30 Mayıs 2015 Cumartesi

David Hume

David Hume (1711-1776)
Edinburgh Üniversitesinde klasik diller ve felsefe okudu. 1734-37 yılları arasında İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme’yi (A Treatise of Human Nature) kaleme aldı. Yapıtıyla dinsizlik suçlamasına uğradığı için, hiçbir üniversiteye kabul edilmeyince bir generalin sekreteri olarak 1745-49 yılları arasına Avrupa’yı dolaştı.

Hume’un Bilgibilimi
Hume, İngiliz empirizmini en uç noktalara dek taşımıştır. Bilimsel yöntemin doğası, ona evrenin tüm problemlerini çözmek için yeterli görünüyordu: İnsan zihninin işleyişini de böyle bir yöntemle açıklamak istedi. Bunun için bilimsel yöntemin yeterli olmayacağını fark etti. Böylece akla gösterdiği güveni terk edip sağduyu yöntemine bel bağladı.
Ona göre de (Locke ve Berkeley gibi), tüm zihin içeriğimiz bize duyularımız ve deneyimlerimiz aracılığıyla verilmektedir. Zihnimizde bulunanların tümü algılardır (perceptions); zihindeki bu algılar, iki form içinde bulunur; bunlar izlenimler (impressions) ve idelerdir (ideas). İdeler, düşünce, kavram gibi zihinsel içeriklerdir. İde, bir izlenimin salt bir kopyasıdır. Acı hissetmek bir izlenimdir; bu acının anımsanması ise bir idedir. Her idenin bir izlenimi olmayabilir (hayalde sınır yok ne de olsa). Hume bunun duyular ve deneyim tarafından verilen materyalin zihin tarafından yerini değiştirme, eksiltme, birleştirme gibi edimlerinin bir ürünü olarak gerçekleştiğini açıklar. Hume, Tanrı idesi bile bu şekilde test edildiği zaman, zihnimizde insanlar arasında deneyimlediğimiz iyilik niteliklerini ve erdemi “sınırsızca büyütmek” suretiyle bir Tanrı idesi oluşturmak yoluna gittiğimizi söyler.
Zihin izlenimleri aldığı zaman bunlar iki biçimde yeniden ortaya çıkabilirler; birincisi bellekte anımsama yoluyla ortaya çıkmaları, ikincisi de imgelemde imge olarak ortaya çıkmalarıdır.
Bellekte ideler arasında ayrılmaz bir bağıntı olduğu halde, imgelemde böyle bir bağıntı yoktur. Yine de ideler arasında bir “birleştirici ilke,” bir idenin doğallıkla bir başkasını getirmesini sağlayan bir çağrıştırma özelliği vardır. Hume’a göre zihnimizin çağrışım mekanizması benzerlik, zamanda ve uzayda bitişiklik ve neden-etki bağı olmak üzere üç biçimde çalışır. Hiçbir zihinsel işlem yoktur ki bu ilkelere dayanarak açıklanmasın.
Hume düşünmenin işlemlerini üç başlık altında ele alır: ilişkiler, kipler ve tözler…
Nedensellik ilkesi tüm bilgilerimizin geçerliliğinin kendisine dayandırıldığı temel bir ilke olarak kabul edilir. Hume’a göre deneyim bize nesneler arasında üç ilişki gösterir; yakınlık ya da ardardalık, zamanda öncelik ve sürekli birliktelik. Bunların üçünde de A nesnesiyle B nesnesi arasındaki ilişki zorunlu değildir. O halde nedensellik nesnelerde gözlemlenen bir nitelik değil, A ve B örneklerinin tekrarlarından üretilen bir çağrışım alışkanlığıdır.

Hume bilgi türlerini ikiye ayırır: ideler arası ilişkilere dayananlar ve olgulara ilişkin olanlar. Birinci grup mantık ve matematik bilgilerini içerir. Bu bilgiler ya sezgisel (intuitif) ya da tanıtlamalı (demonstratif) olarak doğrulukları gösterilebilen bilgilerdir. Olgu konularına gelince; olgular arasında zorunlu bir etki bulunamadığına göre bu alanda kesin bilgiden söz edilemez. O halde fizik, kimya, biyoloji gibi doğa bilimlerinin sağladığı bilginin kesinliği kuşkuludur.
Hume’un bu köktenci empirizmi onu, cisimlerin ya da nesnelerin bizim dışımızdaki sürekli ve bağımsız varlığını doğrulayacak hiçbir yol ya da yöntem bulunmadığını onaylamaya götürdü.
İmgeleme gücümüz izlenimlerde sabitlik ve tutarlılık gibi iki özellik yakalar. Buna dayanarak imgelem, bize onları görsek de görmesek de onların aynı düzen içinde kalacağını düşündürür.

Hume herhangi bir ben kavramına sahip olduğumuzu kabul etmez. Bunun paradoksal bir durum olduğunu öne sürer. “Ben” demekle ne demek isteriz? Bu ide hangi izlenimden türetilmiş olabilirdi? İnsan deyince geriye kalan şey, ona göre, farklı algıların bir toplamından ya da paketinden başka bir şey değildir.
Hume, izlenime konu olamadığı için töz kavramını reddetti. Huma göre Tanrı’nın varlığı da inanca konu olmaktan öte kanıtlanamaz.

Bütün metafizik kurguları hedef alan eleştirel deneyci bir felsefe geliştirmiştir.
İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme adlı eserinde ahlak felsefesinin iki ayrı tarzda ele alındığını belirtir. Bunlardan birine göre insan eylem için doğmuştur. Buna göre davranışlarının ölçüsü de kendi duygularıdır. Akılcı filozoflar ise insanı akıl sahibi bir varlık olarak merkeze alarak davranışlarından ziyade anlama yetisini incelemeye hatta onu biçimlendirmeye çalışmışlardır. Hume’un amacı bu iki görüşü bir senteze ulaştırarak kendi bilimler sistemini kurmaktır.

İdeler ve İzlenimler
İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme’nin ilk bölümünde idelerin kaynağını araştırır. Araştırması bir çeşit algı kuramı ortaya koyar. Olguya güçlülük, canlılık gibi nitelikler atfeden algıları düşünceler ya da idealar (ideler) şeklinde adlandırır.
İzlenimler ise algılarımızın hepsini kapsar. Düşünmenin bütün malzemesi, iç ya da dış duygumuzdan gelmektedir.
Hume’a göre, ideler düşüncelerdir, her hangi bir şekilde bir ideyle bağlantılı olmayan hiçbir kelime, anlamlı bir şekilde kullanılamaz. Zihin idealar arasındaki “benzerlik, zamanda ya da yerde yakınlık, neden ya da etki, bağlantı ilkeleriyle ideaları birleştirebilir, daha karmaşık idealar ve düşünceler ortaya koyabilir.
Hume’a göre insan aklının ikinci temel nesnesi olan olgu sorunları hakkındaki akıl yürütmelerimizin hepsi neden, etki ya da nedensellik ilişkisine dayanır.

Hume, tümevarımın temellerini de sorgular. Ona göre, böyle bir sonuca, akıl yürütme süreciyle ulaşılamaz. Çünkü bütün akıl yürütmeler, tanıtlama ve ide ilişkileri hakkındaki akıl yürütmeler ve moral veya olgu sorunlarıyla var oluş hakkındaki akıl yürütmeler olmak üzere iki çeşide ayrılabilir. Hume’un bilgiyi, bu şekilde sınırlaması Hume Çatalı olarak bilinir. Hume çatalına göre, ide ilişkileriyle ilgili olan bilgi türü, hiç deneye ve gözleme dayanmayan (a priori) önermelerden meydana gelir ve dünyaya ait bilgimizi arttırmayan analitik bilgi türüdür. Olgu ilişkileriyle ilgili olan bilgi türüyse tamamen deneye ve gözleme dayanan (a posteriori) önermelerden meydana gelir ve dünyaya dair bilgimizi arttıran olası bilgi türüdür.
Hume için gerçekten var olduğundan ve bilgisinden emin olabileceğimiz tek şey izlenimlerdir.

Hume’un Etik Görüşü
Hume için etiğe ilişkin temel olgu ahlak yargılarının sadece akıl tarafından değil, sempati-duygudaşlık duygusu tarafından düzenlenmiş olmasıdır. Aklın ahlakta oynadığı rolün sınırları olgu konuları ve ilişkiler üzerine yargılarda bulunmaktır. Ona göre, sempati duyarlılığı ya da duygudaşlık insan doğasında kendisinden daha geneli olmayan bir ilke olarak alınmalıdır.
Yararlı olan ve zararlı olan arasındaki ayrım, en temel etik ayrımdır; eğer bir şey yararlı ise o etik duygunun kaynağıdır.
Adalet ilkesinin yararı kişisel kazancı korumasıdır. Bu nedenle kamusal yararın adaletin biricik kökeni olduğunu söyleyebilecek duruma gelir. Adaleti bir etik erdem niteliği yapan şey ve tersine adaletsizliği yapan şey, kişisel çıkar değil, daha çok bir sempati duygusudur.

Hume’un Politik ve Ekonomik Kuramı
Tüm politik problemlerin çözümünde yarar ilkesini öngörür.
Toplumsal sözleşme görüşünü eleştirir, çünkü gereksizdir.
Hiçbir durumda insan mutluluğu feda edilmemelidir; araçlar amaçlara baskın olmamalıdır.
Dünyadaki her şey emekle satın alınır ve sadece tutkularımız emek harcamanın nedenleridir.
---

Modern Felsefe I
Prof. Dr. Sara Çelik
Anadolu Üniversitesi Yayınları, Yayın No: 2588
Haziran 2012, Eskişehir

-
Zihin Felsefesi
Doç. Dr. Kamuran Gödelek
Anadolu Üniversitesi Yayını No: 2337
Ocak 2013, Eskişehir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder