8 Ağustos 2015 Cumartesi

Ioannes Scotus Eriugena

Ioannes Scotus Eriugena (815-877)
Eriugena, “Erin halkından doğan” anlamına da gelir.
Karolenj döneminde İrlanda’dan Avrupa’ya göç etmiş olan bilginlerden birisidir.
Birtakım tarihçilerin kuvvetle inandıkları şey, Eriugena’nın bir ders esnasında öğrencileri tarafından kalem saplanarak öldürüldüğüdür.
Yapıtları Patrologia Latina’nın 122. cildinde bulunmaktadır.

ERIUGENA’NIN TANRI VE YARATILIŞ ANLAYIŞI
Eriugena, Tanrı ile dünya arasındaki bağlantıyla ilgilenmiş, bunu bir tür Birlik Çokluk sorunu olarak görmüştür.

Tanrının özü insanca kavranamaz. Zamanda başlangıcı olmayan ve kendi varoluşu için “nedensiz” bir yapıdadır. Tanrı, hiçbir şekilde aklın veya duyuların nesnesi olamaz.
Eriugena, Periphyseon adlı eserinde doğayı dörde ayırmaktadır::
1) Yaratan ve yaratılmayan doğa (Creat et non Creatur),
2) Yaratılan ve aynı zamanda yaratan doğa (Creatur et creat),
3) Yaratılan ve yaratmayan doğa (Creatur et non creat),
4) Ne yaratan ne de yaratılan doğa. (Nec creat nec creatur).
Eriugena’ya göre bütün varolanlar, kendilerini yaratan Tanrı’dan uzaklaştıkları ölçüde yaratılmışlıklarını daha açık bir şekilde sergilemektedir.
Dördüncü ayrımda, bütün yaratılanlar Tanrı’da bir araya geleceklerinden onların yaratılmışlık özellikleri de ortadan kalkmış olacaktır.
Sonuç olarak, bu dörtlü doğa ayrımının ilkindeki Tanrı, yaratılanlar açısından bir Başlangıç; dördüncüsü de gene yaratılanlar açısından bir Son olarak düşünülebilir.

İncil’in başında “Başlangıçta söz vardı” ifadesi yer almaktadır. Eriugena, Periphyseon’un üçüncü kitabında bu konuya değinir. Ona göre Grekçedeki “logos” kelimesini “söz” olarak çevirmek seçeneklerden sadece bir tanesidir. Logos kelimesi aynı zamanda “akıl” veya “neden” anlamlarına da gelmektedir. Dolayısıyla “Başlangıçta akıl vardı” veya “başlangıçta neden vardı” demek de mümkündür. Dolayısıyla, Eriugena’daki doğanın ikinci ayrımı olan ilahi idealar, Yaratıcı tarafından yaratıldıktan sonra, fizik dünyaya düzen verecek bir şekilde, kendi varoluşlarının altındaki bireysel nesneleri yaratmışlardır.

“Her şeyin nihai hedefi olarak Tanrı” vardır.
Eriugena’nın başvurduğu kavramlardan ikisi Grekçedeki “füsis” / φύσις (doğa) ve “ousia” / ούσία (öz) ile Latincedeki “natura” (doğa) ve “essentia” (öz) kavramlarıdır. Ona göre Grekler sıklıkla ousia için füsis kelimesini, füsis için de ousia kelimesini kullanmışlardı. Ousia’nın uygun kullanımındaki anlamı “öz”dür.
Eriugena’ya göre “ousia” “eimi” fiilinden türetilmiştir. Eimi fiili “ben-im” anlamına gelmektedir. Bu fiilin eril sıfat fiili “hon” dişili ise ousia’nın ortaya çıktığı “ousa”dır. Füsis kelimesi ise Grekçedeki “füomai” yani “doğuyorum”; “ekiliyorum” ya da “meydana getiriliyorum” karşılıklarına sahiptir. Buradan hareketle diyebiliriz ki, kendi akılsallığı içinde devamlılık gösteren her varlık bir ousiadır.

Duyulanabilir şeylerin özü, Tanrı’da zaman ve mekândan bağımsız şekilde yaşamaya devam eder. Tüm yaratılanlarda bir amaçlılık durumu hâkimdir. Grekçede “telos” hem başlangıç hem de son/amaç anlamlarını taşımaktadır. Bu yüzden, yaratılışın analiz kısmı, bütün yaratılanların başlangıcı demek olan Tanrı’ya geri dönüşün kesin bir ifadesi olarak karşımıza çıkar.

ERIUGENA’NIN İNSAN VE EVREN ANLAYIŞI
Eriugena’ya göre yaratılış kesintisiz bir süreçtir.
Eriugena’ya göre insan tek ve aynı akılsal ruh ile birleşmiş olan bedenden meydana gelir. Bu birleşmenin nasıl olduğu açık değildir. Bu birleşmiş yapı harika ve anlaşılabilir bir şekilde ikiye ayrılır. Bunlardan bir tanesinin içinde insan, Yaratıcı (Creator)’nın imgesinde (imago Dei) ve benzerliğinde yaratılır. Bu yaratılmışlığın bütün özellikleri insanı hayvani olandan mümkün olduğu kadar uzaklaştırır; hayvanlıkla ilgili hiçbir paylaşım içine sokmaz. Öte yandan, diğer kısım ise hayvan doğası ile belli türden bir iletişim kurar ve topraktan meydana gelir.

Melekler maddi olmayan, insansa maddi varoluşu sergiler. İnsan hem hayvani hem Tanrısal özellikler taşıyan bir varlıktır.
Yaratılış beş parçaya ayrılır: bir yaratılan ya bir bedendir; ya bir canlı varlık; ya duyulanabilir varlık; ya akılsal varlık veya zihinsel varlık. Bu beş parçanın hepsi de her şekilde insanda bulunur. Aslına bakılacak olursa, insan başlangıçta ilahi hakikatin seyri (temaşa) ile vakit geçiren ilahi bir varlıktı. İnsan Tanrı’nın Zihninde ezeli ebedi bir şekilde biçimlenmiş belli bir zihinsel kavramdır.

İçinde yaşadığımız dünya duyularımıza karşılık gelen bir dünyadır. Duyulanabilir nesne, kesin olarak belli bir zaman ve belli bir mekândadır; oluş ve bozuluşa tabidir.

---
Ortaçağ Felsefesi
Editör: Prof. Dr. Ayhan Bıçak & Yrd. Doç. Dr. Serdar Uslu
Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın No: 2296

Ağustos 2011

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder