: Sabiha Serim
Yalçın Yayınları


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder