8 Ağustos 2015 Cumartesi

Boethius

Boethius (480-524)
Asıl ismi Anicius Manlius Severinus Boethius’tur. Son Romalı olarak anılır. Babası, Roma’daki ünlü sülalelerden birisi olan Anicii’ye mensuptu. Çocuk yaşta babasını kaybedince, daha da ünlü bir ailenin üyesi olan Symmachus tarafından evlat edinildi. Symmachus’un kızı Rusiticiana ile M.S. 495 yılında evlendi. Grek felsefesini öğrendi. Grekçe pek çok önemli eseri Latinceye çevirdi. 510’da konsüllük görevinde bulundu. 522’de devlete ihanetle suçlanan Albinus’u savunduğu için gözden düştü ve hapse atıldı. Pavia’da mahkemesiz bir sürecin sonunda idama mahkûm edildi. Boethius’un eserleri Manlii Severini Boetii opera omnia başlığı altında 1847’de Migne tarafından yayımlanan Patrologia Latina’nın 63. Ve 64. Ciltlerinde yer almaktadır.

Boethius’un Felsefe Anlayışı ve Felsefenin Bölümleri
Boethius’un en önemli felsefe eseri Consolatio Philosophiae’dır. Eser, esas itibarıyla Sokrates’in idamını beklerkenki durumuna benzer bir görüntü oluşturmaktadır. Başına gelenlerden dolayı hapsedilmiştir ve çaresizlik içinde kıvranmaktadır. Boethius büyük bir kederle uğraşmaktayken birden çevresini şiir musaları sarar. Kendisine gelen bu ilham perilerinin yardımıyla büyük eserini yazmaya başlar. Felsefe, bir hanımefendi kılığında karşısındadır.
Görüntüdeki felsefe, her şeyden önce mükemmeldir. Capcanlıdır; ama bir o kadar da olgundur. Felsefenin zamandışı bir etkinlik olduğu, onun hep devam etmekte olan bir eylem biçimi olduğu (philosophia perennis) açıktır. Elbisesinin üzerinde iki Grekçe harf bulunmaktadır. Bunlardan theta - θ harfi elbisenin üst kısmında, pi -π harfi ise alt kısmında yer almaktadır. Theta harfi teorik felsefeyi, pi harfi ise pratik felsefeyi simgelemektedir.
Boethius, felsefe tarihinde, quadrivium’u düşünme pratiğimize sokan isimdir. Quadrivium dört matematik biliminin üst adıdır.
Boethius sadece felsefeyi değil; fakat aynı zamanda bilimleri de sınıflandırmış ve bunu da iki farklı biçimde gerçekleştirmeye çalışmıştır. Bunlardan ilk bölümlendirmeye peripatetik bölümlendirme de demek mümkündür. Bu bölümlendirme, felsefenin en başta ikiye ayrılmasını gerektirir. Felsefe “teorik” ve “pratik” felsefe olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Pratik felsefe de kendi içinde üç bölümde ortaya çıkar: Etik, Ekonomi ve Siyaset. Teorik felsefenin de üç alt kısmı bulunmaktadır: Doğa felsefesi yani Fizik, Matematik ve İlahiyat.
Matematik, kendi içinde tekrar ikiye ayrılır: Çokluk ve Büyüklük. Çokluk’un altında Mutlak Matematik ve Göreli Müzik bulunur. Göreli müziğin üç türü vardır, bunlar: Enstrümental, İnsani ve Kozmik olarak sıralanmaktadır. Büyüklük, Sabit Geometri ve Hareketli Astronomi olarak iki kısımda göz önünde bulundurulur.
Felsefe, bilginin, bütün bilginin başlangıç noktası ve kaynağı olarak görülmektedir.
Boethius, özellikle Peripatetik bilim sınıflandırmasında mantığa yer vermemektedir. Ona göre mantık, tıpkı Aristoteles’te olduğu gibi, bütün bilimler için gerekli bir araçtır; çünkü mantık, düzgün düşünmeyi ve doğru sonuçlara ulaşmayı öğretmektedir.
Mantık, retorik ve gramerin meydana getirdiği bilim topluluğuna Boethius’tan önce de trivium denmekteydi. Buna karşılık aritmetik, geometri, astronomi ve müzikten oluşan topluluğa quadrivium adını veren ve astronomi dışında diğerlerinin hepsi hakkında çalışmaları kaleme alan Boethius’tur.

Boethius’un Varlık ve Bilgi Anlayışı
Boethius’un temel amaçlarından birisi, Platon ile Aristoteles’i uzlaştırmaktı.
Boethius evreni anlamaya çalışırken bütün varolanların üstündeki Tanrı ile biçimlenen bir gerçeklik düşünmüştür. Tanrı, ona göre, salt formdur. Tanrı’nın salt form oluşu onun aynı zamanda saf varlık yani esse ipsum olması demektir.
Boethius, Tanrı ile varolanlar arasındaki en büyük ayırımın varlık (esse) ve öz (id quod est) arasındaki ayırım olduğunu düşünmektedir.
Boethius için insan ruh ve bedenden meydana gelmiş bileşik bir yapıdır. Bununla birlikte Boethius, hakikatin ruhun içinde bulunduğunu ve hakikatin araştırılması işinin ruhun içinde yapılması gerektiğini söylemiştir. Bunu da Platon’da olduğu gibi hatırlama (anamnesis) ile yapacaktır.
İnsan aklında, aklın ışığının zayıflamasından kaynaklanan bir karanlık ve bu karanlıktan dolayı saklı duran birçok kavram bulunmaktadır. İşte duyularımız, bu saklı kavramlarımızın ortaya çıkmasına neden olacak bir şekilde ruhumuzu harekete geçirecek türden bir duyusal etkileşim meydana getirmektedirler. Kavramlarımız doğuştan sahip olduğumuz yapılardır ve bunlar daha önceki hayatımızda biçimlenmiş olan içeriklerdir.
Ona göre tümeller yalın anlamda akılda yer alan kavramlar değil, kendi başlarına kalıcılıkları ve varoluşları olan gerçekliklerdir. Kendi başına kalıcılığı olan her yapıda olduğu gibi tümeller cisimsiz varoluşlardır. Cisimsiz varoluş maddesiz olduğundan üç boyutlu uzama sahip değildir. Bundan dolayı, tümellerin bireysellerin dışında varolma olanakları söz konusu değildir.
İnsanların içinde yaşadıkları düzlemde en yüksek yetiye akıl (ratio) denmektedir. Akıl dediğimiz yeti, bireylerde varolan tümel yapıyı, yani kavramı anlama ve temaşa etme yeteneğine sahiptir. Aklın üstünde anlama yetisi (intelligentia) bulunmaktadır.
Aklın altında imgelem (imaginatio) ve duyu (sensus) yer almaktadır. İmgelem maddi olmayan insan biçimini ifade etmekte; duyu ise maddi görünüm içindeki kılıkla ilgilenmektedir.

---

Ortaçağ Felsefesi
Editör: Prof. Dr. Ayhan Bıçak & Yrd. Doç. Dr. Serdar Uslu
Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın No: 2296

Ağustos 2011

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder