5 Eylül 2015 Cumartesi

Charles Sanders Peirce

Darwin’in Evrim Kuramından Pragmatizme
19. yüzyılda yaşanan bilimsel gelişmeler arasında Batı Felsefesi’ni derinden etkileyen en önemli kuramlardan birisi, hiç şüphesiz Darwin’in geliştirdiği evrim kuramıdır. Bu kuramın hem felsefî hem de bilimsel tartışmalar bakımından farklı ve köktenci sonuçları olmuştur. Örneğin, İngiliz düşünür Herbert Spencer, bu düşünce biçimini tarihe ve toplumlara uygulamış ve toplumsal Darwincilik adı verilen bir görüş geliştirmiştir. Psikoloji alanında Amerikalı psikolog ve felsefeci William James, işlevselcilik olarak adlandırılan yeni bir kuram geliştirmiştir.

Charles Sanders Peirce  (1839-1914)

Peirce, erken yaşlarından itibaren felsefeye ilgi duyar. Özellikle mantık ve olasılık kuramı üzerinde yoğunlaşır.
Darwinci evrim kuramının bazı yaklaşımlarını Hegel’in düşünce sistemine benzer, mutlak bir idealizm ile birleştirmeye çalışmıştır. Peirce, gerçekliğin özü itibariyle zihinsel bir içeriği olduğunu ve aklî bir amaca doğru devindiğini savunmuştur. Evrim kuramının beraberinde getirdiği değişim olgusunu Peirce, dile uygulamıştır.
Pragma” amel ya da fiil (edim) anlamlarına gelen Yunanca bir sözcüktür. Peirce, bu sözcüğü düşünsel olanla (kavramlar, kanılar, kuramlar vb.) kılgısal / pratik olan (edimler, eylemler vb.) arasındaki sıkı bağları ön plana çıkarmak üzere kullanmaktadır. Peirce, paragmatizim yerine bazen pratikçilik ya da eleştirel sağduyuculuk terimlerini de kullanmıştır.

İnancın Sabitlenmesi
Peirce, bir konudaki kanıların ya da inançların muğlaklıkların ya da şüphelerin ortadan kaldırılarak sabitlenmesi konusunda dört ayrı yöntemden söz etmiştir.
Bu yöntemlerden ilki, inatçılık yöntemidir. Peirce’a göre, akılcılıktan ne kadar uzak olursa olsun bu yöntemin kendine özgü bir avantajı bulunmaktadır: Bir kanıya ilişkin sarsılmaz ve değiştirilemez bir inanç beraberinde zihinsel bir rahatlık / huzur getirir. Bu yöntemde itiraz eden bir kişinin kendisinden şüphe duymasına neden olan temel etken nedir? Peirce’a göre bu “toplumsal bir dürtü”dür. Bizler, diğer bireylerin görüşlerinden etkilenen varlıklarız.
Peirce’ın ele aldığı ikinci yöntem, otorite yöntemidir. Peirce, bu yöntemin kanıların ve inançların sabitlenmesi konusunda ilkine göre daha etkili olacağını düşünmektedir.
Peirce, üçüncü yöntemi iki farklı biçimde adlandırır: doğal tercihler yöntemi ve ya a priori yöntem. Bu yöntemde esas olan, farklı biçimlerde ifade edilse de aşikâr olanı kabul etmektir. Söz konusu “aşikâr olan”, “akla uygun - makul”, “açık ve seçik” gibi ifadelerle anlatılabilir. Tarih göstermiştir ki bir kişiye apaçık gelen bir şey bir başkası için hiç de öyle olmayabilir.

Tüm bu yöntemler işe yaramadığına göre ne yapmalıyız? Peirce’a göre aradığımız, inançlarımızın ve kanılarımızın insanî olmayan, dışsal olarak kalıcı bir şey tarafından sabitlenmesidir. Peirce’a göre bu yöntem, bilim yöntemidir.

İnanç ve Şüphe
İnancımızı sarsan bir şeyle karşılaşıncaya dek, inanca sahip olmaktan dolayı bir rahatsızlık duymayız. Bununla birlikte inanç, bir tür alışkanlık gibidir. Bir inanca sahip olmak, sizi belli bazı şartlar altında, belli bazı davranışları sergilemeye hazır ya da yatkın hale getirir.
Buna karşılık şüphe etmek, bir belirsizlik durumuna işaret eder. Peirce şüpheden kurtulma ve inancın o tatmin edici rahatlığına ulaşma sürecini soruşturma (inquiry) olarak adlandırır.
Peirce soruşturmanın üç özsel özelliğinden söz eder: bir uyaran; bir amaç ya da sonuç; bir de yöntem. Soruşturmanın uyaranı şüphe; amacı kanaatlerin bir karara bağlanması; yöntem ise bilimin ta kendisidir.
Peirce, Descartes’ın sergilediği gibi köktenci bir biçimde her şeyden şüphe etme yöntemine karşıdır. Peirce’a göre bu tarz bir şüphe, felsefecilerin şüpheleniyormuş gibi yapmalarından ibarettir.
İnançlarımız bizim için iş gördükleri sürece onları sorgulamak için de bir sebebimiz yok demektir. Yapmamız gereken inançlarımızı iyileştirmek ve gerçek şüphelerden arındırmaya çalışmaktır.

Doğruluk ve Gerçeklik
Peirce, bir şüphe ortaya çıkmadığı sürece tüm inançlarımızın doğru olduğunu düşünme eğiliminde olduğumuzu belirtir. Bu bağlamda Peirce “doğru” ile neyi kastettiğimizi tartışmaya girişir. Doğruyu, mutlak bir sabitliğe gitgide yaklaşan bir inanç olarak düşünülebiliriz.
Sahip olduğumuz inançlardan ve kavramlardan bağımsız olarak bir olguyu kendimize sunamayız. Dolayısıyla ancak, mevcut bazı inançlarımızla diğer bazı inançlarımızı karşılaştırabiliriz. Tüm inançlarımız ve kavramlarımız, diğerlerine bir ölçüde bağımlıdır. Bir bakıma, inançlardan bağımsız saf ve dolaysız bir olgu yoktur.
Peirce’ın yaklaşımında doğruluk, inanç ve şüphe cinsinden tanımlanmaktadır. Doğru bir inanç, sabitlik kazanmış bir inançtır.
Herhangi bir konuda araştırma yapanların, azimli bir biçimde bilimsel yöntemi izlerlerse, nihaî olarak üzerinde anlaşacakları inançtır.
Peirce’a göre gerçeklik, herhangi birinin, onların ne olduklarını düşünmesinden bağımsız olarak şeylerin sahip oldukları özelliklerdir.

Anlam
Peirce’a göre dil, çocukken öğrendiğimiz ve başkalarına öğrettiğimiz toplumsal bir uzlaşımdan ibarettir. Eğer anlam, kamusal ve paylaşılabilir bir şeye dayanmasaydı, dilin öğrenilmesi ve öğretilmesi olanaklı olmazdı. Peirce’a göre anlam, sabit bir olgu değildir.
Anlamlar ne yaptığımıza, neyi hangi yöntemle ve ne ölçüde açıklığa kavuşturduğumuza bağlı olarak değişebilir. Dil, Peirce’a göre, evrime tâbîdir.

İşaretler
Bir işaret, bir yorumlayana göre bir nesnenin yerine geçer.
Peirce bir işaret ile işaret edilen nesne arasında üç farklı tür bağıntı bulunduğunu ifade eder. Peirce ilk olarak indekslerden (veya bağlamsal göstergelerden) söz eder. Bu durumda, işaret ile işaret edilen arasında nedensel bir bağıntı mevcuttur. İkinci olarak ikonlardan (veya görüntüsel göstergelerden) söz eder. Bu durumda, işaret ile işaret edilen nesne arasında bir benzerlik bağıntısı bulunmaktadır. Son olarak sembolleri (veya simgesel göstergeleri) ayırt eder. Bu durumda ise işaret eden ile işaret edilen arasındaki bağıntı, uzlaşımsal ya da rastlantısaldır.

---
Darwin’in Evrim Kuramından Pragmatizme
Çağdaş Felsefe I
Yrd. Doç. Dr. Ahmet Ayhan Çitil
Anadolu Üniversitesi Yayınları, Yayın Nu: 2446
Eskişehir, Nisan 2012


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder